e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Kabala Kütüphanesi > Sabah Dersi Materyalleri > SABAH DERSİ MATERYALİ – Kalbin Katılaşması – Yaradan İçin Özlem Duymaya Davet

SABAH DERSİ MATERYALİ – Kalbin Katılaşması – Yaradan İçin Özlem Duymaya Davet

1) Rabaş, Makale 2, Kök Ve Dalın Anlamı (1985)

Bilmeliyiz ki, Yaradan geceyi yarattı ve bunu kesinlikle amaçlı olarak yarattı. Dolayısıyla insan sorar: Neden O karanlığı yarattı? Her şeyden önce yaratılış amacına göre O geceyi değil, gündüzü yaratmalıydı. Ayet der ki “Ve orada akşam ve sabah vardı, bu bir gün oldu.” Özellikle her ikisiyle bir gün olur. Ancak, gece özellikle ıslah olmadan parlamayacak şekilde, kişinin ıslah yapması için yaratılmıştır. Bu böyledir, çünkü Kaplar karanlık hissiyatı üzerine inşa edilir. Yaradan’ın yardımı ihtiyacı nedeniyle geceye gereksinim vardır. Aksi takdirde, Yaradan’ın kurtarışına, “içindeki ışık ıslah eder” olarak kabul edilen Tora’ya ihtiyaç olmaz.

2) Zohar, Zohar Kitabına Giriş 201

Tam sevgi iki taraflıdır, Din’de de Hesed’de de ve başarılı yoldadır. Böylece yaratılış hareketinin ışığı ortaya çıkar ve sonra gizlenir. Gizlendiği zaman sert Din [Yargı] ve birbirini içeren ve bütün hâline gelen iki taraf, Hesed ve Din ortaya çıkar … Bunun nedeni şudur, çünkü şimdi böylece, kişinin ruhunu uzaklaştırdığında bile O’nun sevgisinin tam bir sevgi olduğunun, ortaya çıkması mümkün olur. Böylece, gizlemeden ve sert bir Din [Yargı] ortaya koymadan bu sevginin tamamlanmasına yer açılır, yoksa bu büyük sevgi erdemli olandan yoksun kalırdı ve açığa çıkması asla mümkün olmazdı.

3) Baal HaSulam, Şamati 19- “Manevi Çalışmada Yaradan Bedenlerden Nefret eder” Ne Demektir?

Kişi her zaman kendisini incelemelidir. Çalışmasının amacı, Yaradan’ın kişinin yapmış olduğu her eylemden hoşnut olmasıdır. Çünkü kişi, form eşitliğini istemektedir. Buna, “Tüm eylemlerin, Yaradan için olacaktır” denir. Yani kişi her ne yaparsa, Yaradan’ın hoşnut olmasını ister. Yazıldığı gibi: “Onu yapana memnuniyet getirmek.” Aynı zamanda, kişinin kendisini alma arzusuyla da idare etmesine ihtiyaç vardır. Ve ona der ki: “Karar verdim ki; hiçbir haz almak istemiyorum. Çünkü sen, zevk istiyorsun. Bunun sebebi, senin arzun yüzünden, Yaradan’dan ayrı kalmaya zorlanıyor olmam. Zira form eşitsizliği ayrılığa ve Yaradan’dan uzaklığa sebep olur.” Kişinin ümidi olmalıdır; alma arzusunun hâkimiyetinden kurtulamadığı için, daima yükseliş ve düşüşler içerisindedir. Bu yüzden, kişi Yaradan’ı bekler; Yaradan tarafından gözlerinin açılmasıyla ödüllendirilmek ve üstesinden gelecek güce sahip olmak ve sadece Yaradan’ın yararına çalışmak için. Şöyle yazılır: “Yaradan’dan tek bir şey talep ettim; hep O’nun peşinde olayım”. Bu, Kutsal Şehina’dır (Kutsallık). Ve kişi talep eder (Psalm 27:4): “Ömrümün tüm günlerinde, Yaradan’ın evinde barınabileyim.”

4) Rabaş, Makale 22, Tüm Tora Tek Kutsal Addır (1985)

Kötü eğilimin üstesinden gelebilmeye “Yaradan çalışmasında yürümek,” denir. Kötü eğilimin üstesinden geldiğimiz her an bereketin alımı için gereken Kap için birikim yaparız. Üstesinden gelme, alma kabına ihsan kabını eklemek demektir. Bu Aviut (kalınlık/alma arzusu) üzerine koymamız gereken Masah’dır (perde). Öyle anlaşılıyor ki eğer kişinin alma arzusu yoksa Masah’ı yerleştirebileceği bir yeri yoktur. Dolayısıyla kötü eğilim yabancı düşünceler getirdiğinde, bu düşünceleri mantık ötesi yükseltmemiz gerekir. Bu insan ruhunun arzularla ilgili her şeyi yapabileceğinin göstergesidir. Çalışmadan reddedileceğini söylememelidir. Daha ziyade düşüncelerin ve arzuların onları Keduşa’ya kabul ettirebilmek için yukarıdan verildiğini söylemelidir.

5) Rabaş, Makale 71, Sürgün Hakkında

“İsrail sürgüne gittiğinde Şehina da onlarla sürgüne gitti,” sözünün anlamı şudur, eğer kişi düşüş durumundaysa maneviyatı da düşüş durumundadır. “Bir Mitzva bir diğer Mitzva’ya neden olur,” kuralına göre, kişi neden düşüş durumuna gelir? Cevap: Çünkü, sürgünde olduğunu hissetmesi için, ona yukarıdan bir düşüş durumu verilmiştir, böylece kişi, sürgünden geri alınması için merhamet diler, buna tövbe etmek denir ve eğer öncesinde sürgün yoksa tövbe de yoktur. Sürgün nedir? Kişinin alma arzusunun kontrolünde olması ve cennet hatırına çalışamaması demektir. Ve ne zaman “kendi-sevgisine” sürgün denir? Yalnızca kişi onun kontrolünden çıkmak istediği ve cennetin hatırı için hiçbir şey yapamadığı için ızdırap çektiği zaman.

6) Baal HaSulam, Şamati 19- “Manevi Çalışmada Yaradan Bedenlerden Nefret eder” Ne Demektir?

Kişi manevi çalışmasında alma arzusunun engellerinin kendisine yukarıdan geldiğine inanmalıdır. Kişiye alma arzusunu keşfetmesi için yukarıdan güç verilir. Çünkü tam olarak alma arzusu uyandığı zaman onun çalışması için yer vardır.

Böylece alma arzusunu ihsan etmeye çevirmesine yardım etmesi için kişinin Yaradan ile yakın teması olur. Ve kişi bunun, kişinin O’na duasından Yaradan’ın memnuniyeti ölçüsünde onu yanına, form eşitliğine, alma arzusunun ihsan etmek için almak üzere iptal edilmesi denen Dvekut’a (bağa), çektiğine inanmalıdır. Yaradan bunun hakkında der ki: “Oğullarım beni yendi.” Bu ben size alma arzusunu verdim ve siz benden bunun yerine ihsan etme arzusunu talep ettiniz demektir.

