e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Kongre ve Ders Materyalleri > Sabah Dersi 2017 – İbur’a Girişte Bütünlük İçinde Çalışmak

Sabah Dersi 2017 – İbur’a Girişte Bütünlük İçinde Çalışmak

1) Baal HaSulam- 25. Mektup

Sevgiden tövbe eden kişi, tam bir Dvekut’la yani en yüksek dereceyle ödüllendirilir ve günahları için hazır olan kişi cehennemdedir. Bunlar realitenin birbirine en uzak iki ucudur.

Öyle görünüyor ki, her şeyin önceden düzenlenmiş olduğunu göstermesi ve her bir ruhun zaten onun ışığında, iyiliğinde ve sonsuzluğunda yapılandırılmış olması haricinde, “bütünlük” olarak adlandırılması gereken “tövbe” kelimesiyle ilgili olarak çok dikkatli olmalıyız. Utanç ekmeği nedeniyle çamurdan bedenle kıyafetlenene kadar, ruh kısıtlamaya gider ve sadece bu şekilde yaptığı tüm kötü eylemlerden elinde kalan ödülle beraber, Tzimtzum’dan (kısıtlama) önceki köküne döner. Ödül genel olarak gerçek Dvekut’tur, yani ruh, utanç ekmeğinden kurtulur, çünkü onun alma kapları ihsan etme kaplarına döner ve formu O’nu Yapan’la eşitlenir, bunu sana sık sık anlatmıştım.

Düşme, yükselme amacıyla olursa, düşüş değil, yükseliş olarak kabul edilir. Gerçekte düşüşün kendisi, duanın harfleri bereketle dolu olduğu için yükseliştir, kısa bir duada harflerin eksikliği nedeniyle bereket az olur. Atalarımız şöyle der, “Eğer İsrail günah işlememiş olsaydı, sadece Musa’nın beş kitabı ve Yaşua’nın kitabı onlara verilmiş olacaktı.”

2) Baal HaSulam, Şamati 40- Rav’a İnanmanın Ölçüsü Nedir?

Bilinen şudur ki bir sağ bir de sol çizgi vardır. Sağ kelimesi doğru olan kelimesinden gelir ve şu satırlardandır “Ve o, Yaratan’a inandı.” Çeviride sağ olarak yazmakta, şöyle ki Rav, öğrencisine doğru yolu (sağ) al dediği zaman.

Sağa genelde “bütünlük” denir ve sola “eksik, kusurlu” denir, yani orada ıslahın eksik olduğu anlamındadır. Bu hal içerisindeyken kişi Rav’ının söylediklerine inanmalıdır, zira kendisine sağ çizgide yürü demektedir, yani “bütünlük” içerisinde.

Nedir öğrencinin içerisinde yürümesi gereken “bütünlük”? Şöyle ki öğrenci kendisine bütünlüğü tanımlamalı, yani sanki Yaratan’a olan inancın tümünü edinmiş gibi ve organlarında Yaratan’ın tüm dünyayı “İyi ve İyilik yapan” olarak yönettiğini hisseder, şu demektir ki tüm dünya O’ndan sadece iyilik görür.

Ancak, kişi kendisine baktığında kendisini fakir görür. Ek olarak, dünyayı gözlemlediğinde, tüm dünyanın ve herkesin derecesine göre ızdırap çektiğini görür.

Böyle bir duruma kişi şöyle demeli, “Gözleri var ama görmüyorlar.” Bu şu demektir kişi birden fazla, çoklu otoritenin altındayken, buna onlar denir, onlar gerçeği görmemektedir. Nedir çoklu otorite? Kişinin birden fazla arzusu olduğu sürece, şöyle ki tüm dünyanın Yaratan’a ait olduğuna, ama tek bir şeyin insana ait olduğuna bile inanırsa, buna çoklu otoritenin altında olmak denir.

Hatta kişi kendi otoritesini Yaratan’ın önünde pasifize etmelidir ve demelidir ki kişi kendisi için yaşamak istememelidir ve yaşamak istemesindeki tek niyet, sadece Yaratan’ına mutluluk vermek içindir. Bu şekilde kişi, kendi otoritesini tümüyle pasifize eder ve kişi kendisini tek bir otoritenin içerisinde bulur, yani sadece Yaratan’ın otoritesinde.

Ancak o zaman kişi gerçeği görebilir, Yaratan’ın tüm dünyayı nasıl iyilikseverlikle yönlendirdiğini. Ancak, kişi birden fazla otorite altındayken, yani hala hem kalbinde hem de aklında iki arzu varken, kişi gerçeği görememektedir. Bunun yerine kişi mantığının üzerine çıkmalı ve şöyle demelidir, “onların gözleri var” ama gerçeği görmüyorlar.

3) Rabaş, Makale 28. Çalışmada Küçük Hakkında, Büyüğü Uyarmak Nedir? (1990)

Şamati (1943) makalesinde, kişinin kendisini, sanki Yaradan’a tam inanca çoktan ulaşmış ve kendi organlarında, Yaradan’ın dünyayı, zaten iyilikseverlik niteliğiyle yönettiğini, yani bütün dünyanın, O’ndan yalnızca iyilik aldığını hissediyormuş gibi tasvir etmesi gerektiği yazar.

Yukarıdakilere müteakip kişi, Yaradan inancına bağlandığında, zamanının belli bir kısmını adamalı ve Yaradan’a yakınlaştırılmakla ödüllendirildiğinde nasıl hissedeceğini gözünde canlandırmalı ve kendi gözleriyle, ona ve bütün yaratılmışlara sunulan, haz ve memnuniyeti görmelidir. Ve ne kadar iyi bir ruh halinde olduğunu ve ne kadar memnun ve mutlu olduğunu görmelidir.

Ve bunu gözünde canlandırmaya devam etmelidir ki böylece kişinin inancı da bunu biliyor ve görüyor gibi olsun. Demek ki, inancın ölçüsü, görüyor ve biliyor gibi olmasındadır. Bu, zor bir çalışmadır, çünkü bu, gerçeğin yoludur; yazıldığı gibi, ‘Gerçek ve İnanç’, yani kişinin inancı, gerçeğe göre olacaktır. Bu tasvirde olduğu gibi, kişi inancının büyüklüğü derecesinde, sanki görüyor ve gözlerine inanıyormuş gibi inanmalıdır.

Demek ki, kişinin görebildiği zamanki etkilenme derecesiyle, böyle olduğuna inandığı, ancak göremediği zamanki etkilenme derecesi aynıdır. Bu nedenle, buna, ‘Gerçeğin yolundaki inanç’ denir, yani kişinin inancı, gerçek inançtır, tıpkı bilmek gibi. Ve buna ‘Gerçek İnanç’ denir, yazıldığı gibi, ‘Gerçek ve İnanç’.

4) Baal HaSulam, Şamati 40- Rav’a İnanmanın Ölçüsü Nedir?

