e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Kongre ve Ders Materyalleri > Sabah Dersi 2018 – Kongreyi Bir Sonraki Seviyede Sürdürmek

Sabah Dersi 2018 – Kongreyi Bir Sonraki Seviyede Sürdürmek

Şükran

1) Baal HaSulam, Şamati 26- Kişinin Geleceği Geçmişe Duyduğu Minnete Dayanmakta ve Bağlı Bulunmakta

Yazıldığı gibi; “Efendi yücedir ve alçakgönüllü olan görecektir,” sadece alçakgönüllü olan yüceliği görebilir. Değerli (İbranice Yakar) sözcüğünün harfleri, bilecek (İbranice Yakir) sözcüğünün harfleri ile aynıdır. Bu, kişi onun için değerli olduğu ölçüde, bir şeyin büyüklüğünü bilir anlamına gelir.

Kişi bir şeyden, onun önemine göre etkilenir. İzlenim, kişinin kalbine bir hissiyat getirir ve bu izlenimin önemini takdir ettiği ölçüde, içi sevinçle dolar.

Bu nedenle, eğer kişi aşağılığının farkında ise, çağdaşlarından daha ayrıcalıklı değildir. Yani kişi bu dünyada en basit şekilde bile kutsal manevi çalışma için ona güç verilmemiş birçok insanın var olduğunu görür; hatta niyet etmeden ve Lo Lişma’da (O’nun adı için değil) bile ve hatta Lo Lişma’nın Lo Lişma’sında bile ve Keduşa’nın (kutsallık) kıyafetlenmesine hazırlık için hazırlanmada bile. Bazen mümkün olan en basit şekilde bile olsa, kutsal görevi yapmak arzusunu ve düşüncesini kazandığı zaman, kişi bunun önemini takdir edebilirse, kutsal göreve değer verdiği ölçüde, kişi bunu övmeli ve bunun için minnettar olmalıdır.

Çünkü Yaradan’ın emirlerini, niyet olmadan bile, tutabilmenin önemini takdir edemediğimiz doğrudur. Bu koşulda kişi, kalbinde sevinç ve mutluluk hisseder.

Kişinin verdiği övgü ve şükran duygularını genişletir ve o kutsal çalışmanın her bir noktasında coşku duyar ve kimin işçisi olduğunu bilir ve böylece giderek daha yükseğe tırmanır. Bu yazılmış olan, geçmişte “Bana gösterdiğin bu lütuf için, Sana teşekkür ederim” sözlerinin anlamıdır ve bununla kişi, güvenle şunu söyleyebilir; “ve Sen bana lütfedeceksin,” der.

2) Baal HaSulam, 4- Manevi Çalışmada Kişinin Kendisini Yaradan’a Karşı İlga Ederken Hissettiği Ağırlığın Nedeni Nedir?

Küçük aydınlatma ile büyük bir aydınlatma arasında bir fark olmadığını bilmeliyiz, çünkü ışıkta hiçbir değişim olmaz. Şöyle ki tüm değişim bereketi alan kaptadır. Şöyle yazdığı gibi: “Ben Yaratan’ınızım, değişmem.” Dolayısıyla kişi eğer kaplarını ne denli genişletebilirse, o denli aldığı ışığı arttırır.

Ancak soru kişinin kaplarını ne ile genişleteceğidir? Bunun cevabı şudur, kişinin Yaratan’ın kendisini yakınlaştırdığı dereceye kadar duyduğu minnet ve şükran, O’nu biraz hissetmesine ve önemini düşünmesine sebep olmuş, yani Yaratan’la bir bağ oluşturmasına fırsat verilmiştir.

Kişi Yaradan’ı kendisi için önemli gördüğü dereceye kadar, kendisini aydınlatan ışık artar. Kişi bilmelidir ki, Yaratan’la arasındaki bağın ne kadar önemli olduğunun gerçek değerini asla ölçemez, çünkü gerçek değerini tayin edemez. Bunun yerine, kişi Yaradan’a ne kadar kıymet verirse, o kadar hak kazanır ve O’nun önemini kavrar. Bu koşulda güç vardır, zira böylece kişi kendi üzerinde daimî bir aydınlanma edinmiş olur.

3) Rabaş, Cilt 3, Makale 632, Bana Göre, Ben Ümit Etmeye Devam Edeceğim

“Ancak bana göre, ben ümit etmeye devam edeceğim ve Seni daha ve daha çok öveceğim.” Yorumu: Kişi kendini Keduşa’ya yakın hissettiğinde ki kesinlikle Yaradan onu yakınlaştırmıştır; kişi onu aşağılık durumundan alan ve kutsal bir duruma getiren Yaradan’a şükretmelidir. Kişi bu durumunu göz önüne almalı ve takdir etmeli, ancak bununla tatmin olmamalıdır. Ve bunun çok önemli bir şey olduğunu gözünde canlandırdığı ölçüde yani her şeyin önemini takdir edebildiği ölçüde bu durum halen onun için ediniminden (başarısından) daha önemli olacaktır.

