e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ
Ana Sayfa > Kabala Video Klipleri > Kabala'nın İfşası > Kabala’nın İfşası Ders 12 – Amacı Tanımlamak

Kabala’nın İfşası Ders 12 – Amacı Tanımlamak

Video olarak indir –   PDF olarak indir

Geçtiğimiz 11 haftada, Kabala’daki önemli konuları gördük. Elbette henüz hepsini bitirmedik ama şu ana kadar yaptıklarımıza bir bakmakta fayda var ve bu vesileyle amacın ne olduğuna, yani bu çalışmadan ne elde etmek istiyoruz konusuna gerçek anlamıyla odaklanabiliriz.

Kabala çalışmaya gelen bir kişinin amacı ilk etapta amacı tayin etmektir, işimize yaramayacak şeyleri ayıklamak ve elde etmek istediğimiz amaçta bize yardımcı olacak şeyleri de seçmek ve bunları nasıl kullanacağımıza bakmamız lazım.

Geçen hafta kısaca dua nosyonuna yapı olarak dokunduk, duanın neden ibaret olduğuna baktık. Şimdi, duanın hissiyat açısından ne olduğuna, içselliğine, kişinin yaşadıklarına bir bakalım.

Şimdi Kabala çalışmadaki amacı bir tanımlayalım: İçsel koşulumuzda bizden neyin değiştirilmesi talep edilmektedir ki “Yaradan’la form eşitliği” denilen içsel bir hali edinelim ve de manevi çalışmada “mantık üstüne çıkmak” ne demek, bir görelim. Bir kaç makalede ikinci bir doğayı inşa etmek ne demek gördük, yani Yaradan’ın bize verdiği doğanın üstüne çıkmak. Yani tüm yaptıklarımızı kontrol eden o alt seviyedeki doğaya karşı gitmek.

Bunu Baal HaSulam’ın Lişma adlı makalesini inceleyerek değerlendireceğiz. Lişma “Onun rızası için demek”. Lişma, Yaradan’la form eşitliğine gelebilmek için edinmemiz gereken seviye demektir.

Şöyle başlıyor:

Kişinin Lişma seviyesini edinebilmesi için, Yukarıdan bir uyandırılış alması gerekmektedir, çünkü bu Yukarıdan bir yansımadır ve insan aklının anlaması için değildir. Ancak bunun tadını tatmış olanlar ne olduğunu bilir. Bununla ilgili şöyle denir: “Tat ve gör, Yaradan iyidir.”

Öncelikle, edinmemiz gereken bu şey doğamızda yoktur ve doğamız “sadece kendimiz için almak olarak” tanımlanır. Şöyle ki, kişi ne yapıyor olursa olsun, yaptıkları nasıl görünürse görünsün, ne kadar iyilikmiş gibi gözükse de gözlerimizde; hepsini doğamızın parametreleriyle yapıyoruz.

“Lişma’nın doğası yukarıdan uyandırılmayı gerektirir,” denmesi bunun bizim doğamızda olmamasındandır ve doğamızın dışında edinmemiz gereken bir şey olduğu içindir. Bunu kendi doğamızın içinden anlayamayız. Şöyle ki, aklımızı bu durumda kullanmak, yani bu süreçte ilerlemek için mantığımızı kullanmak mümkün değildir. Aklımızın bize normal olarak söylediği şeyleri elbette göz ardı etmiyoruz, ancak manevi gelişimimizde yükselirken günlük hayatımızda günlük var oluşumuzu idame ettirebilmek ve alt dünyevi hayat dediğimiz hayvansal seviyenin mutluluğu amacıyla kullanılışımızdan tümüyle farklıdır.

Burada aklımızın yoluyla ilerlememiz söz konusu değil. İlerleyebilmenin tek yolu aynen bize söylediği gibidir, “Tat ve gör, Yaradan iyidir.” Yani aklımızın içinde olan bir şey değil ama kişi için somut bir şey – çünkü yaşam tecrübesi haline geliyor ve içimizde yaşadığımız genel bir his oluyor.

Şöyle devam ediyor:

Bu yüzden, kişi cennet krallığının yükünü kabul edince kişi için bu tümüyle bütünlük olmalıdır, yani sadece ihsan etmek için olmalı, almak için ise asla.

Çok çok önemli.

