e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Kongre ve Ders Materyalleri > Sabah Dersi 2018 – Yaradan’ın Yüceliği

Sabah Dersi 2018 – Yaradan’ın Yüceliği

 

1) Rabaş, Cilt 3, Makale 223, Çalışmaya Giriş

Çalışmaya Giriş Lo Lişma’da Olmalıdır:

Çalışmaya giriş, Lo Lişma’da olmalı, yani kişi Yaradan’a inanarak keyifli bir yaşama sahip olacaktır. Bunun anlamı şudur; kişi eğer “inanç” olarak adlandırılan bu eylemi yaparsa, bu eylemi gerçekleştirmek, ona daha çok kıvanç ve üstün zihinsel güçler kazandıracaktır.

Bunun anlamı, bu bir Segula’dır, bununla, keyif almak için yaptığı diğer şeylerden, nitelik ve nicelik olarak daha büyük tatlar alır,

Bu, yeme, içme, uyku ya da etkileyici kıyafetler gibi zevk elde etmenin ya da insanların ona saygı duymasını sağlayan şeyler yapmanın birçok yolu olduğu anlamına gelir. Bu tür eylemler zevk alınan araçlardır.

Yine de bu eylemlerin onun için verdiği hazlar, nicelik ve nitelik bakımından sınırlıdır. Tersine, inanç Segula’sı ona nicelik ve nitelik olarak daha büyük bir zevk getirir.

Bütün bunlara Lo Lishma denir, çünkü onun amacı sadece daha büyük bir zevk elde etmektir.

Kişi, Lo Lişma denen dereceye ulaştıktan sonra, harika bir şeyle ödüllendirilir. Yani, kişi kendisi için hiçbir endişesinin olmadığı, bunun yerine bütün hesaplamalarının ve düşüncelerinin gerçek olduğu, yüksek bir safhaya ulaşır.

Bu, kişinin niyetinin, gerçek realiteye göre, kendini tamamen iptal etmek olduğu anlamına gelir. Burada, yalnızca Kral’a hizmet etmesi gerektiğini düşünür. Çünkü, Kral’ın ihtişamını, büyüklüğünü ve önemini hisseder. Sonra, kendini unutur, yani kendisi hakkında endişe duymasına gerek yoktur, çünkü kişinin ‘kendi benliği’ ile ilgili görüşü, Yaradan’ın realitesini, ışığını hissettiğinde, bir mumun bir meşalenin önünde iptal olması gibi, iptal olmuştur. O zaman, kişi, Yaradan’ın memnuniyeti demek olan, Lişma yönündedir. Ve bütün isteği ve kaygısı, kendi varlığını, alma arzusunu, hiç hesaba katmadan, Yaradan’ı nasıl memnun edeceğiyle ilgilidir. O zaman kişi, “ihsan etmek için, ihsan etme” koşulundadır.

2) Rabaş, Cilt 2, Makale 5, “Çalışmada İnsan Yaratılmadan Önce Bu Topraklar Meyve Vermedi, Ne Demektir” 1990

İnsan yaratılmadan önce meyve vermeyen topraklar arasında ne ilişki vardır? Çalışmada, insan, hayvan niteliğinin kontrolünden çıkan kişi olarak kabul edilir. “Hayvan” kendi menfaatinin içine batmış olandır, hayvan gibidir, “adam” içinde cennet korkusu olandır ve bu korku yüzünden çalışır, buna Zohar’da “O yücedir ve yönetendir,” denir, bu koşulda kişi yalnız Yaradan’ın yüceliği yüzünden çalışır ve kendi yararını değil, Yaradan’ın yararını düşünür. Bilgelerimizin şu ayette dediği üzere, “Meselenin nihayetinde, O’nun emirlerini Yaradan korkusu yerine getirir ve adamın tamamı budur. Bu “insanın tamamı içindir,” ne demektir? Rabbi Elazar dedi ki, “Tüm dünya yalnız bunun için yaratıldı.” (Berahot 6)

Buna göre, insan, onda cennet korkusu olan kişi olarak düşünülür. Peki cennet korkusu nedir? Peki ya korku nedir? Zohar Kitabına Giriş, Madde 191 de söylediği üzere, “Birinci korku ve ikinci korkunun her ikisi de onun kendi yararına değildir, yalnız Yaradan’a memnuniyet vermekten reddedileceği korkusudur.”

3) Baal HaSulam, Şamati 30- En Önemlisi Yalnız İhsan Etmeyi İstemek

Şabat Vayikra’dan sonra duydum, 20 Mart, 1943

En önemlisi, O’nun yüceliğinden dolayı, ihsan etmek dışında başka hiç bir şey istememektir, çünkü almak kusurludur. Kendi için almaktan çıkmak mümkün değildir ama öteki uca yani ihsan etmeye tutunabiliriz.

Hareket ettiren güç, yani kişiyi bu yolda ilerlemeye zorlayan güç O’nun yüceliğidir. Kişi her halükarda çabasını ve gücünü vermesi gerektiğini düşünmelidir, böylece harcadığı bu güç sayesinde yarar ve doyum hissedebilir. Başka bir deyişle, kişi sınırlı bir bedeni kendi gücüyle tatmin edebilir ve buna gelip geçen misafir denir, ya da sonsuz bir misafir denir, yani kişinin enerjisi sonsuzlukta kalır.

Bu, sanki koca bir ülke inşa edecek gücü olan ama güçlü bir rüzgârda yok olan bir kulübe inşa eden birisine benzer. Yani sahip olduğu güç ziyan olmuştur. Ancak kişi Keduşa (Kutsallık) içerisinde kalırsa, o zaman tüm gücü sonsuzluğun içerisinde kalır. Yani kişinin çalışmasının temeli yalnız bu olmalıdır ve geriye kalan her şey bu temel için geçersizdir.

İnancın gücü, kişinin ihsan etme niteliği içerisinde çalışması için yeterlidir. Şöyle ki kişi yaptığı iş kendi gözünde pek önemli olmasa bile, bu çalışmasını Yaradan’ın kabul ettiğine inanır. Her halükarda, Yaratan her şeyi kabul eder. Eğer kişi çalışmasını O’na atfeder ise, O, kişinin tüm çabasını memnuniyetle karşılar ve nasıl olursa olsun kabul eder.

