e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

Bülten Aboneliği

placeholder
Yan 1-6
Yan 1-5
Yan 1-4
Yan 1-3
Yan 1-2
Yan 1-1

Anket

Kabala İlmine nasıl ulaştınız?

Sonuçları Gör

Facebook

placeholder
Yan 2-1
Yan 2-2
Yan 2-3

Modern Dünyada Kadın

Kabalistik Bakış Açısıyla – Ağustos 17, 2007

Bu röportaj, Kabalist Dr. Laitman ile Kadınlar Forumu temsilcileri arasında geçen bir dizi söyleşinin ilkidir. Bugünkü katılımcılar; televizyon muhabiri Yana Pavlidis, “İlk İzlenim” firmasının görüntü yönetmeni Yuliya Kurisheva ve “Stratejik Oyunlar Akademisi” idare müdürü, psikolog Natalia Vetr.

Bölüm 1

Yana Pavlidis: Size, günümüz kadınını derinden etkileyen ve üzen problemlerle ilgili sorular sormak istiyoruz. Kadının modern dünyadaki rolünde meydana gelen hızlı ve evrensel değişimi normal karşılamak mümkün müdür? Kabala’nın konuya bakışı nasıldır? Ve karşı karşıya olduğumuz bu ikilemin gelişi bekleniyor muydu? Ayrıca, gelecekte bizi neler bekliyor? Tüm dünyada, kadın ile erkek arasındaki derin anlaşmazlığın sebepleri nelerdir? Neden farklı yönlere gidiyoruz? Yeniden birbirimize ihtiyaç duyar hale gelebilmek için neleri değiştirmeliyiz? Kabala bu durumu nasıl açıklıyor?

Michael Laitman: Kabala, bu dünyada asıl işlevin kadına ait olduğunu söyler. Çünkü dünyanın gelişimindeki en önemli öğe, devamlılığın sağlanmasıdır ve bunu mümkün kılan da, yeni nesilleri oluşturan kadınlardır. Dünyayı nesilden nesle taşıyan kadındır. O olmadan, yeni nesillerin var olması mümkün değildir. Bunun yanı sıra, bir sonraki neslin gelişimine zemin hazırlayan da (eğiterek ve destekleyerek) kadınlar olduğundan, ilerleme ya da genel anlamda yaşam, kadınsız mümkün değildir. Bir erkek, kadınsız yaşayamaz. Kadınlar bir şekilde, yaşamlarını erkeksiz sürdürebiliyorlar. Ama kadınsız bir erkek, gerçeklikten uzaklaşıp şişmanlamaktan başka bir şey yapamıyor. Futbol ve bira üzerine kurulu bir hayat sürüyorlar.

Bu durum köklerimizden kaynaklanıyor. Çünkü yaratılış dişi karakterdedir. Asıl Yaratılan Malhut (tüm yaratılışın dişi bileşeni) idi. Erkek ise, bu dişi bileşeni yönlendirmek için (onun uğruna) var olan bir nevi yardımcı elemandır. Dünyamızın erkekleri, tamamen yanlış bir yoldalar. Asıl rolleri, kadınların yeni nesilleri geliştirmesine ve bu şekilde devamlılığı sağlamalarına yardımcı olmaktır.

Tek bir nesli doğru yetiştirmeyi başardığımızı hayal edin. Bence, erkekler bu işe karışmasalardı, kadınlar, çocukların doğru eğitilmesi için bir formül bulmakta gecikmezlerdi. Bugün yüz yüze olduğumuz ahlaki çöküşten eser göremezdik.

Kabala’ya göre, dünya kadınların etrafında dönüyor. Malhut diyetabir edilen şey, dünyanın dişi bileşenidir. Zeir Anpin (Malhut’un erkek kısmı), sadece dişi kısma yardımcı olmak, onu desteklemek ve onun arzularını yerine getirmek için mevcuttur.

Bizim dünyamız, manevi dünyaya zıt durumdadır. İnsanlar, birbirleriyle ve çevreleriyle, tamamen yanlış ilişkiler içerisindeler. Bu gördüğümüz dünya, tersine dönmüş bir dünyadır: Aslında küçük çocuklardan farkı olmayan erkeklerin, dünyanın idaresini üzerine aldığı bir dünya. Dışından bakabilseydik, tamamen tersine dönmüş bir dünyamız olduğunu görebilirdik. Kabala ise, tamamen farklı bir dünya resmi çiziyor. Erkek bileşen, dişi kısım tarafından, yine dişi kısım uğruna, doğru davranmaya yönlendirilmelidir. İşte o zaman, dünya düzelmeye başlayacak.

