1957-1958
Kötü Turnus Rufus’un [Roma İmparatorluğu döneminde bir eyalet valisi olan Quintus Tineius Rufus’a verilen bir lakap] Rabbi Akiva’ya, “Hangi eylemler iyidir, Yaradan’ınki mi yoksa insanınki mi?” diye sorduğuna dair bir hikâye vardır. O da ona, “İnsanın yaptıkları” der. “Ama gökyüzü ve yeryüzünü insan yapabilir mi?” diye karşılık verir. Rabbi Akiva şöyle yanıt verir: “Bana insanların üstünde olan, onların kontrol edemediği şeylerden söz etme. Aksine, insanların içinde bulunan şeylerden söz et.”
Ona, “Neden sünnet oluyorsunuz?” diye sordu. O da “Bana bunu soracağını biliyordum. Bu yüzden sana önceden, insanın işlerinin Yaradan’ın işlerinden daha iyi olduğunu söyledim.” Rabbi Akiva, ona buğday sapları ve kek getirdi ve “Bunlar Yaradan’ın eserleri ve bunlar da insanın eserleri; bunlar saplardan daha güzel değil mi?” dedi.
Turnus Rufus ona, “Eğer O, sünneti istiyorsa, bebek neden annesinin karnından sünnetli olarak çıkmıyor?” diye sordu. Rabbi Akiva şöyle cevap verdi: “Peki neden göbek bağı onunla birlikte çıkıyor ve karnından asılı dururken annesi onu kesiyor? Senin dediğin gibi, neden sünnetli çıkmıyor, çünkü Yaradan İsrail’e Mitzvot’u [emirleri] onları arındırmak için verdi, Davut’un bu konuda ‘Tanrı’nın her sözü arıdır’ dediği gibi” (Mezmurlar 18).
Aralarındaki tartışmayı açıklığa kavuşturmak için, öncelikle dünyaların yaratılış nedenini ortaya koymalıyız. Yaratılışın amacının, O’nun yarattıklarına iyilik yapmak olduğu açıklanır. “O’nda hiçbir düşünce ya da algı olmadığı” ve tüm söylenenlerin ‘Seni eylemlerinle biliriz’ yoluyla olduğu bilinmektedir, tıpkı İhtişam Şiiri’nde yazıldığı gibi: “Seni olduğun gibi değil, eylemlerinle tasvir ederler.”
Bu nedenledir ki, dünyaların yaratılışının sebebinin O’nun yarattıklarına iyilik yapmak olduğunu söyleyenler, bunun böyle olduğunu edindikleri için, sebebin bu olduğunu söylemişlerdir, bu da “Seni eylemlerinden biliriz” olarak kabul edilir. Demek ki dünyanın bolluk ve bereketle dolu olduğunu ve ızdıraba yer olmadığını gördüler ve sebep budur diye karar verip, bunu söylediler.
Ayrıca ödül ve ceza anlayışının olduğunu da edindiler. Bu da bolluğun bazen durduğu, bazen de arttığı anlamına gelir. Böylece ödül ve cezaya neden olan sebebi de belirlediler.
Dvekut’un [bütünleşme], yani niteliklerin eşitliğinin olduğu yerde, bolluk her seferinde daha da artar. Buna karşılık, “kendisi için alma arzusu” olarak adlandırılan kendini sevmek uyanır, pınar kurur ve bolluk durur. O zaman, özellikle niteliklerin eşitliği niteliği ile gitmemiz gerektiğini biliyorlardı.