e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Michael Laitman > Kabala Kütüphanesi > Yeni Hayat > Yeni Hayat 1145 – Bir Ulusun Öz Saygısı

Yeni Hayat 1145 – Bir Ulusun Öz Saygısı

Oren Levi: Dr. Laitman ile Yeni Hayat söyleşi serisinde bizimle birlikte olduğunuz için teşekkürler. Merhaba Dr. Laitman. Herkese merhaba. Bugün bir ulusun öz saygısı ile ilgili konuşmak istiyoruz: Bir ulus kendisini nasıl görür, o ulustaki insanlar kendilerini nasıl görürler? Bireyler olarak değil, o ulusun bir parçası olarak görürler. Gerçekten ilginç bir söyleşi olacak. Bizimle olun.

Konuk: Öz saygı, birçok şey ihtiva eden çok geniş bir tanıma sahiptir: Nitelikler, öz tanımlama, kimlik ve yeteneklerim, becerilerim. Birleştirilen birçok şey bir kişiye kim olduğu ne kadar yetenekli ne kadar akıllı ne kadar becerikli olduğu, vb. hakkında bir fikir verir. Kişinin kendini gördüğü belirli bir yol meydana getirir. Genellikle olumlu veya olumsuz, yüksek veya düşük öz saygı söz konusudur. Aynı şey bir ulus için de geçerlidir. Bir ulusun da kendini gördüğü belirli bir yol vardır. Elbette ki homojen olmak zorunda değildir. Belki de halkın bir kısmı ulusa karşı olumlu bir yaklaşıma sahipken, bazıları böyle değildir. Fakat ulusun bir parçası olan insanların kendilerini nasıl gördükleri ile ilgili genel bir algı mevcuttur. Bazı çıkarımları vardır fakat bunu ve bunun bizi nasıl şekillendirdiğini derinlemesine araştırmadan önce öz saygımızı ve ulusumuzu, bir parçası olduğumuz bu grubu şekillendiren faktörleri anlamaya çalışalım. Ulusumuzla bağlantılı olarak, kim olduğumuzu görme biçimimizi şekillendiren bu faktörler nelerdir?

Dr. Laitman: Yahudi halkına ait bir his olan bu içsel görüntüye sahip olduğumu hissetmiyorum.

Konuk: Yani Yahudi halkına baktığınız zaman kendimizi görme şeklimize sahip olmadığınızı mı söylüyorsunuz?

Dr. Laitman: Hayır, öncelikle İsrail topraklarında yaşayan Yahudi halkı var ve onlar da çok fazla parçaya bölünmüş durumda. Bu hafta Yahudi halkının bir parçası olan öğrencilerimle bir araya geldik, aslen Etiyopya’dan gelmişler. İki hafta içinde, Ukraynalı genç bir bayanla evlenen bir öğrencimin düğünü için Hindistan’a gideceğim. Oğlum Kanada’da yaşıyor, eşi Yahudi fakat aslen Fransız. Ayrıca Kuzey Amerikalı, Güney Amerikalı Yahudi olan ve olmayan pek çok öğrencim var. İster birey olarak Yahudiler, isterse onları bir ulusa bağlayan küçük bir grup olsun, bu grupları birbirine bağlayan bir şey olduğunu söyleyemem. Öyle ya da böyle bir ulus belli bir yerde ikamet etmek durumundadır, bir genel kültür olmak zorundadır ve her ne kadar tarih ortak olmasa da, bir ulus için sadece ortak bir tarihe sahip olmak yeterli değildir.

Konuk: Yeterli değil mi?

Dr. Laitman: Bugün insanları birleştiren bir şey gösteremeyiz; bu, tüm ulus için, onun tüm parçaları için geneldir. Böyle bir şey yok.

Konuk: Bu, diğer ulusların kendilerini görme biçiminden farklı mı?

Dr. Laitman: İngilizler, Fransızlar, elbette. Başka yerlerde yaşıyor olsalar bile, hepsinin ilişkili olduğu bir toprak parçası var. Ancak hepsi biliyor, bu Fransa, bu kökenlerimin olduğu yer. Kuzey Amerika ya da Güney Amerika’da veya başka bir yerde doğmuş Amerikalı bir Yahudi bunu söyleyemez. Kendini İsrail devletinin topraklarıyla özdeşleştirmez.

