e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Mantık Ötesi ile İlgili Olarak

Makale No 21, 1985-86

Mantık ötesi yöntemini hem dostlar, hem kendimiz, hem de Yaradan arasında kullanmalıyız. Ancak, aralarında fark vardır: İnsan ve Yaradan arasında, bu yöntem sonsuza kadar kalmalıdır. Diğer bir deyişle, kişi asla “mantık ötesi inanç” yöntemini hafife almamalıdır. Eğer kişi dostunun erdemliğini mantık dâhilinde görürse, bu çok iyidir.

Oysa tersine bedenin doğası daima dostunun erdemliğini değil, hatalarını görür. Bu nedenle atalarımız şöyle der: “Her insanı olumlu olarak yargıla.” Diğer bir deyişle, mantık dahilinde dostunun yanlış olduğunu görsen bile, yine de onu olumlu olarak yargılamaya çalış. Bu mantık ötesidir. Yani kişi mantığıyla dostunun haklı olduğunu kabul etmese bile, mantık ötesi onu haklı görmelidir.

Ancak, mantık dahilinde onu haklı görürse, bu kesinlikle daha iyidir. Eğer mantık dahilinde dostlarına kıyasla ne kadar aşağıda olduğunu, örneğin, dostlarının başkalarına yardım ettiğini, derslere vaktinde gelip, çalışmada hocalarından öğrendikleri her tavsiyeyi derhal hayata geçirdiklerini görürse, bu onu etkiler ve hem şafaktan önce uyanması, hem de bilinçlenmesi için tembelliğinin üstesinden gelmesi ile ilgili güç alır.

Ders sırasında beden derslerle daha ilgilidir, bu nedenle dostlarının gerisinde kalır. Ayrıca Keduşa (kutsallık) ile ilgili her şeyi daha ciddiye almalıdır çünkü beden aşağıda olma durumuna tahammül edemez. Dahası, dostlarına baktığında, mantık dahilinde, hepsinin Yaradan için çalıştığını ve kendi bedeninin de bu çalışmaya izin verdiğini görür.

Bedenin onu ihsan etmeye doğru yönlendirmesinin sebebi, daha önce belirttiğimiz gibi, aşağıda olmaya tahammülsüz oluşudur. Gururdan dolayı kişi dostunun ondan daha yüce olduğunu kabullenmeye isteksizdir. Bu nedenle, dostlarının ondan daha yüksek seviyede olduğunu görmesi, onun her koşulda yükselmesine sebep olur.

Atalarımızın şöyle söylemesinin anlamı budur, “Karşılıklı kıskançlık, ilmi yükseltir.” Diğer bir deyişle, tüm dostlar hem düşüncede hem de eylemde topluma göre en yüce derecede olduklarından, diğerlerinin derecelerini bedenlerinin üzerine yükseltmek istemesi doğaldır.

Bu şu demektir, doğuştan gelen büyük bir arzusu yoksa ya da yoğun olarak bu onura çekim duymasa bile, yine de, kişi kıskanma yoluyla kendinde olmayan ilave güçleri talep eder. İçindeki kıskançlık niteliğinin gücü onda yeni güçler yaratır. Ve bunlar vasıtasıyla, yeni nitelikler, yani atalarından ona geçmeyen güçler edinir. Bu şekilde toplumun ona sunduğu yeni niteliklere sahip olur.

Anne ve babadan kalıtımsal olarak gelen niteliklere ilave olarak, kişi toplumdan yeni nitelikler edinir. Bunu ancak toplumla bağ kurarak ve dostlarının ondan daha iyi niteliklere sahip olduğunu görüp, onları kıskanarak edinir. Bu durum sahip olmadığı ve kıskandığı yeni nitelikler edinmesi için onu motive eder.

Dolayısıyla, topluma imrenerek ve ondan daha yüksek derecede olduklarını görerek yeni nitelikler edinir. Toplum vasıtasıyla yeni güçler edindiğinden, şimdi bir topluluğa sahip değilken ki durumundan daha yüce olur.

