e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Kongre ve Ders Materyalleri > Sabah Dersi 2018 – Çaresizlikten Yaradan’a Yakarmak

Sabah Dersi 2018 – Çaresizlikten Yaradan’a Yakarmak

1) Rabaş, Makale 29, Lişma ve Lo Lişma

İhsan etme yolunda yürümek isteyen birisi, şunu anlamalıdır; yukarıdan ona özel bir muamele yapılmıştır, önceki durumundan aşağı indirilmiştir ki böylece amacını, yani insandan isteneni, Yaradan’ın insana vermek istediğini gerçekleştirsin. Ancak yükseliş durumunda olduğunda, Tora ve Mitzvot’a karşı arzusu olduğunda, maneviyat hakkında endişe etmesine gerek yoktur. Bunun yerine, böyle mutlu olduğu için, tüm yaşamı boyunca bu halde kalacağını görür.

Anlaşılacağı üzere, aldığı iniş, kişinin kendi iyiliği içindir; yani, biraz bütünlüğe sahip olduğunu düşündüğü içinde, bulunduğu bu durumdan aşağıya indirilerek, özel bir muamele görmüştür. Bu, onun içinde bulunduğu bu durumda tüm yaşamı boyunca kalmaya razı olmasından da açıkça bellidir.

Fakat şimdi, maneviyattan uzak olduğunu görür ve şöyle düşünmeye başlar: ‘Gerçekte benden istenen nedir?’ Ne yapmalıyım? Erişmem gereken amaç nedir?’ Çalışmak için gücü olmadığını görür ve kendini ‘Cennetle, yeryüzü arasında’ bir durumda bulur. Öyle ki insanın güçlenmesine, yalnızca Yaradan yardım edebilir; kişi kendi başına, ölüme mahkûmdur.

Bunun hakkında şöyle söylenmiştir: ‘Sadece Efendi’ye ümit bağlayan, yeniden güç kazanacaktır’. Bu, Yaradan’a ümit bağlayanlar anlamındadır. Yani dünyada, her seferinde, onlara yeniden güç kazandırarak yardım edecek, başka kimsenin olmadığını görenler demektir.

2) Rabaş, Makale 15, Çalışmada, “Erdemli Günahkâr Tarafından Görünür Hale Getirilir,” Ne Demektir?

Tüm çalışmasının Yaradan uğruna olması ile ödüllenmek için Yaradan yolunda ilerlerken, şimdi kişi kendini yükselişte hisseder, daha fazla ne yapsın ki? Bu nedenle Yaradan dünyayı günahkârla yönetir. Şöyle ki, o zaman Yaradan ona günahkârın düşüncelerini verir: “O’nun için çalışmaya değil, yalnız kendim için çalışmaya değer.” Böylece kişi düşüşte acı çeker ve bu düşüşün Yaradan yolunda ilerlemesi, Keduşa’nın farkındalığını edinmesi için ona verildiğini düşünmez. Aksine, özel değil genel halk gibi çalışmak zorunda kaldığı için gerilediğini düşünür. Ve genel halkı terk ettiği için de şimdi burada ve orada eli boş kalmıştır, zira artık genel halka dönemez. Bu nedenle, bu koşulda, kişi cennetle yeryüzü arasında kalır ve durumunun genel halktan daha beter olduğunu düşünür. O zaman, tüm kalbi ile Yaradan’dan talepte bulunup dua edebilir, “Tanrım beni affet, ben günahkârım. Bana şifa ver, oh Tanrım, kemiklerime kadar korku ve çaresizlik içindeyim, daha ne kadar ey Tanrım?” Bu şudur; daha ne kadar, kendimi herkesten daha kötü hissettiğim bu durumda kalacağım, maneviyatta hiçbir tutunuşum yok. Bu nedenle başka çaresi olmadığından şu yazılana inanmak zorundadır, “Sen, her ağzın duasını duyarsın.” Baal HaSulam, kişinin Yaradan’ın her ağzın duasını, yani dünyadaki en aşağılık, en kötü ağzın duasını bile duyduğuna inanması gerektiğini açıklamıştır. Gene de Yaradan onu duyar, bilgelerimizin dediği üzere, “Arınmaya gelene yardım edilir.” .

3) Rabaş, Makale 37, Tora Nedir ve Çalışmada Tora’nın Yasası Nedir? (1991)

Kişi her şeyi, kendi menfaati için değil, Yaradan uğruna yapmak istediği zaman, beden tüm gücüyle karşı koyar ve itiraz eder, “Beni ve benim etki alanımı neden öldürüyorsun? Kendin için değil yalnız Yaradan uğruna çalışmak için bana geliyorsun, bu alma arzusunu her şeyde sıfırlamak demek. Sen bana, bilgelerimizin “Tora yalnız kendini onda öldürende olur, yani kendi-menfaatinin etki alanını tamamen öldüren ve yalnız Yaradan yararına önem verende. Ve bundan önce kişi Tora ile ödüllenemez,” dediğini söylemiştin. Ancak insan bunun gerçekçi olmadığını görür, doğaya karşı çıkacak gücü yoktur. O zaman, başka çaresi kalmadığı için Yaradan’a döner ve der ki, “Ben öyle bir koşula geldim ki yalnız Sen bana yardım edebilirsin, yoksa ben kaybolurum.” Benim hiçbir zaman alma arzusunun üstesinden gelecek gücüm olamaz, çünkü bu benim doğam. Yalnız Yaradan başka bir doğa verebilir. Kişi bunun Mısır’dan çıkış olduğuna inandığını söyler, Mısır’ın hükmünden İsrail oğullarını Yaradan kurtardı; bilgelerimizin dediği üzere, “Ve Tanrı bizi Mısır’dan çıkardı, bir melek yoluyla değil, bir haberci yoluyla değil ama bizzat kendi. Ben sizin Tanrınızım, benden başkası yok.” Şimdi kişi kendisi de alma arzusunun hükmünden yalnız Yaradan’ın onu kurtarabileceğini ve ikinci bir doğa verebileceğini görür. Başka bir deyişle, nasıl ilk doğasını Yaradan verdiyse, ikinci doğasını da Yaradan’dan başka ona verebilecek hiç kimse yoktur. Bu nedenle, o zaman kişi tüm kalbiyle dua eder, kalbinin en derininden ve o zaman duası kabul görür.

4) Baal HaSulam, Şamati 122 – Şulhan Aruh’ta Yazılanların Anlaşılması

Tamamen ihsan etme formunda çalıştığında, kişinin tüm kendine haz verme düşünceleri iptal olur. Böylece kişi söylediği şeyi hissetmeye başlar, söylediği duanın kabul edilmemesinden kalbi korkabilir; onun kendisi için hiçbir arzusu kalmaması işte budur.

Ve kendine haz vermekle ilgili bir durum ortaya çıkar; burada kişi bu dünyanın tüm zevklerinden, bütün insanlardan, arkadaşlarından, ailesinden, maldan mülkten vazgeçmiş gibi görünür ve orada vahşi hayvanlardan başka bir şey olmayan çöle çekilir, hiç kimsenin onu tanımadığı ve varlığını bilmediği bir yere. Ona tüm dünyasını birden kaybediyormuş gibi gelir, hayat ve canlılık dolu bir dünyayı kaybettiğini hisseder ve bu dünyadan ölüp gitmeyi üstlenir. Bu görünümü deneyimlediğinde sanki intihar ediyormuş gibi hisseder.

Bazen, bu durumunu kafasında canlandırması için Sitra Ahra, tüm karanlık renklerle ona yardım eder. Sonra beden bu duayı reddeder, böyle bir durumda, kendisi bu duanın kabul edilmesini istemediği için kişinin duası kabul edilemez.

Bu sebeple de duaya hazırlık yapması, sözü ve kalbi birmiş gibi kişinin kendisini duaya alıştırması zorunludur. Alışkanlık yoluyla kalp rıza göstermeye gelebilecek, böylece almanın ayrılık demek olduğunu anlayacaktır ve en önemlisi Hayatın Hayatı -yani ihsan etmek- ile bir olmaktır.

