e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Kongre ve Ders Materyalleri > Sabah Dersi 2018 – Mantık İçindeki Çalışma ve Mantık Ötesideki Çalışma

Sabah Dersi 2018 – Mantık İçindeki Çalışma ve Mantık Ötesideki Çalışma

1) Rabaş, Makale 6, Çalışmada Mantık Ötesi Nedir? (1989)

Çalışmada “mantık ötesi inanç” demek, mantığımız bunun böyle olduğunu bize söylemese dahi buna inanmamız gerektiğidir; nitekim kişinin mantık ötesi inanç hissiyatını çürütmeye ilişkin, birçok karşıt kanıt da bulunabilir. Bu çalışma “mantık ötesi inanç” olarak adlandırılır, çünkü kişi mantığıyla sanki bunu böyle kabullenmiş gibi buna inanır. Buna çalışmada “mantık ötesi inanç” adı verilir. Başka bir deyişle, bu kişinin kendisinin üstlenebileceği epey fazla bir iştir; mantık karşıtı bir tutumdur. Bunun anlamı, bedenin bu tutum ile hemfikir olmadığı ama yine de kişinin bunu kabullenerek, sanki mantığı da böyle istiyormuş gibi davranmasıdır. Böyle bir inançta Yaradan’ın yardımına ihtiyaç duyulur. Bu sebepten dolayı, böyle bir inanç için, kişinin dua ederek ve O’na benzer olacak şekilde kendisine bir güç vermesi için, sanki mantığıyla bunu edinmiş gibi, O’ndan talepte bulunması gerekir. Başka bir deyişle, kişi mantığıyla her şeyi anlayabilmesinde kendisine yardım etmesine dair Yaradan’a dua etmemelidir. Bunun yerine, kişi Yaradan’a kendisine mantık ötesi inancı sanki mantık dahilindeymiş gibi benimseyebilme gücünü kendisine vermesine ilişkin dua etmelidir.

2) Rabaş, Makale 10, Çalışmada, “Merdiven Diyagonaldir (Çaprazdır)” Ne Demektir?

Yazıldığı üzere, “bak, yeryüzüne, tepesi cennete erişen, bir merdiven yerleştirildi.” Şöyle ki bu merdiven ile Kral’ın sarayına tırmanırız, bunun iki ucu vardır. 1) “Yeryüzüne bir merdiven yerleştirildi.” Bu, “yeryüzü” denen sol çizgidir. Kişi görmelidir ki dünyeviliğe yerleştirilmiştir, kendini-sevmeye gömülmüştür, “sol uzağa iter,” sözünde olduğu gibi. Ancak, kalbin derininden dua etmeye yer vardır, zira kişi kendi mantığı içinden bakar ve Yaradan uğruna bir şey yapamayacağını görür. Bunun hakkında şöyle denmiştir, “Eğer Yaradan’ın yardımı olmasa, kişi bunun üstesinden gelemez.” 2) Yazıldığı üzere, “tepesi cennete erişir.” Merdivenin diğer ucu cennettedir, kişi tam bir bütünlük içindedir, çünkü kendi payına düşenden, yaptığı Yaradan çalışması ile birazcık olsun bağlantısı olmasından, hoşnuttur. Bundan mutluluk duyar zira Kral’a hizmet etmek ve günde bir dakika bile olsa O’nunla konuşmak büyük bir ayrıcalıktır; bu onun yüksek bir ruh hali içinde olması için yeterlidir ve Kral’a şükreder ve O’nu över.

3) Rabaş, Makale 17, Çalışmada, “Onun kalbini sertleştirdiğim için,” Nedir? (1991)

En aşağı durumda iken bile, kişi kendi gözünde şunu canlandırmalıdır; bir zamanlar yükseliş sırasında hissetmiş olduğu gibi eğer Yaradan’ın onu büyük bir uyanış ile aydınlattığını düşünürse, kesinlikle kutsal çalışmayı yapmaya isteği olacaktır. Ama şimdi hiçbir şey hissetmiyorken nasıl kendisini bütünlük içinde diye kandırabilir ki? O zaman, bilgelere inanmalıdır, onlar bize dediler ki kişi kendini sanki tüm organlarında Yaradan’ın varlığı ile ödüllenmiş ve Yaradan’a şükrediyor ve O’nu övüyor gibi gözünde canlandırmalıdır. Aynı şekilde şimdi de, kişi sanki halen bütünlük içinde olmakla ödüllendirilmiş gibi, Yaradan’a şükretmeli ve O’nu övmelidir.