7) Rabaş, Makale 4, Çalışmada Suyun Taşması Nedir? (1989)

Bina niteliğini edinmeden önce, çok iş olduğunu bilmeliyiz. Şöyle ki, kişi, aklı ve duygularıyla aza razı olmalı ve kendi payına düşenle, sahip olduğuyla mutlu olmalıdır. Bu kişi, daima bütünlüktedir, çünkü kendi payına düşenle mutludur. Ama kişi, henüz bu niteliği edinmemişse ve alma arzusunun üstesinden gelemediğini görüyorsa, ne yapabilir? O zaman, ona yardım etmesi için Yaradan’a dua etmelidir, böylece çalışmaya gözleri kapalı girebilir, hiçbir şeye ihtiyaç duymaz ve bedeninin buna direnmesine rağmen, her şeyi Yaradan hatırına yapabilir. Şöyle ki, kişi, Yaradan’a, kendisine nasıl yardım etmesi gerektiğini söylemez. Aksine, kendisine boyun eğdirip, Yaradan’ın önünde kendini, koşulsuz olarak iptal etmelidir. Ama bedeninin üstesinden gelemez, Yaradan’dan kötü eğilimine karşı savaşını kazanması için ona yardım etmesini ister.

8) Baal HaSulam, Şamati 42- Bu Çalışmada ELUL Kısaltması Nedir?

Ancak ihsan etme yolunda yürümek isteyenler her zaman mutluluk içinde olacaklar. Bunun anlamı, her biçimde ona gelenle mutlu olur çünkü kendisi için almaya niyeti yoktur. Bu nedenle der ki, eğer kişi gerçekten ihsan etmek için çalışıyorsa, her iki yolla da Yaradan’ına memnuniyet vermek nasip olduğu için kesinlikle mutlu olmalıdır. Ve eğer çalışmasının henüz ihsana etmek için olmadığını hissederse, kişi gene de memnun olmalıdır ve kendi için bir şey istemediğini söylemelidir. Alma arzusunun bu çalışmadan keyif alamamasından mutludur ve bu ona sevinç vermelidir.

9) Rabaş, Makale 42, Efendiye Mutlulukla Hizmet Et

Kutsal Zohar sorar: “Efendi kırık kalbe yakındır,” diye yazılmamış mı? Yaradan’a hizmet eden, yani niyeti ihsan etmek için olan kişi, mutluluk içinde olmalıdır, çünkü Yaradan’a hizmet etmektedir. Eğer kişi çalışma sırasında mutlu değilse, bu onun Yaradan’ın yüceliğini takdir etmediğine işaret eder. Bu nedenle kişi mutlu olmadığını hissederse, Yaradan’a dua etmeli; O’nun yüceliği hissetmesi için kalbini ve gözünü açsın diye.

Ve burada iki durum gelişir:

1) Kişi Kral’ın yüceliğini hissetmediğine hayıflanır.

2) Kişi mutlu olur, çünkü tüm hüznü manevi yoksunluktan gelmektedir; yoksunlukları alma arzusundan gelen diğer insanlar gibi değildir.

Ve kişi ona bu bilgiyi -maneviyat için endişe duyup hayıflanmayı- kimin verdiğini anlamalıdır. Ve bu onu mutlu etmelidir, çünkü Yaradan ona manevi yoksunluk hakkında düşünceler yollamaktadır; buna “Efendinin kurtarışı,” denir ve bu nedenle de kişi mutlu olmalıdır.

10) Baal HaSulam, On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş 100-101

Dolayısıyla, kişi yüzün ifşasının ilahi Takdiri’ni edinmediği sürece manevi çalışma ve Islahları fazlasıyla yerine getirmiş olması onun için yüzün gizliliğini daha ağırlaştırır. “Yaradan Kendisini manevi çalışmada gizlemiştir” sözünün anlamı budur. Gerçekten de kişinin manevi çalışmada hissettiği tüm ağırlık Kutsal Işığın onu çağırmasının, hızlanması için uyandırmasının ve Yaradan’ın arzuladığı gibi, yüzün ifşasının bahşedilmesi için tez vakit yeterli çalışmayı göstermesi gerektiğinin ifadesidir.

11) Baal HaSulam, 22. Mektup

“Sevdiğim ceylan gibidir.” Atalarımız şöyle der, “Ceylanın kaçarken arkasına bakması gibi, Yaradan’da İsrail’den ayrıldığında, Yüzünü çevirir.” Daha önce yorumladığım gibi, yüzün Ahoraim’de (Arka/sonra gelen) olması, İsrail’e bir kez daha tutunma özlemi ve arzusunda olmaktır. Bu Yaradan’a tutunma özlemi ve arzusudur, özlem ve arzunun derecesi gerçekte yüzün kendisidir, tıpkı Rabbi Yehuda HaLevi’nin “Ruhumu Kutsa” kitabında yazdığı gibi, “Sen Yaradan’ı görmek için koştuğunda Ben’im yüzüm senin duandır.”

12) Baal HaSulam, 47. Mektup

Aslında, maneviyatın doğası böyledir: Yaradan’a yapışan kişi kendini yapışmamış gibi hisseder. Bu konuda endişeli ve güvensizdir ve tek yapabileceği tüm gücünü Dvekut’la (yapışma) ödüllendirilmek için kullanmaktır. Memnuniyet ve doyum içindeki kişi ise Yaradan’a tutunmayan birinin tam zıddını hisseder ve “bir aptal hissetmez,” olduğu için özlemin Mitzvot’unu (emirler) yerine getirmenin haricinde endişe duymaz.

13) Baal HaSulam, 18. Mektup

Cennet krallığının yükünü üstüne alan kişi, Yaradan’a tapınmada çaba harcamaz, O’na gece ve gündüz, karanlıkta ve aydınlıkta tutunur. Yağmur—gelecekte ve şu anda yaratılan—onu durduramaz çünkü Ein Sof olan Keter her şeyi eşit olarak aydınlatır. Aptal—arkasından ve önünden üzerine gelen engellerin altında yürüyen— herkese Dvekut (birleşme) eksikliğini, bozukluk ya da kendi adına kötülük olarak hissetmediğini söyler. Eğer hissetmiş olsaydı, kesinlikle az veya çok Dvekut eksikliğinden kendisini kurtaracak bir yöntem bulacaktı. Bu yöntem sıkıntıdaki bir insandan, saklandığı yerde Yaradan’a yakaran bir hırsızdan bile ister “inancın düşüncesi” ya da “güven” ister “duasının yakarışında,” olsun onu arayandan asla kaçamaz.