5) Meşivat Nefeş (Ruhun Yenilenmesi) Madde 40

Amalek savaşı kötü eğilimin savaşıdır. Bu çok uzun bir savaştır ve en önemlisi güçlenmektir. Kişi hayatın içinde yürürken, çok güçlü olmalı ve asla vaz geçmemelidir, şu bakımdan; “ben yatağımı cehennemde yaptım, ama Sen oradaydın.” Orada, ruhu çaresiz kaldığında, “cehennemin dibinden sesleniyorum,’ diyerek Yaradan’a bağırır. Kişi çaresiz kaldıkça, kendini yeni bir şeye başlamak için güçlendirir, bu kişiye savaşın galibi denir. Zira kişinin kendi başına kazanması mümkün değildir; bilgelerimizin dediği üzere, “eğer Yaradan ona yardım etmeseydi…” Yazıldığı üzere, “Yaradan’ın Amalek ile savaşı var.” Ve kişi kendini ancak, bu savaştan geri çekilmeyerek ve asla ümitsizliğe kapılmayarak güçlendirir. Çünkü bu savaşta kişi, kesinlikle kimin galip olduğunu hissedip bilemez, çünkü bu savaş çok uzundur ve sürgün uzar. Herkes katlanması gerekene katlanır, silahlarımıza tutunduğumuz sürece ve bizim temel silahımız duadır ve Tanrı korusun bu savaşta ümitsizliğe düşmediğimiz sürece ve bu silaha sarıldıkça, kesinlikle galip geliriz. Çünkü kişi kendini dua ile güçlendirdiği ve Yaradan’a seslendiği zaman, kesinlikle bu savaşı kazanacaktır, zira galip gelmek için en önemlisi budur.

6) Baal HaSulam, Şamati 209- Duada Üç Koşul

Duada üç koşul vardır:

  1. Çağdaşlarının hepsinden daha kötü durumda olmasına rağmen, O’nun kurtarabileceğine inanmak; onu kurtarmakta “Efendi’nin eli kısa mı kalacaktır” ki. Aksi takdirde, “Ev Sahibi kendi kaplarını koruyamaz ” ki.
  2. O artık yapabileceği her şeyi zaten yapmıştır, daha fazla çareye sahip değildir ve de durumu için şifa görmemiştir.
  3. Eğer O, yardım etmezse, ölmesi hayatta olmasından daha iyi olacaktır. Dua kalpteki kayıptır. Daha fazla kaybettiğinde, duasının ölçüsü de artar. Açıkçası, lüksten yoksun biri, ölüme mahkûm edilmiş biriyle aynı değildir, eksik olan sadece infazdır ve o zaten demir zincirlerle bağlıdır ve hayatının bağışlanması için ayakta durur ve yalvarır. Kesinlikle dinlenmeyecek, uyumayacak ya da hayatı için dua etmekten bir an bile ayrılmayacaktır.
7) Rabaş, Makale 19,  Firavun’a Gel 1

“Firavun’a gel” sözüne dikkatimizi vermeliyiz ve olabilecek en kötü durumda bile inanmalı ve mücadeleden kaçmamalı ve ister büyük bir yardıma, isterse az bir yardıma ihtiyaç duyalım, Yaradan’ın insana yardım edebileceğine güvenmeliyiz.

Gerçekten de diğer insanlardan daha kötü olduğu için Yaradan’ın ona çok yardım etmesi gerektiğini anlayan kişi, duasının kabul edilmesi için uygun kişidir. Yazıldığı üzere, “Efendi kalbi kırık olana yakındır ve yıkılmış bir ruh halinde olanı kurtarır.”

Bu nedenle kişi Yaradan’ın onu yakınına alması için uygun olmadığını söylememelidir, bu çalışmasına boş vermesine neden olur. Bunun yerine kişi, her zaman üstesinden gelmeli ve ümitsiz düşüncelerin aklına girmesine izin vermemelidir. Bilgelerimizin dediği üzere; “Keskin bir kılıç boynuna yerleştirildiği zaman bile, kişi kendisini merhametten esirgememelidir” ve gene yazıldığı üzere; “O beni katletse bile O’ndan ümidimi kesmeyeceğim.”

“Keskin bir kılıcın boynuna yerleştirilmesi” sözünü yorumlamalıyız; kişinin “kendi-sevgisi” denen günahı ensesine yerleştirilmiş ve ona, onun hükmü altında kalmanın imkânsız olduğunu göstererek, onu Keduşa’dan ayırsa bile, kişi gene de gördüğü resmin gerçek olduğunu söylemelidir.

Ancak “kişi kendisini merhametten esirgememelidir,” o zaman da Yaradan’ın ona merhamet edeceğine, yani ona ihsan etme niteliğini verebileceğine inanmalıdır. Şu gerçektir ki kişi kendi için alma koşulunun hükmünden kendi başına çıkamaz. Ancak Yaradan bakımından, Yaradan kişiye yardım ettiği zaman, tabi ki O kişiyi bundan çıkarabilir. Bu, şu yazılanın anlamıdır; “Ben Efendinim, senin Tanrınım, senin Tanrın olmak için seni Mısır topraklarından çıkardım.”

8) Rabaş, Makale 23, Çalışmada, “Eğer Acı Baharatı Yutarsa, Kişi Çalışmadan Çıkamaz” Ne Demektir?

Kişi çalışmaya başladığı zaman, inanç ile başlar, ama beden bu çalışmaya karşı koyar ve böylece çaba gösterme durumu ortaya çıkar. Kişi bedeni yenmek zorunda olduğu ve çare aradığı zaman, bilgelerimizin dediği üzere; “hilekârlık içinde savaş yapacaksın,” zira beden kendi-menfaatinden vazgeçmez. Çaba gösterdiği ölçüde, hiçbir şey yapamayacağını hissetmeye başlar. Zira kendi bakış açısına göre elinden gelen her şeyi yapmıştır. Bu çabadan sonra yalnız Yaradan’ın yardım edebileceğini anlar hale gelir, durum artık kendi elinden çıkmıştır. Bundan sonra üçüncü durum – dua – gelir, bu dua kişinin kalbinin en derin yerinden gelir, çünkü artık çok açık olarak ona yalnız Yaradan’ın yardım edebileceğini bilir.

Ancak, ona yalnız Yaradan’ın yardım edebileceğinin farkına vardığı, gerçek çarenin yalnız dua etmek olduğunu anladığı zaman bile, beden gelir ve ona der ki “Baksana şimdiye kadar ne kadar çok dua ettin ama yukarıdan hiçbirine cevap almadın. Bu yüzden ne diye Yaradan sana yardım etsin diye dua etmeye uğraşırsın ki? Görüyorsun yukarıdan sana yardım gelmiyor.” O zaman kişi dua edemez. Bu durumda bir kere daha inanç yoluyla bunun üstesinden gelmeli ve Yaradan’ın her ağzın duasını duyduğuna inanmalıyız. Ve kişinin nitelikli veya iyi olup olmadığı önemli değildir. Doğrusu şudur; aklı ona defalarca dua ettiğini ama yukarıdan hala hiç cevap almadığını, bir kere daha dua etmesinin nedensiz olduğunu gösterse bile, bu durumun üstesinden gelip mantık ötesi inanca gelmesidir.

9) Rabaş, Makale 19, Çalışmada, “Ey Tanrım Yüksel Düşmanlarını Savuştur,” Ne Demektir?