Bu söylediklerim kulağa pek hoş gelmiyor ve mantıksız görünüyor olabilir. Ama Kabalistler bunu, hâkimiyet sahibi Üst sistemin (bugün, bu sisteme tamamen zıt durumdayız) ifşası sonucundaki edinimlerine dayanarak söylüyorlar. Yukarıdan aşağıya inen tüm emirler, özellikle kadınları dikkate alıyor. Fakat bizim dünyamızda her şey ters. Üst Dünyanın dişi egemen doğası, erkekler tarafından egoistçe çarpıtılarak, dünyamız erkek egemen hale getirilmiş durumdadır.

Yulia Kurysheva: Peki ama ne yapabiliriz ki? Büyük şehrin gerçeklerine göre yaşıyoruz. Kadınlar aktifler ve iş hayatları var. Evlerini temizleyen yardımcıları ve çocuklarına bakan dadılar var. Erkeklerin yardımı olmadan, gerçek rolümüze nasıl dönebiliriz ki?

Michael Laitman: Evrimleşme sürecinde kadınlardan beklenen rol derken, Üst Dünyanın kanunlarıyla uyumlu gelişmeyi kastetmiştim. Bizim dünyamızda olan hiçbir şey tesadüfen ya da kazayla olmaz. Vuku bulan her şey, dünyamıza inen Üst Güçlerin eseridir. Eğer bir şey bize beklenmedik bir tesadüf gibi görünüyorsa, bu bizim algılayışımızdan ötürüdür. Sistemin tümünü, bütün etkileşimleri görebilseydik, durup dururken hiçbir şey olmadığını anlardık. Doğada böyle bir şey mümkün değildir. Aksine, her şeyin bir sebebi ve sonucu (etkisi) vardır.

Kadınların dünyamızdaki baskın rolü derken de, kadın-erkek arasında, her alanda uyumlu bir işbirliğinden bahsediyordum (doğada var olduğu şekliyle). Bir tarafın diğerini bastırmasından ya da “Ben bunu yapacağım, sen de şunu yapmak zorundasın” şeklinde bir meydan okumadan söz etmiyordum. Eşitlik meselesinin bir çeşit hastalığa dönüştüğü Amerika’da olduğu gibi olmamalı yani ilişkiler… Kadınların baskılandığı ülkelerde olduğu gibi de olmamalı… Kadınla erkek, uyumlu bir iletişim kurmalı. Bu da ancak, yeni bir neslin doğru eğitilmesiyle mümkün olabilir. Başka hiçbir yolu yok.

Kadınlar kendilerini hem işe hem de eve adamalılar. Tüm bireylerin, kendilerini keşfetmek ve gerçekleştirmek için tam bir özgürlüğe sahip olması gerekir. Tek fark davranışlarda olmalıdır. Benim üzerinde durduğum nokta bu. Kadının erkeğe yaklaşımı ve erkeğin de kadına karşı tutumu, doğanın düzenine uygun olmalıdır.

Aile ilişkilerine, çocuklarla ilişkilerimize, toplumsal ve milletler arası ilişkilere tekabül eden doğa kanunlarına aşina değiliz. Bu kanunlar mevcut ama bizler bunun farkında değiliz. Fiziksel, biyolojik kanunlar ve diğerleri; cansız, bitki ve hayvanların doğasını nasıl belirliyorsa, “insan” seviyesinde de (konuşan seviye) kanunlar var. Biz bunları bilmiyor, etkilerini göremiyor ve kendi kendimize başka kanunlar icat ediyoruz. Hâlbuki mevcut kanunları keşfedebilsek, kadınla erkek arasında öyle uyum içinde bir ilişki gelişir ki, o zaman arayış içinde geçirdiğimiz zamana fazlasıyla değdiğini görürüz.

Yuliya Kurysheva: Evlilik ve aile mefhumlarının günümüze uygun olmadığı fikrine ne derece katılıyorsunuz? Şunu söylemeye çalışıyorum; bugün, ekonomik, sosyal ve ahlaki yönden bakacak olursak, aile kurmaya ve birlikte yaşamaya yöneltecek sebep bulamıyoruz. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Michael Laitman: Kesinlikle haklısınız. Ama şunu unutmayalım ki toplumu bu hale getiren, ilişkileri ve yaşamı bu şekle sokan bizleriz. Doğal olan bu değil. Doğa, her zamanki halini koruyor. Bizler de, doğanın bizden talebini yerine getirmeli; çocuk sahibi olmalı ve onları yetiştirmeliyiz. Çocuklarımıza baktığımız gibi, ebeveynlerimizin ihtiyaçlarını da karşılamalıyız. Başka şekilde olmaz.

