e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Kongre ve Ders Materyalleri > Sabah Dersi 2018 – Merdivenin Dibinden Kalıcı Dvekut’a

Sabah Dersi 2018 – Merdivenin Dibinden Kalıcı Dvekut’a

1) Rabaş, Makale 128, Efendiyi, Tanrımızı Yücelt

“Efendiyi, Tanrımızı Yücelt ve O’nun dağının önünde başını eğ, çünkü Efendimiz Tanrımız kutsaldır.” “Yücelt”, sözünün anlamı şudur; eğer kişi Yaradan’ın yüceliğini ve büyüklüğünü bilmek isterse, bunu yalnızca Dvekut yoluyla ve form eşitliği ile elde edebilir. Bu durumda, “form eşitliği” nedir ve form eşitliği nasıl elde edilir? “O’nun dağının önünde başını eğ.” Baş eğmek, teslim olmak demektir. Kişi kendi aklını aşağıya indirdiği ve akıl anlasa da anlamasa da dediği zaman, kişi kendini sıfırlar ve boyun eğer. Hangi niteliğin önünde boyun eğer? “O’nun kutsal dağının” önünde.

Har [dağ], Hirhurim [derin düşünce] anlamına gelir, yani düşünce anlamına gelir. “O’nun kutsallığı,” sözünde “kutsal” maddeden ayrı demektir. Bu, kendini alma arzusundan ayırmak anlamına gelir. “Boyun eğmek”, aynı fikirde olmasa bile bedeni teslim etmek ve yalnız Keduşa’nın düşüncelerini kabul etmek anlamına gelir. Bu, “Kutsal dağın önünde boyun eğ,” anlamına gelir. Neden kendimizi Keduşa’nın düşüncelerine, yani almak için almaktan ayırmaya razı olmalıyız? Çünkü Yaradan sadece ihsan ettiği için, “Efendimiz, Tanrımız kutsaldır”. Bu nedenle, kişinin Yaradan’la form eşitliğinde olması gerekir ve böylece Yaratan’ın yüceliğini elde edebiliriz. Daha sonra, Efendimiz, Tanrımızın yüceliğinin edinimini başarabiliriz.

2) Rabaş, Makale 3, Gerçeğin Ve İnancın Anlamı

Bize mantık ötesi inanç yolu verilmiştir, yani hislerimizi ve aklımızı dikkate almayıp, şunu söylemeliyiz; “Onların gören gözleri yok. Onların duyan kulakları yok.” Daha ziyade inanmalıyız ki, Yaradan bizim için iyi olanı bilir. O, olduğum aşamamı hissetmemi ister ve ben kendimi nasıl hissettiğimle ilgilenmem, çünkü ihsan etmek için çalışmak isterim.

Dolayısıyla temel şey şudur ki, Yaradan için çalışmam gerek. Çalışmamda bütünlük olmadığını hissetmeme rağmen, yine de üst olanın Kabında, yani üst olanın perspektifinden ben kesinlikle bütünüm. Bu nedenle çalışmamdan—Kral’a en düşük seviyede hizmet etme ayrıcalığından—hoşnudum. En azından Yaradan’ın O’na birkaç derece yakınlaşmama izin vermesi benim için büyük bir ayrıcalık.

3) Rabaş, Makale 645, Küçüklüğün Gününü Kim Hor Görür?

‘Küçüklük gününü kim hor görür?’ Bu, kişinin, Katnut’taki (küçüklük/bebeklik) çalışmasındansa, Gadlut’taki (büyüklük/yetişkinlik) çalışmasından daha fazla mutlu olması gerektiği anlamına gelir, çünkü ışık ne kadar büyükse, orada, dışsal olanın onu lekeleyeceği korkusu daha fazladır. Bu nedenle, yalnızca Katnut formunda görülecek şekilde kaplanmıştır. Diğer taraftan endişe daha az olduğu için, orada daha küçük bir ışık açığa çıkabilir. Kişi inanmalıdır ki, Katnut zamanındaki hizmetkârlıkta, Gadlut zamanındaki hizmetkârlıktan çok daha büyük memnuniyet, haz vardır.

4) Baal HaSulam, Şamati 53- Kısıtlama Meselesi

Kısıtlama meselesi kişinin içinde bulunduğu durumu sınırlaması ve Gadlut (Yücelik/büyüklük) derecesini istememesi. Kişinin içinde bulunduğu Gadlut derecesi ne olursa olsun, hatta kişinin en küçük Katnut (Küçüklük) derecesi bile olsa, bu sonsuza kadar yansır ve kişide Dvekut koşulu sonsuza kadar olur denir. Ancak, daha büyük Gadlut isteyen birisi olursa buna lüks denir.

“Herhangi bir üzüntü fazlalık olacaktır” cümlesinin anlamıdır, şöyle ki kişiye mutsuzluk lüks şeyler istediği zaman gelir. Bu şu demek, İsrailoğulları (maneviyata yönlenmiş bir insana İsrailoğlu denir) Tora’yı (Tevrat ışık anlamındadır ve ıslah olmak için kullanılan metot/ilaç olarak bilinir), Musa halkını dağın eteğine getirdi, yazdığı gibi “ve dağın en alt kısmında durdular.

(Dağ kelimesi (İbranicede: Har) düşünceler demektir (İbranice: Hirhurim)). Yani Musa onları düşüncenin sonuna, anlayışa ve nedenine getirdi, olabilecek en alt dereceye. Ancak o zaman böyle bir koşulu kabul ettiler, içlerinde hiç bir tereddüt ve karşılık olmadan, sanki en büyük Gadlut derecesindelermiş gibi ve bundan mutluluk duyarak.

“Yaratan’a memnuniyetle hizmet edin” cümlesi bunu anlatmaktadır. Şöyle ki Gadlut zamanında, bizlere mutluluk duyacağımız bir iş veriyor demek alakasızdır, zira Gadlutdayken, mutluluk kendiliğinden gelir. Bunun yerine, mutlu olmaları için verilen iş onlara Katnut zamanında verilir, kendilerini Katnutta hissetmelerine rağmen bu aslında çok büyük bir çalışmadır.

Seviyenin esas kısmı budur denir, yani Katnut koşulunun anlaşılması. Anlayış sürekli olmalı ve Gadlut sadece bir eklemedir. Ayrıca, kişi ana bölüm için özlem duymalı, eklemeler için değil.

5) Rabaş, Makale 283, Küçük Mitzva’da, Büyük Olan Kadar Dikkatli Olun – 3

Şöyle dediler: ‘Küçük Mitzva’da (emir) büyük olan kadar dikkatli olun, çünkü Mitzvot (emirler) için verilen ödülü bilmiyorsunuz…’ Bu, yalnızca Cennet Krallığı’nın yükünü kabul ederek, kişinin Tora’da bir tat almadığı ve duada hiçbir canlılığın olmadığı, küçük bir Mitzva için böyle değildir. Böyle bir zamanda, bu, ‘küçük’ olarak kabul edilir. Böyle bir çalışma için kişi, bir öneme sahip olmadığı zaman, dikkatli olmak ve sahip olduğu bozukluğun üstesinden gelmek istemez, çünkü kişi, hiçbir canlılığı olmadığı zaman, yukarıda Tora ve Mitzvot’a bağlanmanın çok da önemli olmadığını söyler. Küçük bir bozukluktan kurtulmak ister çünkü bu, yukarıda da önemsizdir ve büyük bir ödül almayacaktır. Bundan dolayı, şunu söylerler: ‘Mitzvot için verilen ödülü bilmiyorsunuz’. Başka bir deyişle, Yaradan, kişinin, hiçbir bilgi, zeka ya da Gadlut (büyüklük/yetişkinlik) zamanından başka duygular olmadan, yalnızca Cennet Krallığı’nın yükünün kabul edildiği Katnut (küçüklük/bebeklik) durumundan memnundur, temelde, kişinin yukarıya önem verişi, Gadlut sırasındaki değil, Katnut sırasındaki çalışmadadır. Zira kişi, yukarıya hangi safhanın daha çok haz vereceğini bilmez, ‘Küçük Mitzva’da’ yani Katnut safhasına, ‘büyük olan kadar’, yani Gadlut safhası kadar dikkatli olun, demektir.

6) Rabaş, Cilt 3, Makale 21, Ayın Kutsanması

Kişi en düşük durumda iken, cennet krallığının yükünü kabul etmelidir ve bu durumda dahi, bundan daha düşük bir şey olmadığını, yani kişinin tamamen mantık ötesinde, akıl ve hislerinden kesinlikle hiçbir destek almadığını söylemeliyiz, üzerine bir temel inşa etmek için. Bu durumda kişi, cennet ve yer arasında duruyormuş gibidir, tamamen desteksizdir, çünkü her şey mantık ötesindedir.

Böylece kişi, bu tamamen alçakta olduğu bu koşulu ona Yaradan’ın gönderdiğini söyler çünkü Yaradan, cennetin krallığının boyunduruğunu, bu alçakgönüllülük durumunda almasını istemektedir. Böylece kişi bunu üstlenir, çünkü mantık ötesi inanır ki şu an içinde bulunduğu durumun kendisine Yaradan’dan gelmiştir, yani Yaratan’ın onun bu dünyada olası en düşük durumu görmesini istiyor.

Her halükârda, her koşulda kişi Yaradan’a inandığını söylemelidir ve buna “koşulsuz teslimiyet” denir.

7) Baal HaSulam, Şamati 96- Çalışmada Ambar Ve Şarap İsrafı Nedir?

Zaten en dibe inmiş olduğu için kişinin çalışmada daha fazla aşağıya inecek yeri olmadığından, bu çalışmanın amacı aslına uygun ve doğaldır. Bu böyledir, çünkü yüce olmaya ihtiyacı yoktur, çünkü onun için bu daima yeni bir şey gibidir.

Bu demektir ki, o daima çalışmaya şimdi başlamış gibi çalışır. Cennet Krallığının sorumluluğunu mantık ötesi kabullenerek çalışır. Çalışma düzeninde oluşturduğu temel en aşağı seviyedir ve tüm çalışmayı mantık ötesi yapar. Yalnızca gerçek bir aptal inancını oturtacağı bir temel olmadan, yani destek almadan ilerleyecek kadar aşağıda olabilir.

Kişi bu çalışmayı büyük bir mutlulukla kabullenir, sanki bilgisi ve inancının kesinliğini oturtabileceği bir görüşü varmış gibi. Ve bu mantık ötesinin ölçüsü sanki mantıklıymış gibinin ölçüsü kadardır. Dolayısıyla yolunda ısrar ve sebat ederse asla düşmez. Tersine yüce bir Krala hizmet ettiğine inanarak daima memnuniyet içinde olur.

“Sabah adayacağın kuzu ve alacakaranlıkta adayacağın şu diğer kuzu. … Sabahın yemek adağı ve sonrasındaki içki adağı için,” ayetinin anlamı budur. Bu, sabah olduğunda adağını sunarken memnuniyet içinde olmak demektir, sabaha “ışık” denir, yani Tora’nın Işığı onun için tam bir netlikle parlıyor. Onun için gece gibi olsa da, adağını, yani çalışmasını aynı memnuniyetle yapar.

Bu demektir ki, Tora ve çalışmayla ilgili bir netliği olmasa da, mantık ötesi çalıştığından her şeyi memnuniyetle yerine getirir. Dolayısıyla hangi aşamada Yaradan’ın daha hoşnut olduğunu ölçemez.

8) Baal HaSulam, Şamati 127- Çekirdek, Öz ve Artan Bereket Arasındaki Fark

Malhut özünde, içinde hiç beyazlık olmayan kara bir noktadan başka bir şey değildir. Ve eğer kişi noktayı, kurtulmak istediği gereksiz bir şey olarak değil de, bir öz, dahası bir ziynet gibi kabul ederse, buna “kişinin kalbindeki güzel yer,” denir. Bu böyledir, çünkü kişi bu köleliği inkâr etmez, tersine onu kendi için önemli kılar. Buna “Kutsallığı tozdan yükseltmek” denir. Ve kişi bu temeli önemli kılarsa, özden kopmak olmadığından, derecesinden asla düşmez. Ve kişi dünyanın en büyük karanlığı içinde bile olsa, kara bir nokta olarak çalışmayı üzerine alırsa, Kutsal İlahilik şöyle der, “senden saklanacak bir yer yok.” Bu nedenle “Ben O’na tek düğümle bağlandım” ve “o, asla kopmayacak.” Bu sebeple, kişi Dvekut’tan (yapışma, birleşme) ayrılmaz. Ve eğer “ilave” denilen az bir aydınlanma ona kendi uyanışı olmadan Yukarıdan gelirse, o bunu “kaçınılmaz ve istem dışı,” olarak kabul eder. Bu, “Ben karayım ama güzelim,” sözünün anlamıdır, çünkü karalığı kabul edersen, güzel olduğumu görürsün.

9) Baal HaSulam, Şamati 42- Bu Çalışmada ELUL Kısaltması Nedir?

Önce, O’nun yüzünün gizliliği Ahoraim (arkası dönük) algısı olmadan ve O’nun yüzünün ifşasının önemli olduğunu söylenmeden önce ifşa edilmesi mümkün değildir. Bunun anlamı şudur; kişi sanki O’nun yüzünün ifşasını edinmiş gibi mutluluk içinde olmalıdır.

Ancak kişi gizliliği, ifşa ediliş gibi takdir etmeye devam edemez, ihsan etmek için çalışmak dışında. O zaman der ki: “Çalışma sırasında ne hissettiğim umurumda değil, çünkü benim için önemli olan şu; ben Yaradan’a ihsan etmek istiyorum. Eğer Yaradan, benim Ahoraim formunda çalışmamdan daha memnun kalacağını anlarsa, bunu kabul ederim.

Ancak hâlâ alma kıpırtıları varsa, kişiye düşünceler gelir ve Yaradan’ın bu dünyayı “iyidir ve iyilik yapar,” tavrı ile yönettiğine inanmakta zorlanır. HaVaYaH adındaki Yod harfinin anlamı şudur; Yod, “içinde hiç beyaz olmayan siyah nokta” denenin ilk harfidir, yani tam bir karanlık ve O’nun yüzünün gizli olmasıdır.

Bu demektir ki, kişi hiçbir desteklenmenin olmadığı bir yere, tamamen karanlık bir duruma gelmesi ile bu Üst Dünya’daki en düşük idraktir ve bu aşağıdakine Keter olur, Keter kabı ihsan etme kabı olduğu için.