Yazıldığı üzere, “Yaradan’ı aradım ve O bana cevap verdi.” RADAK bunu yorumladı; onların elindeyken, “aradım,” O’nu kalbinde aradı ve Yaradan’a onun elinden kurtarması için kalpten yalvardı. Çalışmada, Davud’un bunu onun elindeyken, alma arzusunun düşünceleri ve hükmü altındayken görmüş olduğu ve kalbinin Yaradan’ı aradığı şeklinde yorumlamalıyız. Şöyle ki, onun kontrolü altında olduğunu görmesine rağmen, kalbi Yaradan’dan onu bundan kurtarmasını talep etti, başka bir deyişle dışta onu yönetiyor olsa bile, kalbinde onun hükmünü protesto eder ve Yaradan’a onu bundan kurtarması için yalvarır. Kalbinde Yaradan’dan talepte bulundu ve bundan kurtarması için yalvardı, onu dışta kontrol etmesine rağmen asla vaz geçmedi. Bilgelerim şöyle der, “Boynuna keskin bir kılıç yerleştirilmiş olsa bile, kendinden merhameti esirgememelidir.”

10) Rabaş, Makale 21, Ayın Kutsanması

Kişi en düşük durumda iken, cennet krallığının yükünü kabul etmelidir ve bu durumda dahi, bundan daha düşük bir şey olmadığını, yani kişinin tamamen mantık ötesinde, akıl ve hislerinden kesinlikle hiçbir destek almadığını söylemeliyiz, üzerine bir temel inşa etmek için. Bu durumda kişi, cennet ve yer arasında duruyormuş gibidir, tamamen desteksizdir, çünkü her şey mantık ötesindedir.

Böylece kişi, bu tamamen alçakta olduğu bu koşulu ona Yaradan’ın gönderdiğini söyler, çünkü Yaradan, cennetin krallığının boyunduruğunu, bu alçakgönüllülük durumunda almasını istemektedir. Böylece kişi bunu üstlenir, çünkü mantık ötesi inanır ki şu an içinde bulunduğu durum, kendisine Yaradan’dan gelmiştir, yani Yaratan’ın onun bu dünyada olası en düşük durumunu görmesini istiyor.

Her halükârda, her koşulda kişi Yaradan’a inandığını söylemelidir ve buna “koşulsuz teslimiyet” denir.

11) Rabaş, Makale 24, Çalışmada, Kişi Bir Oğul ve Bir Kız Doğurmalıdır, Ne Demektir?

Kişi razı olup Yaradan’dan yardım talep ettiğinde, “alma arzusu” denen, bir zarar-verici olduğuna ve birkaç çıkış ve inişten geçtikten sonra bundan çıkamayacağına karar verdiğinde, nihayet çıplak ve çaresiz kaldığını görmektedir. O zaman duası kalbinin derinliklerinden gelir. Şöyle ki, eğer Yaradan ona yardım etmezse, bunun üstesinden gelemeyecektir.  Kişi her ne kadar mantık ötesinde yalnız Yaradan’ın yardım edeceğine inanıyor olsa da mantığının içinde bunu hissetmez, zira bilmektedir ki maneviyatta bir şeyler edinmek için kendisi gayret etmiş ve çaba göstermiştir. Ancak kişi tüm bu çabalardan sonra kendisinin alma arzusunun hükmünden çıkamadığını gördüğü zaman, mantığının içinde de ona yalnız Yaradan’ın yardım edebileceğini görür. Bu durumda, bilgelerimizin söylediği üzere, “Adamın (kötü) eğilimi onu her gün yener, eğer Yaradan yardım etmezse, onu yenemez,” mantık ötesinde buna inanması gerekli değildir, Tora ve Mitvot’u yerine getiren ve “mantık ötesi inanan,” Yaradan’ın sıradan hizmetkârlarının yolu budur, böylece Yaradan onlara yardım eder. Daha doğrusu, ihsan etmek için çalışmak isteyenler için bu mantık ötesi inanmak zorunda oldukları ve böylece Yaradan’ın onlara alma arzusunun hükmünden kurtulmaları için yardım edeceği, mantıklıdır.

12) Baal HaSulam, Şamati 13 – Nar

Var oluşun olmadığı bir yerde yalnız boşluk olur, yazıldığı üzere: “Dünya hiçbir şeyin üzerinde asılı değildi.” Boş yerin doluşunun ölçüsünün ne olduğunu nasıl bulursunuz? Bunun cevabı, kişinin mantık ötesine yükselmesi kadardır.

Bu, boşluk yücelikle, yani mantık ötesi ile dolu olmalı demektir ve bu gücü vermesini Yaradan’dan istemek anlamına gelir. Bu, tüm bu boşluğun yaratılmış olduğu anlamına gelecektir, yani kişinin sadece Yaradan’ın Romemut’u ile doldurulmak amacıyla, boş olduğunu hissetme durumuna gelmesi anlamındadır. Başka bir değişle, kişi mantık ötesi her şeyi alma durumundadır.

Ve bu “ve Yaradan böyle yaptı, insan Yaradan’ın huzurunda korkmalı,” sözünün anlamıdır. Bunun anlamı, kişiye bu boşluk hissi ona mantık ötesi inanç durumunu üstlenmeye ihtiyaç duyması amacıyla gelir demektir. Ve bunun için Yaradan’ın yardımına ihtiyacımız vardır. Böylece o zaman, kişi Yaradan’dan mantık ötesine inanmak için kendisine güç vermesini istemelidir.

Ortaya çıkan şudur ki, tam da o zaman kişi Yaradan’dan yardım istemeye ihtiyaç duyar, çünkü dışsal olan onun zıt olanı algılamasına imkân verir. Dolayısıyla, kişinin Yaradan’ın ona yardım etmesini istemekten başka bir tesellisi kalmaz.

Bu konuda “Kişinin arzusu her gün kişinin hakkından gelir ve eğer Yaradan için değilse, kişi buna galip gelemez.” denir. Bu nedenle, bu koşul; kişinin, Yaradan’dan başka ona yardım edecek kimsenin olmadığını anlaması durumudur. Ve bu şudur: “Yaradan böyle yaptı, insan Yaradan’ın huzurunda korkmalı.” Korku meselesi inanç olarak anlaşılır ve ancak ondan sonra kişi Yaradan’ın onu kurtarmasına ihtiyaç duyar.

13) Rabaş, Makale 10, Yakup Ayrıldı

“Erdemlinin bir yerden ayrılması geride iz bırakır,” yani erdemli şehirdeyken değer bilmedi, tersine arkasını döndü ve gitti.

Buna “iz bıraktı” denir, yani bütün dereceler orda olmasına rağmen buna dikkat etmedi, oysa ışıkta bir değişiklik olmadığını, her şeyin Kaplara bağlı olduğunu bilmeliydi. Öyle anlaşılıyor ki, ayrılışı günahla ilgili değil, kutsallığın derecelerinde yükselmesini sağlamak içindir.

Sonra içinde bulunduğu aşamanın üstesinden geldiğinde şöyle der, “Hiç şüphe yok ki, iyi ve iyilik yapan Yaradan bana bereketle yaklaşıyor. O, benim O’nun gibi hissetmemi istiyor.” Yani kişi İlahi Bereketi meşrulaştırır. Akabinde ihsan ve mantık ötesi çalışmanın önemini görür. Buna “Erdemli şehirdeyken oranın ihtişamı, parlaklığı ve görkemi olur,” denir.

“Oradan ayrıldığında,” yani kişi İlahi Olan’a değer vermekten uzaklaşmış ve her şeyi mantık dâhilinde görmek istemiştir. İhsan çalışmasında tat hissetmez. Sonra, “Oradan ayrıldığında ihtişam, parlaklık ve görkem de oradan ayrılır.” Bir kez daha kendini-sevmeye düşer.

Bu “Erdemlinin bir yerden ayrılması geride iz bırakır,” olarak kabul edilir. Kişi şöyle düşünür, “Şimdi çalışmadan iyi tat aldığımdan artık daha fazla mantık ötesi çalışmaya ihtiyacım yok,” fakat bu şekilde erdemliğin bedenden ayrılmasına sebep olur. Sonrasında içindeki izlenim nedeniyle mantık ötesi çalışmadan çıkmamak için ne yapması gerektiğini öğrenmiş olur. Baal HaSulam der ki, kişi “artık desteğim var, cennet ve yeryüzü arasında değilim,” demeli, derecesinden düşmelidir, çünkü sonrasında mantık ötesi anlayışa gelir.