Dolayısıyla, eğer kişi inancını almak için kullanmak isterse, o zaman kişiye inanç yeterli gelmez, şöyle ki kişi inancından şüpheye düşer. Bunun nedeni almasının doğru olmamasıdır. Yani kişinin kendisi için çalışması boştur; onun çalışmasını yalnız Yaradan kabul edecektir.

Dolayısıyla kişinin şüpheleri gerçektir. Başka bir deyişle, kişinin aklında yüzeye çıkan bu yabancı düşünceler doğru iddialardır. Ancak, kişi inancını ihsan etme yolunda kullanmak isterse, o zaman elbette inancında tereddüt yaşamaz. Eğer tereddütleri olursa, kişi görmeli ki aslında ihsan etme yolunda ilerlemekte isteksizdir, çünkü ihsan için inanç yeterlidir.

4) Rabaş, Cilt 2, Makale 13, Çalışmada “Kem Gözün Ekmeği” Ne Demektir?

Tüm çalışmamız, sürgünden yani “kendi için almaktan,” geri dönmektir ki böylece ihsan ederek Yaradan’ı memnun etmek için çalışabilelim. Yani Yaradan’a hizmet ettiğimizi ve Yaradan’ın yüceliğinden kaynaklanan sevgiyi hissetmek isteriz.

Aldığımız tüm keyfin Yaradan’ın hizmetinde olmaktan gelmesini isteriz, tek ödülümüzün bu olmasını isteriz. Bu hizmetin kendisinin ödül olduğunu hissetmek ve Yaradan’a hizmet etmekten daha büyük bir ödül olmadığını hissetmek isteriz.

5) Baal HaSulam, Şamati 12- Kişinin Manevi Çalışmasının Özü

Kişinin manevi çalışmasının özü Yaratan’a ihsan etmekten nasıl tat hissedebileceği olmalıdır, zira kişinin yaptığı her şey, form eşitsizliği nedeniyle kendisini O’ndan uzaklaştırır. Ancak, kişi Yaratan’ın memnuniyeti için bir hareket yaparsa, en küçük bir hareket dahi olsa, hala bir Mitzva (sevap) sayılır.

Dolayısıyla, kişinin temel olarak çabası ihsan etmekten alacağı güçte bir tat edinmesi olmalıdır ve bu kendi menfaati için alma zevkini azaltarak olur. Bu koşulda kişi zamanla ihsan etmekten tat alır.

6) Rabaş, Cilt 2, Makale 15, Çalışmada, “Erdemli Günahkâr Tarafından Görünür Hale Getirilir,” Ne Demektir?

Genel halkın çalışması ödül almak içindir ve bireyin çalışması Yaradan hatırı içindir ve onların ödülü Kral’a hizmet edebilmektir. Yani onların tüm sevinci, onlara yakıt veren şey ihsan etmek için çalışabilmeleridir ve böylece Yaradan’ı memnun etsinler. Kral’ı över ve O’nun için çalışma düşüncesi ve isteği verdiği için O’na şükrederler, çalışmalarından dolayı başka bir ödül almayı istemezler.

Onlar ödül almak için şöyle derler; “Yaradan’ın yüceliğini hissetmek zorunda değiliz, Aksine, eğer Tora ve Mitzvot’u yerine getirirsek alacağımız ödülün büyüklüğünü ve önemini göz önüne almamız gerekir.” Ancak Yaradan onlarla aynı büyüklük ve önemde kalır, çalışmanın başında olduğu gibi.

Eğer niyetleri Yaradan’a memnuniyet ihsan etmek ise ve bu nedenle eğer çalışmalarını daha fazla arttırmak istiyorlarsa, Yaradan’ın yüceliğini arttırmaları gereklidir, zira yalnız Yaradan’ın yüceliği ölçüsünde O’nun önünde kendilerini iptal edebilirler ve yaptıkları işleri yalnız İlahi Gücün hatırına yapabilirler. Ve bu Kutsal Zohar’ın “Onun kocası kapılarda tanınır,” dizesi hakkında gibidir, yani her biri kendi “kalbinde biçtiği değere göre.” Bu nedenle, İlahi Güç hatırı için çalışanlar, çalışmaları için yakıt almak amacıyla, Yaradan’ın yüceliğine inanç edinmek için her gün çalışmak zorundadır, bu onları çalışmaya sevk eder. Ve çalışmalarından aldıkları keyif de budur.

7) Rabaş, Cilt 2, Makale 21, Çalışmada “Sarhoş Adam Dua Etmemelidir,” Ne Demektir?

İhsan etmek için çalışmasına yakıt bulmak ve ödül almamak ve yalnız çalışmanın kendisi ödül olması için O’na inanmak gerekir, yani O’nun yüceliğine inanmak gerekir. Yaradan’ın yüceliğine inanmak için büyük bir çaba harcamalıyız. Yaradan’ın yüceliğine olan inanç olmaksızın, ihsan etmek için çalışma gücü olmaz. Tam Olarak Yaradan’ın yüceliğini hissettiğinde, kişi ödül beklemeksizin çalışmaya hazır olur.

Daha doğrusu, çalışmanın kendisi ödüldür, zira yüce Kral’a hizmet etmek, bu hizmetin kendisi, Yaradan’ın gelip O’na hizmet etmesi için izin vermesi, kişi için dünyadaki her türlü hazineden daha değerlidir. Bu nedenle Yaradan’ın yüceliğini hissetme koşuluna nasıl geleceğimize odaklanmalıyız ve sonra her şey bu noktayı izler.

8) Rabaş, Makale 29, Lişma ve LoLişma

Tek bir yol var; Yaradan’ın büyüklüğünü edinmeye çalışmak. Yani, Tora ve Mitzvot’ta yaptıklarımızın tamamında, ödülümüzün, Yaradan’ın büyüklüğü hissiyatı olmasını isteriz ve tüm dualarımız, ‘Şehina’yı (Kutsallık) tozdan yükseltmek’ için olmalıdır. Çünkü Yaradan gerçekleşen Tzimtzum’dan dolayı, bizden gizlidir, O’nun önemini ve büyüklüğünü takdir edemeyiz.

