e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Kongre ve Ders Materyalleri > Sabah Dersi 2018 – İnsan Sevgisinden Yaradan Sevgisine

Sabah Dersi 2018 – İnsan Sevgisinden Yaradan Sevgisine

1) Baal HaSulam, Kabala Öğretisi ve Özü

Amaçsız hareket olmayacağından, Yaradan’ın önümüzde düzenlenmiş olan yaratılışta bir amacı olduğu kesin. Bu çeşit çeşit realitenin tümünde en önemli şey, hayvanlara verilen algıdır – yani her biri kendi varlığını hisseder. Ancak sadece insana verilmiş olan en önemli algı, aklî faaliyetle ilgili algıdır ki bununla kişi aynı zamanda diğerindeki acıları ve huzuru da hisseder. Dolayısıyla, eğer Yaradan’ın bu Yaratılışta bir amacı varsa, bunun konusu insandır. İnsanla ilgili olarak şöyle denilmiştir, “Yaradan’ın tüm işi onun içindir.”

Ancak, yine de Yaradan’ın bu türü yaratmasının amacını anlamamız lazım. Aslında bu, insanı daha yukarı ve daha önemli bir dereceye yükseltmek, Yaradan’ını, ona zaten verilmiş olan insan algısıyla hissetmek içindir. Ve kişi dostunu bildiği ve hissettiği gibi Yaradan’ın sözlerini de öğrenecektir, Musa’yla (Musa Peygamber) ilgili şöyle yazıldığı gibi, “Ve Yaradan Musa’yla yüz yüze konuştu, insanın dostuyla konuştuğu gibi.”

Herkes Musa gibi olabilir. Şüphesiz, önümüzdeki Yaratılışı inceleyen herkes, işleyişi, kişinin dostuyla konuştuğu gibi Yaradan’ı ile sohbet edip anlaşabileceği muazzam algıyı edinene dek gelişen, O’nun büyük hazzını görüp anlayacaktır.

2) Baal HaSulam – Özgürlük

Tora ve Mitzvot, İsrail’e onu arındırmak için verildi, bize doğuştan damgalanmış olan içimizdeki kötülüğü tanınma algısını geliştirmek için. Bu genel olarak kendini-sevmek olarak ve arınmaya gelmek ise “başkalarını sevmek,” olarak tanımlanır ve bu, Tanrı sevgisine giden tek geçittir.

3) Rabaş – 3. Makale. 410. Kendine-sevgi ve Yaradan sevgisi

Kendini sevmek vardır ve Yaradan’ı sevmek vardır ve başkalarını sevmek olan bir hal vardır. Başkalarını sevmekle, Yaradan sevgisine geliriz. Rabbi Akiva’nın, ‘Komşunu kendin gibi sev, Tora’da büyük bir kuraldır’ sözlerinin anlamı, budur. Yaşlı Hillel’in, ona ‘Tek ayağın üzerinde bana bütün Tora’yı öğret’ diyen inancı olmayan birine, söylediği gibi. Ona dedi ki, ‘Nefret ettiğin şeyi, dostuna yapma. Gerisini, git çalış’. Bu böyledir, çünkü Yaradan sevgisine, başkalarını sevmek aracılığıyla geliriz ve o zaman, Tora’nın tamamı ve bütün bilgelik kişinin kalbindedir.

4) Baal HaSulam, 60. Mektup

Giriş:

Baal HaSulam bu mektubu, ‘dostunu kendin gibi sev’ emrinin, kişinin kendisine gösterdiği özenden daha azını dostuna göstermemesi gerektiğiyle ilgili Tora’da büyük bir kural olan ‘Matan Tora’ adlı makalenin yayınlanmasının ardından, ona gönderilen bir soruya cevap olarak yazmıştır. Bu soruyu gönderen kişi, Rav’ı (Baal HaSulam) tanımıyordu, ancak bu makaleyle karşılaşmıştı. Soru, Rav tarafından kopyalandı ve cevabını, altına yazdı. Yazının formundan, gelecekteki kitapçıklarda, bunu yayınlamaya hazırladığı görünüyor.

Soru:

Eğer Tora’nın ana kaygısı, insanlara bakmaksa ve daha ötesi değilse, neden tüm Tora ve Talmud ve de Poskim’in yazarları, bundan hiç bahsetmiyor? Onların hepsi de mi ana noktayı ihmal ettiler ve de önemsizle meşgul oldular? Kanımca, bu meseleyle ilgili bütün sözleri, İsrail dini tarafından kabul edilen her şeye, aramızda yayılan her şeye zıttır. Bana göre, gerekli olan bu güç, yeni bir yapı ve onun kendisinin icat ettiği, uydurduğu yeni bir metottur. Elbette ben, kendi düşüncemi yazıyorum (açıklıyorum). (Michael Laitman, Petah Tikva’daki Konuşma)

Cevap:

