e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Kongre ve Ders Materyalleri > Sanal Kongre Aralık 2018 – Arvut Koşulunda Tek Bir İnsan

Sanal Kongre Aralık 2018 – Arvut Koşulunda Tek Bir İnsan

DERS 1: Aramızdaki bağda Yaradan’ı ifşa etmek

1) Baal HaSulam, 67- Günahtan Uzak Dur

İnsanın bedeninden başka yalnızca Yaradan vardır. Zira yaratılışın temeli şudur; insan, sadece insanın kendi algısında yaratık diye adlandırılır. Yaradan insanın kendisini, O´ndan ayrı var olduğunu hissetmesini ister. Ancak bunun dışında, “Tüm dünya O´nun ihtişamı ile doludur.”

2) Rabaş, Makale 5, Ödülden Ziyade Çalışmanın Avantajı Nedir (1987)

Tam bir insan, “Tora, Yaradan ve İsrail birdir,”  koşulu ile ödüllenmiş birisidir. Bu nedenle, gerçekten de Şehina’yı kutlamak çok önemlidir, zira insanın amacı bu seviyeye erişmektir. Ancak Şehina’yı kutlamak önceden hazırlık yapmayı gerektirir, böylece buna layık olunur. Bilgelerimizin sözlerine göre buna, “O merhametlidir, sen de merhametli ol,” denir. Bu şu ayetin yorumudur, “O’na tutun O’nun niteliklerine tutun.” Bu, Matan Tora kitabında şöyle açıklanır; yalnız başkalarını sevmekte çalışanlar, Yaradan ile Dvekut’a erişebilirler.

3) Baal HaSulam, 4. Mektup

Tanrı’nın kutsandığı yere gitmemen ve ruhundan düşen tüm o zayıf organları toplayıp tek bir beden haline getirmemen haricinde hiçbir eksikliğin yok.

Bu tamamlanmış bedene Yaradan İlahi Gücünü aralıksız olarak akıtır ve ışığın yüksek akımı hiç bitmeyen bir pınar gibi olur.

4) Baal Hasulam, Şamati 36- İnsandaki Üç Beden

İnsan sadece iç bedenini düşünmeli, çünkü bu kutsal ruhu saran şaldır. Bu şu demektir, insan her zaman bedeninin ötesini düşünmelidir, demektir ki kendisi için değil ama başkasının iyiliği için yani kendi derisinin dışında olan kişi için. İnsanın derisinin dışında tutunabileceği bir kabuk yoktur, zira onlar sadece vücudun içindekilere tutunabilir ve bunlar vücuda aittir. Bu demektir ki vücudun kılıfından gelen her şeye hükmederler. O’nun sahibidir ve vücudunun kılıfında olmayan hiçbir şeye hâkimiyeti yoktur.

İnsan vücudunun ötesinde düşünmeye kendisini zorlarsa kişi“ …ve derim vücudumdan sıyrılırsa, Yaratan’ı görürüm” haline erişir. Demektir ki, vücudun dışında çalışması öngörülerek kutsallık vücuduna yerleştirilmiştir. Kötü olanlar ise, vücudunu ışığın şalıyla kaplamak istemeyenler ve derisinin içinde yaşayanlardır, bu kişiler erdemsizce ölürler. Çünkü ışığın sarmadığı yerde hiçbir şey edinilmez. Sadece bedenlerinin içinde ışığa sarılı olanlar erdemli olanlardır.

5) Baal HaSulam, Pri Haham, Sürüyü Toplamanın Zamanı Değil

Kişi kendisini toplumdan ayırmamalı ve Yaradan’ı memnun etmek için bile olsa kendisi için talepte bulunmamalı, yalnız tüm toplum için talep etmeli. Toplumdan ayrılan ve özel olarak yalnız kendi ruhu için talepte bulunan, ruhunu inşa edemez. Tam tersine ruhuna zarar verir. Şu sözlerde olduğu gibi; “gururlu olanla aynı yerde oturmam (Midraş Rabah, Bölüm 7, Madde 8),” zira kişi gurura bürünmediği sürece toplumdan ayrılamaz. Yazıklar olsun ona ki ruhuna zarar verir. Çalışması sırasında bile kişi, yalnız dua ederse, arzusu dışında toplumdan ayrı düşer ve ruhuna zarar verir ve İsrail topluluğunda kendisi için bireysel talepte bulunana uyanış gelmedi ve hiç kimse kendisini ayrı olarak hissetmedi ve bu onların Mısır’dan güçlü bir elle çıkmalarındaki güçleriydi. Böylece herkes tüm gücünü tüm İsrail’de, çalışmada Yaradan’a yapılan tüm dualar için toplar ve kendisini tüm İsrail’in köküne dâhil eder.

6) Maor VaŞemeş, Paraşat Ekev

En önemli şey, kutsal topluluğun içinde, her biri kendisinin erdemli veya özel olduğunu düşünmemeli, aksine tek düşüncesi, davranışı veya eylemleri ile kutsal topluluğa zarar vermemek olmalıdır. Ve hatta kişi önemli biri bile olabilir, ama gene de eylemlerini sorgulamalı ve ne için önemli olduğunu dikkate almalı ve kendisini tamamen sıfırlamalıdır.

Tam bir ünite olan her onlunun içinde Şehina’nın oturduğu bilinir. Ve tam bir ünite, baş, kollar, bacaklar ve topuklardan yapılmıştır. Buna göre herkes kendisini kutsal toplum içindeki “bir hiç” olarak gördüğü zaman -diğerleri baş ve beden ve üst parçalar olurken- bu kişi topluluğun topuğu addedilir. Ve herkes kendisinin bu şekilde olduğunu düşünür ve onların eylemleri bolluk, bereketin ve dünyadaki tüm iyiliğin kapılarını açar. Tam olarak bu (bolluk ve iyilik) kendisini başka bir şey değil, ama yalnız topuk olarak kabul edenden yayılır.

7) Baal HaSulam, 13. Mektup

Bilmelisin ki, gruptaki herkesin içinde kutsallığın pek çok kıvılcımı var. Tüm kutsallık kıvılcımlarını kardeşler olarak sevgi ve dostlukla bir yere topladığınızda, bir süre için kesinlikle yaşamın ışığından kutsallığın çok yüksek bir seviyesini edinirsiniz.

