e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Kral ve Çoban

“Uzun yıllar önce dünyanın doğu kıyılarının birinde bir kral yaşarmış. Bu kral hiçbir şeyle mutlu olamaz, bunun çaresini arar dururmuş. Bu yüzden dünyada ne kadar bilge kişi varsa, hepsini sarayına davet etmiş ama hiçbir bilge de ona mutluluğun anahtarını verememiş.

Bir gün kralın adına ülkede bir eğlence düzenlenmiş, buna herkes davet edilmiş. O günlerde uzak diyarların birinden bir çoban, arkadaşını görmek için kralın ülkesine gelmiş, düzenlenen bu eğlenceye katılmış.

Kral, herkesin eğlenmek için toplandığı meydanda, söz almak için kürsüye çıkmış. Gülümsemeyen bir yüzle halkına şöyle seslenmiş: “Bu eğlence ben mutlu olabilirim umuduyla düzenlendi ama daha o başlamadan içimi büyük bir sıkıntı kapladı. Üzülüyorum halkım, sizleri bile gülerken görüyorum ama mutsuzluktan ben tebessüm dahi edemiyorum. Çarem yok… Siz eğlenir gülerken; belki sizin mutluluğunuz bana da geçer ve düzelirim…” Kral kürsüden inmiş. Adamlarıyla beraber karanlıkta kalan bir köşeye sinip eğlenen halkı izlemeye koyulmuş.

Konuşmayı dinleyen çoban, kralın bu halinden etkilenmiş, onu belki mutlu edeceğini düşünerek yanına yaklaşmak istemiş. Fakat kralın adamları yabancı olduğu için çobanı, kralın yanına sokmamışlar. Çoban bu duruma üzülmüş, bir çare aramış, aklına arkadaşı gelmiş. Ülkede yaşayan arkadaşına, kendisinin mutluluğun sırrını bildiğini, bunu krala iletmesini söylemiş. Çobanın arkadaşı, kralın yanına kolayca ulaşıp mesajı krala iletmiş. Mutlu olacağı konusunda gün geçtikçe ümidini yitiren kral, bir çare olur düşüncesiyle çobanı huzuruna çağırtmış.

Çoban kralın huzuruna çıktığında biraz çekingen durmuş. Kral, ona bildiklerini söylemesini istemiş. Çoban pek bir şey diyemeden öylece çekingen duruyormuş, kral da sitem ederek, “Susmak için mi çağırttın kendini buraya,“ demiş ve onu götürmeleri için muhafızlara seslenmiş. Bu sırada, çoban “Durun” demiş. ”Sadece bir şeyi göstermek için böyle çekingen ve suskun kaldım” yanıtını vermiş. Kral, onda bir bilgelik sezerek çağırdığı muhafızlara durmalarını emretmiş.

Çoban devam etmiş: “Ben az önce sizden korktuğum için çekingendim ve hiç konuşamadım” demiş. Kral, çobanın konuşmasının devamını merak ederek, “Eee…” demiş; “Korkan kişi rahat olamaz,” demiş genç çoban. “Mutluluğun olduğu yerde ise rahatlık vardır,” diye devam etmiş, “Siz eğer mutlu değilseniz, rahat biri de değilsiniz,” demiş. Kral gencin bu tespiti karşısında şaşırıp kalmış, çünkü kral gerçekten sıkıntıdan ve gerginlikten yakasını bir türlü kurtaramıyormuş.

Çoban: “Güzel bir ülkeyi yönetiyorsunuz ama halkınız sefil durumda; onların halini, adınıza düzenlediğiniz eğlenceler dışında hiç sordunuz mu?” demiş. Kral, “Ben halkımı düşünürüm,” deyivermiş, ardında da: ”Benim işime karışmak sana düşmez,” demiş.

Genç çoban: “Ben kimsenin işine karışmıyorum” cevabını vermiş. ”Eğer sürekli kendinizi düşünürseniz, başkalarını düşünmezseniz mutlu olamazsınız,” demiş. Kral genç çobanın bu konuşması karsısında da şaşıran Kral demiş ki: “Ne yapacağım yani, sarayımdaki mülkleri, tüm malımı halka mı bağışlayacağım?” “Hayır” demiş çoban, “Mal varlığınızın yüzde onunu halka dağıtsanız, bunu Yaradan için yapsanız yeter.”

