e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ
Ana Sayfa > Kabala Video Klipleri > Kabala'nın İfşası > Kabala’nın İfşası – Ders 7 – O’ndan Başkası Yok 1. Bölüm

Kabala’nın İfşası – Ders 7 – O’ndan Başkası Yok 1. Bölüm

25 MB   –   22 Dakika

Video olarak indir –   PDF olarak indir

Bu derste Kabalistik bir makaleyi yakından inceleyeceğiz, hatta buna bir kaç ders önce bakmıştık ama bu derste biraz daha detaylı bakacağız. Bu makalenin adı O’ndan Başkası Yok. Bu makale Şamati (Duydum) adlı kitaptan geliyor. Bu makaleler Baal HaSulam’ın öğrencilerine konuşmalarının oğlu ve öğrencisi olan Rabaş tarafından kâğıda alınmasıyla bir araya getirilmiş ve Rabaş bu yazıları yanında bir kitapçık/not defteri olarak bulundururmuş. Babasından kendisine kalan bu öneri ve yol gösteren öğütleri sürekli açıp okuduğu bazı kitaplarla birlikte kendisine çok yakın tutarmış.

Kabalist Michael Laitman, benim ve Bney Baruh’un hocasıdır ve Rabaş’ın öğrencisi ve kişisel asistanıydı. Rabaş’ın tüm işleriyle ilgilenir ve Rabaş’ın birebir direkt öğrencisiydi. Rabaş’ın hayatının son anlarına kadar Dr. Laitman onunla beraberdi. Hastanede onun başından ayrılmadı ve bu süreci hep onun yanında geçirdi. Rabaş ile çalışırken Rabaş kendisine diğer öğrencilere öğretmediği birçok makale ve yazılar öğretmiş ve Kabalist Dr. Laitman bu not defterinin varlığından haberdarmış ve bu defterden ara ara öğrenirmiş. Çok değerli bir deftermiş.

Rabaş vefat ederken, bu defteri Dr. Laitman’a vermiş. Laitman da defteri kitap olarak yayınladı ve kişinin iç çalışmasıyla ilgili çok güzel makaleler içermektedir. Kabala’da çalışmanın çoğu tekniktir – On Sefirot’un Çalışılması (Talmud Eser Sefirot), Hayat Ağacı ve Zohar, hepsinde yaratılışın teknik olarak açıklanması ve bölümlere göre iç çalışmanın bazı noktaları mevcuttur. Ancak bu not defteri özellikle öğrencinin içsel halini tanımlayabilmesi ve bu içsel halden anlatılan teknik materyalle ilişkilendirilmesi kişinin manevi çalışmasını bütünleştirir. Realitenin en yüksek seviyelerindeki düşünceleri içerir.

Bu spesifik makalenin adı, O’ndan Başkası Yok, Kabala metodolojisinin tümünü içinde barındırmaktadır. Bu makalede olup da kişinin manevi çalışmasında dikkate almaması ve hesaba katmaması veya atlayabileceği hiç bir husus yoktur. Rabaş, Dr. Laitman’a bu makaleyi yüzlerce kere okursan iyi olur demiş. Bugün eğer vaktimiz yeterse bir kere okuyacağız. Okurken, tek yaptığımız şey Üst Işığı çekmek ve yazarın hisleri ve düşüncesiyle bağ kurmaya çalışmak.

O’ndan Başkası Yok

Şöyle yazar “O’ndan Başkası Yok,” bu evrende O’na karşı bir şey yapabilecek başka hiç bir gücün olmadığı demektir. Ancak insan dünyadaki her şeyi O’nun yönettiği gerçeğini inkâr eden şeyler görür, bu O öyle istediği içindir.

