e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Dr. Laitman ile Yeni Hayat > Yeni Hayat 1092 – Aile Değerleri ve İsrail Toplumu

Yeni Hayat 1092 – Aile Değerleri ve İsrail Toplumu

Oren Levi: Merhaba. Dr. Michael Laitman ile Yeni Hayat Söyleşi Serisi’nde bizimle olduğunuz için teşekkür ederiz. Merhaba Dr. Laitman.

Dr. Laitman: Herkese merhaba.

Oren Levi: Bugün aile değerleri ve İsrail Toplumu hakkında konuşmak istiyoruz. Aile değerleri olmadan, bu duygu olmaksızın İsrail’i hayal edemiyoruz. Aslında tüm hafta sonlarımız ve tatillerimiz aile etrafında döner. Sadece çekirdek aile değil, aynı zamanda geniş aile de buna dâhildir. Gerçekte bu durum geleneğimizin, kimliğimizin bir parçasıdır. Aile kavramını bu kadar önemli yapan ne ise bugün onu öğrenmek istiyoruz.

Konuk: Evet, bunu çok güzel açıkladınız. Ailenin değeri, aile kavramı İsrail Toplumu’nda çok belirgin ve çok önemlidir. Yani yaptığımız işlerin, planların çoğu aileyi merkeze almaktadır. Bu hafta sonu gittiğimiz yer, bir sonraki tatilimizi nerede geçireceğimiz, gideceğimiz geziler, vs. hep ailemize bağlıdır. İsrail Toplumu’nda ailenin değerinin neden bu kadar kuvvetli olduğunu öğrenmek istemekteyiz.

Dr. Laitman: Sadece İsrail Toplumu’nda mı böyledir bilmiyorum. Belki de bizler Avrupa ve Amerika gibi modern olmayan toplumlardaki aile yapısına aşina değilizdir. Bana öyle geliyor ki bizlerin aileye bu kadar bağlı olduğumuz düşüncesini biraz abartıyoruz. Bunun gerçekten böyle olmadığı kanısındayım. Bunun geçmişte de böyle olduğunu ve sindirilmiş, bastırılmış bir toplum olmanın bir sonucu olduğunu düşünüyorum. Sonuç olarak herkesin kendini iyi hissettiği, bakıldığı, kendini güvenli ellere teslim edebileceği bir köşesi ya da yeri vardı. Bu ailedir; çünkü hayatımız bu şekildeydi.

Her zaman etrafımız düşmanlarımızla çevriliydi ve bu da buradan gelir. Ayrıca Yahudi ailelerinde özel bir şey de görmüyorum. Bu “Yiddishe Nameh” olarak bilinir; ancak bunu Yahudiler’in sahip olduğu hassasiyetle ilişkilendiriyorum. Ayrıca birçok nesil zulüm ve baskı gördüğü için aileyi, çocukları korumak, ailenin güvende olduğundan emin olmak gerçekten önemliydi. Sonuç olarak çocuklarımıza ne tür meslekler edindireceğimize dair ciddi endişelerimiz vardı. Böylelikle hayatlarını sürdürebilecek oldukları düşmanlarla ve nefretle dolu bu korkunç dünyadaki olumsuzluklar onlar için sürpriz olmayacaktı. Bu nedenle Yahudiler her zaman çocuklarının iyi ve talep gören meslekler edinmeleri konusuna önem vermişlerdir. Fakat yine de aile, meslek ve her şeyle ilgili bu endişelerin kaynağı dışsal baskıdan gelmiştir.

Konuk: O hâlde İsrail Toplumu’nda aileye bu denli değer verilmesi Yahudi Toplumu’nun hayatta kalmak için ürettiği bir çözümdür.

Dr. Laitman: Evet.

Konuk: Bunun ötesinde aileye verilen değerin başka bir yönü var mıdır?

