e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Kongre ve Ders Materyalleri > Sabah Dersi 2019 – Yaradan’ın Yüceliğini Gözümüzde Arttırmak

Sabah Dersi 2019 – Yaradan’ın Yüceliğini Gözümüzde Arttırmak

1) Rabaş, Makale 13, Çalışmada “Kem Gözün Ekmeği” Ne Demektir?

Tora ve Mitzvot içindeki tüm çalışmamız, sürgünden yani “kendimiz için almaktan,” geri dönmektir ki böylece ihsan ederek Yaradan’ı memnun etmek için çalışabilelim. Yani Yaradan’a hizmet ettiğimizi ve Yaradan’ın yüceliğinden kaynaklanan sevgiyi hissetmek isteriz.

Aldığımız tüm keyfin Yaradan’ın hizmetinde olmaktan gelmesini isteriz, tek ödülümüzün bu olmasını isteriz. Bu hizmetin kendisinin ödül olduğunu hissetmek ve Yaradan’a hizmet etmekten daha büyük bir ödül olmadığını hissetmek isteriz.

2) Rabaş, Makale 3, Gerçeğin Ve İnancın Anlamı

Bize mantık ötesi inanç yolu verilmiştir, yani hislerimizi ve aklımızı dikkate almayıp, şunu söylemeliyiz; “Onların gören gözleri yok. Onların duyan kulakları yok.” Daha ziyade inanmalıyız ki, Yaradan bizim için iyi olanı bilir. O, olduğum aşamamı hissetmemi ister ve ben kendimi nasıl hissettiğimle ilgilenmem, çünkü ihsan etmek için çalışmak isterim.

Dolayısıyla temel şey şudur ki, Yaradan için çalışmam gerek. Çalışmamda bütünlük olmadığını hissetmeme rağmen, yine de üst olanın Kabında, yani üst olanın perspektifinden ben kesinlikle bütünüm. Bu nedenle çalışmamdan—Kral’a en düşük seviyede hizmet etme ayrıcalığından—hoşnudum. En azından Yaradan’ın O’na birkaç derece yakınlaşmama izin vermesi benim için büyük bir ayrıcalık.

3) Zohar, Zohar Kitabına Giriş, Gelinin Gecesi, Madde 138

Yaradan’dan üstü örtülmüş kötülük görmemesi bir kuraldır. Bu nedenle kişi kendini kötü hissettiğinde, Yaradan’ın ona yol gösterdiğini inkâr eder ve yüksek Operatör aynı ölçüde ondan gizlenmiştir. Bu, dünyadaki en büyük cezadır.

Böylece O’nun yol göstericiliği ile ilişkili olarak iyi ve kötü algısı beraberinde ödül ve ceza algısını da getirir. Yaradan’a olan inancından ayrılmamak için çaba gösteren, Yukarı’nın takdirinden kötü bir tat alsa bile ödüllendirilir. Ve eğer çaba göstermezse, Yaradan’a olan inancından ayrıldığı için cezalandırılacaktır.

4) Rabaş, Makale 28, Çalışmada, “Ekleme ve Geri Alma,” Ne Demektir?

Kişi mantık ötesi inanmalı ve organlarında hissedilen Yaradan’a zaten inanmakla ödüllendirildiğini düşünmelidir ve böylece Yaradan’ın bütün dünyayı iyi olan ve iyilik yapan olarak yönettiğini görür ve hisseder. Her ne kadar mantık içinden baktığında tersini görse de mantık ötesinde çalışması gerekir ve ona sanki organlarında zaten hissedebilecekmiş gibi görünmesi gereken odur ki, gerçekten de Yaratan, dünyaya, iyi olan ve iyilik yapan olarak rehberlik eder.

Burada, kişi amacın önemini kazanır ve hayat bulur, yani Yaradan’a yakın olmaktan sevinç duyar. Ve böylece bir kişi, Yaradan’ın iyi olduğunu ve iyilik yaptığını söyleyebilir. Ve Yaradan’a, “Sen bizi diğer milletlerin arasından seçtin, bizi sevdin ve bizi istedin,” diyecek gücü olduğunu hisseder, zira artık Yaradan’a şükretmek için bir nedeni vardır. Ve maneviyatın önemini hissettiği ölçüde, Yaradan’ı över ve O’na şükreder.

5) Rabaş, Makale 24, Çalışmada, Kişi Bir Oğul ve Bir Kız Doğurmalıdır, Ne Demektir? (1991)

Kişi “toz” olarak çalışmak isterse, yani çalışmadan toz tadı bile alsa, Yaradan hatırı için bir şeyler yapabilmenin onun için çok önemli olduğunu söyler. Kendisi için hangi tadı aldığına aldırmaz ve toz tadı aldığı, yani bedenin alay ettiği bu çalışma için bedene kendi görüşüne göre bu çalışmanın “Şehina’yı tozdan kaldırmak,” olduğunu söyler. Başka bir deyişle, beden bu çalışmadan toz tadı alır; kişi bu Keduşa’dır der ve çalışmadan ne kadar tat aldığını ölçmez. Aksine Yaradan’ın bu çalışmadan hoşnut olduğuna inanır, çünkü buraya alma arzusu karışmamıştır, zira alacak hiçbir şey yoktur, çünkü bu çalışmada hiçbir tat ya da güzel koku yoktur, burada yalnız toz tadı vardır. Bu nedenle, bu çalışmanın kutsal çalışma olduğuna inanır ve buna sevinir.

6) Rabaş, Makale 300, Kıtlık İçinde Ekmek Yiyeceğin Toprak (1973)

Zohar’da yazıldığı gibi, kişi gece ve gündüz Tora ile uğraşmalıdır, gece ve gündüz onun için eşit olmalıdır. Başka bir deyişle, bütünlük olan durumuna “gündüz,” bütünlük olmayan durumuna “gece,” denir, bunlar eşit olmalıdır. Şöyle ki, eğer amacı Yaradan hatırı için ise kişi O’na memnuniyet vermek ister ve eğer Yaradan onu bütünlük olmayan durumda tutmak istiyorsa, kişi buna da razı olur. Rızasını, çalışmasını sanki bütünlük durumunda olmakla ödüllenmişçesine yaparak, gösterir. Kişi için gece ve gündüz eşit olduğunda, buna “kabul etmek,” denir. Ama eğer farklılık varsa, bu fark ölçüsünde ayrılık vardır ve bu ayrılıkta dışarıdakilere tutunma vardır. Bu nedenle, eğer kişi farklılık hissederse, Yaradan’a, onun için farklılık olmamasında ona yardım etmesi için dua etmelidir ve böylece bütünlükle ödüllenir.

