e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ
Ana Sayfa > Kabala Video Klipleri > Kabala'nın İfşası > Kabalanın İfşası – Ders 10 – Özgür Seçim 2. Bölüm

Kabalanın İfşası – Ders 10 – Özgür Seçim 2. Bölüm

Video olarak indir –   PDF olarak indir

Not: Dersleri izlerken, dersin PDF formatını açıp ders’de kullanılan çizimleri takip etmeniz tavsiye edilir.

Özgür seçim konusunu incelemeye devam ediyoruz. Önceki dersimizde bu dünyada yaşayan bir kişinin hayatındaki tecrübelere bakarak nerede özgür seçimimizin olduğuna baktık ve gördük ki önceden tayin edilmiş bir sistemin içerisinde bulunuyoruz ve özgür seçim hissimiz hayatımızda olup biten şeylerin bizi aslında ne kadar yönlendirdiğini, bilgisizliğimizden kaynaklanan anlayışsızlığımıza bağlı olduğunu gördük. Yani bu konuda cahiliz.

İnsan işlediği bir suç için mahkemede kanunların boşluklarını değerlendirerek belki kendisini savunabilir ve daha az ceza alabilir ama doğanın kanunlarında hiç bir açık nokta yoktur. Doğanın kanunları biz gerçekte ne olduklarını bilsek de bilmesek de işler.

Durum bundan ibaret olduğundan, bu kanunların ne olduğunu öğrensek iyi olur. Nasıl işliyorlar? Olaylar nasıl yönlendiriliyor? Sistemde önceden belirlenmiş şeyler neler? Bunu bildikten sonra, seçim denilen noktayı tayin edebilir ve sistemi etkileyebilmenin bir yolu var mı görebilir ve “özgürlük” koşuluna yönlendirebiliriz, o zaman gerçek bir seçim yapabiliriz. Şimdi bu kanunlara bir bakalım.

Baal HaSulam Özgürlük adında bir makale yazmıştı. 20. yüzyılın ilk dönemlerinde. Makale realitede gördüğümüz her formun orijinini yaratılışın ilk anında aldığını açıklıyor. Bu andan itibaren, 4 bölümden oluşmak üzere gelişti ve bu safhalarda da gördüğümüz bu hale geldi ve zamanla da mükemmelliğe gelecek. Yaratılışta her şeyin üzerinde çalışan kanun ve güçlerin nasıl işlediğini ve özgürlüğün hangi noktada olduğu açıklıyor.

Makaleye bir bakalım.

Makaleye şu cümleyle başlıyor.

“Taşların üzerine kazınmış (Harut).” Kazınmış “harut” olarak telafuz etme ama “herut” (özgürlük) olarak telafuz et. Bu, ölüm meleğinden özgür olduklarını gösterir.

Bu biraz merak uyandırıcı bir cümle. Neden şimdi “özgürlük” adındaki bir makale ölüm meleğinden kurtulmakla başlıyor? Bunun nedeni gelişim gücünü ve doğanın kanunlarını sadece fiziksel açıdan değil ama realitedeki tüm seviyelere etkileriyle birlikte incelediği için. Bu makalede bize gösterdiği alt dünyalarda işleyen prensiplerin aynı zamanda üst dünyalarda da geçerli olduğu. Bizler de kaynağın olduğu seviyede bu güçleri anlayabilirsek o zaman hayat ve ölüm tam olarak nedir anlayabiliriz. Bu makalede Baal HaSulam’ın söylediği şeylerin genişliğini anlayabilmek için, üst seviyede mevcut olan formların varoluş ve doğalarıyla ilgili bir takım şeyler bilmemiz gerekir.

Kabalistler bize bu dünyada var olmuş tüm nesillerin aslında aynı nesil olduklarını söylüyorlar, yani aynı ruhlar- “ölüm ve hayat” dediğimiz bu gelişim aslında sadece ruhun kıyafetinin değişimi ki oda sadece tek kolektif ruh. Şöyle ki beden gelip gidebilir ama kıyafetlendirdiği ruhun üzerinde hiç bir etkisi yoktur. Bu şekilde binlerce yıldır gelişiyoruz.

Başka bir deyişle, Adam HaRişon’un kolektif ruhu bir kolektif olarak yaratıldı, bu dünya denilen zaman ve yer konumuna düştü ve gelişimine başladı. Arzularını tatmin etmenin peşinden ve özgürlüklerini keşfetmek üzere arayışlarına başladı ve kendisini birbiriyle ilişkisi olmayan bir sürü birey olarak yaşamaya başladı. Özgürlük amacına ulaşamadığı için bir sonraki safhaya geçerek bir sonraki nesil olarak geldi ve tekrar arzularını tatmin etme yolunda özgürlüklerinin peşinden gitmeye devam ettiler; zenginlik vs. gibi ve bu şekilde tarihimizi inşa ettmeye başladık ve bu gelişim tarihimizde, insanoğlu zenginlik, güç ve itibar peşinde koşmaya başlayınca Kabala ilmi 1995 yılına kadar gizlendi. Bu tarih itibariyle insanoğlu kolektif olarak ıslah dönemine girmiştir. Şöyle ki tarihte ilk kez kendimizi tüm dünya olarak bir insanoğlu şeklinde hissetmeye başladık, yani tıpkı gerçekte olduğumuz gibi.

