e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Kongre ve Ders Materyalleri > Sabah Dersi 2019 – O’ndan Başkası Yok

Sabah Dersi 2019 – O’ndan Başkası Yok

1) Baal HaSulam, TES, Bölüm 1, İçsel Yansıma, Madde 8

Bu gerçeklik, Elyonim ve Tahtonim son ıslahta nihai durumda tek ve birdir, tek bir düşünceden doğmuş ve yaratılmıştır. Bu tek düşünce tüm işleyişi yapar, tüm işleyişlerin özüdür, tüm işlerin özüdür. Kendi başına tam bir mükemmelliktir ve ödülü arar.

2) Zohar, Leh Leha, 116

Bu dünyada var olan herşey Yaradan’dandır, bu dünyadaki her işi yalnız O yapmıştır, O yapmaktadır ve O yapacaktır. Sonunda neyin ortaya çıkacağını baştan bilir; yazıldığı üzere, “sonu baştan bildirir.” Ve O başlangıçta, bir süre sonra bunları tekrarlamak ve mükemmel bir şekilde tekrar yapmak için gözler.

3) Baal HaSulam, Pri Haham, O’nun İsminin Sırrı

Kişinin aklına gelen düşüncelerin hepsi Yaradan’ın işidir. Yani, kişinin hissettiği, bir yerden gelmez ya da kendinden kaynaklanmaz. Bu yanlıştır ve en büyük yalandır. Aksine her düşünce, en küçüğü bile Yaradan tarafından kişinin aklına gönderilir ve bu insanı, hayvanı ve yaşayan her şeyi motive eden güçtür. Başka bir deyişle, Yaradan canlı bir varlığı harekete geçirmek istediği zaman, ona düşünce göndererek onun üzerinde çalışır ve bu düşünce bu varlığı sanki kendi istiyormuş gibi harekete geçirir. Tıpkı toprağa yağmur gönderdiği ve toprağın bu yağmuru kimin gönderdiğini hissedememesi gibi, aklının hayalinin kontrolüne girmeden önce, insan da aynı şekilde bu düşünceyi ona kimin gönderdiğini hiçbir şekilde bilemez. Bu kişinin kontrolü altına girdiği için de bunu kendi parçası zanneder. Böylece kişinin düşüncesi üzerinde hakimiyeti olmadığını görürüz, bunun sebebi basittir, zira Yaradan bize kişinin erişimine hazır bir düşünce yollamak istemez, bunun yerine bize bir düşünce sırası düzenler ve bu düzen içinde biz onu tamamen edinmeliyiz. Ve “hiç kimse ondan ayrılmasın diye” sözünün anlamı da budur.

4) Baal HaSulam, 1. Mektup

Herkes kişisel kadere inanır ama buna fazlaca tutunmaz diyebilirim. Bunun sebebi bir aptalın düşüncesinin, “iyi ve iyilik yapanın” tek örneği Yaradan’a atfedilmemesi gerektiği içindir. Ancak, sadece Yaradan’ın gerçek hizmetkârları kendi kaderinin bilgisine sahiptir ki O, hem iyi hem kötü her şeyin sebebidir. Onlar kadere yapışırlar çünkü arı olana bağlananlar, arıdır. Koruyucu koruduklarıyla bir olduğundan, kötü ve iyi arasında belirgin bir ayırım yoktur. Onlar, O’nun benzersizliğini yüceltmeye hazır ve kapların taşıyıcıları olduklarından, hepsi bütün ve sevilendir. İyi ve kötü tüm eylem ve düşüncelerin bilgisine içgüdüsel olarak sahip oldukları ölçüde Tanrı’nın kaplarının taşıyıcılarıdırlar. Yaradan onları hazırlar, onlar O’dan gelir. Bunu ıslahın sonunda herkes bilecek. Ancak, arada uzun ve ürküten bir sürgün var. Asıl sorun şu ki, kişi hatalı bir şey yaptığında derecesinden düşer (ve bir yalana tutunarak, kasabın elindeki bıçak olduğunu unutur). Kişi kendini eylemin sahibi zannedip, her şeyin O’dan geldiğini unutur, oysa dünyada O’ndan başka bir işleyiş yoktur. Ders budur. Kişi önceleri bunu bilse de yine de, ihtiyaç zamanında, bu farkındalığı kontrol edemez ve her şeyi erdemlik ölçüsüne hükmeden sebebe bağlar.

5) Zohar, Zohar Kitabına Giriş, Gelinin Gecesi, Madde 138

Yaradan’dan üstü örtülmüş kötülük görmemesi bir kuraldır. Bu nedenle kişi kendini kötü hissettiğinde, Yaradan’ın ona yol gösterdiğini inkâr eder ve yüksek Operatör aynı ölçüde ondan gizlenmiştir. Bu, dünyadaki en büyük cezadır. Böylece O’nun yol göstericiliği ile ilişkili olarak iyi ve kötü algısı beraberinde ödül ve ceza algısını da getirir. Yaradan’a olan inancından ayrılmamak için çaba gösteren, Yukarı’nın takdirinden kötü bir tat alsa bile ödüllendirilir. Ve eğer çaba göstermezse, Yaradan’a olan inancından ayrıldığı için cezalandırılacaktır.

6) Baal HaSulam, Şamati 1- O’ndan Başkası Yok

Kişi her zaman çaba göstermeli ve Yaradan’a tutunmalıdır, yani tüm düşüncelerinde O olmalıdır. Şöyle ki; Kişi daha büyük bir düşüşün olamayacağı en kötü durumda bile, O’nun hükmünden ayrılmamalıdır, yani onun kutsallığa girmesini engelleyen ve ona fayda veya zarar getirebilecek başka bir otorite olduğunu düşünmemelidir. Yani, kişi insanın iyi işler yapmasına ve Yaradan’ın yolunu izlemesine izin vermeyenin, Sitra Ahra’nın (Diğer Tarafın) gücü olduğunu düşünmemelidir. Tersine, her şeyin Yaradan tarafından yapıldığını düşünmelidir. Baal Şem Tov’un söylediği gibi; Dünyada Klipot (kabuklar) denen başka bir gücün olduğunu söyleyen kişi, “başka tanrılara hizmet etme” durumundadır. Günah sadece inancı olmayanların düşündüklerinden ibaret değildir, eğer kişi Yaradan’dan başka bir otorite ve güç olduğunu düşünüyorsa günah işliyor demektir. Dahası, kişi kendi hükmü olduğunu söylerse; Yani dün kendisinin Yaradan’ın yolunu izlemek istememiş olduğunu söylerse, bu da inançsızlığın günahını işlemek olarak kabul edilir, kişinin dünyanın liderinin yalnızca Yaradan olduğuna inanmadığı anlamına gelir.

