e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Dr. Laitman ile Yeni Hayat > Yeni Hayat 1103 – Yahudilik’in Evrimi, İbrahim Dönemi

Yeni Hayat 1103 – Yahudilik’in Evrimi, İbrahim Dönemi

Oren Levi: Merhaba. Dr. Laitman’la Yeni Hayat Söyleşi Serisi’nde bizimle beraber olduğunuz için teşekkürler. Merhaba Dr. Laitman.

Dr. Laitman: Herkese merhaba.

Oren Levi: Bugün Yahudilik’in evrimi üzerine konuşmak istiyoruz. Yahudilik binlerce yıldır var olan ve bu zaman boyunca farklı gelişim ve değişimleri yaşamış bir olgudur. Biz de bütün bunların nasıl oluyor da bizleri yeni hayata götürdüğünü anlamak istiyoruz. Bizimle olunuz.

Konuk: Evet bugünkü seyahatimiz Yahudiler’in tarih boyunca yaşadığı farklı deneyimler ve dönemler arasında sürecek. Bunlar, Yahudiler’in yaşamış olduğu farklı süreçler ve Yahudilik’in farklı koşullar, dönemler ve insanların içinde bulundukları durumlara göre geçirmiş olduğu değişikliklerle ilgili olacaktır. Yahudilik’e bütünsel bir biçimde bakarsak özetle birkaç döneme ayrılmış olduğunu görürüz. Bu nedenle önce genel bir özetle başlayıp, ayrıntılara sonra gireceğiz. Öncelikle söz edilmesi gereken dönem Yahudi Halkı’nın ilk şekillenmesinin başladığı atalarımız atalarının dönemi; antik çağ olarak adlandırılan İbrahim, İshak ve Yakup’un zamanıdır. Ondan sonra Yahudi Halkı’na Torah Kitabı’nın gelmesi ile başlayan dönem gelir. Onlar Sina Dağı’nda Torah’ın indirilmesinden sonra, ikinci tapınağın ilk yapıldığı zaman İsrail’e gelmişlerdir. Bir sonraki dönemin başlangıcı ise ikinci tapınağın yıkılışıdır ve bu dönemde Yahudi Halkı için 2000 yıl sürecek bir sürgün hayatı başlar, bu dönemde farklı deneyimler ve süreçler yaşanır. Bu sürgün hayatı Yahudi aydınlanması ve laikliğine kadar sürer ve sonra Yahudiler İsrail’e geri döner, yerleşir ve bugüne kadar gelirler. İşte Yahudi Halkı böylesine değişik deneyimler yaşamışlar ve her birinde en azından görünürde farklı koşullara göre değişmişlerdir. Bütün bu yaşadıklarımızdan sonra biz gerçekten kimiz, aidiyetimiz nedir sorusunun cevabı bizler için açık değil midir? Bu durumda, bu seyahatimizin tamamına Kabalistler’in özel bakış açıları ile bakmak istiyoruz. İlk dönem olan formasyon dönemi ile başlarsak, belki de o dönem belirli kişilerin içlerinde uyanan bir arzu ile bazı sorgulamalara başlayarak, insanların Pagan inançları (Rüzgâr, Güneş vb birçok Tanrı’ya inanmaları) sürdürdüğü İbrahim’in zamanına kadar olan dönemdir. Her bir doğa olayının bir Tanrısı vardı ve insanlar ona dua ediyorlardı. Birdenbire bir sabah birisi uykusundan kalkıp tamamen böyle olmasa da: ‘’Hey, bir dakika!’’ diyerek: ‘’Gerçekten ne olduğunu anlamak istiyoruz!’’ diyor. Böylece ani bir uyanma ile insanoğlu farklı düşünceleri gündeme getiriyor, değil mi?

