e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ
Ana Sayfa > Kabala Video Klipleri > Kabala'nın İfşası > Kabala’nın İfşası Ders 14 – Cansız, Bitkisel, Hayvansal, İnsan

Kabala’nın İfşası Ders 14 – Cansız, Bitkisel, Hayvansal, İnsan

Video olarak indir –   PDF olarak indir

Bu derste, tabiatta var olan dört seviyeyi inceleyeceğiz: Durağan, bitkisel, hayvansal ve insan seviyelerini.

Bu seviyeleri, yeryüzündeki hayata beş duyu organımız ile baktığımız şekilde tanıyoruz. Fakat realite kök ve dal şeklinde oluşmuş olduğundan dolayı, yani, bu duyularımızdan gizli olan bir seviye, sebeplerin bulunduğu bir kuvvet olduğundan dolayı, algılayabildiğimiz şey, yalnızca bu kuvvetin sonucudur. Yani burada gözlemlediğimiz varoluşun bu dört seviyesi, gizli olan Üst Kuvvetin dört seviyesinin dallarıdır. Onları görüyoruz, fakat onlarla ilgili gerçekten bir şeyler anlayabiliyor muyuz? Bu konuya beraber bir bakalım.

Fiziksel dünyada, realitenin bu dört parçası, miktarları açısından bir piramit içerisinde dağıtılmıştır. Piramidin tabanında en büyük miktar mevcut; durağan seviye. Kabalistlere göre, burada ölçtüğümüz şey yalnızca bir madde yığını değil, dal seviyesinde anlamlandırabileceğimiz bir şekilde oluşan kökteki bir kalitedir ve bu kalite alma arzusudur. Fiziksel dünyada var olan tek şey alma arzusudur, dolayısıyla gördüğümüz her şey alma arzusunun ifade edilişidir. Bu sebepten dolayı, tüm evrende bulunan sert madde durağan seviyede bulunur, tüm kayalar, gezegenler vesaire ve varolan şeylerin en büyük kısmı durağan seviyededir, çünkü bu seviyenin alma arzusu ufacıktır. Sadece bu seviyede alma arzusu neredeyse yok. Bu yüzden değişme arzusu ve yeteneği çok azdır. Ve herhangi bir yöne hareket etmesi için muazzam çabalara gerek olur.

Bu seviyenin üstünde bitkisel seviye vardır var olan tüm organik bitkisel madde. Alma arzusunun bu seviyesi durağan seviyeden çok daha büyüktür, boyut olarak daha büyüktür, hatta tek bir çiçekteki, tek bir bitkideki alma arzusu, evrendeki tüm durağan seviyenin alma arzusundan büyüktür. Alma arzusunun boyutundaki bu fazlalık sayesinde, büyüme yeteneğine sahiptir. Kendisi için neyin iyi ve neyin kötü olduğu konusunda ayırt edebilir ve çok kısıtlı bir büyüme şekli vardır, güneşe doğru ve topraktan belli maddeleri alarak vesaire. Basit bir hayat formudur.

Bunun üzerinde hayvansal seviye vardır. Hayvansal seviyedeki bir hayvanın, örneğin bir sineğin durağan ve bitkisel seviyelerinin toplamından fazla alma arzusu vardır. Bu sebepten dolayı kendi bireyselliği içerisinde gelişir; kendi iyiliğini arar ve sıhhati için iyi ve kötü olan şeyleri ayırt eder kişisel olarak.

Bunun üzerinde ise insan seviyesi vardır. Bu seviyedeki alma arzusu, altında bulunan tüm seviyelerin alma arzusundan büyüktür; tümünü kapsar. Bu seviyede “zihin” ve “kalp” dediğimiz bir şey vardır. Bu bileşenler sayesinde, hayvanlar gibi yalnızca şimdiki anı deneyimlemekle kalmayıp, zihin ve kalp ile şu an karşımızda bulunmayan şeyleri telafi eder. Bu, alma arzumuzu muazzam bir seviyeye ulaştırır. Bu seviye, altında bulunan tüm seviyeleri kapsar ve tümünü etkiler. Yani, insanın içsel hayatı, evrende bulunan her şeyin koşulunu belirler, çünkü tümü aslında insanın bir parçasıdır.

