e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Sabah Dersi Materyalleri > SABAH DERSİ MATERYALİ -2020 Yaradan’a Memnuniyet Vermek – 1

SABAH DERSİ MATERYALİ -2020 Yaradan’a Memnuniyet Vermek – 1

SABAH DERSİ MATERYALİ -2020

Yaradan’a Memnuniyet Vermek

1) Zohar, Bereşit, (Yaratılış) 103

Dünya yalnızca ihsanın içinde, Yaradan’ı hoşnut etmek üzere Tora ve iyi işlerle uğraşmak için yaratılmıştır, kişinin kendi keyfi için değil. “Yaradan’ın tüm işleri kendisi içindir,” insanlar ona mutluluk ihsan etsinler diyedir. Ancak başlangıçta, “İnsan vahşi bir eşek sıpası olarak doğar,” tüm ilgisi kendi keyfidir, ihsan etmek için hiç arzusu yoktur. “Yaradan’ın tüm çalışması benim için, benim keyfim içindir,” diye iddia eder. Çünkü tüm dünyayı kendi iyiliği ve menfaati için yalayıp yutmak ister. Yaradan, doğduğu andan itibaren kişinin içine işlenmiş olan kendi çıkarı için almanın içine yerleştirdiği bedensel ve duygusal acı ve sert izlenimlerle ıstırap verir. Hatta Tora ve Mitzva ile uğraşsa bile eğer bu uğraş kendi keyfi için ise yine bu izlenimleri kişiye verir ve böylece bu izlenimlerin içindeki ışık sayesinde kişi kendi çıkarı için almanın aşağılık ve korkunç doğasını hisseder. O zaman kişi almanın ve istemenin doğasını tamamen analiz eder ve kendisini Yaradan’ını hoşnut etmek için çalışmaya adar. Böylece Yaradan onun gözlerini açar ve kişi önünde mutlak bir mükemmellikle dolu bir dünya görür.

2) Baal HaSulam, Zohar’ın Tamamlanması İçin Bir Konuşma

Bunun nedeni Yaradan’ın Kendisini, O mevcut mu, Varlıklarını gözetiyor mu ve benzer şüpheleri düşünmemesidir.  Benzer şekilde, Yaradan’ın bunları düşünmediği açık iken form eşitliğini gerçekleştirmek isteyen kişi de bu şeyleri düşünmemelidir, zira bundan daha büyük form eşitsizliği yoktur. Dolayısıyla, bunları düşünen kişi elbette ki O’ndan ayrıdır ve asla form eşitliğini gerçekleştiremeyecektir. Bilgelerimizin söylediği budur, “Tüm hareketlerinizin Yaradan için olmasına izin verin”, yani Yaradan’la birleşmekiçin. Birleşmenin amacını yüceltmeyen hiçbir şey yapmayın. Bunun anlamı, tüm hareketlerinizin ihsan etmek ve dostunuza faydalı olması demektir. O zaman, Yaradan’la form eşitliğini gerçekleştirirsiniz; zira O’nun tüm aksiyonları ihsan etmek ve başkalarına fayda sağlamak içindir, öyleyse sizin, tüm hareketleriniz sadece ihsan etmek ve başkalarına yarar sağlamak için olacaktır. Bu, tam bir (Dvekut) bütünleşmedir.

3) Baal HaSulam, Şamati 12- Kişinin Manevi Çalışmasının Özü

Kişinin manevi çalışmasının özü Yaratan’a ihsan etmekten nasıl tat hissedebileceği olmalıdır, zira kişinin yaptığı her şey, form eşitsizliği nedeniyle kendisini O’ndan uzaklaştırır. Ancak, kişi Yaratan’ın memnuniyeti için bir hareket yaparsa, en küçük bir hareket dahi olsa, hala bir Mitzva (sevap) sayılır. Dolayısıyla, kişinin temel olarak çabası ihsan etmekten alacağı güçte bir tat edinmesi olmalıdır ve bu kendi menfaati için alma zevkini azaltarak olur. Bu koşulda kişi zamanla ihsan etmekten tat alır.

4) Rabaş, Makale 6, Güven, (1986)

Bu nedenle, Dvekut’a ulaşmak için, hakikat yoluna girmek isteyenler, her düşünce, söz ve eylemin, yaptıkları Mitzvot ve bağlandıkları Tora aracılığıyla, Yaradan’a memnuniyet verme gayesine sahip olmasına kendilerini alıştırmalıdırlar. Yaradan’dan, O’nu memnun etmeyi istedikleri için alabileceklerini düşünmemelidirler. Şöyle ki, ‘Yaradan bana ne verecek?’ diye, yani Yaradan’ın otoritesinden çekip, kendi otoritelerine alabileceklerini düşünmemelidirler. Bu, onların iki otorite yaratmasına sebep olur; Yaradan’ın otoritesi ve yaratılanların otoritesi ki bu Dvekut’un zıttadır, birbirleriyle birleştiklerinde, iki şey bir haline geldiğinde, bu Dvekut, birlik anlamına gelir.