Bundan anlaşıldığı üzere derecenin ayrılığı kişide iz bırakır, böylece bir dahaki sefere dikkatli olması gerektiğini bilir ve daima İlahi Olan’ı takdir eder.

14) Rabaş, Makale 5, Çalışmada, “İsrail Sürgündeyken Şehina da onlarladır,” ne demektir?

Yaradan onun gerçek durumu görmesini ister, Yaradan yararına çalışmaktan ne kadar uzakta olduğunu. Bu nedenle, LoLişma’da duyduğu tadı ondan alır, bu onu cansız bırakır. Sonra Yaradan onunla ilgilenir ve onu Keduşa’ya almak ister.

Bu nedenle şimdi Yaradan’a yardım etmesi için dua etmelidir, zira O’nun yardımına ihtiyacı vardır. Aksi halde tamamen kaybolacağını görür. Bu, Kli’yi, Yaradan’ın yardımına olan ihtiyacı edinmek denir, zira kişi Yaradan’dan tamamen ayrı olduğunu görür, çünkü canı yoktur, Yaradan’a tutunanın canı vardır. Yazıldığı üzere, “Seninle olmak hayatın kaynağıdır.” Şimdi kesinlikle kalbinin derininden dua edebilir zira gerçek dua kalbin derininden gelir. Bu yüzden gerçek durumu ona gösterdiği için Yaradan’a şükran duyar. Gereken yardımı vermesi için Yaradan’a ihtiyacı olduğunu görür. Bilgelerimizin dediği gibi, “Arınmaya gelene yardım edilir.” Ve Zohar sorar, “Ne ile yardım edilir?” ve cevap verir, “Kutsal bir ruh ile.”

Bu nedenle, Yaradan şimdi ona kutsal bir ruh edinmesi için bir fırsat vermiştir. Kendi durumunda hissettiği bu düşüş ve ıstıraptan sevinç duymalıdır. Bu nedenle, düşüş durumunda değil yükseliş durumunda olduğunu söylemelidir. Bununla bilgelerimizin şu söylediğini yorumlayabiliriz; “Eziyet ve acı İsrail’e geldiğinde, o teslim olur ve dua eder.” Bunun anlamı şudur; düşüş durumuna geldiklerinde, gerçek durumlarını görürler, aşağılık bir durumdadırlar. Bu teslim olmak olarak kabul edilir zira kendi durumlarını görürler, Hayatın Hayatından ayrıdırlar, Yaradan ile Dvekut’ta olan yaşar. Aksi durumda yalnız ıstırabı hisseder. Bu nedenle açıkça bellidir ki, şimdi kalbin derininden dua etmenin zamanıdır. Şu sözlerdeki gibi; “Teslim ol ve dua et.”

15) Rabaş, Makale 626, Merhametli Olan Ne Yaparsa Hayır İçin Yapar

Ayin ve Alef yer değiştirebildiği için Avid (yap) sözcüğü Avud (kayıp) sözcüğünden gelir. Başka bir deyişle, kişi tamamen kayıp olduğu bir duruma geldiği, bu dünyada nasıl var olacağını göremediği ya da tutunacak hiçbir şeyi olmadığı, tüm taktikleri ve fikirleri tükettiği zaman tüm bu çaba ve emekten sonra her şey kaybolmuştur; kendini güçlendirmeli ve “Merhametli olan ne yaparsa hayır için yapar,” demelidir.

Başka bir deyişle, tüm bu kayıp olma durumunu onun üzerine Yaradan getirmiştir ve hayrı içindir. Şöyle ki, bunlar yoluyla en aşağı derecede olduğu bir duruma gelmiştir ve bununla yükselebilecektir. Yazıldığı üzere, “Yaradan yüksektir ve alçak olan görecektir,” zira kişinin kendini tamamen kayıp hissettiği durumdan daha aşağısı yoktur.

“Merhametli olan ne yaparsa hayır için yapar,” sözünün anlamı budur. Sonra bir kez daha çalışmaya başladığında ve sevgiden tövbeye geldiğinde, kişi der ki, “Bu da hayırlıdır,” yani kaybolmuş olduğu durumlar da. Kişinin kayıp olduğu durumlardan daha büyük günah yoktur.

Sevgiden tövbe ettiği zaman, bu da hayırlıdır, kötülüğün kendisi ile iyilik yapılır. Buradan çıkan şudur: “Merhametli olan ne yaparsa,” ile “bu da hayırlı,” arasında bir fark vardır.

16) Baal HaSulam, Şamati 42- Bu Çalışmada ELUL Kısaltması Nedir?

Önce, O’nun yüzünün gizliliği Ahoraim (arkası dönük) algısı olmadan ve O’nun yüzünün ifşasının önemli olduğunu söylenmeden önce ifşa edilmesi mümkün değildir. Bunun anlamı şudur; kişi sanki O’nun yüzünün ifşasını edinmiş gibi mutluluk içinde olmalıdır.

Ancak kişi gizliliği, ifşa ediliş gibi takdir etmeye devam edemez, ihsan etmek için çalışmak dışında. O zaman der ki: “Çalışma sırasında ne hissettiğim umurumda değil, çünkü benim için önemli olan şu; ben Yaradan’a ihsan etmek istiyorum. Eğer Yaradan, benim Ahoraim formunda çalışmamdan daha memnun kalacağını anlarsa, bunu kabul ederim.

Ancak hâlâ alma kıpırtıları varsa, kişiye düşünceler gelir ve Yaradan’ın bu dünyayı “iyidir ve iyilik yapar,” tavrı ile yönettiğine inanmakta zorlanır. HaVaYaH adındaki Yod harfinin anlamı şudur; Yod, “içinde hiç beyaz olmayan siyah nokta” denenin ilk harfidir, yani tam bir karanlık ve O’nun yüzünün gizli olmasıdır.

Bu demektir ki, kişi hiçbir desteklenmenin olmadığı bir yere, tamamen karanlık bir duruma gelmesi ile bu Üst Dünya’daki en düşük idraktir ve bu aşağıdakine Keter olur, Keter kabı ihsan etme kabı olduğu için.

Yukarı en düşük algı Malhut’tur, kendisine ait hiçbir şeyi yoktur, yani hiçbir şeye sahip değildir. Ve yalnız bu anlamda ona Malhut denir. Bu demektir ki, eğer kişi Cennetin Krallığı’nı – ki bu hiçbir şeye sahip olmama durumudur – memnuniyetle üstlenirse, bundan sonra, bu Keter hâline gelir – ki bu ihsan etme kabıdır, en saf ve temiz Kli’dir. Başka bir deyişle, Malhut’un karanlık bir durum olarak edinimi ardından Keter’in Kli’si, yani ihsan etme Kli’si hâline gelir.

17) Baal HaSulam, Şamati 53- Kısıtlama Meselesi

Kısıtlama meselesi kişinin içinde bulunduğu durumu sınırlaması ve Gadlut (Yücelik/büyüklük) derecesini istememesi. Kişinin içinde bulunduğu Gadlut derecesi ne olursa olsun, hatta kişinin en küçük Katnut (Küçüklük) derecesi bile olsa, bu sonsuza kadar yansır ve kişide Dvekut koşulu sonsuza kadar olur denir. Ancak, daha büyük Gadlut isteyen birisi olursa buna lüks denir.

“Herhangi bir üzüntü fazlalık olacaktır” cümlesinin anlamıdır, şöyle ki kişiye mutsuzluk lüks şeyler istediği zaman gelir. Bu şu demek, İsrailoğulları (maneviyata yönlenmiş bir insana İsrailoğlu denir) Tora’yı (Tevrat ışık anlamındadır ve ıslah olmak için kullanılan metot/ilaç olarak bilinir), Musa halkını dağın eteğine getirdi, yazdığı gibi “ve dağın en alt kısmında durdular.