Ancak bu, dostlarının ondan daha yüksek derecede olduğunu gerçekten gördüğünde söylenebilir. Beraberinde kötü eğilim ona toplumun düşüklüğünü gösterip, şöyle düşünmesine neden olur; “Aksine, bağlanmak istediğin topluluk sana uygun değil. Onların senden düşük dereceleri var. Dolayısıyla böyle bir topluluktan hiçbir şey elde edemezsin çünkü senin doğuştan gelen en küçük güçlerin bile onlarınkinden büyük.”

O yüzden onlardan uzak durmalısın. Eğer onlarla gerçekten bağ kurmak istersen en azından hepsinin sana itaat ettiğini gör, yani nasıl davrandıklarını gözlemle: Bir araya geldiklerinde nasıl oturuyorlar, nasıl çalışıyorlar ve nasıl dua ediyorlar. Diğer bir deyişle, hepsi ciddi mi yoksa Allah korusun gülüp, dünyasal meseleleri, nasıl para kazandıklarını, mutlu oldukları bir işte çalışıp çalışmadıklarını, zorluk çıkaran patronlarını ya da basit bir insan oldukları için iş arkadaşları tarafından alaya alınmalarını mı konuşuyorlar?”

Tüm bunların bir önemi yoktur ve sadece dünyasal meseleler olduklarından bunları düşünmek boşa vakit kaybıdır. Diğer yandan kişi Yaradan’ın gerçek hizmetkârı olma amacı için Yaradan’a yönelmiş bir toplulukta yer almak ister.

Maddesellikle ile ilgili şeyleri unutmak istediğinde -aslında maddesellik onu derinden etkilediğinden, ondan kurtulmak ister- dostlar bir araya gelir ve konuşurlar. Şimdi maneviyatı istediğinden dostunun maddeselliğiyle ilgilenmez, “Neden şimdi dostlar artık beni hiç ilgilendirmeyen saçma şeylerle aklımı dolduruyor? Kendi maddeselliğimi unutmak istediğim ve onun yerine dostların maddeselliğini düşünmem için mi bu oluyor?” Beden ona şöyle der: “Sen beni dinle ve onlardan uzak dur. Kesinlikle daha başarılı olursun. Neden bu saçmalıklarla aklını karıştırıyorsun?”

Dolayısıyla, beden dostların bayağılığını ona gösterdiğinde, erdemli olan bedene ne cevap verebilir? Diğer bir deyişle, topluma arkasını döndüğünde, onların kötüleşeceğini söylemez, tersine şöyle der: “Toplumdan uzak durarak, erdemli olursun ve sadece kendi maneviyatını ve gerektiğinde de maddeselliği düşünürsün.”

Eğer kişi toplum olmadan, ilerlemenin ve Yaradan sevgisini edinmenin mümkün olmadığına inanırsa ki bu kendini sevmekten çıkmanın ve Yaradan sevgisine girmenin atlama tahtasıdır, mantık ötesi gitmekten başka çaresi yoktur. Bedenine şöyle söylemelidir; “Benim bedenim olarak, onların gerçek anlamda Yaradan sevgisini senin gibi edinme özlemi içerisinde olmadıklarını görmen ve Yaradan’ın hizmetkârı olmayı arzulamandan dolayı, senin diğer tüm dostların bedeninden daha kutsal olduğunu görüyorum.

Dostlarımı terk etmemi tavsiye ediyorsun çünkü onların bedeni bayağılıklarını açığa çıkarıyor ve ayrıca seçkin niteliklere sahip olduklarını düşünüp, başkalarının saygısını kazanmak adına normalde içlerindeki kötülüğü sakladıklarından, bu yanlış nitelikleri perdeleme güçleri de yok. Fakat kötülükleri o kadar büyüktür ki, kötülüğün üstesinden gelemez ve diğerlerinin onu görmemesi için saklarlar. Bu nedenle benim açımdan, kesinlikle yok sayılırlar.