Doğanın düzenine aykırı yapay sistemler oluşturmuş olmamız bizim problemimizdir. Ailevi ve toplumsal yaşamımızı, doğadan örnek alarak yapılandırmış olsaydık, her şeyi tamamen başka şekillerde yapıyor olurduk… Aile kurmanın ve çocuk yetiştirmenin anlamsız olduğunu düşünüp, erkekle kadına yer değiştirmeye ya da bir takım yapay cinsel tatmin yöntemleri geliştirip, birbirimize ihtiyaç duymadan yaşamaya kalkışmazdık.

Binlerce yıldır büyüyen egoizmimizle başa çıkmak yerine, böyle yapay hazlar üretiyoruz. Egoizmin üstesinden gelmenin bir yolunu bulmak için uğraşmıyoruz. Ancak egoizmi bastırmaya çalışıyoruz ki içimizde patlayıp, birbirimizi çiğ çiğ yememize sebep olmasın. Egoizmi belli bir çerçevenin dışına taşırmamak adına; toplumsal kurallar, kanunlar vs. ile kendimizi kısıtlamaya uğraşıyoruz. Ama kendi egoizmimizi, kendi içimizi düzeltmek için hiçbir şey yapmadık. Ve böylece, bu hale geldik. Ailede, evlilikte ve çocuklarımızla ilişkilerimizde krize girdik. Her şeyden ama her şeyden kopmuş durumdayız.

İçinde bulunduğumuz durum çok çarpık ve bu kriz bizi eninde sonunda değişmeye zorlayacak. Doğanın, insanoğluna gizli kalmış ve Kabala yöntemiyle ifşa olan yönlerini keşfetmek zorunda olduğumuzu anlayacağız. Fiziksel, kimyasal ve diğer kanunları inceleyerek, onları kendi çıkarımıza kullanmanın yollarını öğreniyoruz. Aynı şekilde, “insan” seviyesine tekabül eden kanunları da gözler önüne serecek olursak (birbirimizle etkileşimimizi düzenleyen kanunlar) ve bu kanunlarla uyumlu hale gelecek şekilde kendimizi düzeltmeyi başarırsak, sonsuz mutluluğa erişebiliriz.

Bölüm 2

Yana Pavlidis: Erotizm ve cinsellik çok köklü bir değişim geçiriyor. Bu konuyu biraz daha ele alalım istiyoruz.

Yulia Kurysheva: Günümüzde, seks her yerde: televizyonda, magazinlerde vs. Ama derin bir içsel yakınlıktan tamamen uzak bir seks anlayışı mevcut. Son araştırmalara göre, kadınlar derin vajinal orgazma ulaşamamaktan şikâyet ediyorlar. Bu durumdaki kadınlara ne tavsiye edersiniz?

Başka bir deyişle, kadın ve erkeği ilgilendiren önemli bir sorun var: Erkekler alma, kadınlar ise teslimiyet konusunda problem yaşıyor. Roller karıştı ve evliliği ya da birlikte yaşamayı anlamlı kılacak ilişkiler yaşayamıyoruz. Tavsiyeniz nedir?

Michael Laitman: Kadınla erkeğin ilişkisi hiçbir zaman doğru olmadı. Bize, geçmişteki ilişkiler doğruymuş gibi görünüyor ama gerçekte, insanlar sadece daha az egoist idiler. İhtiyaçları daha azdı. Sekse bakışları da günümüzde olduğu gibi değildi. Onlar için seks, kadın ile erkeğin belli bir yakınlık hissetmeleri için gerekli olan diğer şeyler gibi, normal bir iletişim aracıydı.