(Dağ kelimesi (İbranicede: Har) düşünceler demektir (İbranice: Hirhurim)). Yani Musa onları düşüncenin sonuna, anlayışa ve nedenine getirdi, olabilecek en alt dereceye. Ancak o zaman böyle bir koşulu kabul ettiler, içlerinde hiç bir tereddüt ve karşılık olmadan, sanki en büyük Gadlut derecesindelermiş gibi ve bundan mutluluk duyarak.

“Yaratan’a memnuniyetle hizmet edin” cümlesi bunu anlatmaktadır. Şöyle ki Gadlut zamanında, bizlere mutluluk duyacağımız bir iş veriyor demek alakasızdır, zira Gadlut’tayken, mutluluk kendiliğinden gelir. Bunun yerine, mutlu olmaları için verilen iş onlara Katnut zamanında verilir, kendilerini Katnutta hissetmelerine rağmen bu aslında çok büyük bir çalışmadır.

Seviyenin esas kısmı budur denir, yani Katnut koşulunun anlaşılması. Anlayış sürekli olmalı ve Gadlut sadece bir eklemedir. Ayrıca, kişi ana bölüm için özlem duymalı, eklemeler için değil.

18) Rabaş, Makale 71, Sürgün Hakkında

“İsrail sürgüne gittiğinde Şehina da onlarla sürgüne gitti,” sözünün anlamı şudur, eğer kişi düşüş durumundaysa maneviyatı da düşüş durumundadır. “Bir Mitzva bir diğer Mitzva’ya neden olur,” kuralına göre, kişi neden düşüş durumuna gelir? Cevap: Çünkü, sürgünde olduğunu hissetmesi için, ona yukarıdan bir düşüş durumu verilmiştir, böylece kişi, sürgünden geri alınması için merhamet diler, buna tövbe etmek denir ve eğer öncesinde sürgün yoksa tövbe de yoktur.

Sürgün nedir? Kişinin alma arzusunun kontrolünde olması ve cennet hatırına çalışamaması demektir. Ve ne zaman “kendi-sevgisine” sürgün denir? Yalnızca kişi onun kontrolünden çıkmak istediği ve cennetin hatırı için hiçbir şey yapamadığı için ızdırap çektiği zaman.

Buna göre, kişi çalışmaya başladığı zaman, derhal bunda bir keyif ve ödül vardır, zira bedenin razı geldiği budur ama daha sonrasında kişi “cennet hatırı için” koşulu ile ödüllendiği zaman, “Bir Mitzva bir diğer Mitzva’ya neden olduğu,” için kişi sürgünden geri alınmayı talep etmelidir. Kişi sürgünden kaçabilir. Peki, şimdi sürgünden nasıl kaçacak? Çalışmasında başarılı olamadığını söyleyerek. Ve sonra ne yapmalıdır? Kendini öldürmelidir, yani çalışmayı bırakıp maddesel hayatına geri dönerek, bu, “günahkârlara yaşarken ölü denir,” anlayışıdır.

Anlaşılan şudur ki, tövbe etmek yerine sürgünden kaçmakla kendini öldürür. Yazıldığı üzere, “Yaradan’ın yolu dosdoğrudur, erdemli orada yürür, günahkâr orada düşer.” Ve kişi mantık ötesinde yürümelidir.

Maneviyatta düşüş demek şimdi kişinin inancı yok demek değildir aksine kişi daha çok çaba göstermelidir, zira daha önceki inancı şimdi bu çalışma ile karşılaştırıldığında düşüşte gibidir.

19) Rabaş, Makale 24, Çalışmada, “Meyvesini bu dünyada yiyip, özünü sonraki dünya için saklamak,” ne demektir?

Çalışmada, kişi istediğini elde etmesinin zor olduğunu gördüğü zaman bu çalışmadan kaçar. Şöyle der, “Özel yetenekleri olan ve Yaradan’ın onlara ihsan etme arzusu verdiği insanlar olduğuna inanıyorum. Çünkü onlar benden daha yetenekliler. Ancak, diğerlerinden daha kötü nitelikleri olan benim gibi insanların buna layık olma şansı yok.” Bu nedenle mücadeleden kaçar ve genel halk gibi çalışmaya başlar. Yalnız, “çalışmadan kaçmak istiyorum ama gidecek bir yer yok, zira hiçbir şey beni tatmin etmez,” diyenler bu çalışmadan çıkmazlar. Çıkışları ve inişleri olmasına rağmen vaz geçmezler. Yazıldığı üzere, “Ve İsrail’in çocukları çalışıp çabalamaktan iç geçirdiler, ağladılar ve çabalayarak yakarışları Tanrı’ya yükseldi.” Başka bir deyişle, çabalamaktan yakardılar, zira Yaradan çalışmasında, Yaradan’larına memnuniyet ihsan edebilmek için çalışmakta ilerleyemiyorlardır. O zaman, Mısır’dan çıkmakla ödüllendirildiler. Çalışmada buna, “alma arzusunun kontrolünden çıkmak ve ihsan etme çalışmasına girmek,” denir.

20) Baal HaSulam, 57. Mektup

Bu dünyada insanın kendini çaresizlikte görmesinden daha mutlu başka bir durum yoktur. Bu demektir ki, çabalamış ve yapabileceğini düşündüğü her şeyi yapmış fakat bir şifa bulamamıştır. Ancak ondan sonra O’nun yardımı için tüm kalbinden duaya gelir çünkü şundan emindir ki, kendi çalışması ona yardım etmeyecek.

Kendinde biraz güç hissettiğinde, duası bütün olmaz, çünkü kötü eğilim gelir ve ona şöyle der, “Önce yapabileceğini yap, sonra Yaradan’a layık olursun.”

Bununla ilgili şöyle denir, “Yaradan yüksektir ve bayağı olan görür.” Kişi çalışma için çabalayıp, hayal kırıklığına uğradığında, herkesten daha aşağıda olduğunu bilerek gerçek bayağılığa gelir ve bedeniyle ilgili iyi hiçbir şey yoktur. Bu sırada duası bütün olur ve O’nun cömert elini tutar.

Şöyle yazar, “İsrail oğulları çalışma nedeniyle iç çekti… ve onların yakarışı yükseldi.” Bu böyledir, çünkü bu sırada çalışmadan dolayı çaresizliğe gelirler. Bu delik bir kovaya su çekmeye çalışan birine benzer. Bütün gün su çeker ama susuzluğunu giderecek bir damla su bulamaz.

Mısır’daki İsrail oğulları da böyledir: Atalarımızın dediği gibi, inşa ettikleri her şeyi toprak yutar.

Benzer şekilde, O’nun sevgisiyle ödüllendirilen kişinin tüm çalışması sanki ertesi gün tamamen yanacakmış gibi ruhunu her gün arındırmaktır. Her gün ve her an yeniden başlamalıdır, sanki tüm hayatı boyunca hiçbir şey yapmamış gibi.

Sonra, “İsrail oğulları çalışma nedeniyle iç çekti,” çünkü açık olarak görürler ki çalışmalarıyla ürettikleri hiçbir şey için uygun değiller. Bu nedenle, iç çekişleri ve duaları olması gerektiği gibi bütündür ve bu sebeple “Yakarışları yükseldi,” çünkü Yaradan duayı duyar ve O sadece kalpten gelen duayı bekler.

21) Baal HaSulam, 8. Mektup

Nesillerdir insanların, Yaradan çalışmasında biraz neden ve mana bulmak ya da mülk sahibinin kim olduğunu öğrenebilmek için kendine üzüntü verip, eziyet ettiğine şahit oluyoruz.

Yine de, yaşamlarını heba edip, geldikleri gibi hiç huzur bulamadan dünyayı terk ederler. Neden Yaradan dualarına cevap vermedi? Neden onlara bu kadar mağrur, bu kadar bağışlamaz davrandı? O’nun adı nedir? “Kibirliden daha kibirli.” Bu O’nun adıdır (bu mektuba iliştirdiğim, tarla kimin için ekilir diye soran şiirime bak, çünkü içinde doğru cevap var.) Fakat kötülüklerden dolayı acı çekenler, neden aldığını bilmemelerine rağmen, Yaradan’ın onlardan bunu aldığından emin olarak kibri iyi bilirler.