8) Rabbi Şmuel, Şem MiŞmuel

Şöyle yazılmıştır, “Toplan ve arın,” zira toplanmak “grup” haline gelmekten daha ziyade kalplerin birliğidir. “Grup” haline gelmek yalnız bedenle ilgilidir, onların bakış açıları birleşmez. Ancak insanlar, tek bir kalpte birleşerek toplanırsa bu toplanma dıştan içe doğrudur, burada onlar tamamen birleşirler.

Bu nedenle “toplanma” daha ziyade ruhla ilgilidir, zira “ruh” kelimesi “arzu” ve “özlem” kelimelerinden gelir. Eğer herkes kendi menfaati için özlem duyarsa, her biri aynı şeyi istiyor olsalar bile bu hala tek bir görüş değildir, zira her biri kendi menfaati için istemektedir. Ancak eğer onlar tamamen bütün olurlarsa ve Yaradan’ın arzusunu yerine getirmeye özlem duyarlarsa, buna “tam birleşme,” denir ve bu koşul “toplanma” unvanını hak eder.

9) Maor VaŞemeş, Paraşat Vayehi

Toplantının temel amacı herkesin tek ve bir olarak birleşmesidir ve böylece hepsinin talebi tek bir amaca yönelir – Yaradan’ı ifşa etmek: “Her onluda Şehina barınır.” Ve eğer on taneden fazla iseler, kesinlikle Şehina’nın daha büyük bir ifşaatı olacaktır. Her biri kendini dostuna dâhil eder ve ona kendini eyer ve dostu da ona; ta ki hepsi kendini eğip sıfırlayana kadar. Böylece, topluluğun amacı bu olduğu için bundan sonra doğal olarak, Yaradan onları kendi yakınına çeker ve onların arasında oturur, tüm kurtuluş ve kutsamalar onlara açılır. … Ve büyük Hasadim (merhamet) ifşa olur ve İsrail topluluğuna çekilir.

10) Likutey Halahot, Sinagogun Kuralları, 1

Ruhların ilerlemelerinin koşulu, tüm ruhların bir olarak birleşmesidir, zira bu Kutsallığa yükselmenin yolu budur, çünkü Kutsallık birdir. Bu nedenle ruhun koşulu olan dua tamamen ruhlar arasındaki birliğe dayanır.

Bu nedenle de kişi önce “dostunu kendin gibi sev” koşulunu edinmelidir, çünkü onun için, barış koşuluna erişmeden, yani İsrail’in tüm ruhları ile bağ kurmadan önce dua etmesi mümkün değildir. Bu nedenle duaların çoğu tek başına değil toplu olarak edilir, hiç kimse kendini ayrı koymasın diye, çünkü bu Kutsallığa karşıt olur.

Kutsal bir topluluğun içinde bir olmak için birleşmeliyiz. Toplu duanın temeli budur ve özellikle ruhların birleştiği sinagogda yapıldığı zaman buna tam bir duadır denir.

11. Zohar. Nasso 105-106

Yazıldığı üzere; “Bırakın onlar bana bir tapınak yapsınlar, böylece onların arasında oturabilirim.”

106) Sinagogdaki onun içinde ilk olan adama ne mutlu, çünkü onlarla, on kişiden az olmadığı zaman topluluk tamam olur. Kutsallık tarafından ilk kutsanacak olanlar onlardır. Ancak bir defada on olmalı, birer birer değil, yoksa organların bütünlüğü sağlanamaz, çünkü onlunun tamamı, içinde Kutsallığın oturduğu tek bir bedenin organlarıdır; Yaradan adamı bir kerede yarattı ve organlarını da aynı anda yaptı.

DERS 2: Arvut

1) Likutey Halahot, Hoşen Mişpat, Halahot Arev

Tora ve Mitzvot’u yerine getirmek yalnız Arvut yoluyla mümkün olur, bunun dışında mümkün değildir. Arvut’da herkes dostundan sorumlu olur ki bu Tora’yı yerine getirmenin özüdür, arzulanan şey birlik yoluyla olur. Bu nedenle Tora ve Mitzot’u üstlenmek isteyen kişi kendisini İsrail topluluğuna, büyük bir birlik içinde, dâhil etmelidir. Bu nedenle, Tora’nın edinilmesi sırasında onlar kesinlikle birbirlerinden sorumludurlar, zira kişi Tora’yı edinmek ister istemez, kendisini, arzusunu onlarla birleştirmek amacıyla diğerlerine tek ve bir olarak dâhil etmelidir. Ve kesinlikle her biri dostundan sorumludur, zira hepsi bir olduklarında önemlidirler. Ve tam da her biri dostundan sorumlu olduğu için ki birlik olurlar, bu yolla Tora’yı yerine getirebilirler, bu olmaksızın Tora’yı korumak mümkün değildir. Zira böylece sevgi ve birlik arzusu bakımından, her biri dostundan memnun kalır ve aralarında form eşitsizliği yoktur. Onunla yukarının arzusuyla birleşecekleri, tek bir arzuya dâhil olurlar, birliğin amacı budur.

2) Baal HaSulam, Zohar’ın Tamamlanması İçin Bir Konuşma

Varlıklarını gözetiyor mu ve benzer şüpheleri düşünmemesidir.  Benzer şekilde, Yaradan’ın bunları düşünmediği açık iken form eşitliğini gerçekleştirmek isteyen kişi de bu şeyleri düşünmemelidir, zira bundan daha büyük form eşitsizliği yoktur. Dolayısıyla, bunları düşünen kişi elbette ki O’ndan ayrıdır ve asla form eşitliğini gerçekleştiremeyecektir.

Bilgelerimizin söylediği budur, “Tüm hareketlerinizin Yaradan için olmasına izin verin”, yani Yaradan’la birleşmek için. Birleşmenin amacını yüceltmeyen hiçbir şey yapmayın. Bunun anlamı, tüm hareketlerinizin ihsan etmek ve dostunuza faydalı olması demektir. O zaman, Yaradan’la form eşitliğini gerçekleştirirsiniz; zira O’nun tüm aksiyonları ihsan etmek ve başkalarına fayda sağlamak içindir, öyleyse sizin, tüm hareketleriniz sadece ihsan etmek ve başkalarına yarar sağlamak için olacaktır. Bu, tam bir bütünleşmedir.