İnsanlar aynı odada yaşıyor olsalar bile, cinsel yakınlıkları yok ise, aralarında gerçek bir bağ yok demektir. Cinsel birliktelik, ailenin varlığı için zaruridir. Fakat bu bağ, doğru temeller üzerine kurulmalıdır. Amaç kesinlikle, tarafların birbirlerini egoistçe kullanmaları olmamalıdır. Egoist cinsellikte, bir an evvel cinsel arzularını tatmin etmek için uğraşan kişi; eşine, ondan başka hiçbir beklentisi yokmuş gibi davranır. Ona sırtını dönüp, kendi dünyasına, işine gücüne dalar, ta ki cinsel arzuları yeniden uyanana kadar… Bu şekilde bir ilişki ile eşler arasında doğru bir bağ kurulması mümkün değildir.

Kabala’ya göre; kişinin, kendisine karşı, doğaya ve diğer insanlara karşı tavrının ıslahının (evrensel ıslah) gerçekleşebilmesi için, öncelikle aile içi davranışlarda ıslahın gerçekleşmesi gerekiyor. Yani, daha önce hiç tatmadığımız, ama doğada mevcut olan sevgiyi keşfetmemiz ve geri kazanmamız gerekiyor. Bu sevginin tanımı şöyle: senin ihtiyaçlarını, arzularını anlıyorum ve kendiminkilerin üzerinde tutuyorum… Sen de bana aynı şekilde yaklaşıyorsun ve bu şekilde varlığımızı sürdürüyoruz. Birbirimizle ilişkilerimizin böyle olduğunu ve cinselliğe yaklaşımımızın da bu şekilde olduğunu hayal edebiliyor musunuz? Orgazmı, eşimle birlikte tadıyorum. O da benimle birlikte… İşte o zaman, gerçek seksin ne olduğunu anlayabiliriz!

Günümüzde, tek bir insan bile, bunun ne demek olduğunu anlayamaz. Çünkü hiç kimse; karşısındakini tamamlamaya, sadece ona zevk vermek için uğraşmaya ve bunu yaparken de eşiyle birlikte alacağı tarifi imkânsız olan, hatta dünyamızdaki en büyük zevk olan o duyguyu tatmaya yanaşmıyor. Kabala böyle söylüyor…

Yulia Kurysheva: Yani diyorsunuz ki, ailenin temeli manevi bağdır. Geri kalan her şey, sonra gelir. Doğru mu?

Michael Laitman: Evet.

Yana Pavlidis: Güzel kadınlara yaklaşımınız nasıldır acaba?

Michael Laitman: Bildiğiniz gibi, güzellik, içte ya da dışta olabilir. Ve insanlar uzun süre birlikte yaşadıklarında, dışsal görünüme dikkat etmez hale gelirler, birbirlerinin içini, özünü görmeye başlarlar. Hatta bu durumda, dış görünüşe odaklanmak zor hale gelir. Karşınızdaki insan, tüm özellikleriyle bir bütündür, onu “içten” gelen bir şekilde seversiniz. Bu durum, bir annenin çocuklarını ne olursa olsun güzel bulması gibidir. Çünkü anneler, çocuklarını her halleriyle severler.

Bir insanın dış görünüşü nasıl olursa olsun, içi güzel ise ve siz bunu keşfetmişseniz; o iç güzelliğe bağlanmış ve yakınlaşmışsanız, dış görünüş önemini tamamen yitirir. Kadınlarda gözlemlediğimiz durum budur: Bir adamı seviyorlarsa, dış görünüşüne bakmazlar bile…

Erkekler ise bu konuda problemliler. Onlar için, bedenin görüntüsü, neredeyse her şeydir… Kadınlar için öyle değil; onlar erkeğin içsel niteliklerine bakarlar. Bir kadının içsel niteliklerinin, erkeğe kıyasla ne kadar zengin ve üstün olduğunu sırf bu özelliklerine bakarak bile anlayabiliriz. Kısacası, güzellik söz konusu olduğunda, bir erkek olarak dış güzelliği dikkate aldığım kesin. Ama bir insan olarak, dıştan güzel görünen bir vampire çekim duymam mümkün değil. Nazik kadınları çekici buluyorum.

Kabala’da güzellik kavramı, genel anlamıyla, “iyilik” şeklinde ifade ediliyor. İyilik, güzellik ile eş anlamlı. Bir insan, egoizmini aştığında, diğerlerine karşı iyi olur. Ve iyiliği, etrafındakiler tarafından algılanır. Onun farkına varırsınız ve ona sevgi duymaya başlarsınız. Yakın olmak istersiniz… Güzel bir kadın gördüğünüzde yine bakarsınız, ama bir vitrin mankenine bakar gibi… Kabala’ya göre, bu noktada, içsel temasa bir ihtiyaç doğuyor.

