e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Michael Laitman > Öğrencilerle Konuşmalar > Şamati 1 “O’ndan Başkası Yok”

Şamati 1 “O’ndan Başkası Yok”

Öğretmenim babasından duyduğu her şeyi yazdı. Onunla çalışmaya gelip beni rahatsız eden sorular sormaya başladığımda her zaman cevaptan kaçındı. Ta ki sonunda bir gün kendi notlarını bana okumak için teklif edene dek. Burada beni ilgilendirenleri bulabilirdim ve farklı durumlarda tekrar okuyaraktan anlamam gerekenleri anlayabilirdim. Bu o gittikten sonra bile bana tüm hayatım boyunca yeterli oldu.

Sohbetimiz 1981 yılında oldu ve bana not defterini verdi. Defterin bir kopyasını yaptım ve 10 yıl boyunca bu kopyadan okudum. 1991’de ölümünden bir gün önce bana orijinali verdi. Dedi ki: “onu oku bu senin için”. Bana ertesi gün erkenden gelmemi söyledi. Ne olacağını önceden biliyordu ancak ben bilmiyordum. Geç geldim ve vardığımda neredeyse bilinçsizdi ve gözlerimin önünde öldü.

Bana verdiği makaleler ve notlar çok önemli ve derin. Kişi her okuyuşunda bir şey anladığını zannediyor ancak bir daha okuduğunda bir önceki anladığının ne kadar yanlış olduğunu görüyor ve sürekli olarak daha da yeni derinlikler açığa çıkarmaya devam eder. Kişinin okuduğunu nasıl anladığı tamamen ne durumda (ruhen-psikolojik) olduğuna bağlıdır.

Bu makaleler en yüksek noktadan ya da edinim yüksekliğinden yazılmıştır. Bununla kişi herhangi bir seviyedeyken, bu bizim dünyamızı da kapsar, bunları okuyabilir. Her kişi bu makalelerde kendi kişisel durumunu olduğu kadar bu durumda ne yapması gerektiğini de ve yazarın bu noktada ne söylemek istediğini bulabilir.

Herkese bu makaleleri okumalarını tavsiye ederim, günlük birkaç satır bile yeterlidir. Hocam defterini her gün uykuya gitmeden birkaç saniyeliğine açardı ve bu ışığın ruhun içine genişlemesine izin vermesi için yeterliydi.

Şu an siz ve ben Rav’ın en derin ve ciddi makalelerinden birini okuyacağız ki bu Yaradan ile birleşmek isteyen herkesin masa üstü el kitapçığı olmalı. Bu makale Baal HaSulam’ın tüm Tora’sını kapsıyor, onun yaratılışa olan komple yaklaşımı ve herkesin sürekli içinde tutup algılaması gereken her şey.

Bu yayınladığım “Şamati” adlı kitabın ilk makalesidir. İsmi “O’ndan Başkası Yok”tur.

“O’ndan Başkası Yok” diye yazılmıştır; yani dünyada başka hiçbir güç yoktur ki O’na karşı herhangi bir şey yapma yeteneği olsun. Ve insanın gördüğü, yani, yukarıdakilerin tamamını reddeden şeyler vardır; bu ancak O istediği içindir.

Ve düzeltme addedilir, sol reddeder ve sağ çeker yani solun reddettiği düzeltme kabul edilir. Bu şu demektir dünyada bazı şeyler vardır ki başından beri insanı doğru yoldan çevirmeye ve onu kutsallıktan reddetmeye hedeflenirler.

Ve bu reddedişlerin faydası, bunlar aracılığıyla kişi bir ihtiyaç ve Yaradan’ın kendisine yardım etmesi için tam arzu alır, çünkü aksi takdirde kendini kaybolmuş görür. Kişi çalışmasında sadece ilerleme kaydetmediğini değil, ancak gerilediğini de görür ve Lişma için olmasa bile Tora ve Mitzvot’u gözlemleyecek güçten bile yoksundur. (Lişma: Yaradan’ın hatırı için). Yani sadece gerçekten tüm engelleri mantık ötesi aşarak kişi Tora ve Mitzvot’u gözlemleyebilir.