4) Rabaş, Makale 28, Çalışmada, “Büyüğü Küçük Hakkında Uyarmak,” Nedir? (1990)

Kişi Yaradan’a inanmayı üzerine aldığı zaman, eğer Yaradan’ın yakınında olmakla ve kendi gözleri ile keyif ve neşenin ondan tüm yaratılışa uzandığını görmekle ödüllenseydi kendini nasıl hissedeceğini, ne kadar yüksek bir ruh halinde ve sevinç içinde olacağını kafasında canlandırmak için zaman ayırmalıdır. Kafasında canlandıracağı bu resim devamlılık gerektirir, kişinin inancı bunu biliyormuş ve görüyormuş gibi olmalıdır, şöyle ki inancının ölçüsü görüyor ve biliyor olmasının ölçüsü kadardır. Bu büyük bir iştir, çünkü bu gerçeğin yoludur ve yazıldığı üzere, “gerçek ve inanç,” yani bu inanç gerçek olmalıdır, özellikle de bu kafada canlandırmada. Şöyle ki inancının büyüklüğü ölçüsünde, buna sanki görüyormuş gibi, gözlerine inanır gibi, inanmalıdır. Başka bir deyişle, gördüğü zamanki ile aynı ölçüde ilham alıp etkilenmelidir,  duyduğu heyecan görmediği ama öyle olduğuna inandığı halde de böyle olmalıdır. Buna “gerçeğin yolundaki inanç,” denir.

5) Rabaş, Makale 300, Kıtlık İçinde Ekmek Yiyeceğin Toprak (1973)

Zohar’da yazıldığı gibi, kişi gece ve gündüz Tora ile uğraşmalıdır, gece ve gündüz onun için eşit olmalıdır. Başka bir deyişle, bütünlük olan durumuna “gündüz,” bütünlük olmayan duruma “gece,” denir, bunlar eşit olmalıdır. Şöyle ki, eğer amacı Yaradan hatırı için ise kişi O’na memnuniyet vermek ister ve eğer Yaradan onu bütünlük olmayan durumda tutmak istiyorsa, kişi buna da razı olur. Rızasını, çalışmasını sanki bütünlük durumunda olmakla ödüllenmişçesine yaparak, gösterir. Kişi için gece ve gündüz eşit olduğunda, buna “kabul etmek,” denir. Ama eğer farklılık varsa, bu fark ölçüsünde ayrılık vardır ve bu ayrılıkta dışarıdakilere tutunma vardır. Bu nedenle, eğer kişi farklılık hissederse, Yaradan’a, onun için farklılık olmamasında ona yardım etmesi için dua etmelidir ve böylece bütünlükle ödüllenir.

6) Rabaş, Makale 24, Çalışmada, Kişi Bir Oğul ve Bir Kız Doğurmalıdır, Ne Demektir? (1991)

Mantık ötesinde çalışma, koşulsuz teslimiyet içinde olmalıdır. Öyle ki kişi cennet krallığının yükünü, mantık ötesinde üzerine almalıdır. Kişi demelidir ki; “Bu çalışma hakkında hiç fikrim olmasa da, bu çalışmadan hiçbir tat almasam da Yaradan’ın hizmetkârı olmak istiyorum. Sanki yine de çalışmanın tadını hissetmiş ve edinmişim gibi tüm gücümle çalışmaya razıyım.” O zaman, kişi ilerleyebilir ve böylece onun için bulunduğu durumdan düşeceği bir yer olmaz, zira tam da yere, toprağa konduğu zaman bile çalışmayı üzerine almıştır ve zaten topraktan daha aşağıda olması imkânsızdır. Şöyle yazıldığı üzere; “Bir nesil gider, bir nesil gelir, toprak sonsuza kadar kalır.”

7) Baal HaSulam, Şamati 215- İnanç

İnanç özellikle saf bir çalışmadır. Bunun nedeni, alma iradesinin bu çalışmaya katılmamasıdır. Dahası, alma iradesi buna razı olmaz. Bu arzunun doğası, yalnızca gördüğü ve bildiği bir yerde çalışmaktır. Ama mantık ötesi böyle değildir. Dolayısıyla bu yoldan Dvekut (bir olmak) tamamlanabilir, çünkü burada eşitlik unsuru vardır, yani gerçek ihsan etme vardır.

Bu nedenle, bu temel sabit ve sağlam olduğunda, çıkar sağlayan şeyleri alırken bile, o, bunu “bir yer” olarak değerlendirir ve bu, Gimatria’da Tora’dır. Ve bu Tora’da korku olmalıdır. Yani, kişinin aldığı her hangi bir destek ve yardımı Tora’dan değil, inançtan aldığını görmesi gereklidir. Ve hatta hala bu hoş yerden aldığı için, bunun gereğinden fazla olduğunu düşündüğü zaman bile, bunun doğru ve gerçek olduğuna inanmalıdır. Ve bu “ve hepsi O’nun inanç Tanrısı olduğuna inanır” sözünün anlamıdır, çünkü kişi özellikle inanç yoluyla bu dereceyi sürdürebilir.