Her halükârda kişi, “bana göre, ben ümit etmeye devam edeceğim,” der, çünkü kendi gözünde canlandırabildiğinden daha yüksek dereceler vardır. Ve bu nasıl mümkün olur, kişi önemini gözünde canlandırdığı ölçüde, nasıl bu hayal ettiğinden daha önemli olur. Bununla ilgili olarak, “bana göre, ben ümit etmeye devam edeceğim” ve böylece şimdi belki de önceden hayal edebildiğimden daha önemli bir realiteyi gözümde canlandıracağım ve doğal olarak da “Seni daha ve daha çok öveceğim. Şimdi zaten, senin önemini daha çok anlamak istediğimden Seni övüyorum” der. Ve böylece kişinin ekleyecek daha çok şükranı olur.

4) Rabaş, Cilt 1, Makale 19, Sevince Dair

Nefeş de Assiya gibi küçük derecedeki bir Keduşa bile tüm dünyevi zevklerden daha fazlasını içerir. Eğer kişi kendi yararı için alma arzusu içine bu bolluğu alırsa, bunu kabullenecek ve öz doyumu nedeniyle daha yüksek dereceleri edinmeye devam edemeyecektir, Nefeş de Assiya’nın bu aydınlığı ona yeterli gelir ve bu hazza bir şey ekleme ihtiyacı duymaz. Ancak, eğer kişiye, Yaradan’ına memnuniyet ihsan etmek için çalışması öğretilir ise, “bana bahşedileni kabullenirim,” diyemez, çünkü aldığı her şeyi Yaradan’ın yararı için alır. Bu nedenle kişi, “Bu bana yeter, zira Yaradan için birazcık üst ışık aldım ve bu Yaradan’ı memnun eder ve ben de daha fazlasını istemem,” diyemez. “Bu bana yeter, zira Yaradan’ı zaten O’ndan bu küçük aydınlığı alarak memnun ettim,” demek yasaktır. Bunun yerine kişi her defasında Yaradan’a daha ve daha fazla memnuniyet ihsan etmeye çabalamalıdır.

5) Rabaş, Cilt 1, Makale 28, Çalışmada, “ekleme ve geri alma,” ne demektir?

Kişi mantık ötesi inanmalı ve organlarında hissedilen Yaradan’a zaten inanmakla ödüllendirildiğini düşünmelidir ve böylece Yaradan’ın bütün dünyayı iyi olan ve iyilik yapan olarak yönlendirdiği görür ve hisseder. Her ne kadar mantık içinden baktığında tersini görse de mantık ötesinde çalışması gerekir ve ona sanki organlarında zaten hissedebilecekmiş gibi görünmesi gereken odur ki, gerçekten de Yaratan, dünyaya, iyi olan ve iyilik yapan olarak rehberlik eder. Burada, kişi amacın önemini kazanır ve hayat bulur, yani Yaradan’a yakın olmaktan sevinç duyar. Ve böylece bir kişi Yaradan’ın iyi olduğunu ve iyilik yaptığını söyleyebilir. Ve Yaradan’a, “Sen bizi diğer milletlerin arasından seçtin, bizi sevdin ve bizi istedin,” diyecek gücü olduğunu hisseder, zira artık Yaradan’a şükretmek için bir nedeni vardır. Ve maneviyatın önemini hissettiği ölçüde, Yaradan’ı över ve O’na şükreder.

Arvut

6) Likutey Halahot, Hoşen Mişpat, Arvut’un Kuralı

Tora ve Mitzvot’u yerine getirmek, yalnız Arvut yoluyla mümkün olur, bunun dışında mümkün değildir. Arvut’da herkes dostundan sorumlu olur ki bu Tora’yı yerine getirmenin özüdür, arzulan şey birlik yoluyla olur. Bu nedenle Tora ve Mitzot’u üstlenmek isteyen kişi, kendisini İsrail topluluğuna, büyük bir birlik içinde, dâhil etmelidir. Bu nedenle, Tora’nın edinilmesi sırasında onlar kesinlikle birbirlerinden sorumludurlar, zira kişi Tora’yı edinmek ister istemez, kendisini, arzusunu onlarla birleştirmek amacıyla diğerlerine, tek ve bir olarak dâhil etmelidir. Ve kesinlikle her biri dostundan sorumludur, zira hepsi bir olduklarında önemlidirler. Ve tam da her biri dostundan sorumlu olduğu için ki birlik olurlar, bu yolla Tora’yı yerine getirebilirler, bu olmaksızın Tora’yı korumak mümkün değildir. Zira böylece sevgi ve birlik arzusu bakımından, her biri dostundan memnun kalır ve aralarında form eşitsizliği yoktur. Onunla yukarının arzusuyla birleşecekleri, tek bir arzuya dâhil olurlar, birliğin amacı budur.

7). Baal HaSulam, Pri Haham, Sürüyü Toplamanın Zamanı Değil

Kişi kendisini toplumdan ayırmamalı ve Yaradan’ı memnun etmek için bile olsa kendisi için talepte bulunmamalı, yalnız tüm toplum için talep etmeli. Toplumdan ayrılan ve özel olarak yalnız kendi ruhu için talepte bulunan, ruhunu inşa edemez. Tam tersine ruhuna zarar verir. Şu sözlerde olduğu gibi; “gururlu olanla aynı yerde oturmam (Midraş Rabah, Bölüm 7, Madde 8),” zira kişi gurura bürünmediği sürece toplumdan ayrılamaz. Yazıklar olsun ona ki ruhuna zarar verir. Çalışması sırasında bile kişi, yalnız dua ederse, arzusu dışında toplumdan ayrı düşer ve ruhuna zarar verir ve İsrail topluluğunda kendisi için bireysel talepte bulunana uyanış gelmedi ve hiç kimse kendisini ayrı olarak hissetmedi ve bu onların Mısır’dan güçlü bir elle çıkmalarındaki güçleriydi. Böylece herkes tüm gücünü tüm İsrail’de, çalışmada Yaradan’a yapılan tüm dualar için toplar ve kendisini tüm İsrail’in köküne dâhil eder.