3) Baal Hasulam, Yaradan Sevgisi ve Yaratılan Sevgisi

Bu Hillel’in söylediği şeydir, “Dostunu kendin gibi sev,” nihai hedeftir. Çünkü bu insanlık için en uygun formdur. Eylemlerle yanlışa düşmemeliyiz. Biliyoruz ki, dostumuzun ihtiyacını kendimizinkinden önce koyarsak, bu ihsan etme niteliğidir. Bu sebeple Hillel amacı “Ve Tanrı’nı tüm kalbinle, ruhunla ve gücünle seveceksin,” olarak tanımlamaz, çünkü onlar gerçekten bir ve aynı şeydir. Bu böyledir, çünkü kişi dostunu da tüm kalbiyle ve ruhuyla sevmelidir, çünkü bu “kendin gibi,” sözünün anlamıdır. Her şeyden evvel kişi tüm kalbi, ruhuyla kendini sever, fakat Yaradan’la ilgili kişi kendini kandırır; dostuyla ise her şey gözlerinin önündedir.

4) Rabaş, Makale 3, Dost Sevgisi (1984)

“Ve tarlada gezinirken bir adam onu buldu.” Ve adam ona sordu: ‘Ne arıyorsun?’ yani, “Sana nasıl yardım edebilirim?” “Ve o şöyle dedi: ‘Kardeşlerimi arıyorum.’ Kardeşlerimle, yani dost sevgisinin olduğu bir grupla beraber Yaradan’ın evine giden yolu çıkabileceğim.

Bu yola, “ihsan etme yolu” denir ve bu davranış tarzı bizim doğamıza aykırıdır. Bunu gerçekleştirebilmek için, dost sevgisinden başka bir yol yoktur. Dost sevgisi ile herkes dostuna yardım edebilir.

5) Rabaş, Cilt 1, Makale 2, Dost Sevgisine Dair

Unutmamalıyız ki, grup diğerlerini sevme temeli üzerine kurulmuştur, dolayısıyla her üye, başkalarını sevme ve kendinden nefret etme koşulunu gruptan alır. Ve dostun kendisini iptal etmek ve başkalarını sevmek için gayret ettiğini görmek, herkesin diğer dostların niyetlerine entegre olmasına neden olur.

Dolayısıyla, örneğin, eğer grup on üyeden oluşuyorsa, her biri kendini iptal etmeyi, kendinden nefret etmeyi ve başkalarını sevmeyi uygulamak için on güce sahip olur.

6) Rabaş, Her Biri Dostuna Yardım Etti (1984)

“Kişi kendini hapisten kurtaramaz.” Aksine, kişinin ruh halini yükseltecek tek kişi dostudur. Bu demektir ki kişinin dostu, onu bulunduğu durumdan canlılık durumuna yükseltir. Sonra, kişi tekrar yaşama ve zenginliğe dair güven ve güç kazanmaya başlar, sanki amacı şimdi ona yakınmış gibi hareket eder. Sonuç olarak, herkes dikkatli olmalı ve dostunun ruh halini yükseltmek için ona nasıl yardım edebileceğini düşünmelidir, çünkü ruh hali konusunda, herkes dostunda doldurabileceği bir ihtiyaç noktası bulabilir.

7) RAMAK, Erdemlinin Davranışı, On Üç Niteliği

İsrail birbirinden sorumludur, çünkü herkeste dostunun bir parçası vardır ve birisi günah işlediği zaman hem kendini hem de dostunun içindeki parçasını lekeler. Bu nedenle dostu onun sorumluluğundadır. Çünkü onlar birbirlerinin birer parçasıdırlar. Bu nedenle de kişinin dostu için en iyi şeyleri dilemesi ve dostuna olumlu bakması önemlidir, bunlar dostuna yarar sağlar ve onu onurlandırır ve gerçekten de kişi için dostunun onurlanması, kendisinin onurlanması kadar arzu edilen bir şeydir. Bu nedenle bize “Dostunu kendin gibi sev,” emri verilmiştir. Ve uygun olan şudur ki, dostunun arılığını isteyen kişi onun hakkında kötü konuşmaz ve Yaradan’ın onu suçlamasını ya da onu üzülmesini istemez. Kişi dostunun suçlanmasını veya acı çekmesini ya da yozlaşmasını asla istemez. Aksine, Tanrı korusun, bu kötülükleri sanki kendi maruz kalmış gibi dostuyla aynı acıyı çekerek hisseder, bu iyilikler için de böyledir.

8) Noam Elimeleh – Likutey Şoşana         

Kişi her zaman dostu için dua etmelidir, çünkü kendisi için bunu (duayı) yapması çok etkili olmaz, nitekim ”kişi kendi başına hapisten kendisini kurtaramaz”, fakat dostu için bu yardım çabucak gelir. Ve böylece, her biri dostu için dua etmeli, bu şekilde biri diğerine yardım ettiği zaman, her ikisine de yardım edilir. İşte bu yüzden şöyle denirdi, ”İsrail Arevim (sorumlu) biri diğeri için. ”Arevim”, hoş (tatlı) kelimesinden gelir, ”sesiniz hoş”ta olduğu gibi, çünkü her biri diğeri için ettiği dualar sayesinde birbirlerini tatlandırırlar ve bu nedenle onlara yardım edilmiş olur. Ve duada temel olan şey, düşüncedir, çünkü düşüncede kişinin duası kolayca kabul edilir.

9) Rav Menahem Mendel   

”Dostu için dua eden kişi ilk olarak karşılığını alır.”

Yorum: Dostu için dua eden biri, ihsan etmeye ilişkin bir geçiş hattı haline dönüşür, dostuna ihsan eder ve onun içerisinden bolluk akar ve bu sebepten dolayı o ilk olarak karşılığını alır. Bu şu söylemin anlamıdır, ”Kutsayan kişi kutsanır”, nitekim ”kutsayan” ihsan ederek geçiş hattı haline gelir ve dolayısıyla kutsanır.