Öyle görünüyor ki, benim sözlerimi dikkatle çalışmamış, zira ben sadece, Tora’nın ediniminden önce verilen bir koşul olduğunu yazmıştım. Ancak sonradan buzağının yapıldığı zamandan itibaren, paket ayrılmıştı, çünkü savaşlar yapıldı ve Levi’nin oğulları, Tanrı’nın üç bin adamının sözleriyle öldürüldü. Daha sonra Musa, Harun ve ajanlarla ilgili şikâyetler ve şüphesiz ki sevgi ve birlik eklemeyenlerin hepsi geldi. Sonra, topraklara girdiklerinde, dinlenmek de yoktu ve bundan dolayı, hiç kimsenin, bu ana emri tutmalarını beklemeye yer yoktu. Fakat onlar, Tora’nın İsrail’de unutulmaması için, ana noktayı ihmal etmelerine rağmen, diğer mitzvota bağlanmaya başladılar, çünkü başka bir seçenekleri yoktu.

Belki de, İkinci Tapınağın yıkılmasından, orada putperestlik olmadığından ve onların Tora’da bilgili olmalarından bahsettiklerinde, bilgelerimizin kastettiği şey budur. Öyleyse neden yıkıldı? Asılsız, temelsiz nefret yüzünden yıkıldığını söylediler. Belki de ‘Dostunu kendin gibi sev’ olan, Tora’nın temel yapısına bağlanamadıklarını kastetmişlerdir.

6) Rabaş – 3. Makale 270. İnsanların Ruhunu Mutlu Eden Herkes – 2

Bir kişinin, Rabbi Akiva’nın, Tora’da büyük bir kural olduğunu söylediği, ‘Komşunu kendin gibi sev’ aracılığıyla, insanları sevmekle ödüllendirilmeden önce, Yaradan sevgisine ulaşması imkânsızdır. Yani bununla, kişi, başkalarını sevmek olan, insanları sevmeye kendini alıştırır ve ancak daha sonra Yaradan sevgisinin derecelerini edinebilir. Böylece, yukarıda söylenen şu sözleri yorumlamalıyız: ‘İnsanların ruhunu mutlu eden herkes’ yani insanların ruhu, ondan memnundur, çünkü kişi, her zaman insan sevgisine bağlanır ve daima başkalarını sevmeye dikkat eder. O zaman, Yaradan’ın ruhu da, ondan memnundur, yani kişi, Yaradan’ın ruhunu yapmaktan, Yaradan’a ihsan etmekten hoşlanır. Ancak kendini-sevmeye bağlananla, bu böyle değildir; işte o zaman kesinlikle, Yaradan’ın ruhu kişiden memnun kalmaz.

7) Baal Hasulam, Son Neslin Yazıları

Yaradan’ın ödülü ve tüm yaratılışın amacı O’nun ile Dvekut’tur (birlik), tıpkı “Bereketle dolu bir kule fakat hiç konuğu yok” sözünde olduğu gibi. Bu O’na sevgiyle tutunanın edindiği şeydir.

Doğal olarak, önce kişi başkalarına ihsan ederek bedenin derisinden, hapislikten kurtulur. Sonrasında onu yapana mutluluk verme niyetiyle O’nun ile Dvekut olan kralın sarayına gelir.

Dolayısıyla sevaplar insan ve insan arasındadır. İnsan ve Tanrı arasındaki sevaplara ağırlık veren, tıpkı ilk basamağa ulaşmadan ikinci basamağa tırmanan kişi gibidir. Açıkça bu durumda bacaklarını kırar.

8) Rabaş 66. Mektup

Kişinin dünyada yapması gereken tek şey tüm çalışmasının Yaradan için olmasıdır. İnsan sadece kendini memnun etme niteliği ile doğduğundan, o zaman kendisi için kazanç olduğunu görmeden bir şey yapması imkânsız olduğu noktada Yaradan için nasıl çalışacak?

Fakat Yaradan bize insan ve insan arasındaki emirleri vermiştir ki böylece kişi kendini komşusu yararına çalışmaya alıştırsın. Bununla daha yüksek bir dereceye, Yaradan için çalışma niteliğine gelir. Aksi takdirde kişi Tora ve Mitzvot’a bağlansa bile, Yaradan’a bağlanamaz. Dolayısıyla sadece Tora’ya bağlanıp iyilik yapmazsa, ihsan etmek için çalışamaz, çünkü başkalarını sevme niteliğinden yoksundur. Öyle anlaşılıyor ki, Tora ve Mitzvot’a bağlanmış olsa bile, eğer bu Yaradan için değilse, bu tıpkı Tanrı’sı olmayan biri gibi olmaktır. Oysa gerçekten Tanrısallık hissiyatına sahipse kesinlikle ihsan etmeye bağlanıyor demektir. İyilik yapmaya bağlanırsa, sonrasında başkalarını sevme niteliğine sahip olur ki böylece Yaradan sevgisine de gelerek Tora ve Mitzvot’u Yaradan için yerine getirme becerisini edinir.

