e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Çoğunluğun Duası

Makale No.15, 1985-86

Zohar’da, Beşala, (Firavun gönderildiği zaman) yazılıdır ki, “Ve o dedi ki, ‘Kendi halkım arasında otururum.’ O sorar, ‘Bu ne demektir?’ O cevaplar, ‘Dünyada din olduğu zaman, kişi kolektiften ayrılmamalı ve yalnız olmamalı çünkü dünyada din olduğunda, yalnız olduğu fark edilen ve bilinenler, Hak’tan yana olsalar bile ilk olarak yakalanırlar. Bu yüzden, kişi asla insanlardan ayrılmamalıdır çünkü Yaradan’ın merhameti her zaman, birlikte olan tüm insanlar üzerinedir. Bu yüzden o dedi ki, ‘Kendi halkım arasında otururum ve onlardan ayrılmak istemem.’”

“Dünyada din olduğu zaman” sözleri, alma arzusuna işaret eder ki bu kendini sevmektir. Yaradan’ın O’nun yarattıklarına iyilik yapma isteğinden dolayı, insanların içine doğdukları doğa budur. Ve utanç ekmeği olmasın diye form eşitliği için bir arzu olduğu için, bir hüküm (din) verildi; kişinin, almayı ihsan etmek üzere olması için amaçlayabildiğini bildiği zaman dışında, alma kaplarını kullanması yasaktır. Sonra, kişiye alma kaplarını kullanması için izin verilir.

Buna göre, “Dünyada din mevcut olduğu zaman” sözlerinin anlamı şudur; Tüm dünya kendini sevme koşuluna battığı zaman, dünyada karanlık vardır çünkü ışığı alan insanlar ile ışık arasında eşitsizlik olduğundan dolayı, insanları aşağı çekecek ışık için hiç yer yoktur. Bu form eşitsizliği üzerine, üst bolluk insanlara verilmeyecek diye hüküm verilmiştir.

Dolayısıyla, kişi uyandığı ve Yaradan’ın onu yakınlaştırmasını istediği zaman, yani Yaradan, “yakınlaştırmak” denen ihsan etme kaplarını ona verdiği zaman, Yaradan’ın ona yardım etmesini ister. Ancak, bilinir ki Yaradan’dan gelen yardıma “üst bolluk” denir, ona Neşama, “ruh” denir. Zohar’ın dediği gibidir; yukarıdan alınan yardım kutsal ruh içindedir.

Bu nedenle, kişi Yaradan’dan onu yakınlaştırmasını istemek için geldiği zaman, eğer yalnız görünürse, bu demektir ki kişi, Yaradan onu kişisel olarak yakınlaştırmalıdır diye anlamaktadır. Peki, neden toplumun mevcut durumda kalıp, Yaradan’ın sadece kendisine farklı şekilde davranması gerektiğini düşünmektedir?

Çünkü kişi başkalarının sahip olmadığı erdemlere sahip olduğunu anlar. Ve onlar, başkalarından daha çok Yaradan’a yakınlaşmayı hak ettiklerini anladıkları ve kendilerini Hak’tan yana saydıkları için, kolektife ait olmayan bireyler olmalarına rağmen, yine de ilk olarak yakalanırlar. Diğer bir deyişle, kendisi için almak olan din, başkalarından daha çok onlarda mevcuttur ve kendini sevme niteliklerinde başkalarından daha kötü batmışlardır.

Bu böyledir, kişi kendisinin başkalarından daha fazla hak ettiğini düşünür. Diğer bir deyişle, diğer insanların sahip oldukları şey onlar için yeterlidir fakat kendisini düşündüğü zaman, diğer insanlardan daha fazlasını hak ettiğini düşünür. Bu düşünce, gerçek alma olarak kabul edilir, yani 100% kendini sevmektir. Öyle anlaşılıyor ki, kendini sevme durumu, o kişide diğerlerinden daha fazla gelişmiştir.

Dolayısıyla, kişi sürekli olarak kendini sevme koşulunda çalışmaktadır. Ancak, kendi gözlerine Hak’tan yanaymış gibi görünür çünkü veren kişi olarak çalışmayı arzular. Kendisine Yaradan’dan onu yakınlaştırmasını talep etmesinin doğru olduğunu söyler, nihayetinde istediği şey nedir ki? Yaradan’ın ona maneviyat ve ıslahları ihsan etmek üzere yerine getirecek gücü vermesini. Bu nedenle Yaradan’a hizmet etmeyi arzulamakta ne gibi bir hata olabilir ki?

Bununla, Zohar’ın sözlerini yorumlayabiliriz. Bu sözler, Yaradan için çalışmakta herhangi bir ilerleme görmedikleri ve şu sözlere, “Yaradan’ını sevmek, O’nun sesini dinlemek ve O’na tutunmak… Çünkü bu senin hayatın ve senin yaşamının” inanmadıkları için içinde bulundukları durumu kabul etmeyen, içsel talepleri olan insanlara tavsiye niteliğindedir. Sevginin ve Dvekut’un (tutunmak) eksikliğini görüp, hayatı maneviyatta hissetmezler ya da metnin bize söylediği şeyleri kendi organlarında hissedebilmek için ruhlarının nasıl huzur bulacağını bilmezler.

