e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Dr. Laitman ile Yeni Hayat > Yeni Hayat 1074 – Sosyal Yalnızlaşma

Yeni Hayat 1074 – Sosyal Yalnızlaşma

Oren Levi: Merhaba ve Dr. Laitman’la Yeni Hayat Söyleşi’sinde bizimle beraber olduğunuz için teşekkür ederiz. Merhaba Dr. Laitman.

Dr. Laitman: Herkese merhaba.

Oren Levi: Bugün Dr. Laitman ile kişisel düzeyden toplumsal düzeye kadar, her seviyede gözlediğimiz yalnızlaşma hakkında konuşmak, ne olduğuna daha derinden bakmak istiyoruz. Lütfen bizden ayrılmayınız.

Konuk: Evet, bu programda, bir bireyin ya da grubun kendisini bağları kopmuş, ilişkileri kesilmiş, hiçbir yere ait olmadıkları hissiyatına kapılmaları anlamını taşıyan, yalnızlaşma adı verilen olgu üzerinde odaklanmak istiyoruz. Bir bütün olarak toplumu oluşturan bireylerin birbirleri arasındaki bağların giderek koptuğunu, birbirlerine karşı daha fazla duyarsızlaştıklarını ve yalnızlaştıklarını görmekteyiz. Dolayısı ile bugün bu olgu üzerinde konuşmak ve bunun Kabala ilmine göre ne olduğu sorusu ile başlamak istiyorum. Bu nedir?

Dr. Laitman: Her şeyden önce bu olgu, var olan ve gördüğümüz bir şeydir ve bunu gizlemememiz gerekmektedir. Aksine, bunun niçin böyle olduğunu ve bizim bu konuda neler yapabileceğimizi anlamak için, bununla ilgili iyi olan tarafları nedir, kötü olan tarafları nelerdir, bunları belirlememiz gereklidir. Belki de benim diğerlerinden uzak olma gerçeğim daha iyi bir şeydir. Yaşamımızda birçok kere “uzaklaşalım” deriz. Böylesinin daha iyi olduğu söylenir. Sen sağdan git ben ise soldan vb. Dolayısı ile yalnızlaşma, gerçekte, belki de sizin çıkarınızadır. Ne zaman öyledir, ne zaman değildir? Belki ben de dahil hepimizin bazı sınırlarımızın olması gereklidir ki bu sınırları ihlal edersek o zaman yalnızlaşma ile ilgili bir sorunumuz olabilecektir. Örneğin; bir başkasının bana ilgi göstermesi, benimle bir bağ kurması vb. için zorlayarak, ısrarla üzerine gitmek ve onun bunu kabul etmemesi ve mümkündür ki bu durum bana, benim anlayışım, o günkü ruh halim, sağlık durumum vb. nedeniyle öyle olmamasına rağmen yalnızlaşma gibi görünsün. Demek oluyor ki, yalnızlaşma olgusunu tanımak için bizim dikkatle ele almamız gereken birçok koşul vardır.

Konuk: O zaman dikkatle ele almaktan başlayabilir miyiz? Yalnızlaşmanın olumlu ve olumsuz tarafları nelerdir?

Dr. Laitman: Sadece güncel durumu konuşuyoruz, tamam mı? Yani felsefi olarak genel anlamda yalnızlaşmayı değil. Çünkü mağaralarda yaktığımız ateşin etrafında ya da köylerde ve bugünkü modern şehirlerdeki yaşamımızdaki durumlar birbirinden farklı şeylerdir.

Konuk: O zaman bugün ne olup bittiğiyle başlayalım ve sonra siz de isterseniz tarihte nasıldı, onun hakkında da konuşuruz. Siz, bu belki de iyi bir şeydir dediniz ama önce olumsuz tarafından başlayalım.