Ancak her zaman kişi mantık ötesini aşacak güce sahip değildir, yani aksi takdirde Tanrı korusun Yaradan’dan sapmaya zorlanabilir ve Lişma için olmasa bile. Ve kişi parçalanmanın bütünden her zaman daha iyi olduğunu düşünen, yani bu demek ki yükselişten daha çok iniş vardır ve kişi bu zor durumların bir sonu olduğunu görmez ve kişi sonsuza dek kutsallığın dışında kalır, çünkü görür ki onun için zerre kadar küçücük gözlemlemesi bile zordur, mantık ötesine çıkması hariç, ancak her zaman mantık ötesine çıkamıyor. Ve bütün bunların sonu ne olacak?

Yaradan yaradılışın tek yöneticisidir ve insanı belirli özelliklerle Yaradan ve ona gerekli güçleri veren O’dur. O insanı yaradılışın amacına yönelik ilerlemesi için ona en uygun çevreyle kuşatır. Bununla birlikte bu gerçeğe rağmen Yaradan insana sadece doğrudan yardım etmez ancak Yaradan devamlı olarak çeşitli problemlerle insanın kafasını karıştırır, yani işini kaybettirir, aile içinde problemler yaratır, çeşitli hastalıkları başına bela eder, şansızlıkları, acılar ve daha birçoklarını.

Yaradan ile bu ilişki uzun zaman devam eder ancak kişinin ilerlemek için bu durumlardan geçmekten ve böylece ona daha sonra mükemmeliyetlik, sonsuzluk, ebediyet ve Yaradan’la birliği alabilecek yeteneği verecek olan tecrübeyi edinmesinin başka yolu yoktur.

Bu periyot kişi sadece Yaradan’ın kişisel olarak ona yardım edebileceği kararına vardığında sona erer. Bu karar kişinin kalbinde gerçek talebin oluşmasına sebep olur; Yaradan’ın onun gözlerini ve kalbini açması ve gerçekten onu Yaradan’la ebedi birlik için yakınlaştırması talebi.

Yaradan insanın dünyamızdan başlayıp tüm dünyalara yükselerek ve her dünyada Yaradan’ın yerini alarak onların özelliklerini edinmemizi istiyor. Ancak bunu yapmanın Yaradan’ın yardımı olmaksızın imkânı yok. Kişi tek başına hiçbir şey yapamaz. Tüm acılar ve şansızlıklar bize arzularımız ve özelliklerimiz Yaradan’ınkine ters olduğu için olur, yani ışığa tersler (zıtlar).

Özelliklerin zıt olmasının sonucu olarak, dünyamızda gördüğümüz her şey gerçekte mevcut değildir, ancak sadece bizim özelliklerimizin ışığın üstüne izdüşümleridir. Biz kendi özelliklerimizi görüyoruz. Işık yukarıdan geldiğinde kişi bunu hissetmez, sadece kendi negatif özelliklerini ışıkta hisseder. Işığın kendisini hissetmek için, kişi kendini egoizmin kötülüğünden ya da onun engellerinden kurtarmalıdır.

Kişi Yaradan’a yardım için yalvardığında, aniden şu açıklık kazanır: “yaşadığı (tecrübe ettiği) tüm ret oluşlar Yaradan’dan gelmişti”.

Bu şu demek, yaşadığı ret oluşlar kendisi yanlışta olduğu için değildi, üstünden gelemediği için değildi, ancak bu ret oluşlar hakikaten Yaradan’a yakınlaşmak isteyenler içindi. Ve böyle bir kişinin sadece az ile tatmin olmaması, yani bilgisiz küçük bir çocuk gibi kalmaması için, şükürler olsun Tanrım diyememesi için yukarıdan yardım alır, “Tora’yı gözlemler ve iyi işler yapar ve daha ne isteyebilir ki?” diye dememesi için.