7) Rabaş, Makale 6, Çalışmada İbrahim’in Sığır Çobanı ve Lot’un Sığır Çobanı Ne Demektir?

Her başlangıçta kişi, cennetin boyunduruğunu yeniden üstlenmelidir, dün Yaradan’a inancı olması yeterli değildir. Bu nedenle her defasında cennetin krallığını edinmek, yeni bir durum olarak kabul edilir, yani kişi cennetin krallığından boş olan bir yer alır ve onu cennetin krallığı ile doldurur. Böylece kişi şimdi daha önce var olmayan yeni bir şeyi açıklığa kavuşturmuştur, boş bir yeri almış ve onu cennetin krallığı ile doldurmuştur. Buna yeni bir kıvılcımı Keduşa’ya yükseltmek denir. Birçok yükselişler yoluyla, kişi, daima boş olan yerden Keduşa’ya kıvılcımlar yükseltir.

Böylece her inişle yeni bir başlangıç gelir ve yeni kıvılcımlar yükselir. Bu nedenle kişi inişte olduğunu gördüğü zaman, mücadeleden kaçmamaya dikkat etmelidir, ilerlemediğini görse bile. Aksine her defasında yeniden başlamaya gayret etmelidir. Bu nedenle kişi yükseldiği zaman, tekrar eski durumuna geri geldiğini söylememelidir. Yani çalışması ile hiçbir şey yapmamıştır, çünkü şimdi eski çalışmasına geri geldiğini düşünmektedir. Aksine kişi her defasında bunun yeni bir durum olduğuna ve bu duruma ait yeni kıvılcımlar yükselttiğine inanmalıdır.

8) Rabaş, Makale 31, Senin Öğretini Ne Kadar da Severim

“Yaradan, O’ndan korkulsun diye bunu yaptı,” sözünün anlamı şudur, hissettiğimiz tüm kötü durumlar, yalnızca insanın içinde bulunduğu durumda kalmaması içindir. Şöyledir, kişi Yaradan’ın yüceliği kademesine yükselmedikçe, bunun üstesinden gelemeyecektir, ancak yalnız Yaradan’ın yüceliğini hissettiğinde kalbi teslim olur. Buna Yaradan korkusu kademesine tırmanmak denir. Bunu takiben, bu sorular kişinin Yaradan’ın yüceliği ile Yaradan’ın onun kalbini ve gözünü açmasına ihtiyaç duyasına neden olur. Aksi halde yetiştirilirken ona verilen cennet korkusu ile yetinir. Ancak günahkarın sorusu onun aklına düşer ve bu ona yeterli olmaz, sürekli olarak Yaradan’ın yüceliğinin (hissiyatını edinme) kademelerinde yükselmeye ihtiyaç duyar.

9) Rabaş, Makale 29, Lişma ve Lo Lişma

İhsan etme yolunda yürümek isteyen birisi, şunu anlamalıdır; yukarıdan ona özel bir muamele yapılmıştır, önceki durumundan aşağı indirilmiştir ki böylece amacını, yani insandan isteneni, Yaradan’ın insana vermek istediğini gerçekleştirsin. Ancak yükseliş durumunda olduğunda, Tora ve Mitzvot’a karşı arzusu olduğunda, maneviyat hakkında endişe etmesine gerek yoktur. Bunun yerine, böyle mutlu olduğu için, tüm yaşamı boyunca bu halde kalacağını görür.

Anlaşılacağı üzere, aldığı iniş, kişinin kendi iyiliği içindir; yani, biraz bütünlüğe sahip olduğunu düşündüğü içinde, bulunduğu bu durumdan aşağıya indirilerek, özel bir muamele görmüştür. Bu, onun içinde bulunduğu bu durumda tüm yaşamı boyunca kalmaya razı olmasından da açıkça bellidir.

Fakat şimdi, maneviyattan uzak olduğunu görür ve şöyle düşünmeye başlar: ‘Gerçekte benden istenen nedir?’ Ne yapmalıyım? Erişmem gereken amaç nedir?’ Çalışmak için gücü olmadığını görür ve kendini ‘Cennetle, yeryüzü arasında’ bir durumda bulur. Öyle ki insanın güçlenmesine, yalnızca Yaradan yardım edebilir; kişi kendi başına, ölüme mahkûmdur.

Bunun hakkında şöyle söylenmiştir: ‘Sadece Efendi’ye ümit bağlayan, yeniden güç kazanacaktır’. Bu, Yaradan’a ümit bağlayanlar anlamındadır. Yani dünyada, her seferinde, onlara yeniden güç kazandırarak yardım edecek, başka kimsenin olmadığını görenler demektir. Bunu takiben, bu iniş aslında yükseliştir, yani hissettikleri bu iniş, onların bir sonraki dereceye yükselmelerini sağlar, zira ‘Kli olmadan, ışık olmaz.’

10) Baal HaSulam, Şamati 16 – Çalışmada Efendi’nin Günü ve Efendi’nin Gecesi Nedir?

Şimdi yazılanları yorumlayabiliriz, “Efendinin gününü arzulayan size yazıklar olsun! Neden siz Efendinin gününe sahip olabilesiniz? O karanlıktır ve ışık değildir.” Konu şudur ki Efendinin gününü bekliyor olanlar, mantık ötesi edinmek için bekliyorlar anlamına gelir, öyle ki inançları sanki gözleriyle görmüş kadar güçlü olacaktır. Yani bu, Yaradan dünyaya kesinlikle iyilikle rehberlik eder manasına gelir.

