e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Michael Laitman > Kabala Kütüphanesi > Yeni Hayat > Yeni Hayat 1137 – Ülkeler Arasındaki Barış Anlaşmaları

Yeni Hayat 1137 – Ülkeler Arasındaki Barış Anlaşmaları

Oren Levi: Merhaba. Dr. Michael Laitman ile Yeni Hayat söyleşi serisinde bizimle olduğunuz için teşekkür ederiz. Merhaba Dr. Laitman. Herkese merhaba.

Bugün ülkeler arasındaki barış anlaşmaları hakkında konuşmak istiyoruz. Hayatımızı daha iyi ve daha güvenli bir hâle getirmek için bu işlemi nasıl en doğru şekilde gerçekleştireceğimizi anlamak istiyoruz. Bizimle olun.

Konuk: Barışa dair özlem duygusunun her daim çevremizi saran bir şey olduğunu belirtmek isterim. Bu söyleşi için hazırlanırken bu konuda bazı şeyler okudum ve imzalanan ilk barış anlaşmasının M.Ö. 13. yüzyılda, Mısır ve Hitit kralı arasında gerçekleştiği bilgisine rastladım. Bu çok eski, çok ünlü bir anlaşma ve uluslararası ilişkiler gibi alanlarda üzerinde çalışılan bir şey. Önceden savaş hâlinde olan ve belli bir noktadan sonra birbirlerini fethedemedikleri için bir yıpratma savaşı stratejisi izleyen iki ülkeden bahsediyoruz. Çok fazla zayiat verdiklerini ve muhtemelen belli bir noktada bir tür barış anlaşması yapmaları gerektiğini onlar da anladılar. Bu arada bu anlaşma her iki dilde de yazılmıştır: eski Mısır dilinde, hiyerogliflerle ve Hitit dilinde. Bugüne kadar BM’de ve diğer yerlerde sunulmuştur. Sormak istediğim ilk soru barış arzumuzla, ülkeler arasında bir barış anlaşması yapma arzusuyla alâkalı olacak. Bunun çok eski bir fikir olduğunu görüyoruz ancak yine de barış anlaşmalarının sürdürülemez oldukları da aşikardır. Uzun vadede işe yaramıyorlar. İlk sorum: Barış için neden arzu duyuyoruz? Hem de zamanla gerçekten işe yaramadığını görmemize rağmen.

Dr. Laitman: İnsanlar, gruplar etrafta olduğu sürece bu bir sorudur. Ve bu, elbette ki herkesi ilgilendiren ve endişelendiren de bir sorudur. Barış nedir? Bütünlük ve mükemmellik anlamındaki İbranice Şılemut kelimesinden gelen Şalom’dur. Peki barış sadece savaşın olmadığı bir koşul mudur? Yoksa barış halinde bağlantı da var mıdır? Ya da barış, sen ve ben diye bir ayrım görmediğimiz, bunun yerine ikimizi bir olarak algıladığımız derecede entegre olduğumuz bir koşul mudur? Barış son derece derin bir şeydir. Bizi insanüstü seviyelere yükselttiğini söyleyebilirim. Ki bu felsefi anlamda değildir. Doğanın kökü olan, bir olan Arvut’a yükseltir. Neden erkek ve dişi olarak, bunca tür ve dünyadaki çeşitli uluslar şeklinde ayrılıyoruz? Çok fazla farklılık söz konusu. Bugün dünyada, her biri bireysel ego sahibi olan sekiz milyar insan var ve kimse gerçek anlamda kendileriyle barış hâlinde değil. Bu gerçekten dünyanın temel sorunudur.

Konuk: Bu insana ait doğal bir arzu mu?

Dr. Laitman: Artık kimsenin böyle bir arzusunun olduğunu sanmıyorum. Belki de bunun gerçekleşeceğine dair umudumuzu yitirdik. Hitit kralı ve Firavun hakkındaki hikâyeye baktığımda, bir çeşit barış anlaşması yaptıklarını görüyorum. Çünkü başka seçenekleri yoktu.

Konuk: Evet, tarih boyunca her kanlı savaşın ardından barış anlaşmaları yapıldığını görüyoruz.

