e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Dr. Laitman ile Yeni Hayat > Yeni Hayat 1072 – Hümanizm Ve Milliyetçilik

Yeni Hayat 1072 – Hümanizm Ve Milliyetçilik

Oren Levi: Dr. Michael Laitman ile Yeni Hayat Söyleşilerinde bizimle olduğunuz için teşekkürler. Merhaba Dr. Laitman. Herkese merhaba. Konuğumuz, size de merhaba. Bugün hümanizm ve milliyetçilik arasında bir çatışma olup olmadığı konusunda konuşacağız.

Konuk: Günümüzde dünyadaki en büyük anlaşmazlıklardan biri, belli bir ulusun, ortak kültürün, ortak geleneklerin, ortak hikâyenin bir parçası olma arzusu ile hümanizm arasındaki çatışmadır. Hümanizm, diğer insanlara olan sevgidir, kozmopolitanizmdir. Hepimiz küçük bir küresel köyü oluşturmaktayız. Bu iki yaklaşım arasındaki fark nedir? Bu fark dünyada da gözlenmektedir. Milliyetçilik ve hümanizm arasındaki çatışma yüzünden, bu iki yaklaşım arasında bağlantı kuramıyoruz. Uzun yıllar önce Ulus Gazetesi’nde yayınlanmış olmasına rağmen hâlâ güncel olan, Baal HaSulam’ın “Birey ve Ulus” adlı makalesinde oldukça ilginç şeyler okumaktayız. Baal HaSulam’ın farklı bir yaklaşımı görüp yazmış olması son derece ilginç olduğu için, bu makaleyi okumayı seviyorum. “Milliyetçilikten tamamıyla uzaklaşmış ve insancıl, özgecil dürtülerle hareket edecek şekilde kozmopolitan olmuş kişiler, temel bir hata yapmaktadır çünkü hümanizm ve milliyetçilik birbirine zıt kavramlar değildir” şeklinde yazmıştır. Buna binaen, bugün milliyetçi ve insancıl yaklaşımlar arasında bir çatışma olduğu algısını meydana getiren sebepleri anlamak niyetindeyiz.

Dr. Laitman: Bana sorarsanız bu oldukça basittir çünkü kendimi insan doğasının özü olan egoya göre inşa edersem, bu durumda kendimi bir ulusa ya da dünyaya ait hissedebilirim. Herhangi bir ulus ile dünya arasında bir karşıtlık vardı. Ben her ikisinin de taraftarı değilim. Fakat sadece insanın kendi çevresi üzerindeki etkisinden bahsedersek hepimiz birbirimize güzel bir biçimde bağlıyız. Milletimle bu şekilde bağ kurmak isterim, dünya ile de bu şekilde bağ kurmak isterim. Böylelikle herhangi bir karşıtlık ya da çelişkiden söz edilemez. Yani egoist alma arzumun içinde olduğum sürece, kendi dışımdaki herhangi bir şey ile aramda bir çatışma ve zıtlık olur. Eğer arzum aslında ihsan etmek, sevmek ise o zaman kendi sınırlarımın dışında olanlarla aramda bir fark yoktur. Onlara yakınlaşmak, onları benimsemek ve onlar gibi olmak isterim.

Konuk: Bahsetmiş olduğunuz çatışmayı tamamen anladığımdan emin değilim. Bir kişinin arzusunun bir millete ait olduğunu ya da dünya insanı olduğunu hissetmesi ne anlama gelmektedir? Bu nasıl işlemektedir?