Ve sadece bu kişi gerçek (hakiki), arzuya sahipse, yukarıdan yardım alır. Ve bulunduğu (şu an ki) durumunda sürekli olarak hataları gösterebilir, yani ona çabalarına karşı çalışacak düşünce ve görüşler gönderilir. Bunun sebebi Yaradan’la bir olmadığını görmesi içindir. Ve üstesinden geldiğince, kendisini her zaman Yaradan’la bir hisseden diğerlerine göre kutsallıktan daha uzak bir yerde bulunduğunu görür.

Ancak onun, diğer taraftan, her zaman şikâyetleri ve talepleri vardır ve Yaradan’ın tavırlarına ve kendisine nasıl davrandığına hak vermez. Ve Yaradan’la bir olmamak ona acı verir, ta ki kutsallıkla hiçbir ilgisi olmadığını hissedene dek.

Ve zaman zaman yukarıdan uyandırılmasına rağmen ki bu onu anlık canlandırır, kısa süre içinde uçuruma düşer. Buna rağmen bu onun sadece Yaradan’ın yardım edebileceği ve gerçekten yakınlaştırabileceğini anlamasına sebep olur.

İnsan daima Yaradan’a sadık kalmaya çalışmalıdır, yani tüm düşünceleri O’nun hakkında olmalı. Bu şu demek; kişi daha büyük bir düşüşün olamayacağı en kötü durumda olsa bile O’nun alanından çıkmamalı, yani, kişinin kutsallığa girmesini engelleyen ve ona fayda ya da zarar verecek güce sahip başka bir otorite olduğunu düşünmemeli.

Yani kişi insanın iyi işler yapmasını ve Yaradan’ın yollarını takip etmesini engelleyen Diğer Taraf “Sitra Ahra’nın” gücünün önemi olduğunu düşünmemelidir; ancak her şeyin Yaradan tarafından yapıldığını düşünmelidir.

Yaradan kişiye yaratılışın amacına döndürmek için acı verici darbeler verir. Genellikle, eğer kişi iyi hissederse o zaman zevk alır ve Yaradan’ın var olup olmaması onu ilgilendirmez. Ancak önemli olan kişinin özellikle iyi bir durumdayken Yaradan’la bir olmasıdır. Yaradan’ın bize darbeler göndermesinin sebebi budur. İnsanların O’nu hatırlamaları için. Kişi kötü hissettiğinde, öyle ya da böyle, Yaradan hakkında düşünmeye başlar. Ancak bütün çalışma iyi hissettiğin zaman Yaradan’la birlikte olmaktan ibarettir.

Görüyoruz ki Kabala ruhun en ince algılarından bahseder. İnsanlar darbe beklemezler. Kişi Yaradan’dan koptuğu zaman beklenmedik bir şekilde gelir. Her birimiz Yaradan’ın kişisel yönetimi altındayız. Bu yönetim biz O’nu unuttuğumuz zaman ifade edilir olur. Bize kendisini hatırlatmak için kaderin darbeleri şeklinde özel işaretler gönderir ve bu O’nun bize düşüncelerimizi daima Yaradan’ın istikametine yöneltmemiz gerektiğini söyleyiş tarzıdır. Başka hiçbir şeye gerek yoktur.

“Baal Şem Tov dedi ki; dünyada başka bir güç olduğunu söyleyen “başka tanrılara hizmet ediyordur” kabul olunmuş inançlara aykırı düşünce olduğundan bu günah değildir; ancak Yaradan’dan başka bir otorite ya da güç olduğunu düşünüyorsa, bununla günah işliyordur. Daha ötesi kim kendi otoritesinin olduğunu söylerse, yani dün kendi Yaradan’ın yolunu takip etmek istemediğini söylerse bu da kabul ettiğimiz inançlara göre günah işliyor kabul edilir. Yani sadece Yaradan’ın dünyaya önderlik ettiğine inanmıyor demektir.”