Kişi Yaradan’la direkt bir ilişki kurma çalışmasına girişme kararı aldıktan sonra, kişi edinmek istediği şeyi son derece net bir şekilde tayin etmelidir. Lişma denilen bu yol bazen verip bazen de alayım demek değildir. Mutlak bir tutuş olmalı ve kişi koşulu tümüyle üstlenmeli. Bu yüzden buna olan arzuda tam olmalı. Kişi bunu yapmak istediği zaman, kendisini kandırmamalı; kişi kendisine olan şeylere verdiği reaksiyonlara dikkatlice bakmalıdır.

Şöyle devam etmekte:

Eğer kişi organlarının bu çalışmayla hemfikir olmadığını görürse, o zaman dua etmekten başka bir çaresi yoktur, Yaradan’a tüm kalbini döker ki Yaradan yardım etsin ve kişinin bedeni bu çalışmaya boyun eğip kendisini Yaradan’ın köleliğine teslim etsin.

“Yaradan’ın köleliğine teslim etsin” size itici gelmesin sakın. Baal HaSulam her zaman hislerimizde nasıl yaşadığımıza göre yazıyor. Yani alma arzusundan yeni bir doğaya geçişimiz olan içimizdeki niyetlerin kendimiz için almaktansa, ihsan etmek için alma koşuluna değişsin, kendim için olmasın. Kişi ilk başladığında bu işin bir kölelik olduğunu duyunca tüyleri diken diken olur sanki tümüyle eriyip silinecekmiş gibi, ancak anlamalısınız ki bizler asla normal dünyevi hayvansal hayatın arzularını kontrol edip dizginlemeye çalışmıyoruz.

Bu arzularla hiç ilgilenmemiz gerekmiyor bile. Dünyevi arzularınızı işin içine katarsanız sadece kafanız karışmaya başlar. Hayatta var olmak için gereksinim duyduğunuz şeyleri, ailenizin ihtiyaçlarını, var olmak için gerekli olan hayatın basit mutluluklarını değiştirmenize gerek yok. Yani burada özel bir diyet programı uygulamaktan ya da fiziksel şeyler yapmaktan ya da “bunları yap ve bunları yapma,” gibi şeylerden bahsetmiyoruz. Bizi zoraki şekilde hareket ettiren şeylerin önümüze çıkışını kontrol edemeyiz, hatta arzularımızı bile kontrol edemeyiz. Soru, “Ne yapıyorum şimdi?” değil, soru “Neden bunu yapıyorum?”

Eğer koşullara güvenemiyorsak ya da kendi aklımıza, o zaman barizdir ki bize olan her şeyin nedeni Yukarıdan Işığa olan ihtiyacın farkına varmaktır. Yukarıdan gelecek bu uyanış sadece bizim bu yönde alacağımız kesin bir karar sayesinde olur. Lişma koşulu kısmi bir şey değildir, bu yüzden bunu edinmeye yönelik arzu da yarım olmaz, kişi kendi içinde bu amaca yönelik bir bütünlüğe gelmelidir.

Eğer istediğimiz tek şey bu ise ve eğer kişi bunu kendisinin yapamayacağını görür ve sadece Yukarıdan bu değişimin olabileceğinin farkına varırsa o zaman Üst Güce bu değişimin gerçekleşmesi için güvenmek zorundadır. Buna Işığı çekmek denir ya da Or Makif (saran ışık) bu kişiye çabası karşılığında gelir. Ama çaba manevi çalışmada nedir?

Ve şunu demeyin: “Eğer Lişma yukarıdan bir hediye ve Yaradan’a bağlı ise, kişinin tüm çabası, çevresi ve ıslahının ne faydası var ki?” Buna yönelik kabalistler şöyle der: “Bu işten kurtulmakta özgür değilsin.” Şöyle ki, kişi aşağıdan uyandırmayı sağlamalı ve duası budur.” Eğer kişi dua etmeden edinemeyeceğini önceden bilmezse, gerçek bir duaya gelemez.”

Kişiye sonuç olarak gelen şey bir merdiven; buna tırmanılması gerekir ve her şey Yaradan’ın elinde olmasına rağmen Yaradan’ın bir hediyeyi öylesine verebilecek bir koşulu yok. Bu yüzden buna yönelik arzu gerçek bir dua olarak bilinir.

