e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Kongre ve Ders Materyalleri > Sabah Dersi 2018 – Engellerden Yükselişe 2

Sabah Dersi 2018 – Engellerden Yükselişe 2

32) Rabaş, Makale 46, Çalışmada Sevilenin Oğlu ile Nefret Edilenin Oğlu Nedir?

Kutsal Zohar (VaYişlah, 4) der ki; “Eğer kişi arınmak için gelirse, kötü eğilim ona teslim olur ve sağ sola hükmeder. Ve hem iyi eğilim hem de kötü eğilim birleşirler ve onu yürüdüğü bu yolda tutarlar. Yazıldığı üzere, “O meleklerini senin üzerinde görevlendirir ve seni hep yolunda tutar.” Kötü eğilimin onun doğru yolda yürümesini nasıl kontrol altında tuttuğunu anlamalıdır, zira o, kişiye Tora’nın yolunda yürümemeyi tavsiye eder ve her şekilde kişinin yoldan düşmesine neden olur, cennet hatırı için değil, yalnız kendi menfaatine çalışması için engeller koyar. Bundan dolayı kişi kötü eğilimin nasıl yardımcı olduğunu anlamalıdır. Kişinin aldığı düşüşler göz önüne alındığında, kötü eğilim kişiye Tora’nın ruhuna yabancı olan düşünceler verir ve bunlar onun düşüşüne neden olur. Kişinin fikrine göre,  kendini sevmesini Yaradan’ı sevmekten daha önemli yapan kesinlikle kötü eğilimdir ve düşüşlerin nedeni de budur.

Ancak gerçek şudur ki kişi her şeyi Yaradan’ın yaptığına inanmalıdır, çünkü azla yetinmesin diye, bu düşüşleri ona, çalışmasına momentum vermek için Yaradan yollar.

Kişi Tora’da ve Mitzvot’ta gücünün yettiği her şeyi yaptığını hissettiği zaman ve Yaradan’ın menfaatini mi hedef alıyor ya da kendi menfaati için mi çalışıyor, bunun farkını söyleyemez, zira genelde çalıştığı zaman saran ışık olarak ona parlar ve aydınlatır. Bu, onu tatmin eder ve çalışmak için bir eksiklik (gereklilik) duymaz.

Kişi özelde çalıştığı zaman da niyeti cennet hatırı içindir, bu yalnızca bir eylemden ibaret değildir, o vakit yukarıdan ona bunun yanlış olduğu bildirilir. Ve düşüşe girerek kişi gerçek durumunu görür. Böylece kişi kendi-sevgisinin kontrolünden çıkmak için tavsiye aramaya başlar.

Buradan anlaşılan şudur ki onu düşüşe getiren kötü eğilim olmasaydı, kişi yükseliş durumunda kalırdı ve Yaradan ile bir olma hedefine erişmeye ihtiyaç duymazdı. Anlaşılan odur ki kötü eğilim Yaradan’ın meleğidir, o, Yaradan’ın bir mesajıdır, onun “cansız, hareketsiz Keduşa” durumunda kalmaması, ama ilerlemeye ihtiyaç duyması içindir. “O meleklerini senin üzerinde görevlendirir ve seni hep yolunda tutar.” Başka bir deyişle kötü eğilim kişiyi yolda tutmak için Yaradan’dan gelen bir mesajdır.

33) Rabaş, Makale 30, Çalışmada Menora’yı Yakmak Ne Demektir?

Yazıldığı üzere, karanlığın içinde ışığın faydası vardır. Böylece, seçim yapma meselesinin, iyiyi, yani ihsan etmeyi seçmenin, kötüye gönülsüz olmanın neden bu kadar zor olduğunu görürüz.  Bu yüzden karanlığın tadını bilmek zorundayız.

Ancak karanlık bize gerçekte olduğu gibi gösterilmez. Eğer içimizdeki kötülüğün derecesini görmüş olsaydık, derhal çalışmadan kaçardık.  O zaman karanlığı hissedemezdik. Çünkü kişi kendi için almanın onu yöneten olduğuna aldırmazdı, zira karanlığı hissetmezdi. Yalnızca elinden geldiğince çalışan ve iniş ve çıkışlardan geçen kişi karanlığı tattığını söyleyebilir, çünkü kendi başına alma arzusunun üstesinden gelemez.

Bu nedenle, kişinin, gerçeğin yolunda yürümek isterken aldığı bu düşüşler, aldığı yardımı hissetmesinin araçlarıdır. Şöyle diyen bilgelerimize inanmalıyız; “Arınmaya gelene yardım edilir.” İlerlemediğini gördüğünde, kişi mücadeleden kaçmamalıdır. Bazen ona casusların düşünceleri gelir, ona bu çalışmanın bizim için olmadığını, bu yolda yürüyebilecek özel kişileri gerektirdiğini söyler.

Tüm bunlar ona şu nedenle gelir, çünkü her defasında ne kadar ilerlediğini görmek zorundadır. Ancak kişi şunu idrak etmez; karanlığı edinmede ilerlemek zorundadır, çünkü edinmek zorunda olduğu tek Kli budur. Kli dolmak için bir ihtiyaçtır. Şöyle ki eğer eksiği için dolumu yoksa, karanlıkta olduğunu hisseder. Bu nedenle, kişi çalışmada ilerlemediğini söylememelidir.

Bu nedenle, mücadeleden kaçmak istemesi doğru değildir, bu her defasında ışığı edinmekten, yani Yaradan’ın ona “ihsan etme” Kli’sini vermesinden ne kadar uzak olduğunu gördüğü içindir. İhsan etme arzusunu kendi başına edinemez ve o zaman dünyasının karardığını hissetmeye başlar. O vakit ışık gelir, yani yukarıdan yardım gelir, yazıldığı üzere, “Arınmaya gelene yardım edilir.”

34) Baal HaSulam Şamati 51- Günah Mitzva’yı Bozmaz

İşlenen bir günah, kişinin yerine getirdiği sevabı (Mitzva – Emir) iptal etmez ve sevapta işlenen günahı iptal etmez. Kişinin manevi çalışmasında yer alması gereken yer iyiliğin yolu olmalı, ancak kişinin içindeki kötülük iyiliğin yolunu almasına izin vermez.