Tavsiye şudur; tüm kolektif için istemek. Diğer bir deyişle, eksikliğini hissettiği ve yerine getirilmesini istediği her şey için, kişi kendisinin bir istisna olduğunu ya da kolektifin sahip olduğundan daha fazlasını hak ettiğini söylememelidir. Aksine, “Kendi halkım arasında otururum,” yani kolektifin tamamı için isterim çünkü kendim için hiçbir şey istemediğim fakat sadece Yaradan’ın memnun olmasıyla ilgilenen bir duruma gelmeyi arzularım. Dolayısıyla, Yaradan’ın benden hoşnut olması ya da başkalarından hoşnut olması benim için hiç fark etmez.

Diğer bir deyişle, kişi Yaradan’dan “tamamen Yaradan için” denen bir anlayış vermesini ister. Bu demektir ki kişi bu şekilde Yaradan’a ihsan etmek istediğinden, belki de gerçekten sadece kendini sevmeyi düşündüğünden, sevinç ve haz alacak diye kendisini aldatıp aldatmadığından emin olacaktır.

Dolayısıyla, kişi kolektif için dua eder. Bu demektir ki eğer kolektif içinde, Yaradan ile Dvekut amacına ulaşabilen birkaç kişi varsa ve bu Yaradan’a, kendisinin Yaradan’a yakınlaşmasıyla ödüllendirilmesinden daha fazla memnuniyet verecekse, kişi kendini kapsam dışında bırakır. Bunun yerine, Yaradan’ın onlara yardım etmesini arzular çünkü bu yukarıya kendi çalışmasından daha fazla memnuniyet verecektir. Bu nedenle, kişi kolektif için dua eder, Yaradan tüm kolektife yardım etsin diye, Yaradan’a ihsan edebildikleri ve O’na memnuniyet verebildikleri için Yaradan onlara tatmin olma duygusunu versin diye…

Ve her şey aşağıdan bir uyanışa gerek duyduğu için, kişi uyanışı aşağıdan verir ve diğerleri uyanışı yukarıdan alır; Yaradan’ın O’nun için daha fazla faydalı olacağını bildiği her kim ise, o kişi alacaktır.

Bundan çıkan sonuç şudur ki, eğer kişi böyle bir duayı isteyecek güce sahip ise – eğer böyle bir dua ile hemfikir olur ise – o zaman kesinlikle gerçek bir test ile yüz yüze gelecektir. Ancak, eğer kişi söylediği şeyin sözde kaldığını bilip, alma belirtisi olmaksızın sadece ihsan etmeyi isteyen böyle bir duayla bedenin hemfikir olmadığını gördüğü zaman, ne yapabilir?

Burada sadece şu meşhur tavsiye vardır: Yaradan’a dua etmek ve Yaradan’ın ona ve tüm kolektife yardım edebileceğine dair mantık ötesi inanmak. Kişi, zaten birçok kere dua etmiş ve duasının cevaplanmamış olduğunu görse bile bundan etkilenmemelidir. Bu, kişiyi çaresizliğe götürür ve beden onunla dalga geçer ve ona der ki: “Hiçbir şey yapamadığını göremiyor musun? Ve sanki tamamen umutsuzmuşsun gibi, şimdi mantıklı insanlar için kabul edilemez olan şeyleri Yaradan’ın sana bağışlamasını istiyorsun.”

O anda, beden itiraz eder, “Söyle bana, dindar ve gerçekçi insanlar arasında, kim Yaradan’ın onlara tamamen mantıksız bir şeyi vermesini diler? Daha da ötesi, kendi adına görebilirsin ki Yaradan’dan sana yardım etmesini istediğin hâlde, şu an sana yardım etmesi için yaptığın talepten daha küçük olan şeyler bile sana bağışlanmamıştır. Ve şimdi Yaradan’ın sana büyük bir şey bağışlamasını istiyorsun.” Bu gerçekten de çok önemlidir çünkü dünyada, onların çalışması sayesinde tüm toplum sevinç ve haz ile ödüllendirilsin diye kolektif için işler yapacak gücü onlara vermesini Yaradan’dan isteyen çok fazla dua yoktur. Buna, “kendini sevmeye dair bir iz olmaksızın, saf ve temiz ihsan ediş” denir.

“Ve düşünürsün ki küçük şeyler için duan cevaplanmamıştır fakat büyük ve önemli şeyler kesinlikle paha biçilmezdir.” Örneğin, seçilmiş çok az kişide olan çok değerli eşyalara sahip bir insan için değerli nesneler bulmak için tüm dünyayı araştırmanın önemli olduğunu söyleyebiliriz. Ve evinde çok az değerli eşyaya sahip orta sınıftan bir kişi gelip de seçilmiş çok az kişide olan bu eşyaları kendisinin de toplaması gerektiğini söylediğinde, elbette herkes ona güler.