Dr. Laitman: Hiçbir şey olumlu veya olumsuz değildir. Doğada, insanda ve toplumda iyi ve kötü diye bir şey yoktur. Bu, söz konusu olguyu nasıl ele aldığımıza ve bunun sonucunda bizi nereye getirdiğine bağlıdır. Mümkündür ki bir yalnızlaşma, beni, yetişkin hale erişmiş ve kendi yaşamlarını kurabilecek, sorumluluk alabileceklerini ve artık bağımsız olmaları vb. gerektiğine inandığım çocuklarımdan uzaklaşma kararını verme durumuna getirmekte olduğunu varsayalım. Bir başkası bana böyle bir durumu tuhaf karşıladığını söyleyebilir. Sadece bu kadar da değil ben, çocuklarımın onlardan uzaklaştığımı, yürüyüp gittiğimi hissetmelerini de istemekteyim. Bu durumda bir ölçüde yabancılaşmanın varlığından söz edebiliriz ama bu, çocuklarımın yararınadır. Benim yönümden değerlendirdiğimde bu şekilde ben daha fazla üzüleceğim; uzaktan onları gözleyeceğim, neler yaptıklarını dikkate izlemede olacağım. Bu şu anlama gelmektedir; benim onlara göstermek istediğim şey benim kendi kalbimde hissettiklerimi tam yansıtmamaktadır.

Oran Levi: Ben bir başka açıdan konuyu ele almak istiyorum. Bir kişiyi ve onun etrafındaki arkadaşlarıyla olan ilişkilerini ele aldığımızı var sayalım. O kişi, yalnızlaştığı duygusunu taşımaktadır. Bu birinci resimdir. İkinci resimde aynı kişinin diğer insanlara karşı nefret duygusu beslediğini varsayalım. Bir kişinin başkasına karşı nefret hissi duyması ve yalnızlaştığı duygusunda olması arasında ne fark vardır?

Dr. Laitman: Yalnızlaşmayı en basit ifade ile benim bir başkasına karşı; onun yabancı olduğu, onun başına gelenlerin beni ilgilendirmediği, ona soğuk bir tavırla yaklaştığım duygularını taşımam şeklinde tanımlayabilirim. Onu görüyor olabilirim ya da farkına bile varmayabilirim. Fakat bunlar ondan nefret ettiğimi göstermez.

Oran Levi: Nefreti nasıl tanımlarsınız?

Dr. Laitman: Birisinden uzaklaşmak istememe rağmen ona yakın kalmaya zorlandığımda ve bunu yapamadığımda nefret söz konusu olabilecektir.

Oran Levi: Nefret duygusu, yalnızlaştırma ile karşılaştırıldığında bu iki duygu arasındaki fark nedir?

Dr. Laitman: Yalnızlaşma, söz konusu kişi ile aramıza belirli bir mesafeyi ben koyduğum için sadece beni rahatsız eden bir şeydir ki o kişiye karşı az sayıda insan kendini huzurlu hissedebilir. Ancak nefret, insanın kendisini o kişiden, onu tekrar yeryüzünde göremeyecek kadar hatta hiç var olmamış gibi kabul edebileceği, daha da uzak bir mesafeye kaçırmasıdır. Ancak buna rağmen o kişi, zaman zaman çevremde görünür ise ve bunu hissettiğim zaman buna dayanamam, bu kez o, beni gerçekten rahatsız etmektedir.

Konuk: O zaman, aslında onun ortadan kaybolmasını arzu ederken o kişinin, giderek daha da yaklaşmak durumunda olması karşısındaki duygu ile baş etmek gerekmektedir. Yalnızlaşmış bir kişi ile yalnızlaşmamış kişi arasındaki fark nedir? Yalnızlaşmamış olarak nitelendirilebilecek bir insan var mıdır?

Dr. Laitman: Hayır, herkes yalnızlaşmıştır çünkü bizler, egomuzdaki tüm kişilikleriz. Ve egomuz bizi etkiler, kontrol eder. Dolayısıyla ben, her zaman bu tür bir yalnızlaşma içindeyim. İnsanların yanı sıra cansıza, bitkisele, hayvansala karşı bile bu duyguyu taşıyorum, bu duygum bir aslana, bir bitkiye, doğrusu her şeye karşı hissettiğim bir şeydir. Herkesin böylesi doğal bir yalnızlaşma duygusuna sahip olması iyi bir şeydir çünkü bu bizi korumaktadır.

Oren Levi: Yalnızlaşmanın ne olduğunu tanımlayabilir misiniz?

Dr. Laitman: Bir tehdit duygusudur, herhangi bir formattaki yabancı bir unsurun bana gereğinden fazla yaklaşmasının oluşturduğu bir tehdittir. O zaman ben, ondan uzaklaşmaya çabalama gereğini hissettiğimde araya bir mesafe koymaya, onunla temasımın olmamasına çalışırım, bu da doğal bir durumdur.

