e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ
Ana Sayfa > Kabala Video Klipleri > Kabala'nın İfşası > Kabalanın İfşası Ders 13 – İfşa ve Gizlilik

Kabalanın İfşası Ders 13 – İfşa ve Gizlilik

Video olarak indir –   PDF olarak indir

Bir kaç kere algılarımızdaki yükselişin basamaklarında tırmanmaktan, realiteyi sınırlı algılayışımızdan, algımızı 124 basamak yükselerek Yaradan’la form eşitliğine gelmekten bahsettiğimizi duydunuz. Bu basamakların her birini teker teker açıklayamayız ama genel olarak neye doğru yönlendiğimizi bilmekte fayda var, nereye ulaşmamız lazım ve bu edinim neyden ibaret.

Baal HaSulam, On Sefirot Kitabı’na Giriş’te çok önemli temel kavramları anlatıyor. Bahsettiği konulardan bir tanesi de kişinin manevi edinimlerinde kesinlikle geçireceği haller. Bu safhaları beşe ayırıyor ve her safhanın içinde de birçok diğer safhalar var ve bu yüzden toplamı 125 basamak olarak bilinir.

Kişinin manevi yolda ilerlerken neleri yaşayabileceğine bir bakalım. Bunlara bakarken de Kabala’da çok önemli bir bölümü de gözden geçirmiş olacağız hatta bu yüzden Kabalistler neden bir grup olarak çalışırlar ve grubun kişiye manevi ilerleyişinde ve ediniminde nasıl etkili olduğunu orada anlatmaktadır.

Burada bir çizimde gösterelim:

Fiziksel dünyada iki ana koşulun olduğunu görüyoruz: Çift gizlilik ve bu safhayı geçtikten sonra da tek gizlilik. O safhanın sonunda da fiziksel dünya ile manevi dünya arasındaki sınır var ve manevi dünyaya girişimizdeki ilk koşul bir ıslah durumudur.

Bu koşulları size açıklayacağız. Bu durumu aştıktan sonra ilk ifşa vardır Yaradan’ın doğasıyla bir bağ olur ve sonunda da ikinci ifşa manevi yolun sonu ve Yaradan’la form eşitliğiyle bütünleşmek.

Çift gizlilik neyden ibaret bir bakalım.

Çift gizlilik, gizlilik içinde gizliliktir. Bu durumda kişi Yaradan’ın arkasını bile hissetmez; kendisine olan biten hiç bir şeyi Yaradan’dan geliyormuş gibi algılamaz. Yaradan’ın kendisini terk ettiğini hisseder, O’na yönelik tümüyle saygısızdır, ıstırabını hasbelkader olarak değerlendirir. Yaradan’ın kişiye olan yaklaşımından doğan kafa karışıklılığıyla kişi inancını kaybeder.

Burada manevi yolda olan bir kişiden bahsediyoruz. Bu hal dünyadaki kitleler için geçerli olan bir şey değildir zira onlar için Yaradan içlerinde edinilmemiş ve itiş gücü olarak hissedilmeyen soyut bir nosyondur. Çift gizlilik hali yolda olan ancak sanki bilinçsiz bir halde olup hâlâ hayatı ve hayatın yönüyle ve kendisine olan şeylerin nedenini anlamaya yönelik bir arzu tarafından organize edilmektedir. Yani kişi bir Yaradan’ın var olduğu nosyonu içerisindedir ancak terk edildiği hissindedir bu durum her halükârda bir ilişki niteliğini taşır ve bir arzunun başlangıcıdır. Bu yüzden “yolun başı” olarak bilinir. Bu halde kişi “inancını kaybeder” diye anlatıyor.

Kişi talihsizliklerinden dolayı dua etmeye ve iyilik yapmaya başlar ancak bir cevap alamaz. Dua etmeyi bırakır ve birden duasına karşılık alır.

Şöyle ki, Yaradan’la bir ilişkiye girmeye çalışıyordur ancak ilişkisinin temel anlayışında kafası karışıktır. Yaradan’a doğru bir adım atar. “Dua etmeyi kestikten sonra birden duasına karşılık alır.” Dolayısıyla, anladığı kadarıyla (ki henüz bir anlayışı hiç yoktur) ilk yaptığı şeyde, Yaradan orada değildir, “beni terk etti” hissi oluşur. Yapmayı durdurduğu zaman alma arzusunda kişi kendini daha rahat hisseder. Şimdi kişiye bir cevap gelir. Yani çektiği ıstırap kendisini tatmin etmeye yönelik doldurmakta olduğundan hafiflemiştir. Ve akabinde şöyle diyor:

Kişi Yaradan’ın ilahi yönetimine inanmaya başlayıp yaptıklarını ıslah ettikçe acımasızca geri itilir.