İnsanın alma arzusu maksimum seviyeye kadar geliştiğinde, bizim “konuşan” dediğimiz veya sizlerin “Kabalist” dediğiniz seviyeye ulaşır. Bu noktada apayrı bir düzen belirir ve bu dört seviye deneyimlenir veya en azından manevi boyutta deneyimlemek mümkün olur.

Burada biraz farklı bir düzen görürüz, çünkü sadece bir niteliğin miktarı değil, miktar ile nitelik arasında kıyaslama söz konusudur burada. Burada durağan, hayvansal seviyeler farklı isimlerle geçer ve bunları Kabalistik yazıtlarda görürsünüz.

Durağan seviyeye “saraylar” denir, bitkisel seviyeye ise “kıyafetler” denir, hayvansal seviyeye “melekler” denir ve konuşan seviyeye “ruhlar” denir. Ve tüm bunlar iki nitelikten oluşur: Alma arzusu ve ihsan etme arzusu. Diğer bir deyişle, kişi bir kere manevi seviyeye ulaştığında, kişi burada bulunan seviyelerde yükseldikçe, ihsan etme arzusunun sürekli arttığı bir işlemden geçer. Ve elbette, tüm bu seviyelerin üstünde bir diğer seviye vardır ve bu seviye tamamıyla saf ihsan etme arzusundan oluşur ve buna verilen isim “Yaradan”dır.

Bunlar çok gizemli terimlerdir ve eminim bunları Kabalistik yazıtlarda okumuşsunuzdur. Gelin, bu terimlerdeki gizemi ortadan kaldıralım; bunun anlamının ne olduğunu açıklayan Baal HaSulam’ın bir makalesine göz atalım. “Şamati” kitabından 115 No’lu makaleden okuyoruz. Bu şekilde açıklıyor:

Durağan, kendi otoritesi olmayan bir varlıktır. O tümüyle sahibinin kontrolü altındadır ve ev sahibinin tüm istek ve arzularını yerine getirmelidir.

Hatırlayın, içsel üst hayattan bahsediyoruz ve şunu anlamalıyız ki durağan manevi seviye, tıpkı fiziksel seviye gibi, kendisi üzerinde herhangi bir özgürlük veya güce sahip değildir, çünkü özgürlük ve manevi hayat, kendini kontrol edebilme ile başlar. Arzularını kontrol edemeyen kişi, manevi açıdan durağan sayılır.

Yaradan’a ulaşmak için çaba gösteren kişi, önünde sonunda öyle bir koşula gelir ki tabiatının üzerinde hiçbir gücünün olmadığını fark eder. Bu ise, egoizmini kontrol edebilmesi için Yaradan’dan talepte bulunmasına yol açar ve kişinin tabiatını oluşturan şey de egoizmin kendisidir.

Üst Kuvvet’ten kendisine güç vermesini ister, fakat bunu, bu dünyada istediği şeyi yapabilmesi için istemez; bu dünyadaki güçlü kişiler bu şekilde davranırlar. Onlar ağır basan tek bir arzuya kilitlenmişlerdir ve tüm yaptıkları bu arzuyu takip eder. Bu sebepten dolayı, bu tarz bir insan daha da büyük bir egoist olur. Tüm küçük arzuları, tek bir kuvvetli bencil arzuya hizmet eder, fakat manevi yol farklıdır.

Bu yolda, kişi öyle bir duruma gelir ki tüm arzularını Yaradan’ın isteğine bırakır ve esasen bunu yaparak özgür iradesini kullanmış olur ve aynı zamanda egoizmini kontrol etmiş olur. İstediği şey, Yaradan’ın niteliklerinin kendisine hükmetmesidir, fakat Yaradan zaten kendisine hükmetmektedir, onu zaten her şekilde kontrol etmektedir, fakat kişi yine de bu koşula kendi hür iradesi ile gelmek ister. Kendisi bilmek ve anlamak ister ve Yaradan’ın kendisi üzerindeki gücün tadını çıkarmak ister. Ayrıca Yaradan’ın tüm düşüncelerini ve arzularını kendi üzerine almak ister, tıpkı bir atın binicisinin tüm komutlarını kendi üzerine aldığı gibi. Yani manevi durağan seviyede, kişi Yaradan’ın kendisi ile yapacağı şeyler ile pek hemfikir olamaz, fakat öyle bir seviyeye ulaşmıştır ki efendisinin tüm arzularını yerine getirme ihtiyacını hisseder.