Bu yüzden, Yaradan’ın gizliliğini bizden kaldırması ve Tora’nın ihtişamını yükseltmesi için dua ederiz. Roş Haşana’nın (yeni yıl ayini), 18. duasında ‘Gerçekten, ihtişamı insanlarına ver’ diyoruz. Yani, ‘Efendi’nin ihtişamını, insanlarına ver’, böylece Kral’ın ihtişamını hissetsinler.

Bu sebeple, kişi Tora çalışırken, amacı hatırlamaya çalışmalıdır ki böylece bu çalışmadan ne almak istediği, daima gözlerinin önünde olsun, yani bu çalışma Yaradan’ın önemini ve büyüklüğünü bahşetsin. Ayrıca, Mitzvot’u yerine getirirken niyeti de unutmadan, Mitzvot’u izlemenin şükranı ile Yaradan, kişiden maneviyatın gizliliğini kaldıracak ve ona Yaradan’ın büyüklüğü hissiyatını verecektir.

9) Baal HaSulam, Şamati 19- “Manevi Çalışmada Yaradan Bedenlerden Nefret eder” Ne Demektir?

Kişi her zaman kendisini incelemelidir. Çalışmasının amacı, Yaradan’ın kişinin yapmış olduğu her eylemden hoşnut olmasıdır. Çünkü kişi, form eşitliğini istemektedir. Buna, ”Tüm eylemlerin, Yaradan için olacaktır” denir. Yani kişi her ne yaparsa, Yaradan’ın hoşnut olmasını ister. Yazıldığı gibi: “Onu yapana memnuniyet getirmek.”

Aynı zamanda, kişinin kendisini alma arzusuyla da idare etmesine ihtiyaç vardır. Ve ona der ki: “Karar verdim ki; hiçbir haz almak istemiyorum. Çünkü sen, zevk istiyorsun. Bunun sebebi, senin arzun yüzünden, Yaradan’dan ayrı kalmaya zorlanıyor olmam. Zira form eşitsizliği ayrılığa ve Yaradan’dan uzaklığa sebep olur.”

Kişinin ümidi olmalıdır; alma arzusunun hâkimiyetinden kurtulamadığı için, daima yükseliş ve düşüşler içerisindedir. Bu yüzden, kişi Yaradan’ı bekler; Yaradan tarafından gözlerinin açılmasıyla ödüllendirilmek ve üstesinden gelecek güce sahip olmak ve sadece Yaradan’ın yararına çalışmak için. Şöyle yazılır: “Yaradan’dan tek bir şey talep ettim; hep O’nun peşinde olayım”. Bu, Kutsal Şehina’dır (Kutsallık). Ve kişi talep eder (Psalm 27:4): “Ömrümün tüm günlerinde, Yaradan’ın evinde barınabileyim.”

10) Rabaş, Cilt 2, Makale 18, Çalışmada, “Sayılanda Hiçbir Kutsama Yoktur,” Ne Demektir?

Kişi amacı değiştirdiğinde, yani Tora ve Mitzvot çalışmasının başlangıcında, amacı – çalışması yoluyla erişeceği şey – ki bu kendi menfaatinedir ve şimdi kişi bu amacı değiştirir. Bu, “Ne zaman alma arzum için amacıma ulaşacağım ve böylece keyif alacağım?” diye düşündüğü yerdir, ama şimdi amaca özlem duyar ve der ki; “Ne zaman Yaradan’ı memnun edebileceğim ve kendi-menfaatimden vaz geçeceğim?”

Bu amaç doğaya karşı olduğu için, Yaradan’a inanmaya daha da çok ihtiyacı vardır, bu nedenle her zaman Yaradan’ın yüceliğini edinmeye çabalamalıdır. Yaradan’ın yüceliğine inandığı ölçüde, bu niyette çalışabilir. Bu nedenle, her gün Yaradan’a gözlerini açması ve böylece O’nun yüceliğini ve önemini görebilmesi için dua etmek, kişiye kalmıştır ki böylece ihsan etmek için çalışacak gücü olacaktır.

Burada iki muhakeme vardır: 1) Yaradan’ına memnuniyet ihsan etmek için arzusu olması, ki bu kişinin tek özlemi olacaktır, 2) eylemleri, her şeyi Yaradan’ı memnun etmek için yapma arzusu getirmesi, amacıyla yapmak. Başka bir deyişle, ışık ve Kli elde etmek için yoğun bir şekilde çalışıp çabalamalıdır. Işık demek, gün buyunca Yaradan’a memnuniyet vermek için özlem duyacağı bir arzuyu Yaradan’ın kişiye vermesi demektir. Kli bir arzudur, yani kişi Yaradan’a ihsan etmek istemektedir. Bu ikisini Yaradan’dan almalıdır, yani hem ışığı hem de Kli’yi. Ancak kişi bunu talep etmelidir, bunun hakkında şöyle yazılmıştır, “Zion, ona ihtiyaç duymaz.” Bilgelerimiz şöyle der; “Bu, onun aranması gerektiği anlamına gelir,” yani aşağıdaki tarafından bir talep olmalıdır ki Yaradan bu ikisini, ışığı ve Kli’yi versin.

11) Rabaş, Cilt 3, Makale 24,  Eksiğimiz Olan Temel Şey

Eksiğimiz olan temel şey ve çalışmak için yakıtımızın olmamasının nedeni; amacın öneminin eksik olmasıdır, yani verdiğimiz hizmeti takdir etmiyor, kime ihsan ettiğimizi bilmiyoruz. Yaradan’ın yüceliği bilgisinden yoksun olduğumuz için bu hizmeti vermekle ödüllendirilmekle ne kadar şanslı olduğumuzu anlayıp ne kadar mutlu olmamız gerektiğini bilmiyoruz; çünkü O’nun yüceliğini anlayabilmek için hiçbir şeye sahip değiliz. Buna “Şehina tozun içinde,” denir, Zohar’a göre anlamı; Yaradan’a ihsan etmenin bizim için önemi toz kadardır, bu nedenle de çalışmak için yakıtımız yoktur, zira bize mutluluk vermediğinde çalışmak için gücümüz yoktur. Ve kendi-sevgisinin aydınlattığı yerde beden, geçimini bundan edinir, ama ihsan etmek için çalışmadan beden hiçbir zevkin tadını almaz, bu kişiyi “yük altında iki büklüm olur” koşulunda zorlar. Ancak kişi önemli bir krala hizmet ettiğini hissettiği zaman bu böyle olmaz, kralın önemine göre, ona hizmet etmekten keyif ve zevk alır.  Böylece ilerlemek için kişi her defasında ona güç veren yakıtı alır, zira önemli bir krala hizmet ettiğini hissetmektedir.

