e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

26. Mektup

1927, Londra

Ruh eşime, mumu sonsuza kadar yansın,

Aralık ayının beşinde yazdığın son mektubunu aldım, mektuplarımın azlığına şaşırmanla ilgili olarak sana diyebilirim ki, pek çok sıkıntım var ve bu nedenle Yaradan’ın beni görmesi için dua ediyorum.

Ona yazdığım mektupta “Ev sahibi keser, misafir şükreder” sözünü anlamadığını yazan dostumuzla ilgili yorum yapmamana şaşırdım. Zamanın yıkıcı etkisine bağlı olarak Tora’nın ve Mitzvot’un yüküne layık olmaya özlem duymaktan yorgun düşmüşsün gibi görünüyor.

Bu kadar uzaktan sana ne diyebilirim ki, sesimi ve sözlerimi duymadan, sadece yaşam ruhu onlara üflenene kadar sana kuru ve yavan gelen mektuplarıma bakıyorsun. Yaşam ruhu çaba gerektirir ve sana göre çaba da zaman ister.

Şöyle yazılmıştır, “Altın bir çan ve nar, cüppenin kenarlarında asılı…o kutsal bir yere girdiğinde onların sesi duyulur.”

Ephod (cüppe) kelimesi, Ei Po Delet (kapı nerede) kelimelerinden gelir çünkü Delet (kapı) kapalıyken, açıklığın olduğu yerde durur. Maddesellikte kapıyı, açıklığı gördüğün gibi görürsün. Oysa maneviyatta sadece açıklığı görürsün. Fakat açıklığı bütün ve saf bir inanç olmadan göremezsin. Sonra kapıyı görürsün ve o anda kapı açılır çünkü O birdir ve O’nun adı “Birdir.”

Bu güce, atalarımızın sözlerine önemsemeye “inanç” denir. Bu bir seferde değil ancak eğitim, uyum sağlama ve çalışma ile gerçekleşir. Bu bir çocuğun eğitilmesine benzer, onu yetiştiren bir öğretmen olmadan insan işlenmemiş bir taş gibidir. Genel olarak bu çalışmaya, insan kavrayışının ötesinde, kalın bir örtü gibi olduğundan “cüppe” denir.

Eğitim sırasında, kişi açıklığı arayan herkes gibi “ileri ve geri” aşamasındadır. Yürüyüşün son anında açıklığa yaklaşmışken yorgun düşer ve arkasını döner. Bu ilerleyişe Ze Hav (bana bunu ver) sözlerinden gelen Zahav (altın) denir, Zohar’da yazıldığı gibi ilerleme, O’nla Dvekut için duyulan özlem ve arzu vasıtasıyla gerçekleşir ve kişi bunu hissettikçe Ze Hav, Ze Hav der.

Aynı zamanda ona “çan” denir çünkü kapıyı açma gücü yoktur ve ona arkasını döner, bu nedenle ileri geri giderek zamanını harcar, açıklığı arar. Ayrıca ona Rimon (nar) da denir çünkü aklın-üstünde olanın Romemut’u (yücelik/ululuk) onu her taraftan sarar. Bu nedenle ona Rimon denir aksi takdirde tamamen düşer.

Zamanla büyük kötülük ve endişe, kenarları olmayan Ei Po Delet (kapı nerede) etrafında hem çan hem de Rimon (biraraya gelen) formunda “cüppenin her tarafında” toplanır.

Fakat neden Yaradan, Yarattıklarına böyle yapar? Bu böyledir çünkü kişi kutsal bir yere girdiğinde “Tanrı’nın ağzının” (Po Delet gibi hecelenir) açığa çıkması için O, sözcüklere ses verir.

Git ve bu dünyanın harflerinde tıpkı bir kemanın tellerinde hissedilen gerginliğin yarattığı sesleri öğren. Tellerin gerginliğe bağlı olarak havada bir titreşim oluşur ki bu sesten başka bir şey değildir. Benzer şekilde her insan kulağında doktorların “kulak zarı” dediği bir çeşit kıvrım vardır. Başkasının ağzı havaya yayıldığında, kulak zarı ona gelen her bir vuruşla farklı titrer ve bu seçilmiş olanın, konuşan türün en büyük faziletidir. Bu yüzden “her şey onun ayaklarının altındadır.”

Titreşim coşkusu” sözünün anlamı budur. Atalarımız şöyle der, “Coşku olduğu yerde, titreşim olur.” Bu anlaşılması zor bir ifadedir çünkü kısa ve öz olarak şöyle demeliydiler, “Neşe ve titreşim biraradadır.”