Ancak, tüm iyi niteliklerime rağmen bir toplum olmadan hiçbir şey elde edemem. Bu nedenle mantık üzeri, atalarımızın şu sözüne uyarım; ‘Çok ama çok alçakgönüllü ol.’ Diğer bir deyişle, mantık ötesine çıkmalı ve benden daha yüksek derecede olanlara inanmalıyım. Sonra inancım ölçüsünde, toplumdan güç, cesaret ve onların bana verebileceklerini alabilirim.”

Öyle görünüyor ki, dost sevgisini mantık ötesi kabul etme sebebi gereklilikten başka seçenek olmayışından dolayıdır, oysa mantık dahilinde haklı olduğunu görür.

Ancak, özelikle burada yani dostlarla ilgili olarak, mantılı olmak, mantık ötesi derecesinden daha önemlidir. Bu böyledir çünkü gerçekte kişi kendini Yaradan ile Dvekut’a (birlik) yaklaştırmayı istediğinde, sadece ihsan etme arzusu çalışması vasıtasıyla, kötülük önünde belirmeye başlar. Kötülüğün farkındalığı entelektüel bir mesele değildir. Daha ziyade kalpteki bir histir.

Bu demektir ki kendini tüm dünyadan daha aşağıda ve kötü olarak hissetmelidir. Eğer bu hisse gelmez ve ondan daha kötülerin olduğunu düşünürse, o zaman muhtemelen kötülüğün farkındalığına gelmemiştir. Diğer bir deyişle kötülük kalbinde gizlidir ve henüz ifşa olmamıştır.

Bu böyledir çünkü kötülüğü ancak biraz iyiliğe sahipse görmesi mümkündür. Örneğin, eğer karanlıksa evdeki kiri fark etmek mümkün değildir. Işık açıldığında ise kiri orada görebilirsin.

Ayrıca, eğer kişi iyi emeller yerine getirmez, manevi çalışma ve arzulamakla meşgul olmaz ve Yaradan’a yaklaşmayı istemezse, kalbini aydınlatacak ve kötülüğü görmesini sağlayacak ışığa sahip olamaz. Kalbinde tüm dostlarından daha fazla kötülüğü taşıdığını görememesinin nedeni daha çok iyiliğe ihtiyacı olduğundandır. Bu sebeple dostlarından daha erdemli olduğunu düşünür.

Görünen o ki, onun için parlayacak ışığın eksikliği sebebiyle dostlarının daha kötü olduğunu görerek, aslında kendi kötülüğünü görecek. Bu nedenle insandaki kötülük meselesi, kendini sevmek, “almak için almak arzusu” denilen nitelik vasıtasıyla kötülüğü bulmak değildir. Önemli olan kötülüğün tamamen açığa çıkmasıdır. Diğer bir deyişle, kişi alma arzusunu hoşnut ettiğinde kendine bir zarar geleceğini düşünmediğinden, kendini sevmenin kötü ve zararlı olduğunu görmez ve hissetmez.

Ama gerçeğin yolunda kutsal çalışmayı yapmaya başladığında yani Yaradan ile Dvekut (birleşme) arzusu taşıdığında, tüm eylemleri Yaradan için olacaktır. Böyle olduğunda her seferde onun için parlayacak daha çok ışık alır ve bundan sonra kendini sevmenin kötü olduğunu hissetmeye başlar.

Bu aşamalı bir süreçtir. Her seferinde Yaradan ile Dvekut elde etmekten onu neyin alıkoyduğunu, Kral Süleyman’ın kötü eğilimi “düşman” olarak adlandırması gibi, alma arzusunun onun nasıl gerçek düşmanı olduğunu açıkça görmeye başlar. Bununla ilgili şöyle yazılmıştır: “Eğer düşmanın açsa, onu ekmekle besle, senin için başının üstünde yanan kömür taşıyacaktır.”