Erkeklerinizi, referans noktalarını biraz değiştirmeye yönlendirin. Bugün herkes, fazlasıyla dışsallığa odaklanmış durumdadır. İçsel kriz, size gerekli değişimi getirmede yardımcı olacaktır. Bizi, insanın içini görmeye, dikkatimizi öze vermeye zorlayacaktır.

Yana Pavlidis: Tüm dünya kadınları, özellikle de bir sürü güzel kadının bulunduğu Rusya’daki kadınlar, genç ve güzel görünmeleri gerektiği konusunda bir baskı hissediyorlar. İnsanlar, güzel ve şık görünmek için inanılmaz paralar harcıyorlar. Kendilerini güzelleştirmemizi bekleyen birçok müşterimiz var. Sizce, güzel olmaya ve şık görünmeye çalışmak kendini beğenmişlik midir?

Michael Laitman: Hayır. Kendini beğenmişlik bambaşka bir şeydir. Sizin bahsettiğiniz şeyin, insanlara hükmetmek istemekle, ün peşinde koşmakla ya da benzer bir durumla alakası bile yok. Dişilerin güzel olmak istemesi, kökünü doğadan alan bir içgüdüdür. Bir kadın, ne koşulda olursa olsun, kendisine bakmalı ve çeki düzen vermelidir. En kötü koşul içinde bile, güzellik onun için önemlidir.

Bu durum kendi seçimi bile değil; doğa, onu bu şekilde davranmaya zorluyor. Bu sebeple, kadınları asla bunun için kınamamalıyız. Hatta ben işi daha da ilerletip, kadınlar için (ve tabii erkekler için de), kendine çeki düzen verme dersi bile koyardım… Hem de zorunlu ders olarak… İnsanlar, başkalarına hoş görünmeyi ve doğru iletişim kurmayı öğrenmeliler. Bu, başlı başına bir bilimdir. Ancak, maalesef günümüz eğitim sistemi bunu tamamen göz ardı ediyor.

Çekici olmayı istemenin kendini beğenmişlik olduğunu kesinlikle düşünmüyorum. Aksine, kadınlara, güzel olmaları için her türlü imkânın verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bir kadın, güzel olmayı, erkeklerin beğenisini kazanmak için değil, kendisi için ve diğer kadınlara hoş görünmek için istiyor. Yani, kesin bir yarış söz konusu burada. Bu doğal bir ihtiyaç ve toplumun da bu ihtiyacı karşılamaya yönelik bir şeyler yapması bile gerekir.

Hatta bence, kadınlara her ay, bakım için harcanmak üzere ekstra para verilmeli. Çünkü bu doğal ihtiyaçları… Kadınların böyle bir uygulamaya nasıl sevineceklerini, nasıl mutlu olacaklarını düşünsenize. Düşünüldüklerini gösteren bu küçücük işaret için topluma minnettar olurlardı.

Natalia Vetr: İnsanlar tanışıp, âşık olup evleniyorlar ve bir süre sonra, birbirlerine tamamen yabancı olduklarını fark ediyorlar. Kişi, nasıl doğru seçim yapabilir ve doğru karar verebilir? Gözlerini kapatıp, salt kalbinin sesini dinleyerek mi hareket etmeli? Yoksa evleneceği kişinin birlikte yaşayabileceği, aile kurup çocuk yetiştirebileceği biri olup olmadığına mı bakmalı? Nasıl doğru karar verebiliriz?

Michael Laitman: Bizler maalesef, doğru seçim yapmayı bilmiyoruz. Yetiştirilirken, ne evde ne de okulda, bunu bize öğretmiyorlar. Ebeveynlerimiz de doğru yetiştirilmedikleri için, onlar da bu konuda bir şey bilmiyorlar.

Ailelerin parçalanmasına bakıp da, neden okullarda aile konulu dersler okutmuyoruz ki? Ailenin ne olduğu, aile içi ilişkilerin nasıl olması gerektiği konusunda ve çocuk yetiştirme hakkında ciddi şekilde eğitim verirdik. Bu, kendi başına bir bilimdir… Üstelik aile olmadan varlığımızı sürdürmemiz de mümkün değil. Neler kaybettiğimize bir bakın! Bir insana, nasıl olsa unutacağı Newton kanunlarını öğretmek daha mı önemli? Aile içinde, çocuklarla ve yaşlılarla birlikte yaşamanın da kanunları var. Bence insan ilişkilerinin bilimi, en önemli bilim… Niçin bu konuya hiç kafa yormuyoruz? Bu davranışımızın ne kadar aptalca olduğunu görebiliyor musunuz? Ben anlatmakta zorlanıyorum.