Ancak, kişi bilmelidir ki kötülüğü köklemek zorunda değildir, zira bu imkânsızdır. Aslında, sadece kötülükten nefret etmelidir, şöyle yazdığı gibi: “Allah’ı seven sen, kötülükten nefret et.” Dolayısıyla, ihtiyaç duyulan şey sadece nefrettir, şöyle ki kişinin tutunduğundan onu ayırabilecek tek şey nefrettir.

Bu nedenden dolayı kötülüğün kendi başına hiç bir varlığı yoktur. Dahası, kötülüğün var olabilmesi, ona duyulan sevgi veya nefrete bağlıdır. Demektir ki, her kimin kötülüğe sevgisi var ise ona kötülüğün kontrolü tarafından yakalanan denir. Eğer kişi kötülükten nefret ederse, kişi onun sınırlarından çıkar ve kişi kendi kötülüğünün etkisinden sıyrılır ve kötülüğün kontrolünden çıkar.

Şöyle ki, işin özü aslında kötülükte değildir, ancak sevgi ve nefretin ölçüsündedir ve bu nedenden dolayı, günah günahı getirir denir. Kişinin neden böyle bir cezayı hak ettiğini anlamamız gerekir. Kişi çalışmasında düşüş yaşadığında, kişinin bu düşüşten yükselebilmesi için yardıma ihtiyacı vardır. Ancak, burada, kişiye daha fazla engeller gelmektedir ve böylelikle kişi ilk düşüşünden daha derine düşer.

Ancak, kişinin kötülükten nefret edebilmesi için, kişiye daha da kötülük verilir, böylelikle kişi günahının kendisini Yaratan’ın yolundan ne kadar ayırdığını görebilir. Kişi ilk işlediği günahtan pişman olmasına rağmen, kişi hala kötülükten nefret edecek bir ölçüye gelmemiştir.

Dolayısıyla, günah günaha sebep olur ve kişi her pişmanlığında ve elbette her pişmanlığı kötülüğe olan nefretinin derecesini de arttırır, ta ki kişinin kötülüğe olan nefreti tamamlanana kadar. O zaman kişi kötülükten ayrılır, zira nefret ayrılığa neden olur.

O zaman şöyle diyebiliriz ki eğer kişi kendisini ayırabilecek bir nefret derecesi bulabilirse, o zaman kişinin, günah günaha sebep olur ıslahından geçmesi gerekmez ve kişi doğal olarak zaman kazanır. Kişi ödüllendirildiği zaman, Allah sevgisine kabul edilir. Ve bu şu demektir; “Allah’ı seven sen, kötülükten nefret et.” Sadece kötülükten nefret ederler ve kötülük hala olduğu yerde kalır ve sadece ihtiyaç duyulan, kötülüğümüzden nefret etmektir.

35) Rabaş, Makale 71, Sürgün Hakkında

“İsrail sürgüne gittiğinde Şehina da onlarla sürgüne gitti,” sözünün anlamı şudur, eğer kişi düşüş durumundaysa maneviyatı da düşüş durumundadır. “Bir Mitzva bir diğer Mitzva’ya neden olur,” kuralına göre, kişi neden düşüş durumuna gelir? Cevap: Çünkü, sürgünde olduğunu hissetmesi için, ona yukarıdan bir düşüş durumu verilmiştir, böylece kişi, sürgünden geri alınması için merhamet diler, buna tövbe etmek denir ve eğer öncesinde sürgün yoksa tövbe de yoktur.

Sürgün nedir? Kişinin alma arzusunun kontrolünde olması ve cennet hatırına çalışamaması demektir. Ve ne zaman “kendi-sevgisine” sürgün denir? Yalnızca kişi onun kontrolünden çıkmak istediği ve cennetin hatırı için hiçbir şey yapamadığı için ızdırap çektiği zaman.

Buna göre, kişi çalışmaya başladığı zaman, derhal bunda bir keyif ve ödül vardır, zira bedenin razı geldiği budur, ama daha sonrasında kişi “cennet hatırı için” koşulu ile ödüllendiği zaman, “Bir Mitzva bir diğer Mitzva’ya neden olduğu,” için kişi sürgünden geri alınmayı talep etmelidir. Kişi sürgünden kaçabilir. Peki, şimdi sürgünden nasıl kaçacak? Çalışmasında başarılı olamadığını söyleyerek. Ve sonra ne yapmalıdır? Kendini öldürmelidir, yani çalışmayı bırakıp maddesel hayatına geri dönerek, bu, “günahkârlara yaşarken ölü denir,” anlayışıdır.

Anlaşılan şudur ki, tövbe etmek yerine sürgünden kaçmakla kişi kendini öldürür. Yazıldığı üzere, “Yaradan’ın yolu dosdoğrudur, erdemli orada yürür, günahkâr orada düşer.” Ve kişi mantık ötesinde yürümelidir.

Maneviyatta düşüş demek, şimdi kişinin inancı yok demek değildir, aksine kişi daha çok çaba göstermelidir, zira daha önceki inancı şimdi bu çalışma ile karşılaştırıldığında düşüşte gibidir.

36) Rabaş, Cilt 2, 28. Mektup

Daha önce yazdığım gibi hafifletilmiş yargılar vardır. Yaradan’ın sarayına girmeye hazırlanırken anlamamız gereken şudur ki, kişi bazen bayağılık aşamasında olduğunu hisseder, yani Tora ve çalışmayı yerine getirmez ve dünyasal düşüncelere dalar. Bu sırada kişi çaresiz kalır ve şöyle der; “‘Ben Efendi’me hizmet ederim’ bir başkası için söylenmiş olmalı.

“Oysa yüksek bir akıl ve düzgün niteliklerle doğan ve Tora çalışmasına daima arzu ve özlem duyan insanların dünyaya geldikleri andan itibaren akılları ve kalpleri sadece Tora ve çalışmayla doludur. Oysa ben farklıyım, ‘Bu senin için boşuna olmadığı ve senin tüm hayatın olduğu için,’ ayeti benim için söylenmedi.”

