e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ
Ana Sayfa > Kabala Video Klipleri > Kabala'nın İfşası > Kabalanın İfşası – Ders 4 – Yaratılan Varlığın Yaratılışının 4 Aşaması

Kabalanın İfşası – Ders 4 – Yaratılan Varlığın Yaratılışının 4 Aşaması

37 MB   –   22 Dakika

Video olarak indir –   PDF olarak indir

Not: Dersleri izlerken, dersin PDF formatını açıp ders’de kullanılan çizimleri takip etmeniz tavsiye edilir.

Baal HaSulam’dan bir bölüm okuyarak başlayalım, Talmud Eser Sefırot – On Sefirot’un Çalışılması adlı kitapta şöyle yazıyor:

Dolayısıyla şunu sormalıyız: Neden Kabalistler her insanın Kabala çalışmasını zorunlu kıldılar? Elbette bunda büyük bir olay var ve anlatılmaya değer: Kabala ilmiyle ilgilenenler için harikulade ve paha biçilmez bir deva bulunmaktadır. Ne öğrendiklerini anlamamalarına rağmen, çalıştıklarını hissetmeyi özlemek ve hasretiyle üzerlerine ruhlarını saran ışığı çekerler. Kişi henüz mükemmelliği edinmemişken bu ışıklar kendisine saran ışıklar olarak ulaşacaktır. Bu, şu demektir: Işık kişi için hazırdır ve kişinin alma kabını arındırmasını bekler. Arındığı zaman ışıklar kabın içinde kıyafetlenir.

Dolayısıyla bu ilimle ilgilenen bir kişinin kabı olmasa da ruhuyla bağı olan ışıklar ve kapların adlarını okuması bile kişiye ışıkların belli bir derece yansımasını sağlar. Ancak, kişiye ruhunun içinde henüz yansımaz çünkü bu ışığı alabilecek bir kap henüz yoktur. Buna rağmen, kişinin sürekli çalışması kişiye ışık çeker ve kişiye arılık ve ıslah getirir ki bu da kişiyi mükemmelliğe sürekli yakınlaştırır.

Bu derste yaratılan varlığın yaratılışının dört safhasına bakacağız. Yaratılışta var olan her şeyin makro şablonu bu: Yaratılan varlığın yaratılışının oluşumu; yaratılan bir varlığın nasıl yaratıldığı ve yaratılışın her detayında aynı yapıyı görebiliriz.

Kabalistler bize şöyle söylüyor: Öncelikle bilmemiz gereken şey Işığın sırları, ancak biz bu sırlardan bahsetmeyeceğiz zaten aktarmak bizim kapasitemizin üzerinde bir şey. Hiç bir Kabalistik kitap ışığın sırlarından bahsetmez sadece ışığın tatlarından bahseder.

Bu sırlar O’nun özü olarak bilinir. Bundan bahsetmek de yasaktır. Maneviyatta yasak demek mümkün değil demektir. Yani anlatılması için herhangi bir söz yok demek. Bunun için kabımız (algımız) yok. Bu ancak edinilerek bilinebilir.

Biz burada başlıyoruz. Biz Yaradan’la başlıyoruz. Yaratılışın düşüncesi denilen seviyeyi edinen Kabalistler diyor ki: Yaradan’ın başlangıçtaki düşüncesi bir niyetle başladı, bu niyet bir yaratılan varlık yaratmak ve onu mutlu etmek. Bu duruma kök safha ya da behina şoreş denir. Tüm realitenin kökü budur.

Şimdi bu yaratılan varlığı yaratma ve mutluluk verme arzusu yaratılışın ilk başlangıç noktası ve hemen akabinde olan şey haz alma arzusunun yaratılması oldu. Şimdi bu düşünceye Işık diyoruz ve bu da alma arzusu. Yaratılan ilk varlık bu. Bu safhada yaratılışın tüm ışığını içine alabilen bir kap oluşmuştur ancak bu kap bu ışık karşısında tümüyle pasifize olmuştur öyle iç içedirler ki sanki oluşumları aynı anda olmuş ve birbirlerine tümüyle bağımlıdırlar.

