e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Kongre ve Ders Materyalleri > Sabah Dersi 2019 – Yaradan’ın Yüceliği İçin Eksiklik

Sabah Dersi 2019 – Yaradan’ın Yüceliği İçin Eksiklik

Yaradan’ın Yüceliği İçin Eksiklik

1) Baal HaSulam, Şamati 211- Kralın Önünde Duruyormuş Gibi

Evinde oturan birisi, Kralın huzurunda duran birisi gibi değildir. Bunun anlamı; kişinin tüm gün Kralın huzurunda olduğunu hissedecek inanca sahip olması gerektiğidir. O zaman sevgisi ve korkusu tamamlanmış olur. Ve kişi bu inanca kavuşmadıkça, dinlenmemelidir, “çünkü hayatımızdır ve ömrümüz bunun içindir” ve biz, bundan başka bir ödülü kabul etmeyeceğiz. Ve alışkanlık ikinci doğa haline gelene kadar, inanç eksikliği, kişinin kollarına ve bacaklarına dolanır; öyle ki, “O’nu hatırladığımda, O, benim uyumama izin vermez.” Ancak tüm dünyevi şeyler, kişinin arzusunu giderir, çünkü kişi görür ki kendisine zevk veren şeylerden aldığı zevk, yoksunluğunu ve acısını iptal eder. Ancak, kişi teselli olmak istememeli ve aldığı bu bedensel şeylerde dikkatli olmalıdır ki bu onun arzusunu gidermesin. Kişi şöyle yapar; aldığı zevk yüzünden Keduşa (Kutsallık) kaplarının kıvılcımları ve güçlerinin ondan eksilmesine hayıflanır, yani Keduşa’ya özlem duyar. Ve bu üzüntü yoluyla Keduşa’nın kaplarının kaybolmasını engeller.

2) Rabaş, Makale 18, Kim Duaya Neden Olur (1986)

Kişi, “ben Yaradan’ın bana yukarıdan uyanış vermesini bekliyorum, o zaman kutsallığın hizmetinde çalışabileceğim,” dememelidir. Baal HaSulam, gelecek hakkında der ki, kişi ödül ve cezaya inanmalıdır, yani şöyle diyebilmelidir, “Eğer ben kendim için değilsem kim benim için ve eğer ben kendim içinsem ben neyim ve eğer şimdi değilse ne zaman?” Bu nedenle kişi bir dakika bile beklememelidir. Aksine, demelidir ki, “Eğer şimdi değilse ne zaman?” Ve daha uygun bir zaman beklememelidir, “böylece kalkacağım ve kutsallığın hizmetinde çalışacağım.” Daha doğrusu bilgelerimizin dediği gibi, “Vaktim olunca çalışacağım,” deme, vaktin olmayacak.”

3) Rabaş, Makale 22, Bir Kadın Döllenirse, 1986

Şimdi, ihsan etme arzusundan yoksun olduğumuzu, bu eksikliği edinmenin tek yolunun, eksiklikle insan arasındaki ‘geçiş alanın’ dua olduğunu anlayabiliriz. Yani, kişi Yaradan’dan kendisinde olmayan, eksikliğini hissetmediği bir şeyi ona vermesi için dua eder. Dolayısıyla, ‘eksiklik’ olarak adlandırılan Kli, duygusal açıdan bir eksikliktir; yani kişi, bunun eksikliğini duymaz ve dua Yaradan’ın onun eksiğini doldurması demek olan, ışığı vermesi içindir. Bundan dolayı, dolum bir eksikliktir. Böylece kişinin, Yaradan’ın ona bir eksiklik vermesi için dua etmekten başka bir seçeneği yoktur. Kli’yi, ışığa bağlayan şey de budur. Baal HaSulam’ın, Rabbi Şimon’un söyledikleri hakkında dediği gibi: ‘Yazılan, öncelikle ceplerin boş olduğu yere gitmeli, taşmalıdır’. ‘Cep’, kişinin parayı koyduğu yer olan Kli anlamına gelir; ‘cep’ eksiklik, ‘para’ eksikliğin dolumu demektir. Bu nedenle, kişinin cebi, yani bir eksikliği yoksa, bu dolum olmamasından bile daha kötüdür, zira bu bilinçsizlik olarak kabul edilir. Bu, kişinin ihsan etme arzusunun Kli’sine sahip olmadığının eksikliğinin hissiyatına sahip olmadığı durumda, acele etmesi gerektiğini ifade eder. Ne ile? Işıkla Kli arasındaki ve eksiklikle, dolum arasında geçiş alanı olan, dua ile ki burada kişi, ihsan etmek için çalışamadığını, bu eksikliği zaten hisseder.

