e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Sabah Dersi Materyali – Oyun

1) Baal HaSulam, Şamati 16- Çalışmada Efendi’nin Günü ve Efendi’nin Gecesi Nedir?

Kişinin ihsan etme gücüne sahip olması için, ikinci bir doğaya ihtiyacı vardır, böylece kişi form eşitliğine ulaşmak için güce sahip olacaktır.

Diğer bir deyişle, Yaradan verendir ve hiçbir eksikliği olmadığı için hiçbir şey almaz. Bunun anlamı O’nun verişi de yokluk nedeniyle değildir, yani eğer vermek için birine sahip olmasa, O bunu yokluk olarak hisseder.

Bunun yerine, biz bunu bir oyun gibi algılamalıyız. Yani bu, O vermek istediği zaman, bu O’nun ihtiyaç duyduğu bir şey olduğu için değildir; ama bu bir oyun gibidir.

2) Baal HaSulam, Şamati 16- Çalışmada Efendi’nin Günü ve Efendi’nin Gecesi Nedir?

Bizim bilgelerimizin bu kraliçe ile ilgili söyledikleri gibi: O sordu, “Dünyayı yarattıktan sonra Yaradan ne yapar?” diye sordu. Sorunun cevabı: “O oturur ve bir balinayla oynar.” Yazılmış olduğu gibi: yazıldığı gibi, “Bu balinayı oynamak için yarattın.” (Avoda Zarah)

Leviathan’ın konusu Dvekut ve bağ kurmaya değinir (yazıldığı gibi “her birinin boşluğuna göre, halkalarla”). Bunun anlamı, amaç Yaradan’ın yaratılanlarla bağ kurması, sadece oyunun içindedir; o bir arzu ya da ihtiyaç meselesi değildir.

Oyun ve arzu arasındaki fark, arzu edilen her şey bir ihtiyaçtır. Eğer kişi istediğini elde etmezse, kişi yoksundur. Ancak, oyunda, kişi bir şey elde etmese bile, bu bir eksiklik olarak kabul edilmez, söyledikleri üzere; “düşündüğümü elde etmemem çok da kötü değil çünkü o kadar önemli değil.” Bu böyledir, çünkü kişinin sahip olduğu arzu sadece oyun içindedir ve önemli değildir.

3) Rabaş, 37. Mektup

Bu yol dostunun mutlu gününe koşan birinin yolu gibidir. Kendinin iyi ya da kötü olup olmadığını düşünmeden, dostunun neşesiyle neşelenir. Somurtmamalı, aksine mutlu bir yüz göstermelidir. Burada da aynı şey geçerlidir: dostlar arasındaki bağ öyle olmalıdır ki, burada “Kendine bir dost satın al” meselesi olduğundan her biri dostunu özellikle maddi şeylerle memnun etmeyi dilemelidir.

4) Rabaş, Makale 2, Dost Sevgisine Dair (1984)

Kişinin kalbindeki sevgiyi, dostlarına karşı ifşa etmesi gerektiğini de söyleyebiliriz, zira bu sevgiyi ifşa etmekle, dostlarına karşı, dostlarının kalplerini uyandırır, böylece onlar da her birinin dost sevgisini uyguladıklarını hissederler. Bunun faydası, kişinin bu şekilde, dost sevgisini daha güçlü uygulama gücü kazanmasıdır, zira her birinin sevgisinin gücü, birbirlerine entegre edilmiştir.

Bu demektir ki, eğer grup on üyeden oluşuyorsa, kişi dost sevgisini uygulama gücünün bir ölçüsüne sahip olduğu noktada, dost sevgisine bağlanmanın gerekliliğini anlayan on güçle entegre olur. Ancak, eğer her biri, dost sevgisini uyguladığını gruba göstermezse, o zaman kişi, grubun gücünden yoksun kalır.

Bu böyledir çünkü kişinin dostunu olumlu bir şekilde yargılaması çok zordur. Herkes erdemli olduğunu ve sadece kendisinin dost sevgisine bağlandığını düşünür. Bu durumda, dost sevgisini uygulamak için kişinin çok az bir gücü vardır. Bu nedenle, bu çalışma, özellikle herkese açık olmalı ve gizlenmemelidir.