Konuk: Bu doğal durum, ne zaman daha az doğal olan şekillere dönüşür?

Dr. Laitman: Aramızdaki mesafeyi korumaya çalışmama rağmen o bana yaklaşmaya, bana baskı yapmaya, beni rahatsız etmeye devam ediyor, ne tarafa dönsem onu karşımda buluyorsam o zaman, her şeyden kurtulabilmenin bir yolunu aramaya başlarım.

Konuk: O zaman, bugünkü topluma bakarsak içinde bulunduğumuz toplumda veya dünyanın herhangi bir yerinde yalnızlaşma durumu, sizin fikrinize göre doğal formunu korumakta mıdır yoksa doğal yalnızlaşmadan uzaklaşarak başka bir forma mı dönüşmektedir?

Dr. Laitman: İsrail toplumu hakkında konuşuyorsak onun sıradan bir toplum olmadığını dikkate almak durumundayız. Bu toplum, kendisinden beklentisi gereğinden fazla olan bir toplumdur. Fransız, Alman, Belçikalı, İtalyanların birbirleri arasındaki bağların şöyle veya böyle olması, birbirlerine karşı duyarlıklarının var olması veya olmaması konularında bir talepleri yoktur. İsraillilerin buna sahip olması bir sorundur. Herkes kendi hayatını yaşamaktadır. Bir ulus bile olmayan, farklı milliyetten insanların bir arada olduğu ülkede, Amerika’da herkes kendisi “ben işime bakarım, sen de kendininkine bak, birbirimizle birlikte yürüttüğümüz bir şey olamaz, sana iyi şanslar” derken, İsrailliler ise birbirleri ile iç içe olmak isterler. Bu nedenle de sosyal yalnızlaşma İsrail’de oldukça fazla derecede hissedilmektedir. Bu bize gereğinden fazla gibi gözükmektedir, acaba gerçekten böyle midir? Başka uluslarla karşılaştırırsak bu, işin bir yönüdür. Diğer taraftan dikkate almamız gereken bir husus da bizim hiçbir şekilde sıradan insanlar olmamamızdır. Aynı ulusların birer üyesi olan ve birbirlerinin sadece zor zamanlarında arkadaşları olduklarını hatırlayan Fransızlar ya da İtalyanlar gibi duygularımız yoktur. Çünkü herkes bizden nefret etmektedir ve üzerimizde bir baskı vardır. Bu durumda birlikte olmaktan başka çözümümüz yoktur. Biz ülkemizi bu şekilde kurmuş ve devamını getirmişizdir. Bunun anlamı İsraillilerin, onların üzerinde başkalarının baskısı olduğunda ve kendilerinden nefret edildiklerinde var olduklarıdır. Başkalarının nefreti olmadığı zaman, İsraillilerin de temeli yok demektir. Biz sadece başkalarının nefreti karşısında var olmaktayız. Bu çok farklı bir şeydir. Ancak böylece bir ulusun yaşam şekli diğer ulusun varoluşu üzerinde etkili olur. Onların arasında bir bağ vardır ama bizim hiçbir bağımız yoktur, sadece yalnızlaşmamız vardır. Her Yahudi diğer bir Yahudi’ye karşı kendini, diğer uluslara kıyasla daha fazla yalnızlaşmış hisseder. Bu tam anlamı ile daha fazla değildir. Onların bir çekim noktası vardır, birbirlerinin bu çekimlerini hissederler ama ben öyle hissetmem. Bin Fransız’ın arasında bir Yahudi’yi görsem ona yaklaşmam ancak, bir tehdidi hissedersem ona koşarım, sadece böylesi bir durumda bunu yaparım. Böyle bir durum yoksa hem ben onu fark etmek hem de onun beni fark etmesini istemem. Bunun öncelikli anlamı, bizim aramızdaki bu duygunun bir çeşit doğal bir yalnızlaşma olmasıdır. Bu önemli bir şeydir ve başka uluslarda yoktur. Onlar kendilerini, aynı ulusun bir parçası olarak birbirlerine daha yakın hissederler. İşte yalnızlaşma budur, artık konuyu geçebiliriz.

Konuk: Bizim diğer uluslardan daha fazla yalnızlaştırılmış olduğumuzu söylediniz.