5) Baal HaSulam, Şamati 38 – Yaradan Korkusu O’nun Hazinesidir

Bunu, kişinin Tora ve Mitzvot ile meşgul olma yükümlülüğünün nedenini, her zaman hatırlaması gerektiği, takip eder. Bilgelerimizin “senin kutsallığın Benim adım için olacak” ile kastettiği budur. Bu, “Ben senin amacın olacağım” anlamına gelir, “senin tüm çalışman Beni memnun etme isteğinde olmandır”, anlamındadır, tüm işlerin ihsan etmek için olacaktır anlamına gelir. Bilgelerimiz; “Oradaki her şey muhafaza edilmek içindir; hatırlamak içindir” (Berachot 20) demiş. Bunun anlamı “hatırlamayı” edinmek amacıyla, Tora ve Emirleri uygulamakla meşgul olan herkes şu yoldadır; “O’nu ne zaman hatırlasam, O benim uykuda olmamdan ıstırap çekmeyecektir.” Sonuçta, bunu tutmak öncelikle hatırlamakla ödüllendirilmek içindir. Böylece, kişinin Yaradan’ı hatırlama arzusu, Tora ve Mitzvot’u tutmasının amacıdır. Bu böyledir, çünkü Tora ve Mitzvot’u tutmanın sebep ve amacı Yaradan’dır. Bu olmaksızın kişi Yaradan’a tutunamaz çünkü form eşitsizliği nedeniyle “O ve Ben aynı yerde barınamayız.”

6) Baal HaSulam, Şamati 175- Ve Eğer Bu Yol Senin İçin Çok Uzunsa

Parayı elinde sıkı tut.” Bunun anlamı şudur: Özlem duymak bile insanın elinde değildir, eğer onun için arzusu yoksa bir şey yapamaz. Yine de Kisufin için istek göstermelidir; isteme arzusu ya da belki de bağlanma (VeTzarta) arzusu, Ratzita (istenen) sözcüğünden gelir. Kişi bunun için istek göstermelidir, Yaradan’ı istemek, O’na özlem duymak için arzusunu göstermelidir; yani Cennet’in görkemini arttırmalı, O’nun gözüne girmek için O’na memnuniyet vermelidir.

7) Rabaş, Makale13, Çalışmada, ‘Kem Gözlü Adamın Ekmeği’ Nedir?

Tora ve Mitzvot’a bağlanırken- ödülümüzün, bununla sürgünden ve kendimiz için alma arzusunun köleliğinden çıkmakla ödüllendirilmek olmasını, Yaradan’ı memnun etmek için çalışabilmeyi ve Tora ve Mitzvot’taki çalışmamız için başka hiçbir ödül talep etmemeyi hedeflemeliyiz. Başka bir ifadeyle, -Tora ve Mitzvot’a tutunurken- büyük ve önemli bir Kral’a hizmet ettiğimiz duygusu ile ödüllendirilmeyi istiyoruz ve bu sayede, O’nun yüceliği hissiyatından, içimizde Yaradan sevgisi olacaktır. Dolayısıyla, bizim tüm hazzımız, Yaradan’a hizmet etmekten gelecektir; bizim ödülümüz budur ve çalışmamız için Yaradan’ın bizi başka bir şekilde ödüllendirmemesidir. Ayrıca, çalışmanın kendisinin ödül olduğunu ve dünyada, Yaradan’a hizmet etme ayrıcalığından daha büyük bir ödül olmadığını hissedeceğiz.

8) Baal HaSulam, Şamati 19- “Manevi Çalışmada Yaradan Bedenlerden Nefret eder” Ne Demektir?

Kişi her zaman kendisini incelemelidir. Çalışmasının amacı, Yaradan’ın kişinin yapmış olduğu her eylemden hoşnut olmasıdır. Çünkü kişi, form eşitliğini istemektedir. Buna, “Tüm eylemlerin, Yaradan için olacaktır” denir. Yani kişi her ne yaparsa, Yaradan’ın hoşnut olmasını ister. Yazıldığı gibi: “Onu yapana memnuniyet getirmek.” Aynı zamanda, kişinin kendisini alma arzusuyla da idare etmesine ihtiyaç vardır. Ve ona der ki: “Karar verdim ki; hiçbir haz almak istemiyorum. Çünkü sen, zevk istiyorsun. Bunun sebebi, senin arzun yüzünden, Yaradan’dan ayrı kalmaya zorlanıyor olmam. Zira form eşitsizliği ayrılığa ve Yaradan’dan uzaklığa sebep olur.” Kişinin ümidi olmalıdır; alma arzusunun hâkimiyetinden kurtulamadığı için, daima yükseliş ve düşüşler içerisindedir. Bu yüzden, kişi Yaradan’ı bekler; Yaradan tarafından gözlerinin açılmasıyla ödüllendirilmek ve üstesinden gelecek güce sahip olmak ve sadece Yaradan’ın yararına çalışmak için. Şöyle yazılır: “Yaradan’dan tek bir şey talep ettim; hep O’nun peşinde olayım”. Bu, Kutsal Şehina’dır (Kutsallık). Ve kişi talep eder (Psalm 27:4): “Ömrümün tüm günlerinde, Yaradan’ın evinde barınabileyim.”