14) Rabaş, Makale 22, Bir Kadın Döllenirse (1986)

Şimdi, ihsan etme arzusundan yoksun olduğumuzu, bu eksikliği edinmenin tek yolunun, eksiklikle insan arasındaki ‘geçiş alanın’ dua olduğunu anlayabiliriz. Yani, kişi Yaradan’dan kendisinde olmayan, eksikliğini hissetmediği bir şeyi ona vermesi için dua eder. Dolayısıyla, ‘eksiklik’ olarak adlandırılan Kli, duygusal açıdan bir eksikliktir; yani kişi, bunun eksikliğini duymaz ve dua Yaradan’ın onun eksiğini doldurması demek olan, ışığı vermesi içindir. Bundan dolayı, dolum bir eksikliktir. Böylece kişinin, Yaradan’ın ona bir eksiklik vermesi için dua etmekten başka bir seçeneği yoktur. Kli’yi, ışığa bağlayan şey de budur.

15) Baal HaSulam, 11. Mektup

Yaradan’ın kurduğu şekliyle aşağıdan uyandırılmanın tüm iyiliğinin sadece eksikliği nasıl hissedeceğimizi öğrenmekle ilgili olduğunu çokça duymuşsundur. Bu “Dua, işin yarısı eder” sözünün anlamıdır çünkü kişi eksikliğin yarısını hissetmediği sürece—bütünden kesip çıkarılan ve olması gerektiği gibi hissedilmeyen kısım—kişi tam bir Dvekut’a (birleşme) erişemez. Bu böyledir çünkü bu onun için avantajlı değildir, insan gereksiz bir şeyi saklamaz ya da devam ettirmez. Atalarımız bize der ki, bu hissin çaresi duanın gücüdür. Kişi duada ısrarcı olduğunda ve sürekli olarak O’na tutunmaya özlem duyduğunda, dua işin yarısını halleder yani kişi bunun yarım olduğunu fark eder. Kıvılcımlar çoğaldığında ve organlara işlemeye başladığında kişi kesinlikle tam bir kurtuluşla ödüllendirilir ve o kısım sonsuza kadar bütüne tutunur.

16) Rabaş, Makale 37, Kişiye Kim Tanıklık Eder (1985)

Eğer gösterdiği tüm çabalardan sonra, kişi yine de ihsan edememenin eksikliğini, acı ve ızdırap olarak hissetmiyorsa, ne yapabilir? Çözüm, Yaradan’dan ona “hissetmemekten dolayı eksiklik” denen Kli’yi vermesini istemektir ve ihsan edememekten dolayı hiç acı duymuyorsa, kişi bilinçsizdir.

17) Baal HaSulam, Pri Haham, Halk İçin Üzüntü Duyan Kişi

“Erdemliye dinlenmek yok,” konusunu anlarız. Yorumu: Bolluk ne daha az ne de daha fazla ama, ona duyulan eksiklik ve özlem ölçüsünde lütfedildiği için onlar daima çaba gösterirler ve kaplarını genişletirler, zira verenin ölçüsü yoktur, yalnız alanın ölçüsü vardır … bu nedenle, onların hayattaki tek amaçları özlemlerini güçlendirmek ve kendilerine alıcılar (kaplar) inşa etmektir, Yaradan’ın bolluğu içinde Keduşa’nın sınırlarını genişleterek Yaradan’ı memnun etmek için.

18) Rabaş, Makale 27, Çalışmada, Acı Çekmek Nedir (1989)

Bilgelerimiz şöyle demişler, “Kaybetmediğimi arıyorum.” Bu ihtiyar bir adamın iki büklüm yürümesi ve yere bakarak daima bir şey aramasıdır. O, “bir şey kaybetmedim ama gene de arıyorum,” der. Bunu şöyle yorumlamalıyız, “Bilgelik edinen ihtiyardır.” Şöyledir, o “geleceği gören bilgedir.” Zira, böylece Yaradan onu doldurabilsin diye boş bir Kelim edinmek için düşüşe gelebilir ya da eksiklik hissetmediği için aşağı bir durumda kalabilir. Böylece yükseliş durumunu kaybettiği zaman maneviyatta nasıl yükseleceğine dair tekrar tavsiye aramaya başlar. Bu nedenle ihtiyar olan, yani bilge olan geleceği gören kişi yükseliş durumunu kaybetmeden önce bile maneviyatta nasıl yükseleceğini araştırır. Maneviyatta yükselmenin yolu hakkındaki tüm tavsiyeleri izler ve bunun içinde bulunduğu durumda eksikliler arayarak yapar. Bu durumda, kendinde eksiklik arasın ve bulsun diye onu (Yaradan’ın) önemliliği koşulundan aşağıya atmaya gerek kalmaz zira, o kendisi Yaradan’ın doldurabileceği boş bir Kelim edinmek için eksiklikler aramaktadır.

19) Rabaş, 77. Mektup

Yaradan adına olması temeli üzerine kurulduğunda, tozdaki Şehina denilen bayağılık aşaması derhâl ortaya çıkar. Bu nedenle birkaç kuruş bir araya geldiğinde büyük miktarlar oluşturduğundan, düşüşten etkilenmemeliyiz. Bu bizim öğrendiğimiz “maneviyatta hiç eksiklik yoktur,” dan ziyade, ilerlememize yer açılması için geçici bir ayrılıştır. Bu böyledir, çünkü kutsallık için çabaladığımız her an kutsallık alanına gireriz ve kişi sadece kutsallığın fazla kıvılcımından çıkmak için düşer. Ancak tavsiye şudur ki: Kişi, derecesi onu düşürene kadar beklememelidir, kişi bayağılığını hissettiğinde tekrar yükselir ve bu yükseliş kutsallığa bir parça koymak olarak kabul edilir. Buna mukabil kendisi düşer ve diğer kıvılcımları yükseltir ve onları kutsallık alanına çıkarır. Bu atalarımızın dediği gibidir: “Kaybetmeden önce, ararım,” yani içinde bulunduğum durumu kaybetmeden önce aramaya başlarım. Bu Baal HaSulam’ın “Şafağı uyandırırım,” diyen Kral Davut ile ilgili söylediği şeydir. Atalarımız şöyle der: “Şafak beni değil, ben şafağı uyandırırım.”

20) Rabaş, Makale 24, Sadaka ve Hediye Arasındaki Fark

Yaradan çalışmasının başlangıcında kişinin enerjisi, kendine güveni vardır, Tora’ya büyük bir önem verir ve dua eder, çünkü o zaman onda kutsallığın nuru vardır ve Yaradan’a hizmet etmenin önemini hisseder. Ancak, bu henüz Yaradan’ın tatmin edeceği bir ‘eksiklik’, Yaradan’la bir olmak için duyulan bir eksiklik olarak kabul görmez, zira Yaradan ile Dvekut’u olmadığı için henüz içinde bir acı hissetmemektedir, çünkü henüz bunun için çaba harcamamıştır, çalışmasına yeni başlamıştır. Uzun bir süre boyunca çaba gösterip eksikliğinde bir tatmin görmemek, kişinin içine azap ve acı verir, çünkü çaba göstermiş ama ilerleme görememiştir. O zaman aklına birer birer düşünceler gelmeye başlar. Bazen bu bir çaresizlik kıvılcımıdır, bazen kişi güçlenir, ama kişi, bir kere daha bu durumundan düşer, bu böyle tekrarlanır. Nihayet gerçek eksiklik, kişinin içinde biçimlenir, bunu çıkış ve inişlerdeki çabası ile edinir. Bu çıkış ve inişler, Yaradan ile Dvekut bahşedilmediği için her defasında ona acı verir. Nihayet çabanın kabı yeteri kadar dolduğu zaman, buna Kli denir. Sonra, bunun dolumu Yaradan’dan gelir, zira şimdi bu gerçek bir Kli’dir.