5) Rabaş, Makale 4, Her biri Dostuna Yardım Etti (1984)

Herkeste ortak olan tek bir şey var-ruh hali. Şöyle denir: “Kişinin kalbinde bir endişe varsa, bırakın başkalarına ondan bahsetsin.” Çünkü kendini canlı ve neşeli hissetmek için, ona ne zenginlik ne de bilgelik yardımcı olabilir.

Daha ziyade, dostunun düşüşte olduğunu görüp, ona yardım edebilecek olan bir kişidir. Şöyle yazılmıştır: “Kişi kendini hapisten kurtaramaz.” Aksine, kişinin ruh halini yükseltecek olan, dostudur.

Bu demektir ki kişiyi, bulunduğu durumdan, canlılık durumuna dostu yükseltir. Sonra, kişi, sanki şimdi amacı ona yaklaşmış gibi, tekrar yaşama ve zenginliğe dair güven ve güç kazanmaya başlar.

Sonuç olarak, herkes dikkatli olmalı ve dostunun ruh halini yükseltmek için ona nasıl yardım edebileceğini düşünmelidir, çünkü ruh hali konusunda, herkes dostunda doldurabileceği bir ihtiyaç noktası bulabilir.

6) Rabaş, Makale 30, Dostlar Meclisinde Ne Aranmalıdır? (1988)

Her biri gruba yaşam ruhu ve umut verip, enerji aşılamalıdır. Bu nedenle, her bir dost kendine şunu söyleyebilmelidir, “Şimdi çalışmada temiz bir sayfa açıyorum.” Diğer bir deyişle gruba gelmeden önce Tanrı çalışmasının gelişiminde hayal kırıklığına uğramıştır fakat şimdi grup onu yaşam ve umutla doldurmaktadır.

Bu nedenle grup vasıtasıyla güven kazanır ve üstesinden gelme gücü edinir çünkü artık bütünlüğü elde edeceğini hisseder. Tüm düşüncelerinin -fethedilemeyecek yüksek bir dağla karşı karşıya ve bunun gerçekten de ürkütücü bir engel olduğu- şimdi önemli olmadığını görür. Tüm bunu grubun gücünden almıştır çünkü her biri guruba cesaret ve yeni bir ruhu hali aşılamıştır.

7) Rabaş, Makale 21, Mantık Ötesine Dair (1986)

Atalarımızın şöyle söylemesinin anlamı budur, “Zıtların kıskançlığı, ilmi yükseltir.” Diğer bir deyişle, dostlar toplumu hem düşüncede hem de eylemde yüksek bir seviyede gördüklerinde, her birinin, kendi bedeninin nitelikleri aracılığıyla, sahip olduğu seviyeden daha yüksek bir seviyeye yükselmek zorunda kalması doğaldır.

Bu, kişinin doğası gereği büyük arzular için bir özlemi olmadığı, onur onu yoğun bir biçimde cezbetmediği halde yine de kıskançlık sayesinde, doğasında olmayan güçleri elde edebileceği anlamına gelir. İçindeki kıskançlık niteliğinin gücü, onda, toplumda var olan yeni güçleri yaratır. Ve bunlar vasıtasıyla, yeni nitelikler, yani atalarından ona geçmeyen güçleri edinir. Bu şekilde toplumun onun içinde yarattığı yeni niteliklere sahip olur.

8) Rabaş, Makale 21, Mantık Ötesine Dair (1986)

Dostlarının ondan daha iyi niteliklere sahip olduğunu gördüğünde, onlara karşı kıskançlık hisseder. Bu durum, sahip olmadığı ve kıskandığı iyi nitelikleri edinmesi için onu motive eder.

Dolayısıyla, kişi topluma imrenerek ve onların kendisinden daha yüksek bir derecede olduklarını görerek benimsediği yeni nitelikler edinir. O anda bir topluma sahip olmadığı zamanlardan daha yüce olabilmesinin sebebi budur, zira toplum aracılığıyla yeni güçler edinmiştir.

