e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Michael Laitman > Kabala Kütüphanesi > Yeni Hayat > Yeni Hayat 1116 – Kendi Yaşamımızı Kontrol Edebilir miyiz?

Yeni Hayat 1116 – Kendi Yaşamımızı Kontrol Edebilir miyiz?

Oren Levi: Dr. Laitman, merhaba ve Yeni Hayat söyleşilerinde bizimle beraber olduğunuz için teşekkür ederiz. Herkese selam. Bugün yaşamımızda kontrolü elde tutmak ve kontrolü bırakmak üzerine sohbet edeceğiz. Çoğu kere her şeyi kontrol altında tutmaya çalışırız. Bunun da işe yaramadığını görürüz. O zaman, üzerinde konuşmakta olduğumuz yaşamımızı iyileştirmek için yeni bir teknoloji deneyeceğiz. Bizi izlemeye devam edin. Konuğumuz, söz sizin.

Konuk: Gerçekten her şeyi, kendimizi, çocuklarımızı ya da eşimizi ve gayet tabii olarak yaşamımızda başarıyı kontrol etmeye çalışırız. Başarmak ve değişik şeyleri denemek için çok enerji sarf ederiz. Hedefler koyar, yaşam deneyimlerimiz, zaman zaman bu hedeflerin, doğru yönde olmadığını gösterdiği durumlarda bile, onları, her ne pahasına olursa olsun, gerçekleştirmeye çalışırız. Çoğu kere bunun maliyeti de oldukça yüksek olmuştur. Buradan geliştirilmiş bir yaklaşım, gerçekle mücadele etmenin doğru olmadığı görüşünü savunur. Belki de bazı durumlarda ve yerlerde kontrolü elden bırakmak gereklidir. Ve ben Kabala İlminin yaşamımızı kontrol etme kabiliyetimiz hakkında ne düşündüğünü öğrenmek istiyorum. Gerçekten nerede, işin peşini bırakmalıyız. Bu nedenle ilk olarak, bu kontrolü sağlamaya çalışmanın iyi mi yoksa kötü mü olduğunu sormak istiyorum?