10) Rabaş, Cilt 3, 759. Makale, Bir Bütün Olarak İnsan

Kişi önce bilmelidir ki, sevgi eylemlerle satın alınır. Dostlarına hediyeler verdiğinde, verdiği her hediye dostunun kalbinde delik açan bir ok ya da kurşun gibidir. Açılan pek çok delik, verenin sevgisinin içeriye girdiği bir boşluk oluşturur.

Ve sevginin sıcaklığı onu dostunun sevgisine yaklaştırır ve sonra iki âşık her ikisini de örten sevginin örtüsü altına girmiş olur. Bu demektir ki, tek sevgi her ikisini de örter ve doğal olarak, her ikisini de örten şey, tek bir örtü olduğundan, tek kişi hâline gelirler. Bu şekilde her ikisi de iptal olur.

11) Baal HaSulam, Arvut, Karşılıklı Sorumluluk, Madde 17

Bağ’dan (karşılıklı sorumluluk/garanti) tüm halk birbirinden sorumlu olduğunda bahsedilir. Zira ilmin ifşasından önce her birine tek tek “dostunu kendin gibi sev” kuralı olan başkalarını tam anlamıyla sevmeyi üzerlerine alıp almayacakları sorulmuştu (Madde 2 ve 3’de açıklandığı gibi burada detaylı inceleyin). Bunun anlamı şudur, halkın parçası olan her bir kişi ulusun her bir üyesine hizmet etmek ve onun için çalışmayı ve tüm ihtiyaçlarını karşılamayı en az kendi ihtiyaçlarını karşıladığı ölçüde üzerine yüklenir.

Tüm halk oy birliğiyle hemfikir olup “Yapacağız ve duyacağız” dedikten sonra halkın her bir üyesi, her bir diğer üyesinin hiçbir eksiği olmamasından sorumlu oldu. Sadece o zaman manevi edinime hak kazandılar, öncesinde değil.

Bu kolektif sorumluluk ile her bir üye kendi bedeninin ihtiyaçlarını karşılama endişesinden özgür kaldı ve “Dostunu kendin gibi sev” manevi kanunu yerine getirebilir ve sahip olduğu her şeyi ihtiyacı olan kişiye tam anlamıyla verebilir hale geldi, zira artık kendi bedeninin ihtiyaçlarını düşünmek zorunda değildi, çünkü etrafında onun ihtiyaçlarını karşılayacak altı yüz bin sadık dostunun olduğunu biliyordu.

12) Baal Hasulam, Arvut, Madde 17-18

Tüm halk birbirinden sorumludur hem olumlu hem de olumsuz yönden. Olumlu taraftan, eğer her biri Bağı dostunun ihtiyaçlarıyla ilgilenip karşılayana dek korursa, Manevi Çalışma ve Islahı tam anlamıyla yerine getirebilirler, yani Yaradan’a mutluluk getirebilirler (Madde 13). Olumsuz taraftan da eğer ulusun bir kısmı Bağı korumak istemezse ve kişisel-sevgiden zevk almayı seçerse ulusun geri kalan kısmının da içinden hiç çıkamayacakları bataklık ve alçak seviyede kalmalarına neden olurlar.

Bu nedenle, Bağ birinin delik açtığı kayıktaki iki kişi olarak tanımlar. Arkadaşı sorar, “Neden delik açıyorsun?”, diğeri yanıt verir “Sana ne, ben kendi altıma delik açıyorum senin altına değil.” Ve öteki şöyle yanıtlar, “Aptal! İkimiz birlikte boğulacağız!”.

Bundan kişisel-sevgiye düşen isyankârların bu davranışları ile manevi prensipleri yerine getirenlerin etrafında, Yaradan’la bütünleşmeye basamak olan Manevi İlim ve Kuralı “Dostunu kendin gibi sev” ölçüsünde yerine getirmeye başlamalarını bile engelleyecek, demirden bir duvar inşa ettiklerini öğreniyoruz. Ve atasözünün kelimeleri ne kadar da doğru, “Aptal! İkimiz birlikte boğulacağız!”

13) Rabaş, 42. Mektup

Yapmamız gereken Tora için hazırlık yapmak, şöyle yazdığı gibi, “Ve hepsi tek kalp tek adam olarak bir araya geldi.” Bu demektir ki, hepsinin tek bir amacı var, Yaradan’a yakınlaşmak.

Atalarımızın “Yüzleri birbirine benzemediğinden, düşünceleri de birbirine benzemez,” demesi üzerine, tek kalp, tek adam nasıl olur anlamak zorundayız.

Cevap: Eğer her biri yalnızca kendisiyle ilgili dersek, birbirlerine benzemedikleri için tek adam olmaları mümkün değildir. Ancak, kendilerini iptal eder ve yalnızca Yaradan adına endişe duyarlarsa, bireysellikleri iptal olduğundan ve tek bir otorite altına girdiklerinden, bireysel düşünceleri olmaz.

DERS 3: Dua

1) Zohar, Tetzaveh, Madde 86

Orada karanlıktan gelenin dışında başka ışık olmadığı için, Tora’nın sözleri yalnız oraya yerleşir. Bu böyledir, çünkü bu taraf teslim olduğunda, Yaratan yükselir ve ihtişamı büyür. Aynı zamanda, Yaratanın çalışması yalnızca karanlıktandır, kötünün içinden olanın dışında başka iyi yoktur. Ve biri kötü bir yola girer ve onu terk ederse, Yaratan ihtişamla yükselir. Her şeyin tamamlanması iyi ve kötü beraberdir ve kötü iyiye ayrılır. Ve kötünün içinden çıkıp gelen dışında iyi yoktur. Ve iyide Yaratanın ihtişamı yükselir ve işin tümü budur.

2) Baal HaSulam, Şamati 5- Lişma Yukarı’dan Gelen Bir Uyanıştır ve Neden Aşağıdan Bir Uyanışa İhtiyaç Vardır?

“Yaradan adına” koşulunu edinmek için kişi dünyada elinden mümkün olduğunca gelecek her şeyi yapmalıdır. O zaman kişi tüm kalbiyle dua edebilir ve Yaratan duasını duyar.