8) Rabaş, Makale 13, Çalışmada, “Halkın Çobanı Tüm Halktır” Ne Demektir? (1988)

İnanca ihtiyaç duymaya gelmek için kişi önce inanç yoluyla ne gibi bir fayda sağlayacağını ve kısmi inanca sahip olmakla ne kaybedeceğini gözünde canlandırmalıdır. Önce kendi gözünde yaradılışın amacını canlandırmalıdır, yani Yaradan hangi amaçla yaratılışı yaratmıştır. Kişi bilgelerimize inanmalıdır, onlar yaratılışın amacının O’nun yarattıklarına iyilik yapmak olduğunu söylerler. Kişi kendi gözleriyle yaradılışı incelediği zaman, yani iyiliğin biçimini ve yapılan iyiliğin şeklini incelediği zaman, yaratılanların O’ndan aldığı, insanın gözüne tam tersi olarak görünür. Tüm dünyanın acılar içinde ızdırap çektiğini görür ve O’nun rehberliğinin iyi şekilde ve iyilik yapmak biçiminde olduğunu hissettiğini ve gördüğünü söyleyebilecek tek bir kişi bile bulmak zor olur. Bu durumda, kişi karanlık bir dünya gördüğünde, mantık ötesinde şuna inanmak ister ki Yaradan dünyaya karşı İlahi Takdirle iyidir ve iyilik yapar şeklinde, davranmaktadır. Kişi bu noktada durur ve çeşitli yabancı düşünceler aklına gelir. Bu durumda, mantık ötesinde bunun üstesinden gelmek zorundadır, şöyle ki İlahi Takdir iyidir ve iyilik yapar. O zaman, kişi Yaradan’ın ona inanç için güç vermesi için bir ihtiyaç edinir ki böylece mantık ötesi gidebilsin ve İlahi Takdiri haklı görebilsin.

9) Rabaş, Makale 875, Üç Çizgi

Şimdi, kişinin kendi gerçek durumunu gördüğü bir aklı vardır; maneviyatta bir kavrayışının olmadığına dair. Başka bir ifadeyle, aklın bakış açısından, kişi tam karanlıktadır ve şimdi mantık ötesi gitme zamanı gelmiştir ve şöyle der: ‘Gözleri vardır ama görmezler; kulakları vardır ama duymazlar’. Ancak, Musa aracılığıyla bize emreden Yaradan’ın Mitzvot’unu izlemekle ödüllendirildiği için, kişi mutludur. Bununla ilgili herhangi bir tat ve anlayış hissetmese de, mantık ötesi olarak kişi, yine de başkaları buna bile sahip değilken, Yaradan’ın emirlerini basit bir şekilde izleyebilmesinin büyük bir ayrıcalık olduğuna inanır. Her şeyin yukarıdan geldiğine inanır ve kişiye, onların bütün yaşamlarının saçmalık ve gösteriş olduğuna dair bir düşünce verilirken, başkalarına yalnızca canavarlara ve hayvanlara uygun olan saçmalıklardan zevk almaları verilmiştir. Bundan dolayı, kişi bu hediyeyi büyük bir servet olarak kabul eder ve verdiği bu önemden dolayı, daima mutludur. Bu, onun için, sanki en yüksek dereceyle ödüllendirilmek kadar önemlidir. İşte o zaman buna, ‘sağ çizgi’, ‘bütünlük’ denir, zira tam olarak mutlu olmasından dolayı, Yaradan’la Dvekut’u vardır, bilgelerimizin şu sözlerinde olduğu gibi, ‘Şehina yalnızca mutluluktadır’. O andan itibaren kişi, bütünlük halindedir, sevinç duymak için bir sebebi vardır.

10) Rabaş, Makale 24, Çalışmada, Kişi Bir Oğul ve Bir Kız Doğurmalıdır, Ne Demektir? (1991)

Gerçek şudur ki kişi bilgiye özlem çeker, yani mantık ötesinde çalışmak istemez ve eğer beden çalışmanın ve Kral’ın Mitzvot’unu yerine getirmenin yararını anlar ise emek vermeye ve çalışmaya razı olacak der. Ama mantık ötesinde inanmaya beden razı gelmez. Bunun yerine, kişi durur ve bedenin bunu anlamasını bekler, aksi takdirde, kutsal çalışmayı yapamaz. Bazen bu düşünce ve arzuların üstesinden gelir ve bu onun yükseliş ve düşüşlerine neden olur.

Kişi “toz” olarak çalışmak isterse, yani çalışmadan toz tadı bile alsa, Yaradan hatırı için bir şeyler yapabilmenin onun için çok önemli olduğunu söyler. Kendisi için hangi tadı aldığına aldırmaz ve toz tadı aldığı, yani bedenin alay ettiği bu çalışma için bedene kendi görüşüne göre bu çalışmanın “Şehina’yı tozdan kaldırmak,” olduğunu söyler. Başka bir deyişle, beden bu çalışmadan toz tadı alır; kişi bu Keduşa’dır der ve çalışmadan ne kadar tat aldığını ölçmez. Aksine Yaradan’ın bu çalışmadan hoşnut olduğuna inanır, çünkü buraya alma arzusu karışmamıştır zira alacak hiçbir şey yoktur, çünkü bu çalışmada hiçbir tat ya da güzel koku yoktur, burada yalnız toz tadı vardır. Bu nedenle, bu çalışmanın kutsal çalışma olduğuna inanır ve buna sevinir.