Dr. Laitman: Oluşan her şey çevresine farklı davranabilen bir kişi ile başlar. O belki de çevresinde yeni bir olayı fark ediyor ve aslında tanımladığı bu olay kendi kendine geliştirdiği bir arzudan şekilleniyor ve o bunu yeni bir olay olarak hissediyor. Oysa bu olay belki daha önceden de vardı. Hatta etrafımızda görmediğimiz kim bilir başka daha neler var ve biz onları sadece kendi arzularımıza, ortaya çıkan, evrilen eksikliklerimize bağlı olarak algılayabiliyoruz. İşte İbrahim Babilliler’in önünde eğildikleri güçlerin hepsini kendinde toplayan tek bir yüce gücün, tek bir Tanrı’nın var olduğu konusunda gerçekten düşünmeye başladı. Önceleri o da onlarla aynı fikirde idi, o da putlar yaptı, o da bütün bu düşüncelerin bizzat içinde idi. Babası Terah rahip idi ve onlar da birçok puta tapıyorlardı. Her şeyden önemlisi Babil her çeşit insanın bir arada bulunduğu bir yerdi ve sonra hepsi dağıldılar. Tüm günümüz dünyası oradan geldi. Böylece İbrahim dua etmek, anlamak, kendilerini aşağıya indirmek isteyen yüce gücün onlara iyi davranmak üzere aşağıya, yanlarına gelmesini isteyenlere, onun gibi doğal olarak yönlendirilmiş olmak isteyenler her kimse, hepsine yardımcı oldu.

Konuk: Onlar neden yukarıdaki güç ile bağlantı kurma imkânını araştırıyorlardı?

Michael Laitman: Kendi egolarına bağımlı oldukları duygusuna sahipler.

Konuk: Bunun için mi yüce güç ile iletişim kurmak istiyorlar?

Michael Laitman: Evet ve dünyanın her tarafında görüyoruz ki bu daha sonra geliştiriliyor ve farklı yönlere çekiliyor. Ancak gerçek sebep onun bilinmeyen, benden daha üstün ve kontrol altına alamayacağım kadar ani bir şey olması, bu nedenle de onunla iyi ilişkiler içinde olmayı arzu ediyorum.

Konuk: Bu durumda bana veya başka bir şeye kızmayacaksınız değil mi?

Michael Laitman: Böylece burada tam ve çok geniş bir sistem geliştirilmiş; rahipler, İbrahim ve babası da dâhil olmak üzere herkes bunlardan iyi bir yaşam sürdürme imkânı bulmuşlardır. Para alıp karşılığında heykeller, putlar satmışlardır. Bunlar günümüzde olmadığı kadar da çeşitli idi. Rüzgârdan sorumlu olan yukarıdaki gücü memnun etmek için: ‘’Lütfen şunu kabul et.’’, ‘’Yağmur mu istediniz? Yağmur, hiç sorun değil.’’ Herkes neyi istiyorsa ödemek istediği fiyata elde edebiliyor. Harika bir iş! Ancak Babilliler birbirlerinden şikâyetçi olup kendi aralarında kavga etmeye başladıklarında bunun çözümü, cevabı bulunamadı, yoktu. Bu mücadelenin sorumlusu olan bir yüce güç, bir put yoktu. İbrahim’in zamanında birdenbire ortaya çıkan bu durumu nasıl çözebileceğini o da bilmiyordu. İnsanlar birbirlerine daha kötü davranmaya başladılar, daha önceleri küçük bir köyde olduğu gibi herkes birbirine iyi ve nazik bir şekilde davranıyordu ve birdenbire ilişkiler çok sertleşti, herkes bir diğerinden bir şey talep ediyor, birbirine karşı memnuniyetsizliğini belirtiyordu. İnsanlar bu şikâyetleri ile İbrahim’e geldiler ve ama onun da buna bir yanıtı yoktu. Gerçekten ne söylemesi gerektiğini bilmiyordu. Böylece İbrahim olanlara nasıl bir çözüm, nasıl bir put bulabileceğini araştırmaya başladı.

Konuk: İnsan ilişkileri konusundan sorumlu putlar hangileridir?