Dr. Laitman: Sorunun kendisi, sadece kontrolü elde bulundurmaktan çok daha karmaşık ve ileri seviyede bir sorudur. Kontrolü elde tutmak, bizim her şeyi kontrolümüz altında tutma içgüdümüzün ortaya çıkardığı bir eğilim olup, bizim açıkça cansız, bitkisel ve hayvansal düzeyimizi yansıtır. Böylece insan içinde bulunduğu durumu, çevresini, gelişimini, yani geleceğini kontrolü altında bulundurmak ister. Sorun, bunu yapıp yapmadığımızdır. Bu, kendimize, kadere, doğaya ve çevremize karşı doğru bir tutum mudur; bu şekilde kendimizi aldatmış olmuyor muyuz? Bu bizim gerçekten kontrolü elimizde bulundurduğumuzu göstermez. Bu durum acaba bizim kendi çıkarımızı kontrol etmemiz anlamında mıdır? Çünkü kontrolü elinde bulundurmak geçmişi, bugünü ve geleceği ve tüm var olan faktörleri bilmek demektir. Benim gelecekte ulaşmak istediğim formu öngörebilmem gereklidir. Ve buna ilave olarak çevrem de benim için aynı şeyi başaracaktır. Ben bunu yapabilecek kabiliyette miyim? Bunun anlamı, bir kişinin kendi kendisi ile hesaplaşabilmesi ve bunun sonucunda kendisini, buna ilave olarak çevresini, dünyayı ve geleceğini hiçbir şekilde kontrolü altında bulunduramayacağını, çünkü bunlarla ilgili hiçbir etken faktörü bilemediğini görecektir. Bunlara erişebilir durumda değildir. Bu işin bir yüzüdür. Diğer bir konu da onun kendisinin ne istediğini, neye ihtiyacı olduğunu ve bu kontrolü nasıl sağlayacağını bilmemesidir. Varsayın ki önümde benim gelecekteki durumumu etkileyebilecek bir düzine faktör vardır. İyi bir geleceğe sahip olmak için onları nasıl yöneteceğimi nasıl öğreneceğim; bilmiyorum. Bunların hepsinin arasında benim için iyi olan hangisidir; onu da bilmiyorum. Bu benim kontrolü elinde bulundurma ihtiyacımın bir içgüdü olduğunun farkında olup olmadığımla ilişkilidir. Olasıdır ki bu da neleri kontrol altında bulundurma isteğimle; yani kendi vücudumu, bedensel yaşamımı, etrafımdaki yakın çevremi, kendimi ve ailemi, evimi, bahçemi kontrolüm altında tutma isteğimle ilgili olarak çeşitli sınıflara ayrılmıştır. Bir parça arazi üzerinde hayvanları ve ailesi ile yaşayan bir kişinin bütün bunları nasıl kontrolü altında bulunduracağı ile ilgilidir. Bu şekilde, onların varlıklarının geleceğe ilişkin sürdürülebilirliğini sağlar. Örneğin bugün benim, tüm dünyayı kontrolüm altında tutmam gerektiğini varsayalım. Çünkü aksi halde dünya beni kontrolü altında bulunduruyorsa, ben nasıl onu kontrolüm altına alabilirim? Bugün mekânın bana ne verebileceği üzerinde düşünüyordum. Birçok faktörün etkisi altındaki, öylesine büyük ve geniş bir dünyada yaşıyoruz ki, böyle bir durumda, kontrolü elde tutmak ne anlama geliyor sorusu ile karşı karşıyayız. Bunun tam aksini söyleyenler de var. “Bütün bunları bırakın bir tarafa, kendinizi ondan kurtarın” diyorlar. Kontrolü bırakmak gerçekten de sizi rahatlatacaktır. Bir taraftan kontrol elinizde değil, diğer taraftan size öyle imiş gibi geliyor. Böylece kontrolü siz kaderin ellerine devrediyorsunuz ve her şey nasılsa öyle kalmaya devam ediyor. Örneğin, sokakta yaşayan insanlara bakıyoruz; hiçbir şey umurlarında değil. Bir şeylerin kontrollerini ellerinde mi tutmak istiyorlar, yoksa her şeyi oluruna mı bırakıyorlar? Söylemesi belki güç ama bu kişiler mutlaka bir şeyleri kontrolleri altında tutmakla pek ilgili değillerdir; ellerinde ne varsa, o kadar. Ve ben onun ötesinde daha fazlasını istemiyorum, ihtiyacım da yok. Biliyorsunuz bu konuda birçok şaka da var; zengin bir adam, bir ağacın altında yaşayan fakir adamları azarlayarak sormuş, neden çalışmıyorsunuz, neden okumuyorsunuz, neden kendinizi geliştirmiyorsunuz? Onlar da peki bize faydası ne olacak diye karşı soruyu sormuşlar? Zengin adam da o zaman rahata erip bir ağacında altında keyifle oturabileceksiniz demiş; onlar da işte biz zaten öyle yapıyoruz diye karşılık vermişler. Kontrolü elden bırakmak ne demektir? Her şeyden önce beni kim kontrol etmektedir, kaderim mi, Yüce Güç mü, kendim mi ya da benim ailem mi? Günümüzde, insanlar, genellikle, bütün bunlardan kurtularak serbest kalmak istemektedir. Binlerce yıl, bütün bunlar, verilmiş şeyler olarak kabullenilmiştir. Bilmişizdir ki büyümemiz, evlenmemiz, çocuklarımızın olması, onların da yetişip evlenmeleri için onlara bakmamızın gerekli olduğu düşünülmüştür. Onlar da bize torunlar verecedi. Onların da bir evi olacaktı; işte her şeyin böyle olması alışılagelmişti. Ben, bunların benim zamanımda da böyle olduğunu hatırlıyorum. Ben de şimdiden bir büyükbabayım. Ancak görüyorum ki benim torunlarım, yeni yetişmekte olan nesil farklı düşünüyor. Bu nesil evlenmek istemiyor, çocukları olsun istemiyor. Olabildiğince herhangi bir kontrol altında olmaktan kaçınmak, özgür olmak istiyorlar. Ve bunu yapamıyorlar, çünkü bu doğanın gereğidir. Kendinizi vücudunuzdan kurtaramazsınız. Bu bizim içgüdümüzdür.