Başka bir değişle, onlar Yaradan’ın dünyaya iyilikle nasıl rehberlik ettiğini görmek istemezler, çünkü görmek inanca aykırıdır. Diğer bir değişle, inanç tam olarak mantığa karşıt olan yerdedir. Ve kişi ne zaman kendi mantığına karşı olanı yaparsa, buna “mantık ötesi inanç” denir.

Bu, onların Yaradan’ın rehberliğine, yarattıkları üzerine iyiliksever olduğuna inanıyorlar anlamına gelir. Onlar kesin olarak bunu anlamamalarına rağmen, Yaradan’a “Biz mantık içinde anlaşıldığı gibi ihsan etmeyi de anlamak istiyoruz” demezler. Aksine, onlar bunun mantık ötesi inanç gibi içlerinde kalmasını isterler.

Fakat onlar Yaradan’dan kendilerine öyle bir güç vermesini isterler ki bu sanki mantık içinde görürmüş kadar güçlü bir inanç olsun. Bu inanç ile akıldaki bilgi arasında bir fark kalmayacağı anlamına gelir. Bu onların, Yaradan’a tutunmak isteyenlerin, “Yaradan’ın günü” olarak adlandırdıkları şeydir.

11) Rabaş, Makale 21, Ayın Kutsanması

Kişi en düşük durumda iken, cennet krallığının yükünü kabul etmelidir ve bu durumda dahi, bundan daha düşük bir şey olmadığını, yani kişinin tamamen mantık ötesinde, akıl ve hislerinden kesinlikle hiçbir destek almadığını söylemeliyiz, üzerine bir temel inşa etmek için. Bu durumda kişi, cennet ve yer arasında duruyormuş gibidir, tamamen desteksizdir, çünkü her şey mantık ötesindedir.

Böylece kişi, bu tamamen alçakta olduğu bu koşulu ona Yaradan’ın gönderdiğini söyler, çünkü Yaradan, cennetin krallığının boyunduruğunu, bu alçakgönüllülük durumunda almasını istemektedir. Böylece kişi bunu üstlenir, çünkü mantık ötesi inanır ki şu an içinde bulunduğu durum, kendisine Yaradan’dan gelmiştir, yani Yaratan’ın onun bu dünyada olası en düşük durumunu görmesini istiyor.

Her halükârda, her koşulda kişi Yaradan’a inandığını söylemelidir ve buna “koşulsuz teslimiyet” denir.

12) Baal HaSulam, Şamati 42 – Bu Çalışmada ELUL Kısaltması Nedir?

İhsan etmek için çalışmak isteyenler Kral’ın salonuna kabul edilirler. Ve kişi ihsan etmek için çalıştığı zaman, çalışma sırasında ne hissettiğine aldırmaz.

Aksine, siyah şekiller gördüğü durumda bile, bundan etkilenmez, tüm engellerin üstesinden gelebilmek için Yaradan’ın ona güç vermesini ister. Yani kişi Yaradan’dan beyaz şekiller vermesini değil, tüm sırların üstesinden gelmek için güç vermesini diler.

Böylece, bu insanların, ihsan etmek için çalışmak isteyenler için, her zaman beyazlık durumu var gibidir ve bu beyazlık onların çalışmasına imkân sağlar. Çünkü beyaz parladığı için, kişi kendi için alma formu içinde bile çalışmaya devam edebilir.

Çünkü eğer her zaman beyazlık durumu olsaydı ve bu beyazlık onun çalışmasına imkân verseydi, kişi asla çalışmasının saf ve temiz olup olmadığını bilemezdi. Ve bu kişinin asla Yaradan ile Dvekut (bir olmak, bağlanmak) ödüllenememesine neden olurdu. Bu nedenle kişiye yukarıdan siyahlık verilir, böylece çalışmasının saflık ve temizliğini görsün diye.

Başka bir deyişle, eğer siyahlık durumunda da kişi memnuniyet içinde ise, bu kişinin çalışmasının saf ve temiz olduğunun işaretidir, çünkü kişi kendisine yukarıdan ihsan etmek için çalışabilme fırsatı verildiğine inanır ve mutlu olur.

13) Rabaş, Makale 805, Sevinç Hakkında

Sevincin şahitlik etmesi meselesi vardır, yani kişi inanç meselesinin üstesinden gelir mi. Yaradan’a, iyi ve iyilik yapan olduğuna, O’ndan başkası olmadığına inanır mı? Şimdi kendisini mutlu olacak hiçbir şey bulamadığı bir durumda bulsa bile gene de kendinde güç bulup Yaradan’ın onu iyi ve iyilik yapan olarak yönettiğini söyler mi? Ve eğer kişinin inancı tam ise doğal olarak mantığı onun mutlu ve hoşnut olmasını gerektiğini emreder. Böylece kişinin sevincinin ölçüsü inancının gerçekliğinin ölçüsüne şahitlik eder.

Böylece Rabi Elimeleh hakkında söyleneni açıklamış oluruz; o derdi ki kişi gerçeklik dünyasına eriştiği zaman, ona cehenneme gireceksin denirse, eğer bu Yaradan’ın arzusu ise o sevinçle zıplayacaktır, yani bu iyi ve iyilik yapar bakımından böyledir ve kişi daima sevinç duyar.

14) Rabaş, Makale 42, Efendiye Mutlulukla Hizmet Et

Kutsal Zohar sorar: “Efendi kırık kalbe yakındır,” diye yazılmamış mı? Yaradan’a hizmet eden, yani niyeti ihsan etmek için olan kişi, mutluluk içinde olmalıdır, çünkü Yaradan’a hizmet etmektedir. Eğer kişi çalışma sırasında mutlu değilse, bu onun Yaradan’ın yüceliğini takdir etmediğine işaret eder. Bu nedenle kişi mutlu olmadığını hissederse, Yaradan’a dua etmeli; O’nun yüceliği hissetmesi için kalbini ve gözünü açsın diye.

Ve burada iki durum gelişir:

1) Kişi Kral’ın yüceliğini hissetmediğine hayıflanır.