Dr. Leitman: Bu başka uluslarda yoktur. Başka uluslarda böyle bir durum, ancak iki kişi arasında bunu haklı kılacak gerçekçi bir durum ortaya çıktığında söz konusu olabilir. Böyle bir durum yoksa onlar hiçbir yalnızlaşma hissetmezler. Oysa biz hissederiz.

Konuk: Bu doğal olarak nasıl olduğunu mu gösterir?

Dr. Laitman: Evet

Konuk: Bunun yanı sıra bizlerin, diğer uluslara kıyasla birbirimizle daha fazla yakınlaşma arzumuz olduğunu söylediniz. Bunun anlamı bir taraftan aramızda doğal olarak bir mesafe olmasına karşın diğer taraftan da birbirimize daha fazla yaklaşmak için de karşı duygumuzun var olmasıdır. Ve sürekli olarak daha fazla yakınlaşmanın ya da yakınlaşmamanın muhasebesini yapmaya çalışırız.

Dr. Laitman: Diğer uluslar bu konu üzerinde düşünmezler. Geçmişte antik Babil’de, İbrahim’in birlik olmak ve bağlanmak üzere isteyen herkesi davet etmesi ile biz de bir araya gelip birbirimize bağlanmamıza kadar, onlar gibi idik. Böylece Babil’de yaşamakta olan farklı uluslardan binlerce kişi, bir başkasını kendimiz gibi nasıl severek bağlanabileceğimizi öğreten İbrahim’in etrafında bir araya geldik. Yalnızlaşmanın tam karşıtı olan bir toplumda, birbirimize bağlı olarak yaşadık. Bu birliktelik, yıllarca koruduğumuz bu bağ kopana kadar 1500 yıl geçti. Ve sonra bugün, başarmış olduğumuz bu bağlılığın yerini sadece yalnızlaşma aldı. Yalnızlaşmamızın daha önce olmamasının nedeni, o dönemde tek bir ulusa ait olmayışımız şeklinde genellenemez. İbrahim’in zamanında bir ulus oluşturduk ancak bu, ikinci tapınağın yıkılışına, bağlılığımızın temellerinin kaybedilmesine kadar sürdü ve artık İsrail oğulları değildik.

O zamandan bu yana da Baal HaSulam’ın ifadesiyle “biz bir çuvaldaki kabuklu yemişler gibiyiz”, yalnızlaşmayı hissetmekteyiz. Çuval yani dış tehditler bizi bir arada tutmaktadır.

Konuk: Bu sadece bir dış tehdit midir yoksa tekrar bağ kurmamız için bir hatırlatma mıdır?

Laitman: Hayır. Sadece dış tehdit, ya da bir şeyler olabileceğine dair bir hatırlatma. Ancak bu gerçekte bir tehlikenin tehdit etmesi.

Oren Levi: Geleceğe baktığımızda, toplumun daha fazla yalnızlaşacağını mı öngörüyorsunuz? Yalnızlaşma artacak mıdır?

Dr. Laitman: Evet, öyle düşünüyorum. Bu, yine dünyadaki giderek artan ve daha da güçlenecek olan anti-Semitizm’e bağlıdır, bunlar iki karşıt güçtür. Dış kaynaklı anti-Semitizm ile onun, bizi yalnızlaştırma eğiliminin üstesinden gelmemize imkân verecek ölçüde etkilemesi veya yetersiz kalmasıdır. Bu durumda yalnızlaşma eğilimi artacaktır. Demek oluyor ki, İsrail devletinin varlığının sona ermesini istiyorsanız Yahudilere, herhangi bir dış tehdit olmadan kendilerini iyi hissetmeleri için, bolluk getirin. Emin olun bir yıl içerisinde burada hiçbir şey kalmayacağını göreceksiniz.

Konuk: Bu yalnızlaşma olgusunun faktörlerinin üzerinden geçmek istiyorum. Bir kişinin yabancılık ya da yalnızlaşmış hissetmesinin sebepleri nelerdir? O, insanlara yakın olmayı istemediği hissiyatındadır. O, insanlara olabildiğince yakın olmak istemeyen, başkaları ile aralarına hep mesafe koyan insanın kendisi değil midir?

Dr. Laitman: Yahudiler hakkında değil de sadece diğer insanlarla ilgili olarak mı konuşuyorsunuz?