Yukarı en düşük algı Malhut’tur, kendisine ait hiçbir şeyi yoktur, yani hiçbir şeye sahip değildir. Ve yalnız bu anlamda ona Malhut denir. Bu demektir ki, eğer kişi Cennetin Krallığı’nı – ki bu hiçbir şeye sahip olmama durumudur – memnuniyetle üstlenirse, bundan sonra, bu Keter hâline gelir – ki bu ihsan etme kabıdır, en saf ve temiz Kli’dir. Başka bir deyişle, Malhut’un karanlık bir durum olarak edinimi ardından Keter’in Kli’si, yani ihsan etme Kli’si hâline gelir.

10) Baal HaSulam, Şamati 19, “Manevi Çalışmada Yaradan Bedenlerden Nefret eder” Ne Demektir?

Atik en yüksek seviyedir; kıyafetlenmeden en uzaktaki şeydir. Kişi elinin oraya ulaşamadığı “mutlak sıfır” denen en soyut şeyin içinde hissedebilir.

Bu demektir ki, alma arzusu ancak ışığın biraz yayıldığı bir yerde ele geçirilebilir. Kendi kaplarını arındırmadan önce, ışığı lekelemesin diye kişi kapların (kelim) genişlemesi şekliyle ışığın kendisine gelmesini sağlayamaz. Yalnız ihsan etme yolu üzerinde yürüdüğü zaman, yani alma arzusunun olmadığı bir yerde, akla ya da kalbe ışık, mutlak bir bütünlük içinde gelebilecektir. O zaman üst ışığın inceliğini hissedebileceği bir duyarlılık içerisinde Işık ona gelir.

Ancak kişi kaplarını ihsan etmek için ıslah etmediğinde, yayılmak üzere geldiği zaman, Işık Kelim’in arılığına göre kısıtlanmalı ve parlamalıdır. Dolayısıyla Işık bu zamanda tam bir küçüklük içerisinde belirir. Bu yüzden Işık Kelim’in içindeki kıyafetlenmeden soyutlandığı zaman, Işık mutlak bütünlük içerisinde ışıldayabilir ve aşağıdakiler için hiçbir kısıtlaması olmaksızın berraktır.

Bunu takiben, kişi hiçlik noktasına tam olarak geldiği zaman çalışma önemlidir; yani kişi bütün varoluşunu ve yaratılışını iptal ettiğini gördüğü zaman, o anda alma arzusunun hiçbir gücü yoktur. Sadece o zaman kişi Keduşa’ya (kutsallık) girer.

11) Rabaş, Makale 38, Çalışmada ‘Kutsama Kabı Dolu Olmalıdır’ Nedir? (1990)

Çalışmada konuşmak ile suskunluk arasındaki farkı anlamalıyız. Konuşma, kişi, maneviyatta zaten Yenika’ya sahip olduğunda ve Keduşa’dan beslendiğini hissettiğinde, ifşa etmek demektir. Çünkü Hesed (merhamet) niteliği, ihsan etmek olduğundan, kişi, ihsan etme kaplarıyla ödüllendirildiğinde ve bütün eylemleri Yaradan adına olduğunda ve kendi menfaati için hiçbir endişesi olmadığı zaman, sütle beslenmek Hasadim’e işaret eder. Bu, Hesed niteliği olarak kabul edilir. Ancak, Yenika’dan önce, İbur yani üsttekinin onu ıslah etmesi vardır. Bu, kişi annesinin rahminde bir embriyo gibi olduğunda, kendini annesinin önünde iptal ettiği ve kendine ait bir görüşü olmadığı, ancak bilgelerimizin dediği gibi, ‘Bir embriyo, annesinin uyluğudur, annesi ne yerse o da onu yer’ ve herhangi bir soru sormak için kendi otoritesi olmadığı zaman mümkün olabilir. Daha doğrusu bir adı hak etmez. Buna, kişinin soru soracak ağzı olmadığı zaman, ‘suskun’ denir. Bu, kişi, kapalı gözlerle mantık ötesi gittiğinde böyledir ve kişi, bilgelere inanır ve sonuna kadar gider. Kişinin ağzı olmadığında bu, ‘İbur’ olarak adlandırılır. İbur’un anlamı, şu yazılanlardaki gibidir (On Sefirot Çalışması, bölüm 8, madde 17): ‘Mümkün olan en kısıtlanmış Katnut (küçüklük/bebeklik) olan, Malhut seviyesine ‘İbur’ denir. Bu sözcük, Evra (öfke) ve Dinin (Aramice: yargılar) sözcüklerinden gelir, şöyle yazıldığı gibi: ‘Ve Efendi, senin hatırına, içimde döllendi’. ‘Öfke ve yargılar’ sözcüklerinin ne anlama geldiğini yorumlamalıyız. Kişi, kapalı gözlerle, mantık ötesi gittiğinde, bedeni, bu çalışmaya direnir. Bu nedenle, kişinin her zaman üstesinden gelmek zorunda olması, gerçekte ‘öfke, gazap ve sıkıntı’dır. Zira her zaman üstesinden gelmek ve üsttekinin önünde kendini iptal etmek, üstteki onunla istediğini yaptığından, zor bir iştir. Buna, mümkün olan en kısıtlanmış Katnut, ‘İbur’ denir.

12) Rabaş, Makale 799, Ay’ın Doğuşu

Ay, Malhut olarak adlandırılır. Her gün yeniden Cennet Krallığı’nın yükünü kabul etmemiz gerektiğinden, buna ‘ayın yenilenmesi’ denir. Dünün kabulü yeterli değildir, zira ARİ, her seferinde, BYA’ya düşen kıvılcımları kaldırmamız ve onları Keduşa’ya (kutsallık) yükseltmemiz gerektiğini söyler. Dolayısıyla, kişinin, yeni bir yükü, her kabul ettiğinde, her seferinde ayrılmanın bir parçasını aldığı ve Keduşa’nın birliğinde kabul ettiği düşünülür. Malhut’un her gün bir noktaya dönmesinin anlamı budur ve Zohar, noktaya, ‘beyazın hiç olmadığı yerdeki siyah bir nokta’ der. Yani parlamaz, zira ‘beyaz’, aydınlattığı anlamına gelir. Bu, her seferinde yenilenmesi gerekir demektir. Ancak, bilmeliyiz ki, bu, öncekiyle aynı nitelikte olmaz. Daha doğrusu, yazıldığı gibidir, ışıkta, Ein Sof’tan (sonsuzluk) uzanmayan bir yenilenme yoktur. Buna, ‘Ay’ın İbur’u (gebeliği)’ denir. İbur, ‘öfke ve gazap’ sözcüklerinden gelir. Şöyle ki, Cennet’in Krallığı kişinin içinde bir nokta halindeyken yani Cennet Krallığı kişinin sevinç içinde olması için aydınlatmıyorken, bunun üstesinden gelmelidir, şöyle yazıldığı gibi, ‘Yaradan’a sevinçle hizmet et’, ancak onun içinde daha çok hüzün vardır. İbur’un anlamı budur. Bu, dünyevi gebelikle benzerdir, gebelik başlar ve daha sonra uygun koşullar verilirse, bir yavru ortaya çıkar. Akabinde, kişi çalışmaya başladığında ve Yaradan’dan ne kadar uzak olduğunu gördüğünde ve bu onu yaraladığında, Katnut’la ödüllendirilmiş yani kendi Katnut’unu hissediyor olarak kabul edilir. Buna, ‘Kli’nin eksikliği’ denir ve o ölçüde kişi, daha sonra, Gadlut (büyüklük/yetişkinlik) olarak adlandırılan ışığı, Kli’nin ölçüsüne göre edinebilir. Nokta, ‘tozun içindeki Şehina (kutsallık)’ ve yükseliş, ‘ayın kutsallığı’ olarak adlandırılır. Şöyle ki, ‘toz’ durumundayken, kişi bu farkındalığı Keduşa’ya alır. Buna, ‘Şehina’yı tozdan kaldırmak’ denir.

13) Baal HaSulam, Şamati 121- O, Ticaret Gemileri Gibidir

Bu, “insan sadece ekmekle değil, Efendi’sinin ağzından çıkan her şeyle yaşar,” sözünün anlamıdır. Bu demektir ki, kişinin içindeki Keduşa’nın (Kutsallık) yaşamı, özellikle O’na yaklaşmaktan, yani Keduşa’ya girme izninden dolayı değil, ama aynı zamanda çıkıştan, uzaklaşmalardan da gelir. Bu böyledir, çünkü “O bana ait” iddiasında bulunan Sitra Ahra kıyafeti vasıtasıyla, kişi bu aşamaların üstesinden gelerek kalıcı inançla ödüllendirilir.

Bu demektir ki, kişi Yaradan’la her şeyde birleşmelidir, yani O’ndan gelen çıkışlarda bile. Ve ödüllendirildiğinde, hem çıkışların hem de girişlerin O’ndan geldiğini görür.

Bu kişiyi alçakgönüllü olmaya zorlar, çünkü şimdi Yaradan’ın her şeyi, hem girişleri hem çıkışları yaptığını görür. Ve bu, Musa hakkında alçakgönüllü ve sabırlı denmesinin anlamıdır, kişi aşağılığı kabullenmelidir. Böylece her derecede bu aşağılığına tutunmalıdır. Bu aşağılığını kaybettiği anda erişmiş olduğu tüm “Musa” derecelerini derhal kaybeder.

Sabrın anlamı budur. Aşağılık herkeste vardır; fakat her insan aşağı olmanın iyi bir şey olduğunu hissetmez ve ızdırap çekmek istemez. Ancak, Musa alçak gönüllülüğe katlanır, bu nedenle aşağılık olmak onu mutlu ettiğinden, ona “alçakgönüllü” denir.

14) Baal HaSulam, Şamati 143- İyilik İsrail İçin Olsun

“İyilik İsrail için olsun, Tanrı kalbi arınmışlar içindir.” Bilinir ki, “tek” ve “tam” küçültme adlarıdır. Bu demektir ki, Tora’da “tek” ve “tam” kelimelerinin geçtiği her cümle küçültmeyi ifade eder.

Dolayısıyla çalışmayla ilgili olarak bunu kişinin kendini küçültmesi, eksiltmesi olarak yorumlamalıyız. Düşüklük, kişinin mağrur, yani Gadlut’ta (yücelik) olma isteğine karşılık gelir. Bu demektir ki, kişi, ruhunun görmeyi ve duymayı arzuladığı her şeyi anlamak ister, fakat yine de kendini eksiltir ve Tora ve Mitzvot’u kesin bir yalınlıkla, gözü kapalı yerine getirmeye hemfikir olur. Bu “İsrail için iyi” sözünün anlamıdır. Yaşar-El (İsrail) kelimesi, Li Roş (baş (akıl) benim) kelimesinin harfleridir.

Bu demektir ki, kişi, “tam” olarak tanımlanmasına, yani küçülme ve eksilme aşamasında olmasına rağmen, Keduşa (Kutsallık) aklına sahip olduğuna inanır. Ve “tam” ile ilgili olarak bunun mutlak iyi olduğunu söyler. Sonra “Tanrı kalbi arınmışlar içindir” ayeti içinde var olur, yani arı bir kalple ödüllendirilir. Ve bu, “taştan kalbi etinden çıkaracak ve sana etten kalp vereceğim,” sözünün anlamıdır. Etten kalp Yukarıdan gelen kıyafetlenmenin Mohin’i denilen Mohin-de-Vak’tır. Ancak, Mohin-de-Gar aşağıda olanın çabası vasıtasıyla aşağıda olandan gelmelidir.

Vak-de-Mohin ve Gar-de-Mohin konusu bir açıklama gerektirir: her derecede Vak ve Gar’ın pek çok anlayışı vardır. Belki de burada pek çok yerde yazdığı şeye, “aşağıda olanın GE’si” denilen Katnut, “Üst Olanın AHP’ı” denilen, MAN yükselten Kli vasıtasıyla MAN’a yükselmesine, atıfta bulunuyordur. Öyle anlaşılıyor ki, Üst olan, aşağıda olanı yükseltir. Ve sonra aşağıda olan Işıkların Gar’ını ve Kelim’in AHP’ını almak için kendi kendine yükselmelidir

15) Baal HaSulam, Şamati 8- Keduşa’nın (Tanrısallığın) Gölgesi ile Sitra Ahra’nın Gölgesi Arasındaki Fark Nedir?

Görüyoruz ki iki çeşit gölge bulunmaktadır ve “gölgeler kaçtı” demek budur, şöyle ki gölgeler dünyadan kaçacak.

Klipa (Kabuk) gölgesine, “Başka bir tanrı verimsiz ve meyve vermez” denir. Keduşa da (Kutsallık) ise, “Gölgesi altında mutlulukla oturdum ve meyvesi damağımda tatlıydı” denir. Başka bir değişle, kişi başına gelen tüm sıkıntı ve gizliliklerin kendisine Yaratan’ın mantık ötesinde çalışmasını sağlamak için gönderdiğini hisseder.

Kişi bunu Yaratan’ın yaptığını söyleyecek gücü bulduğunda, yani Yaratan’ın kendi iyiliği için gönderdiğini ve böylelikle kişinin kendi için değil, ama çalışmaya ihsan edebilmek için gelmesini sağladığını görünce, kişi bilince ulaşır. Başka bir deyişle, kişi çalışmasının Yaratan’a mutluluk verdiğine inanır ve bu, tümüyle mantığının üstünde bir koşuldur.

Şöyle ki, kişi Yaratan’a gölgelerin dünyadan kaldırılması için dua etmez. Aslında, kişi şöyle der; “Görüyorum ki Yaratan benim O’nunla bu şekilde çalışmamı istiyor, yani tümüyle mantık ötesi.” Dolayısıyla, kişi yaptığı her şeyde derki, “Elbette bu çalışmam Yaratan’ın hoşuna gitmekte, o zaman yüzünün gizliliğinde çalışmam ya da çalışmamam neden umurumda olsun ki?”

Kişi yüzün gizliliği içerisinde ihsan etmek için çalışmak istediğinden, yani Yaratan’ın memnuniyeti için kişinin çalışması, gururunu rencide etmez, yani Yaratan’ın memnun olmadığı hissi yoktur. Aslında, kişi Yaratan’ın liderliğini kabul eder ve şöyle ki kişi çalışmasında Yaratan’ın var olduğu hissini hissetmesini ister ve kişi tüm kalbiyle bu koşulu kabul eder. Bunun böyle olmasının nedeni, kişinin kendisini nasıl mutlu edeceğinden değil ama Yaratan’ı nasıl memnun edeceğini düşünmesindendir. Dolayısıyla bu gölge kişiye hayat getirir.

Bu koşula “Gölgesi altında mutluluk duydum” denir, yani kişi içinde bulunduğu halde mantığının ötesine gittiği koşula imrenir.

16) Baal HaSulam, Şamati 16 – Çalışmada Efendi’nin Günü ve Efendi’nin Gecesi Nedir?