9) Rabaş, Makale 18, Çalışmada, “Sayılanda Hiçbir Kutsama Yoktur,” Ne Demektir? (1989)

Her gün Yaradan’a gözlerini açması ve böylece O’nun yüceliğini ve önemini görebilmesi için dua etmek, kişiye kalmıştır ki böylece ihsan etmek için çalışacak gücü olacaktır. Burada iki muhakeme vardır: 1) Yaradan’ına memnuniyet ihsan etmek için arzusu olması, ki bu kişinin tek özlemi olacaktır, 2) eylemleri, her şeyi Yaradan’ı memnun etmek için yapma arzusu getirmesi, amacıyla yapmak. Başka bir deyişle, ışık ve Kli elde etmek için yoğun bir şekilde çalışıp çabalamalıdır. Işık demek, gün buyunca Yaradan’a memnuniyet vermek için özlem duyacağı bir arzuyu Yaradan’ın kişiye vermesi demektir. Kli bir arzudur, yani kişi Yaradan’a ihsan etmek istemektedir. Bu ikisini Yaradan’dan almalıdır, yani hem ışığı hem de Kli’yi.

10) Baal HaSulam, Şamati 42- Bu Çalışmada ELUL Kısaltması Nedir

Ihsan etme yolunda yürümek isteyenler her zaman mutluluk içinde olacaklar. Bunun anlamı, her biçimde ona gelenle mutlu olur, çünkü kendisi için almaya niyeti yoktur. Bu nedenle der ki, eğer kişi gerçekten ihsan etmek için çalışıyorsa, her iki yolla da Yaradan’ına memnuniyet vermek nasip olduğu için kesinlikle mutlu olmalıdır. Ve eğer çalışmasının henüz ihsana etmek için olmadığını hissederse, kişi gene de memnun olmalıdır ve kendi için bir şey istemediğini söylemelidir. Alma arzusunun bu çalışmadan keyif alamamasından mutludur ve bu ona sevinç vermelidir.

11) Rabaş, Makale 18, Çalışmada, “Sayılanda Kutsanma Yoktur,” Nedir (1989)

Kişi, “Yaradan ile Dvekut,” denen ve orada tüm eylemlerinin ihsan etmek için olduğu amacına erişmek üzere gerçeğin yolunda yürüdüğü zaman, çaba sarf etmek zorundadır ve buna “ızdırap çekmek,” denir. Bunun anlamı şudur; kişi doğasına karşı gitmelidir, şöyle ki, kişi kendisi için keyif almak denen bir Kelim ile yaratılmıştır ama, kendisini değil, Yaradan’ı memnun etmeye giden yolda yürümek zorundadır. Ancak bedeni buna direnir. Bunun üzerine savaşlar yapılır. Bazen ihsan etme arzusu galip gelir; bazen de alma arzusu zafer kazanır. Ancak, şunu iyice bilmeliyiz; alma arzusuna karşı gelebilmek için aldığımız tüm gücü, Tora’dan almalıyız. Bilgelerimiz şöyle demişler; “Kötü eğilimi yarattım; Tora’yı da şifa diye yarattım.” O zaman, kötü eğilimle uğraşırken, kişinin beklediği ödül nedir? Bu ödül, Yaradan’a ihsan etme arzusu ile ödüllendirilmeyi amaçlamak olmalıdır. Bu, kişi Tora’yı, “ihsan etmek için,” denen, Lişma’ya erişmek için öğreniyor, demektir. Bu, “O’nun niteliklerine tutun,” diye yorumlanır.