Konuk: Evet, genel olarak

Dr. Laitman: O zaman kişi, istenmediğini, diğerlerinin yanından uzaklaştırıldığını, başkalarının ondan kaçtığını ve onun katılımına diğerlerinin müsaade etmediklerini hisseder. Bunlar dışsal işaretlerdir. Ancak önemli olan kişinin kendi içinde yaptığı değerlendirmedir. Kişi, herkesin bir başkasına daha yakın olmamasını sağlayacak bir yere mi gitmeli yoksa aksini mi yapmalıdır.

Konuk: Ne zaman böyle düşünmek faydalıdır, ne zaman değildir?

Dr. Laitman: Sonuçtan benim bir çıkarım var mı? Böyle olursa daha mı iyi ya da daha mı kötü ya da çok kötü mü hissederim?

Konuk: Bu her bir kişi için sübjektif değil midir? Yoksa burada da bir başka husus mu var?

Dr. Laitman: Hayır, hayır. Herkesle ve herkesin kendisinin dışındaki tüm diğerleri ile ilgili olarak sübjektif. Biz daima aramızdaki mesafeyi nasıl korumamız gerektiğini inceleriz. Ben başkalarına yakınlaşıyorum ve onlardan uzaklaşıyorum.

Konuk: Bir kişinin, sistemin minik bir parçası olması sebebiyle çevresini etkileyememiş olmaktan duyduğu çaresizlikten söz edildiği bir tartışma vardır. Bu, kişinin hiçbir yere ait olmadığı duygusu nedeniyle yalnızlaşma ihtiyacını hissetmesine neden olan faktörlerden birisidir.

Dr. Laitman: O mu bir yere ait olmak istemiyor yoksa diğerleri mi onu istemiyorlar?

Konuk: Kişi, kendisini bu harika büyük sistemin küçücük bir parçası olarak gördüğü için, kendisinin hiçbir yere ait olmadığı duygusuna sahip.

Dr. Laitman: Eğer aidiyetini hissetmiyorsa o zaman yalnızlaşmaya gerek yoktur. Aidiyeti yoktur.

Konuk: O zaman, bir kişi kendisinin bir yere ait olmadığını hissediyorsa mesele yok mu demektir?

Dr. Laitman: Sorun yoktur. Ben buna ait değilim, bu durum bana göre uygun olmayan bir şeyin, bir kadın tarafından uygun görülmesi gibi. Ben onların karşısında yalnızlaşma duygusuna mı kapılmalıyım? Hayır, ben sadece onlarla bağlarımı kesmiş (kopmuş) durumdayım.

Konuk: Bir kişiyi, bir şeye ait olduğunu hissettiren sebepler nelerdir?

Dr. Laitman: Kendisine daha yakın olan dış etken veya kişinin onun daha yakınına gelme isteğidir. Ve böylece aralarında ortak bir şey olduğunu hisseder. O zaman da bu duygusunun ne ölçüde olduğunu, ait olma veya olmama durumunu anlamasına imkân verinceye kadar incelemelidir. Ve o zaman bağı veya yalnızlaşmayı tercih ederek aktive edecektir.

Oren Levi: Günümüz modern yaşamında, insanların bağlanma imkânı bulabildikleri, 30-40 yıl veya daha önceleri sahip olmadıkları internet ve sosyal ağlar gibi birçok seçenek vardır. Bir kişiye, sosyal zekâsı ile bağlılığını daha da arttırmak veya tamamen kopartmak üzere nasıl hissedeceği konusunda ne yapmak gerekir? Teknolojik zekânız ile diğer insanlarla daha fazla bağ kurabilirsiniz, onlarla aynı odada birlikte olmanız da gerekmez. “Ocağa kahve için biraz daha su koy” ifadesini çocukluğumdan hatırlıyorum, bizimle oturmaya birbirimizle konuşabileceğimiz birisi gelecek ise ocağa kahve için su koymak, bir çeşit bir seremoni (tören) idi. O zaman cep telefonları ve benzerleri yoktu. Bugün ne suyu, ne kahvesi, Japonya’daki birisi ile bir tuşa basıp konuşabilirsiniz. Dolayısıyla sorum; teknolojik ilerlememizdeki modernleşmenin, insanları daha çok birbirine bağlı yapıp yapmadığı ya da yalnızlaştırıp yalnızlaştırmadığı şeklindedir.