Kişinin böyle bir anlayışı ve hissiyatı olduğu zaman ve kime ihsan ettiğini bildiği zaman, bu kendi-sevgisi amacıyla çalışmanın gücü gibidir. Şimdi ihsan etmek amacıyla çalışmak için gücü vardır, çünkü önemli birine ihsan eden kişi, bundan keyif alır. Böylece On Sefirot Çalışmasına Giriş’te “bırak onu,” hakkında yazılanı anlarız ve eğer o önemli bir kişi ise, ondan alınan keyif nedeniyle, kutsanır. Ve burada yeni bir şey görürüz, önemli birine ihsan etmek, almak gibi kabul edilir. Burada kişi ihsan etmek için almakla ilgili olan Kiduşim hakkında bir makaleyi ortaya getirir. Buradan kişi paranın öteki yüzünü görebilir, yani ihsan etmeye almak denir. Ve bu nedenle kişinin halen yakıtı vardır, zira önemli birine ihsan etmek, ondan bağış almak gibidir, böylece kişinin yakıtı vardır. Buna göre tek eksiğimiz, Yaradan’ın yüceliğine inanmaktır ki böylece ihsan etme çalışması için yakıtımız olsun.

12) Baal HaSulam, Zohar’ın Tamamlanması İçin Bir Konuşma

Dolayısıyla, bilgelerimiz şöyle dedi, “Kendine bir Kabalist yap ve bir dost satın al.” Bu, kişinin kendisi için yeni bir çevre yaratabileceği anlamına gelir. Bu çevre, Kabalist’e değer veren dostların sevgisi vasıtasıyla kişinin Kabalist’inin yüceliğini edinmesine yardım eder. Dostların, Kabalist’in yüceliğinden bahsetmesi, onların her birine Kabalist’in hissiyatını verir. Böylece kişinin Kabalist’ine ihsanı alma ve kişiyi, manevi çalışmasını O’nun için çalışmaya getirecek yeterli motivasyon ölçüsü haline gelir.

Bununla ilgili şöyle denilmiştir, “Maneviyat, kırk sekiz erdemle edinilir, dostlara hizmet etmekle ve dostların titizliğiyle.” Bu böyledir, çünkü Kabalist’e hizmet etmenin yanında kişinin dostlarının titizliğine, dostların etkisine de ihtiyacı vardır, böylece kişiyi Kabalist’in yüceliğini edinmede etkileyebilirler. Bunun böyle olmasının nedeni, yüceliği edinmenin tamamen çevreye bağlı olmasıdır ve birey bununla ilgili hiçbir şey yapamaz.

13) Baal Hasulam, Zohar’ın Tamamlanması İçin Bir Konuşma

Ve kişi çevresinin O’nun manevi çalışmasını nasıl küçümsediğini gördüğünde O’nun yüceliğine yeteri kadar değer veremez, kişi çevrenin üstesinden gelemez. Bu yüzden de kişi O’nun yüceliğini edinemez ve çalışmasını geçiştirir, onların yaptığı gibi.

Ve kişi O’nun yüceliğini edinmenin temeline sahip olmadığından, açıkçası, kendisine değil Yaradan’ına mutluluk ihsan etmek için çalışamaz. Bu böyledir, çünkü kişinin çabalayacak motivasyonu yoktur ve “eğer kişi çabalayıp bulmadıysa, inanma.” Ve kişinin tek seçeneği, ya kendisi için çalışmaktır ya da hiç çalışmamaktır, zira kişi için Yaradan’ına ihsan etmek almaya eşit olmayacaktır.

14) Rabaş, Cilt 1, Makale 30, Dostlar Meclisinde Ne Aranır?

Dostlar öncelikle birbiriyle Yaradan’ın yüceliği hakkında konuşmalıdır, çünkü kişi Yaradan’ın yüceliğini hissettiği ölçüde, doğal olarak kendini O’nun önünde iptal eder. Tıpkı doğada olduğu gibi küçük olan büyüğün önünde kendini iptal eder, bunun maneviyatla ilgisi yoktur. Daha ziyade bu dünyevi insanlar arasında geçerlidir.

Diğer bir deyişle, Yaradan doğayı bu şekilde yaratmıştır. Bu nedenle dostların Yaradan’ın yüceliğini konuşması bir arzu uyandırır ve Yaradan önünde kendini iptal etme özlemi doğurur çünkü Yaradan’la bağ kurma özlemi ve arzusu hisseder. Ayrıca şunu da hatırlamalıyız ki, dostların Yaradan’ın önemini ve yüceliğini takdir etmesi kadarıyla mantık ötesi gitmeliyiz yani Yaradan’ın insanın hayal edebileceğinden çok daha yüce olduğunu anlamalıyız.

Şunu söylemeliyiz ki, mantık ötesi inanırız ki O, dünyayı iyilikseverlikle yönetir ve eğer kişi Yaradan’ın sadece insanın iyiliğini dilediğine inanırsa, bu kişinin “Ve sen, senin Tanrı’nın Efendisini tüm kalbinle ve ruhunla seveceksin,” ödüllendirilene kadar Yaradan’ı sevmesine sebep olur. Ve bu insanın dostlardan almaya ihtiyaç duyduğu şeydir.

15) Rabaş, Cilt 1, Makale 3, Gerçeğin Ve İnancın Anlamı

Bize mantık ötesi inanç yolu verilmiştir, yani hislerimizi ve aklımızı dikkate almayıp, şunu söylemeliyiz, “Onların gören gözleri yok. Onların duyan kulakları yok.” Daha ziyade inanmalıyız ki, Yaradan bizim için iyi olanı bilir. O, olduğum aşamamı hissetmemi ister ve ben kendimi nasıl hissettiğimle ilgilenmem, çünkü ihsan etmek için çalışmak isterim.