12) Rabaş, Makale 24, Sadaka ve Hediye Arasındaki Fark

Uzun bir süre boyunca çaba gösterip eksikliğinde bir tatmin görmemek, kişinin içine azap ve acı verir, çünkü çaba göstermiş ama ilerleme görememiştir. O zaman aklına birer birer düşünceler gelmeye başlar. Bazen bu bir çaresizlik kıvılcımıdır, bazen kişi güçlenir, ama kişi, bir kere daha bu durumundan düşer, bu böyle tekrarlanır. Nihayet gerçek eksiklik, kişinin içinde biçimlenir, bunu çıkış ve inişlerdeki çabası ile edinir. Bu çıkış ve inişler, Yaradan ile Dvekut bahşedilmediği için her defasında ona acı verir. Nihayet çabanın kabı yeteri kadar dolduğu zaman, buna Kli denir. Sonra, bunun dolumu Yaradan’dan gelir, zira şimdi bu gerçek bir Kli’dir. Böylece şimdi kişi, senelerce çalışmasından sonra, geri çekildiğini görür, bu kasten böyle olur ki böylece Yaradan ile Dvekut’ta olmadığı için canı yanmasın. Ortaya çıkan şudur, her defasında, “gerçek eksiklik” denen Kli’yi oluşturmaya yakınlaştığını görmelidir. Şöyle ki, Katnut’unun (küçüklüğünün) ölçüsü ve Gadlut’unun (yetişkinlik) eksikliği, yalnız Yaradan’a memnuniyet vermek olan, Yaradan ile Dvekut denen dolumu almadığı için hissettiği acı ölçüsündedir.

13) Rabaş, Makale 496, Gerçeğin Yolu

Gerçeğin yolunda yürümek, Yaradan’a memnuniyet vermek, yaptıkları her şeyin Yaradan uğruna olduğunu görmek isteyenler, yalnız Yaradan uğruna çalışabilmek için dua ederler. O zaman Yaradan şöyle der; “Benim ismimden söz ettiğin her yerde,” yani böylece, sen bana, ismimi eylemlerine atfetme imkânı vereceksin. Öyleyse, sen benim halen ismimi onlara (eylemlerine) atfettiğimi nereden bileceksiniz? Bunu “sana gelip, seni kutsayacağım,” koşulunda göreceksin. Başka bir deyişle, yaratılışın tüm amacı, yani “O’nun yarattıklarına iyilik yapmak,” utanç ekmeği meselesi, yani sen, ihsan etmek için çalışmak üzere, ıslah olmadan önce ifşa olamaz. Ancak o zaman, yaratılışın amacı, “O’nun yarattıklarına iyilik yapmak,” gerçekleşecektir. Şu yazılanın anlamı budur; “Benim ismimden söz ettiğin her yerde,” ben ismimi onlara (eylemlerine) atfettim yerde, tüm eylemlerin yalnız ihsan etmek için olacak. O zaman, “sana gelip, seni kutsayacağım,” koşulunu bileceksin. Bu Maimonides’in dediği gibi; “Tövbe etmek nasıldır? Tüm sırları bilen ona tanıklık edene kadar.”

14) Baal HaSulam, Şamati 5- Lişma Yukarı’dan Gelen Bir Uyanıştır ve Neden Aşağıdan Bir Uyanışa İhtiyaç Vardır

Şöyle yazdığı gibi; “O zaman kendini Yaratan’la memnun edeceksin.” “O zaman” kelimesi ilk başta, kişinin çalışmaya başladığı zaman, zevk duymadığı zaman. Yani, kişinin çabası kendisini zorlayarak olduğu zaman. Ancak, sonradan, kişi kendisini incelemektense ihsan etmek için çalışmaya alıştırdıktan sonra, eğer kişi manevi çalışmasından tat alıyorsa, Yaratan’ına yaptığı çalışmayla haz verdiğine inanıyorsa, kişi Yaratan’ın yaptığı çalışmayı her ne kadar olursa olsun, kabul ediyor demektir. Her şeyde Yaratan, memnunluk getirecek niyeti inceler ve bu durumda kişide “O zaman kendini Yaratan’la memnun edeceksin” koşulu oluşur. Yaratan adına çalıştığı zamanda bile kendisini mutlu ve canlı hisseder, sanki gerçekten Yaratan için çalışıyormuş gibidir, zira kişinin kendisini zorlayarak yaptığı çalışmada kişiyi ağırbaşlılıkla çalışmaya hak kazandırır. Görürüz ki, o zamanda kişinin aldığı memnuniyetlik Yaratan’la alakalıdır, yani özellikle Yaratan içindir.

15) Baal HaSulam, Şamati 17 – Sitra Ahra’ya “Taçsız Malhut” Denmesi Ne Demektir?