2) Kişi mutlu olur, çünkü tüm hüznü manevi yoksunluktan gelmektedir; yoksunlukları alma arzusundan gelen diğer insanlar gibi değildir.

Ve kişi ona bu bilgiyi -maneviyat için endişe duyup hayıflanmayı- kimin verdiğini anlamalıdır. Ve bu onu mutlu etmelidir, çünkü Yaradan ona manevi yoksunluk hakkında düşünceler yollamaktadır; buna “Efendinin kurtarışı,” denir ve bu nedenle de kişi mutlu olmalıdır.

15) Rabaş, Çalışmada Opsiyonel Savaş Nedir? -2

Kişi küçük ve önemsiz bir durumda iken, Yaradan ondan uzaklaştı ve çalışma için hiç özlemi yok demektir. Bu, Yaradan kişiye çalışmadan hiç tat almama koşulunu veriyor anlamına gelir. Daha da ötesi, kişi kaçıp bu çalışmayı tamamen unutmak ister. Bu, Yaradan ona Ahoraim’i (arkasını) gösteriyor demektir. Yaradan’ın Panim’i (yüzü) O’nun yarattıklarına iyilik yapmak istemesidir ve Ahoraim bunun tam tersidir. Yaradan kişiye neden Ahoraim’i gösterir? Bu maksatlıdır, bu küçük ve önemsiz bir durumda kalamayacağı için bu yolla kişi, Yaradan ile Dvekut’a doğru bir güven edinir. Burada sonuç olarak, Ahoraim’in içinde Panim anlayışı vardır.

16) Rabaş, Makale 6, Çalışmada Kişi Ne Zaman Gururu Kullanmalıdır?

Kişi buna dikkatini vermeli ve Yaradan’ın ona baktığına ve kralın sarayına giden yolu gösterdiğine inanmalıdır. Böylece, Yaradan onu koruduğu için ve ona inişler verdiği için de kişi mutlu olmalıdır. Şöyle ki, kişi anladığı kadar inanmalıdır ki yükselişleri ona Yaradan vermektedir, zira kesinlikle kişi kendisinin yükselişleri edindiğini söyleyemez, ancak Yaradan onu yakınlaştırmak ister ve bu nedenle ona yükselişler verir.

Ayrıca kişi inişleri de Yaradan’ın verdiğine inanmalıdır, çünkü O, kişiyi yakınlaştırmak istemektedir. Bu nedenle yapabildiği her bir şeyi sanki yükseliş durumundaymış gibi yapmalıdır. Böylece düşüş sırasında biraz üstesinden geldiğinde buna “aşağıdan uyanış,” denir. Yaptığı her eylemi Yaradan’ın yapacağına inanmalıdır ve böylece kişi Yaradan’ın onu yakınına getirdiğini hissetmeye başlar.

17) Rabaş, Makale 2, Damat Yemeği Nedir? (1989)

Kişi, hiçbir şey hissetmese de hiç heyecan duymasa da Cennet Krallığının yükünü üzerine almayı, mantık ötesi inançla kabul etmelidir. Gene de bu duruma razı olmalı ve “bu Yaradan’ın arzusu olmalı” deyip O’na alçakgönüllülükle hizmet etmelidir ve böylece bu inanç hakkında hissedeceği sevinç ve coşkuya önem vermez, çünkü kendi menfaatini dikkate almaz ve buna aldırmaz, yalnızca Yaradan’ın yararını dikkate alır. Eğer O, kişinin bu durumda kalmasını istiyor ise, bunu koşulsuzca kabullenir. Bu duruma “koşulsuz teslimiyet,” denir.

18) Baal HaSulam, Şamati 53- Kısıtlama Meselesi

Kısıtlama meselesi kişinin içinde bulunduğu durumu sınırlaması ve Gadlut (Yücelik/büyüklük) derecesini istememesi. Kişinin içinde bulunduğu Gadlut derecesi ne olursa olsun, hatta kişinin en küçük Katnut (Küçüklük) derecesi bile olsa, bu sonsuza kadar yansır ve kişide Dvekut koşulu sonsuza kadar olur denir. Ancak, daha büyük Gadlut isteyen birisi olursa buna lüks denir.

“Herhangi bir üzüntü fazlalık olacaktır” cümlesinin anlamıdır, şöyle ki kişiye mutsuzluk lüks şeyler istediği zaman gelir. Bu şu demek, İsrail Oğulları (maneviyata yönlenmiş bir insana İsrail oğlu denir) Tora’yı (Tevrat ışık anlamındadır ve ıslah olmak için kullanılan metot/ilaç olarak bilinir), Musa halkını dağın eteğine getirdi, yazdığı gibi “ve dağın en alt kısmında durdular.

(Dağ kelimesi (İbranicede: Har) düşünceler demektir (İbranice: Hirhurim)). Yani Musa onları düşüncenin sonuna, anlayışa ve nedenine getirdi, olabilecek en alt dereceye. Ancak o zaman böyle bir koşulu kabul ettiler, içlerinde hiçbir tereddüt ve karşılık olmadan, sanki en büyük Gadlut derecesindelermiş gibi ve bundan mutluluk duyarak.

“Yaratan’a memnuniyetle hizmet edin” cümlesi bunu anlatmaktadır. Şöyle ki Gadlut zamanında, bizlere mutluluk duyacağımız bir iş veriyor demek alakasızdır, zira Gadlut’tayken, mutluluk kendiliğinden gelir. Bunun yerine, mutlu olmaları için verilen iş, onlara Katnut zamanında verilir, kendilerini Katnutta hissetmelerine rağmen bu aslında çok büyük bir çalışmadır.

Seviyenin esas kısmı budur denir, yani Katnut koşulunun anlaşılması. Anlayış sürekli olmalı ve Gadlut sadece bir eklemedir. Ayrıca, kişi ana bölüm için özlem duymalı, eklemeler için değil.