21) Rabaş, Makale 24, Sadaka ve Hediye Arasındaki Fark

Böylece şimdi kişi, senelerce çalışmasından sonra, geri çekildiğini görür, bu kasten böyle olur ki böylece Yaradan ile Dvekut’ta olmadığı için canı yanmasın. Ortaya çıkan şudur, her defasında, “gerçek eksiklik” denen Kli’yi oluşturmaya yakınlaştığını görmelidir. Şöyle ki, Katnut’unun (küçüklüğünün) ölçüsü ve Gadlut’unun (yetişkinlik) eksikliği, yalnız Yaradan’a memnuniyet vermek olan, Yaradan ile Dvekut denen dolumu almadığı için hissettiği acı ölçüsündedir. Eksiklik tamamlanmadan önce, tamamen dolu olmak için doldurulmak imkânsızdır.

22) Rabaş, Makale 16, Onlara Daha Fazla Eziyet Edildikçe (1985)

Yazdığı üzere, “Ve İsrail’in çocukları, çalışmaktan dolayı iç çekti,” …. Tüm iç çekişler, herhangi bir şeyin eksikliğini duydukları için değildi. Sadece tek bir şeyin eksikliğini duyuyorlardı, yani herhangi bir lüks ya da ödeme istemiyorlardı. Acı ve ızdırap hissettikleri tek eksiklik, Yaradan için hiçbir şey yapamıyor olmalarıydı. Diğer bir deyişle, kendilerine değil, Yaradan’a memnuniyet verme arzusuna sahip olmayı istediler, fakat yapamadılar ve bu, onlara ızdırap verdi.

23) Rabaş, Makale 34, Çalışmada, “Onların Meyvelerinin Bu Dünyada Yenmesi ama Aslının Sonraki Dünyaya Kalması,” Nedir?

Yalnızca, bu mücadeleden kaçmak isteyen ama gidecek başka bir yerleri olmayanlar zira başka hiçbir şeyde tatmin bulamayanlar, işte bu kişiler çalışmadan ayrılmazlar. Çıkışları ve inişleri olmasına rağmen ümitsizliğe düşmezler. Yazıldığı üzere, İsrail çocukları çalışmaktan iç çektiler, yüksek sesle ağladılar ve onların yakarışı Yaradan’a yükseldi. Bunun anlamı şudur; Çalışma yüzünden ağlayıp yakardılar, çünkü çalışmada Yaradan’ı memnuniyet ihsan edebilecek ve Mısır’dan çıkacak yani “alma arzusunun kontrolünden çıkıp ihsan etmeye girecek” kadar ilerlemediler.

24) Rabaş, Makale 21, Çalışmada Tora’nın Karanlıkta Verilmesi Ne Demektir?

Tora, özellikle eksikliği olan kişiye verildi ve bu eksikliğe “karanlık” denir. Yazıldığı üzere, “Tora karanlıktan verildi”, sözünün anlamı, ihsan etme kabına sahip olmadığı için kişi hayatındaki karanlığı hissettiği zaman Tora’yı almaya hak kazanır demektir; böylece Tora aracılığıyla onun içindeki ışıkla ıslah olur. Böylece, ihsan etme kabını edinir ve bununla keyif ve haz bulur. … Bu nedenle Tora özellikle alma arzusunun onları kontrol ettiğini hissedenlere verilir. Onlar karanlıktan ağlar yakarırlar, onları karanlıktan, alma kaplarının kontrolünden kurtarması için Tora’ya ihtiyaçları vardır, zira orada Tzimtzum (kısıtlama) vardır ve hiçbir ışık orada parlamaz. Ancak burası Tora’yı edinme ihtiyacına neden olur.

25) Baal HaSulam, Şamati 5- Lişma Yukarı’dan Gelen Bir Uyanıştır ve Neden Aşağıdan Bir Uyanışa İhtiyaç Vardır?

Şöyle yazdığı gibi; “O zaman kendini Yaratan’la memnun edeceksin.” “O zaman” kelimesi ilk başta, kişinin çalışmaya başladığı zaman, zevk duymadığı zaman. Yani, kişinin çabası kendisini zorlayarak olduğu zaman. Ancak, sonradan, kişi kendisini incelemektense ihsan etmek için çalışmaya alıştırdıktan sonra, eğer kişi manevi çalışmasından tat alıyorsa, Yaratan’ına yaptığı çalışmayla haz verdiğine inanıyorsa, kişi Yaratan’ın yaptığı çalışmayı her ne kadar olursa olsun, kabul ediyor demektir. Her şeyde Yaratan, memnunluk getirecek niyeti inceler ve bu durumda kişide “O zaman kendini Yaratan’la memnun edeceksin” koşulu oluşur. Yaratan adına çalıştığı zamanda bile kendisini mutlu ve canlı hisseder, sanki gerçekten Yaratan için çalışıyormuş gibidir, zira kişinin kendisini zorlayarak yaptığı çalışmada kişiyi ağırbaşlılıkla çalışmaya hak kazandırır. Görürüz ki, o zamanda kişinin aldığı memnuniyetlik Yaratan’la alakalıdır, yani özellikle Yaratan içindir.

26) Baal HaSulam, 19. Mektup

Yazıldığı üzere, “Zarafet aldatıcı ve güzellik boşunadır; fakat Tanrı’dan korkan bir kadın kutsanacaktır.” Bu demektir ki, hazırlık sırasında güzellik ve zarafet ortaya çıkar, ama kişinin özlem duyduğu mükemmelliğin özüdür. Ancak, sadece korku ve özlem arzulanan mükemmelliğin özü olduğu için ıslah sırasında yeryüzü “Yaradan’ın bilgisiyle dolu olduğunda” “Zıt bir dünya göreceğim.” Sonra kişi hazırlık sırasında kendine yalan söylediğini hisseder.