Şimdi yazılanları yorumlayabiliriz, “Rabbin gününü arzulayan size yazıklar olsun! Neden siz Rabbin gününe sahip olabilesiniz? O karanlıktır ve ışık değildir.” Konu şudur ki Rabbin gününü bekliyor olanlar, mantık ötesi edinmek için bekliyorlar anlamına gelir, öyle ki inançları sanki gözleriyle görmüş kadar güçlü olacaktır. Yani bu, Yaradan dünyaya kesinlikle iyilikle rehberlik eder manasına gelir.

Başka bir değişle, onlar Yaradan’ın dünyaya iyilikle nasıl rehberlik ettiğini görmek istemezler, çünkü görmek inanca aykırıdır. Diğer bir değişle, inanç tam olarak mantığa karşıt olan yerdedir. Ve kişi ne zaman kendi mantığına karşı olanı yaparsa, buna “mantık ötesi inanç” denir.

Bu, onların Yaradan’ın rehberliğine, yarattıkları üzerine iyiliksever olduğuna inanıyorlar anlamına gelir. Onlar kesin olarak bunu anlamamalarına rağmen, Yaradan’a “Biz mantık içinde anlaşıldığı gibi ihsan etmeyi de anlamak istiyoruz” demezler. Aksine, onlar bunun mantık ötesi inanç gibi içlerinde kalmasını isterler.

Fakat onlar Yaradan’dan kendilerine öyle bir güç vermesini isterler ki bu sanki mantık içinde görürmüş kadar güçlü bir inanç olsun. Bu inanç ile akıldaki bilgi arasında bir fark kalmayacağı anlamına gelir. Bu onların, Yaradan’a tutunmak isteyenlerin, “Yaradan’ın günü” olarak adlandırdıkları şeydir.

Başka bir değişle, eğer bunu bilgi olarak hissederlerse, o zaman “Üst Bolluk” adı verilen “Yaradan’ın Işığı, “bölünmüş kaplar” adı verilen, alma kaplarına gidecektir. Ve onlar bunu istemezler, çünkü bu Keduşa’nın (kutsallık) zıttı olan, kendi için alma arzusunun zıttı olan, alma niyetine gidecektir. Bunun yerine, onlar Yaradan’a tutunmuş olmak isterler ve bu sadece form eşitliği yoluyla olabilir.

17) Rabaş, Makale 875, Üç Çizgi

Hazırlık süresince bile, kişinin yukarıdan aydınlatma alabileceği bir yer vardır. Bu aydınlatma, kişinin içinde kalıcı olmasa da, maneviyatla biraz olsun bir bağının olması bile, büyük bir kazançtır, çünkü kişi, maneviyatla en küçük bağını bile ölçüp, değerlendiremez. Bu sağ çizgiye, bütünlük, hakikat temelinde inşa edildiği için, ‘hakikat’ denir. Yani, kişi, Tora ve Mitzvot’ta büyük bir hâkimiyete, yani duygu, edinim ve anlayış sahibi olduğunu söylemez. Tam tersine, kişi, neye sahip olursa olsun, ona yukarıdan ne verilirse verilsin, eğitimle aldığından çok daha kötü bir durumda olduğunu hissetse bile, maneviyatla biraz bile olsa bağ ile ödüllendirilmesi onun için çok önemli olduğundan, yine de bunu mantık ötesi kabul eder. Kişi, bunun üzerinde çalıştığı, azla yetinmeye çalıştığı, bu payla mutlu olduğu ve Tora ve Mitzvot’u gerçek biliyor ve anlıyor, tadını hissediyor gibi onurlandırmak istediği, ‘düşmanları bile onunla barış yapar’ diye adlandırılan beden de bu çalışmayı kabul ettiği, ancak kişinin mantık ötesi çalışması gerektiği zaman, beden, bu çalışmaya direnir, buna ‘gerçek çalışma’ denir. Başka bir deyişle, kişi gerçek durumunu görür ama halen bilgiye sahipmiş gibi bunun üstesinden gelir. Buna, ‘sağ çizgi’ denir. Bütün bunlar, Tora’yı mantık ötesi onurlandırmak istediği için olur. Bu, kişi bunu mantık yapısında inşa ediyormuş gibi görünse de, pek çok insanın Tora ve Mitzvot’la bağının olmadığını söylediğinde, halen zaten mutlu olacak bir şeye sahip olması ona mantıklı gelir. Çünkü kişinin diğerlerinin sahip olmadığı bir serveti vardır, bu doğrudur ancak bunun önemli bir şey olduğunu ve mutlu olmaya değer olduğunu söylemek için, kişinin mantık ötesinin niteliğine sahip olması gerekir. Buna, ‘Mitzva’nın sevinci’ denir, yani, inanç temelinde inşa edilmiştir ve o zaman kişi şarkı söyleyip dans edebilir ve bunların hepsi doğrudur, çünkü bu, mantık ötesidir.

18) Rabaş, Makale 24, Çalışmada ‘Sıradan Bir Kişinin Kutsamasını Hafife Almayın’ Nedir? (1989)

Bilgelerimiz şöyle dedi: ‘Gururlu olanla ilgili Yaradan der ki, ‘Ben ve o aynı yerde yaşayamayız”. Bu sebeple, kişi bütün hissettiğinde, sağ çizgiye göre, alçaklığını, düşüklüğünü takdir ettiği ve her şeye rağmen Yaradan’ın, ona Keduşa’ya biraz tutunma verdiğini söylediği zaman, kişinin ulaşması gereken Keduşa’ya kıyasla, bu biraz, ‘sıradan insan’ anlamına gelir. Ama kişi kendi aşağılığına göre, ‘Bunun için Yaradan’a şükrediyor ve O’nu övüyorum’ derse, bu yazılanlarla ilgili şu söylenebilir, ‘Ben, onların Tumaa’larının ortasında, onlarla birlikte yaşayan Efendinizim’. Kişi bununla ilgili mutlu olduğu zaman, ‘Şehina (kutsallık) yalnız mutlulukta, sevincin olduğu yerde bulunur’.

Dolayısıyla, bu alçaklık vasıtasıyla, Yaradan ona Keduşa’ya biraz olsun tutunma, kavrayış verdiği için, kişi, yalnızca bundan sevinç duyar ve bunu takdir ederse, kutsallığın basamaklarını tırmanabilir. Kişi, daha sonra şöyle diyebilir: ‘Yoksulu tozdan kaldır’, ‘O, muhtacı, çöpten kaldıracaktır’. Şöyle ki, kişi alçaklığını, yetersiz olduğunu yani yoksul olduğunu hissettiği zaman, bilgelerimizin şu sözlerinde olduğu gibidir, ‘Abaye dedi ki, ‘Geleneklerimizde, bilgide yoksul olanın dışında yoksul yoktur”. Yani babalarımızdan, miras kalan, ‘bilgide yoksul olanın dışında yoksul yoktur’, atalarımızdan gelen bir gelenektir. Bu yüzden kişi, kendisinin yetersiz, yani yoksul olduğunu söyler, çünkü Keduşa’nın bilgisine sahip değildir; ona ‘yoksul ve yetersiz’ denir. Daha sonra, Keduşa’da herhangi bir tutunma, kavrayış varsa, kişi yoksul olmasına rağmen şöyle der: ‘Yoksulu tozdan kaldırır, yükseltir’. Şöyle ki, yoksul olmasına rağmen, bir dua der, Yaradan yine de onu yükseltir, kaldırır. ‘Muhtacı, çöpten kaldırır’. Kendisinin muhtaç olduğunu hissetmesine rağmen, Yaradan onu, yine de yükseltir ve kişi, bu yüzden Yaradan’ı över. Keduşa’da herhangi bir kavrayış, tutunma varsa, Yaradan’ı zaten övebilir ve O’na şükredebiliriz.

19) Rabaş, Makale 875, Üç Çizgi

Şimdi, kişinin kendi gerçek durumunu gördüğü bir aklı vardır; maneviyatta bir kavrayışının olmadığına dair. Başka bir ifadeyle, aklın bakış açısından, kişi tam karanlıktadır ve şimdi mantık ötesi gitme zamanı gelmiştir ve şöyle der: ‘Gözleri vardır ama görmezler; kulakları vardır ama duymazlar’. Ancak, Musa aracılığıyla bize emreden Yaradan’ın Mitzvot’unu izlemekle ödüllendirildiği için, kişi mutludur. Bununla ilgili herhangi bir tat ve anlayış hissetmese de, mantık ötesi olarak kişi, yine de başkaları buna bile sahip değilken, Yaradan’ın emirlerini basit bir şekilde izleyebilmesinin büyük bir ayrıcalık olduğuna inanır. Her şeyin yukarıdan geldiğine inanır ve kişiye, onların bütün yaşamlarının saçmalık ve gösteriş olduğuna dair bir düşünce verilirken, başkalarına yalnızca canavarlara ve hayvanlara uygun olan saçmalıklardan zevk almaları verilmiştir. Bundan dolayı, kişi bu hediyeyi büyük bir servet olarak kabul eder ve verdiği bu önemden dolayı, daima mutludur. Bu, onun için, sanki en yüksek dereceyle ödüllendirilmek kadar önemlidir. İşte o zaman buna, ‘sağ çizgi’, ‘bütünlük’ denir, zira tam olarak mutlu olmasından dolayı, Yaradan’la Dvekut’u vardır, bilgelerimizin şu sözlerinde olduğu gibi, ‘Şehina yalnızca mutluluktadır’. O andan itibaren kişi, bütünlük halindedir, sevinç duymak için bir sebebi vardır.

20) Rabaş, Makale 1, Çalışmada, “Bizim Senden Başka Kralımız Yok,” Nedir?

Yazıldığı üzere (Mezmurlar 89) ‘Sonsuza kadar, Yaradan’ın merhametini şarkılarla öveceğim; bütün nesillere kendi ağzımla senin sadakatini bildireceğim’. Kişi, ‘Sonsuza kadar, Yaradan’ın merhametini şarkılarla öveceğim’ sözünü ve eksikliklerle dolu olduğunu ve kalbinin, Yaradan’la bütün olmadığını gördüğünde, Yaradan için şarkı söylemenin nasıl mümkün olduğunu anlamalıdır. Ve kişi Yaradan’dan uzak olduğunu ve hatta bazen mücadeleden kaçmak istediğini hisseder. Bunun, Yaradan’ın merhameti olduğunu ve Yaradan’ı, bunun için şarkıyla öveceğini nasıl söyleyebilir ki?

Kişi bu aşağı durumda oluşunun nedeninin, şimdi daha kötü olması yüzünden olduğunu söylememeli, aksine şimdi, tüm yaptığı işler, yalnız cennet hatırına olsun diye, kendini düzeltmek istemektedir. Yukarıdan ona gerçek durumu, yani bedeninde gerçekte ne olduğu gösterilmektedir ki bu çok gizliydi ve dışarıdan görülmüyordu, ama Yaradan şimdi ona bunu göstermekte.

Bunun hakkında denilebilir ki Yaradan’ın ona içindeki kötülüğü göstermesi merhamettir, zira böylece gerçeği bilecek ve Yaradan’dan gerçek bir dua ile talepte bulunabilecek. Böylece şimdi bir yandan Yaradan’dan ne kadar uzak olduğunu görebilecek ve diğer yandan da kişi Yaradan’ın kendisine yakın olduğunu ve ona ihtimam gösterdiğini ve ona eksikliklerini gösterdiğini söylemelidir.

Bu nedenle kişi, merhametin var olduğunu söylemelidir, yazıldığı üzere; “sonsuza kadar Yaradan’ın merhametine şarkı söyleyeceğim.” Bu şudur, kişi bir yandan neşelidir ve şarkı söylemesi bundandır ve diğer yandan tövbe etmesi gerektiğini, yani Yaradan’ın onu yakınına getirmesi ve ona ihsan etmek için arzu, yani ikinci bir doğa vermesini istemesi gerektiğini görür.

21) Baal HaSulam, Şamati 42, Çalışmada ELUL Kısaltması Nedir?

İhsan etmek için çalışmak isteyenler Kral’ın salonuna kabul edilirler. Ve kişi ihsan etmek için çalıştığı zaman, çalışma sırasında ne hissettiğine aldırmaz.

Aksine, siyah şekiller gördüğü durumda bile, bundan etkilenmez, tüm engellerin üstesinden gelebilmek için Yaradan’ın ona güç vermesini ister. Yani kişi Yaradan’dan beyaz şekiller vermesini değil, tüm sırların üstesinden gelmek için güç vermesini diler.

Böylece, bu insanların, ihsan etmek için çalışmak isteyenler için, her zaman beyazlık durumu var gibidir ve bu beyazlık onların çalışmasına imkân sağlar. Çünkü beyaz parladığı için, kişi kendi için alma formu içinde bile çalışmaya devam edebilir.

Çünkü eğer her zaman beyazlık durumu olsaydı ve bu beyazlık onun çalışmasına imkân verseydi kişi asla çalışmasının saf ve temiz olup olmadığını bilemezdi. Ve bu kişinin asla Yaradan ile Dvekut (bir olmak, bağlanmak) ödüllenememesine neden olurdu. Bu nedenle kişiye yukarıdan siyahlık verilir, böylece çalışmasının saflık ve temizliğini görsün diye.

Başka bir deyişle, eğer siyahlık durumunda da kişi memnuniyet içinde ise, bu kişinin çalışmasının saf ve temiz olduğunun işaretidir, çünkü kişi kendisine yukarıdan ihsan etmek için çalışabilme fırsatı verildiğine inanır ve mutlu olur.

Bilgelerimiz şöyle yazmış: “Açgözlü olanların hepsi huysuz ve aksidir.” Bunun anlamı kendi için almaya batmış olanlar huysuz ve aksidir, çünkü hep yokluk içindedirler. Alma kabını daima doldurması gerekir.

Ancak ihsan etme yolunda yürümek isteyenler her zaman mutluluk içinde olacaklar. Bunun anlamı, her biçimde ona gelenle mutlu olur, çünkü kendisi için almaya niyeti yoktur.

Bu nedenle der ki, eğer kişi gerçekten ihsan etmek için çalışıyorsa, her iki yolla da Yaradan’ına memnuniyet vermek nasip olduğu için kesinlikle mutlu olmalıdır. Ve eğer çalışmasının henüz ihsana etmek için olmadığını hissederse, kişi gene de memnun olmalıdır ve kendi için bir şey istemediğini söylemelidir. Alma arzusunun bu çalışmadan keyif alamamasından mutludur ve bu ona sevinç vermelidir.