Şairler bununla ilgili ne der? Derler ki bu dünyada olan her şeyin yüce bir amacı vardır ve buna “bir damla birleşme” denir.  O çamur evlerin sakinleri tüm bu kötülüklerin toplamından, onlardan alınmış O’nun kibrinden geçtiklerinde, Yaratılışın doğası gereği sıkıca mühürlenmiş kalplerinin duvarlarında bir delik açılır ve bu damlanın kalplerine yerleşmesi için uygun hale gelirler. Sonra damgalanan bir şey gibi alt-üst olur ve açıkça bunun tersini, bütünlüğü tam olarak bu ölümcül kötülüklerin içinde algıladıklarını anlarlar. Oraya, sadece oraya Yaradan’ın kendisi tutunur ve orada O, onlara birleşme damlasını akıtır.

22) Rabaş, Makale 236, Tüm Dünya O’nun Nuru İle Doludur

Gerçeği edinmeye uygun olmanın öncesinde, kişi gerçeğin bilgisi ve hisleri ile ölçülmeyeceğine inanmak zorundadır. Aksine buna, “gözleri var görmezler, kulakları var duymazlar” diye bakmalıdır. Bu yalnız ıslah olmak içindir ki böylece kişi mükemmelliğe erişebilsin ve başka bir gerçekliği değil, yalnız kendini hissetsin.

Çünkü kişi, mantık ötesi inanç içinde yürümeye çalışmayı, kalbine koyduğu zaman, bununla hazırlanır ve yüzün ifşasını edinir, Zohar’da verilen, Şehina’nın Rabi Şimon Bar-Yohay’a verdiği yöntem ile. Böylece hissettiği çeşitli sırlar yoluyla kişi Yaradan’ın ışığının orada var olduğu inancına gelir ve bu onu, O’nun kutsal ışığının yüzünün ifşasını edinmeye hazırlar.

Bu kişinin inancının büyüklüğü meselesidir, onu çeşitli aşağı ve gizli durumdan alıp çıkarır. Ve kendini bununla güçlendirdiği zaman Yaradan’dan kendini ifşa etmesini ister. Bunun hakkında Baal HaSulam şöyle demiştir, “liyakat kazanana kadar, uzağa kaç sevgilim,” zira Yaradan’ın ışığını ifşa etmeye uygun olmanın öncesinde, ondan bu talep edilir; “liyakat kazanana kadar, uzağa kaç sevgilim,” yani kendisini yarattıklarına ifşa etmemesi istenir, zira ifşa meselesi, yalnız yaradılışın ıslahı meselesidir.

Bu nedenle kişi kendisini iki şey için dua ederek güçlendirmelidir:

  1. Yaradan’ın ışığını ifşa etmeye hazır olsun,
  2. Yüzün ifşası için uygun olan kaplarla birleşmek için, Yaradan ona mantık ötesi inancını kuvvetlendirmesi için güç versin.
23) Rabaş, Makale 28, Çalışmada, “Ekleme ve Geri Alma,” Ne Demektir?

Kişi mantık ötesi inanmalı ve organlarında hissedilen Yaradan’a zaten inanmakla ödüllendirildiğini düşünmelidir ve böylece Yaradan’ın bütün dünyayı iyi olan ve iyilik yapan olarak yönlendirdiğini görür ve hisseder. Her ne kadar mantık içinden baktığında tersini görse de mantık ötesinde çalışması gerekir ve ona sanki organlarında zaten hissedebilecekmiş gibi görünmesi gereken odur ki, gerçekten de Yaratan, dünyaya, iyi olan ve iyilik yapan olarak rehberlik eder.

Burada, kişi amacın önemini kazanır ve hayat bulur, yani Yaradan’a yakın olmaktan sevinç duyar. Ve böylece bir kişi, Yaradan’ın iyi olduğunu ve iyilik yaptığını söyleyebilir. Ve Yaradan’a, “Sen bizi diğer milletlerin arasından seçtin, bizi sevdin ve bizi istedin,” diyecek gücü olduğunu hisseder, zira artık Yaradan’a şükretmek için bir nedeni vardır. Ve maneviyatın önemini hissettiği ölçüde, Yaradan’ı över ve O’na şükreder.

Kişi, “Her zaman Yaratan’ın övgüsü oluşturmalıdır,” denen maneviyatın önemini hissetmeye başladığı zaman, sol çizgiye geçmesi gereken zamandır. Kişi, sadece Yaradan uğruna çalışmak için gerçekten istekliyse, mantık içinde Kralın önemini gerçekte nasıl hissettiğinin eleştirisini yapmak zorundadır.

Mantık içinde, çıplak ve muhtaç durumda olduğunu gördüğü zaman, maneviyatı yalnız mantık ötesinde önemli görür, bu hesaplama kişinin içinde bir eksiklik ve tam bir aşağılık durum içinde olmanın acısını yaratabilir. Böylece, yoklukta olduğu için yürekten dua edebilir.

24) Rabaş, Makale 10, Çalışmada, “Ekin Olgunlaştığında Kral Tarlasında Ayakta Durur,” Ne Demektir? (1991)

Sol çizgide yürüyen birisi, ıslahı için iniş ve düşüş beklemediği için yukarıdan kendisine bir uyandırılış gelmesini bekleyecektir. Bunun yerine kendine solu çeker ve sonra düşüş durumunda olduğunu görür, yani ihsan etmek için tek bir arzu kıvılcımı bile yoktur, kendi menfaati için bile. Ve böylece dua etmeye gelebilir.

Bilgelerimizin Davud hakkında söyledikleri hakkında Baal Sulam’ın dediği gibi, “Şafağı ben uyandırırım, şafak beni değil.” Şöyle ki, Kral Davud şafağı beklemedi, şafağa “siyah” denir, karanlıktır, yani karanlık onu uyandırır. Bunun yerine o karanlığı uyandırdı. Yaradan’dan onun için Yüzünü aydınlatmasına dua etti ve böylece karanlığa hazırlanmak için zaman kazansın ve karanlığı ıslah etmek giderek kolaylaşsın diye.

25) Rabaş, Makale 8, Çalışmada “İbrahim Yaşlanmıştı, Yaşı Onu Zorladı,” Nedir (1991)

Bilge olan ve zaman kazanmak isteyen, ona yukarıdan düşüşler verilmesini beklemez, aksine yükselişte iken ve Yaradan’a yakınlaşmanın önemli olduğu durumda iken, düşüş durumunu, Yaradan’dan uzak olmanın ona nasıl ızdırap vereceğini, kendisi gözünde canlandırmaya başlar ve şimdi Yaradan’a yakın olduğunu hisseder. Buna göre, kişi yükselişte olduğu zaman bile, sanki düşüşteymiş gibi, anlayışlar edinir ve yükseliş ve düşüş arasındaki farkları hesaplayıp anlayabilir. Böylece kişi ışığın karanlığa olan üstünlüğünün bir resmini edinir, çünkü düşüşte olduğu zaman nasıl olduğunu gözünde canlandırabilir; tüm bu ihsan etme meselesinin kendisi için olmadığını düşündüğünü ve bu durunda ne kadar ızdırap çektiğini, mücadeleden kaçmak istediğini ve tek bir yerde teselli bulduğunu gözünde canlandırabilir. Yani tek ümit edebileceği şey, uyumaya gidebileceği zamandır ki böylece tüm dünya üstüne geliyormuş gibi hissettiği sabrını tüketen durumlardan kaçabilsin. Şimdi yükseliş zamanında her şeyi farklı hissetme ve Yaradan yararına çalışmak istemekte, kendi menfaatini dikkate almamaktadır. Yükseliş zamanında kişinin yaptığı tüm bu hesaplamalarla şimdi onun ışık ve karanlığın ayırdına varmak için bir yeri vardır ve yukarıdan ona düşüş durumu verilmesini beklemek zorunda değildir.