27) Rabaş, Makale 5, Babaya Saygı Göstermeye Dair (1986)

Bizim bütün kazancımız, Yaradan’a hizmet etmekle ödüllendirilmemizdir. Bu çok önemlidir, çünkü gerçektir, yani kişi Kralların Kralı’na tutunmakla ödüllendirilecektir. Ancak tüm hazları, kendisine hizmet etmek, üzerine inşa edilmiştir ve bunları, yaratılanların en üstünü olan insanlara ilişki değil, hayvanlara ilişkin hazları alma kıyafetlerinde alır ve böylece hayvanların keyif aldığı kıyafetlerden keyif alır. Bu ona yakışmaz. Tam tersine, insanın hazzı almak istediği bütün kıyafetler, ihsan etme giysileri olmalıdır. Şöyle ki, haz olmadan çalışmak imkânsızdır, ancak kişi hazzını, Kral’a ne kadar ihsan edebildiğiyle ölçer. Şöyle ki, eğer çalışmasından ne kadar haz aldığını bilmek isterse, bu çalışmadan ne keyif aldığını değil, Kral’a hizmet etmekten ne kadar haz aldığını ölçmelidir. Daha doğrusu, bunu, eylemleri aracılığıyla, yani Kral’ın, onun çalışmasından zevk almasını ne kadar çok istediğiyle ölçmelidir. Böylece önem verdiği tek şey, Kral’a hizmet etmektir.

28) Rabaş, Makale 5, Babaya Saygı Göstermeye Dair (1986)

Kişi, çalışmasında ilerleyip ilerlemediğini test etmek istiyorsa, bunu iki şekilde yapmalıdır: 1) Yaradan’dan almayı umduğu ödüle bakar. Her gün, daha büyük bir ödül alıyor mu? Bu durumda ölçü, alma kaplarıdır. 2) Yaradan’ı hoşnut etmekten ne kadar keyif aldığına ve onun bütün ödülünün Yaradan’a ihsan etmek olmasına bakar. Mesela, eğer kişi ülkedeki en büyük insana hizmet ediyorsa, bundan keyif alır. Ancak, neslin en büyüğüne hizmet ediyorsa, bundan kesinlikle daha çok keyif alır. Bu nedenle kişi, her gün, gözünde, Yaradan’ın daha büyük ve daha önemli olmasını ister. Gerçek ölçüm, budur.

29) Rabaş, Makale 15, Çalışmada, “Erdemli Günahkâr Tarafından Görünür Hale Getirilir,” Ne Demektir?

Bireyin çalışması Yaradan hatırı içindir ve onların ödülü Kral’a hizmet edebilmektir. Yani onların tüm sevinci, onlara yakıt veren şey ihsan etmek için çalışabilmeleridir ve böylece Yaradan’ı memnun etsinler. Kral’ı över ve O’nun için çalışma düşüncesi ve isteği verdiği için O’na şükrederler, çalışmalarından dolayı başka bir ödül almayı istemezler. Onlar ödül almak için şöyle derler; “Yaradan’ın yüceliğini hissetmek zorunda değiliz, Aksine, eğer Tora ve Mitzvot’u yerine getirirsek alacağımız ödülün büyüklüğünü ve önemini göz önüne almamız gerekir.” Ancak Yaradan onlarla aynı büyüklük ve önemde kalır, çalışmanın başında olduğu gibi. Eğer niyetleri Yaradan’a memnuniyet ihsan etmek ise ve bu nedenle eğer çalışmalarını daha fazla arttırmak istiyorlarsa, Yaradan’ın yüceliğini arttırmaları gereklidir, zira yalnız Yaradan’ın yüceliği ölçüsünde O’nun önünde kendilerini iptal edebilirler ve yaptıkları işleri yalnız İlahi Gücün hatırına yapabilirler. Ve bu Kutsal Zohar’ın “Onun kocası kapılarda tanınır,” dizesi hakkında gibidir, yani her biri kendi “kalbinde biçtiği değere göre.” Bu nedenle, İlahi Güç hatırı için çalışanlar, çalışmaları için yakıt almak amacıyla, Yaradan’ın yüceliğine inanç edinmek için her gün çalışmak zorundadır, bu onları çalışmaya sevk eder. Ve çalışmalarından aldıkları keyif de budur.

30) Baal HaSulam, Şamati 175- Ve Eğer Bu Yol Senin İçin Çok Uzunsa

Özlem duymak bile insanın elinde değildir, eğer onun için arzusu yoksa bir şey yapamaz. Yine de Kisufin için istek göstermelidir; isteme arzusu ya da belki de bağlanma (VeTzarta) arzusu, Ratzita (istenen) sözcüğünden gelir. Kişi bunun için istek göstermelidir, Yaradan’ı istemek, O’na özlem duymak için arzusunu göstermelidir; yani Cennet’in görkemini arttırmalı, O’nun gözüne girmek için O’na memnuniyet vermelidir. Bir Zahav’ın (altın) anlayışı ve bir de Kesef’in (gümüş, para) anlayışı vardır. Kesef, genel olarak Kisufin’e (özlem) sahip olmak anlamına gelir. Ve Zahav (altın, “bunu ver” sözcüklerinden türemiştir) bu, kişinin tek bir şey istediği, pek çok şeye olan özlem ve arzusunun bu bir tek özlem içinde iptal olduğu anlamına gelir. Ve o sadece “bunu ver” der; yani Kutsallığı tozdan kaldırmak dışında başka hiçbir şey istemez. Tek arzusu budur. Bundan dolayı, eğer kişi doğru arzusunun olmadığını görse bile yine de bu arzuyu elde etmek için eylem ve düşüncelerinde çaba göstermelidir. Ve buna “parayı elinde sıkı tut,” denir. Kişi bunun elinde olup olmadığını düşünmemelidir, bu önemli değildir. Aksine öküz (istemeye istemeye) veya koyun gibi yapmalıdır, çünkü yalnız bu yolla en yüce ışıklarla ödüllenecektir.

31) Baal Hasulam, Şamati 38 – Yaradan Korkusu O’nun Hazinesidir

Bunu, kişinin Tora ve Mitzvot ile meşgul olma yükümlülüğünün nedenini, her zaman hatırlaması gerektiği, takip eder. Bilgelerimizin “senin kutsallığın Benim adım için olacak” ile kastettiği budur. Bu, “Ben senin amacın olacağım” anlamına gelir, “senin tüm çalışman Beni memnun etme isteğinde olmandır”, anlamındadır, tüm işlerin ihsan etmek için olacaktır anlamına gelir. Bilgelerimiz; “Oradaki her şey muhafaza edilmek içindir; hatırlamak içindir” (Berachot 20) demiş. Bunun anlamı “hatırlamayı” edinmek amacıyla, Tora ve Emirleri uygulamakla meşgul olan herkes şu yoldadır; “O’nu ne zaman hatırlasam, O benim uykuda olmamdan ıstırap çekmeyecektir.” Sonuçta, bunu tutmak öncelikle hatırlamakla ödüllendirilmek içindir. Böylece, kişinin Yaradan’ı hatırlama arzusu, Tora ve Mitzvot’u tutmasının amacıdır. Bu böyledir, çünkü Tora ve Mitzvot’u tutmanın sebep ve amacı Yaradan’dır. Bu olmaksızın kişi Yaradan’a tutunamaz çünkü form eşitsizliği nedeniyle “O ve Ben aynı yerde barınamayız.”