Konuk: Özgür olmak mı? Hayır, bence içgüdümüz, ihtiyacımız olan her şeye sahip olmaktır.

Dr. Laitman: Ancak bugün görüyoruz ki durum, artık aynı ölçekte değildir. Yetişmekte olan yeni nesil yaşamda kontrolü eline geçirince kısa bir süre içerisinde bizim yerimizi alacaktır. Bu nesil, bizim konuştuğumuz bu konularla ilgilenmemektedir. Çocukları yoktur; onlara ihtiyaçları yoktur, çalışmak bir anlamda yoktur. Bir çeşit çalışma elbet olacaktır. Temel ilke, sahip olacaklarımın sadece ihtiyacım kadar olmasıdır. Çünkü ne kadar çok malım mülküm olursa, o kadar derdim var demektir. Bu kadar çok varlığımın olmasına niye gerekesininim olsun, beni kontrolleri altına almaları için mi? Onlara sahip olmamak daha iyidir. O zaman kişi bir oturma odası ile bilgisayarı, cep telefonu, pizza ve kolasının yeterli olacağında hem fikirdir. Daha fazlasına ihtiyacım yok demektedir. Bunun anlamı, kontrole sahip olmanın özgürlük olmadığı, kendisini kontrollerden arındıran kişinin özgürlüğüne kavuşmasıdır. Bu ağır iştir, zor çalışmadır. Bir kral varsayın; bize öyle gelmektedir ki, “kral benim”. Hayır! Sen eğer kral isen gerçekte sen herkesin kölesi durumundasın. Çünkü kral olarak herkese, devletin yönetimine, ülkeye, her şey senin mülkün olduğu için her şeye sahip çıkmak, her şeyi gözetmek durumundasın. Daha sonra gördük ki tarihte bunlar yerlerini, daha az sorumluluk, daha az kontrole sahip olmak anlamında, parlamentoya bırakmıştır. Hiçbir bakan ya da parlamento üyesi bu benim sahip olduğum ülkedir diye bir duyguya sahip değildir. Hiçbirisi bu ülkede yaşayanların kendisine ait olduğunu düşünmez. Bu bir kralın durumundan tamamen farklı bir şeydir. Böylesi bir durum için hükümette olanlar için ülkenin insanları bir anlam ifade etmez; hatta ülkeleri bile önemli değildir. Bavullarını toplar, başka bir ülkeye giderler. Kral için ise bu mümkün değildir. Orası kralın kendi evidir, orada yaşayan tüm insanlara bakmak durumundadır. Bu benim mülkümdür ve tarih boyunca gözlediğimiz durum böyledir; ancak şimdi ise sorumluluktan, ait olma duygusundan kaçmayı, kontrol arzusundan kaçma arzusunu görüyoruz. Çünkü bir ülkenin bir kral tarafından kontrol edilebilmesi ciddi bir sorumluluktur. Tıpkı bir aile gibi, ben de bir ailenin reisiyim. Ve herkese bakmam gerekiyor; yiyecekleri, giyecekleri var mı, okula nereye gidecekler vs. vs. Bugünkü genç nesiller ise, ben bunu istemiyorum diyor. Ben ailemin kralı olmak istemiyorum. Hatta aile parlamentosunda karımla birlikte bile olmak istemiyorum. Çocuklarımı kontrolüm altında tutmak ve onlara bakmak da istemiyorum. Ben sadece kendim olmak istiyorum. Yarın her ne olursa olacak, ama ben kendi kendimi kontrol etmeyi, kendime bir şekilde bakmayı, ya da aileyi veya ülkeyi veya dünyayı ya da hiçbir şeyi istemiyorum. Söylediğim gibi kendime bile bakmak istemiyorum.

Konuk: Bunu nasıl yapacağım?

Dr. Laitman: Burada öyle bir yere geldik ki, bu durum ortaya bir sorunu da beraberinde getirdi.