22) Rabaş, Makale 4, Çalışmada Suyun Taşması Nedir? (1989)

Bina niteliği, merhamet ister, yani, hiçbir şey almaya ihtiyaç duymadığı için özgürdür, zira yalnızca almaya ihtiyaç duyan, sınırlıdır ve başkalarının görüşlerine bağımlıdır. Ancak gözleri kapalı giden ve herhangi bir yüceltilmeye ya da başka bir şeye ihtiyaç duymayan kişiye, ‘özgür’ denir.

Ancak, Bina niteliğini edinmeden önce, çok iş olduğunu bilmeliyiz. Şöyle ki, kişi, aklı ve duygularıyla aza razı olmalı ve kendi payına düşenle, sahip olduğuyla mutlu olmalıdır. Bu kişi, daima bütünlüktedir, çünkü kendi payına düşenle mutludur.

Ama kişi, henüz bu niteliği edinmemişse ve alma arzusunun üstesinden gelemediğini görüyorsa, ne yapabilir? O zaman, ona yardım etmesi için Yaradan’a dua etmelidir, böylece çalışmaya gözleri kapalı girebilir, hiçbir şeye ihtiyaç duymaz ve bedeninin buna direnmesine rağmen, her şeyi Yaradan hatırına yapabilir.

Şöyle ki, kişi, Yaradan’a, kendisine nasıl yardım etmesi gerektiğini söylemez. Aksine, kendisine boyun eğdirip, Yaradan’ın önünde kendini, koşulsuz olarak iptal etmelidir. Ama bedeninin üstesinden gelemez… Bu sebeple, Yaradan’dan, beyin, akıl ya da duygu değil, üstesinden gelebilme gücü vermesini ister.

Kişinin, Yaradan’a verdiği herhangi bir tavsiye, sanki kişinin şartlar koyuyormuş, kendinin bir statüsü ya da bir görüşü varmış gibi görünür. Ama Yaradan’a koşullar sunması kişinin küstahlığıdır ve mesela ‘Eğer bana çalışmada iyi bir tat verirsen, senin için çalışabilirim. Aksi takdirde çalışamam.’ der. Bunun yerine, kişi şöyle demelidir: ‘Kendimi iptal etmek ve koşulsuz olarak teslim olmak istiyorum, bana sadece kendi-sevgisinden çıkmak ve Yaradan’ı bütün kalbimle sevebilmek için güç ver’.

23) Rabaş, Makale 19, Bugün Ayakta Duruyorsunuz, Hepiniz, (1984)

Kişi şunu söylemek için gerçeğin yolunda yürümelidir – “Şimdiki bayağı aşamamın anlamı şudur ki, gerçekten ihsan etmek için kutsal çalışmayı yapmayı isteyip istemediğimi ya da diğer şeylerden daha ödüllendirici bulduğum Yaradan’ın hizmetkârı olmayı isteyip istemediğimi öğrenmek için, yukarıdan atıldım.”

Sonra, eğer kişi şöyle diyebilirse, “Şimdi ihsan etmek için çalışmak, kutsal çalışmayı ödül almak için yapmak istemiyorum. Bunun yerine, herhangi bir insan gibi kutsal çalışma yapmayı – dua ederek veya günlük miktarda ders alarak – kabul ediyorum. Ve hangi niyetle çalıştığımı veya dua ettiğimi düşünmeye vaktim yok, fakat herhangi özel bir niyet olmadan sadece hareketleri yerine getireceğim,” o anda, kutsal çalışmaya tekrar girecektir çünkü şimdi hiçbir ön koşul olmaksızın Yaradan’ın hizmetkârı olmayı istemektedir.

“Siz bugün ayakta duruyorsunuz, hepiniz,” sözlerinin anlamı budur, yani geçirdiğiniz her şey, tecrübe ettiğiniz tüm durumlar– Gadlut durumları ya da Gadlut’tan daha az olan, orta derece olarak düşünülen durumlar. Tüm o detayları alırsınız ve bir seviyeyi diğer bir seviyeyle karşılaştırmazsınız çünkü herhangi bir ödül umurunuzda değildir, fakat sadece Yaradan’ın dileğini yapmakla ilgilenirsiniz. O, Sevapları (ıslah olma eylemleri) yerine getirmemizi ve maneviyatı çalışmamızı emretmiştir ve Yaradan’a yönelen sıradan bir insanı gibi yaptığımız budur. Diğer bir deyişle, kişinin şu an içinde olduğu durum, Gadlut durumunda olduğunu düşündüğü zamanki kadar önemlidir. O anda, “Yaradan’ın seninle bu günü yapar.”

Bu demektir ki sonra Yaradan o kişiyle bir anlaşma yapar. Diğer bir deyişle, kişi “Koşulsuz teslimiyet” denilen, O’nun çalışmasını kabul ettiği ve hiçbir ödül olmadan bunu yapmaya hemfikir olduğu zaman Yaradan’ın onunla anlaşma yaptığı zamandır.

24) Baal HaSulam, Şamati 47- O’nun Yüceliğini Bulduğun Yerde

“O’nun yüceliğini bulduğun yerde, O’nun alçakgönüllülüğünü bulursun.” Bunun anlamı şudur; daima Dvekut (bağlılık, birlik) içinde olan kişi, Yaradan’ın kendini alçalttığını görür, yani Yaradan alçak yerlerde bulunur.

Kişi ne yapacağını bilmez ve bu nedenle “yüksekte tahta çıkan, aşağısını, göğü ve yeri aşağı görür,” diye yazılmıştır. Kişi Yaradan’ın yüceliğini görür ve böylece “aşağısını aşağı görür,” yani kişi göğü yere indirir. Buna verilen tavsiye şudur; bu arzu, Yaradan’dan mı diye düşün, bundan daha yüce bir şeyimiz yoktur. Yazıldığı üzere: “Yoksulu bataklık çukurundan çıkarıp kaldırdı.”

Önce, kişi bir arzusu olduğunu görmeli. Eğer görmezse, bunun için, neden yok diye dua etmeli. Kişinin arzusunun olmamasının nedeni farkındalık eksikliğidir.

Bundan dolayı her Mitzva’da (emirde) kişi dua etmelidir, neden farkındalığı yok, neden Mitzva’yı bütünlük içinde yerine getirmiyor diye. Başka bir deyişle, alma arzusu öyle bir örter ki kişi hakikati göremez.

Eğer böylesine alçak bir durumda olduğunu görürse, kişi kesinlikle bu durumda olmayı istemeyecektir. Bunun yerine, tövbeye gelene kadar her an çalışmasında gayret gösterecektir. Yazıldığı üzere: “Mezara kadar aşağıya indirdi; yukarıya çıkardı.”

Bunun anlamı; Yaradan, günahkârın tövbe etmesini isterse, cehennemi ona öyle bir aşağılık yapar ki, günahkârın kendisi öyle olmayı istemez. Bu nedenle kişinin, Yaradan ona Tora ışığı vererek gerçeği göstersin diye yalvarıp dua etmesi gerekir.

25) Baal HaSulam, Şamati 219- Sadakat

Bu hizmet öncelikle korku anlayışına dayanan bir sadakatle olmalıdır. O zaman, tüm beden çalışma ile karşıt görüşte olur, çünkü hizmet etmekten tat almaz. Ve beden yaptığı her şeyde, beden yaptığı -bütünlük içinde olmayan- bu hizmeti hesaplar. Böylece, bu çalışma ile eline ne geçecek?

O halde, bu hizmette geçerlik ve zevk olmadığı için, bununla başa çıkması sadece fedakârlık yoluyla olur. Bu demektir ki, verdiği hizmetten acı hisseder ve her hareket onun korkunç acı çekmesine neden olur, çünkü beden boşuna çalışmaya alışkın değildir; bu çalışması ya kendisine, ya da başkalarına yararlı olmalıdır.

Ama Katnut (küçüklük) sırasında, kişi hizmet etmenin kendisi için bir faydasını hissetmez, çünkü halen bu hizmetten bir keyif almaz. Ve hatta kişi başkalarına da bir yararı olacağına inanmaz, eğer bu kendi için önemli değilse, başkaları bundan nasıl keyif alır ki? O zaman acısı şiddetlenir. Ve daha da çalıştıkça, acısı da bu oranda artar. En sonunda, ızdırap ve çabası belli bir miktara ulaştığı zaman Yaradan ona merhamet gösterir ve Yaradan’a hizmet etmekten tat almayı ona bahşeder, çünkü yazılmış ki, “Yukarıdan bize maneviyat akana kadar.”

26) Rabaş, Makale 626, Merhametli Olan Ne Yaparsa Hayır İçin Yapar

Ayin ve Alef yer değiştirebildiği için Avid (yap) sözcüğü Avud (kayıp) sözcüğünden gelir. Başka bir deyişle, kişi tamamen kayıp olduğu bir duruma geldiği, bu dünyada nasıl var olacağını göremediği ya da tutunacak hiçbir şeyi olmadığı, tüm taktikleri ve fikirleri tükettiği zaman tüm bu çaba ve emekten sonra her şey kaybolmuştur; kendini güçlendirmeli ve “Merhametli olan ne yaparsa hayır için yapar,” demelidir.

Başka bir deyişle, tüm bu kayıp olma durumunu onun üzerine Yaradan getirmiştir ve hayrı içindir. Şöyle ki, bunlar yoluyla en aşağı derecede olduğu bir duruma gelmiştir ve bununla yükselebilecektir. Yazıldığı üzere, “Yaradan yüksektir ve alçak olan görecektir,” zira kişinin kendini tamamen kayıp hissettiği durumdan daha aşağısı yoktur.

“Merhametli olan ne yaparsa hayır için yapar,” sözünün anlamı budur. Sonra bir kez daha çalışmaya başladığında ve sevgiden tövbeye geldiğinde, kişi der ki, “Bu da hayırlıdır,” yani kaybolmuş olduğu durumlar da. Kişinin kayıp olduğu durumlardan daha büyük günah yoktur.

Sevgiden tövbe ettiği zaman, bu da hayırlıdır, kötülüğün kendisi ile iyilik yapılır. Buradan çıkan şudur: “Merhametli olan ne yaparsa,” ile “bu da hayırlı,” arasında bir fark vardır.

27) Rabaş, Cilt 1, Makale 18, Tora’nın Alınışına Hazırlık Yapmak Nedir? (1987)

“Dağın ne olduğunu anlamalıyız, Har (Dağ) kelimesi Hirhurim (düşünceler) kelimesinden gelir, bu kişinin aklıdır. Akıldaki her şey “potansiyel” olarak kabul edilir. Daha sonra gerçek bir olaya dönüşür. Buna göre “Ve Efendi, aşağıya, Sina dağına, dağın tepesine indi,” sözünü insanın düşüncesi ve aklı diye yorumlayabiliriz, yani Yaradan tüm insanlara, insanın kalbindeki eğilimin, çocukluğundan itibaren kötü olduğunu bildirdi. Yaradan onlara potansiyel olanı yani dağın tepesini bildirdikten sonra, bu potansiyel gerçeğe genişledi. Bu nedenle, insanlar gerçekten bunu hissetmeye başladılar ve Tora’ya olan ihtiyacı hissettiler, yazıldığı üzere, “Kötü eğilimi yarattım; Tora’yı şifa olarak yarattım.” Gerçekten hissederek Tora’yı kabul etmek zorunda olduklarını söylediler, yani başka seçimleri yoktur, zira Tora’yı alırlarsa, haz ve sevinç duyacaklar, eğer almazlarsa burası onlara mezar olacaktır.

Başka bir deyişle, eğer mevcut durumunda kalırsak, hayatımız hayat olmayacak ama bize mezar olacaktır. Buna göre, “Ve Efendi, dağın tepesine indi,” sözünü yorumlamalıyız; bunun anlamı, Yaradan, bir kere, dağın tepesinden onların aklını bilgilendirdi. Kötü insanın kalbine ve aklına, bu bir kere yerleştiği zaman, akıllarında ve düşüncelerinde hemen işlemeye başlar, yazıldığı üzere; “Ve onlar dağın eteğinde durdular.” Başka bir deyişle dağın tepesinden iniş onlar üzerinde işledi ve onlar dağın eteğinde durdular yani yukarıdaki düşüşler onlara hâkim oldu. Buna göre, “dağ onlara mezar gibi oldu,” yani düşüşleri ve dağda edindikleri bilgi yani bu dağ nedeniyle şimdi Tora’yı edinecekleri hakkındaki düşünce, yani bu düşüş, onların Tora’yı edinmesi için ihtiyaç duymalarına neden oldu, böylece kalplerindeki kötülüğü yenebildiler.

28) Rabaş, Makale 21, Çalışmada Tora’nın Karanlıkta Verilmesi Ne Demektir?

Tora, özellikle eksikliği olan kişiye verildi ve bu eksikliğe “karanlık” denir. Yazıldığı üzere, “Tora karanlıktan verildi”, sözünün anlamı, ihsan etme kabına sahip olmadığı için kişi hayatındaki karanlığı hissettiği zaman Tora’yı almaya hak kazanır demektir; böylece Tora aracılığıyla onun içindeki ışıkla ıslah olur. Böylece, ihsan etme kabını edinir ve bununla keyif ve haz bulur. Zira şu ikisi Tora’ya dahil edilmiştir: 1) İhsan etmek isteyen Kli, 2) Böylece kişi keyif ve hazzı bu kabın içine alır.

Aksine, dünya milletleri Tora’yı almadılar, zira o, karanlıktan verildi. Çalışmada “dünya milletleri,” sözünün anlamı şudur, beden yetmiş milletten oluşur, bunlar Tora’yı, ihsan etme kapları olmadığı için karanlığı hissettiklerinden dolayı istemezler. Aksine onların tek arzusu alma kaplarıdır, bunun kontrolünden çıkmak için hiçbir arzuları yoktur. Tora’yı kendilerine daha çok ışık, yani keyif katmak için isterler ki böylece dünyasal meseleler için daha çok alsınlar diye. Bu şöyledir, onlar aynı zamanda sonraki dünyayı da isterler, Zohar’da yazıldığı üzere, “Köpekler gibi havlarlar Hav Hav (İbranice, ver, ver), bize bu dünyanın zenginliğini ver ve bize sonraki dünyanın zenginlini ver.” Öyle ki bu dünyanın zenginliği onlara yetmez, onlar sonraki dünyanın zenginliğini de isterler.

Bu nedenle Tora özellikle alma arzusunun onları kontrol ettiğini hissedenlere verilir. Onlar karanlıktan ağlar yakarırlar, onları karanlıktan, alma kaplarının kontrolünden kurtarması için Tora’ya ihtiyaçları vardır, zira orada Tzimtzum (kısıtlama) vardır ve hiçbir ışık orada parlamaz. Ancak burası Tora’yı edinme ihtiyacına neden olur.