4) Rabaş, Makale 632, Bana Göre, Ben Ümit Etmeye Devam Edeceğim

Ben ümit etmeye devam edeceğim ve Seni daha ve daha çok öveceğim.” Yorumu: Kişi kendini Keduşa’ya yakın hissettiğinde ki kesinlikle Yaradan onu yakınlaştırmıştır; kişi onu aşağılık durumundan alan ve kutsal bir duruma getiren Yaradan’a şükretmelidir. Kişi bu durumunu göz önüne almalı ve takdir etmeli, ancak bununla tatmin olmamalıdır. Ve bunun çok önemli bir şey olduğunu gözünde canlandırdığı ölçüde yani her şeyin önemini takdir edebildiği ölçüde bu durum halen onun için ediniminden (başarısından) daha önemli olacaktır. Her halükârda kişi, “bana göre, ben ümit etmeye devam edeceğim,” der, çünkü kendi gözünde canlandırabildiğinden daha yüksek dereceler vardır. Ve bu nasıl mümkün olur, kişi önemini gözünde canlandırdığı ölçüde, nasıl bu hayal ettiğinden daha önemli olur. Bununla ilgili olarak, “bana göre, ben ümit etmeye devam edeceğim” ve böylece şimdi belki de önceden hayal edebildiğimden daha önemli bir realiteyi gözümde canlandıracağım ve doğal olarak da “Seni daha ve daha çok öveceğim. Şimdi zaten, senin önemini daha çok anlamak istediğimden Seni övüyorum” der. Ve böylece kişinin ekleyecek daha çok şükranı olur.

5) Rabaş, Makale 42, Efendiye Mutlulukla Hizmet Et

Kutsal Zohar sorar: “Efendi kırık kalbe yakındır,” diye yazılmamış mı? Yaradan’a hizmet eden, yani niyeti ihsan etmek için olan kişi, mutluluk içinde olmalıdır, çünkü Yaradan’a hizmet etmektedir. Eğer kişi çalışma sırasında mutlu değilse, bu onun Yaradan’ın yüceliğini takdir etmediğine işaret eder. Bu nedenle kişi mutlu olmadığını hissederse, Yaradan’a dua etmeli; O’nun yüceliği hissetmesi için kalbini ve gözünü açsın diye.

Ve burada iki durum gelişir:

1) Kişi Kral’ın yüceliğini hissetmediğine hayıflanır.

2) Kişi mutlu olur, çünkü tüm hüznü manevi yoksunluktan gelmektedir; yoksunlukları alma arzusundan gelen diğer insanlar gibi değildir.

Ve kişi ona bu bilgiyi -maneviyat için endişe duyup hayıflanmayı- kimin verdiğini anlamalıdır. Ve bu onu mutlu etmelidir, çünkü Yaradan ona manevi yoksunluk hakkında düşünceler yollamaktadır; buna “Efendinin kurtarışı,” denir ve bu nedenle de kişi mutlu olmalıdır.

