e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Michael Laitman > Öğrencilerle Konuşmalar > Hayattaki Acıyla Nasıl Bağ Kurmalı?

Hayattaki Acıyla Nasıl Bağ Kurmalı?

Şu an siz ve ben burada grup içinde oturuyoruz ve dışarıda birisi bizim kaderimizi belirliyor gibi görünüyor. Ancak durum bu değildir. Hiçbir şeyi belirlemediğimiz doğrudur. Eğer bunu anlarsak ve bir sonraki ilerleme boyunca acı çekmeye hazırsak bu, kendimizi hayvan durumundan bir parça uzaklaştırmış ve manevi duruma hazırız anlamına gelir. Bu durumda onu (maneviyatı) alırız. Ancak henüz böyle bir hazırlığa sahip değilsek o zaman yukarıdan hiçbir şey almayız.

Kesinlikle ümit ederim ki yukarı güçler tarafından korunuruz. Bir sonraki adımı nasıl atacağımızı asla bilemeyiz. Ruhun ne olduğunu, Yaradan’ın ne olduğunu, son hedefimiz nedir ve hangi yönde yatıyor bilmiyoruz. Aynı şey hayatlarımız için de geçerlidir. Ne kadar hayatlarımızı güvenli yapmaya çalışsak da, nasıl hareket edeceğimizi ve yarın ne olacağını bilmiyoruz.

Kişi önüne konulan tüm engelleri bir sonraki adım için bir işaret olarak algılamalı. Her bir durumda nasıl eylemde bulunacağımızı ve hali hazırdaki zor durumdan nasıl kurtulacağımızı bilmeliyiz. Eğer kişi bu yönde çalışıyorsa o zaman kendini bir sonraki basamağa hazırlar. Yolumuz üzerinde karşılaştığımız tüm kötü şeyler ve üzerinden geldiğimiz ve ilerlememizin gerekli parçası olarak algıladığımız tüm acılar ve şansızlıklar, bizi iyi için hazırlar.

İleriye giden yol iki parçadan oluşur: sol taraf ve sağ taraf. Sol taraf bir sonraki seviyenin arzularıdır (Kelim). Bunlar, üzerinden gelmemiz gereken çeşitli engeller, problemler ve zorluklar olarak görünürler ve bunlara rağmen tahammül etmeliyiz. Bu da ileriye bir adımdır, ancak karşı taraftan. Yaradan bize bu durumları gönderir ki bunların yardımıyla ileriye bir adım atmamızı sağlamak için

Eğer kişi kendisine olan her şeyi iyi olarak algılarsa o zaman anında Yaradan’la bir bağ edinir. Kişi bu bağın devamlılığını, kendisine gelen tüm zorlukları, ne kadar zor olursa olsun, ilerlemesi için bir fırsat olarak ve her şeyin haklılığını görmek için algılarsa sağlayabilir.

Yaradan, arzumuzun ne kadar tatmin edildiğine bağlı olarak, bizi kuşatan her şeyi iyi ya da kötü olarak algılamamızı sağlayan bir arzu yarattı. Eğer acı çekersem bu alma arzumun tatmin edilmediği demektir. Daha doğrusu, eğer arzum tatmin edilmezse acı çekerim. Eğer haz hissedersem, o zaman alma arzum tatmin edilmiştir.

Kendimizi nasıl alma arzumuzun tatmin edilmesine bağlılıktan kurtarabiliriz? Her şeyin nasıl bir şekilde işlemesini sağlayalım ki, hangi durumda olursa olsun, – arzumuz haz alsın ya da almasın – boşluğu (haz eksikliğini) acı olarak algılamayalım?

Bu sadece niyetin yardımıyla ya da hazza alışma ile mümkündür. Arzu değiştirilemez ya da düzeltilemez. Bu bir hayvan özelliğidir; bu Yaradan tarafından yaratılmış doğadır. Eğer kişi arzusunun yaratılışın amacına mı yönlendirildiğini kontrol etmiyorsa ya da onun yerine arzusunun ona ne söylediğine göre hareket ediyorsa, o zaman hâlâ gelişimin “insan” seviyesi yerine hayvan seviyesi ile bağdaşıyordur. Kişi, tüm arzularının güdülerini ya da tatmin alma hedefini incelemediği sürece, hayvan kalır. Yani, bizim dünyamızda Mahsom’un altında yer alır.