19) Rabaş, Makale 30, Çalışmada Menora’yı Yakmak Ne Demektir? (1989)

Elinden geldiği kadar çok çalışıp çabalayan ve iniş ve çıkışlardan geçen kişi, karanlığın tadını tattığını söyleyebilir, çünkü kendi başına alma arzusunun üstesinden gelemez. Böylece gerçeğin yolunda yürürken aldığı bu düşüşler, alacağı yardım hissiyatının araçlarıdır. “Arınmaya gelene yardım edilir,” diyen bilgelerimize inanmalıyız. İlerleme kaydetmediğini gören kişi mücadeleden kaçmamalıdır. Kişi bazen, “bu çalışma bize göre değildir, bu mücadele yolunun üstesinden gelebilen özel kişiler içindir,” diyen casusların arasından geçer. Bütün bunlar ona, her defasında ne kadar ilerleme kaydettiğini görmek zorunda hissettiği için gelir. Halbuki, karanlığı edinerek ilerlemek zorunda olduğu kişinin aklına gelmez, ihtiyacı olan tek Kli budur. Dolum almak için bir Kli gereklidir. Şöyle ki, eğer eksikliğinin dolumu yoksa, kişi karanlık hisseder. Bu nedenle, kişi çalışmada ilerlemediğini söylememelidir. Bu doğru olmadığı için mücadeleden kaçmak ister, zira her defasında ışığı edinmekten ne kadar da uzakta olduğunu görür, zira Yaradan ona “alma arzusu,” denen bir Kli vermiştir. İhsan etme arzusunu kendi başına elde edemez ve o zaman dünyasının karardığını görmeye başlar. İşte o zaman ışık, yani yukarıdan yardım gelir. Yazıldığı gibi, “Arınmaya gelene yardım edilir.”

20) Rabaş, Makale 24, Sadaka ve Hediye Arasındaki Fark

Uzun bir süre boyunca çaba gösterip eksikliğinde bir tatmin görmemek, kişinin içine azap ve acı verir, çünkü çaba göstermiş ama ilerleme görememiştir. O zaman aklına birer birer düşünceler gelmeye başlar. Bazen bu bir çaresizlik kıvılcımıdır, bazen kişi güçlenir, ama kişi, bir kere daha bu durumundan düşer, bu böyle tekrarlanır. Nihayet gerçek eksiklik, kişinin içinde biçimlenir, bunu çıkış ve inişlerdeki çabası ile edinir. Bu çıkış ve inişler, Yaradan ile Dvekut bahşedilmediği için her defasında ona acı verir. Nihayet çabanın kabı yeteri kadar dolduğu zaman, buna Kli denir. Sonra, bunun dolumu Yaradan’dan gelir, zira şimdi bu gerçek bir Kli’dir.

Böylece şimdi kişi, senelerce çalışmasından sonra, geri çekildiğini görür, bu kasten böyle olur ki böylece Yaradan ile Dvekut’ta olmadığı için canı yanmasın. Ortaya çıkan şudur, her defasında, “gerçek eksiklik” denen Kli’yi oluşturmaya yakınlaştığını görmelidir. Şöyle ki, Katnut’unun (küçüklüğünün) ölçüsü ve Gadlut’unun (yetişkinlik) eksikliği, yalnız Yaradan’a memnuniyet vermek olan, Yaradan ile Dvekut denen dolumu almadığı için hissettiği acı ölçüsündedir. Eksiklik tamamlanmadan önce, tamamen dolu olmak için doldurulmak imkânsızdır.

21) Baal HaSulam, Şamati 33- Haman İle Kefaret Günlerinin Kuraları

Kişi manevi çalışmadaki hataları ile kendini Yukarıya doğru çıkarır, zira kişi bir itiş olmadan hareket etmez ve bulunduğu durumda kalır. Ancak eğer kişi anlayabileceğinden daha alçak bir seviyeye düşerse, bu kişiye bunun üstesinden gelme gücü verilir, çünkü kişi böyle bir kötü durumun içinde kalamaz, zira kişi bulunduğu durumdan daha aşağılara düşmeye razı gelemez.

Bu nedenle kişi her defasında galip gelmeli ve bu düşüşlerden çıkmalıdır. Böyle bir durumda Yaradan’ın Yüceliğini üzerine çekmelidir. Bu kişiye Yukarıdan üst güçleri kendisine çekme olanağı verir, çünkü kişi aksi takdir de mutlak bir aşağılığın içinde kalır. Bunu takiben kişi her seferinde Zearot aracılığı ile Yaradan’ın Yüceliğini keşfeder ta ki Yaradan’ın Merhamet diye adlandırılan O´nun on üç niteliği olan isimlerini edinene kadar. Bu “Ve yaşlılar gençlere hizmet etsin”, ayrıca, “Kötü olan hazırlasın ve Hak´tan yana olan taşısın.” Ve de “kardeşine hizmet edeceksin” anlamlarıdır.

Bu demektir ki, bütün bu esir düşmeler yani çelişkiler, sanki kutsal çalışmayı bozmak için var gibi görünürler. Kişi artık, bu çelişkilerin üzerinde yer alan Yaradan’ın Işığına layık olduğunda, tam tersini yani bunların Keduşa’ya (Kutsallığa) hizmet ettiklerini görür. Bu demektir ki, bunların aracılığıyla Keduşa’nın kıyafet bulacağı bir yer var olur. Bu, “Kötülük onu hazırlar ve Hak´tan yana olan onu taşır, diye adlandırılır ve bu demektir ki, onlar Kelim´e (Kaplar) Keduşa için bir yer verdiler.

22) Baal HaSulam, Şamati 5 Lişma Yukarıdan Gelen Bir Uyanıştır ve Neden Aşağıdan Bir Uyanışa İhtiyaç Vardır?

Çalışmamızın başlangıcında hiç keyif yoktur, yalnız zorla yapılan iş vardır. Ancak kişi ihsan etmek için çalışmaya alıştıktan sonra ve kendi keyif alıyor mu almıyor mu diye bakmaz, aksine Yaradan’ı memnun etmek için çalıştığına inanır, Yaradan’ı memnun etmekten sevinç ve mutluluk duyar. Çünkü zorla çalışma sırasında gösterdiği çaba onu dürüstçe Yaradan’a memnuniyet getirebilmeye yetkin yapar. Ve böylece anlarız ki kişinin aldığı keyif Yaradan ile ilgilidir, yani özellikle Yaradan için olandır.