9) Maor VaŞemeş, Paraşat Yitro

Kişi arkadaşının Yaradan’a ondan daha çok hizmet ettiğini tasvir etmeli ve “yazarlar kıskançlığı bilgeliği artıracaktır.” Bununla, Yaradan’ın çalışmasında giderek daha güçlü hale gelecektir. “Çoşku” kelimesi ile, “Her biri arkadaşının gölgesinde yakılır” deyiminin anlamı budur. Arkadaşının gölgesinin ondan daha büyük olduğunu görerek, içinde bir ateş yanacak ve ruhu Yaradan çalışmasına doğru daha da tutuşacak ve Tanrısallığa daha çok erişecektir.

10) Rabaş, Makale 21, Mantık Ötesine Dair (1986)

Örneğin kişi dostlarının kendisinden daha yüksek bir seviyede olduğunu görürse, dostlarıyla karşılaştırıldığında kendisinin ne kadar aşağıda olduğunu mantık dahilinde görürse, tüm dostlarının derse gelme zamanına uyduğunu, dostlar arasında olan her şeye daha fazla ilgi gösterdiklerini, her şekilde herkese edebildikleri kadar yardım ettiklerini ve çalışmada hocalarından öğrendikleri her tavsiyeyi derhal hayata geçirdiklerini görürse, bu onu kesinlikle etkiler ve hem şafaktan önce uyanması, hem de uyanması gerektiğinde tembelliğinin üstesinden gelebilmesi için ona güç verir.

Ayrıca ders sırasında beden derslerle daha ilgilidir, zira aksi taktirde dostlarının gerisinde kalır.

11) Rabaş, Makale 21, Mantık Ötesine Dair (1986)

Herkeste gurur vardır ve bundan dolayı kişi dostunun ondan daha yüce olduğu bir durumu kabullenmeye isteksizdir. Bu nedenle, dostlarının ondan daha yüksek seviyede olduğunu gördüğünde, bu onun her koşulda yükselmesine sebep olur.

12) Rabaş, Mektup 12B

Yalanın kıyafetlenmesi ve gerçeğin kıyafetlenmesi vardır.

Bu durum beş yaşındaki bir kızın oyuncak bebekle oynamasına benzer. Kız bebekle sanki hissiyatı olan gerçek bir bebekmiş gibi oynar. Bebek karşılık vermemesine rağmen onunla konuşur. Aynı zamanda evde altı aylık bir bebek varsa ve ağlıyorsa küçük kıza şöyle denir, “Git ve gerçek bebekle oyna, böylece bebek susar, biz de rahatlarız,” Ama küçük kız bunu reddeder. Bu demektir ki, gerçeğin kıyafetinden değil, sahtenin kıyafetinden haz alır. Fakat hazla ilgili görürüz ki hissettiği gerçek hazdır.

Kız büyüyüp on sekiz yaşına geldiğinde, gerçeğin kıyafetinden haz almaya başlar. Benzer şekilde büyümeden önce biz de özellikle “sahtenin kıyafeti” denilen LoLişma’dan (onun için değil) haz alırız. Buna “örtü,” “gizlilik” denir ve burada çalışma yeri yoktur, canlılığı sahte olandan alırız. Sonrasında ödüllendirildiğimizde inancın ışığını elde ederiz.

13) Baal HaSulam, Zohar Kitabı’na Giriş, Madde 33

Gerçek şu ki burada Tanrısal bir arzu var, yani yalnızca alıcıların ruhlarında işleyen bu benzerlikler ruhlara sanki O Kendisi ruhların edinimini fazlasıyla arttırmak için ruhlara katılıyormuş gibi görünür.

Bu sanki, ortada ne bir üzüntü ne de onda bir memnuniyet olmamasına rağmen sevdiği çocuğuna üzgün bir yüz ve memnun bir yüz göstermek için kendini zorlayan bir baba gibidir. O bunu sadece sevdiği çocuğuna izlenimler vermek ve onun anlayışını genişletmek için, onunla oyun oynamak amacıyla yapar.