Ayrıca bilmeliyiz ki kişi sağ taraf ile çalıştığı zaman, yukarıdan hazinenin uzatılması için doğru zamandır, zira “kutsanan, kutsal olanla uyumludur.” Başka bir deyişle, kişi bütünlük içerisindeyken “kutsanmış” denir ve bu durumda form eşitliği içerisindedir, zira bütünlüğün göstergesi kişinin mutluluğundadır. Zira yoksa bütünlük içerisinde olamaz.

Hocalarımızın söylediği gibi, “Kutsallık sadece işlenen sevaptan alınan mutluluğun içerisinde kalır” Bunun anlamı şu ki kişiye mutluluk getirmesinin nedeni, işlediği sevaptır, şöyle ki Rav’ının kendisine sağ çizgiyi al demesindeki anlam gibi.

Dolayısıyla, kişi Rav’ının söylediklerini yerine getirir, yani kişinin sağ çizgide ilerlemesi için özel ve sol çizgide ilerlemesi için özel bir zaman vardır. Sol, sağ tarafla çelişkilidir, zira sol demek kişinin kendi adına hesap yapmasıdır ve şimdiden Yaratan’ın yolunda ilerleyerek ne elde ettiğine bakmasıdır ve görür ki fakirdir. Peki, kişi nasıl bütünlük içerisinde olabilir?

Her halükârda, kişi Rav’ının dediklerinden dolayı mantığının üzerinde ilerlemelidir: Şöyle ki kişinin tüm bütünlüğü sadece mantığının üzerine inşa edilmiştir ve buna inanç denir. Bu şu cümlede yansıtılmaktadır: “Benim adımın geçtiği her yerde sana geleceğim ve seni kutsayacağım.” “Her yerde” demek kişi hala kutsanmaya layık olmasa da ona Benim kutsamamı verdim demektir. Bunun nedeni kişinin bir yer oluşturmasındandır, yani mutlu olacağı bir yer  vardır ve buraya Üst Işık yerleşebilir.

5) Rabaş, Makale 23, Gece Yatağımda

Bir adamın içinde üç ortak vardır: Yaradan, babası ve annesi. Babası ona, kişinin içindeki beyazı verir; annesi, içindeki kırmızıyı ve Yaradan ruhu verir… ‘Babası beyazı verir’, dediğimiz gibi, tamlığa, bütünlüğe, ‘beyazlık’ denir, burada kir yoktur. Burada kazanım iki mislidir: 1) Bu yolda, kişi, tamlığa ve bütünlüğe, yani Yaradan’a bağlanmış olmaktan mutluluk duyar. O’nun verdiğinin, bütünlük ve tamlık olduğuna inanır. Bütünlük, kişiyi tam ve bütün yapar, bütün ve tam da hissettirir. Doğal olarak kişi, bundan besin sağlar, böylece yaşayabilir, devam edebilir ve kutsal çalışmayı yapacak gücü bulabilir. 2) Kişinin kutsallık çalışması boyunca edindiği öneme göre, tam anlamda saf olmayan çalışmasıyla ilgili, eksiklik hissetmesi için bir yeri olacaktır. Şöyle ki, o zaman kişi çalışmadaki ihmalinden dolayı, ne kadar kaybettiğini fark edebilir, çünkü Yaradan’ın önemiyle, kendi alçaklığını, aşağıda oluşunu karşılaştırabilir ve bu, ona çalışmasında enerji verir.

Ancak, kişi ayrıca kendisini düzeltmelidir, yoksa karanlıkta kalır ve ‘İhsan etme kapları’ denen, ona uygun Kelim’de (kaplar) parlayan gerçek ışığı göremez. Eksikliklerinin ıslahı için çalışırken, Kelim’in ıslahına, Nukva, eksiklik, denir. Bu, ‘Annesi, kırmızıyı verir’ olarak kabul edilir. Şöyle ki, kişi, o zaman, yoluna engel olan, onu hedefe ulaşmaktan alıkoyan, kırmızı ışığı görür. Sonra dua zamanı gelir, zira kişi, ‘akıl ve kalp’ meselesinde yaptığı çalışmanın ölçüsünü ve ihsan etme çalışmasında ilerleme kaydetmediğini, görmüştür. Ayrıca, bedeninin, kendi doğasının üstesinden gelebilmek için, zayıf olduğunu, büyük bir güce sahip olmadığını da görür. Bu sebeple, eğer Yaradan ona yardım etmezse, kaybedeceğini görür, yazıldığı gibi (Mezmurlar 127), ‘Efendi, evi inşa etmezse, inşa etmek için çalışanlar, boşuna çalışırlar’. Bu ikisinden, yani ‘baba ve anne’ denen, bütünlük ve eksiklikten, ona yardım edenin, ona bir ruh, yaşamın ruhunu verenin, Yaradan olduğu ortaya çıkar. Ve o zaman bebek, dünyaya gelir. Bilgelerimiz bu yüzden, ‘Bir adamın içinde, üç ortak vardır’ demiştir.

6) Rabaş, Cilt 3, Makale 438, Hizmetkârını Kurtar, Çünkü Sen Benim Tanrım’sın!

Başından itibaren kişinin, Yaradan’a mantık ötesi inanması ve Rav’ına övgüler sunması gerekir; bu, mükemmelliği hedeflemek bakımından, kendisini bütün hissetmesi gerektiği anlamına gelir. Kişinin, dostunun ona hediyeler verdiğini hissettiği derecede dostunu övdüğü bilinir. Aynı şekilde, dostunun büyüklüğünü hissettiğinde bu ölçüde dostunu övebilir. Bir başka deyişle, kişi, kendisinde, bir şeylerin eksik olduğunu hissederse ve dostu, bu eksikliği doldurabilirse, dostunu övme gücünü hemen kaybeder.

Bunu takiben, kişi çalışmaya başladığında, derhal mantık ötesi inançta yürümelidir, çünkü hiçbir eksiği yoktur, zira Rav’ı onun tüm dileklerini yerine getirmektedir ve bu nedenle ona ‘tam ve bütün’ denir ve tam olan, tam ev, bütünle bağ kurar. Ancak, kişinin bir eksikliği olduğunda, onun eksikliği, bütünle bağlantı kuramaz.

Ve sonra, kişi eksikliklerini, Rav’ından hediye isteyen bir hizmetkâr gibi, düzenleyebilir, sonra kendi gerekliliklerini isteyebilir. Şöyle ki, ‘yargıç, yalnızca gözüyle gördüğüne sahiptir’ ve kişi, hiçbir eksikliğini göz ardı etmemelidir. Tam tersine, eksikliğini hissettiği ölçüde, Rav’ının, isteklerini yerine getirmesi için, dua edebilir. Bu nedenle, sıkça talepte bulunan öğrenciler, istenen öğrencilerdir.