32) Rabaş, Makale 30, Dostlar Meclisinde Ne Aranır (1988)

Dostlar öncelikle birbiriyle Yaradan’ın yüceliği hakkında konuşmalıdır, çünkü kişi Yaradan’ın yüceliğini hissettiği ölçüde, doğal olarak kendini O’nun önünde iptal eder. Tıpkı doğada olduğu gibi küçük olan büyüğün önünde kendini iptal eder, bunun maneviyatla ilgisi yoktur. Daha ziyade bu dünyevi insanlar arasında geçerlidir. Diğer bir deyişle, Yaradan doğayı bu şekilde yaratmıştır. Bu nedenle dostların Yaradan’ın yüceliğini konuşması bir arzu uyandırır ve Yaradan önünde kendini iptal etme özlemi doğurur çünkü Yaradan’la bağ kurma özlemi ve arzusu hisseder. Ayrıca şunu da hatırlamalıyız ki, dostların Yaradan’ın önemini ve yüceliğini takdir etmesi kadarıyla mantık ötesi gitmeliyiz yani Yaradan’ın insanın hayal edebileceğinden çok daha yüce olduğunu anlamalıyız. Şunu söylemeliyiz ki, mantık ötesi inanırız ki O, dünyayı iyilikseverlikle yönetir ve eğer kişi Yaradan’ın sadece insanın iyiliğini dilediğine inanırsa, bu kişinin “Ve sen, senin Tanrı’nın Efendisini tüm kalbinle ve ruhunla seveceksin,” ödüllendirilene kadar Yaradan’ı sevmesine sebep olur. Ve bu insanın dostlardan almaya ihtiyaç duyduğu şeydir.

33) Rabaş, Makale 27, Tövbe (1985)

Niyet üzerinde çalışanlarda -eylemlerini yalnızca ihsan etmeye yönlendirebilmeleri için- ödül ve ceza, aynı yerde ve aynı zamandadır, zira eylemini Yaradan’a memnuniyet ihsan etmeye hedeflemekten aciz oluşu, kişinin cezasıdır ve başka bir ceza verilmesine gerek yoktur, çünkü hiçbir şey ona, halen Yaradan’dan uzak olduğunu görmesinden daha çok azap veremez. Bunun kanıtı, kişinin saygı duymak istediği Yaradan’ın sevgisine sahip olmamasıdır. Bütün bunların sebebi, kişinin Ahorayim ve Yaradan’ın gizliliği safhasında olmasındandır. Ona ızdırap veren budur ve bu, kişinin cezasıdır. Ama kişinin ödülü de buradadır, eğer Yaradan sevgisine sahipse ve O’nu memnun etmek istiyorsa. Ancak bütün bunlar, özellikle yalnızca Yaradan için çalışmaya gelmeyi isteyen ve Lo Lişma’da olmayanları ilgilendirir. Onlarla ilgili olarak, ceza ve ödül, aynı yerde ve aynı zamandadır denebilir.

34) Rabaş, Makale 409, Izdıraba Dair -2

Kişi, ızdırap yoluyla, içinde “Kral’ın yüzünün ışığı hayattır,” formunda gerçek bir arzu edinir ve buna “aşk acısı,” denir, orada Tora’nın iptali yoktur. Bunun nedeni şudur, kişi Tora’ya ne kadar çok dalarsa, ızdırabı da o kadar artar. Bu yüzden, onun içinde, Tora iptal olmaz, çünkü Tora’yı öğrenen kişinin içinde ızdırap doğar. Buna göre, eğer kişinin Tora’sı yoksa ızdırabı da yoktur. Yukarıda söz edildiği üzere, buna “aşk acısı,” denir, zira onun içinde Tora iptal olmaz. Buna, “Efendiyi seven, O’na serzenişte bulunur,” denir. Nedeni şudur; bu, kişinin Tora’da Yaradan’nı bulamamaktan dolayı acı çekmesi içindir; herkes bundan dolayı acı çekmekle ödüllenmez. Bu nedenle şöyle denilir; “Yaradan’ın Izdırap verdiği kişiye ne mutlu!” Bu yüzden, kişi bu acıyı edinmelidir, böylece gerçek bir arzusu ve özlemi olacaktır; zira tam olarak bu gerçek arzuda, ızdırap niteliği ortaya çıkar, insan için bundan başka Kli yoktur, bu arzudan başka hiçbir şeyden haz almaz.

35) Rabaş, Makale 37, Kişiye Kim Tanıklık Eder (1985)

Bunun yerine, kişi, Tora’nın her eylemini ve Mitzvot’u, kendisini ihsan etme amacına getirmek üzere uygulamalıdır. Sonrasında, kişi, ihsan etmekle ne kadar meşgul olması gerektiğine dair tam bir anlayışa sahip olduğu ve bu güce sahip olmadığı için acı ve ızdırap hissettiği zaman, kişinin zaten dua edecek bir şeye sahip olduğu, kalpteki çalışma için bir yeri olduğu düşünülür, çünkü kalp, neye ihtiyacı olduğunu hisseder. Böyle bir duaya, duanın cevabı gelir. Bu demektir ki kişiye bu güç, ihsan etmeyi amaçlayabilsin diye yukarıdan verilmiştir, çünkü o zaman kişi, ışığa ve Kli’ye sahip olacaktır. Ancak, eğer gösterdiği tüm çabalardan sonra, kişi yine de ihsan edememenin eksikliğini, acı ve ızdırap olarak hissetmiyorsa, ne yapabilir? Çözüm, Yaradan’dan ona “hissetmemekten dolayı eksiklik” denen Kli’yi vermesini istemektir ve ihsan edememekten dolayı hiç acı duymuyorsa, kişi bilinçsizdir.

36) Rabaş, Makale 15, Çoğunluğun Duası (1986)

Tavsiye, tüm kolektif için istemektir. Diğer bir deyişle, eksikliğini hissettiği ve yerine getirilmesini istediği her şey için, kişi kendisinin bir istisna olduğunu ya da kolektifin sahip olduğundan daha fazlasını hak ettiğini söylememelidir. Aksine, “Kendi halkım arasında yaşarım,” yani kolektifin tamamı için isterim, çünkü kendim için hiçbir şey istemediğim fakat sadece Yaradan’ın memnun olmasını istediğim bir koşula gelmeyi arzularım. Dolayısıyla, Yaradan’ın benden hoşnut olması ya da başkalarından hoşnut olması benim için hiç fark etmez. Diğer bir deyişle, kişi Yaradan’dan “tamamen Yaradan için” denen bir anlayış vermesini ister. Bu demektir ki kişi, kişi bu şekilde Yaradan’a ihsan etmek istediğinden, belki de gerçekten sadece kendini sevmeyi düşündüğünden, sevinç ve haz alacak diye kendisini aldatıp aldatmadığından emin olacaktır. Dolayısıyla, kişi kolektif için dua eder.