Çocuk ancak büyüdüğünde babasının yaptığı her şeyin yalnızca onunla oynamak amacıyla olduğunu bilir ve öğrenir. Mesele önümüzde bu şekilde duruyor: tüm bu görüntüler ve değişiklikler sadece ruhların izlenimleriyle başlıyor ve bitiyor. Ancak, Yaradan’ın isteği üzerine onlar sanki O’nun Kendisinin içindeymiş gibi görünüyorlar. O bunu Yaratılışın Düşüncesi gereğince yaratılanları mutlu etmek amacıyla ruhların edinimlerini azami derecede artırmak ve büyütmek için yapar.

14) Rabaş, Makale 28, Çalışmada, “Ekleme ve Geri Alma,” Ne Demektir?

Kişi mantık ötesi inanmalı ve organlarında hissedilen Yaradan’a zaten inanmakla ödüllendirildiğini düşünmelidir ve böylece Yaradan’ın bütün dünyayı iyi olan ve iyilik yapan olarak yönettiğini görür ve hisseder. Her ne kadar mantık içinden baktığında tersini görse de mantık ötesinde çalışması gerekir ve ona sanki organlarında zaten hissedebilecekmiş gibi görünmesi gereken odur ki, gerçekten de Yaratan, dünyaya, iyi olan ve iyilik yapan olarak rehberlik eder.

Burada, kişi amacın önemini kazanır ve hayat bulur, yani Yaradan’a yakın olmaktan sevinç duyar. Ve böylece bir kişi, Yaradan’ın iyi olduğunu ve iyilik yaptığını söyleyebilir. Ve Yaradan’a, “Sen bizi diğer milletlerin arasından seçtin, bizi sevdin ve bizi istedin,” diyecek gücü olduğunu hisseder, zira artık Yaradan’a şükretmek için bir nedeni vardır. Ve maneviyatın önemini hissettiği ölçüde, Yaradan’ı över ve O’na şükreder.

15) Rabaş, Makale 632, “Her Zaman Özlem Duyacağım”

Her zaman özlem duyacağım ve Seni daha ve daha çok öveceğim.”

Yorumu: Kişi kendini Keduşa’ya yakın hissettiğinde ki kesinlikle Yaradan onu yakınlaştırmıştır; kişi onu aşağılık durumundan alan ve kutsal bir duruma getiren Yaradan’a şükretmelidir. Kişi bu durumunu göz önüne almalı ve takdir etmeli, ancak bununla tatmin olmamalıdır. Ve bunun çok önemli bir şey olduğunu gözünde canlandırdığı ölçüde yani her şeyin önemini takdir edebildiği ölçüde bu durum halen onun için ediniminden (başarısından) daha önemli olacaktır.

Kişi gene de, “her zaman özlem duyacağım,” der, çünkü kendi gözünde canlandırabildiğinden daha yüksek dereceler vardır.

Ama bu nasıl mümkün olur, kişi önemini gözünde canlandırdığı ölçüde, nasıl bu hayal ettiğinden daha önemli olur. Bununla ilgili olarak, “bana göre, ben ümit etmeye devam edeceğim” ve böylece şimdi belki de önceden hayal edebildiğimden daha önemli bir realiteyi gözümde canlandıracağım ve doğal olarak da “Seni daha ve daha çok öveceğim. Şimdi zaten, senin önemini daha çok anlamak istediğimden Seni övüyorum” der. Ve böylece kişinin ekleyecek daha çok şükranı olur.

16) Rabaş, Kurtuluşumun Kudretli Kayası

Kişinin içinde, kendisinden gelen bir arzu vardır. Diğer bir deyişle, tek başınayken, etrafında onu etkileyecek ya da arzu alacağı biri olmadığında, kişinin kendisine bir uyanış gelir ve Yaradan’ın hizmetkârı olmayı arzular. Fakat kendi arzusu muhtemelen onun için yeterince büyük değildir, onu geliştirmeye ihtiyacı vardır ki böylece manevi amacı edinmek için onunla çalışabilsin. Dolayısıyla, tıpkı fiziksellikte olduğu gibi, bu arzuyu dışarıdan kişiler aracılığıyla geliştirmek için bir yol vardır. Onlar, kişiyi onların görüşlerini ve ruh halini izlemeye zorlayacaktır.