23) Baal HaSulam, Pri Haham, Üç Ortak

Mutlak iyilik olan Yaradan’a herhangi bir kötülük atfetmek imkânsızdır, bu yüzden kişi kendisini kötü durumda hissettiği zaman, bunun ona başka bir kaynaktan, çevreden geldiğini söylemek zorunda kalır. Ama gerçek şudur ki, kişi yalnız iyiyi görmekle, dünyada hiçbir kötülük olmadığını ve her şeyin iyi olduğunu görmekle ödüllendiği zaman kişiye gerçek gösterilir; tek mutlak güç olduğu için her şeyi yalnız Yaradan yapmıştır ve yapacaktır.

24) Baal HaSulam, 18. Mektup

Kişinin şimdiki ve gelecek anlarını O’nun yüce adına sunmasından başka bir seçeneği yoktur. Zor olduğu ve tüm zamanlar onun için değerli olmadığı için O’nun huzurunda anı reddeden kişi, aptallığını açıkça ortaya koyar, çünkü kişinin çalışması kesinlikle değişen zaman ve olaylarla değişmesine rağmen, O’nun çehresi bunlarla kıyafetlenmemiştir. Bu nedenle mantık ötesi inanç ve güven, bizim için hazırlanmıştır, kişi bunları zor zamanlarda çaba sarf etmeden ve bıkmadan kullanabilir.

25) Baal HaSulam, Şamati 138 – Kişi Bazen Kafasını Korkuyla Meşgul Ederken

Kişi bazen aklını korkuyla meşgul ederken şunu bilmelidir ki, O’ndan başkası yok. Ve eğer kişi hala korkunun üzerinde etkisi olduğu hissi içerisindeyse, kişi bilmeli ki şans eseri diye bir şey yoktur ve kendisine olanı Yaratan yukarıdan vermiştir, kişi sonu düşünebilmesi için ona bir korku gönderilir. Şöyle ki korku kişiye “O’ndan başkası yok” diyebilmesi için getirilmiştir.

Ancak, hala bundan sonra kişi korku hissi içerisindeyse, o zaman kişi bu korkuyu örnek olarak almalı ve Yaratan korkusunun şu anda hissettiği korku kadar güçlü olması gerektiğini söylemeli.

26) Rabaş, Makale 13, Çalışmada, “Halkın Çobanı Tüm Halktır” Ne Demektir? (1988)

İnanca ihtiyaç duymaya gelmek için kişi önce inanç yoluyla ne gibi bir fayda sağlayacağını ve kısmi inanca sahip olmakla ne kaybedeceğini gözünde canlandırmalıdır. Önce kendi gözünde yaradılışın amacını canlandırmalıdır, yani Yaradan hangi amaçla yaratılışı yaratmıştır. Kişi bilgelerimize inanmalıdır, onlar yaratılışın amacının O’nun yarattıklarına iyilik yapmak olduğunu söylerler. Kişi kendi gözleriyle yaradılışı incelediği zaman, yani iyiliğin biçimini ve yapılan iyiliğin şeklini incelediği zaman, yaratılanların O’ndan aldığı, insanın gözüne tam tersi olarak görünür. Tüm dünyanın acılar içinde ıstırap çektiğini görür ve O’nun rehberliğinin iyi şekilde ve iyilik yapmak biçiminde olduğunu hissettiğini ve gördüğünü söyleyebilecek tek bir kişi bile bulmak zor olur. Bu durumda, kişi karanlık bir dünya gördüğünde, mantık ötesinde şuna inanmak ister ki Yaradan dünyaya karşı İlahi Takdirle iyidir ve iyilik yapar şeklinde, davranmaktadır. Kişi bu noktada durur ve çeşitli yabancı düşünceler aklına gelir. Bu durumda, mantık ötesinde bunun üstesinden gelmek zorundadır, şöyle ki İlahi Takdir iyidir ve iyilik yapar. O zaman, kişi Yaradan’ın ona inanç için güç vermesi için bir ihtiyaç edinir ki böylece mantık ötesi gidebilsin ve İlahi Takdiri haklı görebilsin.

27) Rabaş, Makale 133, Bunun Hepsi Islahtır

“Mısır’a verdiğim tüm o hastalıkları sana vermeyeceğim, çünkü ben Efendinim, senin şifacınım.”  Bilgelerimiz şöyle sorar: “Eğer hastalığı veren bensem, şifacıya ne gerek var ki?” Bunu şöyle yorumlamalıyız, eğer ben şifacıysam, eğer bu hastalığı ben iyileştireceksem, neden sana hastalık veriyorum? Hastalık vermekle ne kazanıyorum? Bu ceza gibi olmalı, eğer ki ben iyileştirmek zorunda isem bu ne biçim bir cezadır? Bu sanki ben boş yere iş yapıyorum gibidir. Bu nedenle sana hastalık vermeyeceğim ve senin hastalık diye düşünmen yanlıştır, bu konuda yanılıyorsun. Doğrusu şudur, hissettiğin tüm durumları eğer Benimle ilişkilendirirsen, bunların hepsi ıslahlardır, senin Benimle Dvekut’a yaklaşman içindir.

28) Baal HaSulam, 1. Mektup

Herkes kişisel kadere inanır, ama buna fazlaca tutunmaz diyebilirim. Bunun sebebi bir aptalın düşüncesinin, “iyi ve iyilik yapanın” tek örneği Yaradan’a atfedilmemesi gerektiği içindir. Ancak, sadece Yaradan’ın gerçek hizmetkârları kendi kaderinin bilgisine sahiptir ki O hem iyi hem kötü her şeyin sebebidir. Onlar kadere yapışırlar, çünkü arı olana bağlananlar, arıdır.

