e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ
Ana Sayfa > Kabala Video Klipleri > Kabala'nın İfşası > Kabalanın İfşası – Ders 6 – Form Eşitliği

Kabalanın İfşası – Ders 6 – Form Eşitliği

29 MB   –   24 Dakika

Video olarak indir –   PDF olarak indir

Not: Dersleri izlerken, dersin PDF formatını açıp ders’de kullanılan çizimleri takip etmeniz tavsiye edilir.

Bir önceki dersimizde, Masah adı verdiğimiz perde konusunu öğrendik yani Kabala metodunda edinim için gerekli ana araç. Tekrar hemen üzerinden geçecek olursak: Yaradan’a ihsan edebilmek için, yaratılan varlık kendi içinde onu saran niteliği oluşturur; form benzerliği olan içsel bir nitelik, dışında olan ihsan etme niteliğiyle form benzerliğine gelmek. Yani yapabildiği alma eylemi ihsan etme eylemine dönebilsin.

Ayrıca üst realitedeki, manevi dünyalardaki tüm eylemlerin, form eşitlik kanunu vasıtasıyla olduğunu öğrendik. Şimdi bu form eşitlik kanununu bir nevi mistik veya sihirli veya yeni bir şey olarak hayal edebilirsiniz ancak bu sadece Kabalistler tarafından oluşturulan bir prensip değil. Doğa kanunu hatta tüm evrende gördüğümüz her şeyi idare eden bir kanun. Doğada var. Kabalistlerin bize gösterdikleri şey bizlerin bu metot vasıtasıyla geliştiğimiz, büyüdüğümüz, hareket ettiğimiz ve yaratılışın amacını da buna göre edinebileceğimiz.

Bu derste form eşitliğine biraz daha yakından bakacağız. Bu kanuna Baal HaSulam’ın yazdığı bir makale ile bakacağız. Aslında bu sadece makalenin bir kısmı. Makalenin adı Matan Tora (Tora’nın Verilmesi yani Işığın bize verdiği eğitim). Makalenin bu kısmı İşleyen Akıl olarak biliniyor.

Kabalistler her insanın ruhunun kökünü edinmesinin zorunlu olduğunu yazarlar, yani yaratılan varlığın amacı, en çok arzulanan şey, Yaradan’la bütünleşmek; şöyle yazdıkları gibi: “Ve O’nunla bağ kurmak” ve Kabalistler bu cümleyi O’nun nitelikleriyle bağ kurmak olarak tanımlıyorlar, O’nun merhametli olduğu gibi siz de merhametli olun gibi.

Burada şöyle yazıyor: “Her insan ruhunun kökünü edinmek zorundadır.” Başka bir deyişle, birisi ruhunun köküyle bağ kurma kararı alıyor değil, yani tüm sistem Yaratılışın Düşüncesi denilen bir plan ve uygulamadan geliyor ve bu plan kişiyi ruhunun kökünü edinip anlamaya getirecek.

Yaratılışın düşüncesi bir varlık yaratıp ışıkla doldurmaktır ve bunun bu dünyadaki yansıması form eşitliği kanunu ile olmaktadır. Şöyle ki, tüm doğa bu kanuna göre işler. Çevrede ve aslında evrendeki her mekânda sürekli bir baskı vardır ve sürekli de bu dış baskıyı dengeleyecek bir iç baskı vardır, böylelikle hareketsiz bir dengeye gelinebilir yani sükûnete. Bu kanun sürekli işleyen bir kanundur.

Kabala İlmini manevi dünyaların fizik ilmi olarak düşünebilirsiniz ve bu önemli noktayı bize göstermesinin nedenini algılamaya başlayabilir ve bununla çalışabiliriz. Ancak bu kanun doğal olarak evrende işliyor ve doğal bilimlerle de gözlemleyebiliriz. Örneğin astrofizikçilere göre maddesel evrenin büyük bir patlama ile başlayıp – big bang teorisi – bu noktadan sonra evrende olan her şey bir nevi bu gücün denge bulana kadar eşitlenme yönünde eylem yapmasıdır. Dolayısıyla doğadaki tüm güçlerin işleyişi dengeli bir hale gelmek içindir.

Bizim dünyamızda, bu kanun katı bir şekilde uygulanmaktadır ve hayatın her seviyesinde, dünyamızda var olan farklı katmanlarda görebiliriz.