Dolayısıyla temel şey şudur ki, Yaradan için çalışmam gerek. Çalışmamda bütünlük olmadığını hissetmeme rağmen, yine de üst olanın Kabında, yani üst olanın perspektifinden ben kesinlikle bütünüm. Bu nedenle çalışmamdan—Kral’a en düşük seviyede hizmet etme ayrıcalığından—hoşnudum. En azından Yaradan’ın O’na birkaç derece yakınlaşmama izin vermesi benim için büyük bir ayrıcalık.

16) Rabaş, 11. Mektup

Tek eksikliğimiz, O’nun yüceliğini hissedememek olduğundan, tüm bu ayetler ve atalarımızın söylemleri bize, O’na nasıl tutunacağımızı tavsiye eder. “Bu çalışma da nedir?” diyerek, eleştirmeye başladığımızda her şeyi acilen Ohr Pnimi (içsel Işık) olarak almak isteriz. Bildiğiniz gibi İçsel Işık özellikle Masah ve Ohr Hozer (Yansıyan Işık), yani temiz Kelim olduğunda parlar. Oysa Yaşam Ağacı’nda yazdığı gibi, Ohr Makif uzaktan parladığından, Behina Dalet, Ohr Makif’ten (Saran Işık) alır.

Bu demektir ki, kişi Yaradan’dan uzak ve form eşitliğinde olmasa bile, Saran Işıktan alır. ARI, Saran Işığın İçsel Işıktan yüce olduğunu söyler. Peki, kişi uzakta olduğu zaman nasıl alacak? Yalnızca Saran Işığın büyüklüğünü ve önemini, yani Yaradan’ın yüceliğini ve Tora’nın ışığının önemini arttırdığı zaman. Sonrasında uzaktan aydınlanmayı alır.

İnanmalıyız ki, Yaratılışın tüm güzelliği Tora’nın içselliğindedir. Fakat inanç büyük çaba gerektirir. Bu “Sen’i unutmayan insana ne mutlu,” sözünün anlamıdır. Kişi bununla nasıl ödüllendirilir? “Sen’in için çabalayarak” ile.

17) Rabaş, Cilt 3, Makale 159, İnanç Öğretmenin İhtiyaç ve Önemi

İnanç “temiz ve kolay zanaat” olarak adlandırılır. “Temiz”dir, çünkü orada kendi-menfaatine olan herhangi bir karışım olmamalıdır, yalnız Yaradan’ın iyiliği içindir, Yaradan’ın büyüklüğüne inandığı zaman, kişinin bütün gün ve bütün gece O’na bağlı kalmaktan başka arzusu veya özlemi olmaz. Bu nedenle, yalnızca Yaradan’ın iyiliği için olan “temiz” olarak adlandırılır. Bununla birlikte, kişi kendi bedeninin inanç çalışmalarına rıza göstermesi ile ödüllendirilmeden önce, bu çalışma, sadece Yaradan’ın iyiliği için çalışırken, buna hiç kimsenin saygı duyduğunu görmediği için, bunu aşağı görür. O zaman, çalışmasının gizliliğin içinde olduğunu görmek zorundadır, zira aksi takdirde, mutlaka ödül görmeli heyecanıyla yaptığı çalışma temiz olamaz, saygı meselesi, başkaları ona saygı gösterecek mi meselesi araya girer. Bu nedenle hiçbir karışım istemediğinde gizliliğin içinde çalışmalıdır, böylece bundan dolayı saygı görmeyecektir. Bu yüzden temiz iş onun gözünde aşağılıktır. Ayrıca, Kalah [kolay / hafif], çaresizlik anlamına gelen Nikleh [aşağılık] kelimesinden gelir.

Ayrıca, temiz çalışma, kişinin mantık ötesi inanca tahammül edemeyeceği için de hor görülmüştür, çünkü doğası gereği kişi, mantığının kabul ettiği ve aklıyla kavradığı şeyi takdir eder.

Tersine, akla karşı çıkmak küçümsenir, çünkü bu tür bir çalışmaya “ahmakça” denir, bilgelerimizin ayette söylediği üzere: “Kim ahmaktır? Buraya gelmesine izin ver.” Musa, inanca aittir, zira Musa’ya “sadık çoban, “denir, inançlıdır ve tüm İsrail’e inancı ekmiştir. Bu şekilde Rabbi’nin sözlerini yorumlamalıyız, “Dünyadan hiçbir zanaat geçmez.” RASHİ’nin yorumladığı gibi ister iğrenç olsun ister temiz olsun, zira Rabbi’nin görüşüne göre tüm dünya temiz çalışma yapamaz, yani yalnız gerçeğin çalışmasına eğilimi olan kişi temiz çalışma yapabilir ve oraya Lo Lişma karışmaz.

18) Baal HaSulam, Şamati 5- Lişma Yukarı’dan Gelen Bir Uyanıştır ve Neden Aşağıdan Bir Uyanışa İhtiyaç Vardır?

Cennetin Yükünü üstlenmekten hiç hayat ve tat duymadığı zaman, kişi bu koşulda mantık ötesi çalıştığı zaman, kendisini zorlayarak, o zaman beden arzusuna karşı bu çalışmayı yapmaya alışır ve o zaman kişi Yaratan’ına mutluluk verecek bir çalışmaya başlayabilir.

Bu böyledir, zira kişiden istenilen yegâne şey, manevi çalışmasıyla Yaratan ile Dvekut’a (Bütünlüğe) gelmektir ve bu kişiye form eşitliği olarak ifşa olur, kişinin tüm yaptıkları, sadece ihsan etmek için olur.

Şöyle yazdığı gibi; “O zaman kendini Yaratan’la memnun edeceksin.” “O zaman” kelimesi ilk başta, kişinin çalışmaya başladığı zaman, zevk duymadığı zaman. Yani, kişinin çabası kendisini zorlayarak olduğu zaman.