Dr. Laitman: Kötü beslenme de var. Ayrıca başka bir seçenek de yok, yani barışın İbranice anlamı olan bütünlükten, mükemmellikten ve eksiksizlikten kaynaklanan bir anlaşma söz konusu değil. Artık birbirimizi öldürmemek üzere bir anlaşma imzalayalım. Yeterince askerimizi öldürdünüz, biz de sizin çok sayıda askerinizi öldürdük… Buna barış dendiğini sanmıyorum. Bunun iyi bir geleceği olduğunu da sanmıyorum, hiçbir zaman da olmadı. Bir süre için idare ediyor. Geçmiş zamanlarda farklı ülkeler arasında farklı antlaşmalar, anlaşmalar yapıldı, farklı bağlar kuruldu: Bunlar şunlara karşı, şunlar bunlara karşı, çeşitli anlaşmalar. Şurası kesin: krallar, tıpkı çocukların yaptığı gibi, birbirleriyle oynamışlar.

Konuk: Ayrıca anlaşmanın bir parçası da şudur: eğer başka bir imparatorluk saldırıda bulunursa, üçüncü bir faktörün resme dahil olması, yani birbirlerine yardım etmeleri söz konusu olur.

Dr. Laitman: Şimdi, bunlar kesinlikle herkesin içinde uyanan doğal ve egoist şeyler. Oldukça açıklar ve o zamandan beri şöyle ve böyle anlaşmalar, farklı türler var… İnsan bu konuda çalışıyor ve her savaşla ilgili yazılmış düzinelerce kitap mevcut. Daha sonrasında her bir savaş üzerine nasıl çalışmalar yapıldığını görüyoruz. Barış söz konusu değil.

Konuk: Size sormam gereken bir şey var: barış savaş durumunun zıddı mıdır yoksa bu iki durum ilgisiz midir?

Dr. Laitman: Hayır. Ateşkes anlaşmaları, çeşitli türden anlaşmalar, çeşitli türden barış anlaşmaları, silah kısıtlamaları… Ne kullanıyoruz, birbirimize karşı ne kullanmamalıyız, vs? Yani bunun, bütünlük ve mükemmellik anlamına gelen Şılemut kelimesinden türeyen İbranice’deki “Şalom” ile, yani barışla alakası yok. Bu, gerçekten bağlantıda olmamız gerektiğini düşündüğümüz bir koşuldur. Her şey böyle olmalıdır. Barış anlaşmasının sonucu, eğer gerçek bir barış anlaşmasıysa, bağlantı, karşılıklı bütünleşme ve gerçek anlamda yeni bir gerçekliğin doğuşu olmalıdır. Ki bu durumda sen ve ben diye bir şey yoktur fakat aramızda karşılıklı bir şey söz konusudur. Ancak bunun gerçekleşmediğini görüyoruz, çünkü her millet kendi köküne sahiptir. Dolayısıyla başka bir milletle hemfikir olamaz ve diğer milleti, kendisini hissettiği şekilde hissedemez. Herhangi bir kral ya da Firavun veya her kim olursa olsun, kendisini ve kendi egosunu hisseder. O, kendi milletiyle ilgilenir ve bu nedenle tüm bu anlaşmalarda, sadece geçici bir süreliğine ateşkes söz konusudur, yani bu gerçek barış değildir.

Konuk: Bir barış anlaşması, gerçek bir barış anlaşması hâline gelebilir mi?

Dr. Laitman: Tekrarlıyorum: gerçek bir barış anlaşmasının ne olduğunu anlamamız gerekiyor. Buna gerçek anlamda hazır mıyız? Bunu sağlamak için bu kralları eğitmeliyiz. Onlara ve ayrıca milletlerin kendisine de bir barış anlaşmasının ne olduğunu öğretmeliyiz. Karşılıklı olarak, birbirimizle bütünleştiğimiz uzatılmış bir süre için, genelde evlilik yoluyla gerçekleşir. Bugüne kadar, burada ve orada bu, kraliyet ailelerinde hâlâ yapılmakta. Bununla sanki… ilerleyen zamanlarda dahi bir fayda sağlanamamış gibi. Avrupa’da son 300 yıl içinde bunun gerçekten bir faydası olmadı, onlar yine de savaşmayı sürdürdüler. Ancak bir şekilde… Yani aileleri birbirine bağlayarak, gerçekçi, fiziksel köklere dayanacak şekilde barış inşa etmek istediler.