Dolayısıyla, kişi başkalarından daha kötü olduğunu hissetmelidir çünkü gerçek budur. Ve ayrıca atalarımızın şu sözlerini iyi anlamalıyız: “Zıtların kıskançlığı, ilmi arttırır.” Bu kesinlikle mantık dahilindedir fakat mantık ötesinde, dostun erdemliği, kıskandığını söylemeye istekli değilse bu kişinin daha çok çalışmasına sebep olur çünkü kıskançlık onu zorlar.

Baal HaSulam Kabalist Yohanan’ın şu sözlerini yorumlamıştır: “Yaradan erdemlilerin çok az olduğunu gördü. Durdu ve her bir nesle onlardan ekti.” Şöyle söylendiği gibi, “Yeryüzünün temelleri Tanrı’nın olduğu için, O dünyayı onların üzerinde kurdu.” Raşi şöyle der: “Onları tüm nesillere yaydı,” dünyanın temeli, varoluşu için “az” demek gittikçe azalıyor demektir. Öyleyse O ne yaptı? “Durdu ve her bir nesle onlardan ekti.” Bu şekilde onları her nesle ekerek, çoğalttı.

Eğer O, her nesle erdemlileri ekerse, nasıl çoğalacaklarını anlamalıyız. Tek bir nesilde erdemli olmakla, tüm nesillere yayılmış olmak arasındaki farkı anlamalıyız. Tıpkı Raşi’nin tefsirinde nesiller içine dağılmanın erdemliği arttıracağını yazdığı gibi.

Baal HaSulam şöyle der: “Her nesil erdemlilere sahip oluğunda, doğuştan Yaradan ile Dvekut edinme niteliğine sahip olmayanlar için bir yer açılmış olur. Bununla birlikte, her neslin içindeki erdemli olanla bağ kurulduğunda, onların eylemleri vasıtasıyla öğrenilebilir ve yeni nitelikler edinilebilir. Bu sebeple O, erdemlilerin artması için, erdemlileri her nesle yaymıştır.”

Söylendiği gibi, Yaradan ile Dvekut içinde olmak için yeterli olacak yeni nitelikler, dostların bağıyla elde edilir. Tüm bunlar kişi dostlarının erdemliğini gördüğünde söylenebilir. Aynı zamanda onların eylemlerinden öğrenmesi gerektiğini de söylemek doğru olacaktır. Fakat kişi kendinin onlardan daha nitelikli olduğunu görürse, dostlarından alacağı bir şey yoktur.

Bu sebeple derler ki, kötü eğilim gelip ona dostlarının bayağılığını gösterdiğinde, bu mantık ötesinde olmalıdır. Fakat mantık dahilinde, dostlarının ondan daha yüksek derecede olduğunu görürse bu kesinlikle daha iyidir. Bununla Kabalist Elimeleh’in bizim için yazdığı duayı anlayabiliriz; “Bırak kalbimiz dostların yanlışlarını değil, erdemliğini görsün.”

Ancak birey ve Yaradan arasındaki ilişkide mantık ötesi daha iyidir. Bu şu demektir, eğer mantık ötesi inancı üzerine alırsa, çalışması doğru yönde olacaktır. Diğer bir deyişle, her insan bilir ve anlar ki, inanmasa bile, O’nun bereketi tüm dünya üzerine yani tüm yaratılanlara ifşa olduğunda, tüm dünya kesinlikle maneviyatla ve ıslahla ilgilenecek ve dışsallık için yer kalmayacak ve herkes titizlikle çalışacaktır.

Ancak, O’nun bereketi aşağıda olanlara ifşa olmayacaktır. Bu sebeple inanmalıdırlar. Dahası, Yaradan her şeyi kendi gözlerimize göre görmemiz için bize akıl ve mantık verdiğinden, inanç zor bir şeydir. İnsan ilişkileri ile ilgili her şeyi yargılarımıza göre değerlendiririz, aklımızın dışında bizi yetkili kılacak bir şey yoktur. Atalarımızın dediği gibi, “Hâkim gördüğüyle yargılar.” Bundan anlaşıldığı gibi tüm meseleleri mantık ötesinde değil, mantık dahilinde değerlendiririz.