Kral bakışlarını çobana doğru dikmiş. “Tanrı için mi? Ben Tanrı için neden vereyim, o zaten zengin değil mi?” demiş. Çoban da: “Zengin kişi, kendini tanıyabilen olursa zenginliğin tadını çıkarabilir,” demiş. “Diyelim ki bir kişi zengin olsun ama çölde tek başına yaşasın, yanında kimse olmasın, o kişi zenginliğinden haz alabilir mi?” demiş; “Ya da siz kral olun ama yanınızda kral olduğunuzu söyleyecek kimse olmasa, kral olmaktan haz alır mısınız?” demiş.

Kral, çobanın hazırcevaplığı karsısında şaşırıp kalmış. “Peki, ne dersin bilge çoban? Ne yapmalıyım ki, mutluluğun kapısı bana açılsın?” diye sormuş. Çoban: “Sen bir kralsın, güçlü birisin ama sonuçta insansın. İnsan olduğunu bildiğinde; Yaradan’ı bilmek için ilk adımı atarsın. İnsan ne yapar bu dünyada, Yaradan’ı arar. Her zevk geçicidir ama her zevkin kaynağının Yaradan olduğunu bilirsen her zevk kalıcıdır, görünendeki şey sadece yanılgıdır, eğer içtekini yani Yaradan’ı görmeye başlarsan yanılgıdan kurtulursun. Sen verici ol ki alasın, almadan nasıl veresin?” diye yanıtlamış çoban.

Çoban devam etmiş: “İnsan görünüşte değil, gerçekten insan olduğunu idrak etmek istiyorsa; Yaradan’ın kendisi de dâhil her şeyi yaratan üst bir güç olduğunu anlamalı. Ardından onun ihsan eden yani lütfeden olduğunu anlamalı ve tüm hayat serüveninin kendisinin bu seviyeye gelmek ihsan edici olabilmek olduğunu anlamalı…”

Kral dedi ki: “Peki, ben ihsan edici oldum diyelim; mutlu olabilecek miyim?” Çoban: “Sen ihsan etmek istedikçe mutluluğun kapısı sana açılacak fakat tamamen açmak için iki eksiğin var: Biri grup, diğeri de insan sevgisi.” Yanıtını verdi.

Kral: “İhsan etmek, grup, insan sevgisi. Bu üçünün toplamı mı, beni mutlu edecek yani?” dedi. Çoban: “Yaradan’ı unuttun,” diyerek gülümsedi. Kral: “Yaradan, İhsan etmek, Grup, İnsan sevgisi… Bu dördü mü beni mutlu edecek yani?” diyerek biraz küçümser bir tavır takındı. Çoban bunun üzerine şöyle konuştu: “İnsan Yaradan için dünyadadır ama bunu bilmez kendi için yaşar. Fakat o kendisi tayin ediyor sansa da, aslında her şeyi tayin eden Yaradan’dır. Yaradan kendisini, sadece O’na ulaşmayı amaç edinmiş insanlar içinde ortaya çıkarır. Kişi mutlu olmak istiyorsa eğer; mutluluğun kaynağı olan Yaradan’la bütünleşmeyi amaç edinmiş bir çevrenin içinde yer almalı, aynı Yaradan gibi ihsan edici olmayı, O’na benzemeyi istemeli. İnsan bu konuda samimi ise Yaradan ona yardım eder ve kişi aradığı mutluluğu sonunda bulur. O kişi bu dünyada kral olmuş ya da muhafız fark etmez…”

Kral çobanın bu akıcı konuşması karşısında büyülendi. “Yani” diyerek söze başladı kral: “Kral olmamın mutlu olmamla pek ilgisi yokmuş o zaman. Ben ‘ne kadar alabilirim, ne kazanabilirim’ diye bakıyordum; hatta komşu ülkeye saldırıp oranın da kralı olunca mutlu olacağımı düşünüyordum hatta dünyanın kralı olmanın çok büyük mutluluk olduğunu sanırdım, öyle düşünürdüm ama değilmiş demek ki…” Çobana döndü ve : “Senin anlattığın bu mütevazı şeyler doğru,” dedi. Kral, çobandan etkilenmişti.

Konuşmalar bitince çoban, kralın huzurundan ayrıldı. Kral çobana mutluluk bilgisini kendisine verdiği için bir at hediye etti. Çoban bu hediyeyi alarak ülkesine döndü. Kral da çobanla tanıştığı günü tüm ülkede mutluluk günü ilan etti. Herkes o gün, Kral’ı mutlu eden bilgiyi yabancılarla paylaşacaktı.”

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
20 - 0,286