8) Rabbi Elimeleh, Naom Elimeleh, Likutey Şoşana

Kişi daima dostu için dua etmelidir, çünkü “kişi kendisini hapisten kurtaramadığı” için kendisi için dua etmesi pek işe yaramaz, dostu çabucak onun yardımına gelmelidir. Ve böylece, herkes dostu için dua eder, bu yolla biri diğerine yardım eder ve her ikisi de yardım görür. Bu nedenle İsrail birbirinden (İsrail Aravim) sorumludur denmiştir. Aravim kelimesi hoş, tatlı kelimesinden gelir, çünkü onlar birbirleri için ettikleri dualarla birbirlerini tatlandırırlar ve böylece onlara yardım edilir. Duada önemli olan düşüncedir, zira düşünce ile kişinin duası kolayca kabul görür.

9) Baal HaSulam, Arvut, Karşılıklı Sorumluluk, Madde 17

Bağ’dan (karşılıklı sorumluluk/garanti) tüm halk birbirinden sorumlu olduğunda bahsedilir. Zira ilmin ifşasından önce her birine tek tek “dostunu kendin gibi sev” kuralı olan başkalarını tam anlamıyla sevmeyi üzerlerine alıp almayacakları sorulmuştu (Madde 2 ve 3’de açıklandığı gibi burada detaylı inceleyin). Bunun anlamı şudur, halkın parçası olan her bir kişi ulusun her bir üyesine hizmet etmek ve onun için çalışmayı ve tüm ihtiyaçlarını karşılamayı en az kendi ihtiyaçlarını karşıladığı ölçüde üzerine yüklenir.

Tüm halk oybirliğiyle hemfikir olup “Yapacağız ve duyacağız” dedikten sonra halkın her bir üyesi, her bir diğer üyesinin hiçbir eksiği olmamasından sorumlu oldu. Sadece o zaman manevi edinime hak kazandılar, öncesinde değil.

Bu kolektif sorumluluk ile her bir üye kendi bedeninin ihtiyaçlarını karşılama endişesinden özgür kaldı ve “Dostunu kendin gibi sev” manevi kanunu yerine getirebilir ve sahip olduğu her şeyi ihtiyacı olan kişiye tam anlamıyla verebilir hale geldi, zira artık kendi bedeninin ihtiyaçlarını düşünmek zorunda değildi, çünkü etrafında onun ihtiyaçlarını karşılayacak altı yüz bin sadık dostunun olduğunu biliyordu.

Antlaşma

10) Rabaş, Cilt 3, Makale 471, Bugün Ayakta Duruyorsunuz (B)

“Bu gün hepiniz ayakta duruyorsunuz… Odun yarıcısından, sucusuna kadar… Yaradan’ın bu gün sizinle yaptığı… anlaşmaya girdiniz. Bilgeler sordu, çoğul zamanla başlar ve sonra tekil zamanla devam eder. Bilgelerin Midraş’a yerleştirdiği bu anlaşmayı şöyle anlarız; birçok kişi zayıf olan ince çubuklara benzeseler de eğer bir deste haline gelirlerse güçlü olurlar. Bu anlaşma ile ilgili olarak Baal HaSulam der ki, aralarında sevgi ve dostluk olan, birbirini seven iki dost neden anlaşma yapmalıdır? Ancak anlaşma, aralarındaki sevginin mükemmel olduğu, şimdiki zaman için değildir, bir süre sonra aralarında aynı sevgi olmayabilir ve her biri diğerinin yanlış yaptığını düşünebilir. O zaman anlaşma gelir ve böylece her biri aralarında gerçek sevgi olduğu zaman yaptıkları antlaşmayı tutacaktır. Şimdi bunu hissetmeseler bile, aralarındaki dostluğu, sanki sevgi hissediyormuş gibi koruyacaklardır.

Aynı şekilde, kişi Yaradan’ın sevgisini hissettiğinde, Yaradan’ı sevmek uğruna diğer tüm sevgilerden vazgeçmesi gerektiğini anlar, ancak daha sonra bu uyanış ondan geçtiğinde, artık Yaradan’ın sevgisini hissetmez. Böylece daha önce vazgeçmeye karar vermiş olduğu diğer sevgililere geri dönmek ister; o zaman antlaşmayı sürdürmeli ve Yaradan’ın sevgisini hissettiğindeki tarz doğrultusunda ilerlemelidir, artık hiç böyle hissetmese bile. Bu, daha önce yaptığı antlaşmayı yerine getirmek için zorla, kendini zorlayarak çalışmaktır. Ve buna “antlaşmaya girmek,” denir.

11) Rabaş, Cilt 3, Makale 738, Tuz Antlaşması

“Tüm adaklarınızla tuz da sunmalısınız,” bu tuz antlaşması meselesidir. Ve bu antlaşma mantık ötesidir, zira kişi dostundan iyi şeyler aldığı zaman onlar bir antlaşma yapmalıdırlar.