Diğer taraftan, kişi arzularını inceleyip düzenlediği sürece (hangi sebep için onları tatmin ediyor, nereye kadar haz alıyor ve neden?) ve hazzın sebebiyle ilgili çeşitli sorular sorarsa o zaman kişi olmaya başlar. Kişi tüm hazların kaynağı olduğunu anlar ve eğer durum böyleyse, o zaman onun doğasından düzeltmeyi gerçekleştirebilmek için bir şey istemek mümkün. O zaman kişi Yaradan tarafından yaratılmış arzuları alır ve “Yaradan’ın uğruna” niyetinin yardımı ile bu aynı arzuları alır ve onları bir ihsan etme kaynağına dönüştürür.

Neden bedensel acıya ihtiyacımız var? Manevi acıyı algılamaya başladığımızda yok olur mu, mesela Yaradan’a sevgimizin eksikliğini algılamak gibi. Hayatının sonunda, insanlar Baal HaSulam’a sordular, neden kendini bundan kurtarmadı? Şöyle yanıtladı, eğer kişi bundan ne kadar fayda sağladığını bilseydi, o zaman yapabilse bile acıdan kaçmazdı. Ruhlarımızın tecrübe ettiğimiz her şeye ihtiyaçları vardır ve ondan sonra ışığı almak için Kelim’e geçerler…

Bu şu mu demek oluyor, daha çok ışık alabilmek için daha çok hastalık ve kafamıza darbeler mi istemeliyiz? Hayır. Kişi her şeyi düzeltilmemiş olan ruhunun Kelim’ini düzeltmek için bir araç olarak algılamalı.

Her acı ruhun belli bir kısmının düzeltilmesine tekabül eder. Bazen düzeltme Kabala çalışmaya bağlı olarak olur. Bazen kişi yaşlılara veya çocuklara baktığı zaman olur. Başka zamanlar çeşitli hastalıklar ve acı düzeltme görevi yaparlar. Acıyla birlikte düzeltmeyi hızlandıracak çeşitli araçlar da alırız mesela ilerleme, ilaç ve ortak yardım.

Maneviyatta niyet eylemdir. Bizim eylemlerimiz sadece Yaradan’ın eylemlerine ve O’nun yönetimine doğru tavrımızı değiştirir. Kişinin manevi çalışmasına şans eseri “Avodat HaShem”ya da “Yaradan’ın işi” denilmedi, çünkü tüm işi yapan tam olarak da Yaradan’dır ve biz sadece O’nun işini gözlemleriz ve düzeltilme derecemize göre hak veririz. Ancak kişi kendisine olanları, kendisiyle bağlandırmadan, gözlemleyebiliyorsa Mahsom’u geçer. Maneviyatta “eylem” ismi eyleme ilk hazırlıkla (intibak) ilgilidir.

Eğer kişi acı ile birlikte acının kaynağını da görebiliyorsa, o zaman kişi Kaynak’la bir bağ kurmaya başlar. Ondan sonra bu insanlar dinci olurlar; Yaradan’a inanmaya başlarlar, O’na dua ve teşekkür ederler. Bu nasıl olabilir? Kişiye kötü bir şey geliyor ve o hâlâ Kaynak’ı kutsuyor? Bu kişi Yaradan’ı açığa çıkardığı zaman olur, aynı anda O’na hak verme yeteneğini alır. Yaradan’a hak verme seviyeleri, yani kişinin Yaradan’ın eylemlerini doğru değerlendirme derecesine “dünyaların seviyeleri” denilir. Yaradan’a ne kadar hak veriyorsan O’na o kadar yakınlaşabilirim. Yaradan sol ya da egoist tarafa bir negatif algılama ekler, ancak kişi sağ taraftan güçler alarak sol tarafa hak verebilir. Sonuç olarak daha yüksek seviyeye ulaşır. Doğaya göre, bedenimiz doğal olarak “minimum çabayla maksimum haz” prensibine göre çalışır. Bu prensip tüm seviyelerde korunur. Yaptığımızın hiç farkında olmadan sürekli olarak alma arzumuzu yerine getirip zevk hissetmeye çalışıyoruz. Doğal olarak niyetimiz arzumuza uyuyor. Biz bunun iyi mi kötü mü olduğunu kontrol etmiyoruz ve kendimize neden ve ne için arzularımızın tamamını yerine getiriyoruz diye sormuyoruz. Arzularımızı yerine getirmek egoizmin temelidir.