Bazen bayağılığın uyanışı sırasında bir hafifletilme olur ve kişi görür ki, “Geçici konulara ve boş şeylere nasıl daldım bilmiyorum. Olması gerektiği gibi bir kul olmaya özen göstermiyorum. Ayette ki gibi, ‘O, beni arzuladığı için içimde kutsallaşacak,’ Ben de bu ayeti söylemeliyim, çünkü tüm İsrail sonraki dünyada yer alacak, tıpkı ‘O, durdu ve erdemli için bunu gizledi,’ sözündeki gibi.

“Fakat şimdi her şeyden uzak olduğumdan, çaresizliğe düşmemeli ve sadece Yaradan’a güvenmeliyim, öyle ki, ‘Sen her ağzın duasını duyarsın.’ ‘Her,’ demek, ağzım olması gerektiği gibi olmasa da, merhametin on üç niteliği bende bir araya gelir demektir.

“Bugünden sonra, ilerliyor olmayı umuyorum, bunu pek çok defa söyledim ama sonunda kaldım.” Bu sırada cevap verir, “dünya,” “yıl,” “ruh,” vardır ve bu üçü aynı zamanda, aynı yerde, bayağılığımda ve ruhta bir araya gelmelidir.

Böylece kişi, “Şimdi benim için tüm bu kötü aşamalardan çıkma zamanı ve ‘arınmaya gelen yardım alır,’” der ve yenilenmiş bir canlılık ve güçle çalışmaya başlar.

37) Baal HaSulam, Şamati 19- “Manevi Çalışmada Yaradan Bedenlerden Nefret eder” Ne Demektir?

Eğer Yaradan yukarıdan biraz aydınlanma verirse, alma arzusu teslim olur ve kendini bir fenerin önündeki bir mum gibi iptal eder. O zaman, kişinin, hiçbir çabası, işi kalmaz, çünkü artık Cennetin Krallığı’nın yükünü kendi üzerine, tıpkı bir öküzün yükü çektiği ve bir eşeğin yükü taşıdığı gibi zorla almasına ihtiyaç yoktur. Şöyle yazılmıştır: “Sen, Yaradan’ı seven, kötülükten nefret et.”

Bu demektir ki Yaradan sevgisi sadece kötülüğün yerinden uzanır. Diğer bir deyişle kişinin kötülükten nefret etme ölçüsüne göre; yani kişi alma arzusunun, onun amacının tamamını edinmesini nasıl engellediğini görür, Yaradan sevgisini edinmesi gerektiği ölçüde.

Ancak eğer kişi kötü olduğunu hissetmiyorsa, kişiye Yaradan sevgisi bağışlanmaz. Çünkü kişinin buna ihtiyacı yoktur, zira zaten çalışmasından hazzı almıştır.

Dediğimiz gibi, kişi alma arzusu ile yapacak işi olduğunda öfkeli olmamalı; bu onun çalışmasını engeller. Eğer bedende alma arzusu yoksa, yani, çalışmasında kişi Torah ve Mitzvot’u (sevap) yerine getirmesini sorgulamıyorsa, çalışmasını engellemiyorsa kişi elbette daha memnun olacaktır.

Ancak kişi manevi çalışmasında alma arzusunun engellerinin kendisine yukarıdan geldiğine inanmalıdır. Kişiye alma arzusunu keşfetmesi için yukarıdan güç verilir. Çünkü tam olarak alma arzusu uyandığı zaman onun çalışması için yer vardır.

Böylece alma arzusunu ihsan etmeye çevirmesine yardım etmesi için kişinin Yaradan ile yakın teması olur. Ve kişi bunun, kişinin O’na duasından Yaradan’ın memnuniyeti ölçüsünde onu yanına, form eşitliğine, alma arzusunun ihsan etmek için almak üzere iptal edilmesi denen Dvekut’a (bağa), çektiğine inanmalıdır. Yaradan bunun hakkında der ki: “Oğullarım beni yendi.” Bu, ben size alma arzusunu verdim ve siz benden bunun yerine ihsan etme arzusunu talep ettiniz demektir.

38) Baal HaSulam, Şamati 83- Sağ Vav ve Sol Vav İle İlgili

Bu demektir ki, içinde bulunduğu herhangi bir aşamada kişi hiçbir şeye ihtiyacı olmadığı ve her şeyi mantık ötesi yerine getirdiğinden, Yaradan’ın hizmetkârı olabilir. Öyle görünüyor ki, kişinin onun vasıtasıyla Yaradan’ın hizmetkârı olacağı bir Mohin’e ihtiyacı yoktur.

Şimdi şu yazılanı anlayabiliriz, “düşmanlarıma karşı benim önüme bir sofra kur.” Yazıldığı üzere sofra şöyledir: “Onu evinden gönderdi ve o onun evinden çıktı ve gitti.” Bir Şulhan (sofra) Ve Şlaha (onu gönderdi) gibidir, yani çalışmadan çıkmak.

Çalışmadan çıkma sırasında, yani düşüş aşamasında bile, kişinin çalışma yeri olduğunu anlamalıyız. Bu demektir ki, kişi düşüşler sırasında mantık ötesine razı geldiğinde ve düşüşlerin ona Yukarıdan verildiğine inandığında, düşmanları bile iptal olur. Bu böyledir, çünkü düşmanları düşünür ki düşüşler vasıtasıyla kişi en alta düşecek ve mücadeleyi bırakacak, oysa sonunda bunun tersi olur, düşmanlar iptal olur.

“Tanrı’nın önündeki sofra” sözünün anlamı budur, ancak bu şekilde kişi Yaradan’ın yüzünü edinir. Ve kişi Cennet Krallığının yükünü her zaman üzerine aldığından, tüm yargılara, en büyüklerine bile boyun eğdirmenin anlamı budur. Bu demektir ki, onun daima çalışmak için yeri vardır, Rabi Şimon Bar Yohay’ın dediği gibi, “Sen’den saklanacak bir yer yok.”

39) Rabaş, Cilt 1, Makale 3, Gerçeğin Ve İnancın Anlamı

Bize mantık ötesi inanç yolu verilmiştir, yani hislerimizi ve aklımızı dikkate almayıp, şunu söylemeliyiz, “Onların gören gözleri yok. Onların duyan kulakları yok.” Daha ziyade inanmalıyız ki, Yaradan bizim için iyi olanı bilir. O, olduğum aşamamı hissetmemi ister ve ben kendimi nasıl hissettiğimle ilgilenmem, çünkü ihsan etmek için çalışmak isterim.