Ve bu antlaşmayı yapma meselesi, tam da her birinin diğerinden şikayetleri ve talepleri olduğu, öfke ve ayrılık olduğu zaman olmalıdır. Ve böylece yaptıkları bu antlaşma onlar arasında sevgi ve birliği korur. Ve kural şudur ki, ne zaman içlerinden biri diğerine zarar vermek isterse ona aralarında yapmış oldukları antlaşma hatırlatılır.

Bu onların sevgi ve barışı korumaya zorunlu kılar ve “tüm adaklarınızla tuz da sunmalısınız,” sözünün anlamı budur, yani Yaradan’a doğru yaklaşma çalışması tuz antlaşması ile olmak zorundadır, bu her şeyin temelidir.

12) Rabaş, Cilt 1, Makale 9, Kişi Her Zaman Evinin Kirişlerini Satmalı

Eğer bir toplum belirli kişilerden oluşuyorsa, bir araya geldikleri zaman orada mutlaka bu “grubu” kurmayı arzulayan biri olmalıdır. Böylece, bu insanların birbirleri için uygun olduklarını görerek onları seçer. Diğer bir deyişle, her birinin dost sevgisi kıvılcımı vardır, fakat bu kıvılcım her birinin içindeki sevginin ışığını tutuşturmaz. Bu nedenle kıvılcımların büyük bir ateş olması için birlik olmaya hemfikir olurlar.

Bu nedenle, kişi onları gizlice gözetlediği zaman, bunun üstesinden gelmeli ve demelidir ki; “Grup, başkalarını sevme yolunda yürümeleri gerektiğine hemfikir olanlardır.” Ve herkes dostlarını haklı çıkardığı zaman, tüm kıvılcımlar bir kez daha tutuşacak ve tekrar tek büyük bir alev olacaktır.

13) Maor VaŞemeş, Paraşat Tetzaveh

Miraş’ta yazıldığı ve Raşi tarafından aktarıldığı üzere: “Yolunuzda sizin başınıza gelen Amalek hakkında,” bu açıklama bir soğumayı açığa vurur ve bununla onların sevgi ateşi soğur, zira ilk önce birbirlerine karşı sıcak ve heyecan vericidirler, ancak Amalek onları birbirinden soğutur ve birbirlerine olan sevgilerini kaybederler. Ve onları hangi yolla birbirinden soğutur? Kendine önem vermek ve gurur yoluyla, Gematriya’da Amalek “koç”tur, bu yükseklik, kendine önem vermek ve gurur demektir. Ve dostların arasına sevgiyi getiren şey her birinin kendini alçakgönüllü kılması ve dostlarından daha aşağıda görmesi, her zaman yaptığı her şeyde kendi kusurlarını (eksiklerini) sorgulamasıdır, dostlarını erdemli ve dostlarının davranışlarını iyi görmesi, onlara saygı duymasıdır. Bu yolla dostlarını sevebilir ve onlarla bağ kurabilir.

Gurur içinde ise ve kendini yüksekte görürse bunu yapamaz ve doğal olarak da dostlarının kusurlarını görür ve onlardan nefret eder, çünkü onları kendinden aşağıda görür. Ve Amalek, İsrail’in daha önce birbirine olan sevgisini ve şevkini kırdı.

14) Baal HaSulam – 2. Mektup

Dolayısıyla, sana aramızdaki sevginin soğuma korkusunu içinde uyandırmanı tavsiye edeceğim. Akıl bunu anlamayı reddetse de düşün, eğer sevgiyi artıracak bir taktik varsa ve kişi onu arttırmıyorsa, bu da düşüş olarak kabul edilir.

Bu tıpkı dostuna büyük bir hediye veren kişinin durumu gibidir. Eylem sırasında kalbindeki sevgi, eylemden sonra kalbinde geride kalan sevgiden farklıdır. Daha ziyade, sevginin bereketi tamamıyla kaybolana kadar gittikçe küçülür. Bu nedenle, hediyeyi veren kendinde bunu her gün yenilemek için bir taktik bulmak zorundadır.

Tüm çalışmamız budur—her geçen gün aramızdaki sevgiyi göstermek, tıpkı almak gibi, yani akla pek çok ilave yaparak artırmak ve çoğaltmak, ta ki şimdinin bereketi gerçek bir hediye gibi duyularımıza dokunana kadar. Bu zamanı geldiğinde kullanılacak büyük taktikler gerektirir.

15) Baal HaSulam, 2. Mektup

Tüm çalışmamız budur—her geçen gün aramızdaki sevgiyi göstermek, tıpkı almak gibi, yani akla pek çok ilave yaparak artırmak ve çoğaltmak, ta ki şimdinin bereketi gerçek bir hediye gibi duyularımıza dokunana kadar. Bu, zamanı geldiğinde kullanılacak büyük taktikler gerektirir.

16) Baal HaSulam – 47. Mektup

Dolayısıyla, her şeye rağmen dostları sevmenin geçerliliğini sana hatırlatmama izin ver, çünkü var olmamız ve yaklaşan başarımızın ölçüsü buna bağlıdır.