Konuk: Siz koşullardan bahsettiniz. Barışı sağlamak için her şeyden önce koşulları anlamamız gerektiğinden. Bugün veya gelecek açısından, barış anlaşmalarına dair ortak koşullardan: Her şeyden önce, ülkeler kendi sınırları, bölgeleri konusunda mutabık kalmalılar.

Dr. Laitman: İyi değil.

Konuk: Niçin?

Dr. Laitman: Sınırlar yok ki.

Konuk: Ne demek istediniz? Optimum durumdan bahsediyorsunuz.

Dr. Laitman: Evet, sınırlar yok. Her şey ortak bir bölgede ve farklılık söz konusu değil. Ancak ortak bölgemizde herkes özgür.

Konuk: Barış söz konusuysa mı?

Dr. Laitman: Barış söz konusuysa. Evet, yalnızca bir ateşkes değilse.

Konuk: Gerçek barışı inşa etmek istiyorsak ilk şart, her şeyden önce bütünleşmedir. Sınırlarımızı açarız ve ortak bir alan oluştururuz.

Dr. Laitman: Evet.

Konuk: İkincisi, gelecekteki olası çatışmaların nasıl çözüleceğinin çeşitli yollarını tartışmamızdır. Çünkü şimdi bir anlaşma yapmış olduğumuzu göz önünde bulundururuz. Bu, gelecekte anlaşmazlıklar ya da yanlış anlaşılmalar olmayacağı anlamına gelmez. O zaman ne yapılır, bu nasıl çözülür?

Dr. Laitman: Yanlış bir yaklaşım, çünkü “gelecekte” diye bir şey yoktur. Gelecekte aramızda herhangi bir anlaşmazlık olduğunu görmüyoruz, çünkü aramızda mevcut olmayan bir koşula yönelik çalışıyoruz. Tek bir şey var: Biz. Bir ordu, ordumuz olacak, tüm devlet daireleri, tüm vergiler, tüm mahsuller, her şey hepimizin. Hepsi kolektiftir. Barış içinde, bağlantıda olan her iki millete de aittir.

Konuk: Gelecekteki olası anlaşmazlıkları gerçekten de düşünmüyor muyuz?

Dr. Laitman: Aksine, şimdi bize aramızda herhangi bir farklılık olduğunu gösterebilecek olan tüm bu şeyleri ortadan kaldırmalıyız. Ne anlaşmazlıklar ne de savaşlar. Ancak genel olarak, yani, siz ve benim aramda ne zaman bir farklılık görsek, onu ortadan kaldırmak için, bunun açığa çıkmaması için elimizden geleni yaparız.

Konuk: Kaynaklar ne olacak? Anlamaya başlıyorum. Belli bir ülkeyi ele alalım, belli kaynakları vardır…

Dr. Laitman: Her şey ortaktır, kolektiftir. Bu, öyle ya da böyle bağlantı kurmamız değil, fakat tüm yönetim sistemini, vergileri, orduyu inşa ediyoruz. Her şey bir aradadır. Aramızda hiçbir fark yoktur. Elbette ki bu bir süreçtir. Her zaman bu süreç üzerinde çalışıyoruz.

Konuk: Bir barış anlaşması yapmak için, her iki tarafın da kabul etmesi gerekenler nelerdir?

Dr. Laitman: Kişisel, sınırlı ve dar egolarımızdır. Ve ileride kendimizi bir insan olarak, tek bir toprak parçası üzerinde görmemizdir. Artık sen ve ben diye bir şey yoktur, bunun yerine biz vardır.

Konuk: Ölümler oluyor. Bununla ilgili ne yapacağız?

Dr. Laitman: Tek bir millet gibi, tüm bunlarla ilgilenen bir tür bakanlık kurarız. Yani, şu ya da bu şekilde bir ölüm yoktur. Şöyle söyleyelim: bir adam ve bir kadın bir araya gelip, bir aile kurmaya başladıklarında, iki taraf da beraberinde ne getirirse getirsin önemli değildir. Biz de böyle başlarız.

Konuk: Başka bir mesele de savaş esirleri ve mülteciler. Onlara ne oluyor?

Dr. Laitman: Hiçbir şey. Herkes özgürdür.

Konuk: Eğer öyleyse, her bir millet neyi sürdürecek?