Dr. Laitman: Arzumuz kendisini ailemize ya da kendimize ait olarak da hissedebilir. Bizler doğamız gereği birer egoistiz, benciliz. Benim dışımda, doğamın dışında, bedenimin dışında olanlara bakıyorum. Herhangi bir insanı ne kadar kullanabileceğimi bilmek için, matematikten faydalanmak zorundayım. Bu kişi benim işime yarar mı, yoksa bana zarar mı verir? Ona yaklaşmalı mıyım, yoksa ondan uzaklaşmalı mıyım? Herhangi bir nesneye, kişiye, hatta her şeye bakarak yerimi tayin etmem için, egom her daim beni bu şekilde yönlendirmektedir. Kendimi düzelttiğim takdirde herkese sevgi ile bağlı olmak isterim çünkü sevgi, dünyayı ve doğayı algılama biçimimde, tamamen farklı bir seviyeye gelmemi sağlar. Buna bağlı olarak kendi üzerimde çalışmalar yaparım. Aslında böylelikle kendimi bir egoist yapmak yerine, onun tam zıttı olan özgecil bir bireye dönüşürüm. Bu durumda ailemi, komşularımı, bana daha uzak olanları, tüm milletimi ya da tüm dünyayı sevip sevmemem arasında bir fark olmaz. Bu elbette ne derece özgecil olduğuma da bağlıdır. Fakat çatışma söz konusu değildir. Onların farklı yönlerde çalıştığı konusunda bir çelişki yoktur. Eğer ben sıradan bir insansam her şeyi kendime yakınlaştırmak isterim. Aniden biriyle bağ kurman gerekiyor. Siz de bu kişiyle ilişki kurmalısınız. O bir çelişkidir. Burada bir çelişki yoktur, bu nedenle öz-sevgi, başka tür bir sevgiyle çelişir ve dünya özgeciliğinin sözde sevgisi hiçbir şeyle çelişmez.

Konuk: Dünyada olanları görmekteyiz. Günümüzde birbiriyle gerçek bir çatışma hâlinde olan bir takım yaklaşımlar vardır. Bu yaklaşımlar, milliyetçiliğin bu denli üzerinde durulmaması gereken bir şey olduğunu ifade etmektedir. Belki de toplum, eskiden sahip olduğu yere şimdi sahip değildir. İnsanlar olarak yaşadığımız gelişimsel bir süreç olduğunu görmekteyiz. Geçmişte, biz insanların küçük kabileleri vardı. Sonrasında geçirdiğimiz gelişimle beraber, daha büyük ulusların birer parçası olduğumuzu düşündük. Belki ileride de daha büyük bir yapıya sahip olacağız. Zamanla kişinin kendisini sürekli büyüyen, daha geniş bir insan grubuna ait olduğunu hissetmeye başladığı bir süreç olduğunu anlarız. Bu nasıl işlemektedir?

Dr. Laitman: Bu bağımlılıktır. Herkesin egoist olduğu dünyadaki herhangi bir milletten bahsedersek bir kişi, bir başkasıyla bağ kurmasının kendisi için iyi olduğunu düşündüğü ölçüde bunu yapar. Bir ailenin, bir köye dönüşmesi bu yolla olur. Şehirlere bağlı köyler, ülkelere bağlı şehirler. Günümüzde ülkeler arasında bile birleşmeler yapmaktayız, fakat bunun sebebi, kişilerin farklı bağlar kurmalarının kendileri için daha faydalı olduğundandır. Oysa birey olarak kimseye ihtiyacım yoktur. Bu bağdan çıkıp kendi başıma olmam daha iyidir.

Konuk: Şu anki tutumumuzu egoist bir tutum olarak tanımladınız. Neden artık ufak bir kabileye değil de daha büyük bir şeye ait olma ihtiyacı hissediyoruz?

Dr. Laitman: Çünkü bu faydalıdır. Bütün dünyayı severim. Onlardan farklı ürünler alırım. Kendi ürünlerimi onlara satarım. Daha zengin olabilirim. Herkesle aramdaki rekabetten hoşlanırım. Dünyanın yuvarlak ve böyle geniş olması boşuna değildir.

Konuk: Aslında insanlık olarak gelişim sürecimiz doğaldır.

Dr. Laitman: Evet. Egomuz büyür ve bizi sınırlarımızı genişletmeye zorlar.

Oren Levi: Ego, milliyetçiliğimiz ile ilgili ne der?

Dr. Laitman: O zaman milliyetçilikten uzaklaşırım. Diğer ülkelere, toplumlara, insanlara, kıtalara daha çok bağlı olduğumu gördüğümde, milliyetçiliğim oldukça azalır. O beni kuşatır, sınırlar ve bana baskı yapar. Bu yüzden inancıma binaen milletime çok fazla önem vermem.