7) Baal HaSulam, Şamati 138 – Kişi Bazen Kafasını Korkuyla Meşgul Ederken

Kişi bazen aklını korkuyla meşgul ederken şunu bilmelidir ki, O’ndan başkası yok. Ve eğer kişi hala korkunun üzerinde etkisi olduğu hissi içerisindeyse, kişi bilmeli ki şans eseri diye bir şey yoktur ve kendisine olanı Yaratan yukarıdan vermiştir, kişi sonu düşünebilmesi için ona bir korku gönderilir. Şöyle ki korku kişiye “O’ndan başkası yok” diyebilmesi için getirilmiştir. Ancak, hala bundan sonra kişi korku hissi içerisindeyse, o zaman kişi bu korkuyu örnek olarak almalı ve Yaratan korkusunun şu anda hissettiği korku kadar güçlü olması gerektiğini söylemeli.

8) Rabaş, Makale 133, Bunun Hepsi Islahtır

Mısır’a verdiğim tüm o hastalıkları sana vermeyeceğim, çünkü ben Efendinim, senin şifacınım.” Bilgelerimiz şöyle sorar: “Eğer hastalığı veren bensem, şifacıya ne gerek var ki?” Bunu şöyle yorumlamalıyız, eğer ben şifacıysam, eğer bu hastalığı ben iyileştireceksem, neden sana hastalık veriyorum? Hastalık vermekle ne kazanıyorum? Bu ceza gibi olmalı, eğer ki ben iyileştirmek zorunda isen bu ne biçim bir cezadır? Bu sanki ben boş yere iş yapıyorum gibidir. Bu nedenle sana hastalık vermeyeceğimve senin hastalık diye düşünmen yalnıştır, bu konuda yanılıyorsun. Doğrusu şudur, hissettiğin tüm durumları eğer Benimle ilişkilendirirsen, bunların hepsi ıslahlardır, senin Benimle Dvekut’a yaklaşman içindir.

9) Baal HaSulam, Şamati 121- O Ticaret Gemileri Gibidir

Bu, “insan sadece ekmekle değil, Efendi’sinin ağzından çıkan her şeyle yaşar,” sözünün anlamıdır. Bu demektir ki, kişinin içindeki Keduşa’nın (Kutsallık) yaşamı, özellikle O’na yaklaşmaktan, yani Keduşa’ya girme izninden dolayı değil, ama aynı zamanda çıkıştan, uzaklaşmalardan da gelir. Bu böyledir, çünkü “O bana ait” iddiasında bulunan Sitra Ahra kıyafeti vasıtasıyla, kişi bu aşamaların üstesinden gelerek kalıcı inançla ödüllendirilir. Bu demektir ki, kişi Yaradan’la her şeyde birleşmelidir, yani O’ndan gelen çıkışlarda bile. Ve ödüllendirildiğinde, hem çıkışların hem de girişlerin O’ndan geldiğini görür. Bu kişiyi alçakgönüllü olmaya zorlar, çünkü şimdi Yaradan’ın her şeyi, hem girişleri hem çıkışları yaptığını görür.

10) Baal Hasulam, 18. Mektup

Dolayısıyla, kişinin şimdiki ve gelecek anlarını O’nun yüce adına sunmasından başka bir seçeneği yoktur. Zor olduğu ve tüm zamanlar onun için değerli olmadığı için O’nun huzurunda anı reddeden kişi, aptallığını açıkça ortaya koyar çünkü kişinin çalışması kesinlikle değişen zaman ve olaylarla değişmesine rağmen, O’nun çehresi bunlarla kıyafetlenmemiştir. Bu nedenle mantık ötesi inanç ve güven bizim için hazırlanmıştır, kişi bunları zor zamanlarda çaba sarf etmeden ve bıkmadan kullanabilir.

11) Baal HaSulam, 18. Mektup

Cennet krallığının yükünü üstüne alan kişi, Yaradan’a tapınmada çaba harcamaz, O’na gece ve gündüz, karanlıkta ve aydınlıkta tutunur. Yağmur—gelecekte ve şu anda yaratılan—onu durduramaz, çünkü Ein Sof olan Keter her şeyi eşit olarak aydınlatır. Aptal—arkasından ve önünden üzerine gelen engellerin altında yürüyen— herkese Dvekut (birleşme) eksikliğini, bozukluk ya da kendi adına kötülük olarak hissetmediğini söyler. Eğer hissetmiş olsaydı, kesinlikle az veya çok Dvekut eksikliğinden kendisini kurtaracak bir yöntem bulacaktı. Bu yöntem, sıkıntıdaki bir insandan, saklandığı yerde Yaradan’a yakaran bir hırsızdan bile, ister “inancın düşüncesi” ya da “güven”, ister “duasının yakarışında,” olsun, onu arayandan asla kaçamaz. Bu sebeple dalın kökten ayrılmasını engellecek Mohin de Gadlut’a gerek olmaz.

12) Baal Hasulam, 16. Mektup

Bu HaVaYah Elokim birleşmesinin anlamıdır. HaVaYaH demek, Yaradan’ın her şey olduğu ve maddesel hiçbir şeyin yardımına ihtiyaç duymadığı İlahi Kader demektir. Gematria’da Elokim, insanın maddesel cennet ve yeryüzü sistemi içinde O’nun tasarladığı doğaya göre hareket ettiği ve bu yasaları diğer dünyasal varlıklar gibi yerine getirdiği HaTeva’dır (Doğa). Ama yine de, kişi HaVaYaH’a, yani İlahi Kadere inanır. Bu inançla onları birbiriyle birleştirir ve “onlar elinde bir gibi olur”, bu nedenle Yaradan’a büyük bir memnuniyet verir ve tüm dünyalara ışık getirir. Üç muhakemenin—emirler, günah ve izin— anlamı budur. Emirler kutsallık, günah Sitra Ahra’nın yeridir, izin ise ne emir ne de günahtır. Daha ziyade kutsallığın ve Sitra Ahra’nın üzerinde savaştığı yerdir. Kişi izni olanları yerine getirip, onları kutsallığa atfetmediğinde, tüm bu yer Sitra Ahra’nın hükmü altına girer. Kişi güçlendikçe ve elinden geldiğince birleşmeyi sağlamak için izni olanları kendine bağlandıkça, bu izni kutsallığın hükmü altına sokar.

13) Zohar, VaYera, Madde 453

Adam tamamen kötü ve aşağılık olarak yaratılmıştır. Yazıldığı üzere, “Adam vahşi eşekten doğmuş bir sıpadır.” Ve kişinin bedenindeki tüm kaplar – hisler, nitelikler ve özellikle de düşünceler – bütün gün ona yalnızca kötülük ve hiçlik verir. Yaradan’a bağlanmakla ödüllenmiş olan birisine Yaradan başka araçlar yaratmaz, bunun yerine bu kişi, onun için hazırlanmış olan sonsuz manevi bolluğu almaya lâyıktır. Aksine, şimdiye kadar hep pis ve iğrenç bir şekilde kullanılmış olan bu aynı aşağılık kaplar hoşluğu ve sonsuz nezaketi alma kabı olmaya dönüştürülürler. Dahası, eksiklikleri daha büyük olan her Kli şimdi daha önemli hâle gelir. Başka bir deyişle, ifşa etme ölçüsü de daha büyük olur.