Yolda ilerledikçe, kişinin Yukarıdan aldığı karşılık kesin bir reddedilmedir yani inanç kaybıdır. Kişinin üzerindeki etki budur ve dediğimiz gibi bu kişi manevi yoldadır ancak içinde bulunduğu his budur ve inancını yitirdikçe kötü şeyler yapmaya başlar, şansı artar ve rahat hisseder. Dolambaçlı yollarla para kazanır.

Başka bir deyişle tereddütleriyle ilgilendikçe etrafına bakınır ve görür ki “dünyevi hayatımın iyiliği, benim iyiliğimin yolunda gitmek gayet uygun, tatmin olduğum şeyler bunlar.” Ve kendi gözünde Yaradan’a özlem duyan kişiler fakir, hasta, sevilmeyen, medeniyetsiz ve ikiyüzlü aptallardır.

Neden? Çünkü kabında, hislerinde, o kişiler normal bir yolda değillerdir. Zira kişisel tecrübesi kişiye bu işin boş olduğunu söyler; bunlar hiç gerçekçi değil ve hayal âlemindedir der ve gerçek hayata dönmeliyim der kendisine.

Yaradan’ı aramayan kişiler zengin, sağlıklı, sakin, cömert, sevilen ve kendilerine güveni olan insanlar gibi gözükür onun için. Manevi yolda ilerlemeyen insanların iyi bir hayatı olduğunu görür; onları mutlu olarak algılar ve algıladığı realite bunu gösterir.

Bu ilk derece “çift gizlilik” olarak bilinir. Çünkü Yaradan’ın gizliliği birçok farklı koşulda olur; hayatında olan olaylardan tutun Yaradan’a olan arzusuyla ilerlerken hep reddedildiğini ve Yaradan’ı algılayamaması hissine kadar. Kafası karışıktır ve etrafındaki problemlerin kaynağını Yaradan’la değil ama etraftaki kişilerle ya da kendisiyle, toplumla ilişkilendirir. Ayrıca bunların neden olduğunu da anlamamaktadır. Bu yüzden kişi için Yaradan iki perde arkasındadır ve gizlidir.

Bu dönem kişinin tekrar doğduğu bir dönemdir. Yani olan her şey fiziksel seviyede olur ve manevi yolda ilerlemeye çalışmalarına rağmen tüm gelişimleri bilinçsizcedir.

Kişi bu safhalardan geçtikten sonra sonunda bir noktada farklı bir şeyler algılamaya başlar, Yaradan kişiyi bu süreç vasıtasıyla onları yakınlaştırır ve bilinçsiz gelişim ve yeniden doğmalar vasıtasıyla yeni bir şey algılamaya başlarlar ve artık maneviyata girebilmelerini sağlayacak bir metotla çalışmaya başlar ve perdeleri kaldırırlar. Baal HaSulam tek gizlilik denilen safhayı bu şekilde anlatıyor:

Yaradan gizli, yani mutlak iyi olarak davranmıyor, ıstırabı getiren olarak davranıyor.

Başka bir deyişle, kişi hayatında olan biten her şeyin yazarının Yaradan olduğundan emin ancak manevi yolunda kendisine gelen tek şeyin sürekli eksiklik hissi olduğudur, buna kişi “ıstırap “der. Yani Yaradan’ın egemenliği kişiye net olmasına rağmen Yaradan’ın niyetini anlayamamaktadır.

Kişi Yaradan’ın sırtını görüyor gibidir, zira O’ndan sadece ıstırap geldiğini hissetmektedir. Yine de her şeyin kendisine Yaradan’dan bir nedenle geldiğinin farkındadır; ya yaptığı kötülükler için cezalandırıldığını ya da kendisini iyiliğe doğru getirdiğini düşünür. Dolayısıyla Yaradan’ın ilahi yönetimine olan inancını güçlendirir.

Kişi ıstırabın işlediği günahlar ya da yapması gerekip de yapmadığı şeyler için mi yoksa da kişiyi yolda ilerletmek için mi geldiğini bilmez. Kafa karışıklılığı işte bu noktadadır. Olan olaylarda Yaradan’ın yaklaşımını anlamamaktadır. Kişi fakir, hasta ve başkaları tarafından sevilmez olur. Hep endişeli ve hayatında sanki hiç bir şey doğru gitmemektedir.