37) Rabaş, Makale 15, Çoğunluğun Duası (1986)

Eğer kolektif içinde, Yaradan ile Dvekut amacına ulaşabilen birkaç kişi varsa ve bu Yaradan’a, kendisinin Yaradan’a yakınlaşmakla ödüllendirilmesinden daha fazla memnuniyet verecekse, kişi kendisini hariç tutar. Bunun yerine, Yaradan’ın onlara yardım etmesini arzular çünkü bu, yukarıya kendi çalışmasından daha fazla memnuniyet verecektir. Bu nedenle, kişi kolektif için, Yaradan tüm kolektife yardım etsin, Yaradan’a ihsan edebildikleri ve O’na memnuniyet verebildikleri için, Yaradan onlara tatmin olma duygusunu versin diye dua eder. Ve her şey aşağıdan bir uyanışa gerek duyduğu için, kişi uyanışı aşağıdan verir ve diğerleri uyanışı yukarıdan alır; Yaradan’ın O’nun için daha fazla faydalı olacağını bildiği her kim ise, o kişi alacaktır.

38) Rabaş, Makale 44, Yaşlılar Tarafından Yıkılış – İnşa Ediliş; Gençler Tarafından İnşa Ediliş – Yıkım

Yaşlılar tarafından yıkılış – inşa ediliş; gençler tarafından inşa ediliş – yıkım” (Megillah 31b). Yaşlılar Yaradan çalışmasını yapmaya alışık olanlardır. Gençler çalışmalarının başında olanlardır. “Yıkılış” daha önce çalışmada yükseldikleri yerden iniş ya da düşüş demektir, yükseliş inşa etmek olarak değerlendirirler, yani yükselişi takdir ederler, ama “yıkılış” düşüşü hissettiklerindedir, bu Yaradan’ın gizlenmesinden gelir, Yaradan kendini onlardan gizler. Buna “yıkım,” denir. “Yaşlılar tarafından yıkılış,” sözünün anlamı şudur; Yaradan’ın onlara bir gizlenme verdiğini söylerler. Bu durumda onlar halen inşa etmektedirler, zira Yaradan’ın onlarla ilgilendiğine inanmaktadırlar ve bundan canlılık alırlar. Düşüş sırasında inanç önce belirgin ve açıktır; bu kişiye parlamadığı zaman, kişi bir dilemma ile karşı karşıya gelir: Ya “Ben kendim için hiçbir yarar beklemiyorum, aksine yukarıya memnuniyet vermek istiyorum, kendimin ne hissettiğine aldırmıyorum,” der ya da bunun tersini der.

39) Baal Hasulam, Şamati 8 – Keduşa’nın Gölgesi ile Sitra Ahra’nın Gölgesi Arasındaki Fark Nedir

“Gölgesi altında mutlulukla oturdum ve meyvesi damağımda tatlıydı” denir. Başka bir değişle, kişi başına gelen tüm sıkıntı ve gizliliklerin kendisine Yaratan’ın mantık ötesinde çalışmasını sağlamak için gönderdiğini hisseder. Kişi bunu Yaratan’ın yaptığını söyleyecek gücü bulduğunda, yani Yaratan’ın kendi iyiliği için gönderdiğini ve böylelikle kişinin kendi için değil ama çalışmaya ihsan edebilmek için gelmesini sağladığını görünce, kişi bilince ulaşır. Başka bir değişle, kişi çalışmasının Yaratan’a mutluluk verdiğine inanır ve bu tümüyle mantığının üstünde bir koşuldur. Şöyle ki, kişi Yaratan’a gölgelerin dünyadan kaldırılması için dua etmez. Aslında, kişi şöyle der; “Görüyorum ki Yaratan benim Onunla bu şekilde çalışmamı istiyor, yani tümüyle mantık ötesi.” Dolayısıyla, kişi yaptığı her şeyde, kişi derki, “Elbette bu çalışmam Yaratan’ın hoşuna gitmekte, o zaman yüzünün gizliliğinde çalışmam ya da çalışmamam neden umurumda olsun ki?” Kişi yüzün gizliliği içerisinde ihsan etmek için çalışmak istediğinden, yani Yaratan’ın memnuniyeti için, kişinin çalışması gururunu rencide etmez, yani Yaratan’ın memnun olmadığı hissi yoktur. Aslında, kişi Yaratan’ın liderliğini kabul eder ve şöyle ki kişi çalışmasında Yaratan’ın var olduğu hissini hissetmesini ister ve kişi tüm kalbiyle bu koşulu kabul eder. Bunun böyle olmasının nedeni kişinin kendisini nasıl mutlu edeceğinden değil ama Yaratan’ı nasıl memnun edeceğini düşünmesindendir. Dolayısıyla bu gölge kişiye hayat getirir. Bu koşula “Gölgesi altında mutluluk duydum” denir, yani kişi içinde bulunduğu halde mantığının ötesine gittiği koşula imrenir.

40) Baal HaSulam, Şamati 42- Bu Çalışmada ELUL Kısaltması Nedir

Kişi ihsan etmek için çalıştığında, der ki: “Çalışma sırasında ne hissettiğim umurumda değil, çünkü benim için önemli olan şu; ben Yaradan’a ihsan etmek istiyorum. Eğer Yaradan, benim Ahoraim formunda çalışmamdan daha memnun kalacağını anlarsa, bunu kabul ederim. Ancak hâlâ alma kıpırtıları varsa, kişiye düşünceler gelir ve Yaradan’ın bu dünyayı “iyidir ve iyilik yapar,” tavrı ile yönettiğine inanmakta zorlanır. HaVaYaH adındaki Yod harfinin anlamı şudur; Yod, “içinde hiç beyaz olmayan siyah nokta” denenin ilk harfidir, yani tam bir karanlık ve O’nun yüzünün gizli olmasıdır. Bu demektir ki, kişi hiçbir desteklenmenin olmadığı bir yere, tamamen karanlık bir duruma gelmesi ile bu Üst Dünya’daki en düşük idraktir ve bu aşağıdakine Keter olur, Keter kabı ihsan etme kabı olduğu için. Yukarı en düşük algı Malhut’tur, kendisine ait hiçbir şeyi yoktur, yani hiçbir şeye sahip değildir. Ve yalnız bu anlamda ona Malhut denir. Bu demektir ki, eğer kişi Cennetin Krallığı’nı – ki bu hiçbir şeye sahip olmama durumudur – memnuniyetle üstlenirse, bundan sonra, bu Keter hâline gelir – ki bu ihsan etme kabıdır, en saf ve temiz Kli’dir. Başka bir deyişle, Malhut’un karanlık bir durum olarak edinimi ardından Keter’in Kli’si, yani ihsan etme Kli’si hâline gelir.