Bu noktadan sonra gelişimimiz esas özümüz itibariyle olmalıdır: Bilgi ötesi olan manevi gelişime doğru.

Baal HaSulam bize doğadan bir örnek alarak bunu açıklıyor. Bize bir buğday başağı örneğini veriyor ve bize de insanın “ben”inin dört faktörden ibaret olduğunu anlatıyor:

A) Özümüz (aslımız/temelimiz)

B) Değişmeyen özümüzün niteliklerine bağlı olan sebep ve sonuç ilişkisinin etkileri.

C) Dışsal faktörlerden kaynaklanan içsel sebep ve sonuç ilişkisinin etkileri.

D) Dışarıdan faktörlerin üzerindeki etkisi.

Şu şekilde açıklıyor:

A) “Özümüz”, yani o varlığa ait olan ilk madde. “Güneşin altında yeni bir şey yoktur”, dünyamızda da olan veya olacak olan hiç bir şey yoktan var değildir, var olan bir şeyden var olmuştur. Daha önceki formundan soyulup bu formda “aslımız” olarak bilinen yeni bir form alır. Aslımızda gelecekte ulaşacağımız formun ifşa olması için gereken güç bulunmaktadır ve gelişimimizin sonunda da ifşa olacak. Bu yüzden ilk sebep olarak bilinir.

İlk faktör “özümüz/aslımız” aynı zamanda temel olarak bilinir. En önemli faktör budur ve yaratılışımızın temel maddesidir. Bu bize Yaradan tarafından verilmiştir, içimize işlenmiştir ve var oluşumuzu tümüyle tanımlamaktadır. Bunu Yaradan yoktan var etti; yoktan var olmak, hiçlikten birşey olmak.

Bu ilk maddemiz ve biz kendimizi var olan olarak hissetmeye başlamadan önce yaratılmıştı. Baal HaSulam burada bir tohum örneğini kullanıyor çünkü süreci sadece aklımızla analiz edip görebileceğimiz bir örnekle anlayabiliriz. Bir tohumu alıp toprağa gömerek tümüyle çürüterek “ölümüne” neden olabiliriz, tümüyle çürüyüp toz olur, hayatını ve şeklini kaybeder. Ancak çürümesinin sonunda, yeni bir hayat forumu alır. Öz aslında tümüyle bilgiden ibarettir, tohum formundan yeni bir form alır ve yeni formu bir başak filizi olur.

Gördüğümüz gibi bir şeyin özü kıyafeti tarafından kontrol edilmemektedir. Kıyafetini bırakıp yeni bir hayat formu ya da formları alabilir. Şimdi bu sistemin aynısının bizim seviyemizde işlediğini görebilirsek o zaman nelerin olduğunu görebilir ve dolayısıyla da yönlendirebilir ve hatta süreçte bir seçimimiz olup olmadığını bulabiliriz.

Bu temel, aslımız, hem yaratılışımızın kökünden ve hem de tüm atalarımızın aklından ibarettir. Bu yeni hayat formumuzda içgüdüsel eğilimler olarak hissedilir; bu şekilde başlar. Hem olumlu hem de olumsuz olarak uygulanabilirler – bir sonraki hayat formunun gelişim gereksinimine göre – zihinsel, duygusal ve fiziksel niteliklerimiz. Aslımız hiç bir şekilde bizim tarafımızdan etkilenemez. Aslımız bizden önce yaratıldı ve üzerinde hiç etkimiz yok.

Baal HaSulam ikinci faktörle devam ediyor:

B) Değişmeyen aslımıza ait niteliklerin üzerine işleyen etki ve sonuç eylemleri. Çürüyen buğday tohumundan birçok başağın büyümesi örneğini alalım. Dolayısıyla, çürüyen safha “özü” olarak bilinir. Yani buğday, özününün önceki şeklinden sıyrıldı, yani buğday tanesi olan tohum şeklinden çürümüş halini alarak tümüyle şeklini kaybetti. Şimdi çürüdükten sonra başka bir formla kıyafetlenmeye layık olur, yani birçok buğday başağı bu tohum denilen özden, temelden büyür.