Oren Levi: Baal HaSulam’dan bir alıntı yaparak başladığımız noktaya geri dönelim. “Milliyetçilikten tamamıyla uzaklaşmış ve insancıl, özgecil dürtülerle hareket edecek şekilde kozmopolitan olmuş kişiler, temel bir hata yapmaktadır çünkü hümanizm ve milliyetçilik, birbirine zıt kavramlar değildir”. Baal HaSulam milliyetçilikten tamamen sıyrılarak kozmopolitan olmanın yanlış olduğunu vurgulamıştır. Muhtemelen bu ikisi arasında bir bağdaşma olduğunu görmüştür.

Dr. Laitman: Evet.

Oren Levi: Şimdiye kadar hümanizm hakkında konuştuk. Şimdi biraz da milliyetçilik hakkında konuşalım. Doğru milliyetçilik nedir?

Dr. Laitman: Doğru milliyetçiliğe ancak kendimi egoist seviyeden özgecil seviyeye yükselttiğim bir eğitim alırsam ulaşabilirim.

Konuk: Peki bunun milliyetçilikle nasıl bir bağlantısı vardır?

Dr. Laitman: Kendimi ve ailemi sevdiğim gibi milletimi de, insanlığın geri kalanını da aynı şekilde severim. Sınırlarım giderek genişler ve hiçbir şeyle çatışmaz. Oysa bir egoist olarak kalırsam, sınırlarımı genişletmemin ya da genişletmememin egom açısından ne kadar faydalı olduğunu sürekli sorgularım.

Oren Levi: Eğer açıklamalarınız doğru anladıysam, iki tür insan var. İçindeki her şeyin kendilerine ait olduğunu, dışındakilerin de yabancı olduğunu hissettikleri belli bir sınırı olan egoisttirler var. Bir de kendilerini sevmeye dair yeni nitelikler geliştiren, herhangi bir sınırda durmayan diğer insanlar var. Bunların geliştirdiği yeni nitelik, insan sevgisidir. Bu, hiçbir yerde ve sınırda durmayan dünya sevgisidir. Bu söyleşinin hatırına herkesi sevme niteliğinde de ilerlemek istediğimizi düşünmek isteriz. Bu resimde, Baal HaSulam’ın ondan tamamen sıyrılamayacağımızı söylediği milliyetçiliğin yeri neresidir?

Dr. Laitman: Milliyetçilik bir görevdir. Dünya sevgisinin temeli budur.

Oren Levi: Bunu açıklar mısınız?

Dr. Laitman: Gelişimime, özgecil gelişimime bağlı olarak halkıma karşı sevgiye ulaşırım. Sonra bu noktadan kendimi, tüm dünyayı sevmeye açarım. Çünkü aslında sistemin benim küçük benliğimden çok daha geniş olduğunu görürüm. Aslında tüm dünya, bu insan sistemi gibidir ve onu tamamıyla benimsediğimde, o zaman bunu yaparak bu genel his içerisinde ne kadar edindiğimi ve bu kabı hissetmeye başlarım. Onları benimsediğimde, bir bütün olarak doğayı ve doğa harikalarını hissetmeye başlarım.

Konuk: Öyleyse milliyetçiliğin ve küresel dönemin yerini nasıl tanımlarsınız?

Dr. Laitman: Milliyetçilik, başkalarına olan sevgimin sınırlarını onun üzerinde ve ondan başlayarak genişlettiğim temel bir yapıdır.

Konuk: Yani milliyetçilik, onlara olan sevgimi nasıl geliştireceğimi öğrendiğim ve ait olduğum belli bir grup gibidir. Ve bütün bunlar dünyanın geri kalanına olan sevgimi sürdürmek ve geliştirebilmem içindir.

Dr. Laitman: Mükemmel, sebebi tam olarak budur! Çünkü asıl amaç, dünyayı sevmektir.