Başka bir deyişle, işleyen sadece bir güç vardır, realiteyi yöneten sadece O’dur. O’ndan başka bir otorite yoktur, yaratılışta olan her şey sadece O’nun vasıtasıyla olur ancak biz dünyada sanki çelişen ve karşı bir güç varmış gibi görürüz, bu özellikle bize böyle gelir ve bu görüşümüz aslında iyiliğimiz içindir. Bunun oturtulması anlaşılması ve realiteyi algılamaya dahil edilmesi gerekir.

Ve bir ıslah kabul edilir, “sol iter ve sağ yakınlaştırır,” yani solun ittiği şey ıslah olarak kabul edilir. Bu, şu demektir: Baştan kişiyi doğru yoldan çıkaracak şeyler vardır ve kişiyi Yaradan’dan uzaklaştırır.

Yaradan’ın gizliliği fiziksel bir gizlilik değildir. Belki O’nun orada olmadığını hissediyoruz, belki de “O’na inanıyorum” – ancak bunun kanıtı Yaradan’ı önümüzde görmediğimiz için burada ya da belki değil gibi düşünceler içinde oluyoruz ve bu bilinen bir koşul. Elbette fiziksel bir kanıt ve realiteden bahsetmiyoruz. Yaradan’ın gizliliği sadece fiziksel duyularımızdan değil ama aynı zamanda içsel hislerimizden de gizli, bağımız olduğu hissi yok ve o zaman kişi tereddütte kalıyor ve iticilik söz konusu oluyor işte gizlilik yani hissedemememiz/ algılayamamamız bu. Bir taraftan da böyle olamayacağı ve belki bir güç olmalı hissindeyiz. Hislerimizdeki tereddüt ve kuşku bu gizli olma (algılanamama) ve herhangi bir şeyin arkasında Yaradan’ın herhangi bir takdiri olabileceği hissini saklamaktadır. Yaradan’ın gizliliği aslında O’nun bizleri yetiştirme ve kendisine getirme metodudur.

Bu demektir ki baştan dünyada kişiyi doğru yoldan çıkartmak ve Yaradan’dan uzaklaştırmak için şeyler vardır. Yaradan’ın tasarımı, gizliliği ve Yaradan’ı algılamaya yönelik arzunun gelişiminin planı bu şekildedir. Ve uzaklaştırılmaların nedeni kişinin Yaradan’ın yardımı için tam bir arzuya gelmesi içindir, zira görür ki aksi takdirde tümüyle kaybolmuştur.

Bu durum aslında Kabala’da dua olarak tanımlanır. Bir Kabaliste göre dua ağızdan çıkan laf değildir. Kelimelerin tekrarlanması veya bir dua kitabından okunması değildir. Kişinin içinde tam bir ihtiyaç hissidir. Kişinin içinde oluşan ve başka hiç bir cevabın tatmin edemeyeceği bir arzudur. Yaradan’ın gizliliği ve sağ ve soldan kasten yaptıkları özellikle Yaradan’a yakınlaşmak için bir arzu yaratır. Bu durum kuşkuların ve doğamızda var olan bu şüphelerin üzerine çıkabilmemiz içindir. Bu işin amacı da zaten budur. Arzunun bu şekilde gelişimine aynı zamanda “ıslah” denir. Peki, olanlar nedir? Bu amaç kişi için ne sağlamaktadır?

Manevi çalışmada sadece ilerlemediğini ama gerilediğini de görür ve Yaradan’ın rızası için olmasa dahi çalışmada ilerleyecek gücü kendisinde bulamaz.

Biliyoruz ki amaç Yaradan gibi olmak, Yaradan’a niyetimizde içsel bir benzerlik (form eşitliği) sağlamak ki bu durum kendimize hiç bir menfaat beklemeden sadece ihsan etmek olsun, bu saf mutlak özgecil hale “Lişma” (O’nun adına) denir. Bu duruma kişi yakınlaşamamakta henüz ve kişinin ihtiyacını geliştiren his bu çalışmayı Yaradan’ın rızası için değil ama kendisi için bile yapmadığını görmesidir. Kişinin itilişi ve tereddüdü bu gelişim sürecinde o kadar büyümüştür ki bu bir sağ elin bir sol elin arka arkaya kişi üzerindeki etkisidir.