Dolayısıyla temel şey şudur ki, Yaradan için çalışmam gerek. Çalışmamda bütünlük olmadığını hissetmeme rağmen, yine de üst olanın Kabında, yani üst olanın perspektifinden ben kesinlikle bütünüm. Bu nedenle çalışmamdan—Kral’a en düşük seviyede hizmet etme ayrıcalığından—hoşnudum. En azından Yaradan’ın O’na birkaç derece yakınlaşmama izin vermesi benim için büyük bir ayrıcalık.

40) Rabaş, Cilt3, Makale 840, İlk Yaklaşım

Kişi yükselişte olduğu zaman haricinde ızdırap denen, sol çalışmasına girmez. O zaman sola girer, yani henüz düşüşte değilken.

“Rabbi Elazar demiştir ki, kişi daima zorluklar gelmeden önce dua etmelidir.” Şöyle ki, kişi yükseliş durumunda iken bile, Yaradan’dan, çalışmada ilerlemesi için, onu daha farklı ve daha büyük bir yakınlaştırma ile yakınlaştırmasını ister. Çünkü eğer kişi bir eksiklik duymaz ise ilerlemesi mümkün olmaz. Bu nedenle, bir eksikliği olması için, kişi yukarıdan düşüş alır. Ve düşüşe zorluk, engel denir ve böylece kişi dua eder. Bunun için bir tavsiye vardır, ızdırap ona gelmeden önce kişi dua etmelidir.

41) Rabaş, Makale 8, Çalışmada “İbrahim Yaşlanmıştı, Yaşı Onu Zorladı,” Nedir?

Bilge olan ve zaman kazanmak isteyen, ona yukarıdan düşüşler verilmesini beklemez, aksine yükselişte iken ve Yaradan’a yakınlaşmanın önemli olduğu durumda iken, düşüş durumunu, Yaradan’dan uzak olmanın ona nasıl ızdırap vereceğini, kendisi gözünde canlandırmaya başlar ve şimdi Yaradan’a yakın olduğunu hisseder. Buna göre, kişi yükselişte olduğu zaman bile, sanki düşüşteymiş gibi, anlayışlar edinir ve yükseliş ve düşüş arasındaki farkları hesaplayıp anlayabilir. Böylece kişi ışığın karanlığa olan üstünlüğünün bir resmini edinir, çünkü düşüşte olduğu zaman nasıl olduğunu gözünde canlandırabilir; tüm bu ihsan etme meselesinin kendisi için olmadığını düşündüğünü ve bu durumda ne kadar ızdırap çektiğini, mücadeleden kaçmak istediğini ve tek bir yerde teselli bulduğunu gözünde canlandırabilir. Yani tek ümit edebileceği şey, uyumaya gidebileceği zamandır ki böylece tüm dünya üstüne geliyormuş gibi hissettiği sabrını tüketen durumlardan kaçabilsin. Şimdi yükseliş zamanında her şeyi farklı hissetme ve Yaradan yararına çalışmak istemekte, kendi menfaatini dikkate almamaktadır. Yükseliş zamanında kişinin yaptığı tüm bu hesaplamalarla şimdi onun ışık ve karanlığın ayırdına varmak için bir yeri vardır ve yukarıdan ona düşüş durumu verilmesini beklemek zorunda değildir.

42) Rabaş, 77. Mektup

Yaradan adına olması temeli üzerine kurulduğunda, tozdaki Şehina denilen bayağılık aşaması derhâl ortaya çıkar. Bu nedenle birkaç kuruş bir araya geldiğinde büyük miktarlar oluşturduğundan, düşüşten etkilenmemeliyiz.

Bu bizim öğrendiğimiz “maneviyatta hiç eksiklik yoktur,” dan ziyade, ilerlememize yer açılması için geçici bir ayrılıştır. Bu böyledir, çünkü kutsallık için çabaladığımız her an kutsallık alanına gireriz ve kişi sadece kutsallığın fazla kıvılcımından çıkmak için düşer.

Ancak tavsiye şudur ki: Kişi, derecesi onu düşürene kadar beklememelidir, kişi bayağılığını hissettiğinde tekrar yükselir ve bu yükseliş kutsallığa bir parça koymak olarak kabul edilir. Buna mukabil kendisi düşer ve diğer kıvılcımları yükseltir ve onları kutsallık alanına çıkarır.

Bu atalarımızın dediği gibidir: “Kaybetmeden önce, ararım,” yani içinde bulunduğum durumu kaybetmeden önce aramaya başlarım. Bu Baal HaSulam’ın “Şafağı uyandırırım,” diyen Kral Davut ile ilgili söylediği şeydir. Atalarımız şöyle der: “Şafak beni değil, ben şafağı uyandırırım.”

Dolayısıyla yerine getirme, düşüş değil özellikle yükseliş zamanıdır. Yükseliş zamanında, Allah korusun geri düşmemek için korkuyu uzatmalıyız. Fakat hepsinden önemlisi tüm ihtiyacımız olan Kral’a yakarmak ve O’nun merhametini istemektir.

43) Rabaş, Çalışmada Antlaşma Yapma Nedir? (1987)

“Antlaşma yapma” meselesi; kişinin LoLişma’da bile çalışmayı kendi üstüne alması demektir. Kişi bunu yapmak istese de istemese de, Yaradan ile bir antlaşma yapmalıdır.

Ancak kişi şunu anlamalıdır ki arzu, yalnız ve yalnız ödüle bağlıdır. Eğer ona büyük bir ödül verilirse kişinin arzusu kesilmez ama eğer ödül kesin değilse çalışma için olan arzusu gider ve kişi mola verir, yani dinlenmekten daha büyük bir tat alır. Kişi “ben bu işten vaz geçiyorum, bu işi başka birisi yapsın, çünkü bu iş bana göre değil,” diyene kadar bu aşağı yukarı böyle gider. Antlaşma yapmak şöyledir: Kişi bu yolda LoLişma’da bile olsa yürümeye başladığında ki şimdi kendini bu çalışmayı yapacak gibi hisseder ve Yaradan’ın hizmetine girmek için hiç kimse onu zorlamaz. Ve kişi bu antlaşmayı “düşüş zamanı gelse bile” diyerek şimdi yapmalıdır, yani kişi çalışmak istemiyor gibi hissetse bile, gene de kendi arzusunu dikkate almayacak ama çalışmayı üstlenecektir. Ve işte buna “antlaşma yapma,” denir.