Michael Laitman: Evet, belki bundan ben de başarılı olup kârlı çıkabilirim. Herkes için başlangıç yeri kendi egosudur. Daha sonra o da anladı ki bunlara sebep olan rüzgâr, yağmur, toprak ya da şeytan veya başka bir şey görünümündeki kötü bir güç değil, özel bir güçtü. Ancak bu güç doğanın güçleri gibi bizim dışımızda değil, bizim içimizdedir. O daha önce fark etmediğimiz, içimizde var olduğunu aniden keşfettiğimiz güçtür. İçimizde büyüyen ve önünde boyun eğdiğimiz bu güce ego adını veriyoruz ki onun etkisi ile başkalarını kontrolüm altına almak, başkalarına zarar vermek istiyorum ve kendimi başkalarından büyük görebildiğim, başkalarına zarar verebildiğim ölçüde zevk alıyorum. İşte bu gücün insana yaptırabilecekleri bunlardır. Onların benim sahip olduklarımı kıskanmalarını, bana saygı duymalarını, hiçbir neden yok iken beni sadece ben olduğum için sevmelerini istiyorum ve bunu kaşıyıp duruyorum. Ben kendimi beğeniyorum, takdir ediyorum. Başkaları da beni aynı şekilde beğenmeli, takdir etmeli. Bir bedel ödemek mi? Hayır, bunlar için onlara hiçbir şey ödemiyorum. Bu, egomuzun sınırsız bir güç olduğu, bizden tüm dünyayı kontrolümüz altına almamızı talep ettiği anlamındadır. İbrahim’in bulduğu budur. Bu kötü gücü keşfetmeden önce insanlar hayvanlar gibi idi; koyunları ile balıkları ile birlikte doğada yaşıyorlardı. Yaşamları basit görünüyordu; ama her şeyleri vardı. Yaşadıkları ortam, her şey çok güzeldi. Birden aralarındaki mücadele başladı, gökyüzüne yükselen bir kule yapmak istediler. Önce gökyüzüne kadar olsun istememişlerdi; ama o kadar gurur meselesi yaptılar ki bir çeşit Ziggurat gibi bir kule yapmaya başladılar. Ancak aralarında kavga etmeye başlayınca kuleyi bitiremediler ve her şeyi aşağıya atmaya başladılar. O zaman İbrahim onları artık açıkça görülebilen bu kötü güce karşı gelmek üzere bir araya gelmeye çağırdı, doğada iyilik gücünün de var olduğuna işaret etti. Bunun nereden ve niçin kaynakladığına dair yaptığı araştırmada tüm doğanın denge içerisinde olduğundan gösterdi. Düşük düzeylerde bu dengenin varlığı zıt kuvvetlerin dengesinden oluşurken, yüksek düzeylerde nefretin karşıtı sevgi olması gerekirken niçin herkes birbirinden nefret ediyordu? En sonunda o bunun insanoğlunun kendisinin yapması, düzeltmesi gereken bir şey olduğunu keşfetti.

Konuk: Ne demek istiyorsunuz?

Michael Laitman: İnsan iyi güçleri kötülerini dengelemek için kendisi davet etmelidir; ancak o zaman iyi ve kötü güçlerin arasında barış içinde yaşayabiliriz.

Konuk: O zaman kötülüğe karşı niye bir sevgi putu yaratmayalım?

Michael Laitman: Yapamazlar.

Konuk: Niçin?

Michael Laitman: Çünkü kötülük gücü dışarıdan gelmiyor, insanın içinden geliyor. Ben kimin için bir put yapıyorum? Ben kendim bir putum. O kötü güç benim içimde, ben kötülüğün putuyum. O zaman ne bekleyebiliriz? Ben bu putu ben önüme koyuyorum ve ona boyun eğeceğim. Ben şimdiden kendi kötülüğüme teslim olmuşum.

Konuk: Beni kontrolü altında tuttuğu için değil mi?

Michael Laitman: Evet, şimdi sorunun tümü benim içsel bir çalışmama dönüşüyor. Bu kötülüğe karşı iyilik gücünü benim konumlandırmam gerekiyor. Bu iyilik kuvvetini nereden alacağım? İbrahim’in araştırmaya başladığı yer burası idi ve doğadaki bu olumsuz kötü gücün yanı sıra olumlu bir güç; iyilik gücü de vardı. Onu sadece kendimiz davet etmemiz gerekiyordu ve bu daveti yapabilmek için de bizim iyi olmaya biraz istekli olduğumuzu ortaya koymamız gerekiyordu. Bunun işareti de bizlerin, egomuz bizi teslim almadan öncesinde olduğu gibi birbirimizle bağlanmış olmamız idi. Böylece insanlara seslendi, zaten o bir rahip idi. Bu durumu düzeltelim, aramızdaki kötü ilişkilerin iyilikleri almasına; toplumumuzun, ailelerimizin ve her şeyimizin yok edilmesine müsaade etmeyelim çağrısında bulundu. Binlerce insan onun çağrısına karşılık verdi, gelenlerle İsrail adını verdiği bir grup kurdu. Çünkü onlar İsrail kelimesinin bir başka telaffuzu olan ve doğrudan iyiliklere yönelmek anlamını taşıyan Yashar-Kel’e yönelmişlerdi ve onlar iyilik gücünü üzerlerine çekebilmenin, kendi içimizde onu uyandırmanın birbirleri ile bağlanarak, bir araya gelerek nasıl olabileceğini öğrendiler. Bizim dışımızdakiler değil, sadece içimizdekiler anlam ifade etmektedir. İçimizdeki kötü güçleri kendi içimizde dengeleyebiliriz. Ancak o zaman dengedeki iyi ve kötü güçler arasında bizler barış içinde olabiliriz. Kurduğu bu grup ile onun yaptığı bu idi. Etrafında bunu yapmaya gönüllü birçok kişi vardı; çünkü gidişat ümitsizdi. Böylece o bunu başardı; ancak ona katılmayan diğerleri onun başarılı olduklarını görmelerine rağmen ona dönecek, kendilerini yenecek gücü kendilerinde bulamadılar ve ona katılmadılar.