Dr. Laitman: Hayır. Akrabalarımıza, ailemize, çocuklarımıza olan duyarlılığımız ailemizden, akrabalarımızdan başka hiç kimseye güvenemememizin sonucudur. Her birimiz ve ailenin her üyesi için binlerce nesil boyunca sıcak bir köşe olduğundan aile çok önemli hâle gelmiştir. Bu, ailenin cennet olduğu fikrini geliştirdiğimiz bir tutumdur.

Konuk: Aile cennettir. Bu gerçekten ilginç.

Dr. Laitman: Birçok ülkede bunu gördüm ve şimdi baskı ve nefret, anti-semitizm olmadığında, dışarıda bir tehdit yokken aile bağları hemen gevşemişti.

Konuk: Çünkü o zaman cennete ihtiyacımız yok, değil mi?

Dr. Laitman: Evet, ABD’de de gördüğümüz gibi modern nesille olan bağlantı daha da gevşemiştir. Bu nedenle annelerinden, ailelerinden uzaktalar ve bu o kadar da kötü değil. Bu aynı zamanda asimilasyonla, karma evliliklerle, vs. ilgilidir.

Konuk: Hayır, belirttiğiniz gibi aile bir cennet yeri olarak güçlü bağlar içerdiğinde kişiye belli bir güç verir.

Dr. Laitman: Yahudiler gettolarda yaşadıkları sürede nesiller boyunca ailenin yeri bu şekildeydi. Şöyle diyelim: 20. Yüzyılın başına kadar aile bir cennetti, kişinin kendini yuvasında hissettiği bir yerdi. Sıcak ve güvenli olan tek yerdi. Oysa sosyal ve endüstriyel devrimlerin başlamasıyla birlikte Yahudiler büyük ve geniş dünyaya dâhil olabilecekleri meslekler edinmek için bilimle ilgilenmeye başladılar. Bu, onlarca yıl içindeki büyük bir farklılıktır. İşler çok değişmiştir. Böylece aileye yönelik tutum da değişmiştir. Öğrenim için bir yerlere gidiyorsunuz, orada evleniyorsunuz, vs. Yahudiler’e dünyayı dolaşma imkânı sağlayan sanayi, dini çerçevenin kırılması gibi tüm durumlar bizi başka bir koşula getirmiştir. İsrail topraklarında ve İsrail Devleti’nde olsak bile aile değerlerimizi hâlâ koruyoruz, hâlâ Şabat’ımız, bayramlarımız var. Hâlâ ailemize yakınız.

Annemi ayda en az bir kez Pesah Bayramı’nda, Sukkot Bayramı’nda, Hamsin’de ziyaret etmemem, bu zamanlarda ailemle, ebeveynlerimle olmamam nasıl mümkün olabilir? Aile bağlarımız hâlâ sıkı, fakat bana göre bu durum giderek azalıyor. İstatistikleri takip etmiyorum; ama bana göre böyle.

Oren Levi: Kişi sıcak ve sevgi dolu bir ailede ne yaşar? Böyle bir ortamda yetişen bireyler olarak onlara ne verir? Aslında aile insana en yakın olan sosyal çevredir. Eğer bir kişi çok iyi bir ailede yaşıyorsa bu ona ne sağlar? Onun gelişimine katkısı nedir?

Dr. Laitman: Annesinin evinde yaşayanlar için bunun en yakın çevre olduğunu söyleyemem. Kişi burada sıcacık hissediyor, burada bakılıyor ve büyüyor. Bugün 30-40 yaşlarında sağlıklı erkeklerin sırf kendilerini iyi hissettikleri için hâlâ anneleriyle birlikte yaşadıklarını görmekteyiz. Bir taraftan hâlâ anne evinde yaşamaya doğru güçlü bir çekim hissediyorlar, diğer taraftan ise dünyadaki diğer ülkelere yaşamak için gidiyorlar. Seyahat amaçlı değil, ailelerini terk edip gerçekten de orada yaşamaya gidiyorlar. Bu böyle.

Konuk: Ama yine de başka bir ülkeye geldiklerinde her şeyden önce daha geniş bir aile olan Yahudi Organizasyonları’nın ellerine düşüyorlar.