Burada veren bir güç var; verme arzusu ve kendisine zıt olan bir koşul yani bir alma arzusu yaratıyor. Bu iki koşul birbirine kilitlenmiş durumdadır. Sanki aynı fikir biri paket biri içindeki ama ters nitelikteler. Bu ikinci safha ya da izlenim ve buna Behina Alef denir. Alef İbranicede ilk harf yani A harfi ve rakamsal değeri 1’dir ve bu 1. safha ya da izlenim olarak bilinir.

Işık alma arzusuna yani bu ilk kaba girince olan şey arzunun haz duyması, ancak ışık aynı zamanda kaba kendi doğasından bir izlenim bırakıyor ve bu hissin sonucu olarak bir şeyler oluyor.

Işık alma arzusu olan bu kabı sonuna kadar doldurduktan ve tam bir hazza geldikten sonra kap ışığın doğasıyla ilgili bir izlenim hisseder. Işık kabı sonuna kadar doldurduktan sonra alma arzusu tam bir doyuma gelir. Bu, sadece bir alma arzusu olduğu için verebileceği reaksiyon alma arzusunun işleyiş programına göredir ve bir verici olduğunu fark eder, bu yüzden ilk izlenimi “bir verici olduğu hissidir.” Dolayısıyla verme ve alma fonksiyonları olduğunu hissetmektedir ve bu durumda var oluşu bir şeye olan ilişkisine bağlıdır.

Burada birinci ve ikinci bölümlere Sefirot olarak bakalım.

İlk izlenime “Keter” denir veya “Taç”. İkinci izlenime “Hohma”. Hohma erdemlilik demektir. Burada ilk yaratılan varlığın hissettiği bu ışık, yani ilk safhada hissettiği haz Yaradan’ın niteliklerine yönelik duyduğu bir haz ancak içinde hissettiği bu ışık Or Hohma “Erdemlilik Işığı” olarak bilinir. Bu yüzden erdemlilik kelimesini her duyduğunuzda kabalistik yazılarda bu safhanın niteliğinden bahsediyor.

Şimdi burada Yaradan’ın verdiği hissinden dolayı bir şeyler olmaya başlıyor, aynı zamanda verme arzusundan alınan hazzı hissetmeye başlıyor ve alma arzusu olduğu için de bundan haz almak istiyor. Bu yüzden bu arzuda, yeni bir izlenim ifşa olmakta. İçinde hissettiği bu arzuya şimdi gelebilmesi için (önce tümüyle dolmuştu ve sonrasında hissettiği Işıktaki bu niteliğe yönelik bir özlem hissetmeye başladı) bu duruma ulaşabilmek için, bunu kendisi için edinebilmesi için almaması gerektiğinin farkına varıyor. İstediği şey vermekten alınan hazzı hissetmek ve buna yönelik bir eylem yapıyor, ama sadece almak için inşa edildiğinden yapabileceği tek şey almamak. Başka bir deyişle Işığı reddediyor. Bu safhaya Behina Bet denir. Bet İbranicede ikinci harf ve burada hissettiği şey vermenin almaktan daha iyi olduğunu hissetmesi. Bu safha artık verme arzusu.

Burada şimdi çok ilginç bir durum söz konusu. Yer değiştiren iki safha var (1. safha 2. safhaya geçiyor) ve tümüyle ters bir hal almakta. 1. safha alma arzusu ve 2. safha verme arzusu. Bu Sefira (2. safha) “Bina” olarak bilinir. Bina kelimesi Hitbenenut kelimesinden gelir, “gözlemlemek” ve aldığı izlenim Yaradan’ın niteliğidir, yani ihsan etme niteliği. Dolayısıyla 2.safha olan bu Bina Sefirası ihsan etmek/verme niteliğidir.

Bu boşluk safhasında kaba bir izlenim daha gelir. Şimdi her Behina’da (safhada) her izlenimde neden bahsedildiğinin farkına varmanızı istiyorum, Işığın eylemiyle ilgili değil. Işığın eylemi hep aynı. Her zaman yaratılan bir varlığın yaratılması ve hazla doldurulması kanununa göre işler. Işığın yaptığı tek şey budur. Bizim bahsettiğimiz kabın içerisindeki izlenimlerin yani arzunun, yaratılan varlığın içindeki hislerin değişimi. Şimdi 2. safhada Behina Bet’te Işık eksikliği var ve buna göre de bir izlenim oluşuyor, doğasının aslında alma arzusu olduğunu anlıyor ve erdemlilik ışığı olmadan da var olamayacağını anlıyor.

Işığın bu eylemine, geçişine “merhamet ışığı” denir (İbranice de “Or Hasadim”) ve bu şekilde var olamayacağını fark eder, alma zorunluluğundadır. Ama bir alıcı olmak istememektedir ve bu yüzden alırken ihsan edebilmenin yolunu bulmak zorundadır. Ve bu koşul yeni bir izlenim getirir.

Bu Behina Gimel -İbranice’de üçüncü harftir. Bu koşul iki izlenim getirir. Şöyle ki bu safha iki zıt durumu bir araya getirmektedir, hem alma olan Or Hohma ve vermek olan Or Hasadim. Bu iki zıt arzu bu safhada birbiriyle karışmış durumda. Neden? Burada neler oluyor? Bu alma şekli, Behina Gimel alma formunu verme formuna çevirmeyi keşfediyor.

Yaratılışta var olan tek şey, Yaradan ve yaratılan -Işık ve kab- o kadar. Yaratılan varlık kendi içinden gerçekten bir verme eylemi yaptığını hissetmekte ve yaratılan varlık açısından verilebilecek tek diğer varlık da Yaradan. Behina Gimel Yaradan’ın yaptığı eylemi kopyalamak için bir karar alır, anlar ki Yaradan’ın arzusu yaratılanı mutlulukla doldurmak ve bu hazzı da yaratılan varlık almak durumunda çünkü yaratılışın düşüncesi Yaradan’ın yaratılan varlıklara mutluluk ve haz verme arzusudur. Şimdi bir karar alır ve Işığın sadece bir kısmını alır diyelim ki Işığın % 20’sini ve bunu sadece Yaratılışın amacını gerçekleştirmek için yapar, yani Yaradan’ın yaratılan bir varlık yaratma ve mutlulukla doldurma arzusu için. Dolayısıyla alma eylemini Yaratılışın Düşüncesini yerine getirme niyetiyle yapacak. Sadece bu şekilde almak, verme şeklini alabilir. Bu koşulda vermek niyet olarak adlandırılır. Eylemin ne olduğu önemli değildir; eylem niyettir. Bu durum aslında Kök Safha olarak bilinen Behina Şoreş olan Keter seviyesine bir derece benzer durumdadır.

Geriye kalan % 80 Or Hasadim (Geriye Yansıyan Işık) hâlâ haz, hâlâ içine giren ışık ama bu ışığa bir önem vermemektedir. Bu safha, Sefirot olarak Zer Anpin olarak bilinir ve aslında içinde altı Sefirot barındırır: Hesed, Gevura, Tiferet, Netzah, Hod, ve Yesod. Bu safha iki niteliğin karışımından ibarettir ve (verme) ihsan etme niyetiyle almayı mümkün kılmaktadır.

Bu simülasyonda Behina Gimel’in yaptığı verme eyleminde yeni bir izlenim doğmuştur. Bu safhada yaptığı eylemle Işığın sahip olduğu bir niteliği keşfeder ve bu niteliğin aslında Yaratılışın Düşüncesi olduğunu keşfeder. Vardığı sonuç sadece verme değil ve Yaradan’ı mutlu etmek için kısmi alma da değil, ama Yaratılışın Düşüncesi yaratılan varlığı tümüyle hazla sonsuz hazla doldurmak ve bu durumda bu amacı gerçekleştirebilmek için tüm Işığı kabul edip almak durumundadır.

Ve burada Işık kaba girer ve tümünü doldurur. Bu safha Behina Dalet, 4. safhadır, ancak çok benzemelerine rağmen 1. safha olan Behina Alef’den çok farklıdır çünkü burada olan fark Behina Şoreş, Alef, Bet ve Gimel’deki olan her şey bağımsız eylemler değildirler. Bu eylemlerin hepsi Yaradan tarafından yapıldı. Işığın gücünün işlemesine arzulanan şekilde karşılık veren koşullar Yaradan tarafından düzenlendi. Behina Dalet’te ise tümüyle yeni bir şey oluşmakta. Bu Yaradan’dan bağımsız olma ve Yaradan’ın verdiği bir durumda bağımsız bir arzu sahibi olarak eylem yapma. Burada tüm Işığı alma niyetiyle Yaratılışın Düşüncesini tam anlamıyla gerçekleştirme fırsatı bulunmaktadır.

Bu noktada, yaratılan varlık için her şey değişmiştir. Bir kısıtlama ile arzunun doğası burada değişmeye başlar. Geçirdiği safhalardan sonra geldiği durumda artık Işığı direkt ışık olarak kendisi için değil de 4. safhada hissettiği şey Yaradan’ın statüsü. Şimdi de yaratılışta eylem denilen kısmı Direkt Işığı değil ama Yaradan’ın düşüncesini edinmek ister ve bu da zaten Yaradan’ın yaratılışı yaratırken baştan niyetidir. Bu durumda yaratılışın başlangıç noktasında ihtiyaç olacak tüm koşullar var. Bağımsız olan yaratılan bir varlık var.

Dolayısıyla bu 4. safhadaki Sefira’nın adı “Malhut”tur. Malhut kelimesi kral ya da krallık kelimesinden gelir. Bu, şu demektir: Burada her şeye arzu tarafından hükmedilmektedir. Şimdi burada sadece kendisi için almama niyeti, Yaradan’ın statüsünü hissettikten sonra, alma halinden utanç duyar ve bu yüzden bir kısıtlama yapar. 1. kısıtlama “Tzimtzum Alef” ve bu an itibariyle yaratılışın arkasındaki Düşüncenin peşinden gider, yaratılışın eylemi peşinde değil.

Şimdi burada Malhut var; yaratılışın başlangıcı. Bu kab, 4. safha/Behina “Olam Eyn Sof” olarak bilinir yani “Sonu Olmayan Dünya” ve tüm dünyalar ve ruhlar buradan doğar.

Yaratılışın her kısmında tam anlamıyla bu form vardır. Bu süreç, makro şablon, aynı zamanda Yaradan’ın dört harfli adı olarak bilinir. Yud harfinin ucu Yud, Hey, Vav, Hey veya HaVaYaH. Bu adı gördüğümüz zaman yukarıda anlatılan bir dizi gücü tarif etmektedir.

Kabala ilmindeki tüm kelimeler, isimler ve tanımlar sanki fizik ilmindeki formüller gibidir. Işık ve Kli (Kap-Arzu) arasındaki ilişkiden bahsetmektedirler. Burada gördüğümüz şey Kabalistlerin bize yukarıdan aşağı doğru bir harita verdikleridir ve bu nasıl yaratıldığımızın haritasıdır. Ama sadece bu değil. Aynı zamanda kişinin manevi yükselişinde edinmesi gereken safhaları aktarmaktadır. Bize amacı verir, kökümüzü ve yolumuz üzerindeki yerleri gösterir. Yaratılan varlık da kısıtlamayı gerçekleştirdiği zaman yaptığı şey de budur. Yaratılışın düşüncesini edinmek için bir sistem inşa etmeye başlar ve buna dünyalar denir ama bunu bağımsız bir arzu olarak yaparak Yaradan’a kendisini eşitlemelidir.

Şimdi okuyacağım Kabalist Dr. Laitman’dan bir yazı:

“İnsan her şeyi kendi içinde barındırır. Eğer kişi kendi içinde bir ıslah yaparsa, o zaman tüm yaratılışı Yaradan’a yakınlaştırır. Dolayısıyla adam sadece kendisini ıslah etmekle yükümlüdür. Kendisini manen yükselten bir kişi tüm dünyaları kendisiyle birlikte yükseltir. Bu yüzden şöyle denir: Tüm dünyalar insan için yaratılmıştır.”

Bir sonraki derste manevi edinimin temel aracını öğreneceğiz – perde inşa etmek, yani Yaradan’ın düşüncesini edinmek için bir duyu ve O’nunla form eşitliğini edinebilmek. Bir sonraki derste görüşmek üzere.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
19 - 0,278