Konuk: O hâlde özsaygı coğrafya ile mi ilgili?

Dr. Laitman: Bakın, hiçbiri tarihlerini bilmiyor, bu çok iyi bilinen bir gerçek. Belirli bir ilişki içinde olduğumuz, bir şekilde ilişkide olduğumuz, kendimizi bir başkasıyla özdeşleştirdiğimiz şimdiki durum mevcut bile değil. Kültür, eğitim, hiçbir şey… Diğer ulusların arasında yaşıyoruz ve belirli bir ülkede yaşayan Yahudi grubu oraya entegre olmuş durumda, oraya aitler ve o ulusun bir parçası olmuşlar. Bir ulus olduğumuzu söyleyemeyiz, bu ulusa ait bir ülke olduğunu da söyleyemeyiz. Bunu böyle görmüyorlar. Ayrıca, Yahudi halkı geçmişlerinden bihaber durumda ve geleceklerini de bilmiyor. Dolayısıyla Yahudi halkı kendilerini nasıl gördü; şu anda bir Yahudi halkının varlığından söz edemem, İsrail devleti ve ülkesinin de olması gerektiği şekilde var olduğunu söyleyemem. Bu nedenle geleceğimiz çok sorunlu olacak gibi görünüyordu. Çünkü kendimiz için geçmiş, bugün ve geleceğe dair ortak bir temel oluşturamayız.

Konuk: Belirli bir benlik duygusuna sahip olmak için geçmişe, bugüne ve geleceğe bağlı olmamız mı gerekir?

Dr. Laitman: Evet.

Konuk: Burada, İsrail topraklarında belirli bir coğrafi bölgeye bağlı mı olmalıyız?

Dr. Laitman: Evet ve buranın, devlete ulaşacağımız bir eritme potası olması için, ne yapmaları gerektiğini, kaderlerinin, amaçlarını ne olduğunu ne yapmakla yükümlü olduklarını, kendilerini, insanlığı ilgilendiren bir plan olduğunu bilen ve böylece tüm bunlara nasıl gururla cevap vereceklerini bilen, İsrail devletinde yaşayan Yahudi halkımız var. Bu, var olmayan bir şey. Böyle bir şey yok. Tam anlamıyla haritalardan silindiğimiz bir koşuldayız. İngilizce, Rusça veya başka bir dilde bir atlas açıyorum ve orada İsrail yerine Filistin olduğunu görüyorum. Biz burada neden bahsediyoruz?

Konuk: Yani siz, bizi bir başkasının tanımladığını, başka birinin haritamıza Filistin’i koyduğunu söylüyorsunuz. Ama benim kendimi bir ulus, bir halk olarak görme biçimim…

Dr. Laitman: Bir ulus inşa edip etmediğinizi, başkalarıyla özdeşleşip özdeşleşmediğinizi, hedefinizin her şeyden önce bir ulusa sahip olmak olup olmadığını, bir ulus inşa edip etmediğinizi bilmiyorum. Bunun böyle olduğunu sanmıyorum. Aksine bizi parçalamak isteyen güçlerin, bir şekilde bizi bağlamaya çalışan güçlerden daha büyük olduğunu görüyorum. Bunu günden güne, gittikçe daha açık bir şekilde görüyorum, bu böyle.

Konuk: Tamam, yani grup olarak kim olduğumuza dair bir tür ortak hisse, vizyona sahip olmamızın çok zor olduğunu söylüyorsunuz. Bu bizi bir ulus olarak, bir grup olarak nasıl etkiler; kim olduğumuzu açıkça tanımlayan bir tabloya sahip olmadığımız gerçeğini mi?

Dr. Laitman: İçinde olduğumuz ve içinde olmaya devam edeceğimiz sürgün hâlâ hepimizi birbirimizden uzaklaştırıyor. Bağlantı kurmamıza, bir araya gelmemize, bir olmamıza, gerçek bir ulus olarak var olmamıza izin vermiyor. Her birimiz kendisini kendine saklıyor, yani herkes kendi kültürünü sürdürüyor. Ulustaki laik bir grubun bir şekilde karşılıklı bağlantı ve anlayış içinde olabildiğini varsayalım. Fakat nüfusun büyük bir kısmı, çok büyük bir yüzdesini dindarlar oluşturuyor. Sadece dindar Siyonistleri kastetmiyorum. Bu ülkeyi veya ulusu kabul etmek istemeyen ya da bununla bir ilgisi olmayan geleneksel Yahudiler’den bahsediyorum. Onları da anlayabilirsiniz. Fakat tüm bunlar bir tür ortak alana, bir tür karşılıklı ortak kimliğe nasıl getirilir, işte buna sahip değiliz.