Bu nedenle, tüm hayali yükümlülüklerden vazgeç ve kalbini, sizi gerçek anlamda birbirinize bağlayacak ve bir yapacak taktikleri bulmaya ve düşünmeye doğru yönlendir, böylece “Dostunu kendin gibi sev,” tam anlamıyla içinde gerçekleşir.

17) Baal HaSulam, 47. Mektup

Bu nedenle, tutunabilmen ve geriye dönmemen için yöntemler oluşturdum.

Bunların içinde en önemlisi dostlara tutunmak. Yürekten söz veriyorum ki, bu sevgi mümkündür. İhtiyacın olan her iyi şeyden seni haberdar edeceğim. Her şeye rağmen kendini bunda güçlendirirsen, daha önce söz verdiğim gibi kutsallığın merdivenlerinde gittikçe güçlenirsin.

18) Rabaş, Cilt 1, Makale 4, Her Biri Dostuna Yardım Etti

Görüyoruz ki herkeste ortak olan tek bir şey var: ruh hali. Şöyle denir: “Kişinin kalbinde bir endişe varsa, bırakın başkalarına ondan bahsetsin.” Çünkü kendini canlı ve neşeli hissetmek için ona ne zenginlik ne de bilgelik yardımcı olabilir.

Daha ziyade, kişi, dostunun düşüşte olduğunu görüp, ona yardım edebilir. Şöyle yazılıdır: “Kişi kendini hapisten kurtaramaz.” Aksine, kişinin ruh halini yükseltecek tek kişi dostudur.

Bu demektir ki kişinin dostu, onu bulunduğu durumdan canlılık durumuna yükseltir. Sonra, kişi tekrar yaşama ve zenginliğe dair güven ve güç kazanmaya başlar, sanki amacı şimdi ona yakınmış gibi hareket eder.

Sonuç olarak, herkes dikkatli olmalı ve dostunun ruh halini yükseltmek için ona nasıl yardım edebileceğini düşünmelidir, çünkü ruh hali konusunda, herkes dostunda doldurabileceği bir ihtiyaç noktası bulabilir.

19) Rabaş, Cilt 1, Makale 30, Dostlar Meclisinde Ne Aranmalıdır?

Her biri gruba yaşam ruhu ve umut verip, enerji aşılamalıdır. Bu nedenle, her bir dost kendine şunu söyleyebilmelidir, “Şimdi çalışmada temiz bir sayfa açıyorum.” Diğer bir deyişle gruba gelmeden önce Tanrı çalışmasının gelişiminde hayal kırıklığına uğramıştır, fakat şimdi grup onu yaşam ve umutla doldurmaktadır.

Bu nedenle grup vasıtasıyla güven kazanır ve üstesinden gelme gücü edinir, çünkü artık bütünlüğü elde edeceğini hisseder. Tüm düşüncelerinin -fethedilemeyecek yüksek bir dağla karşı karşıya ve bunun gerçekten de ürkütücü bir engel olduğu- şimdi önemli olmadığını görür. Tüm bunu grubun gücünden almıştır, çünkü her biri guruba cesaret ve yeni bir atmosfer ruhu aşılamıştır.

20) Rabaş, Cilt 1, Makale 2, Dost Sevgisine Dair

Kişi kalbindeki sevgiyi dostlarına karşı açığa çıkardığında, onları uyandırır ve böylece onlar da dost sevgisini hisseder. Bundaki fayda şudur ki, herkesin sevgi gücü diğer herkese entegre olduğundan, dost sevgisini daha güçlü olarak uygulama fırsatını elde ederler.

Bu demektir ki, eğer grup on üyeden oluşuyorsa, kişi dost sevgisini uygulama gücünün bir ölçüsüne sahip olduğu noktada dost sevgisine bağlanmanın gerekliliğini anlayan on güçle entegre olur.

21) Rabaş, 2. Cilt, 24. Mektup

Bu, Yaradan’ın sevgisinin farkındalığını bu yolla korumak zorunda olduğunuzun, tüm gün ve gece, gün veya gece aşamasını hissettiğinizde, daima tetikte olmanız gerektiğinin size yukarıdan bildirilmesinin sebebidir.

Yaradan’a şöyle deriz, “Seninkiler hem gün hem gece.” Bu nedenle, gece de gecenin karanlığı da insanın iyiliği için Yaradan’dan gelir, şöyle yazdığı gibi: “Günden güne konuşmayı ifade eder ve geceden geceye bilgiyi tanımlar.”

Öyle anlaşılıyor ki, alevler kendi kendine yükselene kadar dostların kalplerini uyandırmalısınız, atalarımızın bununla ilgili şöyle söylediği gibi, “Mumları yaktığın zaman.” Bununla Yaradan’ın sevgisinin farkındalığı ile ödüllendirilmiş olursunuz.

Şafağı Ben Uyandırırım

22) Rabaş, 77. Mektup

Bu bizim öğrendiğimiz “maneviyatta hiç eksiklik yoktur,” dan ziyade, ilerlememize yer açılması için geçici bir ayrılıştır. Bu böyledir, çünkü kutsallık için çabaladığımız her an kutsallık alanına gireriz ve kişi sadece kutsallığın fazla kıvılcımından çıkmak için düşer.

Ancak tavsiye şudur ki: Kişi, derecesi onu düşürene kadar beklememelidir, kişi bayağılığını hissettiğinde tekrar yükselir ve bu yükseliş kutsallığa bir parça koymak olarak kabul edilir. Buna mukabil kendisi düşer ve diğer kıvılcımları yükseltir ve onları kutsallık alanına çıkarır.