Sonunda, kişinin bir eksikliği kalmamalı ve mantık ötesi inancın yolunda yürümeye devam etmelidir, zira o mükemmelliği amaçlar. Yazılmış olan budur, ondan aldığı hediye için, efendisini öven bir hizmetkâr olarak yürür, gider. Ve bütün taleplerine, ‘hediye’ denen, karşılığı çoktan aldığına, mantık ötesi inanır ve bunun için Rav’ına teşekkür eder. Ve kişinin ayrılık içinde yaşaması, yani istediğini vermediği için, Rav’ına karşı şikâyetçi olması yasaklanmıştır. Bundan dolayı, kişi eksik, yetersiz olmamalı ve daima mutlu olmalıdır, bununla birlikte, alma kaplarını edinmesi için, eksiklikler uyandırmalıdır.

Buna, fedakârlığın yükselişleri ve düşüşleri denir, ‘başlangıçta bilmek ve sonunda bilmek ve aynı zamanda gizlilikle’ yani, bilmek ve kişinin gizliliği görmesine izin verildiğini bilmesi arasındaki fark. Yani gerçeğin farkındalığında, kişi çalışmasının Rav tarafından kabul edilebilir olup olmadığını hissetmek için, bir ifşaya sahip değildir.

Dolayısıyla, kişi Tora’daki ve kendisi için çalışmadaki hiçbir eksikliği ifşa edemez, bunun yerine kişi, tam ve bütün olduğu mükemmelliğin planında, daima aldığı tadın ve mantığının ötesinde yürümelidir. Ancak ortada, var olan eksikliklerinden yalnız uygun gördüğü arzuları için talepte bulunabilir. Akabinde, bütün mükemmelliği, inanç üzerinde inşa olur ve eksiklikleri, bilgi üzerinde inşa olur, zira ‘yargıç, yalnızca gözlerinin gördüğüne sahiptir’.

7) Rabaş, Makale 6, Çalışmada, Kişi Gururu Ne Zaman Kullanmalıdır?

Tora ve Mitzvot’u tutarken, kişinin, iki çizgide, sağda ve solda, bir başka deyişle, mükemmelliğin zamanı ve eksikliğin zamanında yürümesi gerekir. Zira bir taraftan, kişinin, Yaradan’ı övmesi gerekir ve Yaradan’dan pek çok iyilik gördüğünü hisseden kişi, Yaradan’a şükretmeye kesinlikle daha muktedirdir. Bundan dolayı kişi Tora ve Mitzvot’a bağlandığında, sanki Yaradan, Kral’ın hizmetkârlarından biri olması için kendisini, daha yakınına getirmiş gibidir, bütün ve tam olma zamanıdır. Ancak, kişi kendini kandırmamalı ve böyle bir duyguya sahip değilken, Kral’a hizmet ettiğini hissettiğini söylememelidir. Eğer öyleyse, kişi, böyle hissetmiyorken, kendisini daha yakına getirdiği için, Yaradan’a daha fazla nasıl teşekkür edebilir?

Bu nedenle, kişi son derece aşağıda olmasına rağmen, yani hala kendi-sevgisine batmış durumda olduğunda ve mantık ötesi hiçbir şey yapamadığında bile bunu söylemelidir. Buna rağmen, Yaradan kişiye, Tora ve Mitzvot’a tutunması için, bir arzu ve bir düşünce vermiştir. Ayrıca, ne olursa olsun, maneviyatta halen biraz olsun anlayışa sahiptir, onunla konuşan ve iddialarıyla rahatsız eden, ajanlar koşulunun üstesinden gelebilmesi için, ona biraz olsun güç verilmiştir.

O zaman kişi dikkat etmeli ve Yaradan’ın ona ihtimam gösterdiğine ve Kral’ın sarayına giden yolda kendisine rehberlik ettiğine inanmalıdır. Bu sebeple, Yaradan’ın ona ihtimam göstermesinden ve ayrıca inişler vermesinden mutlu olmalıdır. Bir başka deyişle, Yaradan’ın ona yükselişler verdiğine, anlayabildiği kadar inanmalıdır, zira kişi yükselişleri kendi kendine edindiğini kesinlikle söyleyemez, daha doğrusu Yaradan, onu daha yakına getirmiş ve bundan dolayı yükselişler vermiştir.

Benzer şekilde, düşüşleri de daha yakına getirmek istediği için, Yaradan’ın verdiğine inanmalıdır. Bu nedenle, kişi, yapabildiği her eylemi, sanki yükseliş koşulundaymış gibi yapmalıdır. Böylece, düşüş esnasında, kişinin bunun üstesinden gelmesine, aşağıdan uyandırma denir. Ve kişi, yaptığı her eylemle, bunun Yaradan’ın iradesi olduğuna ve bu sayede, kendisinin, daha büyük bir yakınlaştırmayla ödüllendirileceğine inanmalıdır. Böylece kişi, Yaradan’ın onu daha yakına getirdiğini, bizzat hissetmeye başlar.

8) Rabaş, Cilt 1, Makale 3, Gerçeğin Ve İnancın Anlamı

Bize mantık ötesi inanç yolu verilmiştir, yani hislerimizi ve aklımızı dikkate almayıp, şunu söylemeliyiz, “Onların gören gözleri yok. Onların duyan kulakları yok.” Daha ziyade inanmalıyız ki, Yaradan bizim için iyi olanı bilir. O, olduğum aşamamı hissetmemi ister ve ben kendimi nasıl hissettiğimle ilgilenmem, çünkü ihsan etmek için çalışmak isterim.

Dolayısıyla temel şey şudur ki, Yaradan için çalışmam gerek. Çalışmamda bütünlük olmadığını hissetmeme rağmen, yine de üst olanın Kabında, yani üst olanın perspektifinden ben kesinlikle bütünüm. Bu nedenle çalışmamdan—Kral’a en düşük seviyede hizmet etme ayrıcalığından—hoşnudum. En azından Yaradan’ın O’na birkaç derece yakınlaşmama izin vermesi benim için büyük bir ayrıcalık.

9) Rabaş, Cilt 3, 42. Makale, Efendiye Mutlulukla Hizmet Et

Kutsal Zohar sorar: “Efendi kırık kalbe yakındır,” diye yazılmamış mı? Yaradan’a hizmet eden yani niyeti ihsan etmek için olan kişi, mutluluk içinde olmalıdır, çünkü Yaradan’a hizmet etmektedir. Eğer kişi çalışma sırasında mutlu değilse bu onun Yaradan’ın yüceliğini takdir etmediğine işaret eder. Bu nedenle kişi, mutlu olmadığını hissederse, Yaradan’a dua etmeli; O’nun yüceliğini hissetmesi için kalbini ve gözünü açması için.

Ve burada iki durum gelişir:

1) Kişi Kral’ın yüceliğini hissetmediğine hayıflanır.