Konuk: Doğru anlıyorsam, bu öyle bir durumdur ki kişi, yaşamında kontrole sahip olabilmek için onu motive edebilecek bir arzuya sahip değildir.

Dr. Laitman: Her zaman olduğu gibi o bunu arzu etmiyor; çünkü bilgelik arttıkça, üzüntü de artıyor. Neden ona ihtiyacın olsun? Ne kadar çok şeye sahipsen o kadar endişen olur.

Konuk: Tamam, milyonlarını arkanda bırakıp buraya geldin, sonra ne olacak? Ama bir çoğumuz hala onlara sahip olmayı arzuluyor.

Dr. Laitman: Hayır, bugün biz onları o kadar çok istemiyoruz. Bunu görmezden geliyoruz. Tabi, yine de birçok kişi bunların arkasından koşuyor. Ve bu bir nosyon. Bu insanlara hala çekici geliyor, ama eskisi kadar değil. İnsanın kontrolü ele geçirmek için tüm rekabet yarışını bir tarafa bırakması, geçmiş birkaç on yılda başladı. Ve bugün, kontrolden vazgeçme eğilimi o kadar artmış durumdaki, şimdi de biz kontrol etmeyi makinelere devretmek istiyoruz. Araçları bizim yerimize onların sürmesini, uçakları bizim yerimize uçurmalarını, her şeyi bizim yerimize onların yapmalarını bekliyoruz. Ya biz? Her şeyi kontrol etmek istemiyoruz. Bu eğilim şimdi her şeyde var.

Konuk: Makineler bizim yerimizi aldığında biz ne yapacağız, en büyük sorun bu değil midir?

Dr. Laitman: Bütün bunlar insanların hala kendilerini tatmin etmeleri ihtiyacından kaynaklanıyor değil mi? Ama neden kendimi bir şeyin kontrolünü elimde bulundurarak tatmin edeyim? Çünkü bu, benim düşüncelerimi, arzularımı karıştıran ve beni huzursuz eden bir şey. Niçin bütün bunlara ihtiyacım var?

Oren Levi: Ben konunun başka bir yönüne işaret etmek istiyorum; belki bu sizin gündeme getirdiğiniz soruya cevap oluşturabilir. Sağlıklı olmak istiyorum; istediğim her şeyi yapabilecek kadar param olsun istiyorum; çocuklarımın, okulda, okuldan sonra yaşamlarının her aşamasında, başarılı olmalarını istiyorum. Bir ölçüde kontrolüm altında olanlarla yola çıksam da para, kariyer, ilişkiler gibi bir çok alanda da benim kontrolüm altında olmayan çok şey var. Şu ana kadar konuşmuş olduklarımızla ilişkili olarak, bir çok konuda başarılı olmak istiyorum. Her iki taraftan da değerlendirmeye çalıştık. Öncelikle doğal bir içgüdü olarak, sadece insanların değil, fakat cansızların, bitkilerin ve hayvanların da olup biten her şeyi neden kontrolleri altına almak istediklerini açıkladınız. Gelecekte de ne olacağını kişilerin kendilerini kötü hissederek artık kontrolü ellerinde bulunduramayacağını ve böylece karşı yaklaşımın ortaya çıkacağından söz ettiniz. Bunu gerçekten arzu etsem ve elde edemesem de bu böyle midir? Bu durumda kontrolü elden bırakmak ve bu yönde farklı yaklaşımların ortaya çıkmasına imkân vermek daha doğru olabilir. Böylece söylediklerinizden, bütün bunların siyah ve beyaz ayrımı gibi basit ve kolay olmadıklarını anlıyorum.

Dr. Laitman: Ancak bir taraftan da kontrolü elden bırakma eğiliminin giderek daha fazlalaştığını görüyoruz.