Bilgelerimizin söylediklerinin anlamı şudur; “Her kim gururlu olursa, der Yaradan, iki yetkili olamayacağı için, ‘O ve ben aynı yerde duramayız,’”. Ancak, kişi Ein durumunda olduğunda ve kişi kendini kökün önünde iptal ettiğinde, yani kişinin tek arzusu aynı kök gibi ihsan etmek olduğunda, karşısında tek bir yetki bulur: Yaradan’ın yetkisi. Bundan sonra, kişinin bu dünyada aldığı her şey, sadece Yaradan’a ihsan etmek içindir. Söylediğinin anlamı şudur: “Tüm dünya benim için yaratıldı ve ben de Yaradan’ıma hizmet etmek için.” Bu nedenle bu dünyadaki tüm dereceleri almalıyım ki, “Yaradan’ıma hizmet etmek” anlamında her şeyi O’na verebileyim.

16) Rabaş, Makale 390, Zorlama ve Tersine Çevirme

Kişinin Yaradan’a verecek hiçbir şeyi yoktur; şöyle yazıldığı gibi, “Eğer haklıysan, O’na ne vereceksin ki?” Kişinin Yaradan’a verebileceği tek şeye, “Benim ismim için,” denir. O’na bundan daha fazla verebileceği bir şeyi yoktur, zira, O’na verebilmesi için, Yaradan’ın hiçbir eksiği yoktur. Bu nedenle, O’na tek verebileceğimiz niyetimizdir. Hatta, Yaradan uğruna olan niyetimiz bile Yaradan’ın faydası için değil insanın faydası içindir. Bu yolla insan, utanç ekmeği olmaksızın, haz ve keyif alabilecektir, çünkü form eşitliği yoluyla, kişi alma durumundan verme durumuna geçer ve o zaman tüm hazzı alabilir. Buna “Benim ismin için,” denir. Yaradan, “burası Benim yerimdir,” diyebilir, çünkü kişi hiçbir şeyi kendi yararı için değil ama her şeyi Yaradan için istediğini söylemiştir, o zaman Yaradan orada kendi isminden söz edebilir; zira orada, insan kendi otoritesini iptal etmiş ve Yaradan’ın otoritesine yer açmıştır. Böylece, “Sana geleceğim ve seni kutsayacağım.” Böylece Yaradan’ın kutsaması gelebilir; Yaradan’ın yarattıklarına vermek istediği tüm nimetler, iyilikler gelebilir.

17) Rabaş, Makale 223, Çalışmaya Giriş

Kişi, Lo Lişma denen dereceye ulaştıktan sonra, harika bir şeyle ödüllendirilir. Yani, kişi kendisi için hiçbir endişesinin olmadığı, bunun yerine bütün hesaplamalarının ve düşüncelerinin gerçek olduğu, yüksek bir safhaya ulaşır. Bu, kişinin niyetinin, gerçek realiteye göre, kendini tamamen iptal etmek olduğu anlamına gelir. Burada, yalnızca Kral’a hizmet etmesi gerektiğini düşünür. Çünkü, Kral’ın ihtişamını, büyüklüğünü ve önemini hisseder. Sonra, kendini unutur, yani kendisi hakkında endişe duymasına gerek yoktur, çünkü kişinin ‘kendi benliği’ ile ilgili görüşü, Yaradan’ın realitesini, ışığını hissettiğinde, bir mumun bir meşalenin önünde iptal olması gibi, iptal olmuştur. O zaman, kişi, Yaradan’ın memnuniyeti demek olan, Lişma yönündedir. Ve bütün isteği ve kaygısı, kendi varlığını, alma arzusunu, hiç hesaba katmadan, Yaradan’ı nasıl memnun edeceğiyle ilgilidir. O zaman kişi, “ihsan etmek için, ihsan etme” koşulundadır.

18) Rabaş, Makale 295, Yedinciyi Kutsayan Herkes – 1

Yaradan’a ihsan etmek istediği bir dereceye geldiğinde, yani o, Yapan’a memnuniyet vermek istediğinde, kişinin tüm endişesi Yaradan’ı memnun etmek olduğundan, Yaradan’a vermek için O’nun neye ihtiyacı olduğunu düşünmeye başlar. O zaman, dünyayı yaratmasının tek sebebinin O’ndan haz alınması olduğunu ve bundan fazlasına Yaratan’ın ihtiyacı olmadığını fark eder. Bu nedenle, Yaratan’ın bu isteğini izler ve hazları alır. O zaman, utanç ekmeği sorunu yoktur, çünkü haz almak istediği için haz almaz, ama Yaradan’a ihsan etmek istediği için alır. Sadece Yaradan’a ihsan etmek istediği dereceye ulaştığı zaman, Tzimtzum ondan kaldırılır ve dünyayı O’nun görkemiyle dolu görür. Sonra tüm bunların ona ifşa olduğunu görecek ve bundan zevk alacaktır. Bu nedenle, bir kere ihsan etme derecesini elde ettikten sonra, yani tek arzusu yalnız Yaradan’a memnuniyet ihsan etmek olduğu zaman, gözlerinin gördüğü tüm hazlarla kendini doldurur, şu açıklamada olduğu gibi; “Tüm dünya O’nun ihtişamı ile doludur.”