44) Rabaş, Makale 6, Çalışmada Kişi Ne Zaman Gururu Kullanmalıdır?

Tora ve Mitzvot ile uğraşırken kişi iki çizgide -sağ ve sol yani tamlık ve eksiklik zamanında-   yürümek zorunda olduğu için, bir yandan Yaradan’a şükretmelidir. Ve Yaradan’dan pek çok iyilik aldığını hisseden birisinin daha çok şükretmesi mümkündür. Bu nedenle kişi Tora ve Mitzvot ile uğraştığı zaman bu tamlık, bütünlük zamanıdır, kralın hizmetkarları arasından Yaradan onu yakınlaştırmış gibidir. Ancak kişi kendisine yalan söylememeli ve öyle hissetmediği halde Yaradan’a hizmet ettiğini söylememelidir. O zaman bunu hissetmediği halde kişi onu yanına çektiği için, Yaradan’a nasıl minnettar olur ki?

O zaman bunun yerine, kişi tam bir aşağı durumda olduğu halde, yani hala kendi-sevgisine batmış olduğu halde ve hala hiçbir şeyi mantık ötesi inanç içinde yapamadığı halde, Yaradan gene de ona, Tora ve Mitzvot ile uğraşma düşüncesini ve arzusunu vermiştir. Ve ona, konuşup aklına kendi iddialarını sokan casusların üstesinden gelmek için biraz güç de verilmiştir. Ve halen maneviyatı biraz yakalayabilmiştir.

O zaman, kişi buna dikkatini vermeli ve Yaradan’ın ona baktığına ve kralın sarayına giden yolu gösterdiğine inanmalıdır. Böylece, Yaradan onu koruduğu için ve ona inişler verdiği için de kişi mutlu olmalıdır. Şöyle ki, kişi anladığı kadar inanmalıdır ki yükselişleri ona Yaradan vermektedir, zira kesinlikle kişi kendisinin yükselişleri edindiğini söyleyemez, ancak Yaradan onu yakınlaştırmak ister ve bu nedenle ona yükselişler verir.

Ayrıca kişi inişleri de Yaradan’ın verdiğine inanmalıdır, çünkü O, kişiyi yakınlaştırmak istemektedir. Bu nedenle yapabildiği her bir şeyi sanki yükseliş durumundaymış gibi yapmalıdır. Böylece düşüş sırasında kişi bunun biraz üstesinden geldiğinde, buna “aşağıdan uyanış,” denir. Yaptığı her eylemi Yaradan’ın yapacağına inanmalıdır ve böylece kişi Yaradan’ın onu yakınına getirdiğini hissetmeye başlar.

45) Baal HaSulam, Şamati 47- O’nun Yüceliğini Bulduğun Yerde

“O’nun yüceliğini bulduğun yerde, O’nun alçakgönüllülüğünü bulursun.” Bunun anlamı şudur; daima Dvekut (bağlılık, birlik) içinde olan kişi, Yaradan’ın kendini alçalttığını görür, yani Yaradan alçak yerlerde bulunur.

Kişi ne yapacağını bilmez ve bu nedenle “yüksekte tahta çıkan, aşağısını, göğü ve yeri, aşağı görür,” diye yazılmıştır. Kişi Yaradan’ın yüceliğini görür ve böylece “aşağısını aşağı görür,” yani kişi göğü yere indirir. Buna verilen tavsiye şudur; bu arzu, Yaradan’dan mı diye düşün, bundan daha yüce bir şeyimiz yoktur. Yazıldığı üzere: “Yoksulu bataklık çukurundan çıkarıp kaldırdı.”

Önce, kişi bir arzusu olduğunu görmeli. Eğer görmezse, bunun için, neden yok diye dua etmeli. Kişinin arzusunun olmamasının nedeni farkındalık eksikliğidir.

Bundan dolayı her Mitzva’da (emirde) kişi dua etmelidir, neden farkındalığı yok, neden Mitzva’yı bütünlük içinde yerine getirmiyor diye. Başka bir deyişle, alma arzusu öyle bir örter ki kişi hakikati göremez.

Eğer böylesine alçak bir durumda olduğunu görürse, kişi kesinlikle bu durumda olmayı istemeyecektir. Bunun yerine, tövbeye gelene kadar her an çalışmasında gayret gösterecektir. Yazıldığı üzere: “Mezara kadar aşağıya indirdi; yukarıya çıkardı.”

Bunun anlamı; Yaradan, günahkârın tövbe etmesini isterse, cehennemi ona öyle bir aşağılık yapar ki, günahkârın kendisi öyle olmayı istemez. Bu nedenle kişinin, Yaradan ona Tora ışığı vererek gerçeği göstersin diye yalvarıp dua etmesi gerekir.

  1. Rabaş-2. Makale 20. Çalışmada Yarım Şekel Nedir – 2

Kişinin Yaradan’a bağlanma çalışmasına girdiğinde bile, mücadeleden kaçmasına sebep olan iki tarz vardır. Kişi, gerçeğin yolunda yürümeye başlar başlamaz, yukarıdan, ona ne kadar aşağıda olduğu gösterilir, bunun anlamı şudur;  kişi ne kadar üstesinden gelirse, yukarıdan kalbi o kadar ağırlaştırılır. Zira yazıldığı gibi, ‘Onun içine, kendi işaretlerimi yerleştirebilirim’. Bunun anlamı, bu sayede, ‘harfler’ denen, Tora’nın ışığının ifşası için bir yer olacağıdır ve bu kişiyi ıslah eder. Şöyle ki, Kli olmadan ışık yoktur, kalbin ağırlaşması sayesinde, eksiklik yeterince görünür ve Yaradan ölçünün yeterli olduğu ve Kli’nin tamamlandığı zamanı bilir.