Şimdi görür ki kendi hali etrafındaki insanlarınki kadar iyi değil, yani (çift gizlilikte algıladığı gibi) – sürekli bir şeylerin eksikliğini hissetmektedir, hiç bir şey yolunda gitmez ve insanların kendisine yaklaşımı da kötüdür. Bunun nedeni Yaradan’la bağ kurmasındaki ana arzu karışıklık içindedir.

Kişi arzularının ilk beş safhasındaki arzuları tatmin edip başka bir tatmin bulamadığı zaman, bilinçsiz safha dediğimiz çift gizlilik buradadır. Kalpteki noktanın ifşa oluşu da bu dönemdedir ve kişinin de aynı zamanda Kabala’yı keşfettiği zamana denk gelir. Şöyle ki; Yaradan’la direkt bağ kurabilecekleri ve O’nu anlayabilecekleri bir metot vardır. Bu kişiye sanki hasbelkadermiş gibi gözükebilir, belki televizyonda bir şeyler duymuştur Kabala ile ilgili veya bir kitap almışlardır ya da internette dolanırken karşılarına çıkmıştır, belki kulaktan dolma bir şekilde bir yerden duymuştur… Nasıl olduğu önemli değil ama kişi bir şekilde ilişkiye geçince içinde bir his uyanır ve bu içsel uyanışla bu metodu öğrenmeye başlar.

Bu döneme hazırlık dönemi denir çünkü bu dönemde kişi bilinçli şekilde içsel değişiklikler yapar. Kişi kitapları realitenin bir haritasıymış gibi kullanarak gelişmeye başlar ve manevi edinimi olan hocasının rehberliği metodu doğru uygulamasını sağlar. Manevi edinimi olan rehber kişiye ilerleyişinde yol bulmasını sağlar ve doğru çalışmayı yapmasına yardımcı olur, yani kitapları nasıl doğru kullanacağını öğretir.

Metodun gerçek anlamıyla çalışabilmesi için ayrıca çok ama çok önemli bir araç daha gereklidir. Ama bundan daha sonra bahsedeceğiz, haritayı biraz okumaya başlayınca bu aracın ne olduğu ve neden gerekli olduğunu anlayacaksınız.

Kişi bu hazırlık dönemini tamamladığı zaman ve maneviyata geçtiğinde “ıslah” denilen bir safhaya girer. Bu safhada kişinin Yaradan’la ilgili hissiyatında kafa karışıklılığı ortadan kalkar ve arzularının ıslahına yönelik çalışmaya başlar. Kişinin 613 arzusunu kendisi ıslah etmek durumundadır son 7 tanesi son ıslahta Yaradan tarafından yapılır; bu yüzden de 620 tane sevap vardır denir. Her ıslah Yaradan’ı direkt hissederek yapılır, kişi kendi yaklaşımının sonuçlarını hisseder ve de Yaradan’la karşılıklı olan ilişkisindeki farkı görerek tüm arzularını teker teker ıslah eder ta ki kişi arzu ve niyetlerini Yaradan’ın niyetine aynı şekilde hizalayana kadar.

Burada birinci ve ikinci gizlilikteki gibi geçerli koşullar yoktur.

Burada, çift ve tek gizlilikte özgür seçim diyebileceğimiz bir tecrübe var. Ancak bu özgür seçim nosyonu kafamızın o safhada karışıklığından yokmuş gibi gelir. Esas burada bariyeri geçtikten sonra gerçek anlamıyla Kabala çalışmaya başlıyoruz, yani Yaradan’la direkt bir bağ ve ilişki safhasındayken.

Kişi bariyeri geçip arzularının ıslahına yönelik çalışmaya başladığı zaman, hazırlık dönemini artık bitirmiştir ve kitaplarla artık doğru şekilde çalışmaya başlamıştır, yani ifşa olmuş halleriyle. Aslında bu safha hem ıslah hem de Yaradan’ın ifşası denilen safhadır, yani Yaradan’ın ilahi yönetimi kişiye ifşa olur. Baal HaSulam bu geçişi şöyle anlatıyor:

Gizlilikte kişinin Yaradan’a ve evreni yönettiğine olan inancı güçlenir. Bu, kişiyi kitaplara getirir ve kitapları çalışmasında ıslah eden ışığı çeker ve Yaradan’ın ilahi yönetimine olan inancını nasıl güçlendireceğini anlar.