2) Kişi mutlu olur, çünkü tüm hüznü manevi yoksunluktan gelmektedir; yoksunlukları alma arzusundan gelen diğer insanlar gibi değildir.

Ve kişi ona bu bilgiyi- maneviyat için endişe duyup hayıflanmayı- kimin verdiğini anlamalıdır. Ve bu onu mutlu etmelidir, çünkü Yaradan ona manevi yoksunluk hakkında düşünceler yollamaktadır; buna “Efendinin kurtarışı,” denir ve bu nedenle de kişi mutlu olmalıdır.

10) Rabaş, Cilt 2, Makale 1, Çalışmada, “Bizim Senden Başka Kralımız Yok,” Nedir?

Kişinin tam ve bütün olan bir şeyi alabilmesi için, tam bir eksikliğe sahip olması gerekir, bundan dolayı, her seferinde yukarıdan, kişiye, bedeninde saklı olan eksikliği gösterilir. Bu nedenle, tam olarak, ona, doyum verdiği gibi, zira ‘bir eksiklik olmadan, doyum olmaz’, kendisine eksikliklerini göstermekle, Yaradan’ın ona iyilik yaptığını söylemelidir.

Böylece, açıklayabiliriz (Mezmurlar 89) ‘Sonsuza kadar, Yaradan’ın merhametini şarkılarla öveceğim; bütün nesillere kendi ağzımla senin sadakatini bildireceğim’. Kişi, ‘Sonsuza kadar, Yaradan’ın merhametini şarkılarla öveceğim’ sözünü ve eksikliklerle dolu olduğunu ve kalbinin, Yaradan’la bütün olmadığını gördüğünde, Yaradan için şarkı söylemenin nasıl mümkün olduğunu anlamalıdır. Ve kişi Yaradan’dan uzak olduğunu ve hatta bazen mücadeleden kaçmak istediğini hisseder. Bunun, Yaradan’ın merhameti olduğunu ve Yaradan’ı, bunun için şarkıyla öveceğini nasıl söyleyebilir ki?

Kişi bu aşağı durumda oluşunun nedeninin, şimdi daha kötü olması yüzünden olduğunu söylememeli, aksine şimdi, tüm yaptığı işler, yalnız cennet hatırına olsun diye, kendini düzeltmek istemektedir. Yukarıdan ona gerçek durumu, yani bedeninde gerçekte ne olduğu gösterilmektedir ki bu çok gizliydi ve dışarıdan görülmüyordu, ama Yaradan şimdi ona bunu göstermekte. Bunun hakkında denilebilir ki Yaradan’ın ona içindeki kötülüğü göstermesi merhamettir, zira böylece gerçeği bilecek ve Yaradan’dan gerçek bir dua ile talepte bulunabilecek. Böylece şimdi bir yandan Yaradan’dan ne kadar uzak olduğunu görebilecek ve diğer yandan da kişi Yaradan’ın kendisine yakın olduğunu ve ona ihtimam gösterdiğini ve ona eksikliklerini gösterdiğini söylemelidir. Bu nedenle kişi, merhametin var olduğunu söylemelidir, yazıldığı üzere; “sonsuza kadar Yaradan’ın merhametine şarkı söyleyeceğim.” Bu şudur, kişi bir yandan neşelidir ve şarkı söylemesi bundandır ve diğer yandan tövbe etmesi gerektiğini, yani Yaradan’ın onu yakınına getirmesi ve ona ihsan etmek için arzu, yani ikinci bir doğa vermesini istemesi gerektiğini görür.

11) Rabaş- 2. Makale 4. Çalışmada, Suyun Taşması, Nedir?

Orta çizgi, iki çizginin birleşmesidir. Keduşa’nın sağ çizgisi, mantık ötesi bakımından, bütünlük ve tamlıktır ve sol çizgi, kişinin kendisini mantık içinde, tamamlanmamış görmesi demektir, ama tam tersine, kişi eksikliklerle doludur.

Bu sebeple, orta çizgi, iki çizgiden oluşur. Şöyle ki, mantık içinde ona görünen, kendi durumunu ona gösteren mantığı olmadan önce, mantık ötesi gitmek imkânsızdır. O zaman, zihninin onu yapmaya zorunlu kıldıklarına bakmadığı söylenebilir. Daha doğrusu, aklın üstünde ilerler, bilgelerin ona söylediklerine inanır ve kendi aklını kullanmaz.

Ama ona bir şeyler söyleyen aklı ve mantığı olmazsa, mantık ötesi ilerlediği söylenemez. Bu yüzden, orta çizgiye, ‘barış’ denir, zira iki çizgiye ihtiyacı vardır. Yani, iki zıt çizgiyle ve her ikisine de ihtiyaç duyarak.

Peki ama buna, neden ‘barış’ denir? Kişi iki çizgiye birden sahip olduğu zaman, sağ çizgiyi, sol çizginin üzerinde yükseltmesi gerektiğini, Zohar’da yazdığı gibi, yorumlamalıyız. Bunun anlamı şudur, bütünlük çizgisinin, sol çizginin, mantığın ötesinde, inşa edilir ve bununla Yaradan sevgisi için arzu ediniriz. Bu, mantık ötesi Segula’dır (erdem, çare, nitelik).

Bu Baal HaSulam’ın söylediği gibidir; Yaradan ona mantık ötesinde hizmet etmemizi ister, Yaradan’ın bu yolu, çünkü bu yaratılmış olanların, Dvekut’la ödüllendirilmeleri için, en başarılı yol olduğu için seçmiştir. Ve böylece, yazıldığı gibi (Mezmurlar 85), ‘Yaradan’ın söyleyeceklerine kulak vereceğim, çünkü O, halkına ve takipçilerine barıştan bahsedecek ve onların akılsızca yapılan işlere geri dönmelerine izin vermeyecek’. Dolayısıyla iki çizginin birleştirilmesine, ‘barış’ denir ve bu Keduşa’daki orta çizgidir.

12) Rabaş, Cilt 3, Makale 401, Dinle Ey İsrail

Ve kişi Yaradan çalışmasına, ‘erkek’ denilen, sağda başlamalıdır ki bu mükemmelliktir ve buna ‘payına düşenle mutlu’, yani ‘Hafetz Hesed’ denir. Ve Tora ve Mitzvot’tan aldığı tat ve canlılık, Tora ve Mitzvot’u uygulaması için yeterlidir. Çünkü Yaradan’ın isteği olan, ilahi takdire inanır. Ve kendisini, bütün bir adam olarak hisseder ve bu yüzden, çalışmada ona pay veren, Yaradan’ı över ve şükranlarını sunar. Buna ‘erkek’ denir, kendisini tamamlanmış hisseder, daima mutludur ve ‘Efendi’ye sevinçle hizmet etmeyi’ sürdürür.

