e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Tüm Tora Tek Kutsal Ad’dır

22. Makale

Zohar’da şöyle yazar; “Rabbi Yitzhak dedi ki, ‘Tüm Tora Yaradan’ın kutsal adıdır ve dünya Tora’da yaratılmıştır.’” İkinci cümlede şöyle yazar; “İnsan Tora’da yaratılmıştır, şöyle yazdığı gibi ‘Ve Tanrı dedi ki, ‘İnsanı yapalım…’ Çoğul formda yazılmıştır. Yaradan, ona (Malhut) dedi ki, ‘Sen ve Ben insanı yaratacağız.’ Rabbi Hiya dedi ki, ‘Yazılı Tora ZA ve sözlü Tora Malhut insanı yarattı.’’”

Burada üç şey görürüz: 1) Tüm Tora tek bir kutsal addır; 2) Dünya Tora ile yaratılmıştır; 3) İnsan Tora ile yaratılmıştır.

Tora ve İsrail’e Reşit (başlangıç) denir, dünyaların yaratılışı Yarattıklarına, yani ruhlara iyilik yapmak olduğundan, ruhlar bu şekilde haz ve mutluluk alır. Öyle anlaşılıyor ki, Yaradan’ın perspektifinden bu ihsandır, yaratılanlar ise alma ihtiyacındadır.

Daha önce öğrendiğimiz gibi, yaratılan varlıklar form eşitliğini elde etmek için “ihsan etme arzusu,” Kap elde etmek zorundadır.

Fakat doğamız gereği ihsan etme arzusuna sahip olmadığımızdan, bu gücü bize verecek bir şeye ihtiyacımız var. Yaratılanlar bu gücü Tora vasıtasıyla alır, çünkü “içindeki ışık ıslah eder.” Öyle anlaşılıyor ki, Reşit İsrail olduğundan, haz ve mutluluğu alabilmek için Tora’ya ihtiyacımız var. Dolayısıyla Tora’ya da Reşit denir, çünkü biri diğeri olmadan işlemez.

Zohar’da yazılıdır, “Tora, İsrail ve Yaradan Bir’dir.” Buna göre İsrail, Tora çabası nedeniyle Yaradan’la, yani “Yaradan’ın adlarıyla,” ödüllendirilir.

Tora’da iki şeyi ayırt etmeliyiz: 1) İnsanı ıslah etmek için gelen Tora ışığı. Bu Kapların ıslahıdır. 2) “Tanrısallığının bu dünyada Yaratılanlara ifşası,” denilen “kutsal adların,” Tora’nın ışığını edinmek.

Tora’yı çalışırken bu iki konuyu iyi anlamalıyız: 1) İhsan kaplarını yaratacak ışığın yayılması. Tora ışığı olmadan bu Kapları edinmek imkânsızdır. Dolayısıyla kişi ne bekler? Tora’yı çalıştığı için ödüllendirilmek. Kişinin tek arzusu “ihsan kapları” denilen o Kabı edinmektir.

Ancak bundan sonra içine işlemiş olan alma arzusunun iptal olamayacağı anlayışına gelir. Bu durumda “cennetin merhametine” ihtiyacı olduğunu anlamaya başlar, çünkü sadece Yaradan ihsan kaplarıyla ödüllendirilmesine yardım eder ve bu Tora ışığından gelir.

Bu sebeple Tora çalışmasının amacına, yani Tora çalışmamızdan ne talep etmemiz gerektiğine önem vermeliyiz. Yapmamız gereken yaratılanlar üzerinde işleyen gizlilik ve kısıtlamanın kalkması için önce “form eşitliği” denilen Kapları istemektir. Bunu edindiği ölçüde kişi kutsallığı hissetmeye başlar ve Yaradan çalışmasının gerçek tadına varır. Böylece haz alır, çünkü Keduşa neşeye sebep olur ve ihsan ışığı orada parlar.

Bu nedenle insan atalarımızın “tüm çalışman Yaradan için olmalı,” dediği gibi, daima ihsan yolunda yürümesi gerektiğini anlamalıdır, çalışma vasıtasıyla ihsan kaplarıyla ödüllendirilir, atalarımızın dediği gibi, “İçindeki ışık ıslah eder.”