Ve herkes bilir ki bu tohumdan ne tahıl ne de yulaf olacaktır, geçmiş şekliyle ancak kıyaslanabilir, yani tümüyle eski şeklini kaybetmiş bir sap buğday başağıyla. Kısmi olarak kalite ve miktar olarak değişime uğrasa bile, geçmişte bir saptı şimdi on ya da yirmi sap var ve tat ve görüntü olarak da farklılıklar olabilir ancak buğdayın özündeki şekil değişmez. Dolayısıyla burada buğdayın değişmeyen özüne ilişkin bir sebep sonuç etkisi bulunmaktadır, ne tahıl ne de yulaf halini alamaz yukarıda dediğimiz gibi. Bu, ikinci faktör olarak bilinir. Bunu nasıl anlayabiliriz?

Burada birinci faktör var, temel/öz, yaratılışın özü ya da formu. Özünde, özü oluşturan nitelikler var; bu nitelikler yeni var oluş formlarına dahil edilecekler. Bu birinci faktör, temel; bu bir.

Şimdi bunun etrafında “ikinci faktör” diye adlandırdığı bir şey var ya da özün sahip olduğu nitelikleri üzerine etki yapan sebep ve sonuç eylemleri. Bu, şu demektir: Sadece özün nitelikleriyle ilişkili bir program bulunmaktadır. Tıpkı bir bilgisayar programı gibi ve sadece direkt bu niteliklere yönelik işliyor. Bu program bir gelişim programı ve aslında önceden tayin edilmiş formun bir görünümü. Bu da etkilenilemez olan bir şey. Aslın nitelikleri üzerinde işleyen sabit bir sistem tasarısı olarak özün niteliklerinin gelişimini kesin ve kusursuz olarak bu sistem geliştiriyor. Bu, ikinci faktör. Tıpkı birinci faktörde olduğu gibi ikinci faktörü de hiç bir şekilde etkileyemiyoruz. Bunlar Yaradan tarafından tayin edilen şeyler. Bu iki seviyenin bütün ve toplam olarak yaratılışı ve idaresi mevcuttur. Bu “öz” bu programın etkisiyle tam gelişimine getirilecektir zaman ve yer ve gelişimi için gerekli her şeyle birlikte son mükemmelliğine kadar.

Bir sonraki iki faktör, üçüncü ve dördüncü olanlar daha önceki faktörlere göre dışsaldır, yani ruhun dışında. Bu faktörler bize rızamızın dışında gelişim hissi vererek baskı yaparlar. Baal HaSulam şöyle devam ediyor:

Üçüncü faktör: İç etken ve etki.

C) İç etken ve etkinin vasıtasıyla özümüze yapılan uygulama çevreden gelen dış etkiler vasıtasıyla değişir. Şöyle ki yerde çürüyen bir buğday sapından, birçok sap yetişmektedir, bazıları daha büyük ve ekilmeden önceki halinden daha iyi.

Dolayısıyla, burada buğdayın özüyle etki yapan ek faktörler var olmuş olmalı. Bu nedenden dolayı buğdayın önceki formuyla yenileri arasında miktar ve kalitede farklılığı açıkça görmekteyiz. Bu etkiler topraktaki mineral ve maddeler, güneş ve yağmurdur. Bu faktörler üzerinde etki yaparak güçlerini buğday tohumuna aktarırlar ve buğdayın özünde sebep sonuç ile hepsi bir güç olarak daha fazla miktar ve kalitenin doğmasına neden olur.

Üçüncü faktörün özün içselliğiyle birleştiğini anlamalıyız çünkü özdeki gizli güç onları kontrol etmektedir.

Bu demektir ki etkisi içsel programa ve kalitesine dokunduğu için hissedilebilmekte. Şöyle ki aynı su ve güneş etkisini bir kayaya yönelik yapsanız bitkinin yerine hiç bir şey üretemezsiniz. Etki ve sonuç ilişkisi içsel nitelikle alakalı olmalıdır. Ruhla ilişkili ve ona direkt etki yapabilecek son derece uç spesifik etkiler vardır.

Sonuç itibariyle tüm bu değişim sadece o buğday tanesi üzerine etki yapmaktadır başka hiç bir bitkiye değil. Bu yüzden içsel faktörler olarak değerlendiriyoruz. Ancak, değişmeyen ikinci faktörden her açıdan farklıdırlar, üçüncü faktör ama hem miktar hem kalite olarak değişkendir.

Üçüncü faktör, dışsal koşullar, gelişimi kısmi olarak etkileyebilir. Özü etkilemezler. Sadece gelişim programının kalitesel boyutunu çevresel faktörler olarak etkilemekte yani iyi şekilde mi yoksa kötü şekilde mi gelişeceğini etkilemekte.