Ancak, kişi bilmelidir ki Lişma edinmek için çaba sarf ederken, sadece tümüyle ihsan etmek için çalışmayı üstlenmelidir, yani sadece ihsan etmek için ve hiçbir şey almama koşuluyla. Kişi ancak o zaman organlarının bu fikre karşı olduğunu görebilir.

Bu koşuldan kişi berrak bir bilince ulaşabilir ve şikâyetini Yaratan’a aktarabilir ki Yaratan kendisine yardım etsin ve yardımıyla bedeni sadece Yaratan adına koşulsuz çalışma koşuluna gelebilsin, zira görür ki kendisi bedenini tümüyle Yaratan’a karşı ilga edememektedir. Böylelikle kişi, bedeninin bu koşul altında Yaratan için çalışmaya razı olacağını ümit etmekten vazgeçer, o zaman bu dua kalbinin derinliklerinden olabilir ve böyle bir dua kabul görür.

3) Rabaş, Makale 30, Dostlar Meclisinde Ne Aranmalıdır?

Kişi başkalarının sevgisini edinmek için çaba sarf etmelidir. Mantık ötesi çabalamak zorunda olduğundan, buna “emek” denir. Mantıklı düşündüğünde, “Aklı ona dostunun gerçek yüzünü, ona olan nefretini gösterdiğinde, onu olumlu yargılamak nasıl mümkün olabilir?” Bedene bununla ilgili ne söyleyebilir? Dostunun önünde neden kendini eğmek zorundadır?

Cevap şudur ki, Yaradan ile “form eşitliği” denilen, Dvekut’u (birleşme) başarmak zorundadır, yani kendini düşünmemelidir. Neden dostun önünde eğilmek zor bir şeydir? Bunun için kendi değerini hükümsüz kılmalıdır, yaşamak istediği tüm hayat sadece başkaları yararına çalışarak, insanla insan arasındaki sevgisiyle başlayıp Yaradan sevgisine ulaşarak gerçekleşir.

4) Rabaş, Makale 21, Mantık Ötesi İle İlgili Olarak

Kişi gerçeğin yolunda kutsal çalışmayı yapmaya başladığında yani Yaradan’la Dvekut (birleşme) arzusu taşıdığında, tüm eylemleri Yaradan için olacaktır, böyle olduğunda her seferde onun için parlayacak daha çok ışık alır ve bundan sonra kendini-sevmenin kötü olduğunu hissetmeye başlar.

Bu aşamalı bir süreçtir. Her seferinde Yaradan’la Dvekut elde etmekten onu neyin alıkoyduğunu, Kral Süleyman’ın kötü eğilimi “düşman” olarak adlandırması gibi, alma arzusunun onun nasıl gerçek düşmanı olduğunu açıkça görmeye başlar.

5) Rabaş, Cilt 3, Makale 273, Güçlülerin En Yücesi

“Güçlülerin en yücesi düşmanını dost yapandır.” (Avot 254, 303) Töreye göre, bu “doğasının üstesinden gelen” kişi olarak yorumlanır (Avot 284) yani bu kişi kötü eğilimini yenmek için iyi eğilimi ile çalışır. Bilgelerimizin dediği gibi; “tüm kalbin ve tüm eğilimin ile” (Berehot 54) ve böylece kötü eğilim de Yaradan’a hizmet eder. Bu nedenle o düşmanını yani kötü eğilimini dostu yapandır. Ve kötü eğilimi de Yaradan için çalıştığı için bu nedenle bu kişinin çok büyük bir işi vardır ve bu yüzden ona güçlülerin en yücesi denir.

6) Rabaş, Makale 30, Dostlar Meclisinde Ne Aranmalıdır?

Başkalarını sevmeye dayanan dost sevgisi ki bununla Yaradan sevgisi edinilir, normalinde dost sevgisi olarak bilinen şeyin zıttıdır. Diğer bir deyişle dost sevgisi dostlarım beni sevecek demek değildir. Daha ziyade bu dostlarımı sevmek zorunda olan benim demektir. Bu sebeple dostun onu kötülemesi ve nefret etmesi fark etmez. Onun yerine başkalarını sevmeyi başarmak isteyen kişinin, bir diğerini sevmenin ıslahına ihtiyacı vardır.

Dolayısıyla, kişi çaba sarf edip dostunu olumlu yargılarsa, kişinin gösterdiği çaba “aşağıdan uyandırılma” denilen Segula’dır (çare, şifa), bununla kişiye istisnasız tüm dostları sevebilmesi için yukarıdan güç verilir.

7) Rabaş,  Makale 18, Tora’nın Alınışına Hazırlık Yapmak Nedir? (1987)

“Dağın eteğinde ayakta durdular,” diye yazılmıştır. Dağın ne olduğunu anlamalıyız, Har (Dağ) kelimesi Hirhurim (düşünceler) kelimesinden gelir, bu kişinin aklıdır. Akıldaki her şey “potansiyel” olarak kabul edilir. Daha sonra gerçek bir olaya dönüşür. Buna göre “Ve Efendi, aşağıya, Sina dağına, dağın tepesine indi,” sözünü insanın düşüncesi ve aklı diye yorumlayabiliriz, yani Yaradan tüm insanlara, insanın kalbindeki eğilimin, çocukluğundan itibaren kötü olduğunu bildirdi. Yaradan onlara potansiyel olanı yani dağın tepesini bildirdikten sonra, bu potansiyel gerçeğe genişledi. Bu nedenle, insanlar gerçekten bunu hissetmeye başladılar ve Tora’ya olan ihtiyacı hissettiler, yazıldığı üzere, “Kötü eğilimi yarattım; Tora’yı şifa olarak yarattım.” Gerçekten hissederek Tora’yı kabul etmek zorunda olduklarını söylediler, yani başka seçimleri yoktur, zira Tora’yı alırlarsa, haz ve sevinç duyacaklar, eğer almazlarsa burası onlara mezar olacaktır.