Bu ancak maneviyata ihtiyacı olduğunu gördüğü insanlarla bağ kurarak gerçekleşir. Bu insanların sahip olduğu arzu vasıtasıyla kişinin içinde maneviyat için büyük bir arzu doğar. Diğer bir deyişle, kendi içinde sahip olduğu arzuya ek olarak, onların onda doğurduğu arzuyu alır ve sonra amaca ulaşabileceği büyük arzuyu elde eder.

17) Baal Hasulam, Zohar’ın Tamamlanması İçin Bir Konuşma

Ancak, bundaki zorluk yüceliğin ölçüsünün bireye değil çevreye bağlı olmasındadır. Örneğin, kişi erdemlerle dolu olsa ve çevre böyle bir kişiyi takdir etmese, kişinin ruh hali düşük olur ve erdemlerinin doğru olduğunu bilmesine rağmen onlarla gurur duyamaz. Ve tersine, çevrenin erdemliymiş gibi saygı duyduğu hiç niteliği olmayan bir kişi gururla dolar, zira önemin ve yüceliğin ölçüsü tümüyle çevreye verilir.

Ve kişi çevresinin O’nun manevi çalışmasını nasıl küçümsediğini gördüğünde O’nun yüceliğine yeteri kadar değer veremez, kişi çevrenin üstesinden gelemez. Bu yüzden de kişi O’nun yüceliğini edinemez ve çalışmasını geçiştirir, onların yaptığı gibi.

Ve kişi O’nun yüceliğini edinmenin temeline sahip olmadığından açıkçası kendisine değil Yaradan’ına mutluluk ihsan etmek için çalışamaz. Bu böyledir çünkü kişinin çabalayacak motivasyonu yoktur ve “eğer kişi çabalayıp bulmadıysa, inanma.” Ve kişinin tek seçeneği, ya kendisi için çalışmaktır ya da hiç çalışmamaktır, zira kişi için Yaradan’ına ihsan etmek almaya eşit olmayacaktır.

Şimdi, “kralın ihtişamı halkın kalabalığı arasındadır,” sözlerini anlayabilirsiniz, zira yüceliğin ölçüsü iki koşulda çevreden gelir:

1. Çevrenin değerbilirliğinin ölçüsü.

2. Çevrenin boyutu. Bu yüzden, “kralın ihtişamı halkın kalabalığı arasındadır,” denir.

18) Rabaş, Makale 2, Dost Sevgisi 2 (1984)

Dostlardan her biri gruba olan sevgisini açığa çıkarmalı mı, yoksa kişinin sevgiyi kalbinde hissetmesi ve dost sevgisini gizlilik içinde uygulayıp, kalbinde ne olduğunu açıkça göstermemesi mi gerekir?

Bilinir ki alçakgönüllü olmak, yüce bir şeydir. Fakat bunun tam tersini, kişinin kalbindeki sevgiyi, dostlarına karşı ifşa etmesi gerektiğini de söyleyebiliriz, zira bu sevgiyi ifşa etmekle, dostlarına karşı, dostlarının kalplerini uyandırır, böylece onlar da her birinin dost sevgisini uyguladıklarını hissederler. Bunun faydası, kişinin bu şekilde, dost sevgisini daha güçlü uygulama gücü kazanmasıdır, zira her birinin sevgisinin gücü, birbirlerine entegre edilmiştir.

Bu demektir ki, eğer grup on üyeden oluşuyorsa, kişi dost sevgisini uygulama gücünün bir ölçüsüne sahip olduğu noktada, dost sevgisine bağlanmanın gerekliliğini anlayan on güçle entegre olur. Ancak, eğer her biri, dost sevgisini uyguladığını gruba göstermezse, o zaman kişi, grubun gücünden yoksun kalır.

Bu böyledir çünkü kişinin dostunu olumlu bir şekilde yargılaması çok zordur. Herkes erdemli olduğunu ve sadece kendisinin dost sevgisine bağlandığını düşünür. Bu durumda, dost sevgisini uygulamak için kişinin çok az bir gücü vardır. Bu nedenle, bu çalışma, özellikle herkese açık olmalı ve gizlenmemelidir.