Dr. Laitman: Gerçekten ilgilendiğimiz ve önemsediğimiz tek şey, karşılıklı bütünleşmemizi, birbirimize doğru olan bu nüfuzu nasıl sağlayacağımızdır.

Konuk: Yine de bir milletin kendisi için saklayacağı bir şey var mı?

Dr. Laitman: Yok.

Konuk: Hiçbir şey mi?

Dr. Laitman: Hiçbir şey, belki kültür. Ama biz bu kültürleri gerçekten seviyoruz ve bu kültürlerle iç içe geçiyoruz. Onlar arasında bir fark yok. Gerçekten ilerleyecekse, karışık aileler oluşturmaları için, her iki taraftan erkek ve kadınların bütünleşmesini gerçek anlamda takdir ederiz.

Konuk: Peki şimdi, milletlerin duyguları hakkında ne diyorsunuz? İki millet var, yıllardır savaş halindeler, birbirlerinin kökünü kazımak istiyorlar. Hissettikleri ile ilgili olarak ne yapılır? Çünkü ülkeler arasında anlaşma yapıldıktan sonra bile, milletler arasındaki düşmanlığın sona ermediğini görüyoruz.

Dr. Laitman: Bilmiyorum. Lütfen bana söyler misiniz, bir çift kavga edip, daha sonra barışmaya karar verdiklerinde, barıştıklarında aralarındaki bağlantıda daha büyük, daha güçlü bir tat hissederler mi?

Konuk: Evet, hissederler.

Dr. Laitman: Çünkü, söylendiği gibi: sevgi tüm kusurları örter. Çünkü o zaman sevgi daha belirgin bir hâle gelir, çok daha güçlü bir tadı vardır. Daha derindir. Tavizler vermek istediğimi, bağlantımızı koruduğumu diğer kişiye göstermek için bir arzum vardır, fedakârlık söz konusudur. Kısacası, yangına körükle gitmek.

Konuk: Yani bu kuvvetli düşmanlık gözümüzü korkutmamalı mı?

Dr. Laitman: Hayır.

Konuk: Sevgi tüm kusurları örter, fakat ortaya çıkan bu kuvvetli düşmanlığa karşı, diyorsunuz ki: “üzerini”, sevgi kusurların üzerini örter. Anladığım şu ki, bir çift, bunu sevgiyle örter, fakat ülkeler arasında nasıl…

Dr. Laitman: Onunla olan bağlantımız sayesinde, gerçekten gelişebiliriz. Birdenbire barıştan, bağlantıdan, fiziksel, finansal, askeri bütünleşmemizden, milletlerin bir araya geldiği bu tür anlaşmalardan ne kadar faydalandığımızı keşfederiz. Gerçekten de bir milletin gelişmesini sağlayabilir. Tarihte, birinin diğerini yuttuğu bu tarz bir örnek görmüyoruz, belki de nadiren görürüz. Kısacası bunun mümkün olduğunu düşünmüyorum ama varsayalım… Çünkü birkaç yüzyıl sonra bile millet ayağa kalkar ve yaşamaya devam eder. Fakat gerçek bir barış anlaşması, milletlerin birleştiği bir koşula getirebilir.

Konuk: Gerçekten de öyle oluyorlar, yani “düşmanını dostun yapmak” diye bir tabir var. Bu yüce bir gaye gibi görünüyor. Bu mümkün müdür?

Dr. Laitman: Bu mümkündür ve dahası, nefretten sonra gelen sevgi, ne kadar birleşmiş olduğumuzu gösterir. Çünkü bizler farklıyız. Özellikle bu şekilde doğadaki tüm kuvvetler, her kuvvet, kendi içinde ve kendi başına görünemez ama tabiri caizse, biri diğerinin zıddıdır, bir noktadan diğerine gelir. Bu nedenle, ondan önce nefret vardır, bu daha sonra sevginin patlamasını, fışkırmasını sağlar. Eğer bazen kavga eden genç bir çiftten söz ediyorsak, onların arasında bağlantı vardır ve eğer kavgaların üstesinden gelirlerse, bu bağlantı gerçek anlamda büyür.

Konuk: Tamam. Bir barış anlaşmasının temel ilkelerini yazacak mıydık, bunlar nelerdir?

Dr. Laitman: Size söylememi mi istiyorsunuz?

Konuk: Evet, barışın temel ilkeleri.