Örneğin cansız seviyede, örneğin hava değişimi, yer altındaki katmanların hareketleri, rüzgâr ve su, sürekli denge için bir hareket durumundalar. Bitkisel seviyede de bu kanunların geçerli olduğunu görüyoruz, mesela dışında olan ışıktan ihtiyacı kadar aldığını, geçirdiği kimyasal süreci ve topraktan aldığı minerallerin içinde hareketleriyle tüm yaprakları bedeni ve köküyle bir nevi eşitliğe getirişini.

Hayvansal seviyede — hayvanların yiyecek olduğu bölgelere hareket ettiğini ve hayatta kalmak için kendilerini adapte ettiklerini görürüz. Eğer dışsal faktörler değişirse sürekli kendilerini adapte etme yolunda hareket ederler.

Ancak insan seviyesinde, form eşitlik kanununu tutmuyoruz çünkü yaşadığımız ortak cansız, bitkisel ve hayvansal seviyelerin ortamı gibi değil. Bu üç seviye zaten bu kanuna göre mükemmel bir şekilde işlemekte. İnsan seviyesinde ise önümüzdeki kanunlara akıl erdiremiyoruz ve kendimizi de nasıl adapte edeceğimiz hakkında hiç bir fikrimiz yok.

Yani insan seviyesinden -zeki ve fiziksel hayvandan bahsetmiyoruz- yaratılışın üst güçle bağ kurması gereken parçasından bahsediyoruz ve fiziksel dünyanın form eşitlik kanunlarını nasıl tutması gerektiğini öğrenmesi gerekmiyor, öğrenmesi gereken manevi seviyede bu kanunun nasıl tutulacağıdır çünkü insan seviyesinin çevresi manevi dünyalardır.

Biz ise içinde yaşadığımız çevreye bakıyoruz. İnsan seviyesini saran dünya aslında doğada bulunan aynı prensibe bağlıdır, sadece düzeni farklı çünkü insan hissi bir varlıktır, düşüncelerinde ve niyetinde, dolayısıyla bizim üzerimizde işleyen aynı kanunlar bu doğaya göre hitap eder.

Kendimizi içinde bulduğumuz çevre burası. Burada bir etki alanı var ve bu etki alanına “Yaradan” diyoruz. Yaradan bizi doğanın kanunları olarak da bilinen güçler vasıtasıyla etkiler. Yani zoraki koşullardır. Bize bu koşullar Yaradan’dan gelir ve bunların her biri mevcut 613 kanundan biri olarak etkiler. Bu kanunlar sevgi kanunları olarak bilinir; ihsan etme kanunları; yaratılan varlığa yönelik niyetler.

Yaratılan varlık bu alan içerisinde ve yaratılan varlığın seviyesinin altında da diğer seviyeler vardır — 1, 2 ve 3, daha önce bahsettiğimiz gibi. Yaratılan varlığın içinde, sanki eşitlenmesi gereken güçler var gibidir ve Yaradan’dan gelen etkiyle eşitlenmek zorundadır; bunlara da “arzular” denir.

Yaratılan varlıkta 613 arzu vardır, yaratılan varlığın insan seviyesinden bahsediyoruz. Form eşitliği kanunu demek içsel arzu ya da baskıyı dengeye getirmek demektir ve bu denge halinden Yaradan’ı hissedebilir. Bu güçlere eşitlenmediğimiz kadarıyla hem biz hem de bizim seviyemizin altındaki tüm seviyeler ıstırap çekerler ve hayat kötüye gider. Kendimizi de eşitleyebildiğimiz kadarıyla, form eşitliğini bulabildiğimiz kadarıyla ve hayatın kanunu denilen ki bu bizi de dahil eden bir hayat, sükûnet buluruz. Adam, yani insan seviyesi, o dengeyi bulup eşitlik sağlıyor ve 613 kanun gibi olur.

Tüm bu kanunlar hem hayatın alt seviyedeki derecelerini hem de insan seviyesine ait olan seviyeleri eğer yaratılan varlık doğanın kanunlarına kendisini eşitlerse etkiler. Bu durumda kişi aynı zamanda Yaradan’la da kendisini dengelemiş olur, aynı zamanda Kabalistler şöyle diyorlar Gimatriya’da Teva (Doğa) kelimesi Tanrı (Elokim) kelimesiyle aynı rakamsal değer taşır: 86. Bu, şu demektir: Yani ikisi aynı şey; hem insan seviyesine hem de altındaki tüm seviyeler için geçerlidir.