Bu atalarımızın dediği gibidir: “Kaybetmeden önce, ararım,” yani içinde bulunduğum durumu kaybetmeden önce aramaya başlarım. Bu Baal HaSulam’ın “Şafağı uyandırırım,” diyen Kral Davut ile ilgili söylediği şeydir. Atalarımız şöyle der: “Şafak beni değil, ben şafağı uyandırırım.”

23) Rabaş, Cilt 2, Makale 6, Çalışmada İbrahim’in Sığır Çobanı ve Lot’un Sığır Çobanı Ne Demektir?

Her başlangıçta kişi, cennetin boyunduruğunu yeniden üstlenmelidir, dün Yaradan’a inancı olması yeterli değildir. Bu nedenle her defasında cennetin krallığını edinmek, yeni bir durum olarak kabul edilir, yani kişi cennetin krallığından boş olan bir yer alır ve onu cennetin krallığı ile doldurur. Böylece kişi şimdi daha önce var olmayan yeni bir şeyi açıklığa kavuşturmuştur, boş bir yeri almış ve onu cennetin krallığı ile doldurmuştur. Buna yeni bir kıvılcımı Keduşa’ya yükseltmek denir. Birçok yükselişler yoluyla, kişi, daima boş olan yerden Keduşa’ya kıvılcımlar yükseltir.

24) Rabaş, Cilt 1, Makale 18, Kim Duaya Neden Olur?

Kişi, “ben Yaradan’ın bana yukarıdan uyanış vermesini bekliyorum, o zaman kutsallığın hizmetinde çalışabileceğim,” dememelidir. Baal HaSulam, gelecek hakkında der ki, kişi ödül ve cezaya inanmalıdır, yani şöyle diyebilmelidir, “Eğer ben kendim için değilsem kim benim için ve eğer ben kendim içinsem ben neyim ve eğer şimdi değilse ne zaman?” Bu nedenle kişi bir dakika bile beklememelidir. Aksine, demelidir ki, “Eğer şimdi değilse ne zaman?” Ve daha uygun bir zaman beklememelidir, “böylece kalkacağım ve kutsallığın hizmetinde çalışacağım.” Daha doğrusu bilgelerimizin dediği gibi, ““Vaktim olunca çalışacağım,” deme, vaktin olmayacak.”

25) Baal HaSulam, 38. Mektup

Fakat en önemlisi çalışmadır, yani sıradan bir çalışmanın önemsenmediği, yalnızca “emek” denilen sıradanlığın ötesindeki O’nun çalışması için özlem duymak. Bu tıpkı doymak için bir somun ekmeğe ihtiyacı olan bir insanın durumuna benzer. Tüm yedikleri, “doyurucu yemek” hedefine ulaşmaz, ama somunun son lokması ulaşır. Bu lokma tüm küçüklüğüne rağmen, yemeğin yeterliliğini belirleyen şeydir.

Benzer şekilde, her hizmette Yaradan yalnızca sıradanın ötesindeki parçaları çeker ve onlar, O’nun yüzünün ışığını alacak olan harfler ve Kelim olur.

Amacın Önemi

26) Baal HaSulam, Şamati 4 – Manevi Çalışmada Kişinin Kendisini Yaradan’a Karşı İlga Ederken Hissettiği Ağırlığın Nedeni Nedir?

Dolayısıyla görüyoruz ki kişinin temel çalışması, sadece Yaratan’ın varlığının hissine gelebilmek, yani Yaratan’ın varlığını hissedebilmektir: Ve “tüm dünyanın O’nun muhteşemliğiyle dolu olduğunu görmek.” Kişinin tüm çalışması budur, yani tüm kuvvetiyle yaptığı çalışma, sadece bu koşula ulaşmak içindir, başka hiçbir şey için değildir.

Kişi bir şeyin sahibi olacağı gibi bir yanılgı içerisine girmemelidir, zira kişinin sadece bir tek şeye ihtiyacı vardır, bu Yaratan’a inançtır. Başka hiçbir şey düşünmemelidir ve yaptığı tüm çalışmanın ödülü, sadece Yaratan inancı edinmek olmalıdır.

27) Baal HaSulam, Şamati 211- Kralın Önünde Duruyormuş Gibi

Evinde oturan birisi, Kralın huzurunda duran birisi gibi değildir. Bunun anlamı; kişinin tüm gün Kralın huzurunda olduğunu hissedecek inanca sahip olması gerektiğidir. O zaman sevgisi ve korkusu tamamlanmış olur. Ve kişi bu inanca kavuşmadıkça, dinlenmemelidir, “çünkü hayatımızdır ve ömrümüz bunun içindir” ve biz, bundan başka bir ödülü kabul etmeyeceğiz.

Ve alışkanlık ikinci doğa haline gelene kadar, inanç eksikliği, kişinin kollarına ve bacaklarına dolanır; öyle ki, “O’nu hatırladığımda, O, benim uyumama izin vermez.” Ancak tüm dünyevi şeyler, kişinin arzusunu giderir, çünkü kişi görür ki kendisine zevk veren şeylerden aldığı zevk, yoksunluğunu ve acısını iptal eder.