Konuk: Tamam, şimdi başka bir yöne bakalım. Dünyada ortaya çıkan en şiddetli şeylerden birinin milliyetçilik olduğunu biliyoruz. Belli bir grubun paylaştığı bu iyi ve hoş bağ, ulus sevgisi aniden ırkçılık dediğimiz şeye dönüşebilmektedir.

Dr. Laitman: Tabii ki.

Konuk: Bu durum ne zaman ve nasıl gerçekleşir?

Dr. Laitman: Başlangıçta veya sonrasında bu kişilerin bu yönde gelişimsel bir süreçleri yoktur ancak kendilerini kendi sistemlerine kapatmaya, grup olarak kendi içlerine kapanmaya başlarlar.

Konuk: Evet.

Oren Levi: Peki, buradaki bozukluk nedir? Neden milletime karşı geliştirdiğim sevgi son bulur? Neden daha geniş bir kitleyi kapsayacak şekilde gelişimini sürdürmez?

Dr. Laitman: Çünkü bunun için mantıklı bir dayanağınız yoktur. Milletinize gelince, onları aileniz gibi görmeye, halkınız olarak kabul etmeye eğiliminiz vardır. Genlerimize, DNA’mıza baktığımızda, hepimizin aynı yerden, hatta aynı atalardan geldiğimizi görmekteyiz. Geçmişte bir yerde milletimizden bir erkek ve bir kadın vardı ve bunu hissediyoruz. Ve üstelik bunu inceleyebiliriz, genetik testler yapabiliriz. Yani aramızda kültürel, içsel bir bağ vardır. Her şeyle bağ içindeyiz. En nihayetinde, biz bir aileyiz bunu bu şekilde izah edelim ve elbette milletime bağlı olduğumda ailemle birlikte olduğumu hissederim.

Oren Levi: O hâlde bu doğal mıdır?

Dr. Laitman: Evet, bu büyük bir aile gibidir. Evet.

Oren Levi: Büyük aileme karşı böyle gelişen bir sevgi hissi nasıl ortaya çıkmaktadır? Söyleşimizde “milliyetçilik” olarak adlandırdığımız yaklaşım nasıl aniden başkalarına karşı olan ırkçılığa dönüşür?

Dr. Laitman: Çünkü eğer birini seviyorsam, başka birini sevmemek benim için çok kolaydır.

Konuk: Farklı birinden mi söz ediyorsunuz?

Dr. Laitman: Kendimden çıkmak istemiyorum. Bu tıpkı bir kişinin diğerlerinden hoşlanmaması gibidir. Diyelim ki ailemi, köyümü, ülkemi seviyorum ama sadece o kadar! Bunun ötesinde, milletimin sınırları dışına çıkma duygusu hissetmem ve bu doğaüstüdür.

Konuk: Yani milletin sınırları içinde olmak doğal mıdır?

Dr. Laitman: Bu durumun onlar için doğal olarak nitelendirilemeyeceği kişiler de vardır. Ailelerini bile hiçe sayanlar var. Ailelerini önemseyen ancak köylerini, şehirlerini, ülkelerini ya da milletlerini hiçe sayanlar var. Bir kişinin geniş bir kalbi olduğunu varsayalım. Diyelim ki tüm milletini seviyor. Fakat başka bir milleti sevmek konusuna gelirsek, bu noktada temeller çok farklı olabilmektedir. Onların sevdiği yemeklerden, dinledikleri müziklerden hatta kokularından bile hoşlanmam. Farklı milletler farklı kokarlar, vs. Bu nedenle onlara karşı olumlu bir tutum geliştirmeye başlamak için yazılı bir kanıta ihtiyacım vardır. Bir şey bunu yapmam için beni kesinlikle zorlamalıdır. Bu gereklidir.

Konuk: Bunu anlamaya çalışalım. Bir insanın doğal olarak belli bir sınıra erişebileceği bir durum vardır. Kişi milleti ve ülkesine karşı bir sevgi geliştirebilmektedir. O ülkesini, geleneklerinin hikâyelerini, köklerini, ülkesiyle ilgili her şeyi sever ve bu doğaldır. Aslında ulus sevgisinden, tüm dünya sevgisine gelmek yerine aniden bir tür bozukluk olduğunu görmekteyiz. Kendimizi seviyoruz ancak belki de birer ırkçılaşıyoruz. Başka bir gruptan nefret etmeye başladık.