8) Rabaş, Makale 16, Onlara Daha Çok Eziyet Edildikçe 1984-85

Yazıldığı üzere, “İsrail’in çocukları çalışmaktan iç geçirdiler.” Bu iç geçirme onların birçok şeyden yoksun olmaları nedeniyle değildi. Tek bir şeyden yoksundular, yani lüks ya da ödeme istemiyorlardı. Onların acısını duydukları tek eksiklik, Yaradan uğruna hiçbir şey yapamıyor olmalarıydı. Başka bir deyişle, onların dilediği şey kendilerini değil ama Yaradan’ı memnun etmek için bir arzuya sahip olabilmekti ancak bunu yapamıyorlardı ve bu onlara acı veriyordu.

9) Rabaş, Makale 21, Çalışmada Tora’nın Karanlıkta Verilmesi Ne Demektir?

Tora özellikle, alma arzusunun kendisine hâkim olduğunu fark etmiş durumda olanlara verilir, karanlıkta ağlarlar bu karanlık alma kabının hakimiyetidir, bunun üzerinde kısıtlama vardır, bu nedenle ışık orada parlamaz ve onları karanlıktan çıkaracak olan Tora’ya ihtiyaçları vardır. Tora’yı edinmenin gerekçesi ve ihtiyacı budur.

10) Rabaş, Firavun’a Gel 1

Bilgelerimizin dediği üzere; “Keskin bir kılıç boynuna yerleştirildiği zaman bile kişi kendisini merhametten esirgememelidir” ve gene yazıldığı üzere; “O beni katletse bile O’ndan ümidimi kesmeyeceğim.”

“Keskin bir kılıcın boynuna yerleştirilmesi” sözünü yorumlamalıyız; kişinin “kendi-sevgisi” denen günahı ensesine yerleştirilmiş ve ona, onun hükmü altında kalmanın imkânsız olduğunu göstererek, onu Keduşa’dan ayırsa bile, kişi gene de gördüğü resmin gerçek olduğunu söylemelidir.

Ancak “kişi kendisini merhametten esirgememelidir,” o zaman da Yaradan’ın ona merhamet edeceğine, yani ona ihsan etme niteliğini verebileceğine inanmalıdır. Şu gerçektir ki kişi kendi için alma koşulunun hükmünden kendi başına çıkamaz. Ancak Yaradan bakımından, Yaradan kişiye yardım ettiği zaman, tabi ki O kişiyi bundan çıkarabilir. Bu, şu yazılanın anlamıdır; “Ben Efendinim, senin Tanrınım, senin Tanrın olmak için seni Mısır topraklarından çıkardım.”

11) Rabaş, Makale 18, Çalışmada Şabat’taki Konuşma Neden Haftanın Diğer Günlerindeki Konuşma Gibi Olmamalıdır?

İhsan etme kabını edinme çalışması, kötülüğün Gadlut durumunu edinmekten gelir. Yazıldığı üzere, “Onun kalbini sertleştirdiğim için,” yani kötülüğü edindiği için ve böylece İsrail halkı, kötülükten kaçamayacağını görme durumuna geldi, yani onlar kötülüğün gücünü her tarafta gördüler ve bundan doğal bir kurtuluşun olmadığını gördüler, bu durum, kötülüğün Kli’si tamamlaması olarak kabul edilir. O zaman, Yaradan’ın onlara ıslah eden ışığı vermesi koşulu gelir.  Bunun anlamı şudur, “Hazır bekle ve Yaradan’ın seni kurtarışını gör, bunu bugün sana yapacaktır.” Bunun anlamı şudur, kötülüğün Kli’si tamamlandığı zaman, yukarısı tarafından ışığın ifşa edilmesi için bir yer vardır. Bu, Yaradan onlara ihsan etme kaplarını veriyor diye anlaşılır.

12) Rabaş, Çalışmada, “Erdemlinin İyi İşleri Nesillerdir,” Nedir?

Yaradan’dan bize tüm eylemlerimizi O’nun için, yani Yaradan hatırına, yapabilme gücü vermesini dileriz. Aksi halde yani eğer O bize yardım etmezse, tüm eylemlerimiz yalnız kendi menfaatimiz için olacaktır. Şöyle ki, “eğer yoksa,” yani “Sen bize yardım etmezsen, tüm eylemlerimiz yalnız kendimiz için olacaktır, zira alma arzusunun üstesinden gelecek gücümüz yoktur. Bu nedenle bize senin için çalışabilmemiz için yardım et. Şu andan itibaren bize yardım et.”  Buna, “Senin hatırın için,” bize bunu yap denir, yani bize ihsan etme gücü ver, demektir. Aksi halde ölüme mahkum olup, kendimiz için alma arzusu içinde kalacağız.

13) Zohar Kitabı’na Giriş, Madde 121

O’nun bu dünyadaki idaresi altındaki yönetimin tüm konuları, sadece yarattıklarını hoşnut etmek olan yaratılış düşüncesi ile bizim içimizdeki ölçütlere ve zevkimize göre olan alma arzusu ile tam bir tezat içindedir.

Kapılardaki kilitlerin anlamı işte budur. Önce bu dünyada tattığımız, O’nun eşsizliğine aykırı pek çok şeyin hepsi bizi Yaradan’dan ayırır. Ancak, ruhumuz ve gücümüz ile bize emredildiği üzere, biz Yaradan’a ihsan ederiz, tüm bu ayırıcı güçler, tüm ruhumuz ve gücümüzle Yaradan’ı sevmemizi azaltarak bizi etkilemez. Aksine, bu durumda, üstesinden geldiğimiz her aykırılık O’nun bilgeliğine erişim için bir kapı olur. Bunun nedeni şudur; Çünkü her aykırılığın, O’na erişmede özel bir kademeyi açığa çıkaran özel bir niteliği vardır. Ve bu karanlığı aydınlığa ve acıyı tatlıya dönüştürmekle ödüllendirilmiş olanlara, ayrılığın tüm güçleri – zihnin karanlığı ve bedenin acısı –yüce kademeleri edinmek için kapılar hâline gelir. Böylece karanlık büyük bir ışık ve acı tatlı hâline gelir.

Bundan dolayı, daha önce O’nun rehberliğinin tüm idaresi ayırıcı güçlerden yana olduğu ölçüde, şimdi birleştirici güçlere çevrilmiştir ve tüm dünyaya erdemden yana hüküm verir.