29) Baal HaSulam, Özgürlük

Böylece, İsrail’in çocukları, o kutsal durumda, tam bütünlük ile ödüllendirildiklerinde, alma kapları tüm dünyevi varlıklardan arınmış Yaradan’a eşitlik formunda tutunmuşlardı. Bu, yaratıcılarının onlardan haz alabilmesi için, başkalarına memnuniyet ihsan etme boyutu dışında hiçbir kişisel varlığa arzu duymamaları anlamına geliyor.

Ve alma arzuları o nesneye büründüğü, onun içine giydirildiği için onunla tam bütünlük içinde bağlanmış oldu. Dolayısıyla, elbette ölüm meleğinden özgür kılınmışlardı, zira ölüm muhakkak ki belli bir nesnenin varlığının yokluğu ve hükümsüzlüğüdür. Ancak sadece kendi zevki için var olmak isteyen bir kıvılcım varsa, onunla ilgili olarak, yok olduğu ya da öldüğü için mevcut değil demek mümkün olabilir.

Ve alma arzuları o nesneye büründüğü, onun içine giydirildiği için onunla tam bütünlük içinde bağlanmış oldu. Dolayısıyla, elbette ölüm meleğinden özgür kılınmışlardı, zira ölüm muhakkak ki belli bir nesnenin varlığının yokluğu ve hükümsüzlüğüdür. Ancak sadece kendi zevki için var olmak isteyen bir kıvılcım varsa onunla ilgili olarak, yok olduğu ya da öldüğü için mevcut değil demek mümkün olabilir.

Bununla beraber, Yaratılışın amacını gerçekleştirdiğinde ve Yaradan ondan haz aldığında, çünkü Arzusu yerine getirilmiştir, O’nun memnuniyetiyle dolmuş olan insanın özüne tıpkı O’nun gibi tam, bütün sonsuzluk bahşedilir. Böylece, ölüm meleğinden özgürlük ile ödüllendirilmiştir.

30) Baal HaSulam, Şamati 172- Engeller ve Gecikmeler Konusu

Önümüze çıkan tüm engeller ve gecikmeler bir nevi yakınlaştırmadır –Yaradan bizleri yakınlaştırmak ister. Tüm bu engeller sadece bizleri yakınlaştırır, zira bunlar olmasaydı Yaradan’a yakınlaşma imkanımız hiç olmazdı. Bunun nedeni bizlerin maddeden yaratılmış olması ve Yaradan’ın ise en yüce olması. Sadece kişi yakınlaşmaya başladığı zaman aramızdaki mesafeyi hissetmeye başlar. Dolayısıyla kişinin aştığı her engel, yolu kişiye yakınlaştırır.

(Bunun nedeni kişinin uzaklaşan bir çizgide ilerlemeye alışmasıdır. Dolayısıyla kişi ne zaman kendisini uzak hissederse, süreçte hiç bir değişim etkisi yapmaz, zira baştan biliyor ki uzaklaşan bir çizgide ilerliyor. Bunun böyle olmasının sebebi gerçeğin bu olduğundandır: bizler ile Yaradan arasındaki mesafeyi tarif edecek kelimeler yoktur. Bu yüzden, her zaman kişi mesafeyi düşündüğünden daha uzak hisseder, ancak bu kişi için tartışma konusu olmaz.)

31) Rabaş, Makale 4, Çalışmada “Sabotör Selde Kaldı ve Öldürüldü,” Ne Demektir?

Soru şu ki, alçakgönüllülük nedir? Bir kişinin alçakgönüllü olduğu nasıl ifade edilir? Kelime anlamı, kişinin kendini zapt ettiği ve mantık ötesi çalıştığı zamandır. Kişi kendi aklını aşağı çektiği ve aklının değersiz olduğunu söylediği zaman, buna “alçakgönüllülük” denir.

Başka bir deyişle, insanın mantığı, Yaradan’ın ona tüm ihtiyaçlarını karşıladığı, durumunda Yaradan’ı sevebileceğini belirtir, alma arzusu bunu hak ettiğini düşünür.  Yani, Yaradan onu seviyor, çünkü tüm ihtiyaçlarını karşılıyor. Eğer karşılamıyorsa, kişi kendini aşağıya çekip ve aklının değersiz olduğunu söyleyemez. Aksine, o zaman, Yaradan’dan uzaklaşır ve “eğer O dileklerimi yerine getirmiyorsa O’na hizmet etmenin bir değeri yoktur” der. Buna “gurur” denir, zira eğer beden talep ettiğini almazsa, kişi Yaradan’ın, “iyidir ve iyilik yapar” denen yolunu anlamak ister. Yaradan böyle gururlu bir kişi hakkında “O ve ben aynı yerde yaşayamam” der.

Ama eğer kendisini aşağı indirir ve “Yaradan’ın yollarını anlayamam,” derse ve aklının dikte ettiği şeylerin değersiz olduğunu söyler ve mantık ötesine çıkarsa, buna “alçakgönüllülük” denir. Bunun hakkındaki ayette şöyle denir: “Rab yüksek ve alçak görecek.” Kişi Yaradan ile ödüllenir, Yaradan onu yakınına getirir.

32) Rabaş, Makale 44, Çalışmada, İsteğe Bağlı Savaş, Nedir?

Kişi aşağı bir durumdayken bu durum Yaradan ondan uzaklaştı ve kişinin çalışma için hiçbir arzu ve özlemi yok demektir. Bu Yaradan kişiye maneviyatı tatsız bir şekilde veriyor demektir. Dahası kişi kaçmak ve bu çalışmayı tamamen unutmak ister. Bu, Yaradan ona Ahoraim’i gösteriyor demektir. Yaradan’ın Panim’i O’nun yarattıklarına iyilik yapma arzusudur ve Ahoraim bunun tam tersidir. Yaradan kişiye neden Ahoraim’i gösterir? Bu maksatlıdır, bununla kişi Yaradan ile Dvekut’a doğru bir ivme kazanır, zira artık aynı aşağılık koşulda kalamaz. Buradan anlaşılan şudur ki, Ahoraim’in içindeyken Panim farkına varılır.

33) Rabaş, Makale 236, Tüm Dünya O’nun Nuru İle Doludur

Gerçeği edinmeye uygun olmanın öncesinde, kişi gerçeğin bilgisi ve hisleri ile ölçülmeyeceğine inanmak zorundadır. Aksine buna, “gözleri var görmezler, kulakları var duymazlar” diye bakmalıdır. Bu yalnız ıslah olmak içindir ki böylece kişi mükemmelliğe erişebilsin ve başka bir gerçekliği değil, yalnız kendini hissetsin.

Çünkü kişi, mantık ötesi inanç içinde yürümeye çalışmayı, kalbine koyduğu zaman, bununla hazırlanır ve yüzün ifşasını edinir, Zohar’da verilen, Şehina’nın Rabi Şimon Bar-Yohay’a verdiği yöntem ile. Böylece hissettiği çeşitli sırlar yoluyla kişi Yaradan’ın ışığının orada var olduğu inancına gelir ve bu onu, O’nun kutsal ışığının yüzünün ifşasını edinmeye hazırlar.

Bu kişinin inancının büyüklüğü meselesidir, onu çeşitli aşağı ve gizli durumdan alıp çıkarır. Ve kendini bununla güçlendirdiği zaman Yaradan’dan kendini ifşa etmesini ister. Bunun hakkında Baal HaSulam şöyle demiştir, “liyakat kazanana kadar, uzağa kaç sevgilim,” zira Yaradan’ın ışığını ifşa etmeye uygun olmanın öncesinde, ondan bu talep edilir; “liyakat kazanana kadar, uzağa kaç sevgilim,” yani kendisini yarattıklarına ifşa etmemesi istenir, zira ifşa meselesi, yalnız yaradılışın ıslahı meselesidir.

Bu nedenle kişi kendisini iki şey için dua ederek güçlendirmelidir:

  1. Yaradan’ın ışığını ifşa etmeye hazır olsun,
  2. Yüzün ifşası için uygun olan kaplarla birleşmek için, Yaradan ona mantık ötesi inancını kuvvetlendirmesi için güç versin.

34) Baal HaSulam, Şamati 203- Adam’ın Gururu Onu Alçaltacak

“Adamın gururu, onu alçaltacak.” Bilinir ki, adam tamamen aşağılık içinde doğmuştur. Ancak, aşağıdaki aşağıda olduğunu bilirse, aşağıda olduğu için acı çekmez, çünkü bu onun yeridir. Mesela bacaklar, her zaman çöplük içinde yürüdüğü için küçük görülmezler ve vücudun tüm ağırlığını taşımak zorundadır, oysa baş her zaman yukarıdadır. Çünkü kendi yerlerini bilirler, dolayısıyla bacaklar hiç de küçük görülmezler ve daha düşük derecede oldukları için acı çekmezler.

Ama eğer yukarıda olmak isteselerdi ve aşağıda kalmak zorunda olsalardı, acı çekerlerdi. Ve “Adam’ın gururu, onu alçaltacak,” sözünün anlamı budur. Eğer kişi kendi aşağılığının içinde kalmak isteseydi, aşağılık hissedilmez ve “vahşi bir eşek sıpası” olduğu için acı çekmezdi. Ama gururlanmak istedikleri zaman aşağılık hissederler ve acı çekerler.

Acı çekme ve aşağılık olmak el ele gider. Eğer kişi acı çekmiyorsa, aşağılık da hissetmez diye düşünülebilir. Bu tam olarak kişinin gururu ölçüsünde ya da isteyip de elde edemediği ölçüde olur. Böylece, aşağılık hisseder. Ve bu aşağılık, sonra gurur için bir kap olur. Yazıldığına göre, “Tanrı hüküm sürer; O gururun içinde kıyafetlenmiştir.” Eğer Yaradan’a tutunursan, sen de gururla kıyafetlenirsin. Yazıldığına göre, “Gurur ve mutluluk Yaradan’a doğrudur.” Yaradan’a tutunanlarda büyük bir gurur vardır. Ve aşağılığını hissettiği kadar ve acısı ölçüsünde, kişi Yaradan’ın kıyafeti ile ödüllendirilir.

35) Rabaş, Makale 300, Kıtlık İçinde Ekmek Yiyeceğin Toprak (1973)

Zohar’da yazıldığı gibi, kişi gece ve gündüz Tora ile uğraşmalıdır, gece ve gündüz onun için eşit olmalıdır. Başka bir deyişle, bütünlük olan durumuna “gündüz,” bütünlük olmayan duruma “gece,” denir, bunlar eşit olmalıdır. Şöyle ki, eğer amacı Yaradan hatırı için ise kişi O’na memnuniyet vermek ister ve eğer Yaradan onu bütünlük olmayan durumda tutmak istiyorsa, kişi buna da razı olur. Rızasını, çalışmasını sanki bütünlük durumunda olmakla ödüllenmişçesine yaparak, gösterir. Kişi için gece ve gündüz eşit olduğunda, buna “kabul etmek,” denir. Ama eğer farklılık varsa, bu fark ölçüsünde ayrılık vardır ve bu ayrılıkta dışarıdakilere tutunma vardır. Bu nedenle, eğer kişi farklılık hissederse, Yaradan’a, onun için farklılık olmamasında ona yardım etmesi için dua etmelidir ve böylece bütünlükle ödüllenir.

36) Rabaş, Makale 28, Çalışmada, “Ekleme ve Geri Alma,” Ne Demektir?

Kişi mantık ötesi inanmalı ve organlarında hissedilen Yaradan’a zaten inanmakla ödüllendirildiğini düşünmelidir ve böylece Yaradan’ın bütün dünyayı iyi olan ve iyilik yapan olarak yönettiğini görür ve hisseder. Her ne kadar mantık içinden baktığında tersini görse de mantık ötesinde çalışması gerekir ve ona sanki organlarında zaten hissedebilecekmiş gibi görünmesi gereken odur ki, gerçekten de Yaratan, dünyaya, iyi olan ve iyilik yapan olarak rehberlik eder.

Burada, kişi amacın önemini kazanır ve hayat bulur, yani Yaradan’a yakın olmaktan sevinç duyar. Ve böylece bir kişi, Yaradan’ın iyi olduğunu ve iyilik yaptığını söyleyebilir. Ve Yaradan’a, “Sen bizi diğer milletlerin arasından seçtin, bizi sevdin ve bizi istedin,” diyecek gücü olduğunu hisseder, zira artık Yaradan’a şükretmek için bir nedeni vardır. Ve maneviyatın önemini hissettiği ölçüde, Yaradan’ı över ve O’na şükreder.

Kişi, “Her zaman Yaratan’ın övgüsü oluşturmalıdır,” denen maneviyatın önemini hissetmeye başladığı zaman, sol çizgiye geçmesi gereken zamandır. Kişi, sadece Yaradan uğruna çalışmak için gerçekten istekliyse, mantık içinde Kralın önemini gerçekte nasıl hissettiğinin eleştirisini yapmak zorundadır.

Mantık içinde, çıplak ve muhtaç durumda olduğunu gördüğü zaman, maneviyatı yalnız mantık ötesinde önemli görür, bu hesaplama kişinin içinde bir eksiklik ve tam bir aşağılık durum içinde olmanın acısını yaratabilir. Böylece, yoklukta olduğu için yürekten dua edebilir.

37) Rabaş, Makale 24, Çalışmada, Kişi Bir Oğul ve Bir Kız Doğurmalıdır, Ne Demektir? (1991)

Mantık ötesinde çalışma koşulsuz teslimiyet içinde olmalıdır. Öyle ki kişi cennet krallığının yükünü, mantık ötesinde üzerine almalıdır. Kişi demelidir ki; “Bu çalışma hakkında hiç fikrim olmasa da, bu çalışmadan hiçbir tat almasam da Yaradan’ın hizmetkârı olmak istiyorum. Sanki yine de çalışmanın tadını hissetmiş ve edinmişim gibi tüm gücümle çalışmaya razıyım.” O zaman, kişi ilerleyebilir ve böylece onun için bulunduğu durumdan düşeceği bir yer olmaz, zira tam da yere toprağa konduğu zaman bile çalışmayı üzerine almıştır ve zaten topraktan daha aşağıda olması imkânsızdır. Şöyle yazıldığı üzere; “Bir nesil gider, bir nesil gelir, toprak sonsuza kadar kalır.” Çalışmada bunu yorumlamalıyız, “Bir nesil gider, bir nesil gelir,” yükselişler ve inişler demektir. Gerçek şudur ki kişi bilgiye özlem çeker, yani mantık ötesinde çalışmak istemez ve eğer beden çalışmanın ve Kral’ın Mitzvot’unu yerine getirmenin yararını anlar ise emek vermeye ve çalışmaya razı olacak der. Ama mantık ötesinde inanmaya beden razı gelmez. Bunun yerine, kişi durur ve bedenin bunu anlamasını bekler, aksi takdirde, kutsal çalışmayı yapamaz. Bazen bu düşünce ve arzuların üstesinden gelir ve bu onun yükseliş ve düşüşlerine neden olur.