Bu bize titreşim olmadan neşe olmadığını anlatır. Bu atalarımızın söylediği gibidir—nerede neşe ve memnuniyet varsa orada titreşim vardır.

Bunu sen kendin de demirden bir kabın içindeki tokmağın (çanın içindeki metal çubuk) çıkardığı sesle deneyebilirsin. Eğer elini kabın içine koyarsan, ses bir anda kesilir çünkü kaptan çıkan ses kabın titreşimidir, elini koyduğunda kabı güçlendirmiş ve titreşimi engellemiş olursun, bu nedenle de ses kesilir.

Bu şekilde sesi, ses ve titreşimin aynı olduğunu öğrendin. Ama yine de tüm sesler önceki formun, yani titreşimin kulağa hoş gelme niteliğine uygun değildir. Örneğin, gök gürültüsü korkutur ve insan kulağına hoş gelmez çünkü titreşim büyük miktarda vuruş gücü içerir ve ayrıca çok uzun sürer. Vuruş gücü az olsa bile yine de kulağa hoş gelmez çünkü uzun sürer.

Buna karşılık kemanın sesi dinleyenin kulağına hoş gelir çünkü o vuruş gücü ve özellikle zamanın uzunluğuyla orantılıdır. Zamanı bir dakikalık küçük bir an için bile olsa uzatan kişi hoşluğu bozar.

Tanrı’nın sözlerinin seslerini anlamada da bu aşağı yukarı böyledir. Bu kıymetlidir ve yedi dereceye bölünmüş vuruş gücüyle ilgili büyük hassasiyet gerektirir. Küçük bir parça bile ziyan etmemek adına zamanla ilgili olarak da bu böyledir çünkü orada kibir vardır tıpkı şöyle yazıldığı gibi, “Sen benim ayağımı dölün içine koydun.” Sonra bilirsin ki melekler şarkılarda yükselir ve neşenin olduğu yerde önce titreşim vardır.

Bu nedenle, her gerginlik iyi değildir fakat Tanrı’nın sözü için endişelenen kişi tüm gerginlikleri bir yere toplar ve neşeyi sıkıştırır. Bu “Hadi suları bir yere toplayalım” sözünün anlamıdır yani Allah korusun gerginlikleri değil neşeyi toplayalım.

Atalarımız şöyle der, “Bir keman Davut’un yatağının üzerinde asılı. Geceyarısı olduğunda, bir kuzey rüzgârı gelir ve ona üfler ve o kendi kendine çalar.” Tanrı sözü için endişelen kişiye, kuzey rüzgârı yani Rimon yerine, endişe gelir. Bu sebeple “ev sahibi keser.”

Gece bölünür tıpkı “Bir dua yarısını yapar” sözünde olduğu gibi. Bu nedenle o yatakta uzanır çünkü “O asla erdemlinin düşmesine izin vermez.” Bununla ilgili şöyle yazılmıştır, “Ve o orada yere uzandı.” Atalarımız bunu şöyle açıklar, “Haf-Bet (yirmi-iki) adet harf vardır, Bet (iki) harfini tutan Haf (aynı zamanda kaşık)—daha önce bahsettiğim realitedeki en uzak noktalar.

Yatağının üzerinde Rimon vardır. Alttaki nokta belirdiğinde, Yaradan Cennet Bahçesinde erdemliyle beraber dolaşır çünkü kapı açıktır ve Kutsallık kendi şarkılarını ve övgülerini dile getirir. Bu nedenle Davut’un kemanı, kuzey rüzgârının titreşimi haricinde hiç bir beste olmadan kendi kendine çalar.

Eğer bu konular yine de açık değilse, git ve alfabeyi çalış—dünyanın onla yaratıldığı Bet harfi, Anohi’nin Alef’i (I) haricinde hiçbir şeyin eksikliğinde değildir. Bu Bet’in kuzey rüzgârındaki çatlağıdır. Bu nedenle “Kuzey rüzgârından kötülük ileri çıkacak” denir ki büyük bir kırıklıktır.

Dolayısıyla, “Kuzeyden altın görkem gelir.” Çanlarla başlar ve iki harf birleştiğinde Yaradan’ın ağzı belirir. Bu nedenle endişe bir yerde toplanmalıdır, sadece Tanrı’nın sözü için endişeli olmak ve sonra kişi “altın bir çan ve bir nar, hepsi cüppenin kenarlarının etrafında” için hazırlık yapar.