Dr. Laitman: İlkesel olarak barışta, nihayetinde, sizin halkınızla, kendi halkıma davrandığımdan farklı bir şekilde davranmadığımı, söyleyebilecek bir bağa erişmeyi isteriz. Her seviyede aramızda bir ortaklık oluştururuz. Aile, şehir, ülke, iyi ve kötü şeyler ve her şey açısından ve her zaman için – bir olarak, aramızda farklılıklar olduğunu gördüğümüz halde. Bunun üzerinde çalışıyoruz. Bunu kabul ediyoruz, bu farklıydı. Diyelim ki iki ülke var: Beyaz ve siyah. Gözle bile açıkça görülebilir. Onlara karşı tutumumun gerçek anlamda eşit olacağı koşula erişmeliyim. İlginç, birçok insanla konuşuyorum. Bir keresinde Hollywood’daydım. Larry King ile bir şeyler çekmek amacıyla oraya gittim. Karışık bir grup vardı, bir Çinli, gelenekçi bir Arap kadın, Fransız bir kadın ve bir başka Amerikalı adam. Çoğulcu bir ortam. Konuştuk, konuştular. İnsanları kökenlerine göre tanımlamanın çok zor olduğunu derinden hissettiklerini düşünüyorum. Çocukluklarından itibaren bununla öylesine bütünleşmiş, buna öylesine karıştırılmışlardı ki, Gelenekçi Arap kadın bile, yani herkes, bunun zor olduğunu söylediler. Yani kimin kim olduğunu, nereden olduklarını, vs. ayırt etmek için gerçek anlamda çaba göstermeniz gerekir. Herkes İngilizce konuşuyor, hepsi Amerika’da doğmuş, herkes üniversite okumuş, yani hepsi eğitimli. Hatta bir şekilde birbirleriyle dost olmuşlar. İşte böyle.

Konuk: Bağlantılarının birleştirilmesi sürecini meydana getiren, aslında aralarında bir tür ortaklık kurmuş olmaları mıydı?

Dr. Laitman: Evet. Dinler, milletler farklı olsa bile, yine de hayır. Genç Arap kadının başı kapalı olmasına rağmen, her şeye rağmen… Çok dindar görünüyordu, ama yine de… Davranışına bakılırsa, o son derece açıktı.

Oren Levi: Bir şey daha sormak istiyorum. Genellikle bir barış anlaşması yapıldığında, barış anlaşmalarının bir ülkeden diğer ülkeye gönderilen diplomatlarca yapıldığını biliyoruz. Şimdi, diplomatlar ve devlet başkanlarının yanı sıra, bir ülkenin diğer ülkenin tüm vatandaşları da var. Size göre, her iki ülkenin liderleri tarafından imzalanan bir barış anlaşması sürdürülebilir bir anlaşma mıdır, yoksa her iki ülkenin vatandaşları da kendi aralarında bir tür etkileşim içinde mi olmalıdır?

Dr. Laitman: Etkileşim içinde olmaları gerekir.

Oren Levi: Nasıl?

Dr. Laitman: Anlaşmanın kendisi ile ilgili değil, çünkü anlaşmanın sadece imzalanması gerekiyor. Ancak referandum olması gerekir. Açıklama, derin bir açıklama yönünden her iki milletle de yapılacak ciddi bir çalışma olmalı. Milletler bir araya gelmelidir. Okullarda, üniversitelerde bir çeşit bütünleştirme olmalı. Piknikler düzenlenmeli. Herkes bir diğerini iyi ve güzel bir şekilde tanımalıdır. Fakat ben Rusya’da büyüdüm ve politika, sanki birleşmişler gibi, milletleri bağlamaktı. İnsanlar bunu oldukça açık bir şekilde kabul ettiler. Son derece dışsal olmasına rağmen böyleydi ve bununla ilgili konuşmak sadece politik bir şeydi. Ama yine de birçok insan bunu iyi ve hoş bir şey olarak kabul etti. Farklı milletlerden birçok insan evlendi ve yakınlaştılar.

Konuk: Anlaşmayı imzaladıktan sonra iki ülkenin belirli bir bütünleşme, birbirlerini tanıma sürecinden geçmeleri gerekli.

Dr. Laitman: Evet, bu gerçekten gerekli. Bunun ABD’de de olduğunu görüyorum.