Konuk: Başardı demekle ne kastediyorsunuz? Ona katılan grupta insanlar arası ilişkiler iyileşti mi?

Michael Laitman: İyileşti tabii. Onlara sevginin, başkasını kendin gibi sevmenin tüm kötülükleri örteceğini öğretti. ‘’Şimdi artık iyilik gücünün önünde boyun eğiyoruz.’’ dedi. Tanrı kötülüğün gücüne boyun eğmeyi yasaklamamıştır. Onlar kötülüğün gücüne boyun eğebilirler, bu onların sorumluluğudur. Onlar bizimle beraber olmak istemeyenlerdir. Biz ise sadece birbirine bağlanmak, birbirini sevmek, birbirine yardım etmek anlamlarına gelen iyiliğin gücüne boyun eğenler tarafındayız.

Konuk: Tamam, böylece belirli bir algı, onun doğanın özel bir gücü olan sevgi gücüne varmayı başardığını, etrafında toplananların barış ve aralarındaki sevgi ile birlikte yaşadıklarını ifade etmektedir. Peki, sonra ne olacak? Bu da kıskançlık arzusu yaratacak kötü bir şey değil mi?

Michael Laitman: Bizim oradan kaçmamızın nedeni de budur zaten. Sebep budur. O oradan kaçmayı aklına getirmemiş idi; ancak diğer herkes ona ve etrafındakilere saldırdılar. Oradan ayrılmaya o zaman karar verdiler ve ayrıldılar. Babil’i terk ettiler ve bugünkü İsrail’in olduğu Kenan Toprakları’na doğru yöneldiler. İlk dönem budur.

Oren Levi: Bu dönemle ilgili bir sorum daha var. İnsanlar tektanrıcılık görüşünün başlangıcını İbrahim’e atfediyorlar. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Michael Laitman: Bu şimdi çok basit; o: ‘’Rüzgâra, yağmura dua etmekten vazgeçin, bütün bunların hepsi iyi ile kötü güçleri nasıl dengeleyebildiğimize bağlıdır.’’ diyor. Başımızı iyinin gücünün karşısında, onu tanıdığımızı ifade etmek için öne eğiyorsak böyle yapmamızın nedeni her şeyin kontrol altında ve iyi olmasından kaynaklanmasıdır. Bunun için ona iyi diyoruz. O zaman bu güçlerin diğerleri nerede? Onlar doğanın güçleridir. İyinin gücü doğanın güçlerinden birisi değildir. Tıpkı bugün de ortaya koyduğumuz kötünün gücü gibi… O insan seviyesindeki bir güçtür. Rüzgârla, yağmurla, güneşle, onunla, bununla gelmez. O çevremizdeki maddi doğadan kaynaklanmaz. O gerçekten sadece bir kişinin içinde var olan; sadece insanın içinde değil, insanlar arasında var olan bir güçtür.

Oren Levi: Peki, bu bir güç nedir?

Michael Laitman: Bazıları bu tek güç nedir diye soruyorlar. Bu, insanları birbirinden uzaklaştıran kötünün gücü, insanları bir araya getiren iyinin gücüdür.

Oren Levi: Öyle ise bunlar iki güçtür değil mi?

Michael Laitman: Evet.

Oren Levi: O zaman niçin İbrahim’in getirdiği sadece tek bir güce, tek bir Tanrı’ya inanmak olarak ifade ediliyor.