26) Baal HaSulam, Şamati 8- Keduşa’nın (Tanrısallığın) Gölgesi ile Sitra Ahra’nın Gölgesi Arasındaki Fark Nedir?

Görüyoruz ki iki çeşit gölge bulunmaktadır ve “gölgeler kaçtı” demek budur, şöyle ki gölgeler dünyadan kaçacak.

Klipa (Kabuk) gölgesine, “Başka bir tanrı verimsiz ve meyve vermez” denir. Keduşa da (Kutsallık) ise, “Gölgesi altında mutlulukla oturdum ve meyvesi damağımda tatlıydı” denir. Başka bir değişle, kişi başına gelen tüm sıkıntı ve gizliliklerin kendisine Yaratan’ın mantık ötesinde çalışmasını sağlamak için gönderdiğini hisseder.

Kişi bunu Yaratan’ın yaptığını söyleyecek gücü bulduğunda, yani Yaratan’ın kendi iyiliği için gönderdiğini ve böylelikle kişinin kendi için değil, ama çalışmaya ihsan edebilmek için gelmesini sağladığını görünce, kişi bilince ulaşır. Başka bir deyişle, kişi çalışmasının Yaratan’a mutluluk verdiğine inanır ve bu, tümüyle mantığının üstünde bir koşuldur.

Şöyle ki, kişi Yaratan’a gölgelerin dünyadan kaldırılması için dua etmez. Aslında, kişi şöyle der; “Görüyorum ki Yaratan benim O’nunla bu şekilde çalışmamı istiyor, yani tümüyle mantık ötesi.” Dolayısıyla, kişi yaptığı her şeyde derki, “Elbette bu çalışmam Yaratan’ın hoşuna gitmekte, o zaman yüzünün gizliliğinde çalışmam ya da çalışmamam neden umurumda olsun ki?”

Kişi yüzün gizliliği içerisinde ihsan etmek için çalışmak istediğinden, yani Yaratan’ın memnuniyeti için kişinin çalışması, gururunu rencide etmez, yani Yaratan’ın memnun olmadığı hissi yoktur. Aslında, kişi Yaratan’ın liderliğini kabul eder ve şöyle ki kişi çalışmasında Yaratan’ın var olduğu hissini hissetmesini ister ve kişi tüm kalbiyle bu koşulu kabul eder. Bunun böyle olmasının nedeni, kişinin kendisini nasıl mutlu edeceğinden değil ama Yaratan’ı nasıl memnun edeceğini düşünmesindendir. Dolayısıyla bu gölge kişiye hayat getirir.

Bu koşula “Gölgesi altında mutluluk duydum” denir, yani kişi içinde bulunduğu halde mantığının ötesine gittiği koşula imrenir.

27) Baal HaSulam, Şamati 16 – Çalışmada Efendi’nin Günü ve Efendi’nin Gecesi Nedir?

Şimdi yazılanları yorumlayabiliriz, “Rabbin gününü arzulayan size yazıklar olsun! Neden siz Rabbin gününe sahip olabilesiniz? O karanlıktır ve ışık değildir.” Konu şudur ki Rabbin gününü bekliyor olanlar, mantık ötesi edinmek için bekliyorlar anlamına gelir, öyle ki inançları sanki gözleriyle görmüş kadar güçlü olacaktır. Yani bu, Yaradan dünyaya kesinlikle iyilikle rehberlik eder manasına gelir.

Başka bir değişle, onlar Yaradan’ın dünyaya iyilikle nasıl rehberlik ettiğini görmek istemezler, çünkü görmek inanca aykırıdır. Diğer bir değişle, inanç tam olarak mantığa karşıt olan yerdedir. Ve kişi ne zaman kendi mantığına karşı olanı yaparsa, buna “mantık ötesi inanç” denir.

Bu, onların Yaradan’ın rehberliğine, yarattıkları üzerine iyiliksever olduğuna inanıyorlar anlamına gelir. Onlar kesin olarak bunu anlamamalarına rağmen, Yaradan’a “Biz mantık içinde anlaşıldığı gibi ihsan etmeyi de anlamak istiyoruz” demezler. Aksine, onlar bunun mantık ötesi inanç gibi içlerinde kalmasını isterler.

Fakat onlar Yaradan’dan kendilerine öyle bir güç vermesini isterler ki bu sanki mantık içinde görürmüş kadar güçlü bir inanç olsun. Bu inanç ile akıldaki bilgi arasında bir fark kalmayacağı anlamına gelir. Bu onların, Yaradan’a tutunmak isteyenlerin, “Yaradan’ın günü” olarak adlandırdıkları şeydir.

28) Baal HaSulam, Şamati 96- Çalışmada Ambar Ve Şarap İsrafı Nedir?

Zaten en dibe inmiş olduğu için kişinin çalışmada daha fazla aşağıya inecek yeri olmadığından, bu çalışmanın amacı aslına uygun ve doğaldır. Bu böyledir, çünkü yüce olmaya ihtiyacı yoktur, çünkü onun için bu daima yeni bir şey gibidir.

Bu demektir ki, o daima çalışmaya şimdi başlamış gibi çalışır. Cennet Krallığının sorumluluğunu mantık ötesi kabullenerek çalışır. Çalışma düzeninde oluşturduğu temel en aşağı seviyedir ve tüm çalışmayı mantık ötesi yapar. Yalnızca gerçek bir aptal inancını oturtacağı bir temel olmadan, yani destek almadan ilerleyecek kadar aşağıda olabilir.

Kişi bu çalışmayı büyük bir mutlulukla kabullenir, sanki bilgisi ve inancının kesinliğini oturtabileceği bir görüşü varmış gibi. Ve bu mantık ötesinin ölçüsü sanki mantıklıymış gibinin ölçüsü kadardır. Dolayısıyla yolunda ısrar ve sebat ederse asla düşmez. Tersine yüce bir Krala hizmet ettiğine inanarak daima memnuniyet içinde olur.

“Sabah adayacağın kuzu ve alacakaranlıkta adayacağın şu diğer kuzu. … Sabahın yemek adağı ve sonrasındaki içki adağı için,” ayetinin anlamı budur. Bu, sabah olduğunda adağını sunarken memnuniyet içinde olmak demektir, sabaha “ışık” denir, yani Tora’nın Işığı onun için tam bir netlikle parlıyor. Onun için gece gibi olsa da, adağını, yani çalışmasını aynı memnuniyetle yapar.

Bu demektir ki, Tora ve çalışmayla ilgili bir netliği olmasa da, mantık ötesi çalıştığından her şeyi memnuniyetle yerine getirir. Dolayısıyla hangi aşamada Yaradan’ın daha hoşnut olduğunu ölçemez.

29) Rabaş, Makale 12, Yakup Babasının Yaşadığı Topraklara Geldi (1985)

Öyle anlaşılıyor ki, Yaradan’ın dünyayı bereketle donattığına inanmalıyız, kişinin bedenindeki kötülük onu bu bereketten uzaklaştırır. Kişi Tora öğrenmeye geldiğinde ve Mitzva yerine getirmeye başladığında bunu kesinlikle tatsız bulur, çünkü bedenindeki kötü eğilim mantık ötesi Yaradan’a inanmasına izin vermez. Ne zaman manevi bir şeye yaklaşsa her şeyi kuru hisseder.

Kişi çalışmaya başladığında Tora’nın, yaşamın Tora’sı olduğu anlatılır, şöyle yazdığı gibi, “Yaşamın ve günlerin için” ve “Altından daha değerli, baldan daha tatlı.”

Bunun farkına vardığında kötü eğilimin her şeyin suçlusu olduğunu görür, onu bu hale düşüren kötülüğü hisseder ve sonra “Erdemli için pek çok acı vardır.”

Sonrasında “Tanrı onu hepsinden kurtarır.” Yaradan’a yardım etmesi için yakarır, çünkü düşünebildiği her şeyi yerine getirmiş fakat hiçbir şey yardımcı olmamıştır, şöyle düşünür, “Yapabildiğini yap.” Kötü eğilim ona teslim olduğu ölçüde kurtuluş gelir.