Oren Levi: Bir sorum daha var. Bundan bahsederken barış durumunu, insanlar arasındaki farklılıkların tamamen ortadan kalktığı bir durum olarak tanımladınız. Altmışlı yılları hatırlıyorsunuz. Dünya, dünya barışından, insanlar arasındaki sevgiden bahsetmeye başlamıştı.

Dr. Laitman: O zamanlar öğrenciydim. Barış ve sevgi, o zamanlar öyleydi.

Oren Levi: Sizce bu neden işe yaramadı? Geniş bir uluslararası barış ve sevgi hareketi vardı.

Dr. Laitman: Hayır, barış değil. Bu tamamen politikti.

Oren Levi: Sıradan insanlardan bahsediyorum.

Dr. Laitman: İnsanlardan gelmedi.

Oren Levi: Nereden geldiğini bilmiyorum. Vatandaşlar, sıradan insanlar barış ve sevgi istediklerini söylediler. Uğruna şarkılar yazıldı, bu konuda filmler çekildi.

Konuk: Belki de politikacılar tarafından başlatılmıştır, ama insanlar da kabul etti.

Oren Levi: Dünyada böyle bir arzu vardı. Neden başarıya ulaştı? Yıllar sonra işe yaramadığını görüyoruz. Bugün bu konuda iyimser olmanızın nedeni nedir?

Dr. Laitman: İyimser değilim. Hayır, hayır. Sadece onun gerçek barışın ne olduğuyla ilgili sorusuna yanıt verdim. Fakat bunun sürdürülebilir olduğunu söylemiyorum.

Oren Levi: Öyle değil mi? O halde neden bundan söz ettiniz?

Dr. Laitman: Çünkü konuk bana gerçek barışın ne olduğunu sordu.

Konuk: Barışı sürdürülebilir kılan nedir?

Dr. Laitman: Asıl soru işte budur. Bunun için, doğanın derinliklerinden, Kabala İlmi’den gelen uzun bir eğitime ihtiyacınız var. Böylelikle ona erişebiliriz. Ancak buna yatırım yapmanız şartıyla: Kabala İlmi’ni derinlemesine çalışıyoruz, oradan bu esasları çıkarıyoruz. Farklı eğitim sistemlerinin nasıl kurulacağını biliyoruz. Birkaç yıl sonra, bir iki yıl sonra değil ama beş-on sene sonra, hareket etmeye nasıl başlayacağımızı da görmeye başlarız. Sonuç olarak, yalnızca bir tür teorik eğitim oluşturmaya değil, aynı zamanda milletin, ülkenin, dünyanın yüzünü değiştirmeye de başlarız. Bu, ancak o zaman mümkündür.

Konuk: Bahsettiğimiz önceki barış ilkelerine bir ek olarak, milletler arasındaki barışın, doğa kanunlarının anlaşılmasına bağlı olduğu başka bir ilke vardır.

Dr. Laitman: Elbette, aksi hâlde nasıl işleyebilirdi?

Konuk: Peki, nedir bu ilke?

Dr. Laitman: Bu küresel ilkedir. Bütün insanlığın ve doğanın tümünün küresel bir sistem olduğunu, gerçekten küresel ortak bir şekilde, entegre bir şekilde işleyen bir sistem olduğunu ifade eder. Bu yasaya yalnızca insanlık uymaz ve bu nedenle tüm dünyaya, doğaya zarar veriyoruz. Bunu sadece, tüm milletlerden ve bağlantı kurabilecek insanlardan oluşan İsrail halkı aracılığıyla düzeltmek mümkündür, o tüm dünyayla bağlantıya gelecektir. Çünkü İsrail halkı tüm milletlerin parçalarından meydana gelir.

Oren Levi: Dr. Laitman, bugün bahsettiklerimiz arasında en önemli olanı hangisi?

Dr. Laitman: Ülkeler arasındaki bir barış anlaşmasını göz önüne aldığımızda, barıştan daha önemli bir şey yoktur, arzu duyduğumuz tek şey budur. Bunun nasıl yapılacağına dair bir yöntem var.

Oren Levi: Dr. Laitman çok teşekkürler. Bizimle birlikte olduğunuz için teşekkür ederiz. Bir dahaki söyleşide görüşmek üzere, en iyi dileklerimle!

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,291