Baal HaSulam devam ediyor:

Yaradan, yaratılanı ilk yarattığı zaman kendi görkemi için yarattı ve şöyle yazar: “Benim ismimle anılan herkes ve yarattığım herkes benim görkemim için”, bu demektir ki O, yaratılanı kendi ihtiyacı için yarattı. Ev sahibinin duası yaratılanlarda mevcuttur. Bu, şu demektir ki tüm yaratılanlar, kendilerinden bir başkası için çalışamazlar.

Yaradan, tüm yaratılanları kendi iyiliği için yarattığından dolayı, kendi tabiatı yaratılanlarda da mevcuttur. Yani, yaratılan her varlık da aynı şekilde yaptığı her şeyi kendi iyiliği için yapar. Yaratılmış olan her şey aslında tek bir amaca hizmet etmektedir ve bu amaç, tüm bu ufak arzuları nihai ve en çok doyum veren arzuya getirmektir. Yaratılışın tüm seviyelerindeki arzunun gözlemlediğimiz bu denli büyümesini gözlemlememizin sebebi de budur. İnsan bunu hissetmeye ve anlamaya başlıyor ve Efendi’nin niteliklerinin kendi niteliklerinden tamamıyla farklı olduğunu ve bu konuda kendisinin yapabileceği bir şey olmadığını biliyor. Bu, durağan seviyedir kişinin bu konuda yapabileceği bir şey yoktur.

Baal HaSulam devam ediyor:

Bitkisel, az da olsa kendi otoritesine sahip olandır. Bazı şeyleri ev sahibinin fikrine karşı olarak yapabilir, demektir ki bazı şeyleri kendisi için değil ama özgecilce yapabilir. Bu, şimdiden ev sahibinin iradesinin tersinedir. Yani yaratılanların içinde olan kendileri için arzulamak hissine terstir.

Fiziksel dünyevi bitkilerde de gördüğümüz gibi yükseklik ve genişlik olarak büyümelerine rağmen tüm bitkilerin tek bir özelliği vardır. Bir başka deyişle, bir bitki diğer hiçbir bitkinin yetişme metoduna aykırı davranamaz ve tüm bitkilerin kurallarına uymak zorundadır ve kendi nesillerinin davranış zihnine aykırı hareket edemez.

Dolayısıyla kendilerine ait bir hayatları yoktur, ancak diğer tüm bitkilerin hayatlarının parçasıdır, demek ki tüm bitkiler tek bir çeşit hayata sahiplerdir. Tüm bitkiler tek bir canlı gibidirler ve tüm bitki çeşitleri bu varlığın organları gibidir.

Yani bütün bitkiler aynı şekilde varlar, sanki tümü aynı bitkinin parçalarıymış gibi belirlenmiş olan yılın belli zamanlarında büyümeye başlarlar, solarlar ve ölürler ve her şey önceden programlanmıştır ve hiçbir şey onların yaptıklarına bağlı değildir. Arzuları ne olursa olsun, gelişirler ve büyürler.

Baal HaSulam der ki:

Buna benzer olarak maneviyatta kendi arzularını aşabilecek gücü edinmiş insanlar vardır, bunu içinde bulundukları çevre dâhilinde bir dereceye kadar yapabilirler. İçinde yaşadıkları çevrenin tersine davranamazlar ama istemek arzusuna ters davranabilirler. Bu demektir ki zaten özgecil bir yapı içerisinde işlemektedirler.