6) Baal Hasulam. Şamati 175 – Ve Eğer Bu Yol Senin İçin Çok Uzunsa

Parayı elinde sıkı tut.” Bunun anlamı şudur: Özlem duymak bile insanın elinde değildir, eğer onun için arzusu yoksa bir şey yapamaz. Yine de Kisufin için istek göstermelidir; isteme arzusu ya da belki de bağlanma (VeTzarta) arzusu, Ratzita (istenen) sözcüğünden gelir. Kişi bunun için istek göstermelidir, Yaradan’ı istemek, O’na özlem duymak için arzusunu göstermelidir; yani Cennet’in görkemini arttırmalı, O’nun gözüne girmek için O’na memnuniyet vermelidir. Bir Zahav’ın (altın) anlayışı ve bir de Kesef’in (gümüş, para) anlayışı vardır. Kesef, genel olarak Kisufin’e (özlem) sahip olmak anlamına gelir. Ve Zahav (altın, “bunu ver” sözcüklerinden türemiştir) bu, kişinin tek bir şey istediği, pek çok şeye olan özlem ve arzusunun bu bir tek özlem içinde iptal olduğu anlamına gelir. Ve o sadece “bunu ver” der; yani Kutsallığı tozdan kaldırmak dışında başka hiçbir şey istemez. Tek arzusu budur. Bundan dolayı, eğer kişi doğru arzusunun olmadığını görse bile yine de bu arzuyu elde etmek için eylem ve düşüncelerinde çaba göstermelidir. Ve buna “parayı elinde sıkı tut,” denir. Kişi bunun elinde olup olmadığını düşünmemelidir, bu önemli değildir. Aksine öküz (istemeye istemeye) veya koyun gibi yapmalıdır, çünkü yalnız bu yolla en yüce ışıklarla ödüllenecektir.

7) Rabaş, Makale 16, Çalışmada, ‘Boş Masayı Kutsama Yasağı,’ Nedir (1989)

Sağ çizgi,’ orada hiçbir eksikliğin olmadığı bütünlük demektir. ‘Sağ,’ tutumu içinde çalıştığı zaman kişi ne yapmalıdır? Yaradan’ı övmeli ve O’na şükretmelidir, Tora’yı uğraş edinmelidir, zira, o zaman, kişi bütünlük içinde olduğu için, Tora’nın ışığını edinmenin zamanıdır, kişi kutsanmıştır ve hiçbir eksikliği yoktur diye kabul edilir. Doğal olarak, o zaman kutsamalar kişinin üzerindedir, söz ettiğimiz gibi, ‘Kutsanmış olan kutsanmış olana tutunur.’ Ancak tek bir bacakla yürümek mümkün değildir. Kişi tek bir bacakla ilerleyemez. Çünkü, ‘Kli olmadan ışık olmaz,’ kuralı vardır, yani ‘eksiklik olmadan dolum da olmaz.’ Sağ çizgi bütünlük olduğu için, bu durumda kişinin ilerleyeceği bir yeri yoktur, ihtiyaçlarını karşılaması için Yaradan’a ihtiyacı yoktur, zira kişinin hiçbir ihtiyacı yoktur. Bu nedenle, o zaman kişi kusurlarını görmeye çalışmalıdır, böylece ihtiyaçlarını gidermesi için Yaradan’a dua edebileceği bir yeri olur. Buna kişinin, Yaradan’ın ‘kutsama’ denen yukarının bolluğunu doldurabileceği boş Kelim temin etmesi denir. Eğer boş Kelim, yani eksiklik yoksa, O neyi doldurabilir ki?

8) Rabaş, Makale 16, Keduşa’nın (Kutsallığın) İnşa Edildiği Temel Nedir (1988)