Konuk: Ulus olarak kim olduğumuzun, sorduğunuz kişiye bağlı olduğunu mu söylüyorsunuz?

Dr. Laitman: Doğru ve bu nedenle bir ulus değiliz. Çünkü her şeye rağmen bir ulusta, insanların arasında bir tür bağ vardır. Daha sonra bu bağın içinde farklı parçalar vardır- ancak bir bağ vardır. Burada bir bağınız yok, burada öncelikle öyle bir ayrılık var ki, ulusa ait parçaları öyle bir ayırıyor ki, kimse bir başkasını duymak ya da görmek istemiyor; diğerlerinin tamamen ortadan kaybolmasını istiyor. Aşırı uçlarla, solcularla ya da geleneksel dindar Yahudiler ile konuşun ve neler olduğunu görün. Nefret o kadar derin ki, örneğin ben bir solcu olarak Geleneksel Yahudiler’e, aşırı-geleneksel Yahudiler’e bakıyorum ve onlar yerine Araplar ile olmayı tercih ediyorum. O hâlde bu bir işaret mi? Bu, onları ulus olarak kabul ettiğim anlamına mı gelir? Bizi bir ulus olarak mı görüyorum? Elbette hayır. Buradan çıkan sonuç şu: ABD’deki ve Avrupa’daki asimilasyon %80’e kadar çıkmıştır.

Konuk: Yani asimilasyon bir kişinin yetersizliğinin bir sonucudur. Kimlik eksikliğidir, yani özdeşleşmiyorum, bunun bir parçası olmak istemiyorum, bununla özdeşleşmek istemiyorum. Büyüdüğüm, yaşadığım, oraya ait olduğumu hissettiğim başka bir ulusla özdeşleşmeyi tercih ediyorum.

Dr. Laitman: Örneğin Amerika’ya bakın. Ben bir Amerikalı’yım, bir Yahudi olarak ön plana çıkmıyorum.

Konuk: İsrail halkının ortak bir kimliğe sahip olması önemli midir?

Dr. Laitman: Önemli olup olmaması bir sorun değil. Önemli olan, görmekten hoşlansak da hoşlanmasak da belirli bir dizi yasa ile yönetiliyor olmamız ve bu yasalara göre yaşamamız gerektiğidir. Belki dünya ulusları arasında üstlenmemiz gereken bir kimlik bile vardır. Dünya uluslarının bizimle ilişki kurma biçimlerine bakılırsa, yok olamayacağımızı görüyoruz. Tabiri caizse dünyanın 70 milleti arasında olmamız gerekiyor. Neden? Çünkü öyle söylendi, öyle karar verildi. Doğada böyledir; bununla ilgili hiçbir şey yapamayız, yani yok olamayız. Bizi terk eden, yok olan on kavim için bile, yakında yeniden ortaya çıkacaklarını hissediyoruz. Yani kendini yok edemeyen halktan geliyoruz.

Konuk: Aralarında yaşadığım başka bir grupla özdeşleşsem ve Yahudi halkıyla özdeşleşmesem bile, yine de yok olamaz mıyım?

Dr. Laitman: Hayır, asimile edilemeyeceğim.

Konuk: Burada bir tür içsel kimlik var fakat bu, bana bağlı olmayan bir şey. Bu kimliği belirleyen ben değilim. Peki ama sonra ne olacak?

Dr. Laitman: Doğada bu şekildedir, yani kendimi ne kadar kamufle ettiğimin bir önemi yok. Biriyle evlenmek ve bir şey yapmak isteyeceğim. Yine de neysem oyum, yani hiçbir şey beni seyreltemeyecek.