Ancak, kişi teselli olmak istememeli ve aldığı bu bedensel şeylerde dikkatli olmalıdır ki bu onun arzusunu gidermesin. Kişi şöyle yapar; aldığı zevk yüzünden Keduşa (Kutsallık) kaplarının kıvılcımları ve güçlerinin ondan eksilmesine hayıflanır, yani Keduşa’ya özlem duyar. Ve bu üzüntü yoluyla Keduşa’nın kaplarının kaybolmasını engeller.

28) Rabaş, Cilt 3, Makale 24,  Eksiğimiz Olan Temel Şey

Eksiğimiz olan temel şey ve çalışmak için yakıtımızın olmamasının nedeni; amacın öneminin eksik olmasıdır, yani verdiğimiz hizmeti takdir etmiyor, kime ihsan ettiğimizi bilmiyoruz. Yaradan’ın yüceliği bilgisinden yoksun olduğumuz için bu hizmeti vermekle ödüllendirilmekle ne kadar şanslı olduğumuzu anlayıp ne kadar mutlu olmamız gerektiğini bilmiyoruz; çünkü O’nun yüceliğini anlayabilmek için hiçbir şeye sahip değiliz. Buna “Şehina tozun içinde,” denir, Zohar’a göre anlamı; Yaradan’a ihsan etmenin bizim için önemi toz kadardır, bu nedenle de çalışmak için yakıtımız yoktur, zira bize mutluluk vermediğinde çalışmak için gücümüz yoktur. Ve kendi-sevgisinin aydınlattığı yerde beden, geçimini bundan edinir, ama ihsan etmek için çalışmadan beden hiçbir zevkin tadını almaz, bu kişiyi “yük altında iki büklüm olur” koşulunda zorlar. Ancak kişi önemli bir krala hizmet ettiğini hissettiği zaman bu böyle olmaz, kralın önemine göre, ona hizmet etmekten keyif ve zevk alır.  Böylece ilerlemek için kişi her defasında ona güç veren yakıtı alır, zira önemli bir krala hizmet ettiğini hissetmektedir.

Kişinin böyle bir anlayışı ve hissiyatı olduğu zaman ve kime ihsan ettiğini bildiği zaman, bu kendi-sevgisi amacıyla çalışmanın gücü gibidir. Şimdi ihsan etmek amacıyla çalışmak için gücü vardır, çünkü önemli birine ihsan eden kişi, bundan keyif alır. Böylece On Sefirot Çalışmasına Giriş’te “bırak onu,” hakkında yazılanı anlarız ve eğer o önemli bir kişi ise, ondan alınan keyif nedeniyle, kutsanır. Ve burada yeni bir şey görürüz, önemli birine ihsan etmek, almak gibi kabul edilir. Burada kişi ihsan etmek için almakla ilgili olan Kiduşim hakkında bir makaleyi ortaya getirir. Buradan kişi paranın öteki yüzünü görebilir, yani ihsan etmeye almak denir. Ve bu nedenle kişinin halen yakıtı vardır, zira önemli birine ihsan etmek, ondan bağış almak gibidir, böylece kişinin yakıtı vardır. Buna göre tek eksiğimiz, Yaradan’ın yüceliğine inanmaktır ki böylece ihsan etme çalışması için yakıtımız olsun.

29) Baal HaSulam, Zohar’ın Tamamlanması İçin Bir Konuşma

Dolayısıyla, bilgelerimiz şöyle dedi, “Kendine bir Kabalist yap ve bir dost satın al.” Bu, kişinin kendisi için yeni bir çevre yaratabileceği anlamına gelir. Bu çevre, Kabalist’e değer veren dostların sevgisi vasıtasıyla kişinin Kabalist’inin yüceliğini edinmesine yardım eder. Dostların, Kabalist’in yüceliğinden bahsetmesi onların her birine Kabalist’in hissiyatını verir. Böylece kişinin Kabalist’ine ihsanı alma ve kişiyi, manevi çalışmasını O’nun için çalışmaya getirecek yeterli motivasyon ölçüsü haline gelir.

Bununla ilgili şöyle denilmiştir, “Maneviyat, kırk sekiz erdemle edinilir, dostlara hizmet etmekle ve dostların titizliğiyle.” Bu böyledir, çünkü Kabalist’e hizmet etmenin yanında kişinin dostlarının titizliğine, dostların etkisine de ihtiyacı vardır, böylece kişiyi Kabalist’in yüceliğini edinmede etkileyebilirler. Bunun böyle olmasının nedeni, yüceliği edinmenin tamamen çevreye bağlı olmasıdır ve birey bununla ilgili hiçbir şey yapamaz.

30) Rabaş, Cilt 2, Çalışmada “Erdemli Günahkâr Tarafından Aşikâr Edilir,” Nedir?

Eğer niyetleri Yaradan’a memnuniyet ihsan etmek ise, bu nedenle çabalarını daha çok arttırmak istiyorlarsa, Yaradan’ın yüceliğini arttırmaları gerekir; çünkü ancak O’nun yüceliğine göre kendilerini O’nun önünde eğebilir ve yaptıkları her şeyi cennetin hatırı için yapabilirler. Kutsal Zohar’ın bu ayette söylediği gibi, “Onun kocası kapılarda tanınır.” Bu nedenle cennet rızası için çalışmak isteyenler, çalışmalarına yakıt almak için her gün Yaradan’ın yüceliği hakkında inanç edinmeye çaba göstermelidirler. Zira ancak, Yaradan’ın yüceliği onları O’nun için çalışmaya zorunlu kılar. Ve çalışmalarından aldıkları zevk bundan gelir.