Öyle anlaşılıyor ki, kişi niteliklerinin üstesinden gelme, onları başkaları yararına çevirme gücüne ve kuvvetine sahip olmalıdır, bununla daha sonra Yaradan için çalışma ile ödüllendirilir.

Kişi niteliklerini ıslah ettiğinde, başkaları ve Yaradan inancı için çalışabilir, sonra inançla, sonrasında da “O’nun niteliklerine tutunmak,” denilen form eşitliği ile ödüllendirilir, tıpkı “O merhametli olduğundan, sen de ol,” sözündeki gibi.

9) Baal Hasulam, Arvut, 22 

Yaradan ve insan arasındaki Mitzvot’u üslendiğinde kişinin edindiği izlenim insan ve insan arasındaki Mitzvot’u gerçekleştirdiği andaki izlenim ile tamamen aynıdır. Kişi tüm Mitzvot’unu hiç bir kişisel-sevgi kırıntısı olmadan Lişma olarak (O’nun adına) gerçekleştirmekle yükümlüdür, yani kişiye emeklerinden dolayı ödül ya da onur şeklinde hiçbir geri dönüş olmamalıdır. Burada, bu yüce noktada Yaradan sevgisi ile dost sevgisi bütünleşerek bir olurlar.

10) Baal Hasulam, Matan Torah, 15

Şimdi Hilal Hanasi’nin manevi değişime gelmiş kişiye söylediği sözleri anlayabiliriz, maneviyatın özü “Dostunu kendin gibi sev”dir ve geriye kalan 612 emir sadece bu sözün yorumlanmasıdır. İnsan ve Yaradan arasındaki sevaplar bile bu sevabın bir niteliği olarak görülür. Bilgelerimizin de dediği gibi bu manevi ilim ve emirlerden ortaya çıkan nihai amaçtır, “Manevi İlim ve sevaplar sadece Yaradan’a kendisini yönlendirenler için verilmiştir”. Bu, kişinin “başkalarını sevme” olarak tanımlanan ikinci bir doğayı edinene kadar bedeninin arınmasıdır, yani manevi çalışmanın nihai amacı olan ve ardından kişinin anında Yaradan’la bütünlük edindiği, o tek “Dostunu kendin gibi sev” sevabıdır.

Ancak kişi bunun neden şu sözlerle tanımlanmadığına şaşırmamalı: “Ve Hükümdarı Yaradan’ın gibi seveceksin, tüm kalbinle ve tüm ruhunla ve tüm yüceliğinle”. Bunun sebebi gerçekten de hâlâ Yaratılışın doğası içinde olan kişiye tüm saygıyla söylemek gerekirse, Yaradan sevgisi ile dost sevgisi arasında bir fark yoktur.

Çünkü, kişinin içinde olmayan şey ona gerçek gelmez. Bu nedenle manevi değişime gelen kişi Hilal Hanasi’ye maneviyatın arzulanan sonucunu sormuştur ki uzun yol gitmeden amacı yakın olsun, “Bana maneviyatın tamamını tek ayak üstünde dururken öğret”, böylece Hanasi bunu dostunu sevmek olarak tanımlamıştır, çünkü amaç daha yakındır ve zira bu, daha hızlı ifşa olur (Madde 14).

11) VaYikra 19:18

İnsan oğullarından öç almayasın, onlara kin tutmayacaksın, sen komşunu kendin gibi seveceksin. Ben senin Tanrınım.

14) Baal Hasulam, 26. Mektup

Tora iki bölüme ayrılır: bir bölüm, örneğin Tefillin, Şofar ve Tora çalışması Yaradan’a sevgisi için, bir diğer bölüm insanlarla çalışmak için, örneğin soyguncular, dolandırıcılar, iftira atanlar.

Doğrusu, insanla insan arasındaki bölüm gerçek bir çalışmayken, insanla Yaradan arasındaki bölüm ödül ve kralın masasından yayılan hazlardır.

Ancak, “Tanrı çalışmasının tümü, O’nun içindir” böylece insanlarla çalışma bölümü kralın sarayında olmalıdır, yani “Kutsallığı tozdan yükseltmek.” Burada Yaradan ve insan arasındaki mesafe ölüm iksirine şifa veren bir toz vardır.

Tora ve Mitzvot’taki insan ve insan, insan ve Yaradan arasındaki “O yoksullara erdemlik verir” sözünün anlamı budur, “…Ben’i sevenler ve Ben’im emirlerimi yerine getirenler için”—belirlenen alanda bütün çalışmayı yapanlar. Onlar kutsallığın erdemidir ve “onlar topraklarında iki misli kazanacak” çünkü onlar sadece insan için çalışmadıkları için tüm yaşamları boyunca Yaradan’ın lütfuyla onurlandırılacaklar.

15) Baal Hasulam, On Sefirot Çalışmasına Giriş  (TES) , 68-69

Bunu anlamak için Yaradan sevgisinin doğasının gerçek anlamını edinmemiz lazım. Kişinin dostuna hizmet edebilmesi için ona yerleştirilen tüm eğilimlerin, yatkınlıkların ve doğal özelliklerin manevi çalışma için gerekli olduğunu bilmemiz gerekiyor.