Dr. Laitman: Doğru; çünkü nesiller boyunca gettolarda yaşadık. Yahudi geleneksel çevresine o kadar güvenmişti ki bundan kaçmamız zordur.

Konuk: Amerikalılar’a baktığımızda onlarda da aile değerlerinin çok önemli olduğunu görmekteyiz. Yahudilik için aile değerleri ve ABD’de gördüğümüz aile değerleri arasında bir fark var mıdır? Bunun ötesinde cennet olmak, vs. hakkında daha derin bir seviyede bir şeyler var mıdır?

Dr. Laitman: Cevap veremeyeceğim, hatta kimsenin yanıtlayamayacağı bir soru sordunuz. Çünkü bunu ölçemeyiz. Tıpkı diğer toplumlar gibi nerede gelişeceğimizi söyleyemeyiz. Hâlâ ailede böyle bir sıcaklık ve yakınlık hissedeceğimizi söyleyemeyiz. Ne diye hâlâ bunlarla bu şekilde ilişki kurarız? Bunu ben de söyleyemem, kimse de söyleyemez. Çünkü binlerce nesil boyunca aile bizim için güvende hissettiğimiz tek yerdi.

Oren Levi: Güven hakkında oldukça fazla konuştuk. Daha önce bahsettiğiniz şu sıcaklık meselesi hakkında bir soru sormak istiyorum: Ailede var olan bu sıcaklık nedir? Bu sıcaklık, içinde büyüyen bir kişiye ne sağlar?

Dr. Laitman: Bakın, ben başka bir şey ekleyeyim; İsrail Halkı özel insanlardır. Bir milletin temeli olan belli bir anne babadan gelen diğer insanlar gibi değildir. İsrail Halkı’nı oluşturan kişiler birbirine tamamen yabancı kişilerdir. Bir zamanlar atamız İbrahim’in altında bir araya gelmiş olan ve birbirine tamamen yabancı insanlardır, zira o zamanlar Antik Babil’de yaşadıkları darbeler sürecine kurdukları bağ sayesinde buna bir çare olacağı konusunda hemfikir olmuşlardı.

Nemrut zamanındaki Babil krizi birçok kaynakta yazılıdır. Bu insanlar, 3500 yıl kadar önce Antik Babil’de yaşanan krizden kurtulmanın tek yolunun aralarındaki bağlantı olduğunu anlamışlardı. Bu insanlar bağ kurmaya eğilimli insanlardı; çünkü bir Babil rahibi olan İbrahim onları bağ kurmaya yönlendirmişti.

İbrahim “Başkasını kendin gibi sev!” sloganını seçti ve bu slogan onların gelişimlerinin amacını simgeliyordu. İbrahim’in zamanında kurmaya başladıkları bağ hepimizin bir aile olmasını sağlayan bağdı. Bu durumda sizin ve benim başka milletlerden geliyor olmamızın bir önemi yoktur. O zamanlar Antik Babil’de 70 millet yaşamaktaydı. Küçük kabileler, küçük gruplar mevcuttu. “İbrahim’e kim gelirse gelsin, hangi kabileden olursa olsun hepimiz bir aileyiz. İbrahim tüm farklılıklara rağmen bağ kurmamız gerektiğini söyledi ve biz bunu kabul ediyoruz.” dediler. Sevgi onların içindeki tüm suçları örtüyordu. Böylece sevgi bağı geliştirmeye, sevgiden gelen sıcaklığı hissetmeye başladılar.

Daha sonra Babil’de patlak veren bireysel egolara karşı doğadan olumlu güç almaya başladılar, onlar ise içlerinde tam tersini hissediyorlardı. Egolarını alt ettiler ve bağ kurmaya başladılar. Toplumu bir aile olarak inşa ettiler. Herkesin herkese karşı iyi hisler beslediği, herkesin kendini güzel, güvenli bir yerde hissettiği, herkesin kucaklandığı, bakıldığı bir ortam yaşanmaya başladı. Bu yapı onların içinde kök salmıştır. Bu, onların manevi DNA’sına yerleşmiş bir şeydir. Bu durum nefretin, reddetmenin üstesinden gelmiş olan Yahudi Halkı’nda varken, Babil’den çıkmış olan diğer milletlerde var olmayan bir şeydir. Tüm farklılıkların ötesinde hepimizin bir aile olduğu, “sevginin tüm suçları örttüğü” ve “başkasını kendin gibi sev” prensibine erişmişlerdir.

