e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Baruh Halevi Aşlag (Rabaş) > Makaleler > Gerçek Dua Gerçek Eksiklik Üzerinedir

Gerçek Dua Gerçek Eksiklik Üzerinedir

Makale No. 11, 1986

Metinlerde şöyle yazar, “Bunlar, Mısır’a gelen İsrail oğullarının isimleridir. …Ve Yusuf’u tanımayan Mısır’ın üzerine yeni bir kral doğdu. …Ve Mısırlılar, İsrail oğullarını katı bir biçimde çalışmaya zorladı… Ve İsrail oğullarının bu çalışmadan dolayı iç çektikleri anlaşıldı ve haykırdılar ve çalışma nedeniyle haykırışları Tanrı’ya ulaştı… ve Tanrı onların inlemelerini duydu.”

Neden “ve çalışma nedeniyle haykırışları Tanrı’ya ulaştı.” diye yazıldığını anlamalıyız. Onlar Mısır’da daha çok işkence görmediler mi? Burada onların haykırışları yani azapları yalnızca çalışmadan kaynaklanıyor gibi görünüyor. Ayrıca şöyle yazılmıştır “Ve Tanrı inlemelerini duydu” yani duanın duyulması, yalnızca çalışmayla ilgili inlemeler üzerine idi.

Bunu, bizim yolumuza göre yorumlamalıyız. Bilinir ki, ihsan etme çalışmasına başlamadan önce, kutsal Zohar’da (“Zohar Kitabı’na Giriş”, madde 190-191) yazılmış sebeplerden dolayı, bu dünyanın hazlarını almak için Tora ve Mitzvot’a iki sebeple bağlanıldığı yazılmıştır. 1) Bu dünyanın hazlarını elde etmek için. Eğer kişi Tora ve Mitzvot’u yerine getirmezse, Yaradan’ın onu cezalandıracağından korkar. 2) Bir sonraki dünyadaki hazları elde etmek için. Kişinin korkusu, Tora ve Mitzvot’u yerine getirmesinin gerekçelerinin ona verilmemesidir.

Tora ve Mitzvot’u yerine getirmeye onu zorlayan sebep, kişinin kendi menfaati olduğunda, beden o kadar da direnmez çünkü ödül ve cezaya inandığı ölçüde çalışabilir ve her gün daha fazla eklediğini hisseder. Ve bu doğrudur, Mitzvot’u yerine getirdiği ve Tora’ya başladığı her gün, bir önceki güne katılır ve böylece Tora ve Mitzvot’u yerine getirmenin servetine servet ekler.

Bunun nedeni, kişinin niyetinin öncelikle ödül olmasıdır ve niyet yani amacın ihsan etmek olması hakkında düşünmez. Aksine, ödül ve cezaya ve yaptıkları için ödül alacağına inanır. Bu nedenle amacı, doğru eylemleri tüm detaylarıyla yerine getirmektir. Aksi taktirde eylemler doğru değilse çalışmasının kabul edilmeyeceği ve onlar için ödül alamayacağı kesindir. Çalışmasının iyi olduğunu gördüğünde ise endişe edecek bir şey kalmaz.

Bu nedenle kişinin endişesi, yalnız nicelikte yani daha fazla eylem yapmaya çalışmakla ilgilidir. Eğer bilge bir öğrenciyse o zaman bilir ki öğrenimini daha derinden incelemeli ve yerine getirdiği Mitzvot’ta, onları, yasaya, herkesin görüşüne göre tutmak için çok daha dikkatli olmalıdır. Kişi, her zaman daha kaygısızca yaklaşılan yargılarla ilgili titiz, dikkatli olmaya çalışır ve başka bir endişesi yoktur.

Öyle anlaşılıyor ki, Tora ve Mitzvot’u izleme ve cennet krallığının yükünü üstlenme sebebi, bu dünyada ve bir sonraki dünyada ödüllendirilmek olan insanlar, Tora ve Mitzvot’a bağlanma gücüne sahip olmak için Yaradan’a ihtiyaç duymazlar zira beden, ödül ve cezaya inançları ölçüsünde her birinin kendi derecesine göre yerine getirmesine izin verir.

Bu, kutsal çalışmayı ödül olmaksızın ihsan etmek için yapmak ve Tora ve Mitzvot’u, Yaradan’ın yüceliği nedeniyle izlemek isteyen insanlar söz konusu olduğunda böyle değildir. Onlar için Kral’a hizmet etmelerine izin verilmesi büyük bir ayrıcalıktır, yukarıda bahsi geçen kutsal Zohar’da şöyle yazıldığı gibi: “İlki olan korku, kişinin Efendisinden, O yüce ve yöneten, öz ve kök olduğu için korkmaktır.”

Sulam’da (Zohar’a Merdiven Yorumu), üç tarz Yaradan korkusu olduğunu açıklar: 1) Bu dünyada cezalandırılma korkusu 2) Cehennem cezalarından da korkmak. Bu ikisi gerçek korku değildir çünkü kişi, Yaradan’ın emri olduğu için korkuyu yerine getirmiyor, kendi menfaati için yerine getiriyordur. Dolayısıyla kişinin kendi menfaati köktür ve korku daldır ve kendi menfaatinin sonucudur. Ancak asıl korku şudur; kişinin, Yaradan’dan, O yüce ve her şeyi yöneten olduğu için korkması gerekir.

Dolayısıyla Yaradan’ın yüceliği, kişiyi Tora ve Mitzvot’u izlemeye zorlayan sebeptir. Bu, yalnızca Yaradan’a ihsan etme arzusu olarak kabul edilir, buna “kendi menfaati için değil, onu Yapana memnuniyet ihsan etmek” denir.

