e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Baruh Halevi Aşlag (Rabaş) > Grup Makaleleri > Yakup Babasının Yaşadığı Topraklara Geldi

Yakup Babasının Yaşadığı Topraklara Geldi

12. Makale

“Yakup, babasının yaşadığı Kenan topraklarına geldi.” Zohar’da şöyle yazar, “Rabbi Hiya dedi ki, ‘Erdemli için pek çok acı vardır fakat Tanrı onu hepsinden kurtarır.’ Peki, efendisinden korkan erdemli kötü eğilim içinde olmamak için ne kadar acı çekmelidir? Oysa Yaradan onu tüm acılardan kurtarır. Erdemlinin çektiği acılar onu kötü eğilimden uzaklaştırdığından, Yaradan onu sever, dolayısıyla Yaradan o insanı ister ve tüm acılardan kurtarır.”

Bu sözler akla şunu getirir:

  • Bu demektir ki acı çeken erdemlidir, acı çekmeyen erdemli değildir.
  • Kişi kötü eğilim içinde olmamak istiyorsa acı çekmek zorunda mıdır?
  • “Tanrı onu hepsinden kurtarır,” Bunun anlamı Yaradan diğer insanları Allah korusun kurtarmaz mı demektir? Bu olabilir mi?
  • Daha kafa karıştırıcı olursak, bir taraftan çektiği acılar onu kötü eğilimden korur derken, diğer taraftan Yaradan onu hepsinden kurtarır, der. Bu durumda kötü eğilim iptal olunca, kişi kendini bir kez daha kötü eğilime yaklaştırmaz mı?

Bu sözleri yorumlamalıyız. Bununla ilgili bir ayet vardır: “Rabbi Şimon dedi ki, ‘İnsanın kötü eğilimi ona her gün hükmeder ve onu ölüme getirir, şöyle yazdığı gibi, ‘Günahkâr erdemliye bakar ve onu ölüme getirmeyi ister.’ Yaradan’ın yardımı olmasaydı bunun üstesinden gelemezdi, şöyle denildiği gibi, ‘Tanrı onu terk etmez.’’”

Başka bir ayet: “Kötü eğilimin yedi adı vardır. Süleyman ona ‘düşman’ der, yazıldığı gibi, ‘Eğer düşmanın açsa onu ekmekle besle; eğer susamışsa içmesi için su ver, çünkü sen onun başındaki korsun ve Yaradan seni bütünlüğe getirir.’”

RAŞİ’ye göre, “Eğer eğilimin açsa ve günaha özlem duyuyorsa, onu besle ve onu Tora’yla huzursuz et, şöyle yazdığı gibi, ‘Git, ekmeğimden ye.’ ‘Ona içmesi için Tora’nın suyunu ver.’ ‘Seni bütünleyecek,’ eğilimin tamamen seninle olacak, seni sevecek ve seni günaha teşvik etmeyecek demektir.”

Yukarıda yazılanı anlamak için kötü eğilimin özünü—Yaradan’ın yokluktan yarattığı “yaratılışın özü”,—alma arzusunu anlamak zorundayız. Bilinir ki, alma arzusu daha önce var olmayan bir şeydir. İnsanın yapması gereken çalışma doğasına zıt olmaktır, yani ihsan etmektir. Fakat bu doğasına aykırı olduğundan başkaları için çalışma arzusu yoktur.

Bazen başkaları için çalışan insanlar görürüz, fakat bu ancak çalışmaları karşılığında ödüllendirileceklerini bildikleri zaman mümkündür. Bu demektir ki, ödül kendini-sevmeyi doyurmalıdır; aksi takdirde kişi alma kaplarından çıkamaz.

Yaradan çalışmasında kişi gerçeğin yolunda yürürken dışsal etkiler almadan alçakgönüllülük içinde olmalıdır. Bu demektir ki, Yaradan’a hizmet ederken diğer insanlar onun çalışmasını bilir ve onun genelin üzerinde olduğunu söyler. Bu ona karşılık olmadan çalışma imkânı sağlar. Yaradan bu gücü onlara verir, çünkü kişi “LoLişma’dan Lişma’ya gelir” ve dışarıdan yardım almaz.