Buna, ‘bölünmüş beden’ denir, çünkü kadından yoksundur. Bundan dolayı, kişi sol tarafta, yaklaşımının ve düşüncelerinin tam olup olmadığını incelemeye başlar ve o zaman gerçeği görür. Halen kendisi için alma arzusunun içine batmıştır ve başkaları için hem kendisi ve dostu hem de kendisiyle Tanrı arasında, hiçbir şey yapmaya muktedir değildir. O zaman, kötülüğün farkına vardığı ölçüde ve ‘yapabileceğin her şeyi yap’ yönünde, eyleme geçebilir. Ve kişi, aynı şekilde, kalbinin derinliklerinden dua edebilir, çünkü kişi yalnızca kötülüğü hissettiği zaman, yani bunun kötü olduğunu hissettiği zaman, o ölçüde kötülükten kurtulmak için eyleme geçer ve buna bir eksiklik, ‘Nukva’ denir.

Dolayısıyla, kişinin, iki zıt koşul için yeri vardır. Bir taraftan, tam ve bütün olarak kabul edilir, bu sağdır, Hesed’dir, kendi payından hoşnuttur ve Tora ve iyi işlerin olduğu yere kendisini getirdiği için, Yaradan’a şükredebilir. Diğer taraftan, Yaradan çalışmasından dışlandığı için, Yaradan’a dua edebilir, zira her şey, kendini sevme koşulu üzerinde inşa edilmiştir. O zaman kişiye, adam denmez, ‘tam bir adam’ denir, çünkü, eksikliklerini görür görmez, sağ çizgiden de kaçar.

Ancak kişi kötü halini çoktan gördüğünde, buna rağmen, kendisini, tam olduğu yerde, mantık ötesinde güçlendirdiğinde ki bunun kanıtı, Yaradan’a şükredebilmesidir, o zaman kişiye, tam ve bütün denir. Buna, ‘sağ ile sol ve aralarındaki gelin’ denir, çünkü kişi, erkek ve kadın olmadan, geline yani gerçek cennet krallığına ulaşamaz.

Bu, ‘Efendi’ye sevinçle hizmet edin’ koşuludur ve Kutsal Zohar, kalbi günahlarından dolayı kırık olan kişinin, nasıl mutlu olabileceğini sorar, zira der ki ‘kişi daima, Hesed ve korku olan, iki kapıdan girer’. Bu, yukarıda yazılanlarla açıklanabilir, yani doğru kapı, mantık ötesi inanç, bütünlük ve ‘Hafetz Hesed’ olduğundan, ilahi takdirdir. Ve diğer kapı da korkudur, yani Gevura, soldur ve bunun açılması için kişinin çaba sarf etmesi ve dua etmesi gerekir ve buna ‘Adam’ denir. Çünkü kişi bütünlük ve eksiklik olan, iki koşula sahiptir ve buna, kişinin çalışmasının tamamlanması denir.

13) Baal Hasulam. Şamati 53 – Kısıtlama Meselesi

Kısıtlama meselesi kişinin içinde bulunduğu durumu sınırlaması ve Gadlut (Yücelik/büyüklük) derecesini istememesi. Kişinin içinde bulunduğu Gadlut derecesi ne olursa olsun, hatta kişinin en küçük Katnut (Küçüklük) derecesi bile olsa, bu sonsuza kadar yansır ve kişide Dvekut koşulu sonsuza kadar olur denir. Ancak, daha büyük Gadlut isteyen birisi olursa buna lüks denir.

“Herhangi bir üzüntü fazlalık olacaktır” cümlesinin anlamıdır, şöyle ki kişiye mutsuzluk lüks şeyler istediği zaman gelir. Bu şu demek, İsrailoğulları (maneviyata yönlenmiş bir insana İsrailoğlu denir) Tora’yı (Tevrat ışık anlamındadır ve ıslah olmak için kullanılan metot, ilaç olarak bilinir), Musa halkını dağın eteğine getirdi, yazdığı gibi “ve dağın en alt kısmında durdular.

(Dağ kelimesi (İbranicede: Har) düşünceler demektir (İbranice: Hirhurim)). Yani Musa onları düşüncenin sonuna, anlayışa ve nedenine getirdi, olabilecek en alt dereceye. Ancak o zaman böyle bir koşulu kabul ettiler, içlerinde hiçbir tereddüt ve karşılık olmadan, sanki en büyük Gadlut derecesindelermiş gibi ve bundan mutluluk duyarak.

“Yaratan’a memnuniyetle hizmet edin” cümlesi bunu anlatmaktadır. Şöyle ki Gadlut zamanında, bizlere mutluluk duyacağımız bir iş veriyor demek alakasızdır, zira Gadlutdayken, mutluluk kendiliğinden gelir. Bunun yerine, mutlu olmaları için verilen iş, onlara Katnut zamanında verilir, kendilerini Katnutta hissetmelerine rağmen bu aslında çok büyük bir çalışmadır.

Seviyenin esas kısmı budur denir, yani Katnut koşulunun anlaşılması. Anlayış sürekli olmalı ve Gadlut sadece bir eklemedir. Ayrıca, kişi ana bölüm için özlem duymalı, eklemeler için değil.

14) Rabaş, Cilt 2,  Çalışmada, Yaradan’ı Kutsamadan önce, Selamlama Yasağı Nedir?

Bir Bilge’nin Meyveleri kitabında, kişinin, Yaradan’a kavuşmayı, yani Yaradan olarak kabul edilen, tam bir idrake, O’na tutunmaya, özlem duyması gerektiği yazar. Bunun anlamı şudur; içinde maneviyatı arzu eden hiçbir şey bulmasa bile, kişi bütünlük olarak kabul edilen, sağ çizgide yürümesi, Yaradan’a dua etmesi ve şükretmesi gerektir. Ama bu durumda, kişi Yaradan’a nasıl teşekkür edebilir, nasıl göründüğüne bakmaksızın, söylediklerini Yaradan’ın duyduğunu, O’na atfettiği çalışmasını, O’nun kabul ettiğini nasıl söyleyebilir?

Ancak kişi yalnızca Yaradan’la ilişki kurar ve ‘Yaradan’a dönüyorum ve O’nun isteklerime cevap vereceğine inanıyorum’ derse, bununla mutlu olur ve kendini üstün hisseder. Şöyle ki, halkın geri kalan kısmının, maneviyatla bir bağlantısı yoktur ve Yaradan’ın kendisine maneviyatı olmadığına dair bir his verdiğine inanır. Her ne şekilde olursa olsun, maneviyatla ilgili düşünmeye ilgi duyduğu bir gerçektir, buna sahip olup olmaması ya da şu anda, tam olarak aşağı olmasının bir önemi yoktur, yani şimdi derecelerde yükselmek ve bulunduğu aşağılık durumdan ayrılmak için, hiçbir arzusu olmadığını görür. Ancak Yaradan’a şükreder, çünkü halkın geri kalanı maneviyatla ilgili herhangi bir düşünceye sahip değilken, en azından kendisi, maneviyat hakkında düşünmektedir.