Dr. Laitman: Daha çok yalnızlaştırmaktadır.

Oren Levi: Niçin?

Dr. Laitman: Çünkü bugün herkesle konuşabiliriz ancak bu benim özgürlüğüm ya da başka bir alanım için bir tehdit oluşturmaz. Ben televizyonumun, bilgisayarımın, cep telefonumun arkasına saklanırım. Bu şekilde insan ihtiyacım hemen hemen yoktur. Benim yanımda oturan birisi ile cep telefonumdan konuşabilirim. Yüz yüze konuşmak istediğim kişi ile cep telefonumla konuşurken daha fazla yalnızlaşmış hissederim.

Konuk: Birisi ile telefonda konuşmak mı yoksa yüz yüze konuşmak mı daha iyidir? Neden böyle bir korunmaya ihtiyacım olsun?

Dr. Laitman: Aradaki mesafeyi koruma duygusunu, işte burada taşıyorum

Konuk: Evet, tamamen öyle ama benim bu duygumun sebebi nedir?

Dr. Laitman: Çünkü benim istediğim budur. Öncelikle ve hepsinden önemlisi, ben başkaları ile aramdaki mesafeyi korumak istiyorum. Hepsinden önemlisi ben kendime ait bir yer istiyorum.

Konuk: Bu kişinin doğal eğilimi midir?

Dr. Laitman: Evet. Özellikle günümüzde, artık geniş aile ortamlarında ya da küçük köylerde ya da gençlik hareketleri ve benzerleri içinde yaşamıyoruz. Ancak, egomuz o kadar büyüdü ki herkesin tek tek bağımsızlığını istiyorum. Burası benim, şurası da senin yerin. Geçmişte ailenin tüm üyelerinin aynı odada yaşadığını, bugün ise evdeki her bir aile üyesinin kendisine ait bir oda istediğini görüyoruz.

Oren Levi: Bu bizi nereye götürmeli? Çünkü egolarımız durmadan büyüyor ve gelişiyor. Bu bizi nereye götürecek?

Dr. Laitman: Giderek daha, daha büyük yalnızlaşmaya.

Oren Levi: Bunu tanımlar mısınız? Bu benim pek aşina olmadığım bir durumdur.

Dr. Laitman: Fiziksel olarak birbirimizi tanımıyoruz. Onunla karşılaşıyorum ve adınız ne diye soruyorum. Yael, Yael? Evet, o Yael ve konuşuyoruz ve birdenbire onu görüyorum. Birbirimizi görüyoruz da sayılmaz. Böyle bir durum sadece cep telefonumuz veya benzeri bir araçla mümkündür.

Konuk: Bu durumda, kişi kendi içinde nasıl hisseder?

Dr. Laitman: Harika, beni hiçbir yükümlülük, sorumluluk altına sokmaz. Hiç kimseyi bilmek ve görmek istemiyorum.

Oren Levi: Nasıl bir toplumda yaşıyoruz o zaman?

Dr. Laitman: İşte böyle yaşıyoruz; her birimiz kendi telefonumuzun içerisinde.

Konuk: Peki, böyle mutlu mu olacağız?

Dr. Laitman: Neden olmasın? Bugün böylesi doğal oluyor. Sürüklenmekte olduğumuz yer burası, herkes kendi ekranının arkasında.

Oren Levi: Peki bu bizi nereye götürecek?

Dr. Laitman: Nereye mi? Herkesin kendini gerçekten özgür hissettiği, üzerlerinde hiçbir baskının yaşanmadığı bir noktaya. Yer yüzünde 20 milyar kişi de olsa, herkes için ayrı bir yerin olduğu dünyaya. Herkesin kendine ait bir telefon ve kimlik numarası olduğuna göre gerisi artık fark etmez. Ve birisini aramak istiyorsan da hiç sorun yok. Ama yalnızlaşmana bir faydası olmayacak.