Kişi “toz” olarak çalışmak isterse, yani çalışmadan toz tadı bile alsa, Yaradan hatırı için bir şeyler yapabilmenin onun için çok önemli olduğunu söyler. Kendisi için hangi tadı aldığına aldırmaz ve toz tadı aldığı, yani bedenin alay ettiği bu çalışma için bedene kendi görüşüne göre bu çalışmanın “Şehina’yı tozdan kaldırmak,” olduğunu söyler. Başka bir deyişle, beden bu çalışmadan toz tadı alır; kişi bu Keduşa’dır der ve çalışmadan ne kadar tat aldığını ölçmez. Aksine Yaradan’ın bu çalışmadan hoşnut olduğuna inanır, çünkü buraya alma arzusu karışmamıştır zira alacak hiçbir şey yoktur, çünkü bu çalışmada hiçbir tat ya da güzel koku yoktur, burada yalnız toz tadı vardır. Bu nedenle, bu çalışmanın kutsal çalışma olduğuna inanır ve buna sevinir.

38) Rabaş, Makale 289, Yaradan Erdemliye Karşı Titizdir

Kişi yükseliş halindeyken, “erdemli” durumundayken, O, bu kişiye karşı, amacı Yaradan uğruna olsun, yani bu yükselişi bir destek olarak alıp, “şimdi Yaradan’a hizmet etmeye değer olduğunu görüyorum” demesin diye titizdir, zira şimdi kişi bu çalışmadan keyif almaktadır. Zira, bu Yaradan’ın uğruna değildir, Yaradan’ın bir hizmetkarı olmasını sağlayan sebebin Yaradan’a olan inanç değil, ama duyduğu haz olduğu anlamına gelir. Peki, Yaratan ne yapar? Onu bu yüksek durumundan alçak bir duruma düşürür. Bu durumda derhal cezalandırılır. Bu, “O’nun etrafı çok fırtınalı” ifadesinin anlamıdır, yani Yaratan, erdemlilik zamanında titizdir. Ama kişi aşağı bir durumdayken, çalışmadan iyi bir tat hissetmediğinde, ona titizlikle davranmak anlamsızdır, çünkü o, her ne kadar düşük bir durumda olsa da Yaradan’a yaklaşmak için çalışmaktadır. Bu nedenle, ona işin lezzetinden vaz geçmesi söylenemez, çünkü şimdi zaten hiçbir tat almamaktadır. Kişinin çalışmanın lezzetini alması için Yaradan’ın verdiği darbe, kişi tarafından iyileştirilir, çünkü Yaradan’a hizmet etmenin başka bir yolu yoktur. Böylece, Yaradan’dan aldığı darbe onu iyileştirir, aksi takdirde ayrılıkta kalacaktır.

Bununla, bilgelerimizin söylediklerinin, Yaradan’ın darbeleriyle, O’nun (Mehilta BeŞalah) iyileştiğini anlıyoruz. Başka bir deyişle, bu şifadır – ona herhangi bir destek olmadan inançla çalışmak için bir yer verir. Ayrıca, bilgelerimizin şununla ne dediğini anlamalıyız, “Yaradan bir kararname çıkarır ve erdemli onu geçersiz kılar” (Moed Katan, 16). Bu, Yaradan’ın çalışmadan aldığı zevki ondan geri alan bir kararname yaptığı anlamına gelir ve çalışmadaki canlılığını birinden almaktan daha sert bir kararname yoktur. Ama erdemli bunu geçersiz kılar. Yani, eğer kişi herhangi bir canlılık ve zevke sahip olmaksızın çalışmak istediğini söylerse, o zaman bu kararname her halükarda iptal olur. Dahası, şimdi daha yüksek bir düzeye yükselir, çünkü şimdi saf bir inanç durumundadır ve kişisel bir çıkarı olmadığı görülür.

39) Rabaş, Makale 10, Yakup Ayrıldı

“Erdemlinin bir yerden ayrılması geride iz bırakır,” yani erdemli şehirdeyken değer bilmedi, tersine arkasını döndü ve gitti.

Buna “iz bıraktı” denir, yani bütün dereceler orda olmasına rağmen buna dikkat etmedi, oysa ışıkta bir değişiklik olmadığını, her şeyin Kaplara bağlı olduğunu bilmeliydi. Öyle anlaşılıyor ki, ayrılışı günahla ilgili değil, kutsallığın derecelerinde yükselmesini sağlamak içindir.

Sonra içinde bulunduğu aşamanın üstesinden geldiğinde şöyle der, “Hiç şüphe yok ki, iyi ve iyilik yapan Yaradan bana bereketle yaklaşıyor. O, benim O’nun gibi hissetmemi istiyor.” Yani kişi İlahi Bereketi meşrulaştırır. Akabinde ihsan ve mantık ötesi çalışmanın önemini görür. Buna “Erdemli şehirdeyken oranın ihtişamı, parlaklığı ve görkemi olur,” denir.

“Oradan ayrıldığında,” yani kişi İlahi Olan’a değer vermekten uzaklaşmış ve her şeyi mantık dâhilinde görmek istemiştir. İhsan çalışmasında tat hissetmez. Sonra, “Oradan ayrıldığında ihtişam, parlaklık ve görkem de oradan ayrılır.” Bir kez daha kendini-sevmeye düşer.

Bu “Erdemlinin bir yerden ayrılması geride iz bırakır,” olarak kabul edilir. Kişi şöyle düşünür, “Şimdi çalışmadan iyi tat aldığımdan artık daha fazla mantık ötesi çalışmaya ihtiyacım yok,” fakat bu şekilde erdemliğin bedenden ayrılmasına sebep olur. Sonrasında içindeki izlenim nedeniyle mantık ötesi çalışmadan çıkmamak için ne yapması gerektiğini öğrenmiş olur. Baal HaSulam der ki, kişi “artık desteğim var, cennet ve yeryüzü arasında değilim,” demeli, derecesinden düşmelidir, çünkü sonrasında mantık ötesi anlayışa gelir.

Bundan anlaşıldığı üzere derecenin ayrılığı kişide iz bırakır, böylece bir dahaki sefere dikkatli olması gerektiğini bilir ve daima İlahi Olan’ı takdir eder.

40) Rabaş, 14. Mektup

Kişi üstesinden gelerek her şeyle ödüllendirildiğinde buna “kuvvet” denir ve kişinin ortaya koyduğu her bir kuvvet daha büyük miktarlara bağlanır. Bu demektir ki, kişi bir kez üstesinden geldiğinde ve yabancı düşüncelere, “Tecrübeyle biliyorum ki yakında çalışma için arzum olmayacak, öyleyse şimdi bunun üstesinden biraz gelirsem, ne elde ederim?” der. Ve buna küçük miktarların bir araya gelmesiyle büyük miktarların oluştuğu cevabını vermelidir.

Muhtemelen bu “Gözyaşı kapıları kapalı değil.” sözünün anlamıdır. Şaarei (kapılar) kelimesi Se’arot (saç ya da fırtınalar) kelimesinden gelir, bu üstesinden gelmedir. “Gözyaşları” “yırtma, kopma” kelimesinden gelir, yani burada diğer arzularla beraber bir karışım vardır ve bu arzuların tam ortasında sevgiye ve cennet korkusuna doğru üstesinden gelme arzunun kısa anı vardır. “…kapalı değil,” orada daha ziyade büyük miktarlara bağlanan o an vardır. Miktar tamamlandığında kişi manevi kıyafeti hissetmeye başlar.

Bu gözyaşının öneminin anlamıdır, yani kişi en aşağı aşamada olsa ve en temel arzulara sahip olsa bile, o yine de bunun üstesinden gelme gücüne sahiptir, yani kalpteki noktasından Yaradan’a özlem duyar ve yakarır, bu nedenle bu kuvvet çok önemlidir. Dolayısıyla, kişi sürgündeyken bile kalpteki noktası “Sürgündeki Kutsallık” denilen başka düşüncelerin hükmü altında olduğunda bile bir anlığına bunun üstesinden gelir ve Yaradan’ı kutsar. Tecrübeyle sonrasında tekrar düşeceğine emin olsa bile, yine de insanın gerçeği açıkça söylemesi çok önemlidir.

41) Rabaş, 77. Mektup

Yaradan adına olması temeli üzerine kurulduğunda, tozdaki Şehina denilen bayağılık aşaması derhâl ortaya çıkar. Bu nedenle birkaç kuruş bir araya geldiğinde büyük miktarlar oluşturduğundan, düşüşten etkilenmemeliyiz.

Bu bizim öğrendiğimiz “maneviyatta hiç eksiklik yoktur,” dan ziyade, ilerlememize yer açılması için geçici bir ayrılıştır. Bu böyledir, çünkü kutsallık için çabaladığımız her an kutsallık alanına gireriz ve kişi sadece kutsallığın fazla kıvılcımından çıkmak için düşer.

Ancak tavsiye şudur ki: Kişi, derecesi onu düşürene kadar beklememelidir, kişi bayağılığını hissettiğinde tekrar yükselir ve bu yükseliş kutsallığa bir parça koymak olarak kabul edilir. Buna mukabil kendisi düşer ve diğer kıvılcımları yükseltir ve onları kutsallık alanına çıkarır.

Bu atalarımızın dediği gibidir: “Kaybetmeden önce, ararım,” yani içinde bulunduğum durumu kaybetmeden önce aramaya başlarım. Bu Baal HaSulam’ın “Şafağı uyandırırım,” diyen Kral Davut ile ilgili söylediği şeydir. Atalarımız şöyle der: “Şafak beni değil, ben şafağı uyandırırım.”

Dolayısıyla yerine getirme, düşüş değil özellikle yükseliş zamanıdır. Yükseliş zamanında, Tanrı korusun geri düşmemek için korkuyu uzatmalıyız. Fakat hepsinden önemlisi tüm ihtiyacımız olan Kral’a yakarmak ve O’nun merhametini istemektir.

42) Rabaş, Makale 164, Yaradan’dan Ne İstenir – O’nun Hizmetkârı Olmak

Kişi Yaradan çalışmasında sıkıntıları olduğunu gördüğü ve Yaradan’a çalışmak için güç versin diye dua etmek istediği zaman, ne istemeli? Burada iki seçenek vardır:

1) Yaradan’ın sıkıntıları uzaklaştırması. Bunun sonucunda, Yaradan yolunda yürümek için büyük bir gayret sarf etmesine gerek kalmayacaktır.

2) Yaradan’ın, ona Tora’dan, dua etmekten ve iyi işler yapmaktan daha büyük bir tat almayı vermesi. Böylece bu sıkıntılar onu durdurmayacaktır, çünkü Tora ve Mitzvot önemliyken sıkıntılar ona hükmedemez.

Örneğin, kişi pek çok sıkıntısı olduğu için kendi hayatını kurtaramayacağını söyleyemez. Şöyle ki, eğer tanıdıkları veya çevresindekiler ona sıkıntı verdiği için kendi hayatını kurtaramıyor diye iddia etse bu doğru olmaz. Aksine doğal olarak, kişi hayatı için her şeyi verecektir ve hiç bir engel onun için önemli olmayacaktır. Bu nedenle, kişi Yaradan’dan ona Tora ve Mitzvot’ta hayatın tadını vermesini ister ve hayata karşı, kişi sıkıntısı olduğunu söyleyemez, çünkü hayatın önemi kişinin sıkıntılarla uğraşmasına izin vermez.

43) Baal HaSulam, Şamati 83- Sağ Vav ve Sol Vav İle İlgili

Bu demektir ki, içinde bulunduğu herhangi bir aşamada kişi hiçbir şeye ihtiyacı olmadığı ve her şeyi mantık ötesi yerine getirdiğinden, Yaradan’ın hizmetkârı olabilir. Öyle görünüyor ki, kişinin onun vasıtasıyla Yaradan’ın hizmetkârı olacağı bir Mohin’e ihtiyacı yoktur.

Şimdi şu yazılanı anlayabiliriz, “düşmanlarıma karşı benim önüme bir sofra kur.” Yazıldığı üzere sofra şöyledir: “Onu evinden gönderdi ve o onun evinden çıktı ve gitti.” Bir Şulhan (sofra) ve Şlaha (onu gönderdi) gibidir, yani çalışmadan çıkmak.

Çalışmadan çıkma sırasında, yani düşüş aşamasında bile, kişinin çalışma yeri olduğunu anlamalıyız. Bu demektir ki, kişi düşüşler sırasında mantık ötesine razı geldiğinde ve düşüşlerin ona Yukarıdan verildiğine inandığında, düşmanları bile iptal olur. Bu böyledir, çünkü düşmanları düşünür ki düşüşler vasıtasıyla kişi en alta düşecek ve mücadeleyi bırakacak, oysa sonunda bunun tersi olur, düşmanlar iptal olur.

“Tanrı’nın önündeki sofra” sözünün anlamı budur, ancak bu şekilde kişi Yaradan’ın yüzünü edinir. Ve kişi Cennet Krallığının yükünü her zaman üzerine aldığından, tüm yargılara, en büyüklerine bile boyun eğdirmenin anlamı budur. Bu demektir ki, onun daima çalışmak için yeri vardır, Rabi Şimon Bar Yohay’ın dediği gibi, “Sen’den saklanacak bir yer yok.”

44) Rabaş, Makale 300, Kıtlık İçinde Ekmek Yiyeceğin Toprak (1973)

“Kıtlık içinde ekmek yiyeceğin toprak.” Ekmek yemek yukarının bereketine işaret eder, bilgelerimizin Adam HaRişon hakkında dediği gibi, “Alnının teri ile ekmek yiyeceksin.” Kıtlık kişinin insanlara muhtaç olmasıdır. O zaman, kişi “fakir,” olarak kabul edilir. Kendi payına düşenden memnun olduğu zaman ise “zengin,” diye kabul edilir. Eretz (toprak) kelimesi Ratzon (arzu) kelimesinden gelir. Midraş’ta yazıldığı üzere, “Ona neden Eretz denir? Çünkü o, Yaradan’nın istediğini yapmak istedi (Ratzta).” Kişi fakir iken, yani eksiği var iken, aklında ve kalbinde, Tora ve Mitzvot’u doğru dürüst yerine getirmiyordur. O zaman, gerçek durumu gördüğü, “kötülüğün farkındalığı,” denen hakikat noktasına varır. Böylece eksikliğinin dolumu ile ödüllendirilebilir. Ama eğer eksikliği, yani Kli’si yoksa, bolluk onu nasıl doldurabilir ki? Bunu, “Fakirlik İsrail’e beyaz bir attaki kırmızı koşum kadar uyar,” ifadesindeki gibi yorumlayabiliriz,  her defasında eksiği olduğunda, onu alabilir ve böylece derece ilerler. Aksi halde, hareketsiz kalır, yürüyüp ilerlemez. Ancak, “yoksulluk,” denen bir Kli’si olması yanı sıra, kendi payına düşenden de memnun olmalı, yani zengin diye kabul edilmelidir, bunun anlamı şudur, Yaradan’ın, onun içinde bulunduğu eksiklik durumunda kalmasını istemesine razıdır ve aynı zamanda bu durumdan memnundur.