Koruyucu koruduklarıyla bir olduğundan, kötü ve iyi arasında belirgin bir ayırım yoktur. Onlar,  O’nun benzersizliğini yüceltmeye hazır ve kapların taşıyıcıları olduklarından, hepsi bütün ve sevilendir. İyi ve kötü tüm eylem ve düşüncelerin bilgisine içgüdüsel olarak sahip oldukları ölçüde Tanrı’nın kaplarının taşıyıcılarıdırlar. Yaradan onları hazırlar, onlar O’dan gelir. Bunu ıslahın sonunda herkes bilecek.

Ancak, arada uzun ve ürküten bir sürgün var. Asıl sorun şu ki, kişi hatalı bir şey yaptığında derecesinden düşer (ve bir yalana tutunarak, kasabın elindeki bıçak olduğunu unutur). Kişi kendini eylemin sahibi zannedip, her şeyin O’ndan geldiğini unutur,  oysa dünyada O’ndan başka bir işleyiş yoktur.

Ders budur. Kişi önceleri bunu bilse de yine de ihtiyaç zamanında, bu farkındalığı kontrol edemez ve her şeyi erdemlik ölçüsüne hükmeden sebebe bağlar.

29) Baal HaSulam, 18. Mektup

Cennet krallığının yükünü üstüne alan kişi, Yaradan’a tapınmada çaba harcamaz, O’na gece ve gündüz, karanlıkta ve aydınlıkta tutunur. Yağmur—gelecekte ve şu anda yaratılan—onu durduramaz, çünkü Ein Sof olan Keter her şeyi eşit olarak aydınlatır. Aptal—arkasından ve önünden üzerine gelen engellerin altında yürüyen— herkese Dvekut (birleşme) eksikliğini, bozukluk ya da kendi adına kötülük olarak hissetmediğini söyler.

Eğer hissetmiş olsaydı, kesinlikle az veya çok Dvekut eksikliğinden kendisini kurtaracak bir yöntem bulacaktı. Bu yöntem sıkıntıdaki bir insandan, saklandığı yerde Yaradan’a yakaran bir hırsızdan bile, ister “inancın düşüncesi” ya da “güven” ister “duasının yakarışında,” olsun onu arayandan asla kaçamaz. Bu sebeple dalın kökten ayrılmasını engelleyecek Mohin de Gadlut’a gerek olmaz.

30) Baal HaSulam, 18. Mektup

Sabah ilk iş uyanır uyanmaz O’nla Dvekut’un anını kutsamalı ve aklına boş bir düşünce gelmesin diye yirmi-dört saat boyunca kalbini Yaradan’a açmalı ve bunu doğa üzeri ya da imkânsız görmemelidir.

Aslında demir ayırımı yapan doğanın imajıdır ve kişi hissettiği doğanın ayrımını iptal etmeli ve önce bu ayrımların O’ndan gelmediğine inanmalıdır. Sonra kendi doğal arzusunun üzerinde olsa da kalbinin derinliklerinden dua etmelidir.

Bilin ki daima, formlar Keduşa’dan olmadığı zaman bile size engel olur ve hatırladığınız anda da dururlar. Bütün gücünüzle kalbinizi açın, böylece Yaradan O’nla Dvekut’u engelleyenlerden sizi korur. Aşamalı olarak kalbiniz Yaradan’a alışarak genişler ve O’na tutunmaya özlem duyar ve Tanrı’nın arzusu sizin tarafınızdan yerine getirilmiş olur.

31) Rabaş, Makale 289, Yaradan Erdemliye Karşı Titizdir

Kişinin çalışmanın lezzetini alması için Yaradan’ın verdiği darbe, kişi tarafından iyileştirilir, çünkü Yaradan’a hizmet etmenin başka bir yolu yoktur. Böylece, Yaradan’dan aldığı darbe onu iyileştirir, aksi takdirde ayrılıkta kalacaktır.

Bununla, bilgelerimizin söylediklerinin, Yaradan’ın darbeleriyle, O’nun (Mehilta BeŞalah) iyileştiğini anlıyoruz. Başka bir deyişle, bu şifadır – ona herhangi bir destek olmadan inançla çalışmak için bir yer verir. Ayrıca, bilgelerimizin şununla ne dediğini anlamalıyız, “Yaradan bir kararname çıkarır ve erdemli onu geçersiz kılar” (Moed Katan, 16). Bu, Yaradan’ın çalışmadan aldığı zevki ondan geri alan bir kararname yaptığı anlamına gelir ve çalışmadaki canlılığını birinden almaktan daha sert bir kararname yoktur. Ama erdemli bunu geçersiz kılar. Yani, eğer kişi herhangi bir canlılık ve zevke sahip olmaksızın çalışmak istediğini söylerse, o zaman bu kararname her halükarda iptal olur. Dahası, şimdi daha yüksek bir düzeye yükselir, çünkü şimdi saf bir inanç durumundadır ve kişisel bir çıkarı olmadığı görülür.

32) Rabaş, Makale 5, “Günahların Erdemler Haline Gelmesine Dair”

Bu alevin fitile bağlı oluşuna benzer: Yabancı düşünceye fitil denir, kişinin çalışmasında hatalar bulmak ister. Bu yabancı düşünceler kişinin aklı ve mantığı çerçevesi içinde kişinin, Yaradan çalışmasıyla yapacak bir şeyi olmadığını anlamasına meydan verir. Ve bu yabancı düşünceler ona geldiğinde, mantığı bunların hepsinin doğru olduğunu söylemesine rağmen, kişi hiçbir bahaneye yer vermek istemediğini söyler ve şimdi o, mantık ötesinde, inancın yolunda yürümektedir. Bu durumda, inancın alevi yabancı düşüncelerin fitili ile bağlanır. Böylece, yalnız şimdi tam olarak inanç emrini yerine getirebilmektedir. Bu yüzden şüpheleri erdemler haline gelir, aksi halde inanç anlayışından bir erdem edinemezdi. Buna “ıstırap içinde memnun,” denir. Kişi, yabancı düşünceler onun, Yaradan çalışmasında kötü konuşmasına, dedikodu yapmasına ve sivri dilli olmasına neden olarak, ona eziyet vermesinden acı çekse bile, ancak bu durumda mantık ötesi inancı yerine getirebildiği için bundan memnundur. Ve buna “Mitzva’nın sevinci,” denir.