Aklımıza Yaradan’dan gelmeyen tek bir düşünce bile yoktur. Bu yaratılışın amacında önceden belirlenmiştir ve biz hiçbir şeyi değiştiremeyiz. Bu durumda “ben” kimim? “ben“ yukarıda olanı hissedenim. İlk önce biz bütün bunları karışıklık olarak algılarız ve bu ruhanilik bize ya da maddesele girdiği içindir.

Ancak bu yavaş yavaş kişide yerini bulmaya başlar ve çalışmaya başlar ve sonra biz işlerin başka türlü olamayacağını anlarız. “yükseliş” kişinin Yaradan’ın yaptığı ile hem fikir olduğu zamandır ve böylece kişi tatmin, mükemmellik ve ebediyet hisseder, bedeninden ayrılır ve sadece maneviyat ile ilgilenir.

Ancak günah işlediğinde ve elbette buna pişman olmalı ve işlediğinden ötürü üzgün olmalı ve ancak burada da acı ve hüznü doğru sıraya koymalıyız: günahın sebebini koyduğu yer, işte kişi bu noktada üzgün olmalı.

Ve insan ondan sonra üzgün hissedip demeli ki: bu günahı işledim çünkü Yaradan beni kutsallıktan pisliğin olduğu yere, pisliğin içine fırlattı. Bu demektir ki Yaradan ona bir arzu verdi ve kendisini eğlendirmesi ve pis kokulu bir yerde nefes alması için büyük istek verdi. (Şöyle diyebilirsiniz, kitaplarda dediği gibi bazen insan domuz bedeninde enkarne olur, yani çöp olduğunu zaten saptadığı şeylerden geçim yolu bulmak için bir arzu ve büyük istek duyar, ancak şimdi kişi yine kendini onlarda canlandırmak ister.)

Ve aynı zamanda insan yükselme durumunda hissederse ve çalışmadan biraz iyi tat alırsa, şöyle dememeli “şimdi Yaradan’a tapmanın buna değer olduğunu anladığım bir durumdayım. Daha ziyade kişi bilmeli ki şimdi Yaradan ondan hoşlandı ve bu sebepten onu yakınlaştırdı ve bu yüzden kişi çalışmadan iyi tat aldı. Ve kişi asla Yaradan’ın kutsallık alanından çıkmamaya ve Yaradan’dan başka bir işleyen güç olduğunu söylememeye dikkat etmelidir (ancak bu Yaradan’ın gözlerinde hoşlanılmış olma konusu ya da tam tersi insanın kendisine bağlı değildir, ancak her şey Yaradan’a bağlıdır. Ve insan dışsal aklıyla Yaradan’ın neden şimdi onu sevdiğini ve daha sonra sevmediğini anlayamaz).

Ve aynı şekilde Yaradan’ın onu yakınlaştırmadığından dolayı üzüldüğünde Yaradan’dan mesafelendirilmiş olduğu için kendine acımamaya dikkat etmeli. Böyle yaparsa kendisine fayda sağlayıcı olur ve kendi için alan, Yaradan’dan uzaklaştırılır. Daha ziyade kişi ilahiliğin varlığından sürgünde olduğu için üzülmeli yani ilahi varlığa acı çektirdiği için.

Yaradan insana sadece iyilik gönderir. Buna rağmen bu egoizmden geçtiğinde kötü yani hastalık, stres ve hayatın çeşitli şansızlıkları olarak algılanır. Kişi kötü hissettiğinde, aynı anda Yaradan’a teşekkür edemez. Eğer kişi, Yaradan’ın, yolladığı iyilikle kişinin algıladığı kötülük hislerinin arasındaki farktan ne kadar kötü hissettiğini bilip üzüntü ve acı hissetseydi o zaman farklı davranırdı. Ya da eğer kişi, kendi iyi hissettiğinde Yaradan’ın neşesini hissedebilseydi.

Başka deyişle: tüm düşünceler, tüm eylemler ve tüm olanlar Yaradan’a yöneltilmeli. Bu kişinin “ben” ya da bedeninin dışına çıkabileceği tek yol ve bu onun ruhaniliğe girişinin göstergesidir.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,237