Ve bir kez bu kaplarla ödüllendirildiğinde, “Yaradan’ın adları,” olan “Tora’nın edinimi” denilen dereceye ulaşır, Zohar’da yazdığı gibi, “Tora, Yaradan ve İsrail Bir’dir.”

Bununla Zohar’da yazılanı anlayabiliriz: “İnsan Tora’da yaratılmıştır.” Tora ve insan arasındaki bağı anlamalıyız.

Önce atalarımızın sözlerine bakalım; “Rabbi Yohai dedi ki, ‘Sen insansın; sana ‘insan’ denir, fakat puta tapanlara ‘insan’ denmez.”

Puta tapanlara “insan” denemeyeceği “insan” derecesinin ne olduğunu anlamalıyız. Atalarımız der ki, “‘Sonunda her şey duyulacak, Tanrı’dan korkun,’ ne demektir? Rabbi Elazar der ki, ‘Yaradan dedi ki, ‘Tüm dünya sadece bunun için yaratıldı.’”

Öyle anlaşılıyor ki, insan onu cennet korkusundan ayıran kötü eğilimle yaratıldığından, cennet korkusuyla ödüllendirileceği tavsiyesi nedir? Buna cevap şudur, Tora vasıtasıyla kötü eğilimi yenebilir, atalarımızın dediği gibi, “Kötü eğilimi Ben yarattım, şifası için Tora’yı yarattım. “İnsan” anlayışının ortaya çıkma sebebi Tora olduğundan, şimdi “İnsan Tora vasıtasıyla yaratılmıştır,” sözünü anlayabiliriz.

“Dünya Tora’da yaratılmıştır.” Bunu anlamak zordur. Manevi bir şey olan Tora ile “Yaradan’ın adları” denilen Tora arasındaki bağ nedir? Maddesel dünya ondan nasıl yayılır? Yukarıdakine göre “dünya yaratıldı” sözünü tüm dünya olarak anlayabiliriz, yani içinde ruhların olduğu bir dünya çünkü yaratılış amacı haz ve mutluluk almaları için Yarattıklarına, ruhlara iyilik yapmaktır. Dünya varlıkları alma arzunu temsil ettiğinden, kök ve dal arasında form eşitliğini elde etmek için orada bir kısıtlama (Tzimtzum) vardır, yani gizlilik, yani haz ve mutluluk olan üst ışığın ifşa olmaması.

Öyleyse ihsanı amaçlamayan dünya nasıl var olacak? Işığı ıslah eden Tora vasıtasıyla ihsan kaplarını alacak ve bu kaplara bereket ve haz alarak var olacaklar.

Bu “Dünya Tora ile yaratılmıştır,” sözünün anlamıdır. “Yarattıklarına iyilik yapmak” olan yaratılış amacı, Tora vasıtasıyla gerçekleşir. Yukarıda söylenenlerden anlaşıldığına göre daima “Yarattıklarına iyilik yapmak” olan amacı dikkate almalıyız. Eğer kötü eğilim kişiye gelir ve ona Firavun’un sorularını sorarsa, buna cevap vermemeli ve şöyle demelidir, “Şimdi bu sorularla ihsan çalışmasına başlayabilirim.” Ama bizi derecemizden düşürmek için gelen kötü eğilim sorularıyla değil. Bütünlük derecelerine yükselebilmemiz için bize çalışma alanı verilmiştir. Bu demektir ki, kötü eğilimin üstesinden gelebilmeye “Yaradan çalışmasında yürümek,” denir. Kötü eğilimin üstesinden geldiğimiz her an bereketin alımı için gereken Kap için birikim yaparız.

Üstesinden gelme, alma kabına ihsan kabını eklemek demektir. Bu Aviut (kalınlık/alma arzusu) üzerine koymamız gereken Masah’dır (perde). Öyle anlaşılıyor ki eğer kişinin alma arzusu yoksa Masah’ı yerleştirebileceği bir yeri yoktur. Dolayısıyla kötü eğilim yabancı düşünceler getirdiğinde, bu düşünceleri mantık ötesi yükseltmemiz gerekir.