Oren Levi: Herkesin kendine ait bir yeri olduğu ve herkesin kendini özgür hissettiği bu tablo bana harika geliyor. Ama benim sorum şudur: çünkü daha önce sizinle yaptığımız birçok konuşmada siz, gelecekte insanların arasında daha fazla bağ olacağını defalarca söylemiştiniz. Şimdi ise burada herkesin özgür olduğu, hiçbir baskı altında olmadığı ve herkesin mükemmel bir gizlilik (mahremiyet) içinde olacağı bir yerden bahsediyorsunuz. Ama defalarca, gelecek toplumunda herkesin birbiri ile bağlı olacağını söylemiştiniz. İkisi birbirinin tam zıttı değil mi? Bu nasıl bir bağ, açıklar mısınız?

Dr. Laitman: Bu, fiziksel (bedensel) bir bağ ve benim sizi kucakladığım, sizin de benim elimi tuttuğunuz bir bağ değildir. Bu bir çeşit içsel, manevi bir kalp bağıdır. Bu bağ ile bağlandığımızda yüksek düzeyde bir manevi kaynağa erişiriz ve bunun için eyleme geçeriz. Bu, bağlanmak için tamamen farklı bir nedendir. Aramızdaki mesafeleri bir yana bırakır ve birbirimizi rahatsız etmeyiz. Ben, senin evine ya da senin özel yaşamına girmem, bu benim için önemli değildir. Seninle içsel bir bağım vardır. Maddesel, canlı niteliklerin ve karakteristiklerinle sen, sen olarak ailenle ve tüm özelliklerin ve alışkanlıklarınla kalabilirsin, bu benim için hiç önemli değildir. Önemli olan tek şey, bizim bu bağı öncelikle yüksek idrakimizle kurmamızdır. Bu bağı, yüce bir güçle ve kendi kaynaklarımızla gerçekleştirmek isteriz ki bu gücü de ancak doğru bağları kurabildiğimizde elde edebiliriz. Geri kalan her şey önemli değildir. Baal HaSulam’ın söylediği gibi “her ulus kendi kültürünü, dilini ve dinini koruyabilir ve bütün bunlar onları sadece maddesel düzeyde birbirinden ayıran şeylerdir”. Bunlar önemli değildir. Önemli olan, öncelikle bu ortak noktada buluşmaktır. Bu dikkatle irdelememiz gereken bir şeydir. Bu önemlidir çünkü bizler hala maddi hayatımızın içindeyiz ve onun ne söylediğini düşünüyoruz. O, benim düşündüğüm gibi düşünmüyor, o, benim beğendiğim şeyleri beğenmiyor. Ağız tadımız farklı, o et seviyor, ben ise balık. O zaman, nasıl mümkün olacak bu bağlanma? Tek bir bütün olmalıyız. Bu şekilde nasıl yekvücut oluruz? Bu durumda yalnızlaşma, gerçek yalnızlaşma sadece bağlanmamız, tek olmamız gereken nokta ile ilgilidir. Aramızda bir nokta var ve biz o noktada birleşmeli, bağlanmalıyız. Ancak bununla ilgili olarak gerçek bir yalnızlaşma söz konusu olabilir ve biz ondan kurtulmalıyız. Bunun dışındaki diğer şeyler? Onları ben yalnızlaşma olarak kabul etmiyorum. O sadece, kişinin içinde yaşamak durumunda olduğu doğal çevredir. O, haliyle bir hayvan gibidir, bir parça kendine ait otlardan yer ve kendi sahasında uyur. Aynen böyle.

Oren Levi: Bu durumda, eğer bugün durmadan artan yalnızlaşma durumunda ilerliyor isek bizi gelecekte ne bekliyor acaba?

Dr. Laitman: Eğer bağ kurmaya yaklaşıyorsak

Oren Levi: Toplum şimdiden yalnızlaşmış durumda ve siz diyorsunuz ki bunlar geçecek ve gelişecek.

Dr. Laitman: Herkesin kendine ait bir evi, mesleği, kendine ait her şeyi olacak, hiç fark etmez. Birbirimizi zorlukla görebiliyoruz ama hepimizin o yüce güce ve bir noktaya ait olduğumuzu hissedebiliyoruz.

Oren Levi: Bu yüce güç nedir?

Dr. Laitman: Bağ, kalbimizdeki içsel bağımız.

Oren Levi: Dr. Laitman, maalesef zamanımız doldu ama yine buluşacağız. Çok teşekkür ederiz, bizimle beraber olduğunuz için teşekkür ederiz. Gelecek sefere kadar en iyi dileklerimle.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
17 - 0,293