19) Rabaş, 24. Mektup

Bu, Yaradan’ın sevgisinin farkındalığını bu yolla korumak zorunda olduğunuzun, tüm gün ve gece, gün veya gece aşamasını hissettiğinizde, daima tetikte olmanız gerektiğinin size yukarıdan bildirilmesinin sebebidir.

Yaradan’a şöyle deriz, “Seninkiler hem gün hem gece.” Bu nedenle, gece de gecenin karanlığı da insanın iyiliği için Yaradan’dan gelir, şöyle yazdığı gibi: “Günden güne konuşmayı ifade eder ve geceden geceye bilgiyi tanımlar.”

Öyle anlaşılıyor ki, alevler kendi kendine yükselene kadar dostların kalplerini uyandırmalısınız, atalarımızın bununla ilgili şöyle söylediği gibi, “Mumları yaktığın zaman.” Bununla Yaradan’ın sevgisinin farkındalığı ile ödüllendirilmiş olursunuz.

20) Baal HaSulam, 21. Mektup

Eğer günahlarını temizlemek istersen, nefsin köreltilmesi yerine kibrin iptali ile uğraşmalısın yani dünyadaki en kötü ve aşağılık insan olduğunu hissetmeye başlamalısın. Bunu anlamak eğitim ve öğrenim gerektirir ve kendini kandırıp kandırmadığını anlamak için her sefer bunu test etmelisin. Dostların önünde kendini eğmen de buna yardım eder.

21) Rabaş, Not 824, İçsellik ve Dışsallık

Alçakgönüllülük, herhangi bir şekilde, eylemde veya akılda, kendisini diğerinden önünde iptal etmesi, yani görüşünü bile arkadaşının önünde iptal etmesi anlamına gelir.

“İçsellik” vardır ve “dışsallık” vardır. Bunlara “açık” ve “gizli” ve “eylem” ve “düşünce” denir. Herkese açıklanan bir şey eylemle ilgilidir, oysa bir düşünce açığa çıkmaz; bu nedenle bir düşünce içsel olarak kabul edilir, yani insanın içselliğindedir. Bir eyleme “dışsallık” denir ve onun içinde bir iç düşünce vardır.

Bu nedenle, kişinin arkadaşının önünde kendisini feshetmesi gerektiğinde, iki şekilde olmadıkça, bu gerçek bir iptal olarak kabul edilmez: düşüncede ve eylemde.

Bu ille de bir eylem değildir, ama aynı zamanda görüşünü iptal etmeli ve arkadaşının görüşünün kendisininkinden daha önemli olduğunu söylemelidir. Aksi takdirde, bu “iptal” olarak kabul edilmez. Arkadaşına bir fesih eylemi gösterdiğinde, bu yaltaklanmaktan başka bir şey değildir, dışarıdan bakıldığında arkadaşının daha önemli olduğunu gösterir, ancak derinlerde arkadaşının kendisinin yarısı kadar iyi olmadığını bilir.

22) Rabaş, Cilt 2, Makale 19, Çalışmada Tora’nın “Orta Çizgi” Dediği Şey Nedir?

Söylediğimiz üzere kişi, “O’ndan başkası yoktur,” sözüne inanmalıdır, yani kişinin iyi işler yapmasını Yaradan zorunlu kılar, ancak henüz Yaradan’ın onu buna koyduğunu anlamaya layık olmadığından, Yaradan kendine etten kemikten bir elbise giyindirir ve bunlar yoluyla Yaradan bu eylemleri yapar. Böylece, Yaradan Ahoraim formunda hareket eder.

Başka bir deyişle, kişi insanların yüzlerini görür, ancak bu yüzlerin arkasında Yaradan’ın durduğuna ve eylemler yaptığına inanmalıdır. Şöyle ki insanın arkasında Yaradan durur ve ona Yaradan’ın istediği işleri yaptırır. Buna göre her şeyi Yaradan yapar, fakat kişi inandığını değil gördüğünü dikkate alır.