Bu biraz mekanik gelebilir, çünkü açıklama mekanik ve bizler de içsel hallerimizin altımızdaki seviyeleri nasıl etkilediğini hissetmiyoruz ayrıca bilmek zorunda değiliz sadece hissettiğimiz hallerin farkında olmak ve ilişkilerimizde etrafımızda nasıl işlediğini bilmek, yani etrafımızdaki insanlarla, yaşadığımız ve hayatımızda olan olaylarla etkisini bilmek. Aslında arzuların getirdiği içsel baskı ile dışarıdan gelen baskının eşitlenmesi kanunu bundan ibarettir.

Misafir ve ev sahibi hikâyesinde öğrendik ki bu kanunları algılayabilmek için onlarla kendimizi eşitlememiz lazım. Kendimizi alacağımız hediye ile değil ama eylem olan Yaradan’la, ihsan edenle ilişkilendirmesi önemli – eylemin arkasındaki düşünce ve koşulların ne olduğunu kendimiz keşfedip bu duruma olan yaklaşımımız ne olacak? Sanki yapılması çok zor bir şeymiş gibi gözüküyor ama bu koşulu hissedebilişimiz zaten doğada mevcut ve öğrenmemiz gereken tek şey nasıl işlediğini gözlemlemek, bizi nasıl idare ettiğini görmek ve yapmak.

Baal HaSulam’ın İşleyen Akıl makalesine devam edelim. Bunu okudukça yazarın düşünce ve hissiyle bağ kurmaya çalışın ama özellikle yazarın bunun neden size ifade ettiğini anlamaya çalışın.

İşleyen Akıl

Bir örnekle açıklayacağım; bu dünyada yapılan her işin sonucunda işi yapanın düşüncesinin o işte kaldığını görebiliriz. Örneğin yapılan bir masada marangozun ustalığının aklını ve ustalığını uygulayışını görebiliriz, ustalığı iyi ya da kötü, o andaki akıl, bilgi ve becerisiyle yapabildiği kadarıyla değerlendirilir ve her kim bunu incelerse ve işin arkasındaki düşünceyi edinirse (fark ederse) bunu yapan akıl ile aslında bir olur.

Bu dünyada ifşa olan her şeyde görüyoruz ki arkasında bir düşünce var. Basit bir şekilde yoktan var olmuyor. Bu dünyada yapılan şeylerde barizdir ki arkasında bir usta var. Bu verilen fiziksel örnekte de görüyoruz ki işin kalitesi, özeni, ne için kullanılacağı niyeti en basit şeylerde bile hissedilebilir. Kalite dediğimiz şey budur. Objenin sadece pahalı veya güzel olması değil, ama dikkatlice bakınca o işin arkasındaki niyeti hissedebilmek; böyle güzel bir koşul veya obje oluşturacak aklın ve arzunun kalitesini görmek.

Fiziksel bir objeye bakıp kişi belki de güzelliği tarafından körelebilir, ancak bu objenin arkasında olanı arzulamak, hissetmek ve bilmek ve onun gibi olmak; şöyle ki: “Dostumun yaşadığı ne, onu bilmek istiyorum, bunu yapan ustanın ne ifade etmek istediğini bilme arzusu, ne için ve ne niyetle yaptığını anlamayı istemek.” Sadece objeyi olduğu gibi alacak olursam hiç bir şey anlayamam ama objeye bakacak olursam ustanın aklını hissedebilirim.

Burada makaleden biraz atlayıp ileri geçiyorum. Şöyle yazıyor:

Dolayısıyla kişi arkadaşının performansını düşündükçe ve eylemde yaptıklarının arkasındaki zekâyı anlarsa o zaman ikisi de eşit halde o gücün içinde tek güç ve tek akıl olarak birleşirler; şimdi bir olurlar, sanki sokakta şans eseri çok sevdiği bir dostuna rastlaması gibidir, onunla kucaklaşır ve aralarındaki bağdan dolayı onları ayırmak mümkün değildir.

Başka bir deyişle, eğer kişi verişin arkasındaki düşünceyi algılayabilirse, düşünceyle bir bağı olursa, o zaman düşüncenin ve niyetin doğduğu o noktayla bağ kurmuş olur. Bu durumda eylemin ötesinde dostuyla bağ kurmuş olur. Şöyle ki: “Şimdi ustanın ne ifade etmek istediğini anladım. Bana aktarılan kavramı kendime yakın olarak hissedebiliyorum, bunu niyet eden akılla şimdi birim.”

Genel olarak konuşacak olursak, bir güçten bahsedecek olursak o Zekâ’nın niteliğinden bahsedilmektedir, bu Yaradan ve O’nun yarattıkları arasında bulunur. Şöyle ki: O bir kıvılcım Zekâ yarattı ve onun vasıtasıyla herkes O’na geri dönecek.