Bunlar sadece nihai rollerinden yani insanın mutlak amacından dolayı yaratılmış ve kişiye yerleştirilmişlerdir, şöyle yazıldığı gibi “her kim sürgüne bile gönderilmiş olsa, ondan uzak kalmasın.” Kişinin bolluğu alma yolunda kendisini tamamlayabilmek ve Yaradan’ın arzusunu yerine getirmeyi tamamlayabilmek için bunlara ihtiyacı vardır.

“İsmimle anılan ve Benim mutluluğum için yarattığım herkes” (Isaiah 43:7), ve de “Kral tüm her şeyi Kendi amacı için yaratmıştır”ın (Atasözleri 16:4) anlamı budur. Ancak, bu arada amaçlarına uyum sağlayabilmeleri adına insana insanlarla ilişki kurdurularak geliştirmesi ve tüm bu eğilimleri ve özellikleri tamamlaması için bütün bir dünya verilmiştir.

Şöyle yazılmıştır: “Kişi şöyle demeli, ‘Dünya benim için yaratıldı’”, çünkü dünyadaki tüm insanlar kişi için gereklidir, zira onlar manevi çalışmaya yaraşır hale gelebilmesi için her bireyi geliştirir ve onun özelliklerine ve eğilimlerine yeterlik kazandırırlar.

Böylece, kişinin başkalarıyla ilişkilerindeki sevgi niteliklerinden Yaradan sevgisinin özünü anlamalıyız. Yaradan sevgisi ister istemez bu nitelikler aracılığıyla verilir, zira bunlar zaten başlangıçta Yaradan’ın adına insana yerleştirilmişlerdi. Ve insanla insan arasındaki sevgi özelliğini incelediğimizde sevginin dört ölçüsünü, biri diğerinin üzerinde yani dört olan ikisini görüyoruz.

 

16) Baal Hasulam, Yaradan Sevgisi ve Yaratılan Sevgisi

Kişi Tora’da iki bölüm olduğunu görse bile – birincisi, insan ve Tanrı arasındaki Mitzvot ve ikincisi, insan ve insan arasındaki Mitzvot, –  bunlar birdir ve aynı şeydir. Bunun anlamı şudur, bunların gerçek amacı ve arzu edilen hedefi aynıdır, buna Lişma denir. Kişinin dostu için ya da Yaradan için çalışması hiç fark etmez. Çünkü bizim içimize yaradılışın doğası tarafından kazılmış olana göre dışarıdan gelen her şey bize boş ve gerçek dışı görünür.

LoLişma ile başlamak zorunda olduğumuz için, Rambam şöyle der; “Kişi daima Tora’yı öğrenmeye çalışmalı, LoLişma’da bile, çünkü LoLişma’dan Lişma’ya gelir.” Bu nedenle çocuklara, kadınlara ve cahillere öğretirken, onlar bilgi ve bilgelik edinene kadar, korkudan ve ödül almak için çalışmaları öğretilir. Böylece onlara sırlar azar azar söylenir ve böylece konuya kolayca alışırlar, O’nu edinene, bilene ve sevgiyle hizmet edene kadar.

Bu şekilde kişi çalışmasını sevgi ve başkalarına ihsan olarak tamamlayıp, en yüksek noktaya gelirse, aynı zamanda Yaradan için sevgi ve ihsanı da tamamlamış olur. Bu aşamada ister başkalarına, ister onu yapana memnuniyet vermek olsun, bu ikisi arasında fark yoktur.

Bu Hillel’in söylediği şeydir, “Dostunu kendin gibi sev,” nihai hedeftir. Çünkü bu insanlık için en uygun formdur.

Amellerle yanlışa düşmemeliyiz. Biliyoruz ki, dostumuzun ihtiyacını kendimizinkinden önce koyarsak, bu ihsan etme niteliğidir. Bu sebeple Hillel amacı “Ve Tanrı’nı tüm kalbinle, ruhunla ve gücünle seveceksin,” olarak tanımlamaz, çünkü onlar gerçekten bir ve aynı şeydir. Bu böyledir, çünkü kişi dostunu da tüm kalbiyle ve ruhuyla sevmelidir, çünkü bu “kendin gibi,” sözünün anlamıdır. Her şeyden evvel kişi tüm kalbi, ruhuyla kendini sever, fakat Yaradan’la ilgili kişi kendini kandırır; dostuyla ise her şey gözlerinin önündedir.

17) Baal Hasulam, Karşılıklı Bağ, Arvut, 27

Maneviyat ve Islahlar çalışması “ve siz Benim için bir ibadet edenler krallığı olacaksınız” kelimelerinde ifade bulur. İbadet edenler krallığı küçükten büyüğe herkesin dua eden olması anlamına geliyor. Tıpkı dua edenlerin bir ülkesi ya da fiziksel bir varlığı olmadığı gibi, zira Yaradan her şeyin sahibidir, tüm ulus da öyle bir şekilde oluşacak ki tüm yeryüzü ve içindeki her şey sadece Yaradan’a adanacak. Ve oradaki hiç kimse dostunun ihtiyaçlarını karşılamaktan başka hiçbir şeyle uğraşmayacak. Böylece onun hiçbir eksiği olmayacak ve hiç kimse kendi için endişelenmek zorunda kalmayacak.