Bu kişiye olduğu zaman kişide bir hata olduğu için değildir, gelişim mekanizması/sistemi/süreci bu şekilde inşa edilmiştir. Sadece tüm engelleri mantık ötesi aşarak manevi çalışmasında devam edebilir. Kişi için inşa edilen durum budur – yani kişi bir şüpheyi aşıp da tatminliğe ve kendisini daha yakın hissedip haz almaz. Bu iki karışım her zaman gizlilik ve gizlilik hissi yaratır ve kişinin manevi çalışmasında ilerleyebilmesi, yani Yaradan gibi olabilmesi O’na yakınlaşıp bağ kurabilmesi bulunduğu seviyenin üzerinde olduğu için mantık ötesi denir.

Ancak kişi her zaman mantık ötesi gidecek güce sahip değildir ve Allah korusun Yaradan’ın yolundan sapmaya zorlanabilir ve hatta çalışmayı kendisi için bile yapmaktan vazgeçebilir. Ve kişi her zaman kırıklığı bütünlükten daha fazla hisseder, şöyle ki, düşüşler yükselişlerden çok daha fazladır ve bu düşüşlerin sonunu görememektedir ve sonsuza dek edinemeyecek gibidir ve görür ki en ufak şeyi bile mantık ötesi aşmadan yapamamaktadır, ancak her zaman aşamamaktadır. Peki, tüm bunların sonu nereye varacak?

Gizliliğin koşulu ve kişinin içinde körüklediği ihtiyaç hissi derecesi bu. Son derece uç bir ifade haline gelir. Şöyle ki: Kişi bunu ne kadar isterse, gerçekten çok arzularsa kişi o kadar itildiğini (uzaklaştırıldığını) hisseder. Bu davranış şekli ebeveyn ve çocuk ilişkisinde de vardır, zira çocuklar büyüdükçe onlara daha geniş sorumluluk ve hareket alanı ve özgürlük verilir ve bu durum aslında gelişim dönemlerinde kafa karışıklılığına neden olur ve aslında ebeveynin kasıtlı olarak kendisini uzaklaştırması çocuğun gelişimine yönelik sevgiyle yapılan bir davranıştır.

Peki, sonunda ne olacak? Bu iş nasıl mümkün olacak? Sonunda kişi bir sonuca gelir.Bu, kendisine Yaradan’dan başka kimsenin yardım edemeyeceğidir. Bu durumda kişi kalbinin derinliğinden samimi bir talep yükseltir ki Yaradan kişinin gözlerini ve kalbini açsın ve Yaradan’la sonsuz bütünleşmeye doğru yakınlaştırsın.

Sonunda olan şey bu. Kişinin içinde gerçek bir dua oluşur. Kişi Yaradan’ı kandıramaz; bir şey söyleyip de başka bir şey arzulayamazsınız. İşte Yaradan özellikle bu tür bir duaya hemen cevap verir çünkü tüm realite ve gelişim sağlayan güç bu koşullara karşılık verir. Yani yaratılan varlığın içinde bir şey olmalı ki daha yüksek bir seviyenin etkisini fırsat versin ve bu fırsat sadece derin bir ihtiyacın sonucu olabilir.

Dolayısıyla, kişinin yaşadığı tüm itiliş ve uzaklaştırılmalar Yaradan’dan gelmektedir

Bu demektir ki kişinin itilme ve uzaklaştırılmaları kendisinin suçlu ve bunları aşacak kapasitesi olmadığından değildir, itiliş ve uzaklaştırılmalar gerçekten Yaradan’a yakınlaşmak isteyen kişilere verilir. Kişinin aza tamah olmaması ve küçük bir çocuk gibi kalmaması için ve “Yaptıklarımla Allah’a şükür zaten dini vecibelerimi de yapıyorum daha ne yapabilirim ki?” dememesi içindir.