Ancak, sonradan, kişi kendisini incelemektense ihsan etmek için çalışmaya alıştırdıktan sonra, eğer kişi manevi çalışmasından tat alıyorsa, Yaratan’ına yaptığı çalışmayla haz verdiğine inanıyorsa, kişi Yaratan’ın yaptığı çalışmayı her ne kadar olursa olsun, kabul ediyor demektir. Her şeyde Yaratan, memnunluk getirecek niyeti inceler ve bu durumda kişide “O zaman kendini Yaratan’la memnun edeceksin” koşulu oluşur.

Yaratan adına çalıştığı zamanda bile kendisini mutlu ve canlı hisseder, sanki gerçekten Yaratan için çalışıyormuş gibidir, zira kişinin kendisini zorlayarak yaptığı çalışmada kişiyi ağırbaşlılıkla çalışmaya hak kazandırır. Görürüz ki, o zamanda kişinin aldığı memnuniyetlik Yaratan’la alakalıdır, yani özellikle Yaratan içindir.

19) Rabaş, Cilt 3, Makale 295, Yedinciyi Kutsayan Herkes – 1

Yaradan’a ihsan etmek istediği bir dereceye geldiğinde, yani o, Yapan’a memnuniyet vermek istediğinde, kişinin tüm endişesi Yaradan’ı memnun etmek olduğundan, Yaradan’a vermek için O’nun neye ihtiyacı olduğunu düşünmeye başlar. O zaman, dünyayı yaratmasının tek sebebinin O’ndan haz alınması olduğunu ve bundan fazlasına Yaratan’ın ihtiyacı olmadığını fark eder. Bu nedenle, Yaratan’ın bu isteğini izler ve hazları alır. O zaman, utanç ekmeği sorunu yoktur, çünkü haz almak istediği için haz almaz, ama Yaradan’a ihsan etmek istediği için alır. Sadece Yaradan’a ihsan etmek istediği dereceye ulaştığı zaman, Tzimtzum ondan kaldırılır ve dünyayı O’nun görkemiyle dolu görür. Sonra tüm bunların ona ifşa olduğunu görecek ve bundan zevk alacaktır. Bu nedenle, bir kere ihsan etme derecesini elde ettikten sonra, yani tek arzusu yalnız Yaradan’a memnuniyet ihsan etmek olduğu zaman, gözlerinin gördüğü tüm hazlarla kendini doldurur, şu açıklamada olduğu gibi; “Tüm dünya O’nun ihtişamı ile doludur.” Sonuç olarak, yıllar boyunca verdiği emekten sonra almaya ihtiyaç duyduğu ve ödül olarak tanımlayabileceği tek bir şey vardır: İhsan etme arzusu yani ödül almayı istemeksizin Yaradan’a hizmet etme derecesi.  Kişinin Torah ve Mitzvot [emirlerinde] uygulamak için verdiği tüm emek, sadece bunu elde etmek içindir. Yazıldığı gibi bu “cennet korkusu” olarak adlandırılır, “Tanrı’nız, Efendiniz sizden ne ister? Sadece O’ndan kokmanızı.”

20) Rabaş, Cilt 1, Makale 28, Çalışmada, “ekleme ve geri alma,” ne demektir?

Kişi mantık ötesi inanmalı ve organlarında hissedilen Yaradan’a zaten inanmakla ödüllendirildiğini düşünmelidir ve böylece Yaradan’ın bütün dünyayı iyi olan ve iyilik yapan olarak yönlendirdiğini görür ve hisseder. Her ne kadar mantık içinden baktığında tersini görse de mantık ötesinde çalışması gerekir ve ona sanki organlarında zaten hissedebilecekmiş gibi görünmesi gereken odur ki, gerçekten de Yaratan, dünyaya, iyi olan ve iyilik yapan olarak rehberlik eder.

Burada, kişi amacın önemini kazanır ve hayat bulur, yani Yaradan’a yakın olmaktan sevinç duyar. Ve böylece bir kişi Yaradan’ın iyi olduğunu ve iyilik yaptığını söyleyebilir. Ve Yaradan’a, “Sen bizi diğer milletlerin arasından seçtin, bizi sevdin ve bizi istedin,” diyecek gücü olduğunu hisseder, zira artık Yaradan’a şükretmek için bir nedeni vardır. Ve maneviyatın önemini hissettiği ölçüde, Yaradan’ı över ve O’na şükreder.

21) Rabaş, Cilt 3, 42. Makale, Efendiye Mutlulukla Hizmet Et

Kutsal Zohar sorar: “Efendi kırık kalbe yakındır,” diye yazılmamış mı? Yaradan’a hizmet eden, yani niyeti ihsan etmek için olan kişi, mutluluk içinde olmalıdır, çünkü Yaradan’a hizmet etmektedir. Eğer kişi çalışma sırasında mutlu değilse bu onun Yaradan’ın yüceliğini takdir etmediğine işaret eder. Bu nedenle kişi, mutlu olmadığını hissederse, Yaradan’a dua etmeli; O’nun yüceliğini hissetmesi için, kalbini ve gözünü açması için.

Ve burada iki durum gelişir:

1) Kişi Kral’ın yüceliğini hissetmediğine hayıflanır.

2) Kişi mutlu olur, çünkü tüm hüznü manevi yoksunluktan gelmektedir; yoksunlukları alma arzusundan gelen diğer insanlar gibi değildir.

Ve kişi ona bu bilgiyi- maneviyat için endişe duyup hayıflanmayı- kimin verdiğini anlamalıdır. Ve bu, onu mutlu etmelidir, çünkü Yaradan ona manevi yoksunluk hakkında düşünceler yollamaktadır; buna “Efendinin kurtarışı,” denir ve bu nedenle de kişi mutlu olmalıdır.

18) Baal HaSulam, Şamati 53- Kısıtlama Meselesi

Kısıtlama meselesi kişinin içinde bulunduğu durumu sınırlaması ve Gadlut (Yücelik/büyüklük) derecesini istememesidir. Kişinin içinde bulunduğu Gadlut derecesi ne olursa olsun, hatta kişinin en küçük Katnut (Küçüklük) derecesi bile olsa, bu sonsuza kadar yansır ve kişide Dvekut koşulu sonsuza kadar olur denir. Ancak, daha büyük Gadlut isteyen birisi olursa, buna lüks denir.