14) Zohar, Pinhas, 486-487

Kötü eğilim bir köpektir, bir yılan ve üzerine ruhun yerleştiği anıran bir eşektir. Kötü eğilim ele geçirmesi ve onu kullanması için herkese verilir. Eğer birisi onu yenerse, kötü eğilim vasıtası ile tam bir kusursuzluk gelir, yazıldığı üzere, “Bütün kalbinle.” yani her iki eğiliminle, iyi eğilimle ve kötü eğilimle. Bunu takiben eğer birisi ödüllenirse ve kötü eğilimin üstünde onu yönetirse, ödüllendirilmiş demektir. Kasırganın hortumu, yendiği üstüne bindiği ve onunla cennete yükseldiği kötü eğilimdir. Aynı zamanda yazılmıştır ki, kasırganın hortumunu yenmekle ödüllendirildiği için, “Tanrı Job’u kasırganın hortumundan cevapladı,” Aynı zamanda yazılmıştır ki, “Kim kahramandır? Eğilimini zapt eden.” Eğer onu zapt ederse, tam bir kusursuzlukla ödüllenir.

15) Rabaş, Makale 273, Güçlülerin En Yücesi

Güçlülerin en yücesi düşmanını dost yapandır.” (Avot 254, 303) Töreye göre, bu “doğasının üstesinden gelen” kişi olarak yorumlanır (Avot 284) yani bu kişi kötü eğilimini yenmek için iyi eğilimi ile çalışır. Bilgelerimizin dediği gibi; “tüm kalbin ve tüm eğilimin ile” (Berehot 54) ve böylece kötü eğilim de Yaradan’a hizmet eder. Bu nedenle o düşmanını yani kötü eğilimini dostu yapandır. Ve kötü eğilimi de Yaradan için çalıştığı için bu nedenle bu kişini çok büyük bir işi vardır ve bu yüzden ona güçlülerin en yücesi denir.

16) Baal HaSulam, Şamati 15- Çalışmada “Diğer Tanrılar” Nedir?

Kişi alışkın olduğundan daha fazla çalışmaya başladığı zaman, bedenin tüm gücüyle yakınmaya ve bu çalışmayı reddetmeye başladığı bilinmektedir. Bunun nedeni, ihsan etmek, beden için bir yük ve sıkıntıdır. Bu işe tahammül edemez ve bedenin direnci kişide yabancı düşünceler şeklinde ortaya çıkar. Beden gelir ve “kim” ve “ne” sorularını sorar. Bu sorular sayesinde, kişi tüm bu soruların çalışmasını engellemek için Sitra Ahra (Diğer Taraf) tarafından gönderilmiş olduğunu kesinlikle söyler. Denir ki eğer o zaman kişi bunların Sitra Ahra’dan geldiğini söylerse, kişi yazılmış olan, “Benden başka tanrın olmayacak,” sözünü ihlal eder. Bunun nedeni, eğer “O’ndan başkası yok,” ise kişinin bunun ona Kutsal Şehina’dan geldiğine inanması gerekirdi. Bunun yerine, Kutsal Şehina kişiye gerçek durumunu, Yaradan’ın yolunda nasıl yürüdüğünü göstermektedir. Bunun anlamı “yabancı düşünceler” denen bu soruları kişiye göndererek, yani, bu yabancı düşünceler yoluyla, “yabancı düşünceler” olarak kabul edilen bu soruları onun nasıl cevapladığını görür. Ve bunların hepsi, kişinin çalışmada gerçek durumunu anlayabilmesi ve böylece ne yapacağını bilmesi içindir.

17) Rabaş, Makale 22, Tüm Tora Tek Bir Kutsal İsimdir (1985)

Her zaman amacı göz önüne almalıyız, bu “O’nun yarattıklarına” iyilik yapmaktır. Eğer kötü eğilim gelir ve kişiye Firavunun sorularını sorarsa, kişi bunları aciz bahanelerle cevaplamamalıdır, demelidir ki, “İşte şimdi senin bu soruların sayesinde ihsan etme çalışmasına başlayabilirim.” Bunun anlamı şudur; bizi bulunduğumuz kademeden aşağıya indirmek için gelen kötü eğilimin soruları hakkında konuşmamalıyız. Tam tersine, şimdi bu bize çalışacak bir yer vermekte ve biz bu sayede tamamlanmış olma kademesine yükseleceğiz. Bu dünyadaki her üstesinden gelmeye “Yaradan’ın hizmetinde yürümek” denir, zira her kuruş büyük bir miktara eklenir. Her defasında üstesinden gelir ve bolluk ve bereketi edinen bir Kli haline gelmek için gereken miktara belli ölçüde ekleme yaparız.

18) Rabaş, Makale 22, Tüm Tora Tek Kutsal Addır (1985)

Dolayısıyla kötü eğilim yabancı düşünceler getirdiğinde, bu düşünceleri mantık ötesi yükseltmemiz gerekir.Bu insan ruhunun arzularla ilgili her şeyi yapabileceğinin göstergesidir. Çalışmadan reddedileceğini söylememelidir. Daha ziyade düşüncelerin ve arzuların onları Keduşa’ya kabul ettirebilmek için yukarıdan verildiğini söylemelidir. Dolayısıyla yukarıdan yaklaştırılmış, ona çalışma gönderilmiştir. Bununla ilgili şöyle denir: Tanrı’nın yolları düzdür; erdemli orda yürür, günahkâr düşer.” Bu demektir ki, kişi ödüllendirilirse bununla yükseliş alır. Eğer ödüllendirilmezse, düşüş alır.