DERS 4: Tuz Antlaşması

1) Rabaş, Makale 63, Bugün Ayakta Duruyorsun – 1

“Bugün ayakta duruyorsunuz, hepiniz” bize onların toplandığını, antlaşma yapmak için bir araya geldiklerini öğretir. “Hepiniz” sözünün anlamı; onların hepsinin “Arvut” antlaşmasını üzerlerine aldığını gösterir. Şunu sorarız neden “hepiniz” diye çoğul olarak başlar ve sonra tekil “İsrail’in her biri” diye sona erer? “Hepsinin” niyeti “İsrail’deki her adamı” içerir; yani “İsrail’deki her adam” onların “hepsine” dâhil olmuştur. Yazıldığı üzere “ve insanlar bu dağın eteğinde kamp kurdular,” tek bir adam ve tek bir kalp olarak. Ve İsrail insanları, aralarında sevgi olduğu zaman, başaracaklar.

2) Rabaş, Çalışmada Antlaşma Yapma Nedir (1987)

Kişi kalıcı inanç ile ödüllenmediği sürece, çıkışlar ve inişler olmak zorundadır. Buna göre, aralarındaki sevginin soğuduğu zamanlar olabilir. Bu nedenle şimdi, çalışmanın başında, kişi cennet krallığının yükünü üstlenir ve bir antlaşma yapar ve böylece bedeni buna razı olsa da olmasa da Yaradan’ın hizmetkârı olur ve hiçbir şeyi değiştirmemeyi üstlenir.  Şöyle der, “Bir kere söz verdim bunu değiştirmeyeceğim.” Bu çalışmanın başında antlaşma yaptığımda üstlendiğim gibi, mantık ötesinde gideceğim.

3) Rabaş, Makale 471, Bugün Ayakta Duruyorsunuz 2

Kişi Yaradan’ın sevgisini hissettiğinde, Yaradan’ı sevmek uğruna diğer tüm sevgilerden vazgeçmesi gerektiğini anlar, ancak daha sonra bu uyanış ondan geçtiğinde, artık Yaradan’ın sevgisini hissetmez. Böylece daha önce vazgeçmeye karar vermiş olduğu diğer sevgililere geri dönmek ister; o zaman antlaşmayı sürdürmeli ve Yaradan’ın sevgisini hissettiğindeki tarz doğrultusunda ilerlemelidir, artık hiç böyle hissetmese bile. Bu, daha önce yaptığı antlaşmayı yerine getirmek için zorla, kendini zorlayarak çalışmaktır. Ve buna “antlaşmaya girmek,” denir.

4) Rabaş, Cilt 3, Makale 738, Tuz Antlaşması

“Tüm adaklarınızla tuz da sunmalısınız,” bu tuz antlaşması meselesidir. Ve bu antlaşma mantık ötesidir, zira kişi dostundan iyi şeyler aldığı zaman onlar bir antlaşma yapmalıdırlar.

Ve bu antlaşmayı yapma meselesi tam da her birinin diğerinden şikâyetleri ve talepleri olduğu, öfke ve ayrılık olduğu zaman için olmalıdır. Ve böylece yaptıkları bu antlaşma onlar arasında sevgi ve birliği korur. Ve kural şudur ki, ne zaman içlerinden biri diğerine zarar vermek isterse, ona aralarında yapmış oldukları antlaşma hatırlatılır.

Bu onları sevgi ve barışı korumaya zorunlu kılar ve “tüm adaklarınızla tuz da sunmalısınız,” sözünün anlamı budur, yani Yaradan’a doğru yaklaşma çalışması tuz antlaşması ile olmak zorundadır, bu her şeyin temelidir.

5) Rabaş – Kişi Her Zaman Evinin Kirişlerini Satmalı

Eğer bir toplum belirli kişilerden oluşuyorsa, bir araya geldikleri zaman orada mutlaka bu “grubu” kurmayı arzulayan biri olmalıdır. Böylece, bu insanların birbirleri için uygun olduklarını görerek onları seçer. Diğer bir deyişle, her birinin dost sevgisi kıvılcımı vardır, fakat bu kıvılcım her birinin içindeki sevginin ışığını tutuşturmaz. Bu nedenle kıvılcımların büyük bir ateş oluşturması için birlik olmaya hemfikir olurlar.

Bu nedenle, kişi onları gizlice gözetlediği zaman, bunun üstesinden gelmeli ve demelidir ki; “Grup, başkalarını sevme yolunda yürümeleri gerektiğine hemfikir olanlardır.” Ve herkes dostlarını haklı çıkardığı zaman, tüm kıvılcımlar bir kez daha tutuşacak ve tekrar tek büyük bir alev olacaktır.

6) Baal HaSulam, 2. Mektup

Sana aramızdaki sevginin soğuma korkusunu içinde uyandırmanı tavsiye edeceğim. Akıl bunu anlamayı reddetse de düşün, eğer sevgiyi artıracak bir taktik varsa ve kişi onu arttırmıyorsa, bu da düşüş olarak kabul edilir.

Bu tıpkı dostuna büyük bir hediye veren kişinin durumu gibidir. Eylem sırasında kalbindeki sevgi, eylemden sonra kalbinde geride kalan sevgiden farklıdır. Daha ziyade, sevginin bereketi tamamıyla kaybolana kadar gittikçe küçülür. Bu nedenle, hediyeyi veren kendinde bunu her gün yenilemek için bir taktik bulmak zorundadır. Tüm çalışmamız budur—her geçen gün aramızdaki sevgiyi göstermek, tıpkı almak gibi, yani akla pek çok ilave yaparak artırmak ve çoğaltmak, ta ki şimdinin bereketi gerçek bir hediye gibi duyularımıza dokunana kadar. Bu zamanı geldiğinde kullanılacak büyük taktikler gerektirir.

7) Rabaş, 24. Mektup

Bu, Yaradan’ın sevgisinin farkındalığını bu yolla korumak zorunda olduğunuzun, tüm gün ve gece, gün veya gece aşamasını hissettiğinizde, daima tetikte olmanız gerektiğinin size yukarıdan bildirilmesinin sebebidir.