Şafağı ben uyandırırım” ifadesi, “Ne zaman istersem şafağı uyandırırım,” anlamına gelir. Diğer bir deyişle ben kendim, içimde karanlığı ve siyahlığı uyandırdım yani halen kendini-sevmeye batmış durumdayım ve henüz Yaradan sevgisine sahip değilim. Halen, Tora’nın görkeminden mahrumum ve her şeyi, Tora’nın ışığını edinmek için yapmanın değerli olduğunu bilmekte, Tora’nın yanı sıra Yaradan’ın, bize emrettiği Mitzvot’u yerine getirmenin önemini takdir etmenin, önemine sahip değilim. Birkaç Mitzva’yı yerine getirme ve bunları ihsan etme niyetiyle yapmak zorunda olduğunda, bedendeki direnç, tüm gücüyle derhal uyanır. Bir şeyler yapmak için büyük çaba harcar ve her seferinde inişler ve çıkışlarla karşılaşır. O zaman, dua için bir yeri olur. Bu böyledir çünkü kişi kendisini, doğru zamanda yani hemen dua edebileceğini ve siyahın, ona üzüntü ve depresyon getirmeyeceğini, karanlık için dua etme kabiliyetine sahip olmadığını hissettiği zaman, uyandırır. Kişi, kendisi için bunun Klipa tarafından gelip gelmediğini görmelidir. Bunun işareti şudur; Keduşa’dan gelen bir şey, daima “kutsallığı düşürmek değil, yükseltmek” formunda gelir. Diğer bir deyişle kişi daima Yaradan’a, onu, bulunduğu yerden daha yükseğe çıkarması için yakarır. Fakat Klipa tarafından karanlık geldiğinde, kişi, Yaradan’dan, kendisini bulunduğu aşamadan yükseltmesini isteyemez. “Aksine, onlar düşürür,” yani onu, cehenneme düşürürler ve kişi, sahip olduğu inancın küçük bir kısmını kaybeder ve görünüşte yaşam ruhu olmayan, bir ölü gibi olur.

9) Rabaş, Makale 10, Çalışmada, “Ekin Olgunlaştığında Kral Tarlasında Ayakta Durur,” Ne Demektir? (1991)

Sol çizgide yürüyen birisi, inişi ve düşüşü beklememesi ve böylece de yukarıdan ona bir uyandırılış gelmesini beklememesi nedeniyle ıslah olur. Bunun yerine solu kendine çeker, sonra düşüş aşamasında olduğunu yani ne ihsan etme amacıyla çalışmak ne de kendi menfaati adına çalışmak için en ufak bir arzusu olmadığını görür. Ve o zaman duaya gelir. Bu tıpkı Baal HaSulam’ın “Şafağı ben uyandırırım, şafak beni uyandırmaz” diyen Davud’la ilgili söyledikleri gibidir. Bu demektir ki Kral Davud, “karanlık” denilen şafağı beklemez yani karanlığın onu uyandırmasını beklemez. Onun yerine, karanlığı o uyandırır. Yüzünü onun için aydınlatması için Yaradan’a dua eder ve dolayısıyla karanlığa hazırlık yapmak için zaman kazanır ve sonrasında onu ıslah etmek kolaylaşır. Yukarıda bahsedilen iki çizgi -sağ ve sol-, üçüncü bir çizgiyi, orta çizgiyi yaratır. Bu tıpkı atalarımızın söylediği gibidir “Ve Yaradan özü ve ruhu içine yerleştirir.” Bu nedenle kişi, iki çizgideki çalışmasını tamamladığında, içindeki tüm kötülük ifşa olur. Bu böyledir çünkü iki çizgi birbirini çürüten iki ayet gibidir. Kişi, düşüş ve yükselişlerin bir sonunun olmadığını görür ve ihsan etme arzusunu edinmesine yardım etmesi için Yaradan’a içtenlikle dua eder.

10) Rabaş, Makale 300, Kıtlık İçinde Ekmek Yiyeceğin Toprak (1973)

Zohar’da yazıldığı gibi, kişi gece ve gündüz Tora ile uğraşmalıdır, gece ve gündüz onun için eşit olmalıdır. Başka bir deyişle, bütünlük olan durumuna “gündüz,” bütünlük olmayan duruma “gece,” denir, bunlar eşit olmalıdır. Şöyle ki, eğer amacı Yaradan hatırı için ise kişi O’na memnuniyet vermek ister ve eğer Yaradan onu bütünlük olmayan durumda tutmak istiyorsa, kişi buna da razı olur. Rızasını, çalışmasını sanki bütünlük durumunda olmakla ödüllenmişçesine yaparak, gösterir. Kişi için gece ve gündüz eşit olduğunda, buna “kabul etmek,” denir. Ama eğer farklılık varsa, bu fark ölçüsünde ayrılık vardır ve bu ayrılıkta dışarıdakilere tutunma vardır. Bu nedenle, eğer kişi farklılık hissederse, Yaradan’a, onun için farklılık olmamasında ona yardım etmesi için dua etmelidir ve böylece bütünlükle ödüllenir.