11) Rabaş, Makale 68, Çalışmanın Düzeni

Kişi keyif ve zevkin mantık ötesinde var olduğuna inandığı zaman, bunu bilinçli olarak hissetme koşuluna gelir, kendi içindeki kötülüğü tanır. Bu, şudur ki, böyle bir keyif ve zevki Yaradan vermektedir, tüm bu iyiliği mantık ötesinde görmesine rağmen, bunu fark etme koşuluna erişir. Şöyle ki, tüm organlarda kendi için almanın kötülüğünün var olduğunu hisseder ve bu kişinin bolluğu almasına engel olur. Bunu takiben, mantık ötesi inanç kişinin düşmanını mantık içinde hissetmesine neden olur, onu iyiye erişmekten alıkoyanı. Bu standarttır. Şöyledir; keyif ve zevke mantık ötesinde inandığı ölçüde, kötülüğün farkındalığı koşuluna gelir. Daha sonra, bu kötülük, bu keyif ve zevke boyun eğer, zira kötülüğün farkındalığının organlardaki hissiyatı kötülüğü ıslah eder.

Bu öncelikle dua yoluyla yapılır, kişi Yaradan’dan her şeyi ihsan etmek için talep eder, buna Dvekut denir. Bu Kelim’in yoluyla, amaç, açık İlahi Yönetim içinde ifşa olur, yani gizlemeye gerek yoktur, çünkü alabilen Kelim mevcuttur.

12) Rabaş, Makale 1, Çalışmada, “Bizim Senden Başka Kralımız Yok,” Nedir?

Yazıldığı üzere (Mezmurlar 89) ‘Sonsuza kadar, Yaradan’ın merhametini şarkılarla öveceğim; bütün nesillere kendi ağzımla senin sadakatini bildireceğim’. Kişi, ‘Sonsuza kadar, Yaradan’ın merhametini şarkılarla öveceğim’ sözünü ve eksikliklerle dolu olduğunu ve kalbinin, Yaradan’la bütün olmadığını gördüğünde, Yaradan için şarkı söylemenin nasıl mümkün olduğunu anlamalıdır. Ve kişi Yaradan’dan uzak olduğunu ve hatta bazen mücadeleden kaçmak istediğini hisseder. Bunun, Yaradan’ın merhameti olduğunu ve Yaradan’ı, bunun için şarkıyla öveceğini nasıl söyleyebilir ki?

Kişi bu aşağı durumda oluşunun nedeninin, şimdi daha kötü olması yüzünden olduğunu söylememeli, aksine şimdi, tüm yaptığı işler, yalnız cennet hatırına olsun diye, kendini düzeltmek istemektedir. Yukarıdan ona gerçek durumu, yani bedeninde gerçekte ne olduğu gösterilmektedir ki bu çok gizliydi ve dışarıdan görülmüyordu, ama Yaradan şimdi ona bunu göstermekte.

Bunun hakkında denilebilir ki Yaradan’ın ona içindeki kötülüğü göstermesi merhamettir, zira böylece gerçeği bilecek ve Yaradan’dan gerçek bir dua ile talepte bulunabilecek. Böylece şimdi bir yandan Yaradan’dan ne kadar uzak olduğunu görebilecek ve diğer yandan da kişi Yaradan’ın kendisine yakın olduğunu ve ona ihtimam gösterdiğini ve ona eksikliklerini gösterdiğini söylemelidir.

Bu nedenle kişi, merhametin var olduğunu söylemelidir, yazıldığı üzere; “sonsuza kadar Yaradan’ın merhametine şarkı söyleyeceğim.” Bu şudur, kişi bir yandan neşelidir ve şarkı söylemesi bundandır ve diğer yandan tövbe etmesi gerektiğini, yani Yaradan’ın onu yakınına getirmesi ve ona ihsan etmek için arzu, yani ikinci bir doğa vermesini istemesi gerektiğini görür.

13) Rabaş, Makale 39, Çalışmada, “Sağ soldan daha büyük olmalıdır,” Nedir? (1991)

Yazıldığı üzere, “Rabbi Elazar dedi ki, ‘Kişi daima ıstıraptan önce dua etmelidir.’” Bunu şöyle yorumlamalıyız, kişi bütünlük olarak kabul edilen sağ yoluyla çalışmadan önce, solun çalışmasına girmez, yani hiçbir eksiği yoktur, Yaradan çalışmasına bir tutunuş verdiği için O’na şükreder ve O’nu över ve bundan sonra solun çalışmasına başlar. O zaman, başının dertte olduğunu görür. Ne Tora’sı vardır ne de Yaradan’a hizmet etmeye uygun bir işi vardır. O zaman, Yaradan çalışmasından, yani O’nun için çalışmaktan, kendi menfaati için değil ama özellikle yalnız Yaradan’ına memnuniyet ihsan etmek amacıyla çalışmaktan ne kadar uzakta olduğunu hisseder. O zaman, bedenin buna ne kadar itiraz ettiğini görür ve asla hiçbir zaman ihsan etmek için bir şey yapamayacağını görür. Bu yüzden, solun yoluna başladığı zaman, buna “ıstırap” denir ve kişinin Yaradan’a ona yardım etmesi ve ona, “ikinci doğa” denilen, ihsan etme arzusunu vermesi için dua etmekten başka hiçbir çaresi kalmaz. İşte o zaman duası kalbinin derininden gelir ve Yaradan onun duasını duyar.