19) Rabaş, Makale 44, Çalışmada, İsteğe Bağlı Savaş, Nedir – 2 (1990)

Alma arzusunun kişiye getirdiği tüm bu düşünceler, ihsan etme yolunda yürümek istediği ama şu sıra çalışmaya boş verdiği için, ona yukarıdan yollanır. Çünkü kişi Yaradan ile Dvekut, yani form eşitliğinde olabilmesi için Yaradan’ın onu yakınına getirmesi için dua etmiştir. Kişinin çalışmayı boşladığını gördüğü zaman ona, böyle bir şeyin kontrolü altında olaya razı olamayacağı yabancı düşünceler yollar. Sonuçta bu kişiye bir itiş verir, içinde bulunduğu bu durumdan çıkmak zorunda kalır. Böylece bu kötülükten, kişi içinde bulunduğu, hiç hayal etmediği bu aşağılık durumun kontrolünü hisseder. Bu durumda korkup mücadeleden kaçmamalıdır, aksine şimdi Yaradan’ın ona baktığına ona özen gösterdiğine ve kişiyi Ahoraim koşulunda yakınlaştırdığına inanmalıdır. Şu ayet hakkında, Bir Bilgenin Meyveleri Kitabında yazıldığı üzere, ““Benim sevgilim ceylan gibidir,” bilgelerimizin dediği üzere, “Nasıl ki ceylan koşarken ardına bakar, Yaradan da İsrail’i terk ettiğinde yüzünü geriye çevirir.” Böylece yüzü Ahoraim haline gelir, yani İsrail’le tekrar bir olmak için şiddetli bir arzu ve özlem haline gelir. Bu İsrail’in içinde de Yaradan’a bağlanmak, tutunmak için şiddetli bir arzu ve özlem yaratır, bu arzu ve özlemin ölçüsü yüzün kendisidir.

20) Baal HaSulam, Şamati 42 – Bu Çalışmada ELUL Kısaltması Nedir?

İhsan etmek için çalışmak isteyenler Kral’ın salonuna kabul edilirler. Ve kişi ihsan etmek için çalıştığı zaman, çalışma sırasında ne hissettiğine aldırmaz. Aksine, siyah şekiller gördüğü durumda bile, bundan etkilenmez, tüm engellerin üstesinden gelebilmek için Yaradan’ın ona güç vermesini ister. Yani kişi Yaradan’dan beyaz şekiller vermesini değil, tüm sırların üstesinden gelmek için güç vermesini diler. Böylece, bu insanların, ihsan etmek için çalışmak isteyenler için, her zaman beyazlık durumu var gibidir ve bu beyazlık onların çalışmasına imkân sağlar. Çünkü beyaz parladığı için, kişi kendi için alma formu içinde bile çalışmaya devam edebilir. Çünkü eğer her zaman beyazlık durumu olsaydı ve bu beyazlık onun çalışmasına imkân verseydi, kişi asla çalışmasının saf ve temiz olup olmadığını bilemezdi. Ve bu kişinin asla Yaradan ile Dvekut (bir olmak, bağlanmak) ödülüyle ödüllenememesine neden olurdu. Bu nedenle kişiye yukarıdan siyahlık verilir, böylece çalışmasının saflık ve temizliğini görsün diye. Başka bir deyişle, eğer siyahlık durumunda da kişi memnuniyet içinde ise, bu kişinin çalışmasının saf ve temiz olduğunun işaretidir, çünkü kişi kendisine yukarıdan ihsan etmek için çalışabilme fırsatı verildiğine inanır ve mutlu olur.

21) Rabaş, Makale 6, Çalışmada, Kişi Gururu Ne Zaman Kullanmalıdır (1990)

O zaman kişi dikkat etmeli ve Yaradan’ın ona ihtimam gösterdiğine ve Kral’ın sarayına giden yolda kendisine rehberlik ettiğine inanmalıdır. Bu sebeple, Yaradan’ın ona ihtimam göstermesinden ve ayrıca inişler vermesinden mutlu olmalıdır. Bir başka deyişle, Yaradan’ın ona yükselişler verdiğine, anlayabildiği kadar inanmalıdır, zira kişi yükselişleri kendi kendine edindiğini kesinlikle söyleyemez, daha doğrusu Yaradan, onu daha yakına getirmiş ve bundan dolayı yükselişler vermiştir. Benzer şekilde, düşüşleri de daha yakına getirmek istediği için, Yaradan’ın verdiğine inanmalıdır. Bu nedenle, kişi, yapabildiği her eylemi, sanki yükseliş koşulundaymış gibi yapmalıdır. Böylece, düşüş esnasında, kişinin bunun üstesinden gelmesine, aşağıdan uyandırma denir. Ve kişi, yaptığı her eylemle, bunun Yaradan’ın iradesi olduğuna ve bu sayede, kendisinin, daha büyük bir yakınlaştırmayla ödüllendirileceğine inanmalıdır. Böylece kişi, Yaradan’ın onu daha yakına getirdiğini, bizzat hissetmeye başlar.

22) Rabaş, Makale 21, Ayın Kutsanması

Kişi en düşük durumda iken, cennet krallığının yükünü kabul etmelidir ve bu durumda dahi, bundan daha düşük bir şey olmadığını, yani kişinin tamamen mantık ötesinde, akıl ve hislerinden kesinlikle hiçbir destek almadığını söylemeliyiz, üzerine bir temel inşa etmek için. Bu durumda kişi, cennet ve yer arasında duruyormuş gibidir, tamamen desteksizdir, çünkü her şey mantık ötesindedir. Böylece kişi, bu tamamen alçakta olduğu bu koşulu ona Yaradan’ın gönderdiğini söyler, çünkü Yaradan, cennetin krallığının boyunduruğunu, bu alçakgönüllülük durumunda almasını istemektedir. Böylece kişi bunu üstlenir, çünkü mantık ötesi inanır ki şu an içinde bulunduğu durum, kendisine Yaradan’dan gelmiştir, yani Yaratan’ın onun bu dünyada olası en düşük durumunu görmesini istiyor. Her halükârda, her koşulda kişi Yaradan’a inandığını söylemelidir ve buna “koşulsuz teslimiyet” denir.

23) Baal HaSulam, Şamati 8- Keduşa’nın (Tanrısallığın) Gölgesi ile Sitra Ahra’nın Gölgesi Arasındaki Fark Nedir?

Klipa (Kabuk) gölgesine, “Başka bir tanrı verimsiz ve meyve vermez” denir. Keduşa da (Kutsallık) ise, “Gölgesi altında mutlulukla oturdum ve meyvesi damağımda tatlıydı” denir. Başka bir değişle, kişi başına gelen tüm sıkıntı ve gizliliklerin kendisine Yaratan’ın mantık ötesinde çalışmasını sağlamak için gönderdiğini hisseder. Kişi bunu Yaratan’ın yaptığını söyleyecek gücü bulduğunda, yani Yaratan’ın kendi iyiliği için gönderdiğini ve böylelikle kişinin kendi için değil, ama çalışmaya ihsan edebilmek için gelmesini sağladığını görünce, kişi bilince ulaşır. Başka bir deyişle, kişi çalışmasının Yaratan’a mutluluk verdiğine inanır ve bu, tümüyle mantığının üstünde bir koşuldur. Şöyle ki, kişi Yaratan’a gölgelerin dünyadan kaldırılması için dua etmez. Aslında, kişi şöyle der; “Görüyorum ki Yaratan benim O’nunla bu şekilde çalışmamı istiyor, yani tümüyle mantık ötesi.” Dolayısıyla, kişi yaptığı her şeyde derki, “Elbette bu çalışmam Yaratan’ın hoşuna gitmekte, o zaman yüzünün gizliliğinde çalışmam ya da çalışmamam neden umurumda olsun ki?” Kişi yüzün gizliliği içerisinde ihsan etmek için çalışmak istediğinden, yani Yaratan’ın memnuniyeti için kişinin çalışması, gururunu rencide etmez, yani Yaratan’ın memnun olmadığı hissi yoktur. Aslında, kişi Yaratan’ın liderliğini kabul eder ve şöyle ki kişi çalışmasında Yaratan’ın var olduğu hissini hissetmesini ister ve kişi tüm kalbiyle bu koşulu kabul eder. Bunun böyle olmasının nedeni, kişinin kendisini nasıl mutlu edeceğinden değil ama Yaratan’ı nasıl memnun edeceğini düşünmesindendir. Dolayısıyla bu gölge kişiye hayat getirir. Bu koşula “Gölgesi altında mutluluk duydum” denir, yani kişi içinde bulunduğu halde mantığının ötesine gittiği koşula imrenir.