Konuk: Kendi kimliğimi, bir Fransız veya İngiliz’in kimliği ile karşılaştırırsam…

Dr. Laitman: Evet, bir sorun yok. Birkaç nesil sonra büyükbabalarının Fransız olduğunu söyleyebilirler. Ben zaten Filipinli’yim ve hatta bunu unuttum bile, kimse bunu görmeyecek. Ancak bir Yahudi, örneğin aynı durumdaki veya başka bir durumdaki bir Filipinli ile evlenirse, bu on nesilden yalnızca bir neslin Yahudi olduğu, on nesil sonra fark edilecek ve bilinecek. Bu kişinin torunlarının torunlarının torunları, büyük büyük büyük babalarının Yahudi olduğunu hissedecek. Orada herhangi bir şekilde yok edilemeyen, asimile edilemeyen veya seyreltilemeyen bir Yahudi tohumu var.

Konuk: Kimlik genellikle ortak tarih, coğrafya, kültürel anlatı ile ilgilidir ve bu her ulus için geçerlidir. Şimdi Yahudi halkı ile ilgili olarak, onların kimlikleri herhangi dışsal faktörlerden ziyade, daha çok içsel faktörlere bağlıdır. Onlardan kurtulmaya, saklanmaya çalışsam bile, bunun bir faydası olmaz. Her Yahudi’de var olan bu içsel tohum söz konusu; o her zaman yüzeyin altındadır ve aslında kimliği yaratan da budur. Bu, düzenlemesini yaptığım bir anlatı oluşturmam ve bir hikayeyle özdeşleşebilmem veya özdeşleşememem demek değil. Bana bunun bir faydası olmayacağını söylüyorsunuz; kendinize istediğiniz hikâyeyi anlatabilirsiniz, faydası olacak mı? Bir Yahudi’nin kimliği çok daha derin bir şeydir. Peki nedir o?

Dr. Laitman: Dünyamızın üzerinde mevcut olan bir gendir.

Konuk: Bir gen mi?

Dr. Laitman: İbrahim’in ulusu düzenlediği, kurduğu günlerden beri bir Yahudi’de var olan bir bileşendir. Bu gen, ona katılmak isteyen Babilliler’in İbrahim’in etrafında toplanmasından önce mevcut değildi. Fakat onlar toplandığında, ona katıldıklarında, “sevgi tüm suçları örter”, “başkasını kendin gibi sev” yöntemlerine göre aralarında bağ kurduklarında, aralarındaki belirli sınırları da kaldırdılar. Sonra birbirleriyle bağ kuran tüm bu insanlar içsel olarak tek bir bağlantı gerçekliğine eriştiler. İçlerinde, zihinlerinde inşa ettikleri bu tek bir bağlantı gerçekliği, Yahudi olmak demektir; yani eriştikleri birliktir. O zamandan beri bu, torunların her birinde mevcut. Çünkü bu bağlantı ile, birlik ile, egoist dünyamızın üstünde olan bir şey ile ilgilidir. Onu ortadan kaldıramazsınız, bununla ilgili hiçbir şey yapamazsınız; o varlığını sürdürür. Nasıl olduğunu henüz anlamamış olsak bile, o ebeveynlerden çocuklara geçiyor. Çünkü nihayetinde bizler de herhangi bir hayvan gibiyiz.

Konuk: Eriştikleri, insan seviyesinin üzerinde olan bu içsel bağlantıyı nasıl aktarabiliriz? Onu tohumumuz vasıtasıyla nasıl geçiriyoruz, neyle aktarıyoruz? Bu biyolojik bir gen değil, manevi bir gen. Bu nasıl aktarılıyor?

Dr. Laitman: Doğru fakat aktarılıyor işte. Bunu bilmek bizim için yeterli ve bu açıklamalara girmemek daha iyi. Bu açıklamalar oldukça karmaşıktır ve Kabala İlminin konusu ile ilgili değildir. Bu yüzden özel bir türden geliyoruz ve bununla özdeşleşebilirsiniz. Bir kişi bir anne ve bir babadan geliyorsa, bununla özdeşleşmek mümkündür. Yani o Babil’den çıkanlardan gelen bu tohuma sahiptir.

Konuk: Bu şekilde ifade edelim…

Dr. Laitman: Fakat bunu uyandırmak için bir kişinin Babil’den gelen rotasıyla, bugüne kadarki tüm enkarnasyonlar boyunca geçtiği ve ulaşmak istediği, kendini ve tüm insanlığı bağlantıya getirmek istediği bu koşul içinde tamamlayana kadar bu tohumu, bu enkarnasyonları devam ettirmek istediği ve sürdürebildiği süreçle özdeşleşmesi gerekir.