14) Rabaş, Makale 10, Çalışmada, “Merdiven Diyagonaldir (Çaprazdır)” Ne Demektir?

“Üçüncü bir yazı gelip de aralarını bulana kadar, iki yazı birbirini yalanlar,” sözünün manasını anlayalım. Merdivenin iki ucu birbirine zıttır. Bir taraftan, “yeryüzünde durur,” bu aşağıda oluşa işaret eder, mantık içinde, form-eşitsizliği olan, kendini-sevmeye batmış olduğu için Yaradan’dan ne kadar uzakta olduğunu görür. Diğer taraftan, “tepesi cennete ulaşır,” sanki tam bir bütünlük içindeymiş gibidir, kendi payına düşenden hoşnuttur, sanki cennettedir ve dünyevilikle hiçbir ilgisi yok gibidir. Buna merdiven diyagonal duruyor denir. “Üçüncü bir yazı gelip de aralarını bulana kadar, iki yazı birbirini yalanlar,” sözlerinin anlamı şudur:

Bu orta çizgidir. Bu iki çizginin üçüncü bir yazıyı meydana çıkarmasıdır, bu “orta çizgi,” denen Yaradan’dır. Bu bizim bilgelerimizin dediği gibidir, “İnsanın üç ortağı vardır: Yaradan, babası ve annesi. Babası ona beyazı eker, annesi kırmızıyı eker ve Yaradan onun içine bir can ve bir ruh yerleştirir.”

15) Rabaş, Makale 24, Çalışmada, ‘Sıradan Bir İnsanın Kutsamasını Hafife Almayın’ Nedir?

Bilgelerimizin söylediği gibi: ”Gururlu olan için, Yaradan der ki, ‘Ben ve o, aynı yerde yaşayamayız.” Bu nedenle, sağ çizgiye göre, kişi bütün hissettiğinde, aşağı durumunu takdir eder ve her şeye rağmen, Yaradan’ın Keduşa’da ona biraz kavrayış verdiğini söyler. Ve kişinin ulaşması gereken, Keduşa’ya kıyasla, bu ‘biraz’, ‘sıradan insan’ demektir.

Ancak, kişi, kendi aşağı durumu için, ‘Yaradan’a bunun için şükrediyorum ve O’nu övüyorum’, derse, şu yazılmış olan söylenebilir: ”Ben, onlarla birlikte, onların Tumaa’larının (kirlilik) tam ortasında yaşayan Efendiniz.’ Kişi, bundan mutluluk duyduğunda, ‘Şehina (Kutsallık), yalnızca, sevinçte mevcuttur’ ile ödüllendirilebilir.

Dolayısıyla bu aşağı durumu yoluyla, Yaradan ona Keduşa’da biraz kavrayış verdiği için, eğer bu durumdan sevinç duyar ve takdir ederse, kutsallığın basamaklarını tırmanabilir. O zaman kişi şöyle söyleyebilir: ‘Fakiri, tozdan kaldır’, ‘Yaradan, muhtacı, çöplükten kaldıracaktır’.

16) Rabaş, Makale 875, Üç Çizgi

Kişi, neye sahip olursa olsun, ona yukarıdan ne verilirse verilsin, eğitimle aldığından çok daha kötü bir durumda olduğunu hissetse bile, maneviyatla biraz bile olsa bağ ile ödüllendirilmesi onun için çok önemli olduğundan, yine de bunu mantık ötesi kabul eder. Kişi, bunun üzerinde çalıştığı, azla yetinmeye çalıştığı, bu payla mutlu olduğu ve Tora ve Mitzvot’u gerçek biliyor ve anlıyor, tadını hissediyor gibi onurlandırmak istediği, ‘düşmanları bile onunla barış yapar’ diye adlandırılan beden de bu çalışmayı kabul ettiği, ancak kişinin mantık ötesi çalışması gerektiği zaman, beden, bu çalışmaya direnir, buna ‘gerçek çalışma’ denir. Başka bir deyişle, kişi gerçek durumunu görür ama halen bilgiye sahipmiş gibi bunun üstesinden gelir. Buna, ‘sağ çizgi’ denir. Bütün bunlar, Tora’yı mantık ötesi onurlandırmak istediği için olur. Bu, kişi bunu mantık yapısında inşa ediyormuş gibi görünse de, pek çok insanın Tora ve Mitzvot’la bağının olmadığını söylediğinde, halen zaten mutlu olacak bir şeye sahip olması ona mantıklı gelir. Çünkü kişinin diğerlerinin sahip olmadığı bir serveti vardır, bu doğrudur, ancak bunun önemli bir şey olduğunu ve mutlu olmaya değer olduğunu söylemek için, kişinin mantık ötesinin niteliğine sahip olması gerekir. Buna, ‘Mitzva’nın sevinci’ denir, yani, inanç temelinde inşa edilmiştir ve o zaman kişi şarkı söyleyip dans edebilir ve bunların hepsi doğrudur, çünkü bu, mantık ötesidir.