23) Rabaş, Makale 15, Yukarıdan Aşağıya Negatif Bir Şey Gelir Mi (1984)

Ancak, gerçek ve sahte arasında sahteden gerçeğe atlamak için orta bir nokta olmalıdır. Sahte ve gerçek arasındaki orta nokta gerçekte bir yalandır. Diğer bir deyişle, bir yalan vardır fakat kişi yalanın gerçek olduğunu düşünmektedir. Bu demektir ki, sahtenin yolundan gidiyor fakat bunun gerçek olduğunu düşünüyor. Öyle anlaşılıyor ki, bu ona göre bir yalan değil. Ancak, sahte yolda yürüdüğünü bilirse, sonrasında gerçeğin yolunda yürür, çünkü bunun aslında bir yalan olduğunu anlar. Bu yalan asıl gerçeğe, yani sahtenin gerçeğinden, gerçeğin gerçeğine geçebileceği bir sıçrama tahtasındadır.

24) Baal Hasulam, 1. Mektup

Hizmetkârından, onu tüm vezirlerinin üzerine çıkaracak kadar hoşnut olan ve onunla ilgili kalbinde gerçek ve değişmez bir sevgi taşıyan kralla ilgili bir hikâye vardır.

Ancak, belli bir sebep olmadan kişiyi bir seferde en yüksel seviyeye yükseltmek asil bir davranış değildir. Daha ziyade, asil olan büyük bir bilgelikle tüm gerekçeleri ifşa etmektir.

Kral ne yapar? Hizmetkârını şehrin kapısına bekçi atar ve akıllı bir soytarı olan vezirine bekçi hazırlıksızken evi kuşatıp, savaş açmasını söyler.

Vezir kralın emrettiği gibi yapar ve büyük bir akıl ve kurnazlıkla kralın evine karşı savaş açar. Hizmetkâr yaşamını riske atarak, kral için duyduğu büyük sevgi açığa çıkana kadar cesurca ve adanmışlıkla vezirle savaşarak kralı kurtarır.

Sonra vezir kıyafetlerini çıkarır ve hepsi birden gülerler (vezir şiddetle savaşmış ve şimdi realite değil bir hayal yaşadıklarını anlamıştır). En çok da kral vezire gaddarlığının ve korkusunun hayali derinliklerini anlattığında gülerler. Bu kötü savaştaki her unsur büyük bir neşe ve kahkahaya dönüşür.

Ancak, o halen daha bir hizmetkârdır; bilge değildir. Tüm vezirlerin ve kralın diğer hizmetkârlarının üzerine nasıl yükseltilecektir?

Sonra kral vezire kendini bir katil ve hırsıza dönüştürmesi gerektiğini ve ona karşı acımasız bir savaş açmasını söyler. Kral onun ikinci kez savaşırken tüm vezirlerin başında durup mükemmel bir bilgelik ve erdemlik sergileyeceğini bilir.

Nitekim hizmetkârı krallığın hazinesinden sorumlu atar. Şimdi vezir acımasız bir katil kılığına girmiştir ve kralın hazinesini yağmalamaya gelir.

Zavallı hizmetkâr kap dolana kadar korkusuzca ve adanmışlıkla savaşır. Sonra vezir kıyafetlerini çıkarır ve kralın sarayında öncekinden daha büyük bir coşku ve neşe hâkim olur.

Şimdi vezir öncesinden daha akıllı olduğundan onun bu aldatmacası büyük bir sevince neden olur çünkü bilinir ki hiç kimse kralın sarayında zalim değildir ve tüm zalimler soytarıdır. Dolayısıyla, vezir kötülüğün kıyafetlerine bürünebilmek için büyük bir yetenek sergilemiştir.

Bu sırada hizmetkâr, sonraki-bilgiden “bilgeliği” ve önceki-bilgiden “sevgiyi” miras alır ve ebediyete yükselir.

Bu sürgündeki tüm savaşların muhteşem olduğu gerçektir ve herkes içsel olarak bilir ki bu sadece iyilik getiren bir neşedir. Yine de, savaşın ve tehlikenin kişi üzerindeki ağırlığını kolaylaştıracak bir taktik yoktur.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,303