Dr. Laitman: Haberleri dinlersiniz, bir uçak kazasında birine bir şey olur, vs. Bu kişi bize yakın biri mi yoksa değil mi? Farklı bir zümreden ya da farklı bir ırktan mı, farklı bir milletten veya kıtadan mı? Hemen bu haberle nasıl ilgili olduğumuzu hissederiz. Yani üzüntü hissederiz değil mi, belki de o kişi çok uzaklardan biridir. Yani, ne yapabilirsiniz?

Konuk: Yani, açıklamanızda gerçekten çok netleşmiş bir hissiyat var.

Dr. Laitman: Milliyetçilik, net olan bu.

Konuk: Evet.

Dr. Laitman: Şimdi hümanizm konusu ile ilgilenmeliyiz.

Konuk: Eskiden dünya hümanizm hakkında konuştuğu için bu oldukça ilginç bir konudur. Hümanizm yeni icat edilen bir şey değildir. Söylemek istediğim, hümanizmi tam anlamıyla idrak edemese bile, insanoğlunun ona dair bir algısı, değerlendirmesi vardır. Hümanizm için bir çeşit faaliyet söz konusudur. Belki de bu noktadaki bozukluk ya da hata, kendi algımızdan kaynaklanmaktadır. Gerçekten hümanist olmak için milliyetçiliğimizi bırakmamız gerekmektedir.

Dr. Laitman: Evet ama bunun yanlış olduğu söylenmiştir. Çünkü burada büyük bir problem vardır. Önceki nesillerden gelen tüm hümanistler geriledi. Bu 20. yüzyılda gelişmiş bir şey değildir, gelişimi geçmişte olmuştur. Tüm hümanistler ulusların ya da insanlığın sevgisiyle çok soyut bir şekilde ilgilenmektedir. Ben bir hümanistim ya da tamamıyla benimseyici bir tavırla ilerliyorum. Ya da bu konu hakkında konuşan, tanınmayan bir filozofum. Yani, bu bahsettiğim bir tür algıdır, uygulamayı kapsamaz. Bunu anlayamazsınız. Bu felsefi bir yaklaşımdır, bir dereceye kadar psikolojik de olabilmektedir. İnsanlar beyin yapıları gereği böyle hissederler. Daha çok ya da daha az hümanist olan bir insan tercih edebilirsiniz. Ancak sonuçta bu insanların gerçekçi olmadıklarını görürüz. Onu uygulamaya geçirememektedirler. Hümanist hareketler, uygulamalar söz konusu değildir. Zayıf ve küçük organize gruplar arasında gerçekten insancıl eğitim talep eden eylemler yoktur.

Konuk: Dünyaya baktığımızda hümanizme tamamen zıt bir eğilim olduğunu, hatta bu felsefi yaklaşıma dair her şeyin bugünlerde yok olmaya yüz tuttuğunu görmekteyiz. Milliyetçilik ise aniden her yerde tekrar yükselişe geçmiş durumdadır.

Dr. Laitman: Bu her zaman böyle olmaktadır. Nefes almak ve nefes vermek gibidir. Açılır ve kapanır.

Konuk: Bu söylediğiniz tam da dünyadaki hümanizmi tasvir eder nitelikte. Ona bu perspektiften bakarsak, o başarısız oldu. Sonuç olarak insanlar ulus sevgisine geri dönmeye başlıyor ve biz de bunun olası sonuçlarını görmekteyiz. Kabala Bilgeliği’ne göre hümanizm nedir?