Sahip oldukları bu varoluş biçimi herhangi bir halk olarak değil, ideolojik bir yapı olan İsrail Halkı denilen eşsiz bir koşulu onlara vermiştir. Bu, bir araya gelmiş bir yönteme göre; atamız İbrahim’in yönlendirmesine göre birbirlerine yakınlaşmış ideolojik bir grup insandır ve o zamandan beri bu yapı manevî genlerimize işlenmiştir. Bu sadece tapınağın yıkılmasından bu yana tarih boyunca düşmanlarımızın bizi sıkıntıya sokması yüzünden değil, aynı zamanda bizi birbirimize bağlayan pozitif gene sahip olmamızdan kaynaklanır.

Dünyanın herhangi bir yerinde bir Yahudi ile karşılaşsam ve birbirimize karşı kardeşçe bir nefret duysak bile bir şekilde birbirimize ait olduğumuzu hissederiz. Hâlâ bu iki şey herkeste vardır.

Konuk: Burada aile olarak adlandırılan, çocuk yetiştirme amaçlı kişileri bir araya getiren sıradan fiziksel kavramların var olduğunu açıkladınız. Bu kavram aile olarak adlandırılıyor. Bu kavram yalnızca İsrail Halkı arasında değil, her yerde var olan bir kavramdır. Bir insanın içinde yetiştiği, içine doğduğu kültürel bir yerin bir tür gelişimsel, sosyal süreci olarak görebileceğimiz bir kavramdır. Bu kavramın üzerinde aile olarak başka bir kavram tasvir ettiniz. Ancak zaten bir ideolojiye sahip olması, içinde bir sıcaklık olması, bir tür bağ olması ona farklı bir özellik katmaktadır. İlla ki kan bağı olmak zorunda değil, kan bağı ile bağlı olan aile değerleri, aile ile ilgili aşina olduklarımız, yani kısaca mantıksal aile ile nasıl isimlendirildiğini bilmediğim ya da bir ideoloji temelinde isimlendirebileceğimiz manevî aile arasındaki farkları konuşalım. İkisi arasındaki fark nedir? Biyolojik aileyi ve manevî aileyi karakterize edenler nelerdir?

Dr. Laitman: Bunlar tamamen farklıdır. Her şeyden önce bunun hakkında konuşamayız; çünkü günümüzde gerçek bir manevî bağ yoktur. Ancak manevî bağı anlayıp hissettiğimizde onun çok güçlü olduğunu, çok daha içsel olduğunu fark ederiz. O hayvansal seviyeye ait olan tüm farklılıkların, fiziksel uyumlulukların üstündedir. Çünkü bedenimiz sahip olduğumuz bağ ile kıyaslandığında hayvansal seviyeye aittir. Aramızda manevî bağ kurarsak bizi aynı ruha bağlayan sonsuz bağı keşfederiz. Çünkü fiziksel olarak bizi ayıran bedenlerimizdir.

Maneviyatta hepimiz aynı bedenin parçalarıyız, herkes kendi parçasını temsil eder. Herkes birbiriyle bütünleşik bir biçimde bağlıdır, herkes birbiriyle tamamen bağlantılıdır. Bu nedenle manevî bağ kıyaslanamaz bir biçimde çok daha önemlidir. O sonsuzdur, bütündür, tamdır. Meselâ bu masayı sevmemle torunumu sevmem arasında çok büyük bir fark vardır. Bunu siz de kıyaslayabilirsiniz. Bunlar farklı düzeylere ait ilişkilerdir.