17) Rabaş, Makale 3, Gerçeğin Ve İnancın Anlamı (1985)

Bize mantık ötesi inanç yolu verilmiştir, yani hislerimizi ve aklımızı dikkate almayıp, şunu söylemeliyiz, “Onların gören gözleri yok. Onların duyan kulakları yok.” Daha ziyade inanmalıyız ki, Yaradan bizim için iyi olanı bilir. O, olduğum aşamamı hissetmemi ister ve ben kendimi nasıl hissettiğimle ilgilenmem, çünkü ihsan etmek için çalışmak isterim.

Dolayısıyla temel şey şudur ki, Yaradan için çalışmam gerek. Çalışmamda bütünlük olmadığını hissetmeme rağmen, yine de üst olanın Kabında, yani üst olanın perspektifinden ben kesinlikle bütünüm. Bu nedenle çalışmamdan—Kral’a en düşük seviyede hizmet etme ayrıcalığından—hoşnudum. En azından Yaradan’ın O’na birkaç derece yakınlaşmama izin vermesi benim için büyük bir ayrıcalık.

Bu bize iki şey verir: 1) Kişi gerçek aşamasını görür—dua ve eksiklik için bir yeri olduğunu. Böylece eksikliğini tamamlamak için Yaradan’a dua eder ve sonra kutsallığın derecelerinden çıkabilir. 2) İnanç yolu—burada Yaradan’a şükreder ve neşe içinde olur.

18) Baal HaSulam, Şamati 40- Rav’a İnanmanın Ölçüsü Nedir?

Kişi Yaratan’a olan inancın tümünü edinmiş gibi ve organlarında Yaratan’ın tüm dünyayı “İyi ve İyilik yapan” olarak yönettiğini hissetmelidir, bu demektir ki tüm dünya O’ndan sadece iyilik görür.

Ancak, kişi kendisine baktığında kendisini fakir görür. Ek olarak, dünyayı gözlemlediğinde, tüm dünyanın ve herkesin derecesine göre ızdırap çektiğini görür.

Böyle bir duruma kişi şöyle demeli, “Gözleri var ama görmüyorlar.” Bu şu demektir kişi birden fazla, çoklu otoritenin altındayken, buna onlar denir, onlar gerçeği görmemektedir. Nedir çoklu otorite? Kişinin birden fazla arzusu olduğu sürece, şöyle ki tüm dünyanın Yaratan’a ait olduğuna, ama tek bir şeyin insana ait olduğuna bile inanırsa buna çoklu otoritenin altında olmak denir.

Hatta kişi kendi otoritesini Yaratan’ın önünde pasifize etmelidir ve demelidir ki kişi kendisi için yaşamak istememelidir ve yaşamak istemesindeki tek niyet sadece Yaratan’ına mutluluk vermek içindir. Bu şekilde kişi kendi otoritesini tümüyle pasifize eder ve kişi kendisini tek bir otoritenin içerisinde bulur, yani sadece Yaratan’ın otoritesinde.

Ancak o zaman kişi gerçeği görebilir, Yaratan’ın tüm dünyayı nasıl iyilikseverlikle yönlendirdiğini. Ancak, kişi birden fazla otorite altındayken, yani hala hem kalbinde hem de aklında iki arzu varken, kişi gerçeği görememektedir. Bunun yerine kişi mantığının üzerine çıkmalı ve şöyle demelidir, “onların gözleri var” ama gerçeği görmüyorlar.

19) Rabaş, Makale 36, Selihot (Affedilmek) İçin Hazırlanmak Nedir? 1989

Kişi orada, yeme, içme, saygı gibi, dünyevi hazların olduğuna ve her şeyin tadının farklı olduğuna inanmalıdır. Her Mitzva’nın da özel bir tadı olduğuna inanmalıyız. Bu nedenle, Tora ve Mitzvot’la uğraşırken, eğer kişi lezzetlerin değiştiğini tadarsa, çalışması boyunca nasıl bir heyecan ve yaşama gücü hisseder? Mantık kişiyi kendisi için, bu çalışmasında -Yaradan’ın hizmetkârına uygun – bir görüntü yaratması için zorlardı. Kişi, çalışmasından onu alıkoymak isteyen her şeye, önemsiz ve dikkatini vermeye değmez diye bakardı.