Yaradan’ın kişiyi uzaklaştırması, geri itmesi özellikle verilen bir koşuldur ki kişi bir yerde saplanıp kalmasın örneğin bir his içerisinde, bir nosyonda veya bir inançta yani realitede bir çocuk gibi kalmasın, “Nasıl olsa Yaradan var ve her işte bir hayır vardır ben de O’ndan bir şeyler istersem belki bana yaklaşımını değiştirir ve bana iyi davranır ve bu kötü durum geçer” gibi.

Bir çocuk da ebeveynlerine yaklaşımında böyledir ve durumu bu şekilde kontrol altına almaya çalışır, ama bir çocuk anne babasının ona olan sevgilerinin kalitesini etkilemek ve arttırmak için ne yapabilir? Fiziksel dünyamızda bile bir anne veya babanın çocuklarına olan sevgisi çocuğu tümüyle sarar. Dolayısıyla değişen bir şey yoktur o sevgi de, sabittir. Bizim de çocuk gibi kalmamamız için bu yakınlaştırma ve uzaklaştırma eylemleri bizleri manen yetişkine çevirmek içindir. Ve kişinin sadece gerçek bir arzusu var ise Yukarıdan yardım görür.

Koşul bu. Sadece kişinin gerçek bir arzusu var ise elbette Yukarıdan yardım görür. Yaradan’ın kişiye yaklaşımı değiştiğinden değil, kişinin Yaradan’a olan ihtiyacı değiştiği için. Arzu bir alıcıdır bir kap (Kli) ve bu kabın içinde Yaradan ifşa olur. Bu bir kanundur. Gerçekleşir. Dolayısıyla duaya cevap tümüyle kişinin içindeki değişime bağlıdır.

Kişiye de sürekli içinde bulunduğu her anda hataları ifşa olur; yani kişinin çabasına karşı düşünce ve görüşler gönderilir. Bu, kişiye Yaradan’la bir olmadığını göstermek içindir.

Başka bir deyişle, bu itiş, kuşku ve uzaklaştırılma hissi kişiye ait değildir. Manen yetişkin olma yolunda giden bir kişiye Yaradan’ın verdiği durumlardır. Özellikle de gizlilik O’ndan gelir, burada kişinin geçmişten aldığı tecrübeyle de ne olursa olsun kuşkularına karşı giderek ilerlemelidir. Her şeyi amaca yönelik bir araya getirmelidir. Bunun nedeni kişinin şu an içinde bulunduğu koşulu görmesi ve bunu mantık ötesi aşabilmesi içindir ve böylelikle bir sonraki adımında nerede olması gerektiğine dair ilerleyebilsin ki olduğu yerde takılı kalmasın ve “Yaradan’la şimdi bütünlük içindeyim, her şey yolunda, her şeyi biliyorum ve belli bir seviye edindim” demesin. Zira Yaradan yarattığı varlığın tümüyle Işıkla bağ kurmasını istiyor. Bu yüzden bir sonraki seviyeye ne kadar benzemediğimizi görmeliyiz ki tekrar bu ihtiyacı ilerlemek için inşa edebilelim.

Kişi aşabildiği kadar, kendisini Yaradan’la birlik içinde görenlerle kendisini kıyasladığı zaman kendisinin Yaradan’dan çok daha uzak olduğunu görür. Ve kişinin her zaman şikâyet ve talepleri vardır ve bir türlü Yaradan’ın kendisine yaklaşımını ve davranışını haklı görememektedir. Kişi Yaradan’la bir olmadığı için de hüzünlüdür ta ki Yaradan ile hiç bir bağ olmadığını hissedene kadar.