Bilgelerimiz şöyle demişler, “Kişi iyiyi kutsadığı gibi kötüyü de kutsar.” Başka bir deyişle, kendisinin, Yaradan’ı nasıl öveceğini görmelidir, sanki Yaradan eksikliklerini tatmin etmek için ihsan ediyormuş gibi, içinde bulunduğu kötülüğü kutsamalıdır. Böylece kendi hakkında hissettiği tam bir kötülüğün farkındalığı ile kendi hissesinden memnun kalır ve sonra Yaradan ona ekmek ihsan eder. Eretz’in (toprak) “kıtlık olmadan” Ratzon (arzu) olmasının anlamı, tek başına eksikliktir, bu yukarıdan ekmekle ödüllendirilemez. Aksine kişinin aynı zamanda zengin olmasına da ihtiyaç vardır ve buna “kıtlık olmadan,” denir. O zaman, orada “ekmek yiyeceksin,” yani yukarının bolluğunu alacaksın. Baal HaSulam, şöyle dedi, çünkü “Lanetlenmiş olan kutsal olana tutunamaz.” Şehina, yalnız sevinçte var olur, zira kişi eğer Yaradan öyle istiyorsa tüm kötülüğe razı olur ve bu şekilde Tora ve Mitzvot ile uğraşır. Buna “kendi payına düşenden memnun,” denir ve o zaman zengindir. Bu şu anlama gelir, “Kişi iyiyi kutsadığı gibi kötüyü de kutsar.” Eğer Tora ve Mitzvot’un içinde gizlenmiş olan iyilikle ödüllendirilecekse kesinlikle mutlulukla, heyecanla ve iç huzuru ile çalışmalıdır. Benzer şekilde şimdi eksik olduğunda da çalışmasını neşe ve huzur içinde yapmalıdır ve sonra “ekmek,” denen insan yiyeceği ile ödüllendirilecektir.

45) Rabaş, Makale 6, Çalışmada Mantık Ötesi Nedir? (1989)

Çalışmada “mantık ötesi” şu anlama gelir; bu, aklımız öyle olduğunu görmese bile inanmak zorundayız demektir ve bunun çeşitli kanıtları vardır ki bu kişinin inanmak istediği gibi değildir. Buna “inanç mantığın ötesinde, “denir, yani kişi mantık içinde görüyormuşçasına inanır. Buna “mantık ötesi inanç,” denir. Başka bir deyişle, bunu üstlenmek kişi için pek çok çabayı gerektirir, zira bu mantığına karşıdır. Bunun anlamı şudur ki beden buna razı gelmez, ama kişi gene de bunu, sanki mantık içindeymiş gibi, kabul eder. Böyle bir inanç Yaradan’ın yardımını gerektirir. Bu nedenle, böyle bir inanç için kişi Yaradan’a kendisine O’na benzer olmak için, sanki O’nu mantık içinde edinmiş gibi olmak için gerekli gücü vermesi için yalvarıp dua eder.

46) Rabaş, Makale 13, Çalışmada, “Halkın Çobanı Tüm Halktır” Ne Demektir? (1988)

Kişi bilgelerimize inanmalıdır, onlar yaratılışın amacının O’nun yarattıklarına iyilik yapmak olduğunu söylerler. Kişi kendi gözleriyle yaradılışı incelediği zaman, yani iyiliğin biçimini ve yapılan iyiliğin şeklini incelediği zaman, yaratılanların O’ndan aldığı, insanın gözüne tam tersi olarak görünür. Tüm dünyanın acılar içinde ızdırap çektiğini görür ve O’nun rehberliğinin iyi şekilde ve iyilik yapmak biçiminde olduğunu hissettiğini ve gördüğünü söyleyebilecek tek bir kişi bile bulmak zor olur. Bu durumda, kişi karanlık bir dünya gördüğünde, mantık ötesinde şuna inanmak ister ki Yaradan dünyaya karşı İlahi Takdirle iyidir ve iyilik yapar şeklinde, davranmaktadır. Kişi bu noktada durur ve çeşitli yabancı düşünceler aklına gelir. Bu durumda, mantık ötesinde bunun üstesinden gelmek zorundadır, şöyle ki İlahi Takdir iyidir ve iyilik yapar. O zaman, kişi Yaradan’ın ona inanç için güç vermesi için bir ihtiyaç edinir ki böylece mantık ötesi gidebilsin ve İlahi Takdiri haklı görebilsin.

47) Rabaş, Makale 28, Çalışmada, “Büyüğü Küçük Hakkında Uyarmak,” Nedir? (1990)

Kişi Yaradan’a inanmayı üzerine aldığı zaman, eğer Yaradan’ın yakınında olmakla ve kendi gözleri ile keyif ve neşenin ondan tüm yaratılışa uzandığını görmekle ödüllenseydi kendini nasıl hissedeceğini, ne kadar yüksek bir ruh halinde ve sevinç içinde olacağını kafasında canlandırmak için zaman ayırmalıdır. Kafasında canlandıracağı bu resim devamlılık gerektirir, kişinin inancı bunu biliyormuş ve görüyormuş gibi olmalıdır, şöyle ki inancının ölçüsü görüyor ve biliyor olmasının ölçüsü kadardır. Bu büyük bir iştir, çünkü bu gerçeğin yoludur ve yazıldığı üzere, “gerçek ve inanç,” yani bu inanç gerçek olmalıdır, özellikle de bu kafada canlandırmada. Şöyle ki inancının büyüklüğü ölçüsünde, buna sanki görüyormuş gibi, gözlerine inanır gibi, inanmalıdır. Başka bir deyişle, gördüğü zamanki ile aynı ölçüde ilham alıp etkilenmelidir,  duyduğu heyecan görmediği ama öyle olduğuna inandığı halde de böyle olmalıdır. Buna “gerçeğin yolundaki inanç,” denir.

48) Rabaş, Makale 28, Çalışmada, “Ekleme ve Geri Alma,” Ne Demektir?

Kişi mantık ötesi inanmalı ve organlarında hissedilen Yaradan’a zaten inanmakla ödüllendirildiğini düşünmelidir ve böylece Yaradan’ın bütün dünyayı iyi olan ve iyilik yapan olarak yönlendirdiğini görür ve hisseder. Her ne kadar mantık içinden baktığında tersini görse de mantık ötesinde çalışması gerekir ve ona sanki organlarında zaten hissedebilecekmiş gibi görünmesi gereken odur ki, gerçekten de Yaratan, dünyaya, iyi olan ve iyilik yapan olarak rehberlik eder.

Burada, kişi amacın önemini kazanır ve hayat bulur, yani Yaradan’a yakın olmaktan sevinç duyar. Ve böylece bir kişi, Yaradan’ın iyi olduğunu ve iyilik yaptığını söyleyebilir. Ve Yaradan’a, “Sen bizi diğer milletlerin arasından seçtin, bizi sevdin ve bizi istedin,” diyecek gücü olduğunu hisseder, zira artık Yaradan’a şükretmek için bir nedeni vardır. Ve maneviyatın önemini hissettiği ölçüde, Yaradan’ı över ve O’na şükreder.

49) Rabaş, Makale 28, Çalışmada, “Ekleme ve Geri Alma,” Ne Demektir?

Kişi, “Her zaman Yaratan’ın övgüsü oluşturmalıdır,” denen maneviyatın önemini hissetmeye başladığı zaman, sol çizgiye geçmesi gereken zamandır. Kişi, sadece Yaradan uğruna çalışmak için gerçekten istekliyse, mantık içinde Kralın önemini gerçekte nasıl hissettiğinin eleştirisini yapmak zorundadır.

Mantık içinde, çıplak ve muhtaç durumda olduğunu gördüğü zaman, maneviyatı yalnız mantık ötesinde önemli görür, bu hesaplama kişinin içinde bir eksiklik ve tam bir aşağılık durum içinde olmanın acısını yaratabilir. Böylece, yoklukta olduğu için yürekten dua edebilir.

50) Rabaş, Makale 24, Çalışmada, Kişi Bir Oğul ve Bir Kız Doğurmalıdır, Ne Demektir? (1991)

Mantık ötesinde çalışma koşulsuz teslimiyet içinde olmalıdır. Öyle ki kişi cennet krallığının yükünü, mantık ötesinde üzerine almalıdır. Kişi demelidir ki; “Bu çalışma hakkında hiç fikrim olmasa da, bu çalışmadan hiçbir tat almasam da Yaradan’ın hizmetkârı olmak istiyorum. Sanki yine de çalışmanın tadını hissetmiş ve edinmişim gibi tüm gücümle çalışmaya razıyım.” O zaman, kişi ilerleyebilir ve böylece onun için bulunduğu durumdan düşeceği bir yer olmaz, zira tam da yere toprağa konduğu zaman bile çalışmayı üzerine almıştır ve zaten topraktan daha aşağıda olması imkânsızdır.

51) Rabaş, Makale 289, Yaradan Erdemliye Karşı Titizdir

Bu, “O’nun etrafı çok fırtınalı” ifadesinin anlamıdır, yani Yaratan, erdemlilik zamanında titizdir. Ama kişi aşağı bir durumdayken, çalışmadan iyi bir tat hissetmediğinde, ona titizlikle davranmak anlamsızdır, çünkü o, her ne kadar düşük bir durumda olsa da Yaradan’a yaklaşmak için çalışmaktadır. Bu nedenle, ona işin lezzetinden vaz geçmesi söylenemez, çünkü şimdi zaten hiçbir tat almamaktadır. Kişinin çalışmanın lezzetini alması için Yaradan’ın verdiği darbe, kişi tarafından iyileştirilir, çünkü Yaradan’a hizmet etmenin başka bir yolu yoktur. Böylece, Yaradan’dan aldığı darbe onu iyileştirir, aksi takdirde ayrılıkta kalacaktır.

Bununla, bilgelerimizin söylediklerinin, Yaradan’ın darbeleriyle, O’nun (Mehilta BeŞalah) iyileştiğini anlıyoruz. Başka bir deyişle, bu şifadır – ona herhangi bir destek olmadan inançla çalışmak için bir yer verir.

52) Rabaş, Makale 24, Çalışmada, Kişi Bir Oğul ve Bir Kız Doğurmalıdır, Ne Demektir? (1991)

Kişi “toz” olarak çalışmak isterse, yani çalışmadan toz tadı bile alsa, Yaradan hatırı için bir şeyler yapabilmenin onun için çok önemli olduğunu söyler. Kendisi için hangi tadı aldığına aldırmaz ve toz tadı aldığı, yani bedenin alay ettiği bu çalışma için bedene kendi görüşüne göre bu çalışmanın “Şehina’yı tozdan kaldırmak,” olduğunu söyler. Başka bir deyişle, beden bu çalışmadan toz tadı alır; kişi bu Keduşa’dır der ve çalışmadan ne kadar tat aldığını ölçmez. Aksine Yaradan’ın bu çalışmadan hoşnut olduğuna inanır, çünkü buraya alma arzusu karışmamıştır, zira alacak hiçbir şey yoktur, çünkü bu çalışmada hiçbir tat ya da güzel koku yoktur, burada yalnız toz tadı vardır. Bu nedenle, bu çalışmanın kutsal çalışma olduğuna inanır ve buna sevinir.

53) Baal HaSulam, Şamati 19- “Manevi Çalışmada Yaradan Bedenlerden Nefret eder” Ne Demektir?

Kişi bazen Cennetin Krallığı’nın yükünün üstlenilmesi çalışmasını küçümser; bu karanlık bir hissiyatın zamanıdır. Yaradan’ın dışında onu bu durumdan hiç kimsenin kurtaramayacağını gördüğü zamandır. O zaman kişi, Cennetin Krallığı’nı kendi üzerine mantık ötesinde alır, bir öküzün yükü çektiği ve bir eşeğin yükü taşıdığı gibi.

Kişi şimdi Yaradan’a bir şeyler verebileceği için memnun olmalıdır. Ve Yaradan onu Yaradan’a verecek bir şeyi olmasından memnun kalır. Fakat kişi her zaman bunun süsleme denen hoş bir çalışma olduğunu söyleyecek güce sahip olmaz, ama bu çalışmayı küçümser.

Kişi için, beyazlığın çalışması yerine bu çalışmayı seçtiğini söyleyebilmesi ağır bir koşuldur. Yani kişi çalışması esnasında karanlığın tadını hissetmez ama çalışmanın tadını hisseder. Bu demektir ki o zaman kişi, mantık ötesinde Cennetin Krallığı’nın yükünü kendi üzerine almak üzere, alma arzusuyla hemfikir olarak çalışmak zorunda değildir.

Eğer kişi kendini yenerse ve şimdi mantık ötesi inancın Mitzva’sına (emir) uyduğunda bu çalışmanın keyifli olduğunu söyleyebilirse ve bu çalışmayı süsleme olarak kabul ederse, buna “Mitzva’nın bir sevinci” denir.

54) Rabaş, Makale 10, Yakup Ayrıldı (1985)

“Erdemlinin bir yerden ayrılması geride iz bırakır,” Bunun anlamı şudur; ancak bundan sonra, bu çıkış yoluyla erdemli şöyle düşünür, “Şimdi çalışmadan iyi tat aldığımdan artık daha fazla mantık ötesi çalışmaya ihtiyacım yok,” fakat bu şekilde erdemliğin bedenden ayrılmasına sebep olur. Sonrasında içindeki izlenim nedeniyle mantık ötesi çalışmadan çıkmamak için ne yapması gerektiğini öğrenmiş olur. Baal HaSulam der ki, kişi “artık desteğim var, cennet ve yeryüzü arasında değilim,” demeli, derecesinden düşmelidir, çünkü sonrasında mantık ötesi anlayışa gelir.

Bundan anlaşıldığı üzere derecenin ayrılığı kişide iz bırakır, böylece bir dahaki sefere dikkatli olması gerektiğini bilir ve daima İlahi Olan’ı takdir eder.

55) Baal HaSulam, Şamati 14 – Yaradan’ın Büyüklüğü Nedir?