Dolayısıyla bir deney yapabilir, iki tohum ekebiliriz; bir tanesini yeterince su ve güneş olmayan bir yere eker diğerini ise ideal koşulların olduğu bir yere, yeterli su ve güneş ve verimli toprağa. Göreceğimiz şey aynı bitkinin büyüdüğü olur hâlâ buğday ama buğdayın kalitesi ya iyi ya da kötü olur. Üçüncü faktör budur.

Dış güçler ya da yabancı etkenler programın özüyle birleşir böylelikle dıştan etkenler vasıtasıyla içsel sebep sonuç ilişkisi değişir. Bu örneğe göre hava, güneş, su ve mineraller vesaire. Bu etkenler de programa yöneliktir. Dolayısıyla tohumun özündeki programın ne kadar iyi çalışacağını tayin eder. Bu üç.

Bu, ruhun dışındadır. Yabancı bir güç olarak hissedilir ancak bu program üzerinde hangi güçlerin işleyeceğini biz belirleyemeyiz. Bazı dış etkenler programı geliştirir bazıları etki yapmaz. Başka bir deyişle bu üçüncü faktör üzerinde direkt bir kontrolümüz yoktur.

Dördüncü Faktör:

D) Dışarıdan etki yapan ancak direkt olarak tohumun özündeki gelişim programına etki etmeyen dış faktörler. Örneğin yakında bulunan bitkiler veya rüzgâr ya da dolu gibi olaylar.

Görüyoruz ki dört faktörde buğdayın gelişiminde ona eşlik etmekte. Tohumu etkileyen her koşul bu dört faktör vasıtasıyla olur. Her safhanın kalitesi bu faktörler tarafından tayin edilir. Buğday örneğinde de gördüğünüz gibi dünyadaki her oluşumda da öyledir, hatta düşüncelerin ve fikirlerin oluşumunda bile.

Özgürlük denilen safhaya gelmekte tüm zincirin halkaları yaratılışın düşüncesi denilen safhaya bir hayat evresinde ulaşmaktır; bu sona aynı zamanda “son ıslah” denir. Bu olana kadar da kendimizi gelişimize devam ederken buluruz ve fiziksel hayat dediğimiz bu dünyaya dönerek devam ederiz.

Bunların hepsi bizim için önceden tayin edilmiştir. Sistemde değiştirebileceğimiz sadece bir tek şey vardır: Gelişimimizin hızı, ki böylelikle tek bir hayat döneminde bunu tamamlayabilelim.

Etkileyebileceğimiz tek faktör bu 4. faktördür. Şöyle ki, tüm sistem önceden tayin edilmiş bir gelişim programı olarak, dış faktörlerin etkisiyle, sadece içine koyulacağı çevrenin etkisiyle nasıl gelişeceği tayin edilebilir. Dolayısıyla kişinin çok zayıf 1. ve 2. faktör nitelikleri olabilir ancak bu nitelikleri ve gelişim sistemini ve özünü doğru çevrenin etkisi altına koyarsa o zaman gelişimi hem kaliteli olur hem de çok hızlı olur.

Bu bizim özgür olduğumuz tek noktadır. Çok ufak bir nokta ama etkisi muazzamdır.

Peki, insan seviyesinde bu 4 faktör vasıtasıyla gelişecek olan nedir? Sadece niyet, düşünme şekli. Peki, üzerinde kontrolümüz olamayan şeylerden ötürü nasıl sorumlu olabiliriz ki? Düşünce ve eylemlerimiz bizim kontrolümüz altında değil, sadece bir çevre seçimi kontrolümüze bırakılmış.

Bu ne zaman önemli bir hale gelir? Kişinin kalpteki noktası ilk uyandığı zaman. O zaman bu kişiyi Yaradan elinden tutar ve onu doğru bir çevreye getirir ki kişinin ruhu bu dört faktör vasıtasıyla gelişimine başlasın ve mükemmelliğe ulaşsın. Bu “çevre” insan seviyesinden ibaret olmalıdır. Yani düşünce ve niyetten ibaret olmalıdır. Dolayısıyla doğru bir çevre, doğru düşünceleri seçmek, realitenin doğru haritasını ve amaca gelişi kişinin seçmesi gereken tek şeydir. Bu da doğru kitaplar anlamına gelir.

Kişinin doğru bir grup dosta ihtiyacı vardır: Gelişimlerini doğru düşüncelerle bir hayat döneminde tamamlama arzusunda ortak olduğu dostlara, bir rehbere; doğru öğretiyi onlara aktarabilecek bir eğitmen, yolu onlara tamamlatabilir.

Kalpteki nokta uyandığı zaman, Yaradan kişiyi bu faktörlerin olduğu çevreye getirir ve kişinin ruhunu bir hayat döneminde geliştirebilmesi için uygun koşullar o çevrede bulunur.

Kitaplar ve doğru çevre konusuna bir sonraki derste daha derin değineceğiz. Tekrar görüşmek üzere.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
21 - 0,275