Yaradan’ın ilahi yönetimine doğru inancını güçlendirmede harcadığı çaba belli bir miktara ulaşınca Işık o noktada kişiyi etkiler ve o zaman Yaradan’ın kişiyi görünür şekilde yönetmesine hazır olur ve Yaradan’ın ifşası bu noktada olur. Yaradan bu durumda herkese arzularına göre kendisini “iyi ve merhametli olan” olarak ifşa eder.

Başka bir deyişle, kişi egosu vasıtasıyla özgür seçim olarak hissettiklerini değil, Yaradan’la bağ kurma arzusunun sonucu olarak Yaradan’la aynı niyeti hisseder. Kişi için “özgür seçim” denilen o mesafe artık kapanır ve haz olarak hissedilir, bir görev ya da mücadele olarak değil. Ve şu şekilde açıklıyor:

Kişi Yaradan’ın iyiliğini, sükûnetini, sürekli tatmin ediciliğini hisseder, kişi her zaman çaba sarf etmeden kendisine yetecek kadar para kazanır, başı belaya girmez ve hastalık yaşamaz; kendisine saygı duyulur ve başarılıdır. Bir isteği olur, dua eder ve anında Yaradan’dan karşılığı gelir. Ne kadar çok iyilikler yaparsa o kadar çok başarılı olur ve tersi de geçerlidir eğer az iyilik yaparsa o kadar az başarılı olur.

Bu sözlerle ne demek istiyor? Algıladığı her şey tatmin edicidir. Artık realitenin dışında bir şeylerin olduğu hayali yoktur. Dışarıda olabilecek bir şeye hiç bir özlemi yoktur; her şey içinde ifşa olur. Ve kişi Yaradan’ın kişiye olan ilahi yönetimini görür; idrak eder, kendisine olan her şeyin sebebini anlar. Bu durumda kişiye olan şey zaman ve yer kavramları üzerinde bir hisle yaşar bu yüzden şu ana kadar olan her şey değişmiştir. Geleceği, yer ve zaman ötesini görebilir. Islahı sadece geleceğe yönelik olmaz tüm geçmişi de ıslah olmuş olur. Kişi geçmişteki bilinçsiz hayatında olan her şeyi anlar, çift gizlilikteki ve öncesinde başına gelen tüm kötü tecrübeleri, Yaradan’ın ve diğer insanların kendisine iyi davranmadığını düşündüğü zamandaki olayları dahil. Bunların hepsi ortadan kalkar ve başına gelen olayların nedenlerini tam olarak anlar ve bunların hepsini Yaradan’la arasında olan direkt bir ilişkiyle anlar.

Bunu tamamladığı zaman, bir başka safha daha var, daha da yüce ve arı olan Yaradan’ın ikinci ifşası. Şöyle ki sadece Yaradan’ın kişi üzerindeki ilahi yönetimini hissetmez, tüm yaratılan varlıklara olan yaklaşımını hisseder ve kişinin de yaklaşımı aynı olur, Yaradan’ın gördüğü şeyleri görür, Yaradan’ın istediği şeyleri ister, Yaradan’ın hissettiklerini hisseder ve tüm bunların yaratılışın tümünü nasıl etkilediğini görür. Bunun ifadesi de “dostunu kendin gibi sev” bir başka deyişle “insan sevgisi” denilen haldir, kişi bu safhayı edindikten sonra perde kalkar ve “Yaradan sevgisi” denilen dereceyi edinir.

Bu en önemli şeydir zira yaratılışın amacı budur. Bunu görerek, kişi hazırlık safhasında neye ihtiyacı olduğunu anlayabilir. Burada bu safhayı edinmek için kişi gelişimine bu manevi halle ilgilenen bir metotla başlamalıdır. “Dostunu kendin gibi sev” koşulunun hissi herkesin ve her şeyin birbiriyle bir bütünlük ve birlik şeklinde işleyişi ve herkesin yani bütünün memnuniyetidir. Bunu yalnız başınıza kitapları çalışarak ya da bir Kabalistten direkt yön alarak yapmanız mümkün değildir. Kişinin değişim ve özgür seçim noktasını oluşturduğu yer çevresini inşa etmektedir, bu yüzden bir gruba ihtiyaç vardır. Kişi manevi çalışmasını yapabileceği bir ortam, bir laboratuar oluşturmalıdır ki çalıştıklarını manevi gelişimi için uygulayabilsin ve amaç olan o son safhaya yönelik anlayışı gelişsin. Hocasından ve kitaplardan öğrenilenler ve hayatın akışında olan her şey simulasyon odası gibi düşünebileceğimiz grup içerisinde edinilir.