24) Rabaş, Makale 5, “Günahların Erdemler Haline Gelmesine Dair”

Bu alevin fitile bağlı oluşuna benzer: Yabancı düşünceye fitil denir, kişinin çalışmasında hatalar bulmak ister. Bu yabancı düşünceler kişinin aklı ve mantığı çerçevesi içinde kişinin, Yaradan çalışmasıyla yapacak bir şeyi olmadığını anlamasına meydan verir. Ve bu yabancı düşünceler ona geldiğinde, mantığı bunların hepsinin doğru olduğunu söylemesine rağmen, kişi hiçbir bahaneye yer vermek istemediğini söyler ve şimdi o, mantık ötesinde, inancın yolunda yürümektedir. Bu durumda, inancın alevi, yabancı düşüncelerin fitili ile bağlanır. Böylece, yalnız şimdi tam olarak inanç emrini yerine getirebilmektedir. Bu yüzden şüpheleri erdemler haline gelir, aksi halde inanç anlayışından bir erdem edinemezdi. Buna “ızdırap içinde memnun,” denir. Kişi, yabancı düşünceler onun, Yaradan çalışmasında kötü konuşmasına, dedikodu yapmasına ve sivri dilli olmasına neden olarak, ona eziyet vermesinden acı çekse bile, ancak bu durumda mantık ötesi inancı yerine getirebildiği için bundan memnundur. Ve buna “Mitzva’nın sevinci,” denir.

25) Rabaş, Makale 3, Gerçeğin Ve İnancın Anlamı (1985)

Bize mantık ötesi inanç yolu verilmiştir, yani hislerimizi ve aklımızı dikkate almayıp, şunu söylemeliyiz, “Onların gören gözleri yok. Onların duyan kulakları yok.” Daha ziyade inanmalıyız ki, Yaradan bizim için iyi olanı bilir. O, olduğum aşamamı hissetmemi ister ve ben kendimi nasıl hissettiğimle ilgilenmem, çünkü ihsan etmek için çalışmak isterim. Dolayısıyla temel şey şudur ki, Yaradan için çalışmam gerek. Çalışmamda bütünlük olmadığını hissetmeme rağmen, yine de üst olanın Kabında, yani üst olanın perspektifinden ben kesinlikle bütünüm. Bu nedenle çalışmamdan—Kral’a en düşük seviyede hizmet etme ayrıcalığından—hoşnudum. En azından Yaradan’ın O’na birkaç derece yakınlaşmama izin vermesi benim için büyük bir ayrıcalık.

26) Baal HaSulam, Şamati 16 – Çalışmada Efendi’nin Günü ve Efendi’nin Gecesi Nedir?

Şimdi yazılanları yorumlayabiliriz, “Rabbin gününü arzulayan size yazıklar olsun! Neden siz Rabbin gününe sahip olabilesiniz? O karanlıktır ve ışık değildir.” Konu şudur ki Rabbin gününü bekliyor olanlar, mantık ötesi edinmek için bekliyorlar anlamına gelir, öyle ki inançları sanki gözleriyle görmüş kadar güçlü olacaktır. Yani bu, Yaradan dünyaya kesinlikle iyilikle rehberlik eder manasına gelir. Başka bir değişle, onlar Yaradan’ın dünyaya iyilikle nasıl rehberlik ettiğini görmek istemezler, çünkü görmek inanca aykırıdır. Diğer bir değişle, inanç tam olarak mantığa karşıt olan yerdedir. Ve kişi ne zaman kendi mantığına karşı olanı yaparsa, buna “mantık ötesi inanç” denir. Bu, onların Yaradan’ın rehberliğine, yarattıkları üzerine iyiliksever olduğuna inanıyorlar anlamına gelir. Onlar kesin olarak bunu anlamamalarına rağmen, Yaradan’a “Biz mantık içinde anlaşıldığı gibi ihsan etmeyi de anlamak istiyoruz” demezler. Aksine, onlar bunun mantık ötesi inanç gibi içlerinde kalmasını isterler. Fakat onlar Yaradan’dan kendilerine öyle bir güç vermesini isterler ki bu sanki mantık içinde görürmüş kadar güçlü bir inanç olsun. Bu inanç ile akıldaki bilgi arasında bir fark kalmayacağı anlamına gelir. Bu onların, Yaradan’a tutunmak isteyenlerin, “Yaradan’ın günü” olarak adlandırdıkları şeydir.

27) Baal HaSulam, Şamati 42- Bu Çalışmada ELUL Kısaltması Nedir?

Önce, O’nun yüzünün gizliliği Ahoraim (arkası dönük) algısı olmadan ve O’nun yüzünün ifşasının önemli olduğunu söylenmeden önce ifşa edilmesi mümkün değildir. Bunun anlamı şudur; kişi sanki O’nun yüzünün ifşasını edinmiş gibi mutluluk içinde olmalıdır. Ancak kişi gizliliği, ifşa ediliş gibi takdir etmeye devam edemez, ihsan etmek için çalışmak dışında. O zaman der ki: “Çalışma sırasında ne hissettiğim umurumda değil, çünkü benim için önemli olan şu; ben Yaradan’a ihsan etmek istiyorum. Eğer Yaradan, benim Ahoraim formunda çalışmamdan daha memnun kalacağını anlarsa, bunu kabul ederim. Ancak hâlâ alma kıpırtıları varsa, kişiye düşünceler gelir ve Yaradan’ın bu dünyayı “iyidir ve iyilik yapar,” tavrı ile yönettiğine inanmakta zorlanır. HaVaYaH adındaki Yod harfinin anlamı şudur; Yod, “içinde hiç beyaz olmayan siyah nokta” denenin ilk harfidir, yani tam bir karanlık ve O’nun yüzünün gizli olmasıdır. Bu demektir ki, kişi hiçbir desteklenmenin olmadığı bir yere, tamamen karanlık bir duruma gelmesi ile bu Üst Dünya’daki en düşük idraktir ve bu aşağıdakine Keter olur, Keter kabı ihsan etme kabı olduğu için.