Benzer şekilde, kırık olmaktan yavaşça kurtulur ve Tanrı korkusuyla kokar ve “Evsahibinin Kendini sıkıntıya sokması sadece benim için” sözünü hisseder. Titreşen rüzgarın yedi parçasını görür ve bilir, yani Tanrı korkusunun rüzgarına ilaveten Yaradan’ın Mesihi üzerinde esen altı adet daha vardır, şöyle yazıldığı gibi, “Ve ruh huzura erecek…ilmin özü ve anlayış…”

Atalarımız bununla ilgili şöyle der, “Evsahibi keser.” Bu demektir ki, evsahibi kesse bile misafir bütünmüş gibi o dilime şükreder. Böyle yapmayanla ilgili şöyle denir, “Soyguncular girer ve onu kirletir” tıpkı şöyle yazdığı gibi, “o benimle beraber kraliçeyi de alacak mı” oraya kibir ve öfke yükselterek, saygınlıktan daha çok kırılmış olanla, ahmaklıkla gelmek.

Bu Pinehas Şalom’un (barış, veda) kesilmiş Vav’ının (Vav-Yod-Vav) anlamıdır, kırılmış olanın önünde durduğu için veba durdu. İnsanlar kırılmış olanın üzerinde duran Musa’nın büyük kutsallığında onunla birleşti. Onun ödülü Yaradan’ın Musa’ya şunu demesiydi, “Sonsuza kadar sürecek olan kutsallık anlaşması.”

Onun oradaki “bu anıtı” İbrahim için açıklığa kavuşmuş olur böylece kişi kendini kaptırmış olduğu meselerin detaylarını dikkate almaz, çünkü bu eğilimin ve Sitra Ahra’nın aklıdır, ama sadece genelde. “İnsanın bütün çalışması sadece Kutsallığı başlangıçtaki yılanın beslendiği tozdan yükseltme amacı için olmalıdır” sözünün anlamı budur.

Kitlelerin fikrine kendini adayan, onun önünde eğilen ve onlar vasıtasıyla elde ettikleri bölünmüş refahla yetinen ve “Paylaşılan zorluk, bölünmüş zorluk” diyenler için ben ne yapabilirim? Bu nedenle ödül elde etmek için çalışırlar. Fakat eğer yolları en sonunda on metrenin üzerine çıkarsa, kapıyı görürler çünkü o geniş bir şekilde açılmıştır. Sonrasında, kapı Yod (on) üzerinde olduğundan, artık aynı yerde ve aynı zamanda iki zıtlık olmaz.

Şöyle yazılmıştır, “Alaycılarla alay etmesine rağmen, O yoksula merhamet eder.” Bir hikâye ile devam edeceğim umarım anlarsın.

Yüce, cömert bir kralın tek arzusu halkını mutlu etmekmiş çünkü kendisi için yapılmasını istediği bir şey yokmuş. Aksine onun tek arzusu halkı için bir şeyler yapabilmekmiş.

Ancak, onun vereceklerini alanların farklı seviyeleri olduğunu biliyormuş—ona olan sevgileri ve onun yüceliğinin değerinin farkındalığı ölçüsünde değişen seviyeler. Kral sonsuz bir bollukla halkını ama özellikle de buna değer olanları memnun etmek arzusundaymış, böylece diğerleri kralın onu gerçekten sevenlere ödül vermekten kaçınmadığını görecekmiş. Kral onları hazırladığı sonsuz hazlarla donatmak istemiş. Kralın sonsuz biçimde yağdırdığı hazlara ilave olarak, bu insanların başka bir özelliği daha varmış—diğer insanların arasından seçilmiş olduklarını hissetmeleri. Bu da kralın onu sevenlere vermek arzusunda olduğu şeymiş.

Diğerlerinin yakınmalarından korunmak için onların da kralın sevdikleri arasında olduklarını ama yine de ödüllerinin engellendiği yalanını söylemiş ya da kendilerini farklı göstermişler. Kral, mükemmelliği nedeniyle kendisini bunlardan uzak tutmuş ve dolayısıyla planlarını tam olarak hayata geçirebilmek için taktikler geliştirmiş.

Sonunda aklına parlak bir fikir gelmiş: Ülkedeki hiç kimse dışarıda kalmayacak şekilde herkese, bütün bir yıl kral için çalışmaya gelmelerini isteyen bir ferman göndermiş. Bunun için sarayında bir yer ayarlayıp buranın dışında bir yerde çalışmayı yasaklamış.