Ve bu sebeple, kişi Yaradan çalışmasına başladığında ve mantık ötesi inancı üstlenmesi söylendiğinde, şöyle düşünmeye başlar: “Fakat görüyorum ki, Yaradan her şeyi aklımıza göre yani zihnimizin algıladığı şekilde anlamamız için bize mantık verdi. Öyleyse akla karşı olan bir şeyi üzerime nasıl alabilirim?” Bedenin mantık ötesinde kutsallık çalışması yapmayı anlayabilmesi çok zordur.

Mantık ötesi hem akla hem kalbe hitap eder. Bu sebeple her insan mantık ötesi dediğimiz ihsan etme formundaki kutsallık çalışması yapmayı başaramaz. Dolayısıyla, Yaradan’ın çalışmasını dünyanın geri kalanına öğretmeye çalışırken, düzen şöyledir, Maimonides’in söylediği gibi, bilgi kazanıp, ilmi edinene kadar Lo Lişma’yla (O’nun adına değil) başlanır ve sonra “Yaradan için çalışma” denilen ihsan etme çalışmasının özü öğretilir.

Ancak, neden mantık ötesinin daha iyi olduğunu anlamalıyız. Tersi daha anlamlı gibi görünür, yani eğer Yaradan’a hizmet mantık dahilinde kıyafetlenirse, daha çok insan gelir ve Yaradan’ın hizmetkârı olmak ister. Baal HaSulam bununla ilgili olarak, Yaradan kendi çalışmasını mantık ötesi formunda verdiğinde kişi bunun aşağı bir derece olduğunu düşünmemelidir demiştir. Daha ziyade inanmalıyız ki, bu çok yüksek bir derecedir, kişi sadece bu şekilde ihsan etmek için çalışma şansına sahip olabilir. Aksi takdirde, alma arzusuna düşmek durumunda kalır.

Dolayısıyla, mantık dahilindeki çalışmaya daha çok insan hizmet ediyor olmasına rağmen, ihsan etme çalışması olan Yaradan ile Dvekut edinimini asla başaramazlar. Bu şekilde sayısal olarak bir artış söz konusu olsa da, nitelik açısından Yaradan’ın, yarattıklarına iyilik yapma arzusu nedeniyle onlara vermek istediği haz ve mutluluğu almak onlar için imkânsız olur.

Yaratılanların, alacakları haz ve mutluluk için yani utanç ekmeğinden kaçmak için, Tzimtzum’un (kısıtlama)ıslahı vardır, form eşitliğinin oluşmadığı durumda parlamayacak olan üst bereket. Yaratılanların, üst bereketi ihsan etme kaplarında almaları planlanmıştır. İhsan etme kapları yoksa “ilimleri olmadan ölecekler” denilen karanlık aşamada kalırlar.

Ancak, bilmeliyiz ki, Lo Lişma’da ışığın olmasına rağmen, atalarımızın dediği gibi, “Kişi daima Lo Lişma’dayken manevi çalışma ve ıslahıyla ilgilenmelidir çünkü içindeki ışığın ıslahı sebebiyle Lo Lişma’dan, Lişma’ya gelir,” daha sonra kişi Lişma’ya ulaşmalıdır. Diğer bir deyişle hem kalbinde hem de mantık ötesinde bu çalışmayı yapmalıdır.

Fakat eğer kişi mantık dahilinde dost sevgisinde çalışıyorsa yani eğer dostlarını kutsallıkta kendinden daha yüksek derecede görmeye çalışıyorsa, bu kesinlikle daha iyidir. Diğer bir deyişle, mantık dahilinde dostlarını kendinden daha fazla Yaradan ile Dvekut’a yakın görüyorsa, bu mantık ötesinde çalışmak zorunda olmasından kesinlikle daha iyidir.