Oren Levi: Bu açıklamanız, benim tam olarak ikinci sorumu gündeme getirmeme imkân veriyor. Bir taraftan doğal bir içgüdünün kontrol altına alınması gerektiği düşüncesi ile elimden geldiğince başarmaya çalışmak, diğer taraftan da örneğin çocukları, ailesi, mesleği vb. lerine sahip, sıradan yaşamı olan kişinin yaşamında tek bir kişinin tüm kontrole sahip olmasının ne kadar doğru bir şey olacağı yaklaşımı ile kontrolü elden bırakma arzusunu taşımak. Kişi kontrolü elden ne zaman ve nerede bırakmalıdır? Çünkü biliyorum ki eğer ben, kişinin sağlığını ihmal ettiği zaman mı diye sorsam, siz de tabi öyle değil diyeceksiniz. Yaşamımızın kontrolünü elimizde tutmamız ve sorumluluklarımızı taşımamız gereken alanları hangileridir? Nerede ve ne zaman her şeyi boş verip işi kaderin ellerine bırakmak ve konuğumunuzun dediği gibi yaşamla mücadele etmek gerekir.

Dr. Laitman: Bir cevabım yok. Hatta ben daha da fazlasını söyleyeceğim. Bunu tam olarak irdeleyebilmem için hayatın formülünü bilmem gerekir; benim yaşantımı, kaderimi kontrol eden güçleri bilmem gerekir; her şeyin kendi gelişim amaçları doğrultusunda gelişimlerinin nasıl olduğunu bilmem gerekir. Sana bir cevap verebilmek için bütün bunları bilmem gerekir. Ancak bu bilgilere sahip değilim; bütün bunlar benim elimde değil. Durumu, Kabala İlmi bakış açısıyla değerlendirmediğimiz zaman, söyleyebileceğim sadece tek bir şey vardır. Doğanın yüce gücü ile bağlandığımda, doğanın, kendi ülkesinden sorumlu olduğunu hisseden kral gibi, burada da her şeyden sorumlu olan bir yüce güçten söz ediyoruz. Doğanın tamamı onun emrindedir; o zaman benim onunla bağ kurmam gerekmekte ve onun bu kapsamda neleri kendi kontrolü altında bulundurduğunu anlamak durumundayım. Neleri kontrolüm altına alabileceğimi o, bana iletmektedir. Ondan gelen bu ayrıma göre ben de tam olarak neleri yönetmem, nelerin kontrolünü elime almam ve nerelerde kontrolü ona bırakmam gerektiğini öğrenmiş olacağım. Ancak bunun için yüce güç ile iletişime geçip onunla gerçekten bağ kurmam, bir anlamda onunla bir antlaşma yapmak durumunda olmam gerekecektir. Şu ana kadar bu bendim; bundan sonra ise artık sizsiniz. İşte bir kısmından vazgeçtiğim, bir kısmında da vazgeçmediğim, elimde bulundurmak istediğim gerçek, asıl ve doğru kontrol şekli budur; çünkü yaşamımızdaki deneyimlerimizden birisi, yüce gücün ne yaptığının farkında olmayan bir kişinin yaptıklarıdır; o zaman söz konusu kişi olan biten her şey ile ilgilenecektir. Bu gerçekten çok büyük bir sorundur; bu kişi tüm olasılıklarla baskılar karşısında bir anlamda deliye dönecektir. İşte tam burada Kabala İlmi, doğa, yaradan ve Gematria adını verdiğimiz yüce gücün güçlerinden oluşan bütünsel sisteme bağlanmaya ve onu anlamaya yardımcı olacaktır. Doğa ve Yaradan ya da aynı şeye karşılık, başka bir şeyin oluşturduğu bütünsel sistemi anlarsak, o zaman ne yapmam gerektiğini ve bu noktadan sonra da yüce gücün, doğanın, Tanrı’nın ne yapması gerektiğini de tam olarak öğrenmiş olurum. Tanrı ona ne ad verdiğine aldırmaz; işte o zaman, ahenk içinde yaşayabilirim.

Oren Levi: Bizim de bilmek istediğimiz şey, aynen budur. Gerçek karşısındaki doğru yaklaşımımız nasıl olmadır; her ne isim veriyorsanız, kader ya da yüce güç; doğru yaklaşımı anlayabildiğimizde, işte o zaman altında olduğumuz baskıdan kurtulmamız mümkün olacaktır değil mi?