Yaradan’a şöyle deriz, “Seninkiler hem gün hem gece.” Bu nedenle, gece de gecenin karanlığı da insanın iyiliği için Yaradan’dan gelir, şöyle yazdığı gibi: “Günden güne konuşmayı ifade eder ve geceden geceye bilgiyi tanımlar”

Öyle anlaşılıyor ki, alevler kendi kendine yükselene kadar dostların kalplerini uyandırmalısınız, atalarımızın bununla ilgili şöyle söylediği gibi, “Mumları yaktığın zaman.” Bununla Yaradan’ın sevgisinin farkındalığı ile ödüllendirilmiş olursun.

8) Baal HaSulam, 18. Mektup

Sabah ilk iş uyanır uyanmaz O’nla Dvekut’un anını kutsamalı ve aklına boş bir düşünce gelmesin diye yirmi-dört saat boyunca kalbini Yaradan’a açmalı ve bunu doğa üzeri ya da imkansız görmemelidir.

Aslında bu demir parmaklıkla ayırım yapan doğanın imajıdır ve kişi kendi hissettiği doğanın ayrımını iptal etmeli ve önce bu ayrımların O’ndan gelmediğine inanmalıdır. Sonra kendi doğal arzusunun üzerinde olsa da kalbinin derinliklerinden dua etmelidir.

Bilin ki daima, formlar Keduşa’dan olmadığı zaman bile size engel olur ve hatırladığınız anda da dururlar. Bütün gücünüzle kalbinizi açın, böylece Yaradan O’nla Dvekut’u engelleyenlerden sizi korur. Aşamalı olarak kalbiniz Yaradan’a alışarak genişler ve O’na tutunmaya özlem duyar ve Tanrı’nın arzusu sizin tarafınızdan yerine getirilmiş olur.

9) Rabaş, 77. Mektup

Bu bizim öğrendiğimiz “maneviyatta hiç eksiklik yoktur,” dan ziyade, ilerlememize yer açılması için geçici bir ayrılıştır. Bu böyledir, çünkü kutsallık için çabaladığımız her an kutsallık alanına gireriz ve kişi sadece kutsallığın fazla kıvılcımından çıkmak için düşer.

Ancak tavsiye şudur ki: Kişi, derecesi onu düşürene kadar beklememelidir, kişi bayağılığını hissettiğinde tekrar yükselir ve bu yükseliş kutsallığa bir parça koymak olarak kabul edilir. Buna mukabil kendisi düşer ve diğer kıvılcımları yükseltir ve onları kutsallık alanına çıkarır.

Bu atalarımızın dediği gibidir: “Kaybetmeden önce, ararım,” yani içinde bulunduğum durumu kaybetmeden önce aramaya başlarım. Bu Baal HaSulam’ın “Şafağı uyandırırım,” diyen Kral Davut ile ilgili söylediği şeydir. Atalarımız şöyle der: “Şafak beni değil, ben şafağı uyandırırım.”

10) Baal HaSulam, Şamati 19- “Manevi Çalışmada Yaradan Bedenlerden Nefret eder” Ne Demektir?

Kişi, ihsan etme arzusunu edinmek ve alma arzusunun üstesinden gelmek için, özellikle çok güçlü bir arzuya sahip olmaya çalışmalıdır. Güçlü bir arzu demek, duraklamalar ve durdurulmalar arasında, yani her üstesinden gelmeler arasındaki durmalarla artıp büyümesiyle ölçülen, güçlü bir arzu demektir.

Bazen kişi tam ortada bir durma alır, yani bir düşüş. Bu düşüş bir dakika, bir saat veya bir ay olabilir. Daha sonra kişi alma arzusunun üstesinden gelme çalışmasına tekrar devam eder ve bu girişimler ihsan etme arzusunu kazanmak içindir. Güçlü bir arzu demek, aranın, kişinin fazla zamanını almaması demektir. Ve kişi aniden tekrar çalışmaya uyandırılır.

11) Rabaş, Makale 15, Çalışmada, “Erdemli Günahkâr Tarafından Görünür Hale Getirilir,” Ne Demektir? (1989)

Eğer niyetleri Yaradan’a memnuniyet ihsan etmek ise ve bu nedenle eğer çalışmalarını daha fazla arttırmak istiyorlarsa, Yaradan’ın yüceliğini arttırmaları gereklidir, zira yalnız Yaradan’ın yüceliği ölçüsünde O’nun önünde kendilerini iptal edebilirler ve yaptıkları işleri yalnız İlahi Gücün hatırına yapabilirler. Ve bu Kutsal Zohar’ın “Onun kocası kapılarda tanınır,” dizesi hakkındaki gibidir, yani her biri kendi “kalbinde biçtiği değere göre.” Bu nedenle, İlahi Güç hatırı için çalışanlar, çalışmaları için yakıt almak amacıyla, Yaradan’ın yüceliğine inanç edinmek için her gün çalışmak zorundadır, bu onları çalışmaya sevk eder. Ve çalışmalarından aldıkları keyif de budur.

12) Baal HaSulam – 47. Mektup

Dolayısıyla, her şeye rağmen dostları sevmenin geçerliliğini sana hatırlatmama izin ver, çünkü var olmamız ve yaklaşan başarımızın ölçüsü buna bağlıdır.

Bu nedenle, tüm hayali yükümlülüklerden vazgeç ve kalbini, sizi gerçek anlamda birbirinize bağlayacak ve bir yapacak taktikleri bulmaya ve düşünmeye doğru yönlendir, böylece “Dostunu kendin gibi sev,” tam anlamıyla içinde gerçekleşir ve tüm günahları örtecek olan sevgi düşüncesiyle arınırsın. Bunu bende test et ve gerçek anlamda sevgiyle bağlanmaya başla ve sonra göreceksin ki, “damağın tat alacak” ve diğer insanlar senle beni ayıramayacak.

13) Zohar, Aharei Mot, 66

Ve sizler, burada olan dostlar, sizler bağlılık ve sevgi içindesiniz, bundan böyle, Yaradan sizden hoşnut olana ve size barış ve huzur verene kadar birbirinizden ayrılmayacaksınız. Ve sizin erdeminizle dünyada barış olacak. Bu sözlerin anlamı şudur; “Kardeşlerimin ve dostlarımın hatırına ‘Barış sizin üzerinizde olsun’ derim.”

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
17 - 0,305