Bu şekilde gerçekte, dostlarından daha yüksek derecede olduğunu görür. Mantık dahilinde, daima dostlarını aşağıda görür. Ancak, mantık ötesinde şuna -çünkü bu bir iyiliktir (Islah/ Sevap)- inanmalıdır ki, durum onun gördüğü gibi değildir. Eğer mantık dahilinde dostlarının kutsallık derecesinde olduğunu görebilirse, bu kesinlikle çok daha iyidir.

Benzer anlamda şu ifadeyi de yorumlayabiliriz, “Yaradan, Samuel’e şöyle dedi, ‘Görünüşüne ya da boyuna posuna bakma çünkü ben onu reddettim; çünkü göründüğü gibi değil, çünkü insan gözlere, Tanrı kalbe bakar.”

Dolayısıyla görürüz ki, Yaradan Samuel’i Yişai’nin oğullarından birini kutsaması için gönderdiğinde, Samuel gözleriyle gördüğüne inanarak Yişai’nin oğlu Eliav’ın Kral Saul’un yerine halkın kralı olmak için uygun olduğunu düşündü fakat Yaradan bu düşünceye karşı çıktı. Sonunda, hayvanlara çobanlık yapan Davut’u getirdiler ve Davut’un açık renk gözleri, kızıl saçlarıyla güzel bir görünümü vardı. Ve Tanrı dedi, “Kalk, onu kutsa, çünkü bu o.”

Bu bize ne öğretir? Burada iki şey görürüz:

1) Samuel açısından baktığımızda, halka uygun kral olması açısından, Eliav’ın erdemliğini -aklına göre- görür. Fakat Yaradan şöyle der: “Hayır kendi mantığını kullanma” çünkü Yaradan açısından mantık değersizdir. Yaradan bir kral tahta geçirmek istediğinden, buna “birey ve Yaradan arasında” denir ki burada mantığa yer yoktur. “Ne benim düşüncelerim, senin düşüncelerin; ne benim yolum, ne senin yolun.” Burada Yaradan ona ne söyler? “İnsanın gördüğü gibi değil çünkü insan gözlere, Tanrı kalbe bakar.”

Yukarıya göre, bunu şöyle yorumlayabiliriz; “İnsan gözlere bakar” kişi ile dostu arasında bu iyidir. Bu durumda eğer kişi mantık dahilinde hareket ederse bu iyidir, yani mantığı gördüğüyle uyumludur.

Fakat bu “Ve Tanrı kalbe bakar” sözüne uymaz. Diğer bir deyişle, Yaradan’la ilgili meseleler mantık ötesidir ve kişi kendi gözlerine göre değil, mantık ötesi bakmalıdır. Böylece burada iki muhakeme yapılmalıdır: 1) İnsan ve Yaradan arasında, mantık ötesi iyidir; 2) kişi ve dostu arasında mantık dahilinde iyidir.

Bu sebeple kişiyle dostu arasında gözlerin gördüğünü izlemek iyi olduğundan Yaradan ona şöyle der: “Görünüşüne bakma.” Eğer dostunun erdemliğini mantık dahilinde görürse, bu çok daha iyidir. Fakat burada onu kral olarak taçlandırmak söz konusu olduğu için öyle değildir. Bu operasyon bana aittir. Kral olarak onu ben istiyorum. Buna “Yaradan ve birey arasında” denir. Özellikle bu yolla ihsan etmek için alma mümkün olduğundan, buradaki çalışma mantık ötesidir. Aksi hâlde kişi almak için almanın içine düşer ki bu ayrılığa ve Keduşa’dan (kutsallık) uzaklığa sebep olur.

Ancak, kişi mantık ötesi gitmeye karar verdiğinde, bedenin sormaya başladığı soruları dikkate almaz. Mantık ötesi inanç ve ihsan etme yolunda çalışmaya başladığı, engellerin -bedenin getirdiği sorular- üstesinden geldiği, gözlerini kapatıp zihne ve kalbe ters olan hiçbir şeye bakmak istemediği ve sadece mantık ötesi gitmeye karar verdiği zaman, bu karardan sonra, bazen kişi aniden bedenle hemfikir olmak zorunda kaldığı büyük bahanelere sığınır.