Konuk: Ve bu anahtardır- bunu kabul edebilmenin ve onunla özdeşleşmenin anahtarıdır.

Dr. Laitman: Evet, bir bağlantı ile. Bir kişinin bu kırık, paramparça olmuş olan ulusun ve gerçekten de kırılmış olan bu dünyanın, bu korkunç derecede kırık koşulun içinde bir rolü vardır.

Konuk: Bilirsiniz, psikolojide bir kişi düşük bir öz saygı hissettiği bir sürece eriştiğinde öz saygıyı, bir kişinin kendini kavrama biçimiyle gerçekte olduğu hâli ve toplumun onu görme biçimi arasındaki uçurum olarak tanımlıyoruz. Orada birçok uçurum mevcut. Şimdi Yahudiler’in bu gözler vasıtasıyla geldikleri kökeni gerçek anlamda tanımlayamama, anlayamama ve bununla özdeşleşememelerine bakarsak, buradan ne tür çıkarımlar elde ederiz? Kendimizi algılama biçimimiz ve gerçekte olan şey arasındaki uçurumun dışa yansıması nasıldır?

Dr. Laitman: Kırıldığımız ve birbirimizden uzak olduğumuz, görüş farklılıklarımızın olduğu gerçeği… Bir kez kendimizi bir araya getirip, toplamanın imkânsız olduğunu görürüz. Bu noktada, ayıran kuvvetlere karşı durarak doğrudan bağlantı kurmayı açıklayan Kabala İlmine ihtiyacımız var. Bu şekilde bu imkânsız ama özel bir yöntem var. Birinin diğerine karşı prensibiyle gitmiyorum ama yukarı, biri diğerinin üzerinde prensibiyle gidiyorum: Ayırma kuvvetleri ve bağlantı kuvvetleri. Onlardan bir sandviç yapıyorum; buna “sevgi tüm suçları örter” denir. Hepimizin durmadan birbirimizden nefret ettiğini, birbirimizi reddettiğimizi, birlikte olmak istemediğimizi, birbirimizi eleştirdiğimizi görüyorum. Fakat bununla ilgilenmiyoruz. İlgilenmemiz gereken şey bunun üzerinde nasıl bağ kuracağımız ve ne kadar çok olduğuna bakmaksızın tüm farklılıklarımızı muhafaza etmek. Ancak burada benim görevim farklılıkların üzerinde bağ kurmaktır. Bu farklılıkları seviyorum, onları seviyorum, onları muhafaza ediyorum. Aslında onların üzerinde ikinci bir seviye inşa ediyorum.

Konuk: Eleştiriye değindiniz ve bu çok doğru. Ulusumuzu gerçek anlamda karakterize eden bir şey, birbirimizi çok fazla eleştirmemiz. Bu öz kimliğimizi etkiler mi?

Dr. Laitman: Bu yapmamız gereken bir şey, yani bir ulus olamaz, özellikle İsrail ulusu için, kendimizi bu iki seviyede inşa etmediğimiz sürece böyle. Dünyadaki diğer ulusları kastetmiyorum. Alt seviye zaten mevcut. Nefret, ayrılık, reddediş, bunlar zaten var. Sadece nasıl doğru bir şekilde ilişki kuracağımızı bilmiyoruz. Bununla, üzerinde başka bir bağlantı katmanı inşa etmemiz gereken bir şey olarak ilişki kurmalıyız. Sonrasında doğru tutumumuzda biz, bu iki seviye ile ilişki içinde kendimizi inşa ederiz ve sonra Yahudi halkı olacağız.

Oren Levi: Bu katman, bağlantı katmanı neyden yapılmıştır?

Dr. Laitman: Sevgi, tavizler, alt seviyede var olan ne varsa bunlara zıt olan şeyler. Alt seviyeden bir örneğimiz var, bunun tam zıddını daha yüksek seviyede inşa etmeliyiz.

Oren Levi: Neyden taviz vermek? Ulusumuzdaki aşırı zümrelere bir örnek verdiniz. Bunlar aralarında bir bağlantı katmanını nasıl oluşturabilir?