11) Baal HaSulam, Şamati 47- O’nun Yüceliğini Bulduğun Yerde

O’nun yüceliğini bulduğun yerde, O’nun alçakgönüllülüğünü bulursun.” Bunun anlamı şudur; daima Dvekut (bağlılık, birlik) içinde olan kişi, Yaradan’ın kendini alçalttığını görür, yani Yaradan alçak yerlerde bulunur. Kişi ne yapacağını bilmez ve bu nedenle “yüksekte tahta çıkan, aşağısını, göğü ve yeri aşağı görür,” diye yazılmıştır. Kişi Yaradan’ın yüceliğini görür ve böylece “aşağısını aşağı görür,” yani kişi göğü yere indirir. Buna verilen tavsiye şudur; bu arzu, Yaradan’dan mı diye düşün, bundan daha yüce bir şeyimiz yoktur. Yazıldığı üzere: “Yoksulu bataklık çukurundan çıkarıp kaldırdı.” Önce, kişi bir arzusu olduğunu görmeli. Eğer görmezse, bunun için, neden yok diye dua etmeli. Kişinin arzusunun olmamasının nedeni farkındalık eksikliğidir. Bundan dolayı her Mitzva’da (emirde) kişi dua etmelidir, neden farkındalığı yok, neden Mitzva’yı bütünlük içinde yerine getirmiyor diye. Başka bir deyişle, alma arzusu öyle bir örter ki kişi hakikati göremez. Eğer böylesine alçak bir durumda olduğunu görürse, kişi kesinlikle bu durumda olmayı istemeyecektir. Bunun yerine, tövbeye gelene kadar her an çalışmasında gayret gösterecektir. Yazıldığı üzere: “Mezara kadar aşağıya indirdi; yukarıya çıkardı.” Bunun anlamı; Yaradan, günahkârın tövbe etmesini isterse, cehennemi ona öyle bir aşağılık yapar ki, günahkârın kendisi öyle olmayı istemez. Bu nedenle kişinin, Yaradan ona Tora ışığı vererek gerçeği göstersin diye yalvarıp dua etmesi gerekir.

12) Rabaş, Makale 7, Çalışmada “İnsan” Nedir, “Hayvan” Nedir?

Kişi kendisi için değil, Yaradan hatırına çalışmak istediği zaman, yaptığı her şeyin Yaradan hatırı için değil, ama yalnız kendi menfaati için olduğunu görür. Bu durumda, hiçbir şeyinin olmadığını ve tamamen boş olduğunu hisseder ve bu boşluğu yalnız nar ile yani mantık ötesinde giderek doldurabilir, buna “Yaradan’ın yüceliği,” denir. Başka bir deyişle, Yaradan’dan ona mantık ötesinde Yaradan’ın yüceliğine inanmak için güç vermesini istemelidir. Şöyle ki, Yaradan’ın yüceliğini istemesi durumu, “Eğer beni Yaradan’ın yüceliğine ve büyüklüğüne eriştirmezsen, bu çalışmayı yapmaya razı olmayacağım.” diyor anlamına gelmez. Aksine Yaradan’dan, O’nun yüceliğine inanması için güç vermesini ister ki bununla şimdi içinde bulunduğu boşluğu doldursun. Bu durumda, eğer bu boşluk olmasaydı, yani eğer kişi Dvekut’a, yani “ihsan etmek için,” denen form eşitliğine erişme yolunda çaba göstermeseydi ama aksine genel halk gibi onların yaptıkları gibi yapmakla yetinseydi, bu insanlar gibi boşluk hissetmeyecek, Mitzvot ile dolu olacaktı. Ama özellikle ihsan etmeye erişmek isteyenler içlerinde boşluk hissederler ve Yaradan’ın yüceliğine ihtiyaç duyarlar. Bu boşluğu özellikle “Mitzva ile dolu,” denen yücelikle doldururlar, Yaradan’dan mantık ötesi gidebilmek için vermesini istedikleri güç kadar, buna “yücelik,” denir.