“Herhangi bir üzüntü fazlalık olacaktır” cümlesinin anlamı budur, şöyle ki kişiye mutsuzluk lüks şeyler istediği zaman gelir. Bu, şu demek, İsrailoğulları (maneviyata yönlenmiş bir insana İsrailoğlu denir.) Tora’yı (Tevrat ışık anlamındadır ve ıslah olmak için kullanılan metot/ilaç olarak bilinir.) Musa halkını dağın eteğine getirdi, yazdığı gibi, “ve dağın en alt kısmında durdular.”

(Dağ kelimesi (İbranicede: Har) düşünceler demektir (İbranice: Hirhurim)). Yani Musa onları düşüncenin sonuna, anlayışa ve nedenine getirdi, olabilecek en alt dereceye. Ancak o zaman böyle bir koşulu kabul ettiler, içlerinde hiçbir tereddüt ve karşılık olmadan, sanki en büyük Gadlut derecesindelermiş gibi ve bundan mutluluk duyarak.

“Yaratan’a memnuniyetle hizmet edin” cümlesi bunu anlatmaktadır. Şöyle ki Gadlut zamanında, bizlere mutluluk duyacağımız bir iş veriyor demek alakasızdır, zira Gadlutdayken, mutluluk kendiliğinden gelir. Bunun yerine, mutlu olmaları için verilen iş, onlara Katnut zamanında verilir, kendilerini Katnutta hissetmelerine rağmen, bu aslında çok büyük bir çalışmadır.

Seviyenin esas kısmı budur denir, yani Katnut koşulunun anlaşılması. Anlayış sürekli olmalı ve Gadlut sadece bir eklemedir. Ayrıca kişi, ana bölüm için özlem duymalı, eklemeler için değil.

23) Baal HaSulam, Şamati 8- Keduşa’nın (Tanrısallığın) Gölgesi ile Sitra Ahra’nın Gölgesi Arasındaki Fark Nedir?

Klipa (Kabuk) gölgesine “Başka bir tanrı verimsiz ve meyve vermez” denir. Keduşa da (Kutsallık) ise, “Gölgesi altında mutlulukla oturdum ve meyvesi damağımda tatlıydı” denir. Başka bir değişle, kişi başına gelen tüm sıkıntı ve gizliliklerin kendisine Yaratan’ın mantık ötesinde çalışmasını sağlamak için gönderdiğini hisseder.

Kişi bunu Yaratan’ın yaptığını söyleyecek gücü bulduğunda, yani Yaratan’ın kendi iyiliği için gönderdiğini ve böylelikle kişinin kendi için değil ama çalışmaya ihsan edebilmek için gelmesini sağladığını görünce, kişi bilince ulaşır. Başka bir değişle, kişi çalışmasının Yaratan’a mutluluk verdiğine inanır ve bu tümüyle mantığının üstünde bir koşuldur.

Şöyle ki, kişi Yaratan’a gölgelerin dünyadan kaldırılması için dua etmez. Aslında, kişi şöyle der; “Görüyorum ki Yaratan benim Onunla bu şekilde çalışmamı istiyor, yani tümüyle mantık ötesi.” Dolayısıyla, kişi yaptığı her şeyde, derki, “Elbette bu çalışmam Yaratan’ın hoşuna gitmekte, o zaman yüzünün gizliliğinde çalışmam ya da çalışmamam neden umurumda olsun ki?”

Kişi yüzün gizliliği içerisinde ihsan etmek için çalışmak istediğinden, yani Yaratan’ın memnuniyeti için, kişinin çalışması gururunu rencide etmez, yani Yaratan’ın memnun olmadığı hissi yoktur. Aslında, kişi Yaratan’ın liderliğini kabul eder ve şöyle ki kişi çalışmasında Yaratan’ın var olduğu hissini hissetmesini ister ve kişi tüm kalbiyle bu koşulu kabul eder. Bunun böyle olmasının nedeni, kişinin kendisini nasıl mutlu edeceğinden değil, ama Yaratan’ı nasıl memnun edeceğini düşünmesindendir. Dolayısıyla bu gölge kişiye hayat getirir.

Bu koşula “Gölgesi altında mutluluk duydum” denir, yani kişi içinde bulunduğu halde mantığının ötesine gittiği koşula imrenir.

24) Baal HaSulam, Şamati 138 – Kişi Bazen Kafasını Korkuyla Meşgul Ederken

Kişi bazen aklını korkuyla meşgul ederken şunu bilmelidir ki, O’ndan başkası yok. Ve eğer kişi hala korkunun üzerinde etkisi olduğu hissi içerisindeyse, kişi bilmeli ki şans eseri diye bir şey yoktur ve kendisine olanı Yaratan yukarıdan vermiştir, kişi sonu düşünebilmesi için ona bir korku gönderilir. Şöyle ki korku kişiye “O’ndan başkası yok” diyebilmesi için getirilmiştir.

Ancak, hala bundan sonra kişi korku hissi içerisindeyse, o zaman kişi bu korkuyu örnek olarak almalı ve Yaratan korkusunun şu anda hissettiği korku kadar güçlü olması gerektiğini söylemeli.

25) Rabaş, Cilt 1, Makale 24, Sadaka ve Hediye Arasındaki Fark

Yaradan çalışmasının başlangıcında kişinin enerjisi, kendine güveni vardır, Tora’ya büyük bir önem verir ve dua eder, çünkü o zaman onda kutsallığın nuru vardır ve Yaradan’a hizmet etmenin önemini hisseder. Ancak, bu henüz Yaradan’ın tatmin edeceği bir ‘eksiklik’, Yaradan’la bir olmak için duyulan bir eksiklik olarak kabul görmez, zira Yaradan ile Dvekut’u olmadığı için henüz içinde bir acı hissetmemektedir, çünkü henüz bunun için çaba harcamamıştır, çalışmasına yeni başlamıştır.