Yani durum maneviyatta da aynıdır. Alma arzularının üstesinden gelmek için gücü çok az olan kişiler, tamamıyla toplumlarının kölesi durumundadırlar. Bunun etkisini anlayamazlar ve bunun dışında çalışamazlar, fakat alma arzularına içsel olarak karşı çıkmaya çalışırlar, yani ihsan etme arzusu ile çalışmaya başlamışlardır ve bu kişiler içsel olarak özgürdürler, fakat tamamıyla toplumlarına bağımlıdırlar, tıpkı bitkilerin bitkisel seviyelerdeki gibi.

Biktisel seviyede özgür bir arzu kısmen tezahür eder. Efendisinin arzusuna karşı çıkabilir. “Efendisinin arzusu” derken, burada alma arzusunun emirlerini, egonun hükümdarlığını kasteder. Bu kişiler kısmen egonun kendisine söylediklerine karşı çalışabilir, çünkü bu seviyedeki bir aracı edinmişlerdir, bir perde edinmişlerdir ve artık arzular ile çalışabilirler. Arzularla çalışma şekilleri ise şöyledir: Kişi Efendi’nin arzusuna, yani kendi tabiatına karşı çıkar. Yaradan’ın kendisine vermiş olduğu tabiattır bu; yani egoizmi.

Bu noktada, tabiatının doğrudan Yaradan’dan geldiğini algılar, fakat bu sefer de kendi içsel niteliği ile hemfikir değildir ve bu niteliğini zıt bir tutum ile etkilemek ister. Yani, bitkisel seviyedeki kişi, sadece kendisi için davranmaktan öte, artık verebilmektedir. Bu ise, Efendi’nin arzusu ile ters düşmektedir.

Bu alma arzusu bizlere yaratıldığımız zaman verildi. Yani bir yandan Yaradan içimize arzu yerleştirdi ve bizleri doldurmak istiyor, diğer yandan ise, kendi niteliği olan ihsan etme niteliğini edinmemizi istiyor. Yani, bu arzuların ikisi de Yaradan’a ait.

Her ne kadar egoist arzuya daldırılmış durumda olsak da, aynı zamanda Yaradan’ın esas arzusuna dâhilizdir. Diğer taraftan, sonunda ihsan etme arzusunu edindiğimizde, halen Yaradan’ın arzusunun içerisinde kalırız. Bunun sebebi, Yaradan’ın arzusundan, O’nun üzerimizdeki gücünden başka bir şeyin olmamasıdır. “O’ndan başkası yok” sözlerinin anlamı budur. Fakat kişi, hangi kuvvete kendini bırakacağını ve Yaradan’ın arzusunun hangi tarafının kendisini etkileyeceğini seçebilir. İkisinden birini seçebilir. O zaman neden bu arzularının ikisini de aynı şekilde hissetmiyoruz?

Üst realitede, manevi dünyaya girip yükselmeye başladığımızda, orta çizgide yükseliriz. Yani bu iki seçim (ister egoizmin, ister özgeciliğin gücü altında olsun) tarafımızdan eşdeğer olarak algılanır. Bu koşula verilen isim ise “Klipat Noga”dır ve ihsan etme ile alma arasındadır. Kişi bu nötr koşula ulaştığında, kendi seçimlerini yapma konusunda özgür olur ve “özgürlük” dediğimiz şey de budur.

Baal HaSulam devam ediyor:

HAYVAN: Görüyoruz ki her hayvan kendine has bir karaktere sahip; belli bir çevrenin sınırlarıyla kısıtlı değil ve her biri kendi karakterine ve duyarlılığına sahip. Kesinlikle ev sahibinin arzusuna ters davranabilirler, demektir ki özgecil olarak davranabilirler ve içinde bulundukları çevre ile sınırlı değildirler, kendi hayatları ile sınırlıdırlar. Canlılıkları arkadaşlarının hayatlarına bağlı değildir.