33) Baal HaSulam, Şamati 8- Keduşa’nın (Tanrısallığın) Gölgesi ile Sitra Ahra’nın Gölgesi Arasındaki Fark Nedir?

Klipa (Kabuk) gölgesine “Başka bir tanrı verimsiz ve meyve vermez” denir. Keduşa da (Kutsallık) ise, “Gölgesi altında mutlulukla oturdum ve meyvesi damağımda tatlıydı” denir. Başka bir değişle, kişi başına gelen tüm sıkıntı ve gizliliklerin kendisine Yaratan’ın mantık ötesinde çalışmasını sağlamak için gönderdiğini hisseder.

Kişi bunu Yaratan’ın yaptığını söyleyecek gücü bulduğunda, yani Yaratan’ın kendi iyiliği için gönderdiğini ve böylelikle kişinin kendi için değil ama çalışmaya ihsan edebilmek için gelmesini sağladığını görünce, kişi bilince ulaşır. Başka bir değişle, kişi çalışmasının Yaratan’a mutluluk verdiğine inanır ve bu tümüyle mantığının üstünde bir koşuldur.

Şöyle ki, kişi Yaratan’a gölgelerin dünyadan kaldırılması için dua etmez. Aslında, kişi şöyle der; “Görüyorum ki Yaratan benim Onunla bu şekilde çalışmamı istiyor, yani tümüyle mantık ötesi.” Dolayısıyla, kişi yaptığı her şeyde, derki, “Elbette bu çalışmam Yaratan’ın hoşuna gitmekte, o zaman yüzünün gizliliğinde çalışmam ya da çalışmamam neden umurumda olsun ki?”

Kişi yüzün gizliliği içerisinde ihsan etmek için çalışmak istediğinden, yani Yaratan’ın memnuniyeti için, kişinin çalışması gururunu rencide etmez, yani Yaratan’ın memnun olmadığı hissi yoktur. Aslında, kişi Yaratan’ın liderliğini kabul eder ve şöyle ki kişi çalışmasında Yaratan’ın var olduğu hissini hissetmesini ister ve kişi tüm kalbiyle bu koşulu kabul eder. Bunun böyle olmasının nedeni kişinin kendisini nasıl mutlu edeceğinden değil ama Yaratan’ı nasıl memnun edeceğini düşünmesindendir. Dolayısıyla bu gölge kişiye hayat getirir.

Bu koşula “Gölgesi altında mutluluk duydum” denir, yani kişi içinde bulunduğu halde mantığının ötesine gittiği koşula imrenir.

34) Baal HaSulam, Şamati 127- Çekirdek, Öz ve Artan Bereket Arasındaki Fark

Malhut özünde, içinde hiç beyazlık olmayan kara bir noktadan başka bir şey değildir. Ve eğer kişi noktayı, kurtulmak istediği gereksiz bir şey olarak değil de bir öz, dahası bir ziynet gibi kabul ederse, buna “kişinin kalbindeki güzel yer,” denir. Bu böyledir, çünkü kişi bu köleliği inkâr etmez, tersine onu kendi için önemli kılar. Buna “Kutsallığı tozdan yükseltmek” denir. Ve kişi bu temeli önemli kılarsa, özden kopmak olmadığından, derecesinden asla düşmez. Ve kişi dünyanın en büyük karanlığı içinde bile olsa, kara bir nokta olarak çalışmayı üzerine alırsa, Kutsal İlahilik şöyle der, “senden saklanacak bir yer yok.” Bu nedenle “Ben O’na tek düğümle bağlandım” ve “o, asla kopmayacak.” Bu sebeple, kişi Dvekut’tan (yapışma, birleşme) ayrılmaz. Ve eğer “ilave” denilen az bir aydınlanma ona kendi uyanışı olmadan Yukarıdan gelirse, o bunu “kaçınılmaz ve istem dışı,” olarak kabul eder. Bu, “Ben karayım ama güzelim,” sözünün anlamıdır, çünkü karalığı kabul edersen, güzel olduğumu görürsün.

35) Baal HaSulam – 19. Mektup

Bundan sonra, kişi köküne dönmeye hazırlanırken bir seferde tüm eşleşmeyi başlatamaz, fakat Nefeş derecesi olan dürtüyü yaratır, devirler yoluyla tüm gücüyle İlahi Olanı titreyerek ve terleyerek izler ta ki tüm gün ve gece aralıksız olarak zirvede olana kadar.

Bu kitaplarda yazılanlar gibidir. Kişinin ruhu Nefeş derecesini tamamlarken, daha da yaklaşır ve böylece acısı ve özlemi büyür. Bu böyledir, çünkü tatmin olmamış arzu, arzunun ölçüsüne göre arkasında büyük bir ıstırap bırakır.

“Ses” sözünün anlamı budur. Şair bize şunu söyler, “Uyar” yani sen İlahi Olanın içinde dürtüye sebep ol. “Ses” senin için başka hiçbir şeye benzemeyen büyük bir ıstıraba sebep olur ki bu “o inledi” sözünün anlamıdır, çünkü “Kişi üzgün olduğunda İlahi Olan ne diyecek?” Ve neden sen böyle yapıyorsun? Bu “bağırmayı engellemek” içindir.

Bu demektir ki, “Erdemlinin erdemliği, onu günah gününe götürmeyecek.” Tüm sırları bilen O, kişinin kalbindeki O’na yakın olma arzusunu bilir ve bu kesilmiş olabilir. Bu nedenle, O, Kutsanmış Olan, O’nun dürtüsünü artırır, eğer kişi O’nun sesini “Senin gölgenin Tanrı’sı” yoluyla dinlerse, dürtünün artan ıstırabı nedeniyle düşmez. Bu böyledir, çünkü kişi görür ve duyar ki, İlahi Olan da artan özlem nedeniyle acı çekiyor. Bu nedenle, kişinin özlemi güçlenir ve her sefer kişinin kalpteki noktası açılmayan sıkı bir düğümle bağlanana kadar gittikçe yoğunlaşır.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
17 - 0,281