Bu insan ruhunun arzularla ilgili her şeyi yapabileceğinin göstergesidir. Çalışmadan reddedileceğini söylememelidir. Daha ziyade düşüncelerin ve arzuların onları Keduşa’ya kabul ettirebilmek için yukarıdan verildiğini söylemelidir. Dolayısıyla yukarıdan yaklaştırılmış, ona çalışma gönderilmiştir.

Bununla ilgili şöyle denir: Tanrı’nın yolları düzdür; erdemli orda yürür, günahkâr düşer.” Bu demektir ki, kişi ödüllendirilirse bununla yükseliş alır. Eğer ödüllendirilmezse, düşüş alır. Düşüşlerin düzeni aşamalıdır. Normalde kişi unutma eğilimindedir, yani çalışma yapması, Yaradan’la Dvekut için yakarması gerektiğini unutur. Tersine tüm enerjisi maddi şeylere verir, yani maddesel şeylerde daha çok tat bulur.

Oysa Yaradan çalışmasına bağlıyken giderek maddesel şeylerden uzaklaşır. Maddiyatı önem verilmesi gereken bir şey olarak görmez. Fakat çalışmadan uzaklaştığında önemsiz gibi gördüğü her maddesel şey ona o kadar önemli gelir ki bu onu yolun ortasında durdurur ve ilerlemesini engeller.

Bazen düşüş sırasında manevi çalışma denilen bir şeyin olduğunu hatırlar. Bunu hatırladığında üzülür, öyle ki bu üzüntü uyumayı istemesine neden olur. Bu demektir ki içinde bulunduğu durumdan kendini ayırmak ve uyku vasıtasıyla durumunu unutmak ister. Bazen hepten vazgeçer, yani der ki “Hiç ilerleyemiyorum.” Tersine çabaladıkça geriye doğru—maneviyatta ilerleyebilmek için yaptığı çabaya göre ilerleme kaydedemediğini— gittiğini görür.

Genellikle insanlar der ki, “Arzularımın üstesinden gelebilecek kadar güçlü bir karakterim yok.” Bazen de şöyle derler, “Maneviyatta bir şeyle ödüllendirilmiş kimseyi göremiyorum.” Bedenle yaptığı tüm bu tartışmadan sonra, bedeni yüzde yüz haklı olduğunu düşünmesini, diğer insanlar gibi akışa kapılıp çalışmadan kaçmasına neden olur. Artık farklı biri olamayacağından emindir.

Yaradan ne yapar? Kişi her şeyi unuttuğunda birden Yaradan’dan uyanış alır ve maneviyat özlemi bir kez daha kalbini çalar. Bir kez daha çalışmaya başlar ve Yaradan’a yakınlaşmakla ilgili güven duyar. Fakat sonra tekrar açık zihinle verdiği tüm sözleri unutur, kalbi “ihsan çalışması” denilen çalışmaya gittiği için pişman olur. Hesaplarının doğru olduğuna yüz yüz emindir, fakat şimdi yukarıdan uyanış hepsini unutmasına sebep olmuştur.

Bunun sebebi çalışma düzenidir; Yaradan’ın yardımını istemediği sürece tüm aklına rağmen yukarıdan ona hiçliği gösterilir. Eğer bu olursa, içinde bulunduğu aşamadan, “Mısır’dan çıkış” denilen kendini-sevme düzeninden çıkmasının imkânsız olduğundan emin olur.

Kişi hiçbir şey yapamayacağından yüzde yüz emin olduğunda, yukarıdan yakınlaşma gelmez. Daha ziyade daha önce olan şey kendini tekrarlar, yani düşünceler ve arzular bir kez daha gelir ve onlar bir kez daha yüzeye çıkar ve kişi düşer. Sonra “çağrı” denilen yukarıdan uyanış bir kez daha gelir, çağrıldığında bir kez daha Yaradan’a yakınlaşma isteği içinde uyanır. Ama verilen bu fırsatı değerlendiremezse bir kez daha düşer.

Dolayısıyla bedenin bize karanlık renkleri göstermesinden korkmamalıyız. Daha ziyade daima mantık ötesi güçlenmeli ve bize Keduşa’dan ayrılığı anlatan bedenin tavsiyesini dinlememeliyiz. Gerçek duayla bunun üstesinden gelmeli ve Mısır köleliğinden kurtulacağımıza inanmalıyız.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,125