Bu nedenle, bazen kişi, kendi görüşüne göre, çok fazla dua ettiğini gördüğü zaman,  mücadeleden kaçar, ancak Yaradan onu uyarmaz. O zaman, bazen kişi, duasını kabul etmediği zaman, Yaradan’ın, erdemi bakımından hüküm verdiğini ve bunun onun her bakımdan, erdemde ve iyi niteliklerde vb. zayıf bir karaktere sahip olması nedeniyle olduğunu söyler.

Bunun hakkında, ‘Fakir, daha az vermeyecektir,’ denir, yani kişi kendini küçümsememeli ve Yaradan’ın, kendisi gibi aşağılık birine yardım etmeyeceğini söylememelidir, çünkü bu konuda, ‘Efendi yüksektir, yücedir ve aşağıdaki görecektir’ denmiştir.

Ve bazen kişi, mücadeleyi bırakır, çünkü zengin olduğunu bilir, yani, çokça Tora’sı ve pek çok iyi eylemi vardır ve başkalarından üstün olduğunu bilir. O halde, Yaradan’dan her şeyi ihsan etmek üzere yapabilmek için yardım istediğinde, pek çok dua etmesine rağmen neden ona bunu bahşetmez ki. Böylece, Yaradan’ın kendisine cevap vermediğini ve bundan dolayı kaçtığını söyler. Ve yine de kişi daima üstesinden gelmelidir.

47) Rabaş, Cilt 2, Çalışmada, “Eğer Acı Baharatı Yutarsa, Kişi Çalışmadan Çıkamaz” Ne Demektir?

Kişi çalışmaya başladığı zaman, inanç ile başlar, ama beden bu çalışmaya karşı koyar ve böylece çaba gösterme durumu ortaya çıkar. Kişi bedeni yenmek zorunda olduğu ve çare aradığı zaman, bilgelerimizin dediği üzere; “hilekârlık içinde savaş yapacaksın,” zira beden kendi-menfaatinden vazgeçmez. Çaba gösterdiği ölçüde, hiçbir şey yapamayacağını hissetmeye başlar. Zira kendi bakış açısına göre elinden gelen her şeyi yapmıştır. Bu çabadan sonra yalnız Yaradan’ın yardım edebileceğini anlar hale gelir, durum artık kendi elinden çıkmıştır. Bundan sonra üçüncü durum – dua – gelir, bu dua kişin kalbinin en derin yerinden gelir, çünkü artık çok açık olarak ona yalnız Yaradan’ın yardım edebileceğini bilir.

Ancak, ona yalnız Yaradan’ın yardım edebileceğinin farkına vardığı, gerçek çarenin yalnız dua etmek olduğunu anladığı zaman bile, beden gelir ve ona der ki “Baksana şimdiye kadar ne kadar çok dua ettin ama yukarıdan hiçbirine cevap almadın. Bu yüzden ne diye Yaradan sana yardım etsin diye dua etmeye uğraşırsın ki? Görüyorsun yukarıdan sana yardım gelmiyor.” O zaman kişi dua edemez. Bu durumda bir kere daha inanç yoluyla bunun üstesinden gelmeli ve Yaradan’ın her ağzın duasını duyduğuna inanmalıyız. Ve kişinin nitelikli veya iyi olup olmadığı önemli değildir. Doğrusu şudur; aklı ona defalarca dua ettiğini ama yukarıdan hala hiç cevap almadığını, bir kere daha dua etmesinin nedensiz olduğunu gösterse bile, bu durumun üstesinden gelip mantık ötesi inanca gelmesidir.

48) Rabaş, Cilt 2, 14. Mektup

Kişi üstesinden gelerek her şeyle ödüllendirildiğinde, buna “kuvvet” denir ve kişinin ortaya koyduğu her bir kuvvet, daha büyük miktarlara bağlanır. Bu demektir ki, kişi bir kez üstesinden geldiğinde ve yabancı düşüncelere, “Tecrübeyle biliyorum ki yakında çalışma için arzum olmayacak, öyleyse şimdi bunun üstesinden biraz gelirsem, ne elde ederim?” der. Ve buna küçük miktarların bir araya gelmesiyle büyük miktarların oluştuğu cevabını vermelidir.

Muhtemelen bu “Gözyaşı kapıları kapalı değil.” sözünün anlamıdır. Şaarei (kapılar) kelimesi Se’arot (saç ya da fırtınalar) kelimesinden gelir, bu üstesinden gelmedir. “Gözyaşları” “yırtma, kopma” kelimesinden gelir, yani burada diğer arzularla beraber bir karışım vardır ve bu arzuların tam ortasında sevgiye ve cennet korkusuna doğru üstesinden gelme arzusunun kısa anı vardır. “…kapalı değil,”  orada daha ziyade büyük miktarlara bağlanan o an vardır. Miktar tamamlandığında kişi manevi kıyafeti hissetmeye başlar.

Bu gözyaşının öneminin anlamıdır, yani kişi en aşağı aşamada olsa ve en temel arzulara sahip olsa bile, o yine de bunun üstesinden gelme gücüne sahiptir, yani kalpteki noktasından Yaradan’a özlem duyar ve yakarır, bu nedenle bu kuvvet çok önemlidir. Dolayısıyla, kişi sürgündeyken bile kalpteki noktası “Sürgündeki Kutsallık” denilen başka düşüncelerin hükmü altında olduğunda bile bir anlığına bunun üstesinden gelir ve Yaradan’ı kutsar. Tecrübeyle sonrasında tekrar düşeceğine emin olsa bile, yine de insanın gerçeği açıkça söylemesi çok önemlidir.

49) Rabaş,  Makale 1, Musa Gitti (1986)

Halen çalışmaya başlamış olan ve kutsal çalışmaya başlamak için, Yaradan’ın ona arzu vermesini bekleyeceğini söylemeyen biri, zaten çalışmaya başlayacaktır. Daha doğrusu, beklemek istemez, çünkü Nahşon gibi, tek başına ilerlemeye muktedir olduğunu görmese olsa bile, çalışmaya ve gerçeğe ulaşmaya olan büyük arzusu, kişiyi ilerlemeye zorlar.

Ancak, kişi, çalışmaya devam edemeyeceğini görür ve şu an taşımakta olduğu, Cennet Krallığı’nın yükünün, kendisinden düşmeye başlamasından korkar. Bu yüzden, yardım çağırmaya başlar, zira her seferinde üstlendiği yükün, düşmeye başladığını görür. Sırtında çuval taşıyan biri gibidir ve çuvalın düşmeye başladığını görür. Maddesellikte, yardım isteyen herkese, hemen yardım edilir ve hiç kimse onu sonraya ertelemez.