Eylemlerime niyetler eklemenin sınırları nerededir? Sınır yoktur. Eğer Ein Sof (sonsuzluk) dünyasına yükselirsem o zaman niyetimi bu dünyanın en ufak eyleminde bile “Yaradan’ın uğruna” ile giydiririm. Bu yolla, en büyükten en küçüğe Yaradan’ın tüm eylemlerini açığa çıkartırım. Giderek en küçük arzular kişide sürekli olarak açığa çıkar, sahip olduğunu hiç zannetmediği arzular bile. Bu arzular kişide açığa çıkmaya başlar çünkü onlar üzerinde doğru niyeti oluşturacak yeteneği vardır ve böylece onlarla ilgili tavır ve ilişkisini düzeltebilir. Eğer kişide gerekli olan niyet eksikse, kişi hayvan kalır. Belli bir kısım arzunun üzerindeki niyetin varlığı o kişinin, “kişinin hayvan kısmı”nı “kişinin insan kısmı”na dönüştürür. Kişi ne kadar ihsan etme niyetleri edinirse arzularının o kadar büyük bir kısmı “insan” haline gelir.

Bizim dünyamızdan Yaradan’a kadar tüm seviyeler “Yaradan’ın uğruna” niyetinin artma seviyeleridir. Arzu kişide kendi kendine azalıp çoğalmaz. Sadece, tüm arzular kişiye anında açık edilmezler. Daha ziyade, kişinin onlar üzerinde doğru niyeti oluşturabilme derecesine göre açığa çıkarlar.

Yaradan kişinin şu an neyi düzeltmesi gerektiğini bilir. Reşimot kişinin önceki durumlarının ya da ruhunun bedene giydirilmeden önceki durumlarının kayıtlarıdır. Yavaş yavaş, teker teker, Reşimot kişide açığa çıkar ya da görünür olur, ve kişi ardı ardına onlar üzerinde “Yaradan’ın uğruna” niyetini yaratmak için çaba sarf etmelidir. Kişi şu an bir şey düzeltmesi gerektiğini düşünmemelidir. Daha ziyade yukarıdan ne aldığına dikkat etmelidir.

“Zohar Kitabı’na Giriş”in ilk kısmına yorum yapmamı istediniz. Zohar kitabında şunlar vardır ancak açıklamalar ekleyelim. (İtalikler tercüme edilmiş metindir)

Bu girişte, basit görünen konuları açıklığa kavuşturacağım. Herkesin elinin ayağının dolaştığı ve açıklık getirmek için çok mürekkep harcanmış konular. Ancak henüz onlar hakkında somut ve yeterli bilgiye ulaşamadık. Ve sorular bunlar:

1) Özümüz nedir?

2) Küçük bağlantıları olduğumuz uzun hakikat (gerçek) zincirindeki görevimiz nedir?

3) Kendimizi incelediğimizde, yozlaşmış ve olabileceği kadar düşük buluyoruz; bizi tasarlamış olan çalışanı incelediğimizde övgüyle dolu olmamız gerekiyor. Mükemmel bir çalışandan sadece mükemmelin ortaya çıkması gerekmiyor mu?

Bizler yaratılanlarız ve O da Yaradan. Eğer o kadar iyi ve mükemmel ise nasıl bizim gibi bozulmuş yaratılanlar yaratabilir? Eğer Yaradan tamamen mükemmel ise o zaman nasıl böyle kötü bir düşüncesi olabilir? Sonuç olarak düşünce eyleme eşittir. Ve tam tersi de. Bu O’nun böyle olduğu mu demektir? Ve O’ndan sürekli olarak ne alıyoruz? Yaratılışın dünyamızdaki tüm sonuçlarının ve iyiliğin herhangi bir şekilde fiziksel olarak görünür olması mümkün değildir.

4) Aklımız bize O’nun kıyaslanamayacak kadar tam iyiliksever olduğunu söylüyor. O zaman nasıl tüm hayatları boyunca bu kadar acı ve ızdırap çeken birçok yaratılan tarattı? İyinin doğası ihsan etmek değil mi ya da en azından bu kadar zarar vermemek?