Yukarıda bahsedilen, kişinin mantık dâhilinde gördüğüne göre tasvir ettiğidir, kişi mantık ötesiyle de aynı tasviri yapmalıdır. Yani, kişi, mantığın desteklediği bir şeyler olduğunu hissetmese de, tamamen çok güçlü bir sebebi ve duygusu varmış gibi, çalışır. Bunu yaptığı zaman mantık ötesi çalışıyor addedilir.

Buna rağmen, kişi daha istekli ve daha tutarlı olarak Yaradan’a hizmet etmenin mantıklı olduğunu hissettiği müddetçe, halen mantık içinde çalışıyordur. Zira mantık ve mantık ötesi arasında halen bir fark vardır. Kişi için, tam olarak bu ikisi arasında hiç bir fark kalmadığında, bu, ‘mantık ötesi’ olarak kabul edilir.

20) Rabaş, Makale 12, Bu Kandiller Kutsaldır (1991)

En önemlisi duadır. Şöyle ki, kişi mantık ötesi gitmekte ona yardım etmesi için Yaradan’a dua etmelidir, bunun anlamı şudur, kişinin çalışması sanki Keduşa’nın mantığı ile ödüllenmişçesine mutluluk içinde olmalıdır ve o zaman ne kadar da mutlu olacaktır. Benzer olarak, Yaradan’dan ona bu gücü vermesini talep etmelidir ki böylece bedeni mantığının ötesinde ilerleyebilsin. Başka bir deyişle her ne kadar beden ihsan etmek için çalışmaya razı olmasa da, kişi, Yaradan’dan, yüce bir Kral’a hizmet eden birine yakışacak şekilde, mutluluk içinde çalışabilmeyi ister. Yaradan’dan, böylece memnuniyetle çalışması için, ona Yaradan’ın yüceliğini göstermesini istemez. Aksine Yaradan’dan mantık ötesi çalışmanın içinde ona sevinç duymayı vermesini ister, şöyle ki halen mantığa sahipmiş gibi olmak önemlidir.

21) Rabaş, Makale 3, Gerçeğin Ve İnancın Anlamı (1985)

Kişi mantık ötesi gerçeğin yoluna tutunmanın yüce ve önemli olduğuna inanmalı ve Yaradan’ın Işığının içinde olacağı Kap için gerçeğin yoluna girmenin önemini takdir etmelidir. Ancak bu Üst olanın Kabından gelir. Yani Yaradan kişinin ne zaman O’nla Dvekut’u hissedeceğini bilir.

Kendi başına Kap tersini hisseder—her geçen gün daha kötü durumda olduğunu. Fakat şimdi gerçeğin yolunda yürümeye başladığından, ihsan etme niyetini ne kadar koruduğunu, kendi-sevmeden ne kadar vazgeçtiğini ve gerçeğe ne kadar yaklaştığını görür.

Yine de üst olanın Kabına, yani mantık ötesi kendini yükseltip şöyle der, “Yaradan’a ne kadar ihsan ettiğim umurumda değil. Yaradan’ın beni O’na yakınlaştırmasını istiyorum. Yaradan kesinlikle benim O’na yakınlaştığımı hissetmeye başlayacağım zamanı biliyor. Öyle inanıyorum ki, Yaradan benim için en iyisi istiyor ve bu nedenle O, hissettiklerimi hissetmemi sağlıyor

22) Rabaş, Makale 438, Hizmetkârını Kurtar, Çünkü Sen Benim Tanrı’msın!

Kişi bütün taleplerine, ‘hediye’ denen, karşılığı çoktan aldığına, mantık ötesi inanır ve bunun için Rav’ına teşekkür eder. Ve kişinin ayrılık içinde yaşaması, yani istediğini vermediği için, Rav’ına karşı şikâyetçi olması yasaklanmıştır. Bundan dolayı, kişi eksik, yetersiz olmamalı ve daima mutlu olmalıdır, bununla birlikte, alma kaplarını edinmesi için, eksiklikler uyandırmalıdır.

Buna, fedakârlığın yükselişleri ve düşüşleri denir, ‘başlangıçta bilmek ve sonunda bilmek ve aynı zamanda gizlilikle’ yani, bilmek ve kişinin gizliliği görmesine izin verildiğini bilmesi arasındaki fark. Yani gerçeğin farkındalığında, kişi çalışmasının Rav tarafından kabul edilebilir olup olmadığını hissetmek için, bir ifşaya sahip değildir.

Dolayısıyla, kişi Tora’daki ve kendisi için çalışmadaki hiçbir eksikliği ifşa edemez, bunun yerine kişi, tam ve bütün olduğu mükemmelliğin planında, daima aldığı tadın ve mantığının ötesinde yürümelidir. Ancak ortada, var olan eksikliklerinden yalnız uygun gördüğü arzuları için talepte bulunabilir. Akabinde, bütün mükemmelliği, inanç üzerinde inşa olur ve eksiklikleri, bilgi üzerinde inşa olur, zira ‘yargıç, yalnızca gözlerinin gördüğüne sahiptir’.