Atalarımız şöyle der, “Yaradan için çalışan dünyadan yükseltilir, şöyle denildiği gibi, ‘Sadece Tanrı için.’” “Sadece Tanrı için,” kişi için asla kendini-sevme değil, Yaradan vardır demektir.

Yaradan sevgisinde kişi hiç ödül almadan sadece Yaradan için çalışmalıdır. Bu demektir ki, karşılığında bir şey almadan tam bir adanmışlığa hazırdır. Bu onun amacıdır, o kendini Yaradan önünde iptal etmek ister, yani alma arzusunu iptal eder. Amacı ruhunu Yaradan’a vermektir.

Biraz da ülkesi için gönüllü olarak savaşa gidenlerden bahsedelim. Eğer biri onlara yaşamlarını feda etmeden ülkelerini nasıl savunacakları söylemiş olsaydı kesinlikle daha mutlu olurlardı. Fakat seçim olmadığında ülke için isteyerek savaşa giderler, böylece ülkeleri için fayda sağlamış olurlar. Bu yüce bir şey olsa da, Yaradan’a adanmışlıkla ilgisi yoktur, çünkü adanmışlık amaçtır ve ortaya çıkan sonuç onların niyeti olmadığı gibi amacı da değildir. Dolayısıyla adanmışlık halk için bir amaç değil araç olduğundan, maneviyattaki adanmışlık maddesel insanlar için değersizdir, çünkü maneviyatta bunun tersidir: adanmışlık amaçtır.

Bununla ihsan etmek için almanın anlamını anlayabiliriz. İnsanın amacı sadece Yaradan’a ihsan etmektir, bu form eşitliğinin anlamıdır, “O, merhametli olduğundan, sen de merhametlisin.” Kişi Yaradan’ı memnun etmek için kendini iptal edip Yaradan’a adanmışlık derecesi elde ettiğinde, bunun Yaradan’ın amacı—Yarattıklarına iyilik yapmak— olduğunu görür. Bu sırada yaratılış amacı olan haz ve mutluluğu alır.

Buna “ihsan etmek için almak” denir. Haz ve mutluluk alabilmek için her şeyini feda etmek ister. Eğer amacı ihsan etmekse ve Yaradan’dan kendi faydasına bir şey alma arzusu yoksa o zaman ihsan etmek için alan durumuna gelir.

Adanmışlıkla ilgili Baal HaSulam’dan duyduğuma göre kişi Rabbi Akiva’nın ki gibi bir adanmışlık göstermelidir. Rabbi Akiva öğrencilerine der ki, “Hayatım boyunca O, ruhunu almış olsa bile ‘O’nu sev’ ayetinin özlemini çektim. Hep şunu sordum, ‘Bunu ne zaman yerine getirebileceğim?’”

Kişi yaratılış amacı olduğu için haz ve mutluluğu almak istediğini söylediğinde, kesinlikle sadece Yaradan’a ihsan etmek için almayı kastetmektedir.

Dört soru akla gelir:

  • Zohar’ın sözlerine göre acı çeken erdemlidir, öyleyse acı çekmeyen erdemli olamaz. Bu olabilir mi? Konu şudur ki, acı, kötü eğilimi ima eder. Bu demektir ki, kötü eğilimin Yaradan’a yaklaşmasını engelleyerek acı verdiğini hisseden kişiye “erdemli” denir. Fakat eğer kişi Yaradan’dan uzaklaştığını ve bunun ona acı getirdiğini hissetmiyorsa, kişi erdemli olarak kabul edilmez, çünkü kötülüğün, yani bunun ona acı verdiğinin farkındalığına gelmemiştir.

2) Kötü eğilimin onu ele geçirmesini istemiyorsa neden acı çekmek zorunda? Bu demektir ki, acı çekmekten başka şansı yok. Acı kötü eğilimi ifade eder. Eğer kötü eğilimin ona acı verdiğini hissetmiyorsa, bunu kötü eğilim olarak kabul etmez. Daha ziyade bunu sadece ona iyilik getiren iyi eğilim olarak görür.