Kabala’ya göre ilk önce bir Kli ya da arzu olmalı ve bu acı demek. Ondan sonra arzunun tatmin edilmesi ya da haz olmalı. Ancak neden önce acı ve darbe olmalı ve ondan sonra haz? Mükemmelliğin olması gerektiği yolu bu mu?

5) Nasıl oluyor da sonsuz-başı ve sonu olmayan – kendisinden sonu olan, ölümlü, geçici yaratılanlar çıkartıyor?

Tüm bunları açıklığa kavuşturmak için, bazı ön araştırmalar yapmalıyız. Ve Tanrı yasaklasın ki yasaklanmıştır, O’nun özünün anlamıyla ilgili ne bir kavrayışımız dolayısıyla düşüncemiz yok. Ancak araştırmanın gerekli olduğu yer, yan, O’nun eylemlerinin araştırması, Tora’nın dediği gibi: “Babanın Tanrı’sını bil” ve bütünleşme şiirinde denildiği gibi “Seni eylemlerinden dolayı tanıyoruz.”

Yaradan’ın özünü araştırmak yasaklanmıştır. Daha doğrusu, beynimiz bunu algılayacak durumda değil ve bu yüzden yasaklanmıştır. Kabala’da “yasaklanmış” demek “erişilemez” demektir. Dolayısıyla bizim ulaşabileceğimiz her şeye ulaşmamız arzulanmıştır. Yaradan’ın bize yaptığı eylemlerin tamamını, yapamasak bile, inceleyip düzeltmeye mecburuz. Bağlantılı olarak bu eylemlerle ilişkili olarak tavrımızı inceleyip düzeltmeliyiz.

İnceleme 1: Yeni bir yaratılışı nasıl göz önüne getirebiliriz, yani yeni bir şey, O’nun parçası olmayan?

Bunu nasıl anlayabiliriz: daha önce var olmamış bir şeyin gerçeği? İlk başta Yaradan olduğunu öğreniyoruz. Sonra tek bir düşünceyle yaratılışı yarattı. Yaratılış nedir? Almak arzusudur. Yaradan tamamen “özgecil”dir ve O alma arzusu ihtiva etmez. Alma arzusunu hiçbir şeyden yarattı. Bir şey nasıl hiçbir şeyden yaratılır? Daha önce hiçbir formda mevcut olmayan bir şey nasıl yaratılır? Örneğin, gaz daha önce vardı ve biz onu göremiyorduk. Basınç altında gaz katı bir kütleye dönüşür ki bu da ısıtılarak tekrar gaza dönüşür. Ancak, yaratılış daha önce hiçbir formda mevcut değildi, hatta düşüncede bile. Düşünce sonradan oluştu. Nasıl mümkün?

Akıllı olan herkese şu açık ki O’nun parçası olmayan hiçbir şey yoktur…

Eğer daha önce Yaradan’da mevcut olmayan bir şey varsa o zaman O nasıl mükemmel olabilir? O’nun düşüncesini tamamlayacak bir şey yaratmak zorunda mıydı? En ilkel akıl bile Yaradan’da mevcut olmayan hiçbir şey olmadığını söyleyebilir.

İnceleme 2: Her şeye kadir olması bakımından düşünürseniz, mevcudiyetten mevcudiyet yaratabilir, yani O’nda olmayan yeni bir şey, burada soru gelir – tasarlanabilecek ve O’nun içinde yer almayan ve tamamen yeni olan bu gerçek (hakikat) nedir?

Yaradan’ın çok ihtiyacı olan ve hiçbir şeyden yarattığı bu şey nedir?

İnceleme 3: Kabalistlerin söyledikleriyle ilgilidir, insanın ruhu Tanrının bir parçasıdır, O ve ruh arasında bir fark olmayacak şekilde, ancak O “bütün”dür ve ruh “parça”dır. Ve onlar bunu bir dağdan oyulmuş bir taş ile kıyasladılar. Taş ve dağ arasında bir fark yoktur, dağ “bütün”dür ve taş “parça”dır. Öyleyse sormalıyız: dağdan kesilen parça bu iş için yapılan bir baltayla ayrıldı ve “parça”nın “bütün”den ayrılmasına sebep oldu.

Peki, bunu Yaradan hakkında nasıl tahayyül edebilirsiniz, yani, Kendi özünü O’ndan ayrı olması için ayıracak, yani bir ruh ve sadece O’nun özünün bir parçası olduğu noktaya kadar anlaşılabilecek?