Bu şekilde mantık dahilinde gittiğini görür. Fakat şimdi yukarıdan gelen bu bahanelerle ne yapabileceğiyle ilgili kendine şöyle der: “Mantık ötesi çalışmam için çalışabileceğim bir yer olmadığından, şimdi ne yapabilirim? Şimdi görüyorum ki, ihsan etmek için yaptığım her şey, boşa gidecek.”

Böylece mantık ötesinde çalışmaya onu zorlayan Yaradan’a hizmet ile ilgili bir sorusu kalmamış olur. Fakat çalışma öncelikle mantık ötesi olduğunda, böyle bir aşamada olduğunda ne yapmalıdır?

Baal HaSulam, şöyle demiştir: Kişi yukarıdan bir ifşayla ödüllendirildiği zaman, Yaradan’a hizmetin her şeye bedel olduğunu hissederse, bundan şu sonuca geliriz ki bu zamana kadar mantık ötesi çalıştı: Beden bu çalışmaya karşı çıktı ve o sürekli olarak bunun üstesinden gelmeye çalışarak, Yaradan’ın ona güç vermesine ihtiyaç duydu. Fakat şimdi bir yapı inşa etmek için temele sahip olduğunu hissettiğinden, artık Yaradan’ın yardımına ihtiyaç duymaz. Diğer bir deyişle, artık sırtını dayanacağı bir desteğe sahiptir.

Bu şekilde daha önce tutunduğu inancı şimdi lekelemekte ve şunu söylemektedir: “Şükürler olsun Tanrım, bana yük olan, inancın yükünden kurtuldum. Şimdi artık mantık dahilinde bir temele sahibim çünkü yukarıdan uyandırıldım ki böylece beden manevi çalışmayı ve ıslahı yerine getirmeye hemfikir oldu.” Anlaşılan o ki, bu şekilde inancını lekeliyor.

Bununla ilgili Baal HaSulam şöyle demiştir; Kişi aynı zamanda şunu söylemelidir, “Şimdi görüyorum ki gerçek yol mantık ötesi gitmektir. Ve bunun delili ise yukarıdan bir aydınlanmayla ödüllendirilmemdir, sadece bu sebepten mantık ötesi gitmeyi üzerime almalıyım. Bu sebeple Yaradan, beni O’na yaklaştırarak ve beni uyandırarak ödüllendirdi.”

Şimdi aldığı bu aydınlanma tüm sorularına cevap verir. Öyle görünüyor ki bu mantık ötesini kanıtlıyor. Bu nedenle, mantık ötesine devam etmek için ne yapmalıyım? Şimdi bunu pekiştirmek ve çalışmayı mantık ötesine yönlendirmek için yollar aranmalıdır.

Öyle anlaşılıyor ki, yukarıdan bir aydınlanma ile ödüllendirilmeden önce bu yolda yürüdüğü için, inancı gölgelenmez. Artık aydınlanmayı, doğru yönde gittiğinin ve mantık ötesi inançta olduğunun bir kanıtı olarak görür. Sadece bu çalışma şekliyle Yaradan kişiyi O’na yaklaştırır, bu yakınlaşma onu “mantık dahilinde” denilen alma kaplarına düşmesine izin vermeyeceğinden ve Yaradan onun mantık ötesi gitme çabasını gördüğünden, daha da yakınlaşması için yer açar.

Mantık dahilinde olmakla ilgili tüm söylenenlerde öyle görülüyor ki, kişi veYaradan ile kişi ve dostu arasında fark vardır. Kişi ve dostu arasında, eğer dostunun erdemliğini mantık dahilinde görüyorsa, bu iyidir. Fakat eğer mantık dahilinde sadece dostunun hatalarını görüyorsa, mantık ötesi gitmekten ve şunu söylemekten başka şansı yoktur; “Gördüğüm, duyduğum ve hissettiğim her şey yanlış ve doğru değil. Bağ kurmak için seçtiğim dostlarımla ilgili yanılıyor yani yanlış değerlendirme yapıyor olmam imkânsız.