Bizlere fiziksel olarak sunulan her şey, her his, olay, arzu ve hazlar sanki dışımızda bir dünya varmış görüntüsü aslında Yaradan’ın Aklı yani Yaradan’ın Düşüncesinin bizlerin alabileceği bir şekilde ifadesidir. Eğer neden bu durumun verildiğini anlama arzumuz varsa, verilenin arkasındaki sevgi niteliğini, o zaman o aracıyla bağ kurmalıyız, Işıkla. Bu, Kaynağımızdan bize yansıyan akıldır.

Ve bu cümleyi hatırlayalım: “Hepsini erdemlilikle yaptın,” yani, O tüm evreni erdemliliğiyle yarattı; yani, düşüncesiyle ve bu yüzden her kim O’nun evreni yaratışını ve düzenini anlama seviyesine yükselirse elbette O’nun aklıyla bütünleşir ve böylelikle elbette O’nunla da bütünleşir.

Yaradan’ın eylemleri fiziksel olanlar değildir. İnsan seviyesinin yaşadığı ortamın fiziksel eylemler olmadığını tekrar hatırlamamız lazım, zaten fiziksel dünya hep dengesini koruyan bir sistemdir. İnsan seviyesinin ortamı Yaradan’ın düşüncesidir. İnsan bununla bağ kurabilir. Sebep denilen faktörle bağ kurabiliriz. Bağ kurmak sadece aynı düşünceye ve niyete girmektir. Bu olmaya başladığında, dışsal fiziksel bir dünyada artık ayrı olmayız, bu dünyadaki her şeyi yaratan o noktayla bağımız olur.

Bu ancak Yaradan’la bir ilişki olursa yapılabilir. İki kişinin sevgisine benzetebiliriz. Şöyle ki: Birisini sevdiğiniz zaman o kişinin bilmesini istersiniz. Ona mesajlar gönderirsiniz, nelerden haz duyduğunuzu paylaşırsınız, onunla düşüncelerinizi paylaşırsınız ki aranızdaki sevgi bağının derinliği ve somut olarak sevginin hacminin hissedildiği ortak bir yer olsun. Böylelikle hayatımızda sürekli cereyan eden bu olaylar sanki sevgi mesajları gibi olsun, Yaradan tarafından bizi çağıran davetiyeler gibi ve bizim buna karşılık verme arzumuzda sevdiğimiz birisine aynen karşılık vermek istediğimiz yerden olmalı, onu da tıpkı sevdiğimiz bir kişiyi tanımak istediğimiz gibi tanımalıyız.

Ve Işığın sırrı budur; Yaradan’da var olup yaratılanlar tarafından anlaşılır ve oluşturan o Zekâ idrak edilir.

Bu, şu demektir: Yaratılan her şey, yaratılışta var olan her ifade sadece Yaradan’ın ifadesi ve amacı yaratılan varlığa çağrı maksatlıdır. Her şey yaratılana açıktır. Her şey yaratılan varlığın bilmesi içindir. Başka bir deyişle dünyalar insan için yaratıldı.

Bununla Yaradan’ın neden bize ustalığının aletini gösterdiğini anlıyoruz; bizim dünyaları yaratmaya ihtiyacımız var mı? Yukarıda anlattıklarımıza göre barizdir ki, Yaradan bize Onun Kanunlarını gösterdi ki O’nunla bağ kuralım, bu “O’nun nitelikleriyle bağ kurmaktır.”

Bir zanaatkâr neden bize yaptığını gösterir? Bu onun algısında, içsel hissiyatında, yaklaşımında bize açılmak içindir ve kişi henüz dünyaların nasıl yaratıldığını anlamasa da Yaradan’ın Düşüncesiyle Bağı vasıtasıyla O’nun tüm yollarını bilme seviyesine yükselebilir, önümüze çıkan her şeyin nasıl ve neden olduğunu anlayabiliriz. Bu karşılıklı hissiyat olan düşünce ve niyet insan seviyesinde form eşitliği kanununun ifade edilmesidir. Bilmek için içsel arzu ile hazla dolma arzusu aslında var olan tek arzu olan Yaradan’ın Düşüncesini bilmek, arasındaki dengedir ve bu sistem kişinin bu arzusunun oluşması ve gerçekleştirip sükûnete erebilmesi için inşa edilmiş mükemmel bir mekanizmadır.

Tekrar görüşmek üzere.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
21 - 0,295