30) Rabaş, Makale 3, Gözyaşı Kapısı İle Diğer Kapılar Arasındaki Fark Nedir?

Kişi önce gerçekte neye ihtiyacı olduğunu bilmek için dua etmelidir. Böylece, yukarıdan lükse ihtiyacı olmadığı ona bildirilir ve Zohar’ın dediği üzere, “ona günahlarını bildir,” Yaradan ona günahlarını bildirir. O zaman kişi neye tövbe etmesi gerektiğini bilir, yani eksikliğini düzeltir. Bunu takiben kişi eğer neden günahkâr olduğunu bilirse, “günahkâra yaşarken ölü denir,” sözünde olduğu gibi, onu hayatın hayatından ayıran alma arzusunun kontrolü altına yerleştirilmiş olduğunu farkına vardığı zaman, bununla kapıya vurur ve tövbe etmek ister. Şöyle ki, yukarıdan ona yardım edilmesini ister ki böylece kendini-sevmekten çıksın ve tüm kalbiyle Yaradan’ı sevebilsin. Öyle ki, Yaradan’ı seveceği yerde kendisini sevdiği için kendinin günahkâr olduğunu hisseder.

Bunu takiben, onun kapıya vurmasından şunu anlarız, Yaradan’ın onu kendi kötülüğünden alıp O’nun yakınına getirmesi için yapması gerekeni yapar. Buna “gerçek gözyaşı,” denir. Bu açıklamamızın anlamı şöyledir, “Kapı kilitliyken bize kapıyı aç.” Şöyle ki tüm kapıların kilitli olduğunu görür ve kapıya vurmaya başlar. Böylece, kapıların kitli olduğu zaman, halen dua etmiş olduğu ve günahı ona bildirilmiş olduğunda, gerçek göz yaşları dökmeye başlar, yani o zaman gerçekten de Yahudi olmak ister. O zaman onun kapıya vuruşu göz yaşı olarak kabul görür ve bu “pişmanlık içinde kapıya vurana kapıyı açan,” sözünün anlamıdır.

31) Baal HaSulam, Şamati 113- On Sekizinci Dua

Bu, ‘‘Sen her ağzın duasını duyarsın’’ sözünün anlamıdır. O ne zaman her ağzın duasını duyar? Yaradan’a doğru arzusu olanların merhamet içinde ettikleri zaman, basitçe merhamet yani. Kişi inancı almak için Kutsallığı tozun içinden yükseltmek için dua ettiği zaman.

Üç gün hiç bir şey yememiş bir insan gibidir. Başkasından bir şey yemek için istekte bulunduğunda ihtiyacı olmayan veya lüks bir şey talep etmemektedir; sadece ruhunu canlı tutacak bir şey talep etmektedir.

Benzer şekilde, Yaradan’ın çalışmasında kişi kendisini dünya ve cennet arasında duruyorken bulduğu zaman, kişi Yaradan’dan gereksiz bir şeyler için talepte bulunmuyor daha ziyade inancın Işığını talep ediyor ki Yaradan, inancın izlenimini taşıyabilmesi için onun gözlerini açsın. Buna ‘‘Kutsallığı tozun içinden yükseltmek’’ denir. Şöyle ki, kişi ne konumda olursa olsun, eğer kendi ruhunun canlandırılması için talepte bulunursa, bu dua hemen cevap bulur.

Ve buna ‘‘merhametle’’ denir, kişinin duası Yukarıdan sadece merhamet için olursa böylece o kendi canlılığını sürdürebilir. Ve bu Zohar’da yazılanın anlamıdır, fakirin duası hemen kabul edilir. Şöyle ki, dua Kutsal Şehina için olduğu zaman, hemen kabul edilir.

32) Rabaş, Makale 38, Çalışmada “Kutsama Kabı Dolu Olmalıdır” Nedir?

Kişi halen yukarıdan yardım alacağı bir yere yakın durduğunda, “yakın”ın anlamı şudur, Kli, yani ihsan etme arzusu ondan uzaktadır ve kişi yalnız Yaradan’ın ona yardım edebileceğini görmektedir. Baal Hasulam’ın dediği gibi, bu kişinin çalışmasındaki en önemli noktadır, zira bundan sonra Yaradan ile yakın teması olur çünkü Yaradan’dan başka hiçbir şeyin ona yardım edemeyeceğini yüzde yüz görür. Buna inanmasına rağmen hala bu inancı her zaman özellikle şimdi Yaradan’dan kurtuluşu edinmenin en iyi zaman olduğunu onun için aydınlatmaz; tam da şimdi kurtarılabilir ve Yaradan onu yakınına getirebilir yani ona ihsan etme arzusu verir ve onu kendini-sevmekten çıkarabilir, buna “Mısır’dan çıkış” denir. Başka bir deyişle İsrail’e eziyet eden ve ona kutsal çalışma yapması için izin vermeyen      Mısır’lıların kontrolünden çıkar. “Ve İsrail oğulları çabalayarak iç geçirdiler ve yakarışları Tanrı’ya yükseldi.” ve sonra Yaradan onları Mısır’daki sürgünden çıkardı. Başka bir deyişle İsrail halkı köleliğini hissettiği ve Mısırlıların onları köle ettiği bu sürgünden kaçmak istediğinde, aşlıklarını hissettikleri bu önemli noktada, Yaradan onları Mısır’dan çıkardı.  ARİ şöyle der; İsrail halkı Mısır’dayken, onlar halen Tuma’nın kırk dokuzuncu kapısındaydılar ve böylece Yaradan onları Mısır’dan çıkardı. Bunun anlamı şudur; onlar zaten halen en aşağılık duruma, olabilecek en aşağılık durama gelmişlerdi ve böylece Yaradan onları buradan çıkardı.

33) Rabaş, Makale 4, Çalışmada Yardım Almak ve Affedilmek İçin Dua Etmek Nedir? (1988)

Bilgelerimiz şöyle demişler, “İnsanın eğilimi onu her gün yener. Yaradan’ı yardımı olmazsa, bunun üstesinden gelemez.” O halde, eğer Yaradan’dan gereken yardımı almadıysa bu neden insanın hatası olsun ki? Ve gene buna göre, kişi neden Yaradan’dan af dilesin ki? Bunun cevabı basittir: Çünkü yardım istememiştir. Bilgelerimiz şöyle demişler: “Arınmaya gelene yardım edilir.” Bu yüzden Yaradan’ın yardımı, kişi bunu talep ettikten sonra gelir. Bu nedenle insanın günahı Yaradan’dan Yardım istememiş olmasıdır. Yardım isteseydi kesinlikle Yaradan’dan yardım alırdı. Ama eğer, kişi Yaradan’dan yardım istediğini ama Yaradan’ın ona yardım etmediğini söylüyorsa, bunun cevabı şudur ki kişi Yaradan’ın duaları duyduğuna inanmalıdır. Yazıldığı üzere, “Sen her ağzın duasını duyarsın.” Eğer kişi gerçekten inandığında duası tamamlanmış olur ve kişi tüm kalbiyle Yaradan’ın yardımı için özlem duyduğunda Yaradan tamamlanmış olan duayı duyar,

Ancak duası daima dudaklarında değilse, yani Yaradan’ın ona yardım edebileceğine ve O’ndan talepte bulunan herkesi Yaradan’ın duyduğuna, büyük küçük herkesin O’nun önünde eşit olduğuna, yani herkesi cevaplayacağına gerçekten inancı yoksa bu durumda duası tam değildir. Bu nedenle günahları için af dilemelidir, Yaradan’dan gerekli olan yardımı talep etmediği için.

Her ne kadar çalışmada başka gerçekçi cevaplar varsa da, kişi almanın değil de ihsan etmenin yolunda yürümek istediği zaman, temelde günah kişinin kötülüğün üstesinden gelmek için Yaradan’dan istememesidir. Bunun için af dileyip, burada yardım isteyecektir.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
17 - 0,312