41) Rabaş, Makale 16, Keduşa’nın (Kutsallığın) İnşa Edildiği Temel Nedir (1988)

“Şafağı ben uyandırırım” ifadesi, “Ne zaman istersem şafağı uyandırırım,” anlamına gelir. Diğer bir deyişle ben kendim, içimde karanlığı ve siyahlığı uyandırdım yani halen kendini-sevmeye batmış durumdayım ve henüz Yaradan sevgisine sahip değilim. Halen, Tora’nın görkeminden mahrumum ve her şeyi, Tora’nın ışığını edinmek için yapmanın değerli olduğunu bilmekte, Tora’nın yanı sıra Yaradan’ın, bize emrettiği Mitzvot’u yerine getirmenin önemini takdir etmenin, önemine sahip değilim. Birkaç Mitzva’yı yerine getirme ve bunları ihsan etme niyetiyle yapmak zorunda olduğunda, bedendeki direnç, tüm gücüyle derhal uyanır. Bir şeyler yapmak için büyük çaba harcar ve her seferinde inişler ve çıkışlarla karşılaşır. O zaman, dua için bir yeri olur. Bu böyledir çünkü kişi kendisini, doğru zamanda yani hemen dua edebileceğini ve siyahın, ona üzüntü ve depresyon getirmeyeceğini, karanlık için dua etme kabiliyetine sahip olmadığını hissettiği zaman, uyandırır. Kişi, kendisi için bunun Klipa tarafından gelip gelmediğini görmelidir. Bunun işareti şudur; Keduşa’dan gelen bir şey, daima “kutsallığı düşürmek değil, yükseltmek” formunda gelir. Diğer bir deyişle kişi daima Yaradan’a, onu, bulunduğu yerden daha yükseğe çıkarması için yakarır. Fakat Klipa tarafından karanlık geldiğinde, kişi, Yaradan’dan, kendisini bulunduğu aşamadan yükseltmesini isteyemez.“Aksine, onlar düşürür,” yani onu, cehenneme düşürürler ve kişi, sahip olduğu inancın küçük bir kısmını kaybeder ve görünüşte yaşam ruhu olmayan, bir ölü gibi olur.

42) Rabaş, Makale 21, Çalışmada Tora’nın Karanlıkta Verilmesi Ne Demektir?

Kişi Yaradan’ı yakınına çekmek istediğinde, yani ihsan etme kaplarını kullanmak istediğinde ama beden buna razı olmadığı için bunu yapamadığında, zira beden alma kaplarından uzanıp gelir, o zaman kişinin dünyası kararır. Şunu anlar, eğer ihsan etme kaplarını edinemezse asla, “O’nun yarattıklarına iyilik yapan” üst ışıkla ödüllenmeyecektir. Bu nedenle, kendi kendine ihsan etme kaplarını edinememekten dolayı duyduğu bu karanlık, birisinin ona bu kapları vermesine ihtiyaç duymasına neden olur. “Kap olmadan ışık olmaz, eksiklik olmadan dolum olmaz,” kuralı gereğince, şimdi kişi Tora’nın ışığı için bir ihtiyaç edinmiştir. Bilgelerimizin dediği üzere, “Kötü eğilimi yarattım; Tora’yı da şifa diye yarattım.” Tora, özellikle eksikliği olan kişiye verildi ve bu eksikliğe “karanlık” denir. Yazıldığı üzere, “Tora karanlıktan verildi”, sözünün anlamı, ihsan etme kabına sahip olmadığı için kişi hayatındaki karanlığı hissettiği zaman Tora’yı almaya hak kazanır demektir; böylece Tora aracılığıyla onun içindeki ışıkla ıslah olur. Böylece, ihsan etme kabını edinir ve bununla keyif ve haz bulur.

43) Rabaş, Makale 295, Yedinciyi Kutsayan Herkes – 1

Yaradan’a ihsan etmek istediği bir dereceye geldiğinde, yani o, Yapan’a memnuniyet vermek istediğinde, kişinin tüm endişesi Yaradan’ı memnun etmek olduğundan, Yaradan’a vermek için O’nun neye ihtiyacı olduğunu düşünmeye başlar. O zaman, dünyayı yaratmasının tek sebebinin O’ndan haz alınması olduğunu ve bundan fazlasına Yaratan’ın ihtiyacı olmadığını fark eder. Bu nedenle, Yaratan’ın bu isteğini izler ve hazları alır. O zaman, utanç ekmeği sorunu yoktur, çünkü haz almak istediği için haz almaz, ama Yaradan’a ihsan etmek istediği için alır. Sadece Yaradan’a ihsan etmek istediği dereceye ulaştığı zaman, Tzimtzum ondan kaldırılır ve dünyayı O’nun görkemiyle dolu görür. Sonra tüm bunların ona ifşa olduğunu görecek ve bundan zevk alacaktır. Bu nedenle, bir kere ihsan etme derecesini elde ettikten sonra, yani tek arzusu yalnız Yaradan’a memnuniyet ihsan etmek olduğu zaman, gözlerinin gördüğü tüm hazlarla kendini doldurur, şu açıklamada olduğu gibi; “Tüm dünya O’nun ihtişamı ile doludur.” Sonuç olarak, yıllar boyunca verdiği emekten sonra almaya ihtiyaç duyduğu ve ödül olarak tanımlayabileceği tek bir şey vardır: İhsan etme arzusu yani ödül almayı istemeksizin Yaradan’a hizmet etme derecesi.

44) Baal HaSulam, Şamati 17- Sitra Ahra’ya “Taçsız Malhut” Denmesi Ne Demektir?

Bilgelerimizin söylediklerinin anlamı şudur; “Her kim gururlu olursa, der Yaradan, iki yetkili olamayacağı için, ‘O ve ben aynı yerde duramayız,’”. Ancak, kişi Ein durumunda olduğunda ve kişi kendini kökün önünde iptal ettiğinde, yani kişinin tek arzusu aynı kök gibi ihsan etmek olduğunda, karşısında tek bir yetki bulur: Yaradan’ın yetkisi. Bundan sonra, kişinin bu dünyada aldığı her şey, sadece Yaradan’a ihsan etmek içindir. Anlamı şudur: “Tüm dünya benim için yaratıldı ve ben de Yaradan’ıma hizmet etmek için.” Bu nedenle bu dünyadaki tüm dereceleri almalıyım ki, “Yaradan’ıma hizmet etmek” anlamında her şeyi O’na verebileyim.

45) Rabaş, Makale 223, Çalışmaya Giriş

Kişi Lo Lişma denen seviyeye eriştikten sonra, daha yüksek bir duruma geldiğinde başka bir şeyle ödüllenir. Bu şudur, bu durumda kendini hiç dikkate almaz, tüm hesabı ve düşüncesi yalnız gerçek içindir. Başka bir deyişle, amacı, orada yalnız Kral’a hizmet etmek zorunda olduğunu hissettiği, doğru gerçekliğin önünde kendini eğmektir. Çünkü Kral’ın yüceliğini, büyüklüğünü ve önemini hissetmektedir. O zaman, kişi kendini unutur, yani kendisi için hiçbir endişesi kalmaz, tıpkı bir meşale önünde iptal olan mum gibi hissettiği Yaradan’ın varlığı önünde kendi varlığını iptal eder. Böylece Lişma (O’nun hatırına) yani Yaradan’ı memnun etme koşuluna gelir. Kişinin tek endişesi ve özlemi, kendi varlığı, yani alma arzusu hiçbir isme layık olmaksızın, Yaradan’ı nasıl memnun edeceğidir. Böylece kişi, “ihsan etmek için ihsan etme,” koşulunda addedilir.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
17 - 0,285