13) Rabaş, Makale 39, Çalışmada, “Sağ soldan daha büyük olmalıdır,” Nedir? (1991)

Yazıldığı üzere, “Rabbi Elazar dedi ki, ‘Kişi daima ıstıraptan önce dua etmelidir.’” Bunu şöyle yorumlamalıyız, kişi bütünlük olarak kabul edilen sağ yoluyla çalışmadan önce, solun çalışmasına girmez, yani hiçbir eksiği yoktur, Yaradan çalışmasına bir tutunuş verdiği için O’na şükreder ve O’nu över ve bundan sonra solun çalışmasına başlar. O zaman, başının dertte olduğunu görür. Ne Tora’sı vardır ne de Yaradan’a hizmet etmeye uygun bir işi vardır. O zaman, Yaradan çalışmasından, yani O’nun için çalışmaktan, kendi menfaati için değil ama özellikle yalnız Yaradan’ına memnuniyet ihsan etmek amacıyla çalışmaktan ne kadar uzakta olduğunu hisseder. O zaman, bedenin buna ne kadar itiraz ettiğini görür ve asla hiçbir zaman ihsan etmek için bir şey yapamayacağını görür. Bu yüzden, solun yoluna başladığı zaman, buna “ıstırap” denir ve kişinin Yaradan’a ona yardım etmesi ve ona, “ikinci doğa” denilen, ihsan etme arzusunu vermesi için dua etmekten başka hiçbir çaresi kalmaz. İşte o zaman duası kalbinin derininden gelir ve Yaradan onun duasını duyar.

14) Rabaş, Makale 23, Gece Yatağımda (1985)

Bir adamın içinde üç ortak vardır: Yaradan, babası ve annesi. Babası ona, kişinin içindeki beyazı verir; annesi, içindeki kırmızıyı ve Yaradan ruhu verir… ‘Babası beyazı verir’, dediğimiz gibi, tamlığa, bütünlüğe, ‘beyazlık’ denir, burada kir yoktur. Burada kazanım iki mislidir: 1) Bu yolda, kişi, tamlığa ve bütünlüğe, yani Yaradan’a bağlanmış olmaktan mutluluk duyar. O’nun verdiğinin, bütünlük ve tamlık olduğuna inanır. Bütünlük, kişiyi tam ve bütün yapar, bütün ve tam da hissettirir. Doğal olarak kişi, bundan besin sağlar, böylece yaşayabilir, devam edebilir ve kutsal çalışmayı yapacak gücü bulabilir. 2) Kişinin kutsallık çalışması boyunca edindiği öneme göre, tam anlamda saf olmayan çalışmasıyla ilgili, eksiklik hissetmesi için bir yeri olacaktır. Şöyle ki, o zaman kişi çalışmadaki ihmalinden dolayı, ne kadar kaybettiğini fark edebilir, çünkü Yaradan’ın önemiyle, kendi alçaklığını, aşağıda oluşunu karşılaştırabilir ve bu, ona çalışmasında enerji verir. Ancak, kişi ayrıca kendisini düzeltmelidir, yoksa karanlıkta kalır ve ‘İhsan etme kapları’ denen, ona uygun Kelim’de (kaplar) parlayan gerçek ışığı göremez. Eksikliklerinin ıslahı için çalışırken, Kelim’in ıslahına, Nukva, eksiklik, denir. Bu, ‘Annesi, kırmızıyı verir’ olarak kabul edilir. Şöyle ki, kişi, o zaman, yoluna engel olan, onu hedefe ulaşmaktan alıkoyan, kırmızı ışığı görür. Sonra dua zamanı gelir, zira kişi, ‘akıl ve kalp’ meselesinde yaptığı çalışmanın ölçüsünü ve ihsan etme çalışmasında ilerleme kaydetmediğini, görmüştür. Ayrıca, bedeninin, kendi doğasının üstesinden gelebilmek için, zayıf olduğunu, büyük bir güce sahip olmadığını da görür. Bu sebeple, eğer Yaradan ona yardım etmezse, kaybedeceğini görür, yazıldığı gibi (Mezmurlar 127), ‘Efendi, evi inşa etmezse, inşa etmek için çalışanlar, boşuna çalışırlar’. Bu ikisinden, yani ‘baba ve anne’ denen, bütünlük ve eksiklikten, ona yardım edenin, ona bir ruh, yaşamın ruhunu verenin, Yaradan olduğu ortaya çıkar. Ve o zaman bebek, dünyaya gelir.