Bu arzuya sahip olmak nasıl bir duygu? Kişi eğer kendisini gözlemlerse bir şey yaparken yapmaya çalıştığı şey niyetinin ne olduğuna bakmaktır, bir şeyden haz alırken, bir başka insanı düşünürken ve kişiye yönelik bir eylem yaparken, dürüst mü? Bakacağı şey niyetinin derinliğidir ve o zaman nerede benzemediklerini görürler? Kişi edinmek istediği bu niteliğe henüz ulaşamadığını, hâlâ devamının olduğunu hissinde olunca bunu hem bir ilham ve özlem hem de hayal kırıklığı olarak hisseder. Bu yolda ihtiyaç olmadan ilerlemek mümkün değildir.

İhtiyaçları nasıl hissediyoruz? Bir eksiklik hissederek. Kişi bu eksikliğin ne olduğunu bile bilmeyebilir ancak bir kabalist için ve yolda ilerleyen bir kişi için, ne olursa olsun neyin eksik olduğunu bilirler. Eksik olarak hissedilebilecek tek şey burada aradığım hazzın eksikliğidir, Yaradan’la direkt bağlantı.

Dua kişide bir eksiklik, bir kayıp, bir ihtiyaç ve boşluk olarak hissedilir. Ve bu hisler mantığımızdan gelen şeyler değildir – “Şimdi bunu yaparsam bunu elde ederim” gibi değildir. Ya içimizde o ihtiyaç vardır ya da yoktur ve bu aşağıdan uyandırmak olarak bilinir. Bu, aynı zamanda Kap olarak bilinir yani Işığın içine girebilmesi için hazırlık.

Dolayısıyla kişinin yaptığı çalışma Lişma derecesini edinmek içindir yani ıslah olmuş bir alıcı (kap) yaratarak Lişma derecesini edinmeyi arzular. Sonra, yaptığı her şeyden sonra ancak samimiyetle dua edebilir çünkü görür ki yaptığı hiç bir şey kişiye bir kazanç getirmemiştir. Ancak bu durumda kişi kalbinin derinliğinden samimiyetiyle dua edebilir ve o zaman Yaradan kişinin duasını duyar ve kişiye Lişma derecesini verir.

Ayrıca bilmeliyiz ki, Lişmayı edinerek kişi kötü eğilimi olan kendisi için almayı öldürür, ancak kişi ihsan etme niteliğini edinerek kişi kendi iyiliğini düşünmeyi bırakır. Kişinin kötü eğilimini öldürmesi demek artık alma arzusunu (kabını) kendisi için kullanmaz ve artık almaya yönelik çalışmadıkları içinde ölü olarak bilinirler.

Öncelikle bunu hiç hissetmek istemediğimizi bilmeliyiz. Öldürüldü bu anlama geliyor. Bu süreç yavaştır çünkü bu kıyaslamalar hep hislerimizle yapılır, hiç değişmeyen o amaca yönelik, sabit bir hedef gibi. Değişen şey kişinin içindeki yani kabındaki histir. Kişinin haz alma arzusu da azalır ve değişir; gerçek dua ve ihtiyaç hissi olduğu sürece devam eden aşamalı bir değişimden geçer.

Dubna’lı Magid şöyle der: “Sen beni çağırmadın Yakup ve ne de sen endişe duydun İsrail”. Bu demektir ki her kim Yaradan için çalışırsa çabaya gerek duymaz. Tam tersine kişi tatmin olmuştur ve mutludur.

Ancak her kim Yaradan için çalışmazsa, başka amaç için çalışırsa, manevi çalışmada gücü olmadığı için Yaradan’dan şikâyetçi olamaz çünkü başka bir amaç için çalışmıştır. Kişi ancak kim için çalışıyorsa ona şikâyetçi olabilir ve manevi çalışmada sadece ondan güç ve mutluluk vermesini isteyebilir.

Yapılan manevi çalışma sadece Lişma adındaki bu amaç için yapılmalıdır, mutlak ihsan etme niyetini edinmek için. Eğer bu iş başka bir amaç için yapılırsa o zaman Yaradan’a bir haz almak için olan duana cevap vermiyor diye şikâyetçi olamazsın.