19) Baal HaSulam, Şamati 1- O’ndan Başkası Yok

Alma arzusu gereklidir; çünkü insanın bütünü budur, alma arzusunun dışında kişide var olan her şey Yaratılana değil ama Yaradan’a ait kabul edilir, ancak haz alma arzusu, ihsan etmek amacıyla ıslah edilmelidir. Şöyle ki; Yaratılan varlıklar mutlu olduğunda alma arzusundan aldığı haz ve keyif, Yukarıya mutluluk vermek niyetiyle olmalıdır, çünkü bu – yarattıklarına fayda vermek – yaratılışın amacıdır. Bu, Yukarıdaki Şehina’nın mutluluğu diye adlandırılır. Bu nedenle, kişi Yukarıyı nasıl memnun edebileceği ile ilgili tavsiye aramalıdır. Elbette, kişi haz alırsa Yukarısı mutluluk duyacaktır. Dolayısıyla, kişi her zaman Kralın sarayında olmaya ve Kralın hazineleriyle oynayabilmeye özlem duymalıdır. Bu kesinlikle Yukarıyı memnun edecektir. Bundan kişinin tüm özlemlerinin sadece Yaradan uğruna olması gerektiği, sonucu çıkar.

20) Naom Elimeleh, Duadan Önceki Dua

Sana memnuniyet vermek için olsun diye, sana olan sevgi bağımıza sıkıca tutunuyoruz. Bu bizim en önde gelen hedefimiz. Kalplerimizi Sana hedefleyebilecek aklımız yok, bize Sen öğret ki böylece Senin arzunu doğru idrak edebilelim.

21) Rabaş, Makale 18, Çalışmada, “Sayılanda Hiçbir Kutsama Yoktur,” Ne Demektir?

Kişi amacı değiştirdiğinde, yani Tora ve Mitzvot çalışmasının başlangıcında, amacı – çalışması yoluyla erişeceği şey – ki bu kendi menfaatinedir ve şimdi kişi bu amacı değiştirir. Bu, “Ne zaman alma arzum için amacıma ulaşacağım ve böylece keyif alacağım?” diye düşündüğü yerdir, ama şimdi amaca özlem duyar ve der ki; “Ne zaman Yaradan’ı memnun edebileceğim ve kendi-menfaatimden vaz geçeceğim?” Bu amaç doğaya karşı olduğu için, Yaradan’a inanmaya daha da çok ihtiyacı vardır, bu nedenle her zaman Yaradan’ın yüceliğini edinmeye çabalamalıdır. Yaradan’ın yüceliğine inandığı ölçüde, bu niyette çalışabilir. Bu nedenle, her gün Yaradan’a gözlerini açması ve böylece O’nun yüceliğini ve önemini görebilmesi için dua etmek, kişiye kalmıştır ki böylece ihsan etmek için çalışacak gücü olacaktır.

22) Rabaş, Makale 21, Çalışmada “Sarhoş Adam Dua Etmemelidir,” Ne Demektir?

Hiçbir ödül almadan, ama yalnız Yaradan’a memnuniyet vermek için çalışmak isteyenlerin ölçüsü Yaradan’ın yüceliğidir. Şöyledir; kişi Yaradan’ı yüce farz ettiği ölçüde, çalışması için enerji bulur. Şöyle yazılmıştır; (On Sefirot Çalışmasına Giriş, Madde 14) kısmı inanç vardır, orada herkesin belirli ölçüde inancı vardır ve bu onun Yaradan çalışmasına ne kadar çaba harcayacağını belirler. Zohar’da, bu ayet hakkında şöyle söylenmiştir, “Onun kocası kapılarda tanınır, herkes kendi kalbinde neyi farz ediyorsa.” Bunun anlamı, herkesin kalbinde belli ölçüde Yaradan’ın yüceliği vardır ve Yaradan’ın yüceliği kişinin kalbinde farz ettiği kadardır.

23) Rabaş, Makale 21, Çalışmada “Sarhoş Adam Dua Etmemelidir,” Ne Demektir?

İhsan etmek için çalışmasına yakıt bulmak ve ödül almamak ve yalnız çalışmanın kendisi ödül olması için O’na inanmak gerekir, yani O’nun yüceliğine inanmak gerekir. Yaradan’ın yüceliğine inanmak için büyük bir çaba harcamalıyız. Yaradan’ın yüceliğine olan inanç olmaksızın, ihsan etmek için çalışma gücü olmaz. Tam Olarak Yaradan’ın yüceliğini hissettiğinde, kişi ödül beklemeksizin çalışmaya hazır olur. Daha doğrusu, çalışmanın kendisi ödüldür, zira yüce Kral’a hizmet etmek, bu hizmetin kendisi, Yaradan’ın gelip O’na hizmet etmesi için izin vermesi, kişi için dünyadaki her türlü hazineden daha değerlidir. Bu nedenle Yaradan’ın yüceliğini hissetme koşuluna nasıl geleceğimize odaklanmalıyız ve sonra her şey bu noktayı izler.