Benzer şekilde, maneviyatta, sorumluluk ve yükün, yani, ‘zahmet altındaki bir öküz ve yüklü bir eşek gibi’ olmak için, daha önce üstlendiği çalışmanın, kendisinden düşmeye başladığını gören kimse, yakında düşüşe geçeceğini görür, bu yüzden Yaradan’a yakarır ve yardım alır. Bilgelerimizin söylediği, Kutsal Zohar’da yazıldığı gibi, ‘Arınmaya gelene yardım edilir’.

Diğer taraftan, Baal HaSulam, önce Yaradan’ın kendisine yardım etmesi için bekleyen ve sonrasında çalışmak için güç bulacağını söyleyen kişi hakkında şunları söylemiştir, yazıldığı gibi, ‘Rüzgârı gözeten, ekin ekmeyecektir ve bulutlara bakan…’ yani, kişi durur ve Yaradan’ın, ona pişmanlığın, tövbenin ruhunu göndermesini bekler. Bu adam, gerçeğe asla ulaşamayacaktır.

50) Baal HaSulam, On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş, Madde 133

Bu tıpkı ülkedeki en sadık tebaasını kendisi için seçmek ve sarayında çalışmaları için getirmek isteyen bir krala benzer. Ne yaptı? Genç ya da yaşlı sarayında çalışmak isteyen herkesin gelmesi için bir ferman yayınladı.

Ancak, birçok hizmetkârını sarayın kapısını ve kapıya gelen tüm yolları korumakla görevlendirdi ve onlara saraya yaklaşan herkesi geri döndürmeleri ve kandırarak caydırmalarını emretti.

Doğal olarak, ülkedeki herkes kralın sarayına koşmaya başladı. Ancak çalışkan hizmetkârlar onları açıkgözlülükle reddettiler. Pek çok kişi onları atlattı ve sarayın kapısına yaklaştılar ancak oradaki korumalar en çalışkan olanlardı ve eğer kapıya yaklaşan olursa onu döndürdüler ve ustalıkla geri çevirdiler ta ki kişi umudunu yitirip geldiği gibi geri dönene dek.

Ve böylece geldiler ve döndüler, tekrar güçlenip yine geldiler ve döndüler ve böylece günlerce ve yıllarca devam ettiler ta ki denemekten yorulana dek. Ve sadece onların aralarındaki kahramanlar, sabrı dayananlar korumaları yendi ve kapıyı açtı. Ve onlar anında kendilerini doğru yerde görevlendiren Kralın yüzünü görerek ödüllendirildiler.

51) Likutey Moharan, Rabbi Nahman, Batra Baskısı, Madde 48

Yaradan çalışmasına başladığı zaman, kişiye bu yolun ona uzak olduğu gösterilir ve bu ona yukarıdan uzaklaştırılmış ve Yaradan çalışmasına girmesine izin verilmiyor gibi görünür. Ancak gerçekte, bütün bu uzaklaştırma, aslında bir yakınlaştırmadır. Ve kişinin umutsuzluğa düşmesine değil, büyük bir metanete ihtiyacı vardır, Tanrı korusun, kişi, günlerce ve yıllarca, Tanrı’nın hizmetinde büyük çabalar göstermesine rağmen, henüz çok uzakta olduğunu, kutsal kapılara bile henüz girmediğini görür. Kendisinin halen bayağılıkla, maddesellikle ve büyük bir karışıklık ve şaşkınlıkla dolu olduğunu ve ne zaman Yaradan’a hizmet etmek için kutsallıkla ilgili bir şey yapmak istese ona izin verilmediğini görür. Ve sanki Yaradan onu hiç önemsemiyor, hizmetini istemiyor gibidir, çünkü her zaman ağlar, yalvarır ve ona yardım etmesi için Yaradan’ın huzuruna düşer, ama gene de çok uzakta olduğunu görür. Bundan dolayı, ona öyle gelir ki, Yaradan onu ne görüyor ne de önemsiyordur, çünkü Kutsal Olan, onu hiç istemiyordur.  Ancak kişinin kendisini çok güçlendirmesi ve bunları tamamen göz ardı etmesi için, bütün bunlar için güce ihtiyacı vardır; zira gerçekte bütün bu uzaklaştırma durumu, yaklaştırma durumudur.

Ve erdemlilerin hepsi, aynı sınavlardan geçti, ağızlarından açıkça duyduğumuz gibi, onlara da Yaradan onları görmüyor ya da önemsemiyor gibi gelmişti. Çünkü Yaradan çalışmasını istemenin, uğraşmanın, yapmanın ve yerine getirmenin uzun zaman aldığını ve gene de çok ama çok uzak kaldıklarını görmüşlerdi. Ve bütün bunları önemsemeden kendilerini büyük ölçüde güçlendirmeselerdi, oldukları yerde kalırlar, asla ödüllendirildikleri gibi ödüllenmezlerdi.

Ve sevgili kardeşim, kural şudur ki, çok güçlü ve cesur ol, çalışmanda sebat etmek için, bütün gücünle kendini destekle ve korkma ya da buna benzer durumları önemseme. Ve eğer O’ndan, kutsal olandan çok uzaktaysan ve sana, her zaman O’na, kutsal olana karşıymışsın gibi, O’nu lekeliyormuşsun gibi geliyorsa, yine de bil ki, böylesine dünyevi olan birinin her hareketi, maddeselliğinden kendisini yavaş yavaş ayırmakla ve Yaradan’a yönelmekle yüceleşir ve son derece değerlidir. Ve kişi birazcık, bir nokta kadar bile yönünü maddeselliğinden, Yaradan’a çevirdiğinde, üst dünyalarda binlerce kilometre ilerler.  Bildiğiniz gibi, hüznün üstesinden gelmiş olan, erdemli adam hakkındaki hikâyeden anlayacağınız gibi. Ve bu yüzden kişi çok mutlu olmalı ve kendisini her daim mutlulukla güçlendirmeli, zira hüzün, çok ama çok zararlıdır.