Eğer kişi, Yaradan’a şükredebilirse, bu ona sevinç verir ve Lo Lişma’dan (O’nun adına değil), Lişma’ya (O’nun adına) gelir. Bununla kendi bütünlük durumundan yükselir ve böylece hesap yaptığı ve Yaradan’a şükrettiği durumdan önceki, kendi aşağı halini bile unuttuğu bir koşula gelir, bu, ona sanki hep bu koşuldaymış gibi hissettirir.

Bu, ‘Kutsal olan, Kutsal olana tutunur’ muhakemesinden uzanır, zira Yaradan’a ettiği şükürler, kişinin tam ve bütün hissetmesini sağlar ve duyduğu sevincin derecesi kadar genişler, böylece kademesi yükselebilir. Bu yolun doğru olduğunu söylemeliyiz, yani adamın, Keduşa’nın önemine değer biçme gücü yoktur, ancak Keduşa’nın herhangi bir şeyine dokunmak bile Yaradan için, bütün maddesel şeylerden çok daha fazla, son derece önemlidir.

15) Rabaş, Cilt 2, Çalışmada Suyun Taşması Nedir?

Bina niteliği, merhamet ister, yani, hiçbir şey almaya ihtiyaç duymadığı için özgürdür, zira yalnızca almaya ihtiyaç duyan, sınırlıdır ve başkalarının görüşlerine bağımlıdır. Ancak gözleri kapalı giden ve herhangi bir yüceltilmeye ya da başka bir şeye ihtiyaç duymayan kişiye, ‘özgür’ denir.

Ancak, Bina niteliğini edinmeden önce, çok iş olduğunu bilmeliyiz. Şöyle ki, kişi, aklı ve duygularıyla aza razı olmalı ve kendi payına düşenle, sahip olduğuyla mutlu olmalıdır. Bu kişi, daima bütünlüktedir çünkü, kendi payına düşenle mutludur.

Ama kişi, henüz bu niteliği edinmemişse ve alma arzusunun üstesinden gelemediğini görüyorsa, ne yapabilir? O zaman, ona yardım etmesi için Yaradan’a dua etmelidir, böylece çalışmaya gözleri kapalı girebilir, hiçbir şeye ihtiyaç duymaz ve bedeninin buna direnmesine rağmen, her şeyi Yaradan hatırına yapabilir.

Şöyle ki, kişi, Yaradan’a, kendisine nasıl yardım etmesi gerektiğini söylemez. Aksine, kendisine boyun eğdirip, Yaradan’ın önünde, kendini, koşulsuz olarak iptal etmelidir. Ama bedeninin üstesinden gelemez… Bu sebeple, Yaradan’dan, beyin, akıl ya da duygu değil, üstesinden gelebilme gücü vermesini ister.

Kişinin, Yaradan’a verdiği herhangi bir tavsiye, sanki kişinin şartlar koyuyormuş, bir statüsü ya da bir görüşü varmış gibi görünür. Ama Yaradan’a koşullar sunması kişinin küstahlığıdır ve ‘Eğer bana çalışmada mesela iyi bir tat verirsen, senin için çalışabilirim. Aksi takdirde çalışamam.’ der. Bunun yerine, kişi şöyle demelidir: ‘Kendimi iptal etmek ve koşulsuz olarak teslim olmak istiyorum, bana sadece kendi-sevgisinden çıkmak ve Yaradan’ı bütün kalbimle sevebilmek için güç ver’.

16) Baal HaSulam, Şamati 11- Titreten Bir Sevgi

Mutluluk; sevgi olarak bilinir ve bu hayatta olmaktır. Evinin duvarlarını delik açmadan yapan bir kişi gibi, evine giremez, zira evine girebilmesi için geçeceği bir yer yapmamıştır. Dolayısıyla, eve girebilmesi için duvarda bir oyuk olması gerekir.

Dolayısıyla, sevgi olan yerde, korku da olmalıdır ve oyuk olan yere korku denir. Başka bir deyişle kişi, içinde sanki ihsan etmeye yönelemeyecekmiş, korkusu oluşturmalı.

Şöyle ki, her ikisi olunca bütünlük olur denir. Yoksa her ikisi birbirini iptal etmek ister ve bu yüzden kişi her ikisine de aynı yerde sahip olmalıdır. Bu, aynı zamanda sevgi ve korkuya olan ihtiyacı tanımlar.

Sevgiye var olmak denir, korkuya ise ölüm ve çukur denir. Ancak, ikisi bir arada olursa bütünlük olur. Buna aynı zaman da “iki bacak” denir ki kişi sadece iki bacağı varsa yürüyebilir.

17) Baal HaSulam, Şamati 212- Sağın Benimsenmesi, Solun Benimsenmesi

Orada sağın benimsenmesi vardır ve orada solun benimsenmesi vardır. Ve her ikisi de sonsuz olmalıdır. Bunun anlamı, kişi “sağ” koşulundayken, dünyada “sol” gibi bir anlayışın olmadığını düşünmelidir. Ve ayrıca, kişi solda olduğunda, dünyada “sağ” gibi bir anlayış olmadığını düşünmelidir.

“Sağ”, Takdiri İlahi anlamına gelir ve “sol”, ödül ve cezanın rehberliği anlamına gelir. Ve sağ ve solun birlikte olması gibi bir şey olmadığını söyleyen bir akıl olmasına rağmen, kişinin mantık ötesi çalışması gerekir, yani mantık onu durdurmayacaktır.

En önemlisi mantık ötesidir. Bu, kişinin tüm çalışmasının, mantık ötesiyle yaptığı çalışma ile ölçüldüğü anlamına gelir. Ve sonra mantık içine girse bile bu önemli değildir, çünkü artık onun temelinde mantık ötesi vardır ve bu yüzden daima kökünden çeker.

Bununla birlikte, mantık içine girdiğinde, özellikle mantık içinde beslenmek ister ise, o zaman Işık derhal ayrılır. Ve eğer genişlemek isterse, mantık ötesi ile başlaması gerekir, çünkü bu onun bütün köküdür. Ve sonradan Keduşa’nın (kutsallık) mantığına varır.

18) Rabaş, Cilt 1, Makale 31

İbur’da iki güç vardır: 1)  Katnut (bebeklik, küçüklük), Gadlut (yetişkinlik, büyüklük) için hazırlık dönemidir ve Katnut derecesi olmadan Gadlut olmadığından, Katnut’u edinmek için bir geçiş düzenidir, fetüsün tasvirinin, Katnut (bebeklik, küçüklük) olduğunu gösteren, bir betimleme gücü vardır. Ve kişi Katnut’ta olduğu sürece, halen tamamlanmamıştır. Keduşa’da bir eksiklik olan her yerde, Sitra Ahra’ya bir tutunma vardır ki bu İbur’u bozabilir ve  tamamlanamaz. Bununla kişi başarısızlığa uğrar, yani kişi, İbur koşulu tamamlanmadan önce doğar.