24) Rabaş, Makale 15, Çalışmada, “Erdemli Günahkâr Tarafından Görünür Hale Getirilir,” Ne Demektir? (1989)

Eğer niyetleri Yaradan’a memnuniyet ihsan etmek ise ve bu nedenle eğer çalışmalarını daha fazla arttırmak istiyorlarsa, Yaradan’ın yüceliğini arttırmaları gereklidir, zira yalnız Yaradan’ın yüceliği ölçüsünde O’nun önünde kendilerini iptal edebilirler ve yaptıkları işleri yalnız İlahi Gücün hatırına yapabilirler. Ve bu Kutsal Zohar’ın “Onun kocası kapılarda tanınır,” dizesi hakkında gibidir, yani her biri kendi “kalbinde biçtiği değere göre.” Bu nedenle, İlahi Güç hatırı için çalışanlar, çalışmaları için yakıt almak amacıyla, Yaradan’ın yüceliğine inanç edinmek için her gün çalışmak zorundadır, bu onları çalışmaya sevk eder. Ve çalışmalarından aldıkları keyif de budur.

25) Rabaş, Makale 42, Efendiye Mutlulukla Hizmet Et

Yaradan’a hizmet eden, yani niyeti ihsan etmek için olan kişi, mutluluk içinde olmalıdır, çünkü Yaradan’a hizmet etmektedir. Eğer kişi çalışma sırasında mutlu değilse, bu onun Yaradan’ın yüceliğini takdir etmediğine işaret eder. Bu nedenle kişi mutlu olmadığını hissederse, Yaradan’a dua etmeli; O’nun yüceliğini hissetmesi için kalbini ve gözünü açsın diye. Ve burada iki durum gelişir: (1) Kişi Kral’ın yüceliğini hissetmediğine hayıflanır. (2) Kişi mutlu olur, çünkü tüm hüznü manevi yoksunluktan gelmektedir; yoksunlukları alma arzusundan gelen diğer insanlar gibi değildir. Ve kişi ona bu bilgiyi -maneviyat için endişe duyup hayıflanmayı- kimin verdiğini anlamalıdır. Ve bu onu mutlu etmelidir, çünkü Yaradan ona manevi yoksunluk hakkında düşünceler yollamaktadır; buna “Efendinin kurtarışı,” denir ve bu nedenle de kişi mutlu olmalıdır.

26) Rabaş, Makale 326, İnsanın Çalışması

İhsan etmek için çalışmak isteyen için şöyledir; bedenin doğasında kendinden büyük olana teslim olmak vardır ve kendinden daha büyük olana hizmet etmeye gücü vardır, bu nedenle, kişi, yalnız Yaradan’ın yüceliğinin ölçüsünde çalışmaya mecbur olur. Yaradan’ın yüceliğine olan inancı kadar çalışmaya gücü vardır. Yaradan’ın arzusu, aşağıdakilerin Yaradan’ın büyüklüğünü ve yüceliğini görmekle ödüllenmeleridir, bu nedenle, aşağıdaki yalnız ihsan etmek için çalışmak zorundadır, yani “şartlı sevgi,” denen Kral’ın ödülü için değil, yalnız Yaradan’ın kendisi için çalışmalıdır. Çünkü, kişi Yaradan’ın yüceliğine inanmaktadır ve Kral’a hizmet etmek için gücü vardır. O’nun yüceliğini tanıdığı ölçüde, çalışması da artar. Çünkü Yaradan’ına memnuniyet ihsan etmek için çalışmakta büyük bir fazilet vardır.

27) Rabaş, Makale 2, Dost Sevgisi 2 (1984)