Bu şekilde, hasat kaldırma ve ekim gibi sıkıcı işler bile kutsal mekânlarda erdemli insanların yerine getirdikleri vecibelerle aynı değerlendirilirler. Pozitif[2] bir Islah olan Yaradan’a karşı fedakârlık yapma sevabını yerine getirmekle “Dostunu kendin gibi sev” sevabını yerine getirmek arasındaki fark nedir? Sonuç olarak dostunu beslemek için hasat kaldıran kişi ile Yaradan’a fedakârlık yapan kişi aynıdır. Dahası, “Dostunu kendin gibi sev” kuralı Madde 14-15’de gösterdiğimiz gibi fedakârlığı yapan kişiden daha önemlidir.

Gerçekten de bu henüz sonu değil, çünkü Manevi İlim ve Islahın tümü sadece kalbini arındırmak isteyen, yani arzularının (Madde 12) arınması için verilmişti ki bundan sonra gerçek ödül olan Yaradan’la Bütünleşmek, yani Yaratılışın amacı gerçekleşecek. Ve bu ödül “yüce bir ulus” sözleriyle ifade edilir. Yaradan’la Bütünleşmek aracılığıyla kutsanmış olmaktır, şöyle yazar, “Kutsal olacaksınız, zira Yaradan’ınız olan Hükümdarınız Ben Kutsalım.”

18) Degel Mahaneh Efraim, VaEthanan

“Yaradan birdir ve İsrail birdir,” diye yazılmıştır; buna göre onlar Yaradan’a bağlanırlar zira bu Bir olanın bire bağlanması yararlıdır. Bu ne zaman olur? İsrail tek bir deste olarak birbirine tam bir birlik içinde bağlandığında olur. O zaman bir olarak kabul edilirler ve Yaradan onların üzerindedir, çünkü O birdir.

Ama kalpleri bölündüğünde onlar birbirlerinden ayrı düşerler ve birliğe bağlanamazlar ve Yaradan onların üzerinde olmaz. Aksine başka bir tanrı onların üzerindedir. Bu şu ayette ima edilir, “Ve siz bağlanmış olanlar,” yani birbirine bağlanan ve birlik olanlar, “Siz, her biriniz yaşıyorsunuz.” Onlar birlik içinde iken, böylece Bir’in bire bağlanması uygundur ve tek bir Yaradan onların üzerindedir.

19) Rabaş, 2. Mektup

Roş Haşana duasında söylendiği gibi “Ve onların hepsi tek bir toplum olacak.” Bu aşamada, “Arzunu tüm kalbinle yerine getirmek,” kolay olacaktır.

Bu böyledir, çünkü tek bir toplum olmadığından kalpten çalışmak zordur. Tersine kalbin bir parçası Yaradan için değil, kendi faydası için çalışmada kalır. Midraş Tanhuma’da bununla ilgili şöyle yazar: “’Sen bugün dur,’ tıpkı gün bazen ışıldadığında, bazen karardığındaki gibi, böylece o seninledir. Senin için karanlık olduğunda, dünyanın ışığı senin için parlayacak, tıpkı şöyle söylendiği gibi ‘Ve Yaradan senin üzerinde sonsuz bir ışık olacak.’ Ne zaman? Tek bir toplum olduğun zaman, şöyle yazdığı gibi: ‘Bu günde her biriniz yaşıyorsunuz.’

İnsan bir demet dalı eline alsa, hepsini bir seferde kırabilir mi? Fakat teker teker ele aldığında bir bebek bile onları kırabilir. Benzer şekilde, tek bir ulus olmadan kurtulamayacağız, şöyle söylendiği gibi, “O günlerde ve o zamanda, Yaradan der ki: ‘İnsanoğlu bir araya gelecek.’ Böylece, birleştiklerinde Kutsallığın yüzünü edinecekler.”

20) Likutey Halahot, Hoşen Mişpat, Halahot Arev

Tora ve Mitzvot’u yerine getirmek yalnız Arvut yoluyla mümkün olur, bunun dışında mümkün değildir. Arvut’da herkes dostundan sorumlu olur ki bu Tora’yı yerine getirmenin özüdür, arzulanan şey birlik yoluyla olur. Bu nedenle Tora ve Mitzot’u üstlenmek isteyen kişi kendisini İsrail topluluğuna, büyük bir birlik içinde, dâhil etmelidir. Bu nedenle, Tora’nın edinilmesi sırasında onlar kesinlikle birbirlerinden sorumludurlar, zira kişi Tora’yı edinmek ister istemez, kendisini, arzusunu onlarla birleştirmek amacıyla diğerlerine tek ve bir olarak dâhil etmelidir. Ve kesinlikle her biri dostundan sorumludur, zira hepsi bir olduklarında önemlidirler. Ve tam da her biri dostundan sorumlu olduğu için ki birlik olurlar, bu yolla Tora’yı yerine getirebilirler, bu olmaksızın Tora’yı korumak mümkün değildir. Zira böylece sevgi ve birlik arzusu bakımından, her biri dostundan memnun kalır ve aralarında form eşitsizliği yoktur. Onunla yukarının arzusuyla birleşecekleri, tek bir arzuya dâhil olurlar, birliğin amacı budur.