23) Rabaş, Makale 21, Mantık Ötesi İle İlgili Olarak (1989)

Kişi şunu söylemelidir, “Şimdi görüyorum ki gerçek yol mantık ötesi gitmektir. Ve bunun delili ise yukarıdan bir aydınlanmayla ödüllendirilmemdir, sadece bu sebepten mantık ötesi gitmeyi üzerime almalıyım. Bu sebeple Yaradan, beni O’na yaklaştırarak ve beni uyandırarak ödüllendirdi.”

Şimdi aldığı bu aydınlanma tüm sorularına cevap verir. Öyle görünüyor ki bu mantık ötesini kanıtlıyor. Bu nedenle, mantık ötesine devam etmek için ne yapmalıyım? Şimdi bunu pekiştirmek ve çalışmayı mantık ötesine yönlendirmek için yollar aranmalıdır.

Öyle anlaşılıyor ki, yukarıdan bir aydınlanma ile ödüllendirilmeden önce bu yolda yürüdüğü için, inancı gölgelenmez. Artık aydınlanmayı, doğru yönde gittiğinin ve mantık ötesi inançta olduğunun bir kanıtı olarak görür. Sadece bu çalışma şekliyle Yaradan kişiyi O’na yaklaştırır, bu yakınlaşma onu “mantık dahilinde” denilen alma kaplarına düşmesine izin vermeyeceğinden ve Yaradan onun mantık ötesi gitme çabasını gördüğünden, daha da yakınlaşması için yer açar.

24) Baal HaSulam, Şamati 238- Ne Mutlu Seni Unutmayan ve Oğlu Senin İçin Çabalayan Adama

“Ne mutlu Seni unutmayan ve oğlu senin için çabalayan adama” (Roş HaŞanah dualarından). Kişi beyazlık yolunda ilerlediği zaman, bağışlanan her şeyin yalnız siyahlığın farkındalığını edinmesi nedeniyle olduğunu hatırlamalıdır. Ve kesinlikle “Senin,” için “herkes O’nun inancın tanrısı olduğuna inanır,” yoluyla çaba göstermelidir, halen inançla çaba göstereceği bir yer görmese bile, her şey önünde ifşa olmamış olsa bile. Gene de mantığın ötesinde, iman yoluyla inanılacak daha çok şey olduğuna inanmalıdır.

‘‘Ve İsrael bu yüce eseri gördü… Ve Yaradan’a inandı.’’ Bu nedenle ‘gördü’ anlayışı ile ödüllendirilmiş olanların bile, hala inancın yoluna inanmak için güç sahibi olmaları gerekir.

Ve bu büyük bir çaba gerektirir; aksi halde Libni ve Şimei gibi kişi derecesini kaybeder. Bunun anlamı şudur ki eğer bu böyle olmasaydı, Tora ve Mitzvot’u kesinlikle beyazlık zamanında dinleyebilirdi, sanki bu bir koşulmuş gibi olurdu. Ancak kişi, koşulsuz olarak dinleyebilir. Bundan dolayı beyazlık zamanında kişi, siyahlığa kusur bulmamaya dikkat etmelidir.

25) Baal HaSulam, 14. Mektup

Bu Yaradan’ın Musa’ya ayetle verdiği şeydir, “Firavuna gel,” yani gerçeğe tutun çünkü kutsal İlahiliğin ifşası ancak Firavuna yaklaşarak mümkündür. Bu sebeple O şöyle der, “Onun kalbini taşlaştırdım” ve “Ben’im işaretlerimi ona yerleştirdim.”

Daha önce açıkladığım gibi maneviyatta harfler yoktur. Maneviyattaki tüm çoğaltım bu dünyanın maddeselliğinden özümsenen harflere dayanır, tıpkı “karanlığın yaratıcısı,” gibi. Burada ilave bir şey yenilik değil, karanlığın yaratımı, ışığın iyiliğini ifşa eden Merkava (yapı) vardır. Öyle görünüyor ki, Yaradan’ın Kendisi onun kalbini taşlaştırmıştır. Neden? Çünkü Ben’in harflere ihtiyacı vardır.

Bu, “Ben’im Yaradan olduğumu bilmen için işaretlerimi onun içine yerleştirdim,” sözünün anlamıdır. Açıklama: harfler bir kez kabul edildiğinde yani sen Ben’im Adıma, Ben’im için Ahoraim’i (arka yüz) yerine getirip, Ben’im “arkamdan” ayrılmayacak olduğun için bunu sana verdiğimi ve seni zora soktuğumu anladığında, o bereketi alır ve harfleri doldurur.  Doyumdan önce “nitelikler” denilenler, sonra Sefirot haline gelir ve onlara en iyisini yerine getirdikleri için Sefirot, bir uçtan bir uca dünyayı aydınlatan safir denir.

 

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
17 - 0,305