28) Baal HaSulam, Şamati 83- Sağ Vav ve Sol Vav İle İlgili

Bu demektir ki, içinde bulunduğu herhangi bir aşamada kişi hiçbir şeye ihtiyacı olmadığı ve her şeyi mantık ötesi yerine getirdiğinden, Yaradan’ın hizmetkârı olabilir. Öyle görünüyor ki, kişinin onun vasıtasıyla Yaradan’ın hizmetkârı olacağı bir Mohin’e ihtiyacı yoktur. Şimdi şu yazılanı anlayabiliriz, “düşmanlarıma karşı benim önüme bir sofra kur.” Yazıldığı üzere sofra şöyledir: “Onu evinden gönderdi ve o onun evinden çıktı ve gitti.” Bir Şulhan (sofra) Ve Şlaha (onu gönderdi) gibidir, yani çalışmadan çıkmak. Çalışmadan çıkma sırasında, yani düşüş aşamasında bile, kişinin çalışma yeri olduğunu anlamalıyız. Bu demektir ki, kişi düşüşler sırasında mantık ötesine razı geldiğinde ve düşüşlerin ona Yukarıdan verildiğine inandığında, düşmanları bile iptal olur. Bu böyledir, çünkü düşmanları düşünür ki düşüşler vasıtasıyla kişi en alta düşecek ve mücadeleyi bırakacak, oysa sonunda bunun tersi olur, düşmanlar iptal olur.- “Tanrı’nın önündeki sofra” sözünün anlamı budur, ancak bu şekilde kişi Yaradan’ın yüzünü edinir. Ve kişi Cennet Krallığının yükünü her zaman üzerine aldığından, tüm yargılara, en büyüklerine bile boyun eğdirmenin anlamı budur. Bu demektir ki, onun daima çalışmak için yeri vardır, Rabi Şimon Bar Yohay’ın dediği gibi, “Sen’den saklanacak bir yer yok.”

29) Baal HaSulam, Şamati 33- Haman İle Kefaret Günlerinin Kuraları

Gerçekten de bilmemiz gereklidir ki, kişiye, sanki “İyi ve İyilik yapan” bir rehberliğe karşıt gibi görünen her şey sadece insanı, bu çelişkileri aşmak için Üst Işığı çekmeye zorlamak için vardır yoksa kişi bunların üstesinden gelemez. Bu durum, kişinin Dinim (yargı) demek olan çelişkiler var olduğunda, “Yaradan´ın Yüceliği” koşulunu genişletmesidir. Bu demektir ki, bu çelişkiler, kişi onların üstesinden gelmek istediğinde, yalnızca Yaradan’ın Yüceliğini büyüterek, çözebilir. Bundan çıkan sonuç, Yaradan’ın yüceliğini çekmeye sebep olan tam da bu Dinim’dir. Bu “Ve paltosunu ona fırlattı” cümlesinin anlamıdır. Bu demektir ki, kişi sonra bütün bu Aderet Zear´ları (Saç Örtüsünü) O´na yani Yaradan´a atfeder. Bu demektir ki kişi artık Yüksek Işığı bunların üzerine çeksin diye, Yaradan’ın ona bilerek bu örtüyü verdiğini görür.

30) Baal HaSulam, Şamati 13 – Nar

Var oluşun olmadığı bir yerde yalnız boşluk olur, yazıldığı üzere: “Dünya hiçbir şeyin üzerinde asılı değildi.” Boş yerin doluşunun ölçüsünün ne olduğunu nasıl bulursunuz? Bunun cevabı, kişinin mantık ötesine yükselmesi kadardır. Bu, boşluk yücelikle, yani mantık ötesi ile dolu olmalı demektir ve bu gücü vermesini Yaradan’dan istemek anlamına gelir. Bu, tüm bu boşluğun yaratılmış olduğu anlamına gelecektir, yani kişinin sadece Yaradan’ın Romemut’u ile doldurulmak amacıyla, boş olduğunu hissetme durumuna gelmesi anlamındadır. Başka bir değişle, kişi mantık ötesi her şeyi alma durumundadır. Ve bu “ve Yaradan böyle yaptı, insan Yaradan’ın huzurunda korkmalı,” sözünün anlamıdır. Bunun anlamı, kişiye bu boşluk hissi ona mantık ötesi inanç durumunu üstlenmeye ihtiyaç duyması amacıyla gelir. Ve bunun için Yaradan’ın yardımına ihtiyacımız vardır. Böylece o zaman, kişi Yaradan’dan mantık ötesine inanmak için kendisine güç vermesini istemelidir. Ortaya çıkan şudur ki, tam da o zaman kişi Yaradan’dan yardım istemeye ihtiyaç duyar, çünkü dışsal olan onun zıt olanı algılamasına imkân verir. Dolayısıyla, kişinin Yaradan’ın ona yardım etmesini istemekten başka bir tesellisi kalmaz. Bu konuda “Kişinin arzusu her gün kişinin hakkından gelir ve eğer Yaradan için değilse, kişi buna galip gelemez.” denir. Bu nedenle, bu koşul; kişinin, Yaradan’dan başka ona yardım edecek kimsenin olmadığını anlaması durumudur. Ve bu şudur: “Yaradan böyle yaptı, insan Yaradan’ın huzurunda korkmalı.” Korku meselesi inanç olarak anlaşılır ve ancak ondan sonra kişi Yaradan’ın onu kurtarmasına ihtiyaç duyar.

31) Rabaş, Makale 68, Çalışmanın Düzeni

Kişi keyif ve zevkin mantık ötesinde var olduğuna inandığı zaman, bunu bilinçli olarak hissetme koşuluna gelir, kendi içindeki kötülüğü tanır. Bu, şudur ki, böyle bir keyif ve zevki Yaradan vermektedir, tüm bu iyiliği mantık ötesinde görmesine rağmen, bunu fark etme koşuluna erişir. Şöyle ki, tüm organlarda kendi için almanın kötülüğünün var olduğunu hisseder ve bu kişinin bolluğu almasına engel olur. Bunu takiben, mantık ötesi inanç kişinin düşmanını mantık içinde hissetmesine neden olur, onu iyiye erişmekten alıkoyanı. Bu standarttır. Şöyledir; keyif ve zevke mantık ötesinde inandığı ölçüde, kötülüğün farkındalığı koşuluna gelir. Daha sonra, bu kötülük, bu keyif ve zevke boyun eğer, zira kötülüğün farkındalığının organlardaki hissiyatı kötülüğü ıslah eder. Bu öncelikle dua yoluyla yapılır, kişi Yaradan’dan her şeyi ihsan etmek için talep eder, buna Dvekut denir. Bu Kelim yoluyla amaç, açık İlahi Yönetim içinde ifşa olur, yani gizlemeye gerek yoktur, çünkü alabilen Kelim mevcuttur.