Ayrıca bir ödül veya haz talep etmek bizim bu dünyadaki alçak hayat seviyemizin talebi. Lişma denilen seviyenin ne olduğunu bir düşünelim – bir hayal edelim – yaptığım her şey sadece başkaları için olacak ve kendime yönelik bir tek düşüncem bile olmayacak. Bu bizim niyetimizde olan bir şeydir. Kişi bu arzusuna ulaşmaktan başka ne tür bir ödeme kabul edebilir ki? Çünkü o zaman tüm sınırlar ortadan kalkar, tüm ıstırap biter, sadece manevi yolda olan kişi için değil, etrafındaki herkes için. Yüzde yüz çaba, dışsal ve içsel tüm varlıkların iyiliği için verilir. Bu yüzden kişi henüz Lişma niteliğine uzak ya da boş hissediyor olsa bile manevi yolda ilerlerken ve hâlâ amaca ulaşmadığımız için hüzünlü olsa bile ödülü bu yola getirilmesidir ve kişi bilmelidir ki bu yol bir maceradır, bir yere ulaşmak için yola çıkmıştır.

Kişi manen ilerlemenin yükünü omuzladığı zaman yani sadece Yaradan’a ihsan etmek için çalışma işine girdiği zaman kendisini enerjisiz ve ya isteksiz hissettiği zaman şaşırmamalıdır. Zira kişinin hep heyecanlı ve enerji dolu olması o zaman kişiyi ilerlemeye zorlar, ancak kişi tam tersine bu işi akıl ve mantığını eğerek zorla kabullenmelidir.

Şöyle ki; kişi manevi yolda olsa bile, doğal olarak olması gereken bundan başka şeylerden aldığı hazzın azalmasıdır. Kişi burada mantığına karşı gitmektedir. Manevi çalışmada buna mantığın üzerinde gitmek denir. Eğer alma arzusunun temel prensiplerini dinleyecek olursanız beden size “Neden bunu yapıyorsun ki? Ne anlamı var ki, tüm hayatını boşa geçiriyorsun,” diye soracaktır.

Her zaman bu şikâyet ortaya çıkar. Kişi etrafında gördüğü ve duyduğu şeylerde hep manevi yolda ilerleyişine karşı şeyler olur, ancak bu kişinin kendisine manevi çalışmayı kendisini “zorlayarak” kabul ettirmeye getirmek içindir. Bize şunu demek istiyor: Alma arzunun ne dediğini dinleme, sana gelen bu tereddüt alma arzusundandır ve bu durumda kişi özgür seçim yapabilir. Yani ne alma arzum beni kontrol ediyor ve ne de Yaradan bana “senin için bu işi basitleştireceğim ve kendini harika hissedip ödemeni alacaksın,” diyor. Kişi esas şimdi bu iki koşulun arasındayken özgür seçim noktasındadır. Ne kişiyi alt doğası (kendisi için alma) kontrol ediyor ne de Yaradan. Bu durumda kişi orta çizgide ilerlemektedir. Şöyle ki, durum kişiye ve niyetine bağlıdır ve bu durumda kişinin Yaradan’a benzeme niyeti baskısız gelişir. Ve tek yol böyledir kişinin içinde bu durum özgür seçim olarak oluştuğunda manevi yolu kişi seçer ve bir ödemesi/ödülü de yoktur gerçek başarı budur. İşin püf noktasıda aslında budur. Bu yüzden maneviyat tümüyle bize gizli çünkü normal doğamız olan kendimiz için alma arzumuzun bizi kontrol ederek işleyişine tümüyle terstir.

Bu, şu demek: Bedenimiz bu köleliğe hemfikir olmamalıdır, zaten yoksa neden Yaradan bize haz ve ödüller dağıtmıyor ki?

İşin gerçeği aslında bu büyük bir ıslahtır. Eğer bu koşul olmasaydı ve alma arzumuz bu çalışmayla hemfikir olsaydı o zaman asla Lişmaya gelemezdik ve sadece alma arzumuzun iyiliği ve arzularını tatmin etmek için çalışırdık. Şöyle bir hikâyede olduğu gibi: “Hırsızın, hırsızı yakalayın diye bağırarak koşması gibidir ve kimin hırsız olduğu bilinmez.”

Eğer bu dünyadaki düzene göre işlerse ve bu çalışmadan egoistik bir haz alacak olursak o zaman köle oluruz. Esas kölelik bu durumda olur. Bir makine gibi işlerdik ve asla bunun ötesine geçemez ve özgür olamazdık.

Ama hırsız, yani alma arzumuz, manevi çalışmanın yükünü tat bulamadığı için kabul etmek istemediğinden, kişi eğer bedeninin isteğine karşı gelerek çalışmaya alışırsa o zaman sadece Yaradan’a memnunluk vermek için çalışmaya başlayabilir.