İnancı edinmek için, korkunun önce gelmesi gerekir, Zohar’a Giriş’te açıklandığı gibi: “Korku, O’na inancın kapısı olduğundan, Tora’nın tüm emirlerini içeren bir emirdir. Kişi, korkusunun uyanışına göre (O’nun rehberliğinde), O’nun rehberliğine inanır.” Burada son bulur: “Korku, kişinin Yaradan’a memnuniyet vermesinin azalması korkusudur.” Bu demektir ki kişinin, Yaradan’la ilgili sahip olması gereken korku, kendisi için değil, muhtemelen Yaradan’a memnuniyet veremeyeceği içindir. Bundan çıkan sonuç şudur ki, inanca giden kapı, korkudur; başka bir yolla inanca ulaşmak, mümkün değildir. Yaradan’a memnuniyet veremeyeceğiyle ilgili korkuyu edinmek için, kişi, önce ihsan etme arzusu ve özlemi duymalıdır. Sonrasında, korkuyu sürdüremeyeceği korkusu için yer olduğunu söyleyebilir. Ancak, kişi, genellikle, kendisine duyduğu sevginin tam olmayacağından korkar ve Yaradan’a ihsan edemediği için endişelenmez. Hangi hakikat, kişiyi kendisi için almanın hatalı olduğuna inandırıp, ihsan etmesi için yeni bir nitelik edinmesini sağlayabilir? Bu doğaya karşıdır! Bazen kişiye, dostlarından ve kitaplardan duyduğu kendini sevmeyi bırakması için bir düşünce ve arzu gelir, bu, küçük bir güçtür, bizler için her zaman parlamaz ki böylece sürekli bunu takdir edip, Tora’daki tüm Mitzvot için kuralın bu olduğunu söyleyebilelim. Bu nedenle, tek bir tavsiye vardır: Birkaç kişi, ihsan etmenin bağımsız olması için dışarıdan yardım almadan, kendini sevmeyi bırakma arzusu ile bir araya gelmelidir. Şimdi, eğer bu insanlar, her biri, gerçekte onu muhafaza edemeseler de en azından potansiyel olarak Yaradan sevgisine sahip oldukları için, birbirlerinin önünde kendileri iptal ederlerse, o zaman, her birinin gruba katılması ve onun önünde kendilerini iptal etmeleriyle, tek bir beden haline gelirler. Örneğin, eğer o bedende on kişi varsa, o zaman, tek bir kişinin sahip olduğundan on kat daha fazla güce sahip olur. Ancak, bir koşul vardır: Bir araya geldikleri zaman, her biri, kendini sevmeyi iptal etmek amacı için bir araya geldiğini düşünmelidir. Bu demektir ki şimdi kendi alma arzusunu nasıl tatmin edeceğini düşünmeyecek, fakat mümkün olduğunca sadece diğerlerini sevmeyi düşünecektir. “İhsan etme arzusu” olarak adlandırılan bu yeni niteliği edinme arzusu ve ihtiyacını elde etmenin tek yolu, budur. Ve kişi, dost sevgisinden Yaradan sevgisine ulaşabilir, yani Yaradan’a memnuniyet vermek isteyebilir. Bundan çıkan sonuç şudur ki, sadece bu şekilde kişi, ihsan etmenin önemli ve gerekli olduğuna dair bir anlayış kazanır ve bu ona, dost sevgisi aracılığıyla gelir. Bundan sonra, korkudan bahsedebiliriz, yani kişi, Yaradan’a memnuniyet ihsan edemeyeceğinden korkar ve buna “korku” denir. Bu nedenle, üzerine kutsallığın inşa edilebileceği asıl temel, “Dostunu sev” kuralıdır. Bununla kişi, Yaradan’a memnuniyet ihsan etme ihtiyacını edinir. Ondan sonra, Yaradan’a memnuniyet verememe anlamında bir korku olabilir. Gerçek korku kapısı geçildiği zaman, kişi, inanca gelebilir, çünkü birçok yerde açıklandığı gibi, inanç, Şehina’nın (Kutsallık) damıtılacağı kaptır.

28) Baal HaSulam, Özgürlük

Böylece, halk o kutsal durumda tam bütünlük ile ödüllendirildiklerinde, alma kapları tüm dünyevi varlıklardan arınmış Yaradan’a eşitlik formunda tutunmuşlardı. Bu, yaratıcılarının onlardan haz alabilmesi için, başkalarına memnuniyet ihsan etme boyutu dışında hiçbir kişisel varlığa arzu duymamaları anlamına geliyor. Ve alma arzuları o nesneye büründüğü, onun içine giydirildiği için onunla tam bütünlük içinde bağlanmış oldu. Dolayısıyla, elbette ölüm meleğinden özgür kılınmışlardı, zira ölüm muhakkak ki belli bir nesnenin varlığının yokluğu ve hükümsüzlüğüdür. Ancak sadece kendi zevki için var olmak isteyen bir kıvılcım varsa onunla ilgili olarak, yok olduğu ya da öldüğü için mevcut değil demek mümkün olabilir. Bununla beraber, Yaratılışın amacını gerçekleştirdiğinde ve Yaradan ondan haz aldığında, çünkü Arzusu yerine getirilmiştir, O’nun memnuniyetiyle dolmuş olan insanın özüne tıpkı O’nun gibi tam, bütün sonsuzluk bahşedilir. Böylece, ölüm meleğinden özgürlük ile ödüllendirilmiştir.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
17 - 0,297