3) Zohar der ki, Yaradan acı çeken insanı ister. Öyleyse Yaradan acı çekmeyeni istemez. Bu olabilir mi? Cevap şudur ki, eğer kişi kötü eğilimin acıya sebep olduğunu hissederse ve Yaradan’a yardım etmesi için yakarırsa, Yaradan bu kişiyi sever. Eğer kişi kötü eğilimin ona acı verdiğini hissetmezse, Yaradan onu istemez, çünkü onun Kabı yoktur, yani Yaradan için arzusu yoktur.

4) Eğer Yaradan onu acılardan kurtarırsa, tekrar kötü eğilime bağlanır mı?

Cevap: Yaradan’dan gelen kurtuluş maddesellikteki kurtuluştan farklıdır. Ahoraim, yüzün gizliliği sırasındaki kötü eğilim nedeniyle kişi kendini O’nun önünde iptal etmek istediğinde bedenin iptal olmadığını görür. Bunun üstesinden gelmek ve mantık ötesi gitmek, giderek zorlaşır çünkü bedeni cennettin krallığının yükünü istemeyerek acı çeker ve bu onu maneviyattan uzaklaştırır.

Öyle anlaşılıyor ki, Yaradan’ın dünyayı bereketle donattığına inanmalıyız, kişinin bedenindeki kötülük onu bu bereketten uzaklaştırır. Kişi Tora öğrenmeye geldiğinde ve Mitzva yerine getirmeye başladığında bunu kesinlikle tatsız bulur, çünkü bedenindeki kötü eğilim mantık ötesi Yaradan’a inanmasına izin vermez. Ne zaman manevi bir şeye yaklaşsa her şeyi kuru hisseder.

Kişi çalışmaya başladığında Tora’nın, yaşamın Tora’sı olduğu anlatılır, şöyle yazdığı gibi, “Yaşamın ve günlerin için” ve “Altından daha değerli, baldan daha tatlı.”

Bunun farkına vardığında kötü eğilimin her şeyin suçlusu olduğunu görür, onu bu hale düşüren kötülüğü hisseder ve sonra “Erdemli için pek çok acı vardır.”

Sonrasında “Tanrı onu hepsinden kurtarır.” Yaradan’a yardım etmesi için yakarır, çünkü düşünebildiği her şeyi yerine getirmiş fakat hiçbir şey yardımcı olmamıştır, şöyle düşünür, “Yapabildiğini yap.” Kötü eğilim ona teslim olduğu ölçüde kurtuluş gelir.

On Sefirot’ta yazılıdır, “Yaradan kişinin çabasını ve Yaradan’a olan inancını gördüğünde, ona yardım eder. Sonra kişi İlahiliği edinir, yani yüzün ifşasını. Sonra tam bir tövbeyle ödüllendirilir, yani bir kez daha tüm kalbi, ruhu ve gücüyle Yaradan’a tutunur.”

Şöyle yazılıdır, “Tövbe neye benzer? Sırları bilen O, kişinin aptallığa dönmeyeceğine tanıklık eder.” “Tövbe neye benzer,” demek “Kişi tam bir tövbeyle ödüllendirildiğinden ne zaman emin olur?” demektir. Bunun için ona açık bir işaret verilir: “Sırları bilen O, kişinin aptallığa dönmeyeceğine tanıklık eder.” Bu demektir ki, yüzün ifşasıyla ödüllendirilmiştir ve kurtuluşun kendisi onun aptallığa dönmeyeceğine tanıklık eder.

Bu dördüncü soruyu cevaplar. Kutsal Zohar der ki, erdemlinin çektiği acı onun kötü eğilime dahil olmaması içindir. Öyle anlaşılıyor ki Yaradan onu korur ve kişi acı verenin O olmadığını görür. Kötü eğilime kapılmamak için acı çektiğini anlar.

Yukarıda açıklanana göre, Yaradan’ın kurtarışı yüzün ifşasıdır. Erdemlinin çektiği acı, Yaradan’a yakarabilmesi içindir, yazdığı gibi, “Eğer Achoraim (arka) yoksa Panim’in (yüz) ifşası da yoktur.” Yaradan’ın yüzünün ifşası olduğunda ise her şey olması gerektiği gibi olur.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,112