Kişi durumunun değiştiğini görür. Etrafındaki kişilerin tatmin olduğu şeylere kendisinin tamah olamadığını görür. Kişi tam bir hazırlık noktasına gelir yani tam çaresizlik ve tam kuşku. Olan şeylerden biri budur ve bu kişi için bir hazırlıktır. Bu çaresizlik kişinin manevi amacına yöneliktir, önemi olmayan dünyevi koşul ve haline yönelik değil. Yaradan’la bütünleşmek olan niyetine göre kişi görür ki bu tümüyle kapasitesinin ötesinde. Yani yaratılışı ve doğası, yaptıkları ve aklının işleyişi tümüyle almaya odaklı ve bu durumda asla amacına ulaşamaz.

Bazen kişi Yukarıdan uyandırılsa da -ki bu da kişiyi anlık olarak canlandırır- sonra kişi yine kara bir deliğe düşer. Ancak bu durum kişinin kendisine sadece Yaradan’ın yardımcı olup yakınlaştırabileceğini fark ettirir.

Kişinin aydınlanması bile işi tamamlamasına yetmez. Öyle bir noktaya gelmeli ki Yaradan’a mutlak bir ihtiyaç olması lazım, sadece Işık için bir gereksinim. Kişi çalışması sonucu kendi çabasıyla bir şeyleri başarabilir nosyonundan tümüyle kopma noktasına gelmelidir. Kişinin yaptığı herhangi bir şey yeterli olmaz sadece arzuyu büyütmesi her şeyi değiştirebilir.

Kişi her zaman Yaradan’a tutunmaya çalışmalıdır yani tüm düşünceleri Onunla ilgili olmalıdır. Yani en kötü halde olsa bile, içinde bulunduğu düşüşten daha büyük bir düşüş olmasa bile kişi O’nun alanından çıkmamalı ve kendisinin Yaradan’a tutunmasında başka herhangi bir gücün olduğunu ve kendisine iyi ya da zarar getirebilecek başka hiç bir şeyin olabileceğini düşünmemelidir.

Kuşkunun maddesi de budur – olanların başka bir nedeni varmış gibi düşünmesi – ben ya da dünyada olanlar ya da çevremdeki faktörler beni engelliyor gibi düşünceler yani sanki Yaradan’dan başka bir şey varmış gibi düşüncede olmak.

Kişi Öteki Taraf denilen Sitra Ahra’nın (kötü taraf – kabuklar) kendisine Yaradan’ın yolunda ilerlemekte engel olduğuna inanmamalı, her şeyin sadece Yaradan’dan geldiğine inanmalıdır. Baal Şem Tov şöyle dedi: “Her kim dünyada başka bir gücün (kabuklar – Sitra Ahra) olduğunu söylerse o kişi diğer tanrılara hizmet ediyor demektir,” esas günah bunu düşünmek değil böyle bir şeyin var olduğunu düşünmektir.

Şöyle ki: Kişinin amacı bırakması, kendisini yoldan çıkaran başka bir şey olduğuna inanması, karar verirken sadece bir güç olmadığı her şeyin Yaradan olmadığı düşüncesi günah olan şeydir. Dahası, her kim insanın kendi otoritesi var diyorsa, yani dün ben kendim Yaradan’ın yolunda gitmek istemiyordum derse bu da dalalet içinde olmaktır. Yani sadece Yaradan’ın dünyayı yönettiğine inanmamaktadır.

Sahip olduğumuz tüm düşünceler, tüm hislerimiz ve bunlara göre yaptığımız tüm seçimler Yaradan’la form eşitliğine gelene kadar, maneviyatı hissedene kadar bunların hepsi içimize yerleştiriliyor. Bunların hepsi Yaradan’ın yaptığı şeyler. İnsanın bunda hiç bir otoritesi yoktur. Sadece arzusunda, kabını büyütmede ve ışığa olan ihtiyaçta, bu gerçek duada insanın eylemi var ve yükselmesi için bir gerekliliktir.

Bir sonraki derste bu makaleye devam edeceğiz. Tekrar görüşmek üzere.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
16 - 0,271