Uzun bir süre boyunca çaba gösterip eksikliğinde bir tatmin görmemek, kişinin içine azap ve acı verir, çünkü çaba göstermiş ama ilerleme görememiştir. O zaman aklına birer birer düşünceler gelmeye başlar. Bazen bu bir çaresizlik kıvılcımıdır, bazen kişi güçlenir, ama kişi, bir kere daha bu durumundan düşer, bu böyle tekrarlanır. Nihayet gerçek eksiklik, kişinin içinde biçimlenir, bunu çıkış ve inişlerdeki çabası ile edinir. Bu çıkış ve inişler, Yaradan ile Dvekut bahşedilmediği için her defasında ona acı verir. Nihayet çabanın kabı yeteri kadar dolduğu zaman, buna Kli denir. Sonra, bunun dolumu Yaradan’dan gelir, zira şimdi bu gerçek bir Kli’dir.

Böylece şimdi kişi, senelerce çalışmasından sonra, geri çekildiğini görür, bu kasten böyle olur ki böylece Yaradan ile Dvekut’ta olmadığı için canı yanmasın. Ortaya çıkan şudur, her defasında, “gerçek eksiklik” denen Kli’yi oluşturmaya yakınlaştığını görmelidir. Şöyle ki, Katnut’unun (küçüklüğünün) ölçüsü ve Gadlut’unun (yetişkinlik) eksikliği, yalnız Yaradan’a memnuniyet vermek olan, Yaradan ile Dvekut denen dolumu almadığı için hissettiği acı ölçüsündedir. Eksiklik tamamlanmadan önce, tamamen dolu olmak için doldurulmak imkânsızdır.

26) Rabaş, Makale 12, Yakup Babasının Yaşadığı Topraklara Geldi

Yaradan sevgisinde kişi hiç ödül almadan sadece Yaradan için çalışmalıdır. Bu demektir ki, karşılığında bir şey almadan tam bir adanmışlığa hazırdır. Bu onun amacıdır, o kendini Yaradan önünde iptal etmek ister, yani alma arzusunu iptal eder. Amacı ruhunu Yaradan’a vermektir.

27) Rabaş, 65. Mektup

Kişi kalbindekini ortaya koyarak Yaradan’ın ona, O’nun önünde iptal olma arzusu vermesi, yani kendi otoritesi altında hiç arzu kalmaması ve içindeki tüm arzunun sadece Yaradan’a yönelik olması için dua eder.

Bir kez tam iptale karar verdiğinde, Yaradan’dan bunu başarması için yardım ister. Bu demektir ki, aklı ve arzusu Yaradan önünde iptal olmaya hemfikir olmasa da, Yaradan’a O’nun önünde iptal olmak için dua etmelidir. Buna “tam dua” denir, yani kendisi için bir şey istemeden Yaradan’ın ona tam bir arzu vermesini ister ve daima erdemlik içinde kalmak için Yaradan’a yakarır.

28) Baal HaSulam, “Özgürlük” Makalesi

Böylece, halk o kutsal durumda tam bütünlük ile ödüllendirildiklerinde, alma kapları tüm dünyevi varlıklardan arınmış Yaradan’a eşitlik formunda tutunmuşlardı. Bu, yaratıcılarının onlardan haz alabilmesi için, başkalarına memnuniyet ihsan etme boyutu dışında hiçbir kişisel varlığa arzu duymamaları anlamına geliyor.

Ve alma arzuları o nesneye büründüğü, onun içine giydirildiği için onunla tam bütünlük içinde bağlanmış oldu. Dolayısıyla, elbette ölüm meleğinden özgür kılınmışlardı, zira ölüm muhakkak ki belli bir nesnenin varlığının yokluğu ve hükümsüzlüğüdür. Ancak sadece kendi zevki için var olmak isteyen bir kıvılcım varsa, onunla ilgili olarak, yok olduğu ya da öldüğü için mevcut değil demek mümkün olabilir.

Bununla beraber, Yaratılışın amacını gerçekleştirdiğinde ve Yaradan ondan haz aldığında, çünkü arzusu yerine getirilmiştir, O’nun memnuniyetiyle dolmuş olan insanın özüne tıpkı O’nun gibi tam, bütün sonsuzluk bahşedilir. Böylece, ölüm meleğinden özgürlük ile ödüllendirilmiştir. Bu, Midraş’ın (Midraş Rabba, Shemot, 41, Madde 7) sözlerinin anlamıdır: “Ölüm meleğinden özgürlük.” Ve Mişna’da (Avot 86): “Harut (kazınmış) taşlara; dediklerinde bunu Harut (kazınmış) olarak değil Herut (özgürlük) olarak telaffuz etmeli, zira kimse özgür değildir, maneviyatı çalışmıyorlarsa.”

29) Baal HaSulam, 19. Mektup

“…Zarafet aldatıcı ve güzellik boşunadır; fakat Tanrı’dan korkan bir kadın kutsanacaktır.” Bu demektir ki, hazırlık sırasında güzellik ve zarafet ortaya çıkar, ama kişinin özlem duyduğu mükemmelliğin özüdür. Ancak, sadece korku ve özlem arzulanan mükemmelliğin özü olduğu için ıslah sırasında yeryüzü “Yaradan’ın bilgisiyle dolu olduğunda” “Zıt bir dünya göreceğim.” Sonra kişi hazırlık sırasında kendine yalan söylediğini hisseder.

30) Rabaş, Cilt 2, Makale 5, “Çalışmada Erdemlinin İyi Amelleri Sonuçlardır, Nedir?”

Şöyle deriz, “Babamız, Kralımız, bizi senin hatırın için koşuluna getir.” Yaradan yararına iyi işler yapabilmeyi O’ndan rica ederiz. Ve eğer O bize yardım etmezse, tüm işlerimiz kendi menfaatimiz için olacaktır, çünkü alma arzumuzun üstesinden gelecek gücümüz yoktur. Bu nedenle bize yardım etsin ki O’nun için çalışabilelim. Bu nedenle bize yardım etmeli. Aksi halde kayboluruz; kendi menfaatimiz için alma arzu içinde kalırız.

31) Baal HaSulam, Şamati 3, Manevi Edinim Meselesi

Tanrının izniyle; Yaratan’ın Işığını alıp O’nun yolundan ilerleyerek, O’na hizmet edebilme ve O’na mutluluk vererek Kutsallığı yerden alıp yüceltebilme koşuluna gelebiliriz. Tanrının izniyle; O’nunla bütünlük ve yaratılanlarına ifşasına gelmeye layık oluruz.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
17 - 0,304