Burada sürgün başlar yani çalışmasını ödül almamak üzere hedeflemesine izin verilmez zira bu doğasına zıttır. Bedeni razı olmasa dahi kişi kendisini zorlayabilir, tıpkı kişinin doğasına karşıt olmasına rağmen kendini belli eylemleri yapmaktan kaçınması gibi. Şöyle ki “bedenin arzusuna karşı” olarak mantık ötesinde giderek kişi, bedeninin arzusuna karşı olan şeyler yapacaktır.

Ancak kişi hislerine ve aklına karşı çıkamaz yani hissettiğinin dışında başka bir şey hissettiğini söyleyemez. Örneğin, kişi üşümüş ya da terlemişse hislerinin doğru olmadığını söyleyemez ve kendisini, aklının anladığından başka türlü anladığını ya da hissettiğinden başka türlü hissettiğini söylemeye zorlayamaz. Tek seçeneği, gördüğünü söylemektir.

Dolayısıyla kişi, Yaradan’a ihsan etmek için Tora ve Mitzvot’u yerine getirmek istediği zaman, bedenin doğası, ödüle sahip olacağını görmeden hareket etmemektir. Bu nedenle kendi menfaati için değil de Yaradan için çalışmanın bir yolu yoktur.

Burada sürgün yani çalıştığı kadar ilerlemediğini görme işkencesi başlar. Örneğin, kişi eğer yirmi yaşındaysa diyebilir ki Tora ve Mitzvot’a bağlanmada, yirmi yıllık servet elde etmiştir. Öte yandan Tora ve Mitzvot’u yirmi yıldır yerine getirdiğini ancak ihsan etmek için hiçbir şey yapma yeteneğine sahip olmadığını, tam tersine her şeyin kendini-sevme temeli üzerine inşa edildiğini söyleyebilir.

Dolayısıyla çektiği tüm ıstırap ve acı, Yaradan için çalışamadığı içindir. İhsan etmek için çalışmak ister ama bedeni Klipot’un (kabuklar) kölesidir ve bu amaca sahip olmasına izin vermez. O zaman Yaradan’a, ona yardım etmesi için haykırır çünkü Klipot’un arasında sürgünde olduğunu, onların kendisini yönettiğini görmüştür ve onların kontrolünden çıkabileceğine dair bir yol görmez.

O zaman duası, bu sürgünden çıkamadığı için gerçek bir dua olarak kabul edilir, şöyle yazıldığı gibi “Ve O, merhameti sonsuza dek olduğu için İsrail’i onların ortasından çıkardı.” Bu, doğasına zıt olduğundan yalnızca Yaradan, İsrail’i sürgünden çıkarabilir. Ama Kli (kap) olmadan ışık olmayacağı yani bir eksiklik olmadan bir dolumun olmayacağı bilindiğinden ve eksiklik, dolum alan Kli olduğundan, bu sebeple kişi sürgüne girmeden önce yani kendi başına sürgünden çıkamayacağını görmediğinde, çıkarılması gerektiği söylenemez. Bu böyledir çünkü “İçinde olduğum durumdan çıkar” diye haykırmasına rağmen, bu gerçek bir dua değildir çünkü kendi başına çıkamayacağını nereden bilebilir?

Tam tersine, bu, kişi, tam olarak sürgünde olduğunu yani kalbinin derinliklerinden dua edeceğini hissettiğinde söylenebilir. Kalbin derinliklerinden dua edebilmenin iki koşulu vardır: 1) Kişinin çalışması, doğasına karşı olmalıdır. Şöyle ki kişi, her şeyi ihsan etmek için yapmak ve kendine-sevgiden çıkmak ister. O zaman bir eksikliğe sahip olduğu söylenebilir. 2) Kişi, kendi başına kendine-sevgiden çıkmaya başlar ve onun içinde çalışır ama kendi durumundan 1 cm bile ilerleyemez. O zaman Yaradan’ın yardımına muhtaç olur ve duası gerçektir çünkü kendi başına hiçbir şey yapamayacağını görür. Daha sonra ona yardım etmesi için Yaradan’a haykırdığında, bunun çalışmadan olduğunu bilir, şöyle yazıldığı gibi “Ve İsrail oğulları çalışma yüzünden iç çektiler.” Bu demektir ki, çalışmak ve Yaradan’a ihsan edebilme derecesini edinmek istemekle kendi doğalarından çıkamadıklarını gördüler, böylece kalplerinin derinliklerinden dua ettiler.

Böylece “ve çalışmaları yüzünden haykırışları Yaradan’a ulaştı” ayetiyle ilgili sorduğumuz soruyu anlayacağız. Bu demektir ki, bütün haykırışlarının üzerindeki en kötü işkence, başka şeyler yüzünden değil çalışma yüzündendi. Bunun anlamı şudur; kendi durumları için, kendine-sevgiden çıkamadıkları ve Yaradan için çalışamadıkları için ağlıyorlar. Onlara işkence eden sürgün buydu – onların kontrolü altında olduklarını görmeleri.

Dolayısıyla Mısır’daki sürgünde, Kelim’i yani bu sürgünden çıkmalarına Yaradan’ın yardım edeceğine dair arzuyu edindiler, yukarıda, Kli olmadan ışığın olmayacağının söylendiği gibi, çünkü yalnızca gerçek bir dua için dua ettiğimiz, kurtarılamayacağımızı ve yalnız Yaradan’ın bize yardım edebileceğini gördüğümüz zaman bu, gerçek bir dua kabul edilir.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,294