32) Rabaş, Makale 24, Çalışmada, Kişi Bir Oğul ve Bir Kız Doğurmalıdır, Ne Demektir? (1991)

Kişi razı olup Yaradan’dan yardım talep ettiğinde, “alma arzusu” denen, bir zarar-verici olduğuna ve birkaç çıkış ve inişten geçtikten sonra bundan çıkamayacağına karar verdiğinde, nihayet çıplak ve çaresiz kaldığını görmektedir. O zaman duası kalbinin derinliklerinden gelir. Şöyle ki, eğer Yaradan ona yardım etmezse, bunun üstesinden gelemeyecektir. Kişi her ne kadar mantık ötesinde yalnız Yaradan’ın yardım edeceğine inanıyor olsa da mantığının içinde bunu hissetmez, zira bilmektedir ki maneviyatta bir şeyler edinmek için kendisi gayret etmiş ve çaba göstermiştir. Ancak kişi tüm bu çabalardan sonra kendisinin alma arzusunun hükmünden çıkamadığını gördüğü zaman, mantığının içinde de ona yalnız Yaradan’ın yardım edebileceğini görür. Bu durumda, bilgelerimizin söylediği üzere, “Adamın (kötü) eğilimi onu her gün yener, eğer Yaradan yardım etmezse, onu yenemez,” mantık ötesinde buna inanması gerekli değildir, Tora ve Mitvot’u yerine getiren ve “mantık ötesi inanan,” Yaradan’ın sıradan hizmetkârlarının yolu budur, böylece Yaradan onlara yardım eder. Daha doğrusu, ihsan etmek için çalışmak isteyenler için bu mantık ötesi inanmak zorunda oldukları ve böylece Yaradan’ın onlara alma arzusunun hükmünden kurtulmaları için yardım edeceği, mantıklıdır.

33) Rabaş, Makale 19, Firavun’a Gel 1 (1985)

Firavun’a gel” sözüne dikkatimizi vermeliyiz ve olabilecek en kötü durumda bile inanmalı ve mücadeleden kaçmamalı ve ister büyük bir yardıma, isterse az bir yardıma ihtiyaç duyalım, Yaradan’ın insana yardım edebileceğine güvenmeliyiz. Gerçekten de diğer insanlardan daha kötü olduğu için Yaradan’ın ona çok yardım etmesi gerektiğini anlayan kişi, duasının kabul edilmesi için uygun kişidir. Yazıldığı üzere, “Efendi kalbi kırık olana yakındır ve yıkılmış bir ruh halinde olanı kurtarır.” Bu nedenle kişi Yaradan’ın onu yakınına alması için uygun olmadığını söylememelidir, bu çalışmasına boş vermesine neden olur. Bunun yerine kişi, her zaman üstesinden gelmeli ve ümitsiz düşüncelerin aklına girmesine izin vermemelidir. Bilgelerimizin dediği üzere; “Keskin bir kılıç boynuna yerleştirildiği zaman bile, kişi kendisini merhametten esirgememelidir” ve gene yazıldığı üzere; “O beni katletse bile O’ndan ümidimi kesmeyeceğim.” “Keskin bir kılıcın boynuna yerleştirilmesi” sözünü yorumlamalıyız; kişinin “kendi-sevgisi” denen günahı ensesine yerleştirilmiş ve ona, onun hükmü altında kalmanın imkânsız olduğunu göstererek, onu Keduşa’dan ayırsa bile, kişi gene de gördüğü resmin gerçek olduğunu söylemelidir. Ancak “kişi kendisini merhametten esirgememelidir,” o zaman da Yaradan’ın ona merhamet edeceğine, yani ona ihsan etme niteliğini verebileceğine inanmalıdır. Şu gerçektir ki kişi kendi için alma koşulunun hükmünden kendi başına çıkamaz. Ancak Yaradan bakımından, Yaradan kişiye yardım ettiği zaman, tabi ki O kişiyi bundan çıkarabilir. Bu, şu yazılanın anlamıdır; “Ben Efendinim, senin Tanrınım, senin Tanrın olmak için seni Mısır topraklarından çıkardım.”

34) Baal Hasulam, 14. Mektup

Bu şekilde “Firavuna gel” ayetini anlayabilirsin. İfşa olan kutsal İlahiliktir, Zohar’da yazdığı gibi “bırak kadının saçları dağılsın.” İsrail oğulları Mısır’ın onları köleleştirdiğini ve Yaradan’a tapmaktan alıkoyduğunu düşündükleri sürece onlar gerçekten Mısır’da sürgündedir. Dolayısıyla, Mesih’in tek işi başka bir gücün olmadığını, “Ben, resul değilim,” olarak onlara ifşa etmektir çünkü O’ndan başka bir güç yoktur. Bu Pesah’da Haggadah hikâyesinde anlatıldığı gibi aslında kurtuluşun ışığıdır. Bu Yaradan’ın Musa’ya ayetle verdiği şeydir, “Firavuna gel,” yani gerçeğe tutun çünkü kutsal İlahiliğin ifşası ancak Firavuna yaklaşarak mümkündür. Bu sebeple O şöyle der, “Onun kalbini taşlaştırdım” ve “Ben’im işaretlerimi ona yerleştirdim.” Daha önce açıkladığım gibi maneviyatta harfler yoktur. Maneviyattaki tüm çoğaltım bu dünyanın maddeselliğinden özümsenen harflere dayanır, tıpkı “karanlığın yaratıcısı,” gibi. Burada ilave bir şey yenilik değil, karanlığın yaratımı, ışığın iyiliğini ifşa eden Merkava (yapı) vardır. Öyle görünüyor ki, Yaradan’ın Kendisi onun kalbini taşlaştırmıştır. Neden? Çünkü Ben’in harflere ihtiyacı vardır. Bu, “Ben’im Yaradan olduğumu bilmen için işaretlerimi onun içine yerleştirdim,” sözünün anlamıdır. Açıklama: harfler bir kez kabul edildiğinde yani sen Ben’im Adıma, Ben’im için Ahoraim’i (arka yüz) yerine getirip, Ben’im “arkamdan” ayrılmayacak olduğun için bunu sana verdiğimi ve seni zora soktuğumu anladığında, o bereketi alır ve harfleri doldurur. Doyumdan önce “nitelikler” denilenler sonra Sefirot haline gelir ve onlara en iyisini yerine getirdikleri için Sefirot, bir uçtan bir uca dünyayı aydınlatan safir denir.