Dr. Laitman: Bu tamamıyla farklı bir şeydir. İnsan doğasının üstündedir. Her şeyden önce bizi gerçek hümanistlere dönüştürecek gücü edinmeyi bilmek zorundayız. Bu sadece doğanın genel sistemi hakkında, ne derece bağlı olduğumuz hakkında ve hepimizin aynı kapta ya da topta -nasıl isimlendirdiğinizin bir önemi yok- olduğu hakkında çalışma vasıtasıyla olur. Ne kadar birbirine bağımlı olunduğu anlamında, hümanizmin egoist bir temeli de vardır ki bizler birbirimize bağlıyız, sadece birbirimize bağlı değil aynı zamanda birbirimizin kaderini de belirlemekteyiz. Bu nedenle hümanizm ve bu bakış açısı bizim seçme hakkımız olmayan, doğru, büyük ve sağlıklı bir egodan gelmekte ve gelişmektedir. Ancak, egomuzu nasıl doğru bir şekilde geliştireceğimizi irdelemek durumundayız. Sağlıklı bir temel olan egomuzdan gerçek hümanizme ulaştığımız noktaya kadar inceleme yapmalıyız. Çünkü sonuçta doğamız zevk alma arzusudur ve ondan kopamayız. Onun üzerine çıkamayız, ondan kaçamayız. Fakat bu zevk alma arzusu, sadece kendimizi önemsediğimiz ve üzerine çıktığımız egoist arzumuzu kullanmayı bile bırakacağımız kadar büyük, gerçek bir zevki bize öğretmeye başlamıştır. Daha anlayışlı biri haline gelirim. Daha uzağı görebilen ve hissedebilen bir insan olurum. Ancak bu kısıtlı egoyu aşarsam ve daha uzak mesafeleri görürsem, zevk alma arzumu diğerlerini severek ve diğerleriyle bağ kurarak, doğru bir şekilde muhafaza edebilirim. Egonun bu şekilde doğru kullanımını takiben, bütün ve eksiksiz olarak, tüm yollar açılır. O hiçbir şeyle çelişmez. Bu durum beni geliştiren ve onlarla bir olmak için başkalarını sevmeye getiren şeydir. Yani, tıpkı kendimden ayrılmam gibi şehrimi, ülkemdeki ve aynı milletten olduğum insanları sevmeye başlarım. Daha yükseğe çıktıktan sonra tüm insanların, tüm cansız, bitkisel, hayvansal seviyedekilerin, her şeyin, tüm doğanın tek bir sistem olduğunu görürüm. Tam bir doyuma ve başkalarını bütünüyle sevme seviyesine ulaşabilirim. Şu an kısıtlı bir durumdayım, içimdeki bu kısıtlama, tüm dünyayı sevme noktasına erişmeme izin vermemektedir.

Oren Levi: Bir insan neden tüm dünyayı sevmelidir?

Dr. Laitman: Çünkü başkalarına olan sevgimi ne kadar yükseltirsem, o kadar çok zevk alırım. Sonsuz bir bütünlük içinde hissederim. Tam, sürekli ve sınırsız! Küçük bir bebek gibi olmak yerine yetişkin bir insan olurum. Gerçekliğin tamamını içinde barındıran biri olurum. Yani bu, benim için faydalıdır.

Oren Levi: Son soruya geçiyorum. Dr. Laitman, yaşadığımız dünyaya baktığınız zaman, bugün konuştuğumuz gibi, milliyetçilik aslında artıyor ve siz bunun nefes alma gibi, daralma gibi olduğunu söylediniz. Ve genişleme bugünden beş ila on yıl içinde diğer dönemlere göre daha üstün hale geldi, dünya daha çok mu yoksa daha az mı insancıl olacak? Milliyetçiliğin durumu nasıl olacak?

Dr. Laitman: Düzensiz aralıklarla bunlar olacak ve bu koşullar en nihayetinde insanları geliştiren şeylerdir. Ve böylelikle doğru hümanizmi anlayacaklar. Önümüzde duran şey budur ve doğa bizi buna itmektedir. Bu, elde etmek zorunda olduğumuz şeydir. Sadece doğru hümanizm yardımıyla ebedi, bütün ve tam oluruz.

Oren Levi: Bu söyleşimiz oldukça ilginçti. Çok teşekkürler Dr. Laitman. Bizimle olduğunuz için teşekkür ederiz. Bir dahaki söyleşide görüşmek üzere, en iyi dileklerimle!

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
17 - 0,423