İnceleme 4: Kötü tarafın at arabası ve topçu mermileri O’nun kutsallığının öbür ucunda olduğundan, daha uzak bir şey tasarlanamaz, nasıl kutsallıktan çıkartılıp yapılabilir, az çok devamı sağlayacak bir şey?

Özünde Yaradan’a tamamen zıt olan güçler vardır. Yaradan’ın kutsallığından nefret ederler ve bununla savaştadırlar. Yaradan nasıl böyle korkunç bir düşman yaratmış olabilir? Anlaması en zor olan gerçek ise, ek olarak, Yaradan bu düşmanla ve mevcudiyetiyle ilgileniyor ve sürekli olarak ona hayat ışığı veriyor. Bu herhangi bir akılla anlaşılamaz. Böyle sonsuz ve mükemmel bir Yaradan basit, kusurlu ve tamamen mükemmelliğin zıttı bir şey yaratsın. Bu ona ihtiyacı olduğu anlamına geliyor olmalı?

İnceleme 5: Ölülerin yükselmesi konusu: beden çok aşağılık olduğundan, yani doğum anında yok olmaya ve gömülmeye mahkûmdur. Dahası Zohar şöyle der, beden tamamen çürümeden, hâlâ artıklar varken, ruh cennetteki yerine yükselemez. Dolayısıyla, neden dönmeli ve ölülerin uyanışında yükselmeli? Yaradan bunsuz ruhlara zevk veremez miydi? Daha da şaşırtıcı olan bilgelerimizin söyledikleri, ölüler kusurlarıyla yükselecekler ki başkasıyla karıştırılmasın ve bundan sonra O kusurları iyileştirecek. Neden onların bir başkasıyla karıştırılmaması Yaradan’ın umurunda anlamalıyız, çünkü bunun için onların kusurlarını tekrar yaratıp iyileştirmesi mi gerekirdi?

İnceleme 6: Bilgelerimizin dediklerine göre, insan hakikatin merkezidir, yukarı dünyalar ve bu fiziksel dünya ve onların içinde olan her şey, sadece insan için yaratılmıştı ve insan dünyanın kendisi için yaratıldığına inanmak zorunda.

Görünüşte kavraması zor, bu küçük insan için, bu dünya hakikatinin bir tutamını kavrayan, üst dünyaların – ki yüksekliği ölçülemez-daha azını kavrayan, yani, Yaradan tüm bunları yaratmak için kendini sıkıntıya soktu. Ve ayrıca, neden insan tüm bunları istesin?

Ne zaman ve hangi sebep için, kişi bu elde edilemeyen görkemi hiç kullanabilecek mi acaba? Kendimiz hakkında, hayatlarımız hakkında, etrafımızdakiler hakkında, bizden önceki nesiller ve sonra gelecekler hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Bunların tümü bizden gizlenmiştir ve önceki gibi yaşamaya devam ediyoruz. Ek olarak, burada biz kazanmak zorundayız ve tüm evren hakkındaki bilgi bizi bekliyor…

Bu soruları ve incelemeleri anlamak için, hüner sona bakmaktır, yaratılışın amacına. Çünkü sürecin ortasında hiçbir şey anlaşılamaz, ancak sadece sonunda. Ve açık olan şu ki sebepsiz eylem yoktur, zira sadece deli olan sebepsizce hareket edebilir. Sırtlarından Tora ve Mitzvot (emirler) yükünü atmışları bilirim, şöyle derler Yaradan hakikati yaratmış ve yalnız bırakmış; bu yaratılanların değersizliği yüzünden, onların önemsiz küçük yollarını gözlemek yüceltilmiş Yaradan’a uymuyor. Gerçekten de bilgisizce konuşmuşlar, çünkü tüm kirlenmiş doğamızla kendimizi yarattığımıza karar vermeden önce hiçliğimiz ve aşağılığımız üzerine yorumda bulunmak mümkün değildir.

Gerçekten de Yaradan’ın elini hayatımızda hissetmiyoruz. O bizden gizlenmiştir. Bizi yarattı ve kaderin merhametine bıraktı. Bizim tüm problemimiz aslında Kelim’imizi düzeltene dek yaratılış düşüncesinin sonunu göremediğimizde yatıyor. Yani, alma arzumuzu onun zıttı – ihsan etme arzusu – ile değiştirene dek.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,307