Yaratan’ın Romemut’u (büyüklüğü, yüceliği) kişinin mantık ötesi gitmek için gücü Yaradan’dan istemesi gerektiği anlamına gelir. Bunun anlamı; Yaradan’ın büyüklüğünün iki yorumu vardır:

  1. Bilgiyle dolmak değildir; bu kişinin sorularına cevap bulabildiği akıldır. Aksine kişi sorularını Yaradan’ın cevaplamasını ister. Buna Romemut denir, çünkü tüm bilgelik yukarıdan gelir, adamdan değil, yani bu kişi ancak kendi sorusunu cevaplayabilir anlamındadır.

Kişinin cevaplayabildiği herhangi bir şey, dış akılla cevaplanıyor sayılır. Bunun anlamı, Tora ve Mitzvot’u tutmanın değerli olduğunu alma arzusu anlıyor demektir. Ancak, eğer mantık ötesi kişiyi çalışmaya zorlarsa, buna “alma arzusunun fikrine karşı” denir.

  1. Yaradan’ın büyüklüğü demek, kişinin dileklerinin kabul olması için Yaradan’a muhtaç hale gelmesi demektir. Bu nedenle;
  1. Kişi mantık ötesi gitmeli. Böylece kişi boş olduğunu görür ve dolayısıyla Yaradan’a muhtaç hale gelir.
  2. Sadece Yaradan, kişiye mantık ötesi gidebilme gücünü verebilir. Başka bir değişle, Yaradan’ın verdiği şeye “Yaradan’ın Romemut’u” denir.

56) Rabaş, Makale 401, Dinle Ey İsrail!

Bu, ‘Efendi’ye sevinçle hizmet edin’ koşuludur ve Kutsal Zohar, kalbi günahlarından dolayı kırık olan kişinin, nasıl mutlu olabileceğini sorar, zira der ki ‘kişi daima, Hesed ve korku olan, iki kapıdan girer’. Bu, yukarıda yazılanlarla açıklanabilir, yani doğru kapı, mantık ötesi inanç, bütünlük ve ‘Hafetz Hesed’ olduğundan, ilahi takdirdir. Ve diğer kapı da korkudur, yani Gevura, soldur ve bunun açılması için kişinin çaba sarf etmesi ve dua etmesi gerekir ve buna ‘Adam’ denir. Çünkü kişi bütünlük ve eksiklik olan, iki koşula sahiptir ve buna, kişinin çalışmasının tamamlanması denir.

57) Rabaş, Makale 4, Çalışmada, “Su Seli,” Nedir? (1989)

Orta çizgi iki çizginin birleşimidir. Mantık ötesi inanç bakımından Keduşa’nın sağ çizgisi bütünlük olduğu için ve sol çizgide, kişi mantık içinde gördüğü için tamam değildir, tam tersine eksikliklerle doludur. Bu nedenle, orta çizgi iki çizgiden oluşur. Şöyle ki önceden, kişiye durumunun mantık içinde nasıl gözüktüğünü gösteren mantığı varken mantık ötesi gitmek imkânsızdır. Sonrasında, kişinin mantığının onu mecbur ettiği şeye bakmadığı söylenebilir. Aksine, aklının ötesine çıkar ve bilgelere, bilgelerin ona söylediğine inanır ve kendi aklını kullanmaz. Ama eğer ona bir şeyler söyleyen aklı ve mantığı yoksa o zaman bu kişiye mantık ötesi gidiyor denemez. Bu nedenle orta çizgiye “barış,” denir, zira kişinin iki çizgiye de ihtiyacı vardır.

58) Baal HaSulam, Şamati 40- Rav’a İnanmanın Ölçüsü Nedir?

Bilmeliyiz ki kişi sağ taraf ile çalıştığı zaman, yukarıdan hazinenin uzatılması için doğru zamandır, zira “kutsanan kutsal olanla uyumludur.” Başka bir deyişle, kişi bütünlük içerisindeyken “kutsanmış” denir ve bu durumda form eşitliği içerisindedir zira bütünlüğün göstergesi kişinin mutluluğundadır. Zira yoksa, bütünlük içerisinde olamaz.

Bilgelerimizin söylediği gibi, “Kutsallık sadece işlenen sevaptan alınan mutluluğun içerisinde kalır.” Bunun anlamı şu ki kişiye mutluluk getirmesinin nedeni işlediği sevap, şöyle ki Rav’ının kendisine sağ çizgiyi al demesindeki anlam gibi.

Dolayısıyla, kişi Rav’ının söylediklerini yerine getirir, yani kişinin sağ çizgide ilerlemesi için özel ve sol çizgide ilerlemesi için özel bir zaman vardır. Sol, sağ tarafla çelişkilidir, zira sol demek kişinin kendi adına hesap yapmasıdır ve şimdiden Yaratan’ın yolunda ilerleyerek ne elde ettiğine bakmasıdır ve görür ki fakirdir. Peki, kişi nasıl bütünlük içerisinde olabilir?

Her halükarda, kişi Rav’ının dediklerinden dolayı mantığının üzerinde ilerlemelidir: Şöyle ki kişinin tüm bütünlüğü sadece mantığının üzerine inşa edilmiştir ve buna inanç denir.

59) Rabaş, Makale 401, Dinle Ey İsrail!

Ve kişi Yaradan çalışmasına, ‘erkek’ denilen, sağda başlamalıdır ki bu mükemmelliktir ve buna ‘payına düşenle mutlu’, yani ‘Hafetz Hesed’ denir. Ve Tora ve Mitzvot’tan aldığı tat ve canlılık, Tora ve Mitzvot’u uygulaması için yeterlidir. Çünkü Yaradan’ın isteği olan, ilahi takdire inanır. Ve kendisini, bütün bir adam olarak hisseder ve bu yüzden, çalışmada ona pay veren, Yaradan’ı över ve şükranlarını sunar. Buna ‘erkek’ denir, kendisini tamamlanmış hisseder, daima mutludur ve ‘Efendi’ye sevinçle hizmet etmeyi’ sürdürür.

Buna, ‘yarım beden’ denir, çünkü kadından yoksundur. Bundan dolayı, kişi sol tarafta, yaklaşımının ve düşüncelerinin tam olup olmadığını incelemeye başlar ve o zaman gerçeği görür. Halen kendisi için alma arzusunun içine batmıştır ve başkaları için hem kendisi ve dostu hem de kendisiyle Tanrı arasında, hiçbir şey yapmaya muktedir değildir. O zaman, kötülüğün farkına vardığı ölçüde ve ‘yapabileceğin her şeyi yap’ yönünde, eyleme geçebilir. Ve kişi, aynı şekilde, kalbinin derinliklerinden dua edebilir.

60) Rabaş, Makale 401, Dinle Ey İsrail!

Dolayısıyla, kişinin, iki zıt koşul için yeri vardır. Bir taraftan, tam ve bütün olarak kabul edilir, bu sağdır, Hesed’dir, kendi payından hoşnuttur ve Tora ve iyi işlerin olduğu yere kendisini getirdiği için, Yaradan’a şükredebilir. Diğer taraftan, Yaradan çalışmasından dışlandığı için, Yaradan’a dua edebilir, zira her şey, kendini sevme koşulu üzerinde inşa edilmiştir. O zaman kişiye, adam denmez, ‘tam bir adam’ denir, çünkü, eksikliklerini görür görmez, sağ çizgiden de kaçar.

Ancak kişi kötü halini çoktan gördüğünde, buna rağmen, kendisini, tam olduğu yerde, mantık ötesinde güçlendirdiğinde ki bunun kanıtı, Yaradan’a şükredebilmesidir, o zaman kişiye, tam ve bütün denir. Buna, ‘sağ ile sol ve aralarındaki gelin’ denir, çünkü kişi, erkek ve kadın olmadan, geline yani gerçek cennet krallığına ulaşamaz.

61) Rabaş, Makale 438, Hizmetkârını Kurtar, Çünkü Sen Benim Tanrı’msın!

Kişi bütün taleplerine, ‘hediye’ denen, karşılığı çoktan aldığına, mantık ötesi inanır ve bunun için Rav’ına teşekkür eder. Ve kişinin ayrılık içinde yaşaması, yani istediğini vermediği için, Rav’ına karşı şikâyetçi olması yasaklanmıştır. Bundan dolayı, kişi eksik, yetersiz olmamalı ve daima mutlu olmalıdır, bununla birlikte, alma kaplarını edinmesi için, eksiklikler uyandırmalıdır.

Buna, fedakârlığın yükselişleri ve düşüşleri denir, ‘başlangıçta bilmek ve sonunda bilmek ve aynı zamanda gizlilikle’ yani, bilmek ve kişinin gizliliği görmesine izin verildiğini bilmesi arasındaki fark. Yani gerçeğin farkındalığında, kişi çalışmasının Rav tarafından kabul edilebilir olup olmadığını hissetmek için, bir ifşaya sahip değildir.

Dolayısıyla, kişi Tora’daki ve kendisi için çalışmadaki hiçbir eksikliği ifşa edemez, bunun yerine kişi, tam ve bütün olduğu mükemmelliğin planında, daima aldığı tadın ve mantığının ötesinde yürümelidir. Ancak ortada, var olan eksikliklerinden yalnız uygun gördüğü arzuları için talepte bulunabilir. Akabinde, bütün mükemmelliği, inanç üzerinde inşa olur ve eksiklikleri, bilgi üzerinde inşa olur, zira ‘yargıç, yalnızca gözlerinin gördüğüne sahiptir’.

62) Rabaş, Makale 2, Damat Yemeği Nedir? (1989)

Kişi, hiçbir şey hissetmese de hiç heyecan duymasa da Cennet Krallığının yükünü üzerine almayı, mantık ötesi inançla kabul etmelidir. Gene de bu duruma razı olmalı ve “bu Yaradan’ın arzusu olmalı” deyip O’na alçakgönüllülükle hizmet etmelidir ve böylece bu inanç hakkında hissedeceği sevinç ve coşkuya önem vermez, çünkü kendi menfaatini dikkate almaz ve buna aldırmaz, yalnızca Yaradan’ın yararını dikkate alır. Eğer O, kişinin bu durumda kalmasını istiyor ise, bunu koşulsuzca kabullenir. Bu duruma “koşulsuz teslimiyet,” denir.

63) Rabaş, Makale 6, Çalışmada Kişi Ne Zaman Gururu Kullanmalıdır?

Tora ve Mitzvot ile uğraşırken kişi iki çizgide -sağ ve sol yani tamlık ve eksiklik zamanında- yürümek zorunda olduğu için, bir yandan Yaradan’a şükretmelidir. Ve Yaradan’dan pek çok iyilik aldığını hisseden birisinin daha çok şükretmesi mümkündür. Bu nedenle kişi Tora ve Mitzvot ile uğraştığı zaman bu tamlık, bütünlük zamanıdır, kralın hizmetkarları arasından Yaradan onu yakınlaştırmış gibidir. Ancak kişi kendisine yalan söylememeli ve öyle hissetmediği halde Yaradan’a hizmet ettiğini söylememelidir. O zaman bunu hissetmediği halde kişi onu yanına çektiği için, Yaradan’a nasıl minnettar olur ki?

O zaman bunun yerine, kişi tam bir aşağı durumda olduğu halde, yani hala kendi-sevgisine batmış olduğu halde ve hala hiçbir şeyi mantık ötesi inanç içinde yapamadığı halde, Yaradan gene de ona Tora ve Mitzvot ile uğraşma düşüncesini ve arzusunu vermiştir. Ve ona konuşup aklına kendi iddialarını sokan casusların üstesinden gelmek için biraz güç de verilmiştir. Ve halen maneviyatı biraz yakalayabilmiştir.

O zaman, kişi buna dikkatini vermeli ve Yaradan’ın ona baktığına ve kralın sarayına giden yolu gösterdiğine inanmalıdır. Böylece, Yaradan onu koruduğu için ve ona inişler verdiği için de kişi mutlu olmalıdır. Şöyle ki, kişi anladığı kadar inanmalıdır ki yükselişleri ona Yaradan vermektedir, zira kesinlikle kişi kendisinin yükselişleri edindiğini söyleyemez, ancak Yaradan onu yakınlaştırmak ister ve bu nedenle ona yükselişler verir.

64) Rabaş, Makale 6, Çalışmada Kişi Ne Zaman Gururu Kullanmalıdır?

Ayrıca kişi inişleri de Yaradan’ın verdiğine inanmalıdır, çünkü O, kişiyi yakınlaştırmak istemektedir. Bu nedenle yapabildiği her bir şeyi sanki yükseliş durumundaymış gibi yapmalıdır. Böylece düşüş sırasında biraz üstesinden geldiğinde buna “aşağıdan uyanış,” denir. Yaptığı her eylemi Yaradan’ın yapacağına inanmalıdır ve böylece kişi Yaradan’ın onu yakınına getirdiğini hissetmeye başlar. Baal HaSulam’ın dediği gibi, kişi mutlu olduğu, maneviyata bir tutunuşu olduğu için kendini ayrıcalıklı hissettiği zaman, bu kişiye “kutsanmış,” denir ve “kutsanmış olan Kutsal olana tutunur.”

65) Rabaş, Makale 17, Çalışmada, “Kutsamadan Önce Yaradan’ı Selamlamak Yasaktır,” Nedir? (1989)

Kişi, bütünlük olarak kabul edilen sağ çizgide yürümelidir ve Yaradan’a dua etmeli, şükretmelidir, kendi içinde maneviyat için hiçbir istek bulamasa bile. Ama nasıl böyle bir durumda Yaradan’a şükredebilir ve Yaradan’ın O’na söylediği her şeyi duyacağından söz edebilir ki? Bunun anlamı; kişi çalışmasını Yaradan’a dayandırır ve bu çalışma nasıl görünürse görünsün, O çalışmasını kabul eder demek midir? Eğer kişi yalnız Yaradan’la ilişki kurar ve “Ben Yaradan’a dönüyorum ve O’nun benim dileklerimi yerine getireceğine inanıyorum,” derse, bu durumda, kişi mutlu olur ve kendini üstün hisseder. Şöyle ki geri kalan insanların maneviyatla bir ilişkileri yoktur ve kişi Yaradan’ın ona, hiçbir şekilde, maneviyatla ilgili hissiyat vermediğine inanır, ancak gerçekte maneviyatı düşünmeye ilgisi vardır, bu olsa da olmasa da ya da şimdi en aşağılık durumda da olsa bu fark etmez, yani kişi şimdi derecesinde yükselmek ve bu aşağılık durumdan çıkmak için hiç arzusu olmadığını görmektedir. Ancak Yaradan’a şükürler olsun ki geri kalan insanların maneviyatla ilgili hiçbir düşünceleri yokken, o hiç değilse maneviyatı düşünmektedir. Eğer Yaradan’a şükrederse bu kişiye sevinç verir ve LoLişma’dan Lişma’ya gelir.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
17 - 0,332