Yaratılmış olan her hayvanın kendine has özellikleri vardır. Çevresinin kölesi değildir, kendi nitelikleri ve duyguları vardır. Fiziksel dünyada, her hayvanın serbestçe ve diğerlerinden bağımsız olarak hareket edebildiğini, fakat yine de kendi türlerine has olan kanunların dışına çıkmadıklarını gözlemleriz. Hayvanların nefes aldıklarını ve yılın belirli zamanlarında kış uykusuna yattıklarını görürüz. Tıpkı bunun gibi, manevi dünyada hayvan seviyesindekilerin de kendilerine has duyguları ve nitelikleri vardır. Artık toplumun kölesi değildir ve efendisinin arzusuna (alma arzusuna) karşı gitmek için bitkisel seviyeden daha büyük ölçüde özgürlüğü vardır.

Kendi ortamını yaratabilir. Doğal, egoist toplumuna halen kısmen ihtiyacı vardır, ama ona tamamen bağımlı değildir. Kendi mevcudiyetlerinden daha fazlasını hissedemezler. Bir başka deyişle bir başka varlığı hissedebilme duyusu yoktur ve doğal olarak başkasına bakamaz.

Hayvan seviyesi, yüksek derecede özgürlüğe sahiptir, fakat önemli bir şeyi eksiktir, yalnızca kendini hissedebilmektedir. “Şimdide olmak” kelimelerinin anlamı budur. Diğerlerini hissetmez ve birbiri ile bağlantılı olan seviyeler, en üst seviyelerdir.

Baal HaSulam, konuşan seviyeyi ise şöyle tarif ediyor:

Konuşanın faziletleri vardır: 1. O ev sahibinin arzusuna karşı hareket eder. 2. Büyüyen varlıklar gibi kendi neslinin içinde bulunmak zorunluluğu yoktur, demektir ki O toplumdan özgür davranabilir. 3. Ayriyeten O başkalarını hissedebilir, başkalarına karşı sorumluluk edinebilir ve tüm toplumu tamamlayabilir ve özlemini çekebilir.

Ayrıca tüm toplumun avunmasıyla mutluluk duyabilir ve hem geçmişten hem de gelecekten bu hisleri edinebilir. Hayvanlar ise sadece bu anı ve kendi varlıklarını hissederler.

Diğer bir deyişle:

1)         Efendisinin arzusuna tamamen karşı çıkabilir, almaktan ziyade ihsan edebilir.

2)         Bitkilerden farklı olarak başka kişilere bağımlı değildir. Yani, kendi çevresinin onu doldurmasına bağımlı değildir.

3)         Diğerlerini hisseder ve böylelikle onlara bakabilir ve ihtiyaçlarını karşılayabilir. İhsan etmek budur. Yaradan’ın yaptığını yapabilme kabiliyetine sahiptir. Toplum ile içerisinde bulunduğu ilişki, olgun bir kişininkidir. Bir toplum yaratabilir ve bu toplumun içerisinde tamamen efendiye zıt biçimde davranabilir ve böylelikle tamamen özgecil bir toplum oluşturabilir.

Egoist niteliklerini sıfırlamaya başladığında, kendisini artan bir şekilde seçtiği toplum ile bağ içerisinde bulur. Kendisi ve bütün arasında daha gerçek bir niteliğin var olduğunu keşfeder. Bu, mutlak sevginin seviyesidir, İnsan’ın Yaradan ile eşit duruma geldiği seviyedir. Toplumun ızdırabını paylaşabilir, yani onların arzularını, boş kaplarını edinir. Ayrıca hazlarını da paylaşır, yani artık, bütün toplumun hissedebileceği biçimde, onların ihtiyaçlarını kendi içinde haz ile doldurur. Bunu yaparaktan, insan ruhunun köküne yükselir ve tüm diğer ruhları kendinde barındırır. Kolektif ruh olan Âdem gibi olur ve tüm diğer ruhları ıslah eder. Diğerleri bu ıslahı henüz hissetmezler, fakat bu seviyedeki kişi, diğerlerinde bulunan kendi parçasını ıslah eder. Ve diğerlerini kendisine ıslah olmuş kendi parçası olarak dâhil ederek, kendi şahsi son ıslahına ulaşabilir. Artık hem geçmişten hem de gelecekten alabilir ve buna kıyasla manevi hayvan seviyesindeki kişi, kendini sadece şimdide hissedebilir.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
21 - 0,285