Michael Laitman: Evet; çünkü mesele kime boyun eğileceği, kime saygı gösterileceği, kime yönelmenin gerektiği, kime daha yakın olunacağıdır. Yönelmemiz gereken, insanlar arasındaki bağları sağlayacak tek bir pozitif güçtür.

Oren Levi: Tam anladım mı bir bakalım. İbrahim’in etrafında toplanana kadar insanlar etraflarını ne çevreliyorsa ona bağlı olarak farklı güçlerin önünde boyunlarını eğdiler. Ancak bunların arasında bir şekilde birbirleri ile bağ kurabiliyorlardı; çünkü egoları küçüktü, çok küçük tekerlekli sandalyeleri vardı. Onlar küçük bir köyde gibiydiler. Herkesin kibar, uygun kişiler olduğunu biliyorlardı. Hâlâ böyle yerler bulmak mümkündür ve orada insanlar gerçekten hâlâ rüzgâr, yağmur, o ve bu gibi doğanın güçlerine bağımlı olabilirler. İnsanın çevresini saran her şeyi de bunun içinde saymak mümkündür.

Michael Laitman: Onların yönetmeleri gereken tek şey budur.

Oren Levi: Bunlar birbirinden farklı putlar, insanların en basit algılamaları ile dua ettikleri ve taptıkları doğanın güçleridir.

Michael Laitman: Evet.

Oren Levi: Bu, İbrahim’e kadar böyle idi. Daha sonra olanlar İbrahim’in gelip: ‘’Gelin, içimize doğru bakalım. Sadece etrafımızda doğada olan bitene değil, kendi içimizdeki kendi doğamıza da bakalım.’’ demesiyle gelişti. İbrahim bir kişinin içinde uyanan ve ego adını verdiğimiz olumsuz gücün çatışmaya ve gurura neden olacağına, insanları birbirinden uzaklaştıracağına, o kişinin diğerlerini kontrolü altına almak isteyeceğine ve bir diğerini karşısındakini aleyhine kullanabileceğine işaret ediyor. Böylece insanlığa getirdiği bu yeni şeyin bizi uyandıracağını dolayısı ile dengeyi olumlu, iyi gücü ortaya çıkarak sağlayabileceğimizi ve önünde başımızı eğeceğimiz şeyin bu olduğunu ifade ediyor Bilmem doğru mu? Şimdi bu güç de doğanın güçlerinden birisi mi? İbrahim insanları nereye yönlendiriyor?

Michael Laitman: İçimize doğru yönlendiriyor. Bu insanın dışında değil, içindedir.

Oren Levi: O zaman bu, İbrahim’in insanoğluna getirdiği bir devrim midir?

Michael Laitman: O iyi ve kötü güçlerin her ikisinin de insanın içinde var olduğunu ve bizim de iyi gücü uyandırmamız gerektiğini ifade etmektedir. Kötü gücün de içimizde ifşa olmasının nedeni budur.

Oren Levi: Neden? Bütün bunlar nasıl oluyor da birbirine bağlılar?

Michael Laitman: İyinin gücünü kötününkinin karşısında ortaya çıkartmamız ve kötüyü dengeleyerek devre dışı bırakmak için…

Oren Levi: İyinin gücü önünde başımızı eğmek ne anlam taşıyor?

Michael Laitman: İnsanoğlunu doğru bir şekilde biçimlendiren güç iyinin gücüdür. Kötünün gücünün ifşası iyinin gücünün ortaya çıkartılması ve kontrolü ele alması içindir.

Oren Levi: O zaman gerçekte İbrahim’in insanların dikkatine sunduğu yeni şeyin iyinin gücünü bizim uyandırmamız gereğidir, değil mi?

Michael Laitman: Evet, iyinin gücü kendi kendine ortaya çıkmaz, kötünün gücünün bizi iyinin gücünü ortaya çıkartmak için iter. Bu nedenle “ona karşı yapılan yardım” denmesinin de nedeni budur.

Konuk: Ama fark nedir? Çünkü insanlar daha önce de dua ediyorlar, adaklar sunuyorlar, putlar yapıyorlardı.