Konuk: O hâlde birtakım birbirine bağlı olma söz konusudur. Manevî ailede farklı bir bağlantı seviyesi, niteliksel olarak bilgece bir seviye mevcuttur. Biyolojik bir aile sıradan aile ilişkilerine sahiptir. İsrail Halkı’na özgü olan bir şey olduğunu ve bunun geçmişte toplumumuzun sahip olduğu; ancak bugün var olmayan bir çeşit sıcaklık, özel aile hissiyatına dair bir hatıra olarak DNA’mıza işlendiğini söylediniz. Ancak bu halen belki de hep özlediğimiz bir şey olarak bir çeşit hatıra olarak kalmıştır.

Biz İsrailliler herkese “kardeşim” diyoruz. Bu durum başka milletlerde var mı bilmiyorum. Bunu başka bir yerde görmedim. Bağ kurma amacıyla birbirimizi bulmak için her zaman bir arzunun var olduğunu söylediğim gibi, İsrail’i hep böyle görmek isteyeceğiz. Belki de o ailenin parçalarını bulmamız için bizi uyandıran içsel bir şey vardır.

Dr. Laitman: Hayır, bu dediğiniz ortadan kaybolmuştur. Uzun zaman önce yok oldu.

Konuk: Geriye ne kaldı?

Dr. Laitman: Bence bizler kardeşiz. Bizi birleştiren zorluklardır. Bunu ABD’de görmekteyiz. Ailelerde bu söz konusu değil; ancak Yahudiler arasında İsrail’de bile bu yoktur. Reddedişe yol açan nefret ve büyüyen ego tüm İsrail’de ve Yahudi Milleti’nde olup, başka bir millette olmayan bir şeydir. Çünkü bu maneviyatta manevî bir derecedir. İşin güzeli bu parçalanmadan sonra bunun tam tersine döndük. Bu durum nefret, reddediş, umursamama hâlini aldı. Bu yüzden bugün başka seçeneğimiz yoktur. Baal HaSulam’ın, öğretmenimizin söylediği gibi: ‘’Kardeşliğimiz yalnız zorluk zamanındadır, bizler bir torbadaki cevizler gibiyizdir. Birlikteyiz; çünkü torba bizi bir arada tutmaktadır”. Dünyanın nefreti bizi bir arada tutar ve eğer bu torba açılacak olursa hepimiz onun dışına çıkar ve dağılırız. Hiç kimsenin bir diğeriyle bağlantısı kalmaz.

Oren Levi: Bir zamanlar manevî bir seviyede bağlantı içinde olduğumuzu ve bunun güzel, ahenkli bir manevî bağ olduğunu söylemiştiniz. Bu tam olarak neydi?

Dr. Laitman: Bu açıklayamayacağım bir şeydir. Başkalarının kendimden daha önemli olduğunu hissediyorum; çünkü kendimi beden gibi, bir hayvan gibi hayvansal seviyeye ait bir şeyle ilişkilendiriyorum. Bu bedende yaşıyorum, öldüğümde ölmüş olacağım. Eğer bu yaratıkla olan bağlantımdan kurtulursam başkası ile manevî bir bağlantı edinmeye başladığımda, bu başkası benim sonsuz ruhumla bağ kurmuş olur. Sonsuz bir parça olarak ruhtan ruha bağlantı kurmuş oluruz, bedenden bedene değil. Böylelikle o kişi vazgeçilmez olur; çünkü bağlantıda olan sonsuzluğun bir parçasıdır. Onun gitmesine izin vermeme imkân yoktur. O benden, bedensel bağdan daha önemli hâle gelmiştir. Öldüğümde bile bu bağ son bulmaz. Bağlantı ile ilgili farklı olan işte budur.

Oren Levi: Bu tür bir bağda güzellik olduğuna değinmiştiniz. Bu nedir?