Dr. Laitman: Bilgiden yoksun olduğun için büyük bir baskı altındasın; işte sorun budur. Bu durumda ne yapabilirsin?

Oren Levi: Bize bir şeyler öğret, yön ver; Dr. Laitman, size bunun için geldik.

Dr. Laitman: Hayır, bu sizin kendinizin öğrenmesi gereken bir şeydir; siz yüce gücün ilahi yönetim sistemini anlamalısınız; böylece sanal kontrolünüzden ne zaman vazgeçeceğinizi ve ne zaman, nerede bir şey yapmanız gerektiği ile nerede, ne zaman tüm dikkatinizi ortaya koymanız gerektiğini öğrenmiş olacaksınız.

Oren Levi: Bu bizim ilk dersimiz, haydi başlayalım! Artık üstesinden geliyoruz. Bunun, bizim kendimizin öğrenmesi gereken bir şey olduğuna bizi ikna etmek zorunda değilsiniz. Biz bunu öğrenmek istiyoruz! Bize ilk dersimizi verin.

Dr. Laitman: Elimde başlayacak bir şey yok.

Oren Levi: Niçin? Öğretmen sizsiniz.

Dr. Laitman: Bunun nedeni, bir kişinin yüce güç ile bağ kurmayı öğrenmek için Kabala derslerine devam etmesi gerekliliğidir. Yüce güç ile nasıl bağ kurulabileceğini öğrenmek, onun bizi nasıl etkilediğini öğrenmektir. O bizi nasıl çalıştırıyor? Biz ona nasıl bir karşılık verebiliriz? Bizim de katılabileceğimiz alan nedir, neyin içindedir. İşte bu şekilde, bunları keşfedebilmek için çok uzun süre çalışabilmemiz gereklidir. Ve bunun daha kısa, daha kolay bir yolu vardır. Bu herkesin anlayabileceği bir yoldur ve böylesi daha doğrudur. Bu bizim sistemi ifşa ettiğimiz yerdedir. Bunun yolu, teoriyi çalıştıralım, sonra da uygulayalım şeklinde değildir; biz sadece sistemi ifşa ederiz. Bunu Tora’nın genel kanununa sadık kalarak ifşa ederiz. Bu kural, arkadaşını kendin gibi sev’dir. Başkalarını kendin gibi seversen, o zaman herkese iyi bir şekilde, olumlu davranmaya başlarız. Bütünsel sistemi nasıl koruyabiliriz. Bunun yolu doğanın genel kanununu korumaktır; Doğa ve Yaradan tekdir ve o, bütünsel Doğadır. Biz de bunu onunla bütünleşerek gerçekleştirmek arzusunu taşıyoruz. Bunu başka kişilerle bütünleşerek yapmamız gerekmektedir; böylece yukarıda da söylediğimiz gibi teoriyle zaman kaybetmeyip hemen uygulamaya geçeriz. Uygulama da onlu grupla beraber olmak demektir.

Oren Levi: Onlu ile neyi kastediyorsunuz?

Dr. Laitman: Onlu demek on kişilik bir grup demektir. On kişilik bir grup, öğrenci sizin sorduğunuz soruların aynısını sormaktadır; sonra nasıl birbirleri ile bağlanacaklarını öğrenmektedirler. Bütünsel bir şekilde birbirleriyle nasıl bağlanabilirler? Ve sonra, aralarında kurdukları bağda, kontrol eden ve hüküm süren yüce gücü hissetmeye başladıklarını öğrenir ve hissederler. Onlu grupta bir araya geldiklerinde, kendi öz kontrollerini bir tarafa bırakabileceklerini hissederler; her biri kendinin kontrolünü elinde tutmak yerine, bu kontrolün onlu grupta olmasını tercih ederek, kendilerini onlu grubun kontrolüne teslim ederler. Ve bu düzen içerisindeki yüce gücü keşfederler; bunlara, aralarındaki bağlantının, onlara göre gerçekten üstün olan, kapsamlı ya da Yaradan’ın, veya doğanın üstün güçleri diyebiliriz. O zaman, kontrole gereksinim olmadığını gerçekten hissetmeye başlarlar. Ancak kendi kontrollerini onlunun gücü altına onlu gruba teslim ederlerse ve yüce güç kendini onluda ifşa ederse veya ifşa edilmiş olursa, kendi kendilerini kontrol etmekten kurtulmuş olurlar ve tamamen iyi olan bir dünyada yaşarlar.