Bu şekilde düşündüm ki, benim sahip olmadıklarıma sahip olduklarından onların vasıtasıyla maneviyatta zenginleşeceğim. Bu yüzden, eğer onlarla bağ kurarsam, düşündüğümden daha yüksek dereceye ulaşırım. Fakat şimdi görüyorum ki aslında tersini düşünmüşüm. Baal HaSulam’ın şunu söylediğini de duydum, kişiyi kendini-sevmeden çıkarmaya ve Yaradan’ın sevgisiyle ödüllendirmeye yardım edecek tek şey, dost sevgisidir. Dolayısıyla, bana göre onlardan uzak durmak ve bağ kurmaktan kaçınmak daha iyi olsa da, onlarla bağ kurmaktan başka bir şansım yok.

Başka şansım olmadığından, mantık ötesi inanmalıyım ki, tüm dostlar yüksek bir derecede fakat onların erdemliğini kendi gözlerimle göremiyorum.” Bu, kişinin neden mantık ötesine inanması gerektiğinin göstergesidir. Fakat dostlarının erdemliğini mantık dahilinde gördüğünde, kesinlikle dostlarından büyük faydalar elde edecektir. Fakat ne yapabilir? Seçimi yok.

Ancak, kişi ve Yaradan arasında başka bir düzen vardır. Kişinin mantık ötesi gidebileceği bir yer olursa bu iyidir. Dolayısıyla, kişi mantık dahilinde desteklenip, yukarıdan gelen aydınlanma ile ödüllendirilmiş olduğunda, şunu söyleyebilir; “Şimdi görüyorum ki, Yaradan’ın hizmetkârı olmak çok değerli çünkü çalışmada kendimi iyi hissediyorum.”

Öyle görünüyor ki, bu hisleri -çalışmada anlam bulmak- kendi maneviyatını inşa etmede bir temel, altyapı olarak görüyor. Ve şimdi maneviyat ve prensiplerini tutmanın ne kadar değerli ve tüm amacın buna dayalı olduğunu anlıyor. Bu demektir ki, çalışmada anlam bulduğu zaman Yaradan’ın sesine uymalıdır. Eğer çalışmada anlam bulamazsa, Yaradan’ın isteklerini yerine getiremez.

Bilinir ki, cennetin krallığının kabullenmek “Tüm kalbinle ve tüm ruhunla” olmalıdır. Diğer bir deyişle, Yaradan kişinin ruhunu ondan alsa, yani hiç yaşamı, Nefeş’i olmasa bile, Yaradan’ın hizmetkârı olmaya kendini adamış ve O’na “Eğer ihtiyacım olduğunu düşündüğüm şeyle ilgili -yani eksiklik hissettiğim şey- dileğimi yerine getirirsen, senin hizmetkârın olacağıma söz veriyorum. Fakat benim dileklerimi yerine getirmezsen -ihtiyacım olduğunu düşündüğüm- Musa vasıtasıyla bana emrettiğin hiçbir şeyi üzerime almayacağım,” diyerek koşul öne sürmemişse bile, bu olmalıdır.

Ancak, kişi cennetin krallığının sınırlarını hiçbir koşul olmadan yani mantık ötesinde kabullenmelidir. Dahası, şunu söylemelidir; “Mantık ötesi çalışmamız, Yaradan’ın bize bir gerekçe veremediğinden dolayı değildir.” Daha ziyade, inanmalıyız ki, hepsi bizim yararımızadır. Öyle anlaşılıyor ki, kişi ve Yaradan arasında mantık ötesini korumaya çalışmalı ve eğer bir engel gelirse de, bu yukarıda bahsedildiği gibi ele alınmalıdır.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,333