21) Baal HaSulam, Arvut (Karşılıklı Sorumluıluk), 17

Bağ’dan (karşılıklı sorumluluk/garanti) tüm halk birbirinden sorumlu olduğunda bahsedilir. Zira ilmin ifşasından önce her birine tek tek “dostunu kendin gibi sev” kuralı olan başkalarını tam anlamıyla sevmeyi üzerlerine alıp almayacakları sorulmuştu (Madde 2 ve 3’de açıklandığı gibi burada detaylı inceleyin). Bunun anlamı şudur, halkın parçası olan her bir kişi ulusun her bir üyesine hizmet etmek ve onun için çalışmayı ve tüm ihtiyaçlarını karşılamayı en az kendi ihtiyaçlarını karşıladığı ölçüde üzerine yüklenir.

Tüm halk oybirliğiyle hemfikir olup “Yapacağız ve duyacağız” dedikten sonra halkın her bir üyesi, her bir diğer üyesinin hiç bir eksiği olmamasından sorumlu oldu. Sadece o zaman manevi edinime hak kazandılar, öncesinde değil.

Bu kolektif sorumluluk ile her bir üye kendi bedeninin ihtiyaçlarını karşılama endişesinden özgür kaldı ve “Dostunu kendin gibi sev” manevi kanununu yerine getirebilir ve sahip olduğu her şeyi ihtiyacı olan kişiye tam anlamıyla verebilir hale geldi, zira artık kendi bedeninin ihtiyaçlarını düşünmek zorunda değildi, çünkü etrafında onun ihtiyaçlarını karşılayacak altı yüz bin sadık dostunun olduğunu biliyordu.

22) Baal HaSulam – Matan Tora, Madde 16

Çünkü, altı yüz bin adam kendi ihtiyaçları için uğraşmayı bırakır ve dostlarının hiçbir eksiği olmaması dışında bir şeye endişelenmezse, dahası bunu büyük bir sevgi, tüm kalp ve ruhları ile yaparlarsa, yani “Dostunu kendin gibi sev” sevabının gerçek anlamıyla, o zaman hiç şüphesiz o ulusun hiçbir üyesi kendi iyiliğini düşünmek zorunda kalmayacaktır.

Bundan dolayı, kendisinin hayatta kalmasını güvence altına almaktan tamamen özgürleşmiş olur ve kolaylıkla Madde 3 ve 4’de verilen koşulları sağlayarak “Dostunu kendin gibi sev” sevabını yerine getirebilir. Sonuçta yanında altı yüz bin kişi hiçbir ihtiyacının eksik kalmaması için yanında yer alırken kişi neden kendi varlığını sürdürebilmek üzerine endişelensin ki.

23) Naom Elimeleh, Likutey Şoşana

Kişi daima dostu için dua etmelidir, çünkü “kişi kendisini hapisten kurtaramadığı” için kendisi için dua etmesi pek işe yaramaz, dostu çabucak onun yardımına gelmelidir. Ve böylece, herkes dostu için dua eder, bu yolla biri diğerine yardım eder ve her ikisi de yardım görür. Bu nedenle İsrail birbirinden (İsrail Aravim) sorumludur denmiştir. Aravim kelimesi hoş, tatlı kelimesinden gelir, çünkü onlar birbirleri için ettikleri dualarla birbirlerini tatlandırırlar ve böylece onlara yardım edilir. Duada önemli olan düşüncedir, zira düşünce ile kişinin duası kolayca kabul görür.

24) Rabaş, Cilt 3, 217. Makale, Uzağa Kaç Sevgilim

Ve bu yüce bir kuraldır ki, yaratılmış olan adama varlık (yaratılmış) adı verilir, yani yalnızca o ve onun dışarısında ilahi kutsallık bulunur. Bunun ardından, biri kendi nesli için dua ettiğinde buna sürgün içerisindeki ilahi kutsallık için dua ediyor denir ve kurtarılmaya ihtiyacı vardır ve işte bu sonsuzluk konusu olup, muhakkak ki bu şekilde Rahamim Işığı ifşa olabilecektir.

Kişinin kolektif için dua etmesi gereğinin bir başka nedeni de Rahamim ışığını ifşa etmektir, bu ihsan etme koşulunun ışığıdır. Ve kural şudur ki form eşitliği olmadan hiçbir şey alamayız, her zaman eşitlik koşulu olmalıdır. Böylece, kendi için alma koşulu içinde çalışarak kişi kendine merhameti uyandırdığı ve daha çok dua eklediği zaman, form eşitliğinde bir kap hazırlamak için, bu yeterli olmaz, aksine alma kıvılcımları onun içini sarar.

Buna göre kişi aksi istikamete hareket etmektedir, yani kişi ihsan etme kabını hazırlarken alma kabını hazırlamaktadır. Ve “O’nun niteliklerine tutun” yani tam olarak, “O merhametlidir, sen de merhametli ol.” Böylece kişi kolektif için dua etiği zaman, bu duası ile, dua edebildiği ölçüde ihsan etme koşulunda çalışıyordur, bu derecede kabını dokumaktadır, ki orada, “merhametli” denen ihsan etmenin ışığı ifşa olur. Ve merhamet ışığını edinerek kişi daha sonra “merhametli” olma koşulunu ifşa edebilir.

25) Rabaş, Cilt 2, Makale 19, Çalışmada Tora’nın “Orta Çizgi” Dediği Şey Nedir?

Söylediğimiz üzere kişi, “O’ndan başkası yoktur,” sözüne inanmalıdır, yani kişinin iyi işler yapmasını Yaradan zorunlu kılar, ancak henüz Yaradan’ın onu buna koyduğunu anlamaya layık olmadığından, Yaradan kendine etten kemikten bir elbise giyindirir ve bunlar yoluyla Yaradan bu eylemleri yapar. Böylece, Yaradan Ahoraim formunda hareket eder. Başka bir deyişle, kişi insanların yüzlerini görür, ancak bu yüzlerin arkasında Yaradan’ın durduğuna ve eylemler yaptığına inanmalıdır. Şöyle ki insanın arkasında Yaradan durur ve ona Yaradan’ın istediği işleri yaptırır. Buna göre her şeyi Yaradan yapar, fakat kişi inandığını değil gördüğünü dikkate alır.

26) Baal HaSulam, Şamati 67- Günahtan Uzak Dur

Arkadaşını aldattığını düşünen kişinin, Yaradan´dan başkasını aldatmadığını söyleyebiliriz; çünkü insanın bedeninden başka yalnızca Yaradan vardır. Zira yaratılışın temeli şudur; insan, sadece insanın kendi algısında yaratık diye adlandırılır. Yaradan insanın kendisini, O´ndan ayrı var olduğunu hissetmesini ister. Ancak bunun dışında, “Tüm dünya O´nun ihtişamı ile doludur.”

Dolayısıyla kişi dostunu kandırdığında Yaradan´ı kandırır ve eğer dostunu üzerse, Yaradan´ı üzer. Bu nedenle, kişi her zaman doğru söylemeye alışık ise bu onun Yaradan´a saygı göstermesine yardım edecektir.

27) Rabaş, Cilt 1, Firavun’a Doğru Gel – 2

Dolayısıyla, bilmeliyiz ki dost sevgisi bize Kral’ın onurunu lekelemekten nasıl kurtulacağımızı öğrenmemiz için verildi. Diğer bir deyişle, eğer kişinin Kral’a memnuniyet vermek dışında başka hiçbir arzusu yoksa “Keduşa’yı (kutsallığı) dışarıda olanlara aktarmak” denilen Kral’ın onurunu mutlaka lekeleyecektir. Bu nedenle, dost sevgisi çalışmasının önemini küçümsememeliyiz, çünkü bu sayede kişi kendini sevme koşulundan nasıl çıkarak başkalarını sevme yoluna gireceğini öğrenecektir. Ve kişi dost sevgisi çalışmasını tamamladığı zaman, Yaradan sevgisiyle ödüllendirilebilecektir.

28) Rabash, Cilt 1, Makale 6, Dost Sevgisi (1984)

Bu nedenle, tek bir tavsiye vardır: Birkaç kişi dışarıdan yardım almadan kendini sevmeyi bırakma arzusu ile bir araya gelmelidir. Bu insanlar tam olarak olmasa da Yaradan sevgisine sahip olduğundan, birbirinin önünde kendilerini iptal ederlerse, o zaman her birinin gruba katılımı ve grup önünde kendini iptal etmesiyle, tek bir beden haline gelirler.

Örneğin, eğer bir bedende on kişi varsa, o zaman tek kişinin sahip olduğundan on kat daha fazla güce sahiptir. Ancak, bir koşul vardır: Bir araya geldikleri zaman, her biri kendini sevmeyi iptal etmek amacı için bir araya geldiğini düşünmelidir. Bu demektir ki şimdi kendi alma arzusunu nasıl tatmin edeceğini düşünmeyecek, fakat mümkün olduğunca sadece diğerlerini sevmeyi düşünecektir. “İhsan etme arzusu” diye bilinen bu yeni niteliğin arzusunu edinmek için tek yol budur.