Dr. Laitman: Hayır, bu şekilde değil. Biri diğerine doğrudan karşı değildir; iki inatçı keçi gibi. Biri, daha alt seviyede olan diğerinin üzerinde. Fikir ayrılığımız var ve daha üst bir seviyedeyiz, aramızda bir bağ inşa etmeliyiz. Bu, fikirlerimiz farklı, tarihimiz kin ve nefretle dolu olsa bile, bunun bir önemi olmadığı anlamına gelir. Bunu ortadan kaldırmayız, bunu unutmayız. Ancak en önemlisi, sahip olduğumuz her şeyle sevgiyi, bağlantıyı, ortak düşünceyi inşa ediyoruz. Onu görmezden gelmiyoruz, bizi ayıran, birbirimizden nefret etmemize, birbirimizi reddetmemize neden olan en küçük şeyi bile aklımızdan çıkarmıyoruz.

Konuk: Kimlikle ilgili tüm söylediklerinizi bir araya getirirsek, eleştirinin bu tek kimlik etrafında bağlantı kuramamamızın bir sonucu olduğunu söyleyebiliriz. Bu yüzden böyle bir ayrılık var. Çünkü çatışma içindeyiz ve…

Dr. Laitman: Gerçek şu ki, bağlantımız üzerinde çalışmıyoruz. Ancak tarihsel olarak zaten bağlantıya ulaşmamız gerekiyordu ve bu yüzden daha üst bir seviyede var olan bağlantı için hazırlığın bizi birbirimizden ayırmaya başladığını fark etmeliyiz. O zaman bağlantıya erişmek için gerekli olanın ötesinde daha da ayrılmış ve kırılmış oluruz.

Oren Levi: Zamanımız dolmak üzere. Sormak istediğim bir soru var: Sizin manevi bir gen dediğiniz bir gen var. Bu gen Yahudiler’de mevcut. Anladığıma göre bu gen, bana zıt olan ne varsa onlarla tüm farklılıkların üzerinde sevgi ile bağlantı kurma yeteneğidir, öyle mi?

Dr. Laitman: Evet.

Oren Levi: Bu sadece Yahudiler ile mi ilgili yoksa nihayetinde tüm dünyaya yayılması gerekir mi?

Dr. Laitman: Yahudi halkı tüm farklılıklarının üzerinde bağlantı kurarsa, sonuçta bu tüm farklılıkların üzerinde bağlantı kurma yöntemi tüm dünyaya yayılmaya başlayacaktır. Tüm dünyada hareket etmeye başlayacaktır, çünkü sonuçta dünyayla ilgili olarak biz, Babil’in birleşmiş kısmıyız ve onlar da Babil’in geri kalan kısmı.

Oren Levi: Zıtlar arasındaki bağlantı, dünyadaki tüm insanlar için yeni bir yaşamın formülü mü olacak?

Dr. Laitman: Evet ama bunun için çaba göstermek zorunda değiller. Bunu her zaman istememiz yeterli ve onlar sanki bizim etrafımızda toplanıp, bunun nasıl yapılacağını öğrenerek bizi destekleyecekler. İçimizde ne varsa onlara geçecek ve eğer başarılı olamazsak, kimse başarılı olamayacak.

Oren Levi: Sanki zıtlar arasındaki bağlantı teknolojisinin araştırılması ve bu teknolojinin geliştirilmesi için çalışıyor gibiyiz, öyle mi?

Dr. Laitman: Söylemek istediğim yalnızca bu değil: Onlar her zaman yanımızda olmalılar ve bizi gitgide büyüyen bir bağlantıya doğru itmeliler. Edindiklerimiz, sürekli büyüyen bağlantımızda elde ettiğimiz başarı onlara yayılacak. Onlara düşen etrafımızda olmaktır, fakat bağlantıyı gerçekleştirme işi bizim üzerimizdedir, son ıslaha kadar. Daha sonra her ne edinirsek edinelim, katman katman onlara da yayılacak.

Oren Levi: Çok teşekkürler Dr. Laitman, bir sonraki söyleşimizde buna devam edeceğiz. Bizimle birlikte olduğunuz için teşekkür ederiz. Bir dahaki söyleşide görüşmek üzere, en iyi dileklerimle!

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,284