Michael Laitman: Ama bu yapılanlar insanın içindeki insanî güçler için değil idi. İbrahim ise hem kötü hem de iyi güçlerin insanın içinde olduğunu insanlara açıkladı ve bizim iyi güçleri kötü güçlere karşı gelmek üzere uyandırmamızın gerekliliğine işaret etti. Kötü güç içimizde her zaman ortaya çıkıyordu. İçimizdeki bir motor gibiydi ve durmadan çalışıyordu. İşte içimizdeki bitmeyen kötülük böyle ortaya çıkıyor ve biz durmadan başkalarından böyle talepkâr oluyorduk. Oysa keşfedip ortaya çıkartmamız gereken iyinin gücü idi. O içimizdeydi; ancak bizim onu davet etmemiz, ortaya çıkartmamız, gerektiğinde bunu güç kullanarak yapmamız gerekiyordu. Böylece bu iyi güç kötü gücün karşısında durabilecek, o zaman biz de bu iki gücün arasında barışı bulabileceğiz.

Konuk: Buradaki temel farklılık nedir? Pagan Toplumu’nda onların farklı ritüelleri vardı. Putlara dua ediyor ve sunaklar getiriyorlardı. İbrahim’in topluluğunda ise nasıl bir farklı uygulama yapıldığını görmek için nereye bakmak lazım? Nasıl bir şey yapıyorlar? Neye dua ediyorlar? Önceki yaklaşım ile söz konusu manevî anlamda bilge yaklaşımla arasındaki farklılık nedir?

Michael Laitman: Önceleri her ikisi de tamamen doğaya bağımlı olduklarını, bir anlamda hayvanlardan farksız olduklarını keşfetmiş olan Babilliler’in geri kalanları ile aynı düzeydeydiler. Hayvanlar tamamen doğaya bağımlıdır, değil mi? İnsanlar da öyle idi. Onlar hayvan seviyesinde oldukları zaman birbirleri arasında görünen kavganın ve kötünün gücü ile kıyaslandığında hayat o kadar anlamsızlaştı ki bunların dışında kalan her şey fark edilmez, görünmez oldu. Bunların insanın içinde geliştiğini söylediler, o hiçbir zaman: ‘’Gelin, bir put yapalım ve ona dua edelim.’’ demedi. Çünkü bu güç bizim dışımızda var olmuştu. İbrahim bunu reddederek: ‘’Putlar olamayacak!’’ dedi ve hepsini yok etti. Bizim artık içimizde varlığı bize ifşa olan iyinin gücü önünde başımızı eğmemiz gerekiyor ve aynı zamanda yine içimizde var olan kötünün gücünden de gözümüzü ayırmamamız gerekiyor. Çünkü kötülüğün gücü sadece insanın içinde var olur, iyiliğin gücü de sadece insanın içinde ortaya çıkar. Bu çok büyük bir farkındalıktır. Artık insan dışarıya bakmamakta kendi içine doğru bakmaktadır ve değişmek durumundadır. Bir put satın alıp onu bir rafın üstüne koyabilir, işte o kadar… Ben artık sakinim ya da birisine bir bedel de ödeyebilirim. Ancak kendim içimdeki iyinin gücünü ifşa etmeliyim ve kötünün gücüyle iyinin gücünü dengelemeliyim. İnsanın özgür seçimi işte buradadır. İbrahim’in dönemi işte budur. Bunun anlamı birçok dış Tanrılara inanmaktan tek bir Tanrı’ya, insanın içindeki tek bir iç güce inanmaya geçiştir. Aslında bu güçlerin ikisi de insanın içindedir.

Konuk: İnsanlarda içlerinde var olan bu güç doğanın dış güçlerinden daha mı üstündür?

Michael Laitman: Tabii. Biz artık onlara herhangi bir şey atfetmiyoruz, orada hiçbir şey yoktur. Çünkü onlar doğanın güçleridir. Ben iyilik ve kötülük güçleri ile başarabilirsem her şey onların etkisinde oluşur. İbrahim gerçekten çok büyük bir devrim yapmıştır ve buna tek tanrıcılık denir. Bunun anlamı O’nun sadece insanın kendisinin içinde var olmasıdır. Bu insanın tamam şimdi pek çok küçük put yerine şimdi tek bir büyük putum var diye düşünmesi gibi değildir.

Oren Levi: Dr. Laitman, çok teşekkür ederiz. Bu konuda gelecek sohbetlerimizde daha fazla konuşacağız. Bizimle birlikte olduğunuz için teşekkür ederiz. Gelecek sefere kadar her şey gönlünüzce olsun.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
17 - 0,282