Ödülleri çalıştıkları yerde olacakmış. Onlar için büyük şölenler düzenleyip, dünyanın her türlü leziz yiyeceğini hazırlayacakmış. Yılsonunda hepsini kendi masası etrafında toplayacak ve böylece kralın yüzünü görenler arasına katılarak, krallıktaki en yüce insanlar olacaklarmış.

İlan bütün ülkeye yayılmış ve halk gardiyanlarla ve duvarlarla çevrili olan kralın sarayına gelmiş. Bir yıl için kendilerini oraya kapatmışlar ve çalışma başlamış.

Kralın onların çalışmasını, kimin ona hizmet ettiğini kimin etmediğini görmek için gözcüler koyacağını düşünmüşler. Fakat kral saklanmış ve etrafta hiçbir denetleme yokmuş. Herkes kendi için uygun gördüğünü ya da uygun görüneni yapmaya başlamış. Ancak, kralın muhteşem taktiğinden haberleri yokmuş—muhteşem lezzetlerin ve tatlıların içine kötü tadı olan tozlar, bunun tersine çalışma yerine şifalandırıcı tozlar koyduğunu kimse bilmiyormuş.

Denetim kendi içinde açıklığa kavuşmuş: Onu sevenler ve ona gerçekten inançlı olanlar—bu yerde denetim olmadığını gördükleri halde—krala olan sevgileri nedeniyle onun emirlerini dikkatlice yerine getirmiş. Görevlerini onlara söylendiği gibi yerine getirip, belirlenen alanın dışına çıkmamaya çok dikkat etmişler. Bu nedenle şifa veren tozu bedenlerine çekmişler, yemek zamanı geldiğinde tatlıları ve diğer lezzetleri tadıp onlarda daha önce hiç tatmadıkları ya da hissetmedikleri binlerce tat bulmuşlar.

Bu nedenle kralın yüce masasında yiyebildikleri için krala yürekten şükretmişler.

Fakat diğerleri kralın niyetini kesinlikle anlamamış—adanmışlık ve inançla sevildiklerini—ve kralın emirlerini layıkıyla yerine getirmemişler çünkü etrafta bir denetleme olmadığını görmüşler. Çalışma için belirlenen alanı önemsemeyip, kralın mülkü içinde kendileri için uygun gördükleri yerlerde çalışmışlar. Yemek zamanı geldiğinde tatlıları tattıklarında yukarıda bahsettiğimiz acı tozdan dolayı acı bir tat almışlar. Kralı ve çalışmaları karşılığında onlar için hazırladığı masasını lanetlemiş ve aşağılamışlar. Türlü lezzetler ve hazlar yerine onlara acı veren kralı, en büyük yalancı olarak görmüşler.

Böylece hissettikleri açlık nedeniyle şehirdeki yiyeceklerden yemeğe başlamışlar. Sonra acıları iki misli artmış, hem çalışmaları iki katına çıkmış hem de kralın sarayında önlerindeki türlü tatları hiç bilmemişler.

Buradaki ders şudur ki, Tora iki bölüme ayrılır: bir bölüm, örneğin Tefillin, Şofar ve Tora çalışması Yaradan’a sevgisi için, bir diğer bölüm insanlarla çalışmak için, örneğin soyguncular, dolandırıcılar, iftira atanlar.

Doğrusu, insanla insan arasındaki bölüm gerçek bir çalışmayken, insanla Yaradan arasındaki bölüm ödül ve kralın masasından yayılan hazlardır.

Ancak, “Tanrı çalışmasının tümü, O’nun içindir” böylece insanlarla çalışma bölümü kralın sarayında olmalıdır, yani “Kutsallığı tozdan yükseltmek.” Burada Yaradan ve insan arasındaki mesafe ölüm iksirine şifa veren bir toz vardır.

Tora ve Mitzvot’taki insan ve insan, insan ve Yaradan arasındaki “O yoksullara erdemlik verir” sözünün anlamı budur, “…Ben’i sevenler ve Ben’im emirlerimi yerine getirenler için”—belirlenen alanda bütün çalışmayı yapanlar. Onlar kutsallığın erdemidir ve “onlar topraklarında iki misli kazanacak” çünkü onlar sadece insan için çalışmadıkları için tüm yaşamları boyunca Yaradan’ın lütfuyla onurlandırılacaklar.

Ancak, “Alaycılarla alay eder.” Onlar Allah korusun kralın sarayını küçümser çünkü kutsallığı bir çeşit şaka gibi deneyimlerler. Dolayısıyla kötü olan kötülükten bir şey elde etmez, öyleyse ayrıcalıklı olmayı umarken kötülükten uzaklaşırsa kişi ne kaybeder ki.

Yehuda Leib

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,308