Bu böyledir, çünkü İbur’da, 25 Partzufim (Partzuf’un çoğulu) vardır, yani NRNHY ve ayrıca her birinin NRNHY’ı vardır. Bundan dolayı, orada bir alıkoyma gücü olmalıdır, yani Katnut’ta bile, orada bütünlük olmalıdır. Fetüsün kendisinin, ihsan etmek için Gadlut’u alabileceği, Kelim’i (kaplar) olmamasına rağmen, kişi bunu, annesi aracılığıyla alır. Annesinin önünde kendini iptal ederek, annesinin Kelim’inden Gadlut alabilir. Bu, ‘Bir embriyo, annesinin uyluğudur, annesi ne yerse, onu yer’ olarak kabul edilir.

Şöyle ki, kişinin, annesinin yediğini yemekten başka seçeneği olmadığından, annesinin bildiğini yemesine izin verilir, o da yer, yani, kendisinde iyi olanla, kötü olanın seçimini değiştirir. Daha doğrusu, hepsi anneye atfedilir. Buna ‘annesinin uyluğu’ denir, bu, kendisinin bir adı hak etmediği anlamına gelir.

19) Rabaş, Cilt 3, Makale 18, Çalışmada kişinin sağ elini solun üstünde yükseltmesi nedir? (1991)

Kişinin çalışmada gelişme kaydetmesi için, sağ ve sol denen iki çizgide ilerlemesi gerekir. Herhangi bir eksikliği ifşa etmek yasak olduğu için, sağ gereklidir. Çünkü, kutsallığın olmadığı yerde, Sitra Ahra’nın (diğer taraf) tutunması vardır, kutsal Ari’nin söylediği gibi, ‘İbur, betimleyici kuvveti ve engelleyici kuvveti gerektirir’. ‘İbur’, kişinin, Kutsallığa girişinin başlangıcı demektir. Betimleyici güç, gerçeği ortaya koyan güçtür, yani, çalışmanın bir resmidir. Kişinin, bulunduğu durumun kabul edilebilir bir tasvirine sahip olması demektir, bir başka deyişle çalışmasını aydınlatması, kendisinin bütünlükte olup olmadığına bakmaksızın, çalışmasını gözlemlediğinde, çalışmasının hangi formda olduğunu, -ihsan etmek için mi çalışıyor veya en azından ihsan etmek için mi çalışmak istiyor- bunu görmesi demektir. Engelleme kuvveti şudur; betimleme gücü, kişiye gerçeği gösterdiği zaman, çalışmanın başlangıcı olan, İbur zamanında, kişinin, kusurları kesinlikle gördüğü ve orada Sitra Ahra için bir tutunma olduğu zaman, kişi engelleme kuvvetine sahip olmalıdır ki böylece doğmamış olan, iptal olmasın, yani Sitra Ahra’ya düşmesin. Ve şu durumu engellemek, bir kusur olsa bile, düşük olmaması için, betimleyici güç, bu çalışmanın formunu gösterir ve bu engelleyici güce ‘sağ’ denir. Kişi bütünlüğe geçtiği için, yani ‘kişi sahip olduklarıyla mutlu olmalıdır’, diyen bilgelere -inandığı için, Tora ve Mitzvot’da sahip olduğu herhangi bir kavrayış, onun için büyük bir ödül sayılır. Çünkü, onun sahip olduğu kadar zayıf bir kavrayışa bile, sahip olmaları için, Yaradan’ın onlara düşünce ve arzu vermediği insanlar olduğunu görür. Buna, ‘engelleyici kuvvet’ denir, böylece kişi çalışmadan düşmez ve daha sonra doğar. Yani,  kendisini İbur’da, çalışmanın başlangıcında tutarak, kişi bu çalışmada, sol ve sağ olmak üzere iki çizgiye sahip olur, doğmuş olmakla ödüllendirilir ve kutsallıktaki ‘Yenika (süt bebeği)’ koşuluna ulaşır. Böylece betimleyici güç ve engelleyici güç vasıtasıyla, Kutsallıkta tam bir yeni doğan olur.

20) Rabaş, 36. Mektup

Buraya kadar “sol reddeder,” denilen sol çizgi perspektifinden bahsettim. Bu pek çok çalışma, tüm engelleri ve yabancı düşüncelerin üstesinden gelme çabası gerektirir. Ancak, aynı zamanda sağ çizgiye de bağlanmalıyız, atalarımızın dediği gibi, “Tora’nı kalıcı, çalışmanı geçici kıl.” Tora bütünlük olan sağ olarak kabul edilir. Kişi kendini faziletlerle ve soylu niteliklerle dolu mükemmel biri olarak görmelidir. Tora ve Mitzva çalışmasını elinden geldiğince bütün bir insan için uygun olacak şekilde düzenlemelidir.

Ancak, kişi arzusunu tamamlayamadığında bundan pişman olmamalıdır. Bu demektir ki, kişi iyi amel yerine getirmeyi ve Tora çalışmayı arzulayıp da yapamıyorsa bundan pişmanlık duymamalı, bilakis sağ çizgide çalıştığı için mutlu olmalıdır. Yapabildiklerinden tatmin olmalı, O’nun adını kutsamalı ve şükretmelidir. Günde bir dakika çalışması bile onun için büyük bir hazine bulmuş gibi olmalıdır.

Bu basit bir amel bile olsa yine de mutlu olmaya çalışmalı ve Kral’a hizmet etmesine izin verilmiş olmasından canlılık almalıdır. Çalışma sırasında olması gereken budur. Bu sağ çizgi Tora olarak kabul edilir, şöyle yazdığı gibi, “O’nun sağında ateşten bir yasa var.” Her fırsat için Yaradan’a şükretmelidir.

Baal HaSulam’dan duyduğuma göre, övgü ve şükranla, kişi Yaradan’a yakınlaşır ve aşağıdan O’nun kutsallığını çeker. Kişi kendini bütün hissetmelidir ve sonra kutsanmış olarak kabul edilir, çünkü kutsanmış kutsanmışa tutunur. Eğer kişi kendini lanetlenmiş olarak görürse, lanetli lanetliye tutunamaz.

Dolayısıyla, kendinizi Tora ve Mitzvot yerine getirirken bütün olarak görmelisiniz. Bu sırada içinizde hiç kusur bulmamalısınız, şöyle yazdığı gibi, “İçinde kusur olan yaklaşamayacak.” Buna bütünlük “Tora” denir.