Ve kişi dost sevgisinden Yaradan sevgisine ulaşabilir, yani Yaradan’a memnuniyet vermek isteyebilir. Bundan çıkan sonuç şudur ki, sadece bu şekilde kişi, ihsan etmenin önemli ve gerekli olduğuna dair bir anlayış kazanır ve bu ona dost sevgisi aracılığıyla gelir. Bundan sonra korkudan bahsedebiliriz, yani kişi Yaradan’a memnuniyet ihsan edemeyeceğinden korkar ve buna “korku” denir.

Bu nedenle, üzerine kutsallığın inşa edilebileceği asıl temel “Dostunu sev” kuralıdır. Bununla kişi Yaradan’a memnuniyet ihsan etme ihtiyacını edinir. Ondan sonra Yaradan’a memnuniyet veremiyor olma korkusu olabilir. Gerçek korku kapısı geçildiği zaman, kişi inanca gelebilir çünkü inanç, birçok yerde açıklandığı gibi, Kutsallığın yavaş yavaş akıtılacağı kaptır.

Böylece önümüzde üç kural olduğunu görürüz: İlk kural, Kabalist Akiva’nın “Dostunu kendin gibi sev” kuralıdır. Ondan önce, kişinin durumunu bir parça bile değiştirmesi için yakıt sağlayacak hiçbir şey yoktur, çünkü bu kendini sevmenin kötü bir şey olduğunu hissetmenin ve insan sevgisine doğru kendini sevmekten çıkmanın tek yoludur.

Şimdi ikinci kurala geliyoruz. Bu kural korkudur. Baal HaSulam’ın söylediği gibi, korku olmadan inanca hiç yer yoktur. Yukarıda bahsedilen tüm üç kural elde edildikten sonra, kişi O’nun yarattıklarına iyilik yapmak olan yaratılış amacını hissetmeye başlar.

29) Baal Hasulam, Barış

Böylece, gözümüzün önünde gelişen tarih deneyimi ile kanıtlayarak deneysel neden bakış açısını ispatlamış oldum, yani insanlık için İlahi Takdir’in emirlerini kabul etmekten başka çare yok: iki deyişin anlattığı ölçüde, Yaradan’a mutluluk vermek için başkalarına ihsan etmek.

İlki, “Dostunu kendin gibi sev”dir ki bu manevi çalışmanın özelliğidir. Bu, içimize monte edilmiş olan kendi ihtiyaçlarını karşılayabildiğinden daha az olmamak kaydıyla toplumun mutluluğu için başkalarına ihsan etme ölçüsü anlamına gelir. Dahası kişi “Matan Tora” makalesi Madde 4’de yazıldığı gibi dostlarının ihtiyaçlarını kendisininkinin önünde tutmalıdır.

Diğer bir deyiş ise, “Ve Hükümdarınız olan Tanrıyı tüm kalbinizle ve tüm ruhunuzla ve tüm gücünüzle seveceksiniz.” Kişi dostunun ihtiyaçlarını karşılarken gözlerinin önündeki amaç bu olmalı. Bu, kişinin sadece Yaradan tarafından sevilmek için çalışıp didinmesi anlamına gelir, Yaradan söyledi ve onlar O’nun arzusunu yerine getiriyorlar.

Ve eğer dinlerseniz topraklarınızın meyveleriyle besleneceksiniz, yoksulluk, ızdırap ve bozukluk topraklarınızda olmayacak ve herkesin mutluluğu ölçülemeyecek derecede daha da artacak. Ancak, Yaradan için çalışmayı tam anlamıyla üslenmeyi reddederseniz doğa ve kanunları intikam almak için hazır olacaklar. Ve gösterdiğimiz gibi, bizi mağlup etmeden ve biz emrettiği her şeyde onun otoritesini kabul etmeden gitmeyecek.

30) Baal Hasulam, Son Neslin Yazıları

Tefsirimin ana konusu tüm yaratılanlara bahşedilmiş, form olarak Yaradan’a zıt alma arzusudur. Bu yüzden maneviyattaki form eşitsizliği maddesellikte bedenden kesilip çıkarılan bir organ gibi olduğundan, ruh bedenden ayrılmıştır. Dolayısıyla açıktır ki, Yaradan’ın bizden istediği yaratılmadan önceki gibi O’na bir kez daha tutunmamızdır.

Atalarımız şöyle der: “O’nun niteliklerine tutun; o merhametlidir.” Bu, alma arzusundaki niteliklerimizi değiştirip, kendimizi sadece ihsan olan Yaradan niteliklerine adapte etmemiz demektir, böylece tüm eylemlerimiz insanlara ihsan etmeye yönelir.

Böylece form eşitliğine, O’na tutunma amacına geliriz. İnsanın kendisi için yapmaya mecbur kaldığı yani kendisi ve ailesinin devamlılığı için yapması gerekenler, form eşitsizliği olarak kabul edilmez, çünkü “Gereklilik ne kınanır ne de övülür.” Bu Mesih’in günlerinde bütünüyle ortaya çıkacak olan büyük ifşadır. Bu öğreti alındığında tam bir ifşa ile ödüllendirileceğiz.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
17 - 0,299