15) Rabaş, Makale 15, Çalışmada “O’nun Benim İçin Bir Mucize Yaptığı Yer,” Kutsaması Nedir? (1991)

Kişi, ızdırap zamanı ile keyifli zaman arasındaki her şeyi karşılaştırmayı adet edinmelidir, Yaradan’a, onu ızdıraptan keyifli duruma getirdiği bu mucize için şükretmelidir. Bununla kişi Yaradan’a teşekkür edebilir ve şimdi, bu iki zamanı birbirine göre değerlendirdiği zaman, ona eklenmiş olan bu yeni kapların içinde keyif alabilir. Burada çalışmasında ilerleyebilir. Bu, Baal HaSulam’ın dediği gibidir; kişinin Yaradan’dan ne aldığı önemli değildir, bu büyük bir şey de olabilir, küçük bir şey de olabilir, önemli olan kişinin Yaradan’a şükretmesidir. Kişinin Yaradan’a duyduğu şükran ölçüsünde Yaradan’ın verdiği artar. Bu nedenle kişi Yaradan’a çok teşekkür etmeye önem vermelidir, yani kişi Yaradan’a yaklaşmak için, Yaradan’ın hediyesini takdir etmelidir. Bu nedenle daima yükseliş zamanında, düşüş zamanının nasıl olduğunu, yani düşüş sırasında ne hissetmiş olduğunu dikkatle incelediği zaman, kişi “ışığın karanlığa olan üstünlüğü” koşulunu anlayabilir. Ve kişinin sevinç alabileceği ve Yaradan’a şükredebileceği yeni kapları olur. Yazıldığı üzere kişi kutsamalıdır, “Bana burada mucizesini gösteren, O’na şükürler olsun.”

16) Rabaş, Makale 24, Sadaka ve Hediye Arasındaki Fark (1986)

Uzun bir süre boyunca çaba gösterip eksikliğinde bir tatmin görmemek, kişinin içine azap ve acı verir, çünkü çaba göstermiş ama ilerleme görememiştir. O zaman aklına birer birer düşünceler gelmeye başlar. Bazen bu bir çaresizlik kıvılcımıdır, bazen kişi güçlenir, ama kişi, bir kere daha bu durumundan düşer, bu böyle tekrarlanır. Nihayet gerçek eksiklik, kişinin içinde biçimlenir, bunu çıkış ve inişlerdeki çabası ile edinir. Bu çıkış ve inişler, Yaradan ile Dvekut bahşedilmediği için her defasında ona acı verir. Nihayet çabanın kabı yeteri kadar dolduğu zaman, buna Kli denir. Sonra, bunun dolumu Yaradan’dan gelir, zira şimdi bu gerçek bir Kli’dir. Böylece şimdi kişi, senelerce çalışmasından sonra, geri çekildiğini görür, bu kasten böyle olur ki böylece Yaradan ile Dvekut’ta olmadığı için canı yanmasın. Ortaya çıkan şudur, her defasında, “gerçek eksiklik” denen Kli’yi oluşturmaya yakınlaştığını görmelidir. Şöyle ki, Katnut’unun (küçüklüğünün) ölçüsü ve Gadlut’unun (yetişkinlik) eksikliği, yalnız Yaradan’a memnuniyet vermek olan, Yaradan ile Dvekut denen dolumu almadığı için hissettiği acı ölçüsündedir. Eksiklik tamamlanmadan önce, tamamen dolu olmak için doldurulmak imkânsızdır.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
17 - 0,282