21) Rabaş, Cilt 2, Makale 37, Tora Nedir ve Çalışmada Tora’nın Yasası Nedir? (1991)

Çalışma, sağ ve sol olmak üzere, iki çizgide yapılmalıdır. Sağa, ‘bütünlük’ denir ve sola, ‘bütünlüğün eksikliği’ denir ve orada düzeltmeler yapılmalıdır. Kişi, ‘Tora’nın Yasası’ meselesi ile uğraştığında, yani, Cennet’in yükünü kendi üstüne almayı istediğinde, beden buna karşı çıkar ve kişi, onunla savaşır. Bu safhaya, ‘sol çizgi’ denir, zira kişi, eksikliğini ve Yaradan sevgisinden ne kadar uzakta olduğunu vb. hisseder ve ondan sonra, beden ‘kim ve ne’ sorusuyla gelir. O zaman, kişinin geçimini sağlamak için hiçbir şeyi yoktur, çünkü bir eksiklikle yaşayamaz. Bu çalışmaya, ‘kötülükten uzaklaşmak’ denir, yani kişi ister Moha’da ister Liba’da olsun, alma arzusu denen, kendi içindeki kötülükten uzak durmalıdır.

Ve Cennet’in Krallığı’nın yükünü üstlenmenin birinci ilkesi olduğundan bu çalışma gereklidir, ancak yazıldığı üzere; aynı zamanda halen yapacak daha pek çok şey vardır, sağdaki çalışmaya ‘bütünlük’ ve sağın çalışmasına ‘ve iyilik yapmak’ denir. Bu, bir kişinin, iyi şeylerle uğraşması gerektiği ve iyiye ‘bütünlük’ dendiği şeklinde yorumlanmıştır. Bu demektir ki, kişi, ne kadar iyi olduğunu, yani ne kadar iyiye sahip olduğunu hesaplamak zorundadır, buna ‘ve yapmak’ denir, yani kişi ne kadar iyiliği olduğunu hesaplamak ve buna çaba göstermek zorundadır.

Bir başka deyişle, kişi Keduşa’daki her şeyin büyük bir varlık (servet) olduğunu ve Keduşa’ya her tutunuşu, çok küçük bir tutunma olsa bile hesaba katmalıdır. Lo Lişma’da bile olsa, Kutsallıkta bir kavrayışa sahip olabilmesi için Yaradan’ın ona bir özlem ve arzu verdiğine inanmalıdır. Ve her halükârda, bu çok önemli bir meseledir. Ve kişi, kendi içinde olan bu azıcık iyilik için Yaradan’a şükretmelidir. Bu manada, kişi geçimini sağlayabilir, iyi bir ruh halinde olabilir ve bundan da ‘Yaradan’a memnuniyetle hizmet et’ sözlerini izleyebilir. Görüyoruz ki, kişi sağ ve solu desteklemelidir, Yazıldığı gibi, ‘Kötülükten ayrıl ve iyilik yap’.

22) Rabaş, Cilt 2, Makale 24, Çalışmada, ‘Sıradan Bir İnsanın Kutsamasını Hafife Almayın’ Nedir?

Bilgelerimiz, ‘Herhangi bir dönüş, yalnızca sağa doğru olmalıdır’ demiştir. ‘Herhangi biri’nin anlamı, ‘geneldir’. Şöyle ki, genelde, kişi, sağ çizgide yürümelidir. Sol çizgide yürümeye, yalnızca kişi, eksiklikleri için dua edebileceğine emin olduğunda, izin verilmiştir. Aksi takdirde, kişi, bunun için hazır olduğunu hissedene dek, sağda kalmalıdır.

Bundan dolayı, hatalı olduğu düşünceler kişinin içinde, iradesine karşı, uyanırsa, düşünceleri ona, ‘Sen pisliksin! Keduşa meselesiyle uğraşmaktan nasıl da utanmıyorsun?’ dediğinde, kişi Tora’nın sözlerini nasıl ağzına alabilir ve Yaradan’a dua edebilir? Bununla ilgili olarak kişi, şu yazılmış olanı söylemelidir: ‘Ben, onlarla birlikte, onların Tuma’a’larının (kirlilik) tam ortasında yaşayan Efendinizim’. Yani, ben, mümkün olan en düşük seviyede alçaklıkta olsam bile, yine de Yaradan’ın en aşağı derecelerde bile yaşadığı hakkında yazılmış olana inanırım.

Ancak, O, gururluların arasında değildir, bilgelerimizin söylediği gibi: ”Gururlu olan için, Yaradan der ki, ‘Ben ve o, aynı yerde yaşayamayız.” Bu nedenle, sağ çizgiye göre, kişi bütün hissettiğinde, aşağı durumunu takdir eder ve her şeye rağmen, Yaradan’ın Keduşa’da ona biraz kavrayış verdiğini söyler. Ve kişinin ulaşması gereken, Keduşa’ya kıyasla, bu ‘biraz’, ‘sıradan insan’ demektir.

Ancak, kişi, kendi aşağı durumu için, ‘Yaradan’a bunun için şükrediyorum ve O’nu övüyorum’, derse, şu yazılmış olan söylenebilir: ”Ben, onlarla birlikte, onların Tuma’a’larının tam ortasında (kirlilik) yaşayan Efendiniz.’ Kişi, bundan mutluluk duyduğunda, ‘Şehina (Kutsallık), yalnızca, sevinçte mevcuttur’ ile ödüllendirilebilir.

Dolayısıyla bu aşağı durumu yoluyla, Yaradan ona Keduşa’da biraz kavrayış verdiği için, eğer bu durumdan sevinç duyar ve takdir ederse, kutsallığın basamaklarını tırmanabilir. O zaman kişi şöyle söyleyebilir: ‘Fakiri, tozdan kaldır’, ‘Yaradan, muhtacı, çöplükten kaldıracaktır’. Yani, kişi, kendi alçak seviyesini, yetersizliğini, yoksulluğunu gördüğünde, bilgelerimizin söylemiş olduğu gibi (Nedarim 41), ‘Abaye dedi ki, ‘Geleneklerimizde, bilgide fakir olandan başka fakir yoktur.’ Yani, bu babamızdan bize atalarımızın mirasıdır; ‘bilgide fakir olandan başka, fakir yoktur.’

Şu nedenle, kişi muhtaç olduğunu, yani yoksul olduğunu söyler: Keduşa’nın bilgisine sahip olmadığından, ona, ‘fakir ve muhtaç’ denir. O zaman, Keduşa’da herhangi bir kavrayış varsa, fakir olmasına rağmen, ‘Fakiri, tozdan kaldır’ der. Yani, dua eder, çünkü fakir olmasına rağmen, Yaradan yine de onu kaldırır. ‘Yaradan, muhtacı, çöplükten kaldıracaktır’. Muhtaç olduğunu hissetmesine rağmen, Yaradan onu yine de kaldırır ve bunun için kişi, Yaradan’a şükreder. Keduşa’da herhangi bir kavrayış varsa, şimdiden Yaradan’ı övebilir ve O’na şükredebiliriz.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
17 - 0,309