Diyorsunuz ki: “İnsan, nasıl biriyle tanışıp, onunla yaşayabilip yaşayamayacağını anlayacak?” Geçmişte, egolarımız küçükken, böyle sorular sormuyorduk. İnsanlar ailelerinin bulduğu biriyle evlenirlerdi. Ya da kendileri bir eş bulurlardı. Ve konu kapanırdı. Bugün, insanlar on sene birlikte yaşadıktan sonra evleniyorlar ve evlenir evlenmez de birbirlerine daha fazla dayanamayacaklarını fark ediyorlar. Çok çelişkili bir durum! Sebebi de, egolarının, birbirlerine mecbur oldukları düşüncesine tahammül edemiyor olması.

İmza onları birbirlerine mecbur kılmasaydı, egoları; “İstediğim an terk edebilirim” düşüncesiyle, beraberliğe tahammül edebilirdi. Fakat ego, belli bir çerçeve ile sınırlandığı hissine kapıldığı an, tahammülsüzlük kendini gösteriyor. İşte bu sebeple, ilişkilerin düzelmesini sağlamanın tek yolu, en azından bir nesli doğru yetiştirmektir.

Eğer kişi, aile kurmanın kendisi için yararlı olduğunu görecek olursa, hiç problem yaşamadan, aile hayatı yaşamak isteyecektir. Bizler, zevk alma arzusundan ibaretiz. Bu arzu, bizim egoist doğamızdır. Ve birbirimizi hoşnut etmenin yolunu bilseydik, eşimizden ya da ailemizden ayrılmayı kesinlikle istemezdik. Tek yapmamız gereken, bunun nasıl yapılabileceğini öğrenmektir.

Natalia Vetr: Peki, eğer zaten bir seçim yaptıysak ve anlaşamıyorsak, bu durumda eşimizi değiştirmeli mi yoksa bir şekilde anlamaya ve anlaşmaya mı çalışmalıyız?

Michael Laitman: İnsan genellikle, başkalarını bulabilirim ve belki de çok daha iyisini bulurum diye düşünüyor. Bence bu aşamada, kişinin yardım alması gerekiyor. İnsanlar bana sorduğunda, çok basit bir öğüt veriyorum: “Birlikte bir şeyler yapmaya başlayın. Birlikte yapabileceğiniz herhangi bir şey olabilir. Birlikte bir şeyler yapmaya başlarsanız; zorlukları aşıp, ortaya bir şeyler çıkarırken, birbirinizi keşfetme ve güçlü bağlar kurma şansınız olacaktır.”

Yana Pavlidis: Bu sohbet için çok teşekkürler! Kadınlar ve erkekler, sorunlara birlikte çözüm getirmek için pek nadir bir araya geliyorlar. Bugünkü konuşmamızın bu açıdan çok önemli olduğunu düşünüyorum. Umarım öyledir.

Michael Laitman: Biliyorum ki, kadın ile erkek arasındaki problemlerin kökünden çözülmesi, bütün diğer problemlerin de çözümü olacaktır. Çünkü yaşamımızın temelini bu ilişki oluşturuyor.

“Modern Dünyada Kadın” forumunu açıyor olmanıza gerçekten çok sevindim. Umarım bu forum “Günümüz Dünyasında Kadın” forumu olmaz (erkeklerin buna nasıl baktıklarını biliyorsunuz) ve kadını, yaşamın temeli olarak ele alırsınız. En önemli problemlerimizi ortadan kaldıracak yaklaşım budur. Ve gerçekten de, tüm sorunlarımızın doğru şekilde çözümüne olanak sağlayacaktır.

Kadının yaşam anlayışını benimseyip ve onu dinlemeye başlasak… Bu arada, Kabala her koşulda kadını dinlemeyi salık verir. Bir adam, eşini dinlemeli ve her zor durumda, ondan nasihat almalıdır. Çünkü biliyoruz ki, dünyamızda, kadınlar erkeklerden çok daha az hata yaparlar. Erkek her zaman hata yapar, fantezilerle dolu koca bir bebek gibidir. İşte bu yüzden, “Modern Dünyada Kadın”, tüm sorunlarımızı çözecek.

Size bol şans ve başarılar diliyorum…

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
16 - 0,121