Kabalistler her zaman bir grup olarak beraber çalışırlar ve amaçları son derece kesin ve net olarak tanımlanmıştır. Amaç; “dostunu kendin gibi sev koşulu olan insan sevgisinden Yaradan sevgisine gelmektir.” Kişi Yaradan’la sevgi ilişkisini oluşturmak istiyorsa bunun için doğru bir çevre inşa etmelidir yoksa amaca bırakın ulaşmayı kendisini doğru yönlendirmesi bile mümkün değildir.

Egoizmimiz her zaman bize oyun oynar, çünkü Yaradan’ı hissedemezken kişi Yaradan’la ilişkisinin ne safhada olduğunu nereden bilebilir ki? Yaradan’ı hissedemezken bize olan geri dönüşümünü, yaklaşımını ve yaptıklarını nasıl bilebiliriz ki? Eğer kişi Yaradan’la bağ kurmak istiyorsa önce O’nu ifşa etmek zorundadır.

Bu yüzden Kabalistler bir grup içinde çalışırlar ki ulaşmak istedikleri şeyin sistemini anlayabilsinler. Bir pilot yetiştirmek gibidir. Pilotu simülatöre koyuyorsunuz. Simülatörde ne var peki? Bir kutu! Önünüzde gördüğünüz şey bir resim ve uçakta olabilecek şeyleri gösteriyor. Yeni bir pilotken onu alıp direkt bir jumbo jete koyup hadi bakalım deyip uçağa koyup nasıl uçacak bir görelim demiyoruz. Elbette hayır. Onu alıp kontrollü bir ortamda, olabilecek her türlü olayın, koşulun kontrol edilebileceğini öğrenebileceği bir çalışma ortamına koyarsınız. Elektronik bir sürü cihazın arasında ekrandaki resimlere göre nasıl uçacağını, ineceğini ve her türlü olabilecek acil duruma nasıl yaklaşacağını ve çözeceğini öğreniyor. Hiç gitmediği bir ülkedeki hava alanına nasıl ineceğini bile, çünkü ülkelerin havaalanları bile bu simülasyonlarda var.

Gruptaki herkes aynı amaca yönelik çalıştığı için kişi grup içinde çalıştığı zaman direkt yaptığı her şeye yönelik anında geri dönüşüm alır. Kişiye olabilecek en kötü şey eline geçen bu şeyle ne yapacağını anlayamamasıdır. Yaptığınız çalışmada, kişinin insan sevgisine yönelik olan çalışmasında kendisini test edebileceği, yolda nerede olduğunu görebileceği, ölçebileceği ve konsantrasyonunu dağıtmayacağı bir ortamı olursa o mükemmel çevre kişi için ideal gelişim ortamı olur.

Problem şu; kişi manevi çalışmaya geldiği zaman, maneviyata yönelik çok küçük bir arzuyla gelirler. Dünyevi şeyler için arzuları çoktur ama Yaradan’a yönelik çok küçüktür. Ama eğer Yaradan’a yönelik arzusu olan bir grup insanı bir araya getirecek olursak o zaman bu arzu kişiyi doldurur. Sadece kendi arzularıyla ilerlemezler, herkesin arzusuyla ilerlerler. “Dostunu kendin gibi sev,” koşulu kişinin bilinci ve dünyaya etkisi açısından son derece büyük etkileri vardır. Kişi Yaradan sevgisine insan sevgisine gelir çünkü hepimizin toplamı bir ruh etmektedir. Bu yüzden maneviyata giriş yalnız yapılamaz çünkü her birimizin birbirimize bağlı olduğu bilinci maneviyata giriştir. Bütün bu elementlerle çalışarak kitaplar, doğru rehber (Kabalist), doğru bir çevre bunların seçiminde ve inşa edilmesinde özgür seçimimiz var. Manevi dünyaya Kabalistler bu çalışmayı yaparak girerler.

Yolculuğumuzun derinliğine devam edeceğiz, bir sonraki derste görüşmek üzere.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
21 - 0,284