Bizim için de aynısıdır. Kişi eğitimli olmadığı fakat ortalamanın altında olduğu zaman, yine de Yaradan’dan dünyada birkaç seçilmiş kişide bulunan kelimi (kapları) istemeyi diler. Burada bedenin kendisi onunla dalga geçer. Ona der ki: “Aptal, eğitimli insanların bile sahip olmadığı bir şeyi Yaradan’dan istemeyi nasıl düşünebilirsin ki? Böyle bir saçmalık üzerine çalışman için sana nasıl güç verebilirim?”

Ve burada gerçek çalışma başlar çünkü insanın bu dünyadaki işi, “almak üzere almak” denen kötü eğilimin hâkimiyetinden çıkmaktır. Ve kişi şimdi, kendini sevmeye dair bir iz olmaksızın, saf ve temiz ihsan ediş yolunda yürümesi için Yaradan’ın ona yardım etmesini arzular.

Öyle anlaşılıyor ki, kişi sahip olduklarını bırakmak istemediğinden, bu çalışma gerçekten de kötü eğilime karşıdır. Daha ziyade, şimdi çalışmasının bundan böyle alma arzusu için olmamasını ister. Daha önce ne için çalışmış ve alma arzusunun hâkimiyetine ne kaydetmiş olsa bile, tüm bunların kendi yönetiminden Yaradan’ın yönetimine geçmesini Yaradan’dan ister.

Öyle görünüyor ki, şimdi kişi, pişmanlık gücü vermesi için Yaradan’a dua eder. Yani, Yaradan ona, hem geçmişin hem de geleceğin, alma arzusu için yaptığı çalışmaların, Yaradan’ın hâkimiyetine girmesi için güç verecektir. Maymonides’in söylediği gibi, “Pişmanlık aynı zamanda geçmiş için de olmalıdır.”

Şöyle sorar, “Pişmanlık nedir? Pişmanlık, günahkârın günahını bırakması ve onu kafasından çıkarması ve onu bir daha asla yapmamaya kalben karar vermesi içindir. Yazıldığı gibi, ‘Bırakın kötü kişi yolundan vazgeçsin.’ Ve kişi geçmişten de pişmanlık duymalıdır. Tıpkı şöyle söylendiği gibi, ‘Çünkü geri döndükten sonra, pişman oldum,’ ve tüm sırları bilen O, kişinin asla bu günaha geri dönmeyeceğini doğrulayacaktır.’”

Şimdi çoğun duasının önemini anlayabiliriz… Yazıldığı üzere, “Kendi halkım arasında otururum.” Zohar der ki: “Kişi asla insanlardan ayrılmamalıdır çünkü Yaradan’ın merhameti her zaman, birlikte olan tüm insanlar üzerinedir.” Bu demektir ki eğer kişi Yaradan’dan ihsan etme kaplarını ona vermesini isterse, atalarımızın dediği gibi, “O merhametli olduğu için, sen de merhametli ol,” kişi tüm kolektif için dua etmelidir. Bu böyledir çünkü o zaman bellidir ki kişinin amacı, Yaradan’ın ona saf ihsan etme kaplarını vermesi içindir. Yazıldığı üzere, “Yaradan’ın merhameti her zaman, birlikte olan tüm insanlar üzerinedir.” Bilinir ki yukarıdan yarım bir şey verilmesi yoktur. Bu demektir ki bolluk yukarıdan aşağıya verildiği zaman, tüm kolektif içindir.

Bu nedenle, kişi tüm toplum için istemelidir çünkü yukarıdan gelen her bolluk, daima tüm insanlar için gelir. Bu yüzden o der ki: “Yaradan’ın merhameti her zaman tüm insanlar üzerinedir.” Dolayısıyla, bunun iki anlamı vardır: Saf ihsan edişe sahip olmak için, kendinin yanı sıra sadece bir kişi için dua etmesi yeterli olacaktır. Fakat burada başka bir konu vardır; Kişi tüm şeyi istemelidir çünkü gelen şeyin daima tam bir şey olması maneviyatta bir kuraldır ve yorum sadece alıcılara aittir. Bu nedenle, kişi tüm kolektif için istemelidir.

Ve bolluk tüm kolektife geldiği ve Kli (kap) olmadan ışık olmadığı için, yani eğer dolumun girebileceği bir boşluk yoksa, doyum elde etmek imkânsızdır, dolayısıyla kişinin toplum için yaptığı dua cevaplanır. Atalarımızın dediği gibi, “Dostu için merhamet isteyen kişinin duası önce cevaplanır çünkü o da aynı şeye ihtiyaç duyar.” Bu demektir ki bolluk kolektife gelmesine rağmen, kolektifte kelim eksiktir.

Diğer bir deyişle, yukarıdan gelen bolluk tüm insanlar için yeterlidir fakat kelim – boşluklarını doldurabilecekleri eksiklikler – olmadan, yukarıdan gelen bolluğu toplum edinmez. Aksine, eksikliğe sahip olan kişi önce cevaplanır.

 

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,115