Bilin ki, kişi, Tanrı’nın hizmetine girmeyi dilediği andan itibaren, hüzün derhal gelir, Tanrı korusun, bu büyük bir günah olarak kabul edilir, zira hüzün, Sitra Ahra’dır (öteki taraf) ve Yaradan bundan nefret eder.

Ve kişi, Yaradan çalışmasında çok inatçı olmalı, asla bırakmamalıdır. Yani, kişi, kendisine ne olduğuna bakmaksızın, başladığı küçük bir çalışmada bile duraksamamalıdır. Ve bunu iyi hatırlayın, çünkü Yaradan çalışmasında, küçük bir hizmet yapmaya başladığınızda bile, buna kesinlikle ihtiyacınız olacaktır. Kişinin, çok güçlü ve cesur olmak için, kendini kuvvetlendirmesi ve Tanrı korusun, düşmesine rağmen, her zaman yerini tutmak için, çok inatçı olması gerekir. Çünkü, bazen kişinin, Yaradan çalışmasından düştüğü görülür, bilindiği gibi, o zaman bile, kişinin, üzerine düşeni, Yaradan çalışmasında her ne yapabiliyorsa, yapması gerekir ve Tanrı korusun, kendisinin tamamen düşmesine asla izin vermemelidir. Çünkü bütün bu düşüşler, inişler, karışıklıklar ve benzerleri, kişinin kutsallığın kapısına girmeden önce, geçmesi gereken sınavlardır ve gerçek erdemliler, bunların hepsini geçmiştir.

Ayrıca bilin ki, kişi belki de kutsallığın girişindedir, ama yukarıda bahsedilen bütün karışıklıklardan dolayı, geldiği yoldan geri döner. Veya alternatif olarak, kişi, girişin sağındayken, Tanrı korusun, büyük ve korkunç bir güçle, Sitra Ahra ve Ba’al Davar ona üstün gelir ve Tanrı korusun, onun içeri girmesine izin vermez ve bu yüzden, Tanrı korusun geri çekilir. Çünkü, Ba’al Davar’ın ve Sitra Ahra’nın yolu budur, birinin kutsallığın kapılarına çok yakın olduğunu, girme noktasına geldiğini gördüğünde, ona, büyük bir güçle hücum eder ve buna karşı büyük bir takviye ve destek gerekir.

Ve Yaradan çalışmasına başladığında, şayet biri, herhangi biri, kendisine bunu anlatmış olsaydı diyen, gerçek bir erdemliden şunları duyduk: ‘Kardeşim, kendinizi güçlendirin ve destekleyin, Yaradan’a hizmet etmek için ben koşardım ve çok acele ederdim’, çünkü yukarıdakilerin hepsi ona da olmuştu ve hiç böyle cesaretlendirilmemişti.

Bu yüzden, Yaradan çalışmasına girmek isteyen kişi, bunları iyi hatırlamalıdır.

Öyleyse, kendinizi çok güçlendirin, Tanrı’nın hizmetinde, elinizden gelen her şeyi yapın ve günler ve yıllar dolduğunda, Yaradan’ın yardımıyla, kesinlikle kutsallığın kapılarından gireceksiniz, çünkü Yaradan merhamet doludur ve çalışmanızı ister.

Ve bilin ki, bütün bu gelişmeler ve ayrılmalar, maddesellikten biraz olsun ayrılıp Yaradan’ın hizmetine girmenizle, onların hepsi toplanır, birleşir, bağlanır ve ihtiyacınız olduğunda, Tanrı korusun bazı sıkıntı ve sorunlar olduğunda, yardıma gelir. Ve bilin ki, kişi, çok dar bir köprüden geçmek zorundadır ve bunun kuralı, hiç mi hiç korkmamaktır.

52) Rabaş, Cilt 2, Çalışmada Mantık Ötesi Nedir?

Şu sözlerin anlamı budur, “İsrail kralı ve onun kurtarıcısı.” Bu şudur; bir kere “İsrail kralı,” denen cennetin krallığını üstlendiklerinde, onun kurtarıcısı olan Yaradan’a erişirler, yani yalnız Yaradan onları kötülüğün hükmünden kurtarır, kendi başlarına bunu yapacak güçleri yoktur.

“Ev sahiplerinin Efendisi,” sözünü bu yoldan yorumlamalıyız. Baal HaSulam’ın yorumuna göre bu sözün anlamı şöyledir; Tzevaot (ev sahipleri) iki kelimedir: Tze (git, dışarı çık) ve Ba (gel). Bu şudur, Tzava (ordu) savaş adamları. Bu insanlar her gün kötü eğilimle savaşa gidenlerdir. Onlara “ordu” denir. Bu nedenle kurtuluş ile ödüllendikleri zaman,  yani kötü eğilimi yenip kötülüğün hükmünden çıktıkları zaman, bu çalışmalarındaki hal ve tutumları iniş ve çıkışlar yoluyladır, buna Tzevaot denir. Bunun anlamı şudur, bazen kendi kontrollerinden çıkarlar ve sonra tekrar kendi kontrollerini alırlar. Bu nedenle çıkış ve inişlere Tzevaot denir.

Çalışma sırasında kişi şöyle demeli, “Eğer ben kendim içim değilsem kim benim için?” Çalışma zamanında kişiler yükseliş ve inişleri kendilerinin yaptıklarını düşünürler, onlar savaşçılardır, onlara Tzava “yüce adamlar” denir. Daha sonra kurtarıldıklarında, Yaradan’ın ev sahibi (Tzevaot) olduğunu anlarlar, yani tüm o iniş ve çıkışları Yaradan yapmıştır.

Başka bir deyişle inişler Yaradan’dan gelir. Kişi nedensiz yere o kadar çok iniş ve çıkış almaz. Aksine Yaradan olanların hepsinin nedenidir. “Çıkış” sözünü Keduşa’dan çıkış ve “geliş” sözünü Keduşa’ya geliş olarak yorumlayabiliriz. Her şeyi Yaradan yapar. Bu nedenle kurtuluştan sonra, Yaradan “Ev sahiplerinin Efendisi” diye adlandırılır. Ve O kimdir? “İsrail kralı ve onun kurtarıcısıdır.”

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
17 - 0,302