Konuk: Bu benim duyduğum yaklaşımlardan oldukça farklı. Ben yaşamla mücadele etmekten vazgeçmekten söz ederken, siz bir kişinin kendisini huzura kavuşturması için kendi kendini kontrol etmeyi bırakmasını tanımlıyorsunuz. O, kontrolü size devretmek üzere yeterli gücü kazanabilmek için gerçekten çok özel bir çalışma yapması gerekiyor. O zaman ben, kendi kontrolümü kadere teslim etmek istiyorsam, bu bana iyi bir sonuç getirebilir mi?

Dr. Laitman: Bırakmak sözcüğü ile neyi kastediyorsunuz? Kimin ellerine bırakmak? Sen her şeyi kontrol etmek arzusu taşıyan bir ego ile doğdun. Bunu bırakmak ifadesi ne anlam taşıyor?

Konuk: Sahip olmayı arzuladığım alanlarda daha az mücadele etmek. Gelişimime daha fazla katkı sağlamak için.

Dr. Laitman: Senin yerine bunları kim yapacak?

Konuk: Söylediklerinize benzer düşünüyorum, ancak yine kader biraz etkili; belki de herhangi bir şeyin aksamasının daha iyi olduğunu da düşünebilirim; o zaman başka bir yol denerim.

Dr. Laitman: Bu ciddi bir yaklaşım mı? Böylesi sadece yarı ölü, yorgun bir insanın yaklaşımı olabilir. Yaşamı oluruna bırakmak, bir çocuğun kendi sorunları ile başkalarının ilgilenmesini beklemesi gibi bir şey. Oysa burada biz tamamen farklı bir duruma erişiyoruz. Geldiğimiz noktada yüce gücü ifşa ediyoruz. Onu sanki “beni sen yarattın” der gibi yeniden inşa ediyoruz. Onu kurduğumuz bağ ile oluşturuyoruz ve tüm yaşantımızın kontrolünü bizim yerimize o devralıyor. O zaman özgürlüğümüze kavuşuyoruz. Kendimizi kontrol etmekten vazgeçmenin anlamı budur.

Konuk: O zaman bu, duyduklarımızdan ve farklı yaklaşımlardan tamamen ayrı bir şey.

Dr. Laitman: Evet, doğru.

Konuk: Bunu yapmak çok uzun bir zaman alacak mı? Bu uzun süreli bir süreç midir?

Dr. Laitman: Ancak kendi kontrolümüzden kurtulmak istesek de istemesek de başka bir başka seçeneğimiz yok, böyle yapmamız gerekiyor. Çünkü bugünkü yaşamımız, hiçbir şeyin kontrolünün bizim elimizde olmadığını gösteriyor.

Oren Levi: Kontrolü elden bırakmak ile bir başkasını kendin gibi sev arasında ne gibi bir ilişki var?

Dr. Laitman: Başkasını kendin gibi sev, kontrolü elden bırakmanın ama gerçekte tüm kaderi kontrol altına almanın yoludur.

Oren Levi: Bunu biraz açıklayabilir misiniz?

Dr. Laitman: Başkaları ile bağ kurarak, ruh adını verdiğimiz bir bağlantılar ağını oluştururuz; bu ağ yaşamımızı kontrolü altında bulundurur. Ve o ruhun içinde yüce güç ile bağ ve sevgi gücü vardır; sonra kontrolü elden bırakırız, o zaman, aramızda yaşayan ve her şeyi düzenleyen sevgidir.

Oren Levi: Dr. Laitman maalesef yine zamanımız doldu. Size çok teşekkür ederiz, Konuğumuza da teşekkür ederiz. Bizimle beraber olduğunuz için sizlere de teşekkürler. Gelecek sefere görüşmek üzere her şeyin en iyisi sizinle olsun.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,293