Doğamıza karşı çalışmak demek, bir sonraki derecemizde bizden neyin beklendiğini hissetmek demek. Zorluk hissettiğimiz zaman, bir tereddüt ya da bir ihtirasımız olursa veya bir şeyi yapmamak gibi durumlarda kabalistler eylemin fiziksel boyutuyla ilgilenmezler. Bu tür durumlarda kişi yapacağı şeyin kendi hayatını iyileştireceği düşüncesiyle peşine düşerse ve bunun peşinde giden diğerlerin başarılı olduğunu da görürse o zaman kişiye tereddüt gelir ve şöyle ya da böyle olmalı der.

Doğamıza karşı çalışmak demek o seviyeye ait mantığı kullanmamak demektir. Farkına var. Kişinin içindeki hayvansal seviyenin söyleyebileceği tek şey: Bu işten ne bekliyorsun? Daha farklı bir şey sormaz.

Konuşan seviye, üst seviye dediğimiz ulaşmamız gereken yeni seviye hissedilen kalpteki nokta vasıtasıyla mümkündür. Bu kalpteki nokta kişinin manevi yolda ruhunu inşa edip insan seviyesine gelmesindeki başlangıç noktasıdır, manevi bir embriyo gibi. Eğer kişi bu yolda gelişimine devam edecek olursa kişinin düşüncesi, aklı ve mantığı ilerlemek için Yaradan’ın mantığıyla olmalı. Bu bizim alışageldiğimiz mantığın tersidir. Kişi bir sonraki şeyin ne olduğunu kendisine gelen tereddüt vasıtasıyla hemen hissedebilir. Üzerinde çalışmamız gereken unsuru bize gösteren bir radar sistemi gibidir. Bu durumda kişinin inançla ilerlemekten başka bir seçeneği yoktur. Burada inanç nosyonu alışageldiğimiz inanç tanımı değildir; “yani birisi bana bir şey dedi ve ben de ona inandım ve şimdi de inanıyorum deyip öyle bir koşulda yaşıyorum onun dediklerini yapıyorum ve her şey yoluna girecek.” Hayır, öyle bir durum maneviyatta yoktur, dinlerde vardır. Yaradan’ın düşüncesini hissetmeye çalışma arzusu olmak zorundadır yani kendi alma arzumun beni yönlendirmesine izin vermiyorum, ne fiziksel ne de manevi arzularım açısından. Kişi bu şekilde çalıştığı zaman aslında bir deney yapmaktadır, her halükârda bir çaba sarf edeceğim ve sonucunu göreceğim. Burada önemli olan şey her zaman çabadır.

Çaba bana ne kazandırır? Çaba kişinin arzusunu büyütür, bu bir ödüldür. Arzu ya da içimde büyüyen bu eksiklik hissi kişinin edinemediği şeye yöneliktir ve sadece bu açlık aslında büyük bir ödüldür. Bu kişiyi tereddütün üzerine çıkartır. Bu durumda kişi için fiziksel bir alıcı kabı değil ama manevi bir algı yani alma arzusunun üzerinde bir algı geliştirir. İkinci bir doğa inşa edilmeye başlar. Yani zaten yaratılmış bu fiziksel seviye için değil. Bu yüzden dünyevi arzular ile pek ilgilenmiyoruz, bunları Yaradan zaten yarattı. Manevi oluşumda inşa ettiğimiz şey “Adam” denilen insan seviyesi: Yani arzudan inşa edilen manevi bir varlık sonuç itibariyle yaratılan varlık sadece bir arzu ama özel bir arzu sadece Yaradan’ın düşüncesi için bir arzu geriye kalan diğer şeyler insan seviyesinin altında olan arzular. Bu hisler kişinin yaşadığı gerçek hislerdir. Gerçek anlamıyla edinimdir, aydınlanmadır, realitenin kişiye tümüyle farklı göründüğü manevi bir yükseliştir.

Kişinin niyeti sadece Yaradan rızası için olmalıdır, şöyle denildiği gibi; “kendini Yaradan’ın hissedilişinde mutlu hissedeceksin.” Bu yüzden kişi manevi yolda ilerlerken tat almaz. Çünkü kendisini zorlayarak ilerler. Ancak şimdi ihsan etme yolunda ilerlerken doğasına karşı çalışmayı alışkanlık haline getirdiğinden kişi Yaradan’dan mutluluk almaya başlar. O zaman kişinin manevi çalışması kişiye mutluluk ve enerji verir ve o zaman haz Yaradan’a yönlenmiş olur.

Tekrar görüşmek ümidiyle.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
16 - 0,279