31) Baal HaSulam, 18. Mektup

Cennet krallığının yükünü üstüne alan kişi, Yaradan’a tapınmada çaba harcamaz, O’na gece ve gündüz, karanlıkta ve aydınlıkta tutunur. Yağmur—gelecekte ve şu anda yaratılan—onu durduramaz, çünkü Ein Sof olan Keter her şeyi eşit olarak aydınlatır. Aptal—arkasından ve önünden üzerine gelen engellerin altında yürüyen— herkese Dvekut (birleşme) eksikliğini, bozukluk ya da kendi adına kötülük olarak hissetmediğini söyler.

Eğer hissetmiş olsaydı, kesinlikle az veya çok Dvekut eksikliğinden kendisini kurtaracak bir yöntem bulacaktı. Bu yöntem sıkıntıdaki bir insandan, saklandığı yerde Yaradan’a yakaran bir hırsızdan bile, ister “inancın düşüncesi” ya da “güven” ister “duasının yakarışında,” olsun onu arayandan asla kaçamaz. Bu sebeple dalın kökten ayrılmasını engelleyecek Mohin de Gadlut’a gerek olmaz.

32) Baal HaSulam, Şamati 25- Kalpten Gelen Şeyler

Kalpten gelen şeyler, kalpte yer edinmiştir. Peki, o zaman, kalpte yer edinmiş olmasına rağmen insan bu dereceden hala nasıl düşer?

İnsan, Kabala’nın sözlerini; hocasından duyunca hemen hemfikir olur, kendince hocasının söylediklerini yapmak, kalbi ve ruhuyla yerine getirmek için çalışır. Sonra dünyaya tekrar geldiği zaman görür ki dünyada var olan çeşit çeşit arzuları istemekte, aklı, kendisi ve kalbi çoğunlukla arzusuna boyun eğmekte.

Dünyanın halini değerlendirebilecek güce sahip olamadığı için onu boyunduruk altına alırlar. Onların arzuları içerisinde oynaşır ve mezbahaneye giden bir koyun gibi sürüklenirler. Özgür bir seçimi yoktur; düşündükleri, istedikleri ve can attığı her şey çoğunluğun talepleridir. Ondan sonra onların bu yabancı, iğrenç arzularını seçmeye başlar; bunlar Kabalanın ruhuna aykırıdır. Bu haldeyken de çoğunluğa asla baş kaldırılamaz.

Bunun yerine kişinin yapabileceği tek şey vardır: Hocasına ve kitaplarına sıkı sıkı tutunmak. Buna kitapların ağzından ve yazarların ağzından denir. Ancak kişi bunlara sıkı sıkı sarılarak aklını daha iyiye doğru değiştirir. Zeki tartışmalar fikirlerini değiştirmeye yetmez. Tek çare bütünleşmektir, bu insanı değiştiren mucizevî şifadır.

İnsan sadece kutsallığın içerisindeyken kendisi ile tartışabilir ve zekice polemiklere girip sürekli aklını Yaradan’ın yolunda olması gerektiğine yöneltebilir. Ancak, insan bilmelidir ki, erdemli ve içindeki kötü eğilimi (Sitra Ahra) aklıyla yenebildiğini bilse bile insan bunun hiçbir değeri olmadığını aklında bulundurmalıdır.

Arzuları yenebilecek hiçbir silah yoktur, tüm kavramlar bahsedilen bütünleşmenin (Dvekut’un) sonucudur. Diğer bir deyişle, binasını üzerine diktiği altyapı, hep Yaradan yolunda gitmesi gerektiğini söyler ve bunun temeli ise, hocasıyla olan bağından kaynaklıdır. Dolayısıyla temeli olmazsa, tüm kavramlar güçsüz kalır ve hiçbir dayanağı olmaz.

Son olarak insan, kendi aklına güvenmemeli, kitaplara ve yazarlara tutunmalı, çünkü kişiye sadece bunlar yardım edebilir, zekâ ve akılda hayat yoktur.

33) Baal HaSulam, 18. Mektup

Sabah ilk iş uyanır uyanmaz O’nla Dvekut’un anını kutsamalı ve aklına boş bir düşünce gelmesin diye yirmi-dört saat boyunca kalbini Yaradan’a açmalı ve bunu doğa üzeri ya da imkânsız görmemelidir.

Aslında demir ayırımı yapan doğanın imajıdır ve kişi hissettiği doğanın ayrımını iptal etmeli ve önce bu ayrımların O’ndan gelmediğine inanmalıdır. Sonra kendi doğal arzusunun üzerinde olsa da kalbinin derinliklerinden dua etmelidir.

Bilin ki daima, formlar Keduşa’dan olmadığı zaman bile size engel olur ve hatırladığınız anda da dururlar. Bütün gücünüzle kalbinizi açın, böylece Yaradan O’nla Dvekut’u engelleyenlerden sizi korur. Aşamalı olarak kalbiniz Yaradan’a alışarak genişler ve O’na tutunmaya özlem duyar ve Tanrı’nın arzusu sizin tarafınızdan yerine getirilmiş olur.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
17 - 0,286