Dr. Laitman: Başkaları ile olan bağımda, maddi bağlantımda bir çeşit maddesel uygunluk elde edebilirim. Manevî bağlantımda ise sonsuz bir bütünlük ve mükemmel bir manevî yaşam, doğanın üst uyumunu hissederim. Ben ve diğeri arasındaki bağda üst güç ifşa olur, her şey ifşa olur. Bu manevî ve sonsuz bağdır, yani kendimle meşgul olmak yerine onunla bağlantıda olmayı tercih ederim.

Oren Levi: Bu bağlantıdaki güzellik nedir?

Dr. Laitman: Doğanın ve Yaradan’ın her şeyi kontrol edişindeki ahengi hissetmemdir. Keşfettiğim şey budur.

Oren Levi: Daha önce kökümüzde bu millet kurulduğu zaman farklı kabile ve grupların İbrahim’in manevî öğretisinin etrafında toplandığına değinmiştiniz. Bu insanlar arasında hiç kan bağı olmasa da: “Biz birbirimizi aile gibi görüyoruz.” dediklerini söylediniz. “Aile gibi” derken ne kastediliyor?

Dr. Laitman: Bir aile gibi olduğunu sanmıyorum.

Oren Levi: Bu bir çeşit slogan.

Dr. Laitman: Evet, bu doğru değil. Bu ailenin çok ötesinde bir şeydir. Bizler İbrahim’in zamanında onların bu söyledikleri şeyi aramızda inşa etmek istiyoruz: ‘’Biz ruh denilen bir şey inşa etmek ve onun içinde Üst Gücü, Yaradan’ı keşfetmek istiyoruz. Doğadaki sonsuzluğa, bütünlüğe, mükemmelliğe erişmek istiyoruz. Krizleri düzeltmeyi değil; ama Antik Babil’de var olan krizi daha yüksek manevî seviyelere çıkmak için kaldıraç olarak kullanmak istiyoruz.’’ İşte böyle düşünüyorlardı.

Oren Levi: Anlayıp anlamadığımı kontrol etmek istiyorum: Birbirine yabancı olan insanlar bu tür bir manevî bağlantıyı inşa ettiklerinde bu bağda açığa çıkan nitelik ve yoğunluk kan bağı olan insanlar arasındaki ilişkilerden tamamen farklıdır.

Dr. Laitman: Tabii ki. Çünkü kan bağı fiziksel yaşama ait bir kısımdır. Var olduğumuz ve birbirimize söz verdiğimiz müddetçe, tehlike anında ben onun bedenini koruyacağım, o da benim bedenimi koruyacak.

Oren Levi: Peki, manevî bağlantıda nasıldır?

Dr. Laitman: Manevi bağlantıda… Bunu anlatacak sözcüklere bile sahip değilim. Diğer kişiyle böyle bir manevî bağlantıda olmaya istekliyim. Kendimi tamamen manevî olarak diğer kişiyi koruyup kollama ve memnun etme noktasında Yaradan’a feda etmeye istekliyim. Burada sadece “kanal” denebilen bir araç olacağım.

Oren Levi: Peki, Yaradan’a gelecek olursak; Yaradan nedir?

Dr. Laitman: Manevî bolluğun, yani ihsan etme kaplarına yayılan bolluğun üst sağlayıcısıdır, Üst Güç’tür.

Oren Levi: Ne dediniz?

Dr. Laitman: Karşılıklı sevgi içindeki kapları dolduran bolluktur.

Oren Levi: Ne kapları?

Dr. Laitman: Arzular… Ortak arzumuz, ortak sevgimiz varsa o zaman her birimiz kendimiz aracılığıyla bir diğerini memnun ederiz. Bu sevgidir.

Oren Levi: Dr. Laitman maalesef zamanımız doldu. Söyleşimiz gerçekten çok ilginçti. Böyle bir toplumda yaşamayı istersek bu mümkün olur mu?

Dr. Laitman: Kuşkusuz…

Oren Levi: Çok teşekkürler. Bizimle olduğunuz için teşekkür ederiz. Bir dahaki söyleşide görüşmek üzere, en iyi dileklerimle!

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
17 - 0,294