35) Zohar, İki Nokta, Madde 121

Bu dünyada tattığımız, Onun eşsiz ve benzersizliği ile çelişen şeyler bizi Yaradan’dan ayırır. Gene de, bize emredildiği gibi Yaradan’ımızı memnun etmek için sevgi ile Tora ve Mitzvot için tüm ruhumuz ve gücümüzle çaba gösterdiğimiz zaman, bu ayırıcı güçlerin hiçbiri bizi, ruhumuzdan ve gücümüzden Yaradan sevgisini azaltarak etkileyemez. Aksine bu durumda, üstesinden geldiğimiz her çelişki O’nun bilgeliğini edinmek için bir geçit haline gelir. Çünkü her çelişkide özel bir nitelik vardır, O’na erişmede özel bir dereceyi ifşa eden. Ve buna layık olanlar, karanlığı aydınlığa, acıyı tatlıya çevirmekle ödüllenirler. Ayrılığın tüm güçleri – aklın karanlığı ve bedenin acısı – yüce kademeleri edinmek için onlara geçit olur. Böylece karanlık, büyük bir ışık, acı ise tatlı olur. Böylece, daha önce O’nun rehberliği yönetimindeki tüm ayırıcı güçler şimdi birlik olmaya dönüşürler ve tüm dünyayı erdeme göre yargılarlar.

36) Rabaş, Makale 6, Çalışmada Mantık Ötesi Nedir? (1989)

Ev sahiplerinin Efendisi,” sözünü bu yoldan yorumlamalıyız. Baal HaSulam’ın yorumuna göre bu sözün anlamı şöyledir; Tzevaot (ev sahipleri) iki kelimedir: Tze (git, dışarı çık) ve Ba (gel). Bu şudur, Tzava (ordu) savaş adamları. Bu insanlar her gün kötü eğilimle savaşa gidenlerdir. Onlara “ordu” denir. Bu nedenle kurtuluş ile ödüllendikleri zaman, yani kötü eğilimi yenip kötülüğün hükmünden çıktıkları zaman, bu çalışmalarındaki hal ve tutumları iniş ve çıkışlar yoluyladır, buna Tzevaot denir. Bunun anlamı şudur, bazen kendi kontrollerinden çıkarlar ve sonra tekrar kendi kontrollerine alırlar. Bu nedenle çıkış ve inişlere Tzevaot denir. Çalışma sırasında kişi şöyle demeli, “Eğer ben kendim içim değilsem kim benim için?” Çalışma zamanında kişiler yükseliş ve inişleri kendilerinin yaptıklarını düşünürler, onlar savaşçılardır, onlara Tzava “yüce adamlar” denir. Daha sonra kurtarıldıklarında, Yaradan’ın ev sahibi (Tzevaot) olduğunu anlarlar, yani tüm o iniş ve çıkışları Yaradan yapmıştır. Başka bir deyişle inişler Yaradan’dan gelir. Kişi nedensiz yere o kadar çok iniş ve çıkış almaz. Aksine Yaradan olanların hepsinin nedenidir. “Çıkış” sözünü Keduşa’dan çıkış ve “geliş” sözünü Keduşa’ya geliş olarak yorumlayabiliriz. Her şeyi Yaradan yapar. Bu nedenle kurtuluştan sonra, Yaradan “Ev sahiplerinin Efendisi” diye adlandırılır. Ve O kimdir? “İsrail kralı ve onun kurtarıcısıdır.”

37) Zohar, Bereşit -1, 175

Gör bak, Ben, ben O’yum”, sözleri Yaradan ve O’nun Kutsallığı, ZA’sı ve Nukva’sı ile ilgilidir. “Ben” Nukva, “O” Yaradan’dır. Gelecekte düzeltmenin sonunda, Nukva, “Şu beni gör bakalım” VA-Hey-Vav birdir diyecektir. Yazıldığı üzere “Ve Ay ışığı Güneş ışığı gibi olacaktır,” yani Nukva ZA’ya eşit olacaktır. “Ve benimle beraber başka bir Tanrı yoktur” diğer tanrılara SAM ve yılana işaret eder. Çünkü o zaman SAM ve yılanın Yaradan ve O’nun Kutsallığının arasından hiçbir zaman ayrılmamış olduğu ortaya çıkacaktır. Yazıldığı üzere, “İki tanığın ağzından… ölmesi gereken infaz edildi,” bu zaten başından beri ölü olan ancak ruhlarımızın kurtuluşunu hızlandırmak için hizmet eden SAM ile ilgilidir. Bunun anlamı, “İnfaz edeceğim ve canlandıracağım”dır. Suçlu olanı Kutsallığım ile infaz edeceğim ve masum olanı Kutsallığım ile canlandıracağım. Başından itibaren Yaradan’ın rehberliği tüm dünya boyunca belirecektir ve sonra yazıldığı üzere, “Günahkârlar yeryüzünden yok olup gidecek ve artık kötülük olmayacaktır. Bu 6.000 yıldır bize görünen gibi, Keduşa’nın yönetimine karşı gelen özneler SAM ve yılan varmış gibi değildir. Yazıldığı üzere, “İnsan insana hükmederse bundan kendi zarar görür,” böylece Kutsallığım ile “İnfaz edeceğim ve canlandıracağım” ve O’ndan başkası yoktur, herkese aşikâr olacaktır.

38) Zohar, Bereşit Alef, Madde 255

Islahın sonunda SAM iptal olduğu zaman, onlara sanki SAM hiçbir zaman yaşamamış gibi gelir. Tersine birlik her zaman hüküm sürmüştür. Yazıldığı üzere “O’ndan başkası yoktur.”

39) Baal Hasulam, 18. Mektup

Sabah ilk iş uyanır uyanmaz O’nla Dvekut’un anını kutsamalı ve aklına boş bir düşünce gelmesin diye yirmi-dört saat boyunca kalbini Yaradan’a açmalı ve bunu doğa üzeri ya da imkânsız görmemelidir. Aslında demirden ayırımı yapan doğanın imajıdır ve kişi hissettiği doğanın ayrımını iptal etmeli ve önce bu ayrımların O’ndan gelmediğine inanmalıdır. Sonra kendi doğal arzusunun üzerinde olsa da kalbinin derinliklerinden dua etmelidir. Bilin ki daima, formlar Keduşa’dan olmadığı zaman bile size engel olur ve hatırladığınız anda da dururlar. Bütün gücünüzle kalbinizi açın böylece Yardan O’nla Dvekut’u engelleyenlerden sizi korur. Aşamalı olarak kalbiniz Yaradan’a alışarak genişler ve O’na tutunmaya özlem duyar ve Tanrı’nın arzusu sizin tarafınızdan yerine getirilmiş olur.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
17 - 0,319