e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Yaradan’ı Gözler Önüne Sermek

Yaradanı Bu Dünyada Yaşarken Gözler Önüne Sermek

Yaradılışın düşüncesine göre, ruhani yasalara göre yaşayıp var olabileceğimiz bir duruma gelmemiz gerek. Her birimiz için meydana gelen bütün talihsizlikler, felaketler ve afetler gibi her insanı ve bütün olarak insanlığı bu dünyadaki hayatları boyunca ruhani emirleri yerine getirmek için meydana gelirler. Baal HaSulam böyle yazar.

Kabala, Yaradan’ın bu dünyada yaşayan yaratılmışlara açığa çıkması için öğretidir. Kabala ölümden sonra bize ne olacağı hakkında yazmaz, daha ziyade bu dünyadaki yaşamımızda bize ne olmalıyı yazar. Kabala sadece kişinin bu dünyada ihtiyacı olandan; sadece istemsiz olarak geri gelip daha önce bitirilmemişi tamamlayabilsin; hayatını boşuna yaşamaması için başarması gerekenlerden bahseder. Öyleyse Kabala dünyadaki en vazgeçilmez ve en pratik bilimdir.

Kaçmamız mümkün değildir. Hayatın kendisi bizi bu tamamlamayı gerçekleştirmeye mecbur eder ve sonuç olarak bizim bütün ızdırabımız tam düzelmeye gelir, ya da Gimar Tikun’a. Gimar Tikun nedir? Dünya var olmaya devam edecek; her şey önceki gibi olmaya devam edecek: aynı evren, aynı yıldızlar, kuşlar, ağaçlar.

Sadece insanın çevreyi algılamasındaki farkındalık bir şekilde değişecek çünkü insanın kendi değişecek. Başka hiçbir şey değişmez, doğanın kanunları Yaradan’dan aldığı talimatlara göre hareket etmeye devam edecektir. Bir hayvandan gerçek bir insana dönüşen insandır.

Kabala bu tanımlamanın nasıl yerine getirileceğini açıklar. Bu, belli bir grubun içinde, doğru kitaplara göre ve otantik bir Rav veya öğretmenin talimatlarıyla başarılır. Ek olarak Kabala şunu öğretir, bir öğrenci ne kadar daha fazla ne yapması gerektiğini anlarsa kendini, grubunu ve dersleri daha mükemmelleştirir. Baal HaSulam bununla ilgi yazar ve bize düzeltilmiş dünyanın görünümünü resmeder.

İlk çalıştığımız şey en yüksek noktasından başlayıp aşağı doğru inen bütün dünyaların, Partzufim ve Sefirot genişlemesidir. İkinci aşama manevi düzeylerde yükselmekten oluşur. Kendini düzeltmek için kişi bu dünyada yaşarken en alt noktadan başlayarak yukarı çıkmalıdır. Ruhani dünyaya doğru yükseliş yolunda toplam 125 düzeyden geçmemiz gerekir. Bu bizi Yaradan’dan ayıran toplam düzey sayısıdır, yani Yaradan’ı kazanmanın 125 düzeyidir.

Şu an kendi egoist doğamı anlayışıma göre davranıyorum. Bazı şeyler benim için iyi bazıları kötü. Çevremden öğrenip ona göre davranıyorum. Çevreme ne kadar adapte olursam o çevrede o kadar rahat hissederim. Daha ötesi, kendi doğamdayken, çevremdeki insanların dünyanın nasıl olması gerektiği ile ilgili fikirleri değiştikçe çevrem değişiyor gibi görünür.

Her nesil, kendinden önceki ve onu takip eden nesillerden farklı olarak içindeki ruhlar tarafından karakterize edilir. Bunun derecesini ebeveynlerimiz ve çocuklarımızın nesillerinin bizimkinden ne kadar farklı olduğunda görebiliriz.

Ruhlar her nesilde dünyamıza inerler ve bir nesilden diğerine tecrübe toplarlar. Bununla bağlantılı olarak ruhların arzuları daha önceki ve erken nesillerin arzularından daha büyük olurlar. Öyleyse, her yeni nesil insanlığın gelişimine yardım edecek yeni keşifleri arzu eder.

Kişi ruhani dünyayı çalışmaya başladığında, çevresini ve dünyayı Yaradan’a daha benzer hale getirmeye zorlanır. Bu değişimin en son düzeyinde, dünya tamamen Yaradan’ a eşit hale gelir. Bu nesle “son nesil” denir. Sadece her şey yok olmayacak ancak basitçe bu neslin mükemmelliğinin sonucu olarak daha öte düzeltme gerekli olmayacak.

Kabala, Tora’nın gizemleriyle ilişkili olduğundan Gimar Tikun’dan sonraki gelişmeden bahsetmez. Sadece bir nesli nasıl “en son nesil” düzeyine getireceğini anlatır. Tora’nın tamamı yalnızca Yaradan’ı kazanmanın 125 seviyesinden bahseder.

Bir taraftan bir kişinin çevresi ona ruhani yasaların farkına varmasında hizmet eder. Diğer taraftan çevreyi değiştirmek kendini değiştirmek fırsatıdır. Daha ötesi kişinin çevresini değiştirme boyutuyla o toplumun üye sayısına eşit güçte kişide değişiklikler olur.

Kısacası grubumuz, düzeltilme yeridir ve gruptaki herkes için aynı anda düzeltilme kaynağıdır. Gruptan bir kişi zayıf olsa ve herhangi bir şey yapmasa bile yine de gruptan düzeltilme gücü alır.

Dolayısıyla her kişi ruhani düzeltilme için güç sağlamak ve düşüşten sonra çıkmak için kendine doğru çevreyi inşa etmelidir. Düzeltilme için henüz güç çekemeyen bir grupta birçok insan ilerleyecek gücün eksikliğiyle depresyon durumunda ya da sinirleri tepesindedir. Bu durumlar bazen tam erdemli çevrede de olur ama onlar tahammül etmezler.

Her seviye şöyle yaratılır: “sağ”da Yaradan’ın ihsan etme gücü vardır; “sol”da O’nun yarattığı arzunun egoist gücü vardır. O bunların ortasında insanı yarattı yani O kendini böyle algılıyor. Bir kişi sağ ve sol güçlerden doğru miktar ve gerekli paydayı almak ve onları kullanarak bir sonraki seviyeye yükselmek zorundadır. Açıkçası sağ ve sol diğer terimler gibi, yaklaşıktırlar, ancak bizim üst dünyanın niteliklerinden bahsedecek başka yolumuz yoktur.

Kişi 125. seviyeye kadar sürece devam eder. Bu 125 seviye beş dünyaya bölünmüştür. Her dünya 25 seviye içerir. Asiya’nın dünyası denilen en düşük ruhani dünya bizim dünyamızın üzerinde yer alır. Sonra Yetzira dünyası, Beria dünyası ve Atzilut ve Adam Kadmon dünyaları. Bizim dünyamız en düşük seviye olan Asiya dünyasının altındadır ve ondan Mahsom (engel) ile ayrılmıştır.

Bu sağ ve sol hatlar, kişiye bir seviyeden diğerine geçerken karşılaştığı bütün zorlukları aşmasında eşit şekilde yardım ederler. Bununla birlikte kişi egoizmine karşı ilk çalışmaya başladığında, yükselmek için arzu ve güç o hâlâ sağ taraftayken (Yaradan’ın güçleri) meydana çıkar. Bu birinci aşamadır. Başlangıç durumunda sağ tarafta olmak kişiye değil ancak Yaradan’a bağlıdır.

İkinci aşamada kişi sol tarafa geçer ve kendisine egoizm ekler. Buradaki haleti ruhiyesi sağ taraftakinin tamamen zıddıdır. O kötü ruh hali depresyon ve zayıflık tecrübeleri yaşar ve ona hiçbir şey değerli görünmez.

Sol tarafta olmak kendi egoistliğimizi hissetmek için gereklidir ve bir kişinin orada geçirdiği zaman miktarı kişinin kendisine bağlıdır. Orada olduğu zamanı minimuma azaltabilir. Kişinin tecrübe ettiği bütün kötüler sol tarafta geçirdiği zaman zarfına bağlıdır. Eğer kişi mevcut kötü durumunun ilerlemesini ileriye götürmek amacıyla olduğunu anlarsa, bu durumu daha fazla kötü olarak değil iyi olarak değerlendirir. Acı çekmeyi bir gereklilik ve sonuç olarak iyi algılar.

Bu yolla iyi ve kötünün algılama ve anlamı değişir. Grup ya da çevre bu algıları düzeltmede yardımcı olabilir. Kişi ruhani dünyada olmadan da gruptan ruhani güç (kuvvet) alabilir. Bütün yaratıklar Âdem’in tek vücudundandır ve vücutları arzuları ile düzeltilmemiş arzulara göre ondan ayrılmışlardır.

Egoizm yok olduğunda diğer ruhlardan bilgi alabilir ve onları hissedebiliriz. Çünkü her kişi diğeri için bir şey yapmayı arzu ediyor. Grup tek bir bütün olmalı, içindeki tek bir ruh ile. Grubun durumunun hep bir düzeyde olduğundan ve her kişinin her zaman diğerine yardım etmeye hazır olduğundan emin olmak gerekir. Her kişi diğerine ve herkese bir bütün olarak uyum sağlamak zorundadır. Her birinin kendi “Ben” ini diğerlerine göre indirebileceği derece her kişiden ve bütün olarak gruptan ne kadar alacağı boyuttur. Küçük bir kişi büyük birinden alabilir. Bunun olması için bireyin sadece başka bir kişinin kendinden daha yukarıda olduğunu düşünmesi gerekir.

Grup en önemli etkenin Yaradan’ı yüceltmek olduğu olgusunu korumalıdır.

O zaman her bir kişi gruptan ruhani desteğini alabilir ve düşüşler fark edilmez olur. (bu amaç bütün eylemleri belirlemeli). Ruhlar her seviyede kendisi için çevresini oluşturur yani ona uyan (tekabül eden) bir çevre. Her şeyin ruhun içsel seviyesine bağlıdır. Çevre her bir dünyanın ayrı kanallarına (kanunları) göre yaratılmalı.

Grup değişebilme yeteneği ve esnekliği prensibine göre yaratılır. Hatta grubun sürekli olarak değişmesi uygundur; bu ilerlediği anlamına gelir. Yaşam, iş ve aile bu dünyada fiziksel bedendeki hayvansal yaşam gibi gelecekte gruptaki üyelerin ruhaniyetine göre değişecek. Bu özellikle Yaradan’ın bizden isteğidir.

Ruhumuz manevi dünyadayken bedenimiz bu dünyada olacaktır. Ruhumuz ne kadar manevi eylemlerde bulunursa bedenimiz de maddi dünyada o kadar ruhani yasaları takip edecektir. Bu demek ki, gelişimin sonunda aile ilişkileri ve grup üyeleri arasında Atzilut dünyasının yüksek yasalarına göre kurulmalı.

Adam Harişon açıkça bu yolla yaratıldı. Onun bedeni ve arzuları dokuz Sefirot’un arzularında oluşur, ancak Malhut “Lev Ha Even” (taş kalp) denilen kısımdır. Yani Malhut’un ilk dokuz Sefirot’un ya da Yaradan’ın vasıflarını özümseyemediği kısmıdır.

Bu yüzden onuncu arzuyu içinde uyandırması, ya da iyi ve kötünün bilgi ağacından ki bütün kötülükler bu bölümdedir, yemesi de yasaklandı. Bu yüzden eğer o bu kuralı çiğnerse o zaman kötülük ilk dokuz Sefirot’la ya da diğer kısımlarla karışarak dünyaya girer.

Buna rağmen Âdem Yaradan’ın hatırı için Malhut’un içine dokuz Sefirot’un ışığını çekmeyi ümit ediyordu. Ancak Malhut ihsan etme niyetini üslenemediği için Âdem kendi hatırı için aldı ve ruhun 600.000 ayrı parçaya bölünmesine sebep oldu. Bu parçalar bir zamanlar tek bir bütün olduklarını ve birbirlerini hissetmiyorlar.

Genel ruhun her bir parçası haz alma arzusudur. Her bir parçaya “Ben” denir ve 125 seviye çıkarak düzeltilmeye ihtiyacı vardır. Yani her seferinde 600.000 ruhun/arzunun içinde 1/125 parçacığın düzeltilmeye ihtiyacı vardır. Her seferinde her parçacık sağ çizgiden sol çizgiye geçer sonra da orta çizgiye dâhil olurlar; Yaradan’ın gücünü ya da sağ çizgiden ihsan etme arzusunu alarak ve sol çizgiden alma arzusunu elde ederek toplamları orta çizgide ortaya çıkar ve vermek hatırı için alma arzusu ile sonuçlanır.

Sol tarafın egoizmini etkisiz hale getirmemizi sağlayacak güçler bize sadece yukarıdan verilir, yani karşılıksız vermek hatırına almak için gerekli egoistik kısmın düzeltilmesi. Kişiye sadece kaldırabileceği verilir. Eğer kişi yukarıdan güç almasaydı kötü bir durum ona verilmezdi.

Eğer grubun bir üyesi ruhen ilerlemek istiyorsa, sürekli olarak gruptan maneviyat ve egoizm alabileceği fırsata ihtiyacı vardır. Bu nedenle bu iki nitelik grupta aynı zamanda rastlamalı grupta olmak demek, onunla içsel anlamda bağlantıda olmak demektir.

Kabala’ya gelen kişi çok egoist, özerk, diğerlerinden bağımsızdır. Yaradan için istemeye başlayana ve yaradılışın amacını ve önemini anlayana kadar zamana ihtiyacı vardır. Sadece o zaman kendini grupla ilişkili olarak alçaltabilir. Ona (gruba) vermek ve ondan almak için.

Başlangıçta kişinin grup için bir şey yapma arzusu olmayabilir, ancak genel amaç ona bunu yaptırmaya zorlamalı. Eğer her kişi yaradılışın amacında daha önemli bir şey olmadığı anlarsa, o zaman onun (kişinin) birçok şekilde gruba faydası olması kolay olur.

Ancak, eğer bu dünyanın zevkleri bir kişiye amacından hâlâ daha değerli ise ve o kendini bu zevklerden ayıramıyorsa, öyleyse onun zamanı hâlâ gelmemiştir ve grupta ona yer yoktur. Onun ruhu ruhani yasaları üslenmeye hazır değildir. Kişi bütün zevklerinden geçtiği zaman ona maneviyata doğru bir ilerleme verilir. Bunun olması için bu dünyanın bütün olgularında (koşullarında) olmuş olması ve sonra onların önemsizliğini keşfedip onları reddetmiş olmaları gerekmiyor. Hatta o bunu, dünyaca zevk arayışının ne kadar önemsiz olduğunu yukarıdan gerekli yerlerden alarak başarır.

Bugün maneviyat bizi maddesel dünya ile karşılaştırıldığında daha büyük zevkle çekiyor öyleyse biz onu istiyoruz. Bizim bütün dünyamız “Mahsom”ın içinden geçmiş ve dünyamızın içine işlemiş olan ruhani ışığın küçücük bir kıvılcımdan yaşar ve onun tarafından destelenir. Şimdi ruhani dünyayı hayal edin; o kendi bütünlüğü içinde, bu dünyanın zevk kıvılcımında milyarlarca kez daha büyük bir ışıktan başka bir şey değildir. Orada ne zevkler var!

Ama ruhani dünyaya nasıl girebiliriz?

Bunu yapmak için egoist özümüzden almak arzusunu vermek arzusuna değiştirmemiz gerektiğini biliyoruz. Ancak bunun ne olduğunu anlamıyoruz. Ve bu olguyu açıklayacak yeterli kelime yok. Beynimiz egoizm sistemi içinde çalıştığından bu olguyu anlayacak kıvrımları yoktur.

Kabala bize hazzı hissetmek için arzunun kendisini değil sadece yönünü değiştirmenin yeterli olduğunu öğretir. Haz, arzunun ne kadar amaç odaklı değiştiğine uyar (tekabül eder). Burada tamamen psikolojik bir olgudan bahsediyoruz; kişi yine de haz alır ama önemli olan şey onu ne ve kim için alacağıdır.

Bir soru ortaya çıkar: bunu başarmak için çevireceğimiz kapı kolu nerede?

O bizim dünyamızı egoizmi ile ruhani dünyanın ihsan etmesi arasındaki sınırda yer alır ve ona “Mahsom” denir. Bunun anlamı, algılarımla (sezgilerimle) ruhani dünyaya geçmek için her şeyi yapmaya şimdiden hazırım. Kişinin bu duruma ulaşması için çalışmakta süreklilik kadar grup da gereklidir. Grup maneviyatı edinebilmek, arzuyu gerekli büyüklüğe getirmek için gereklidir. Sonra içsel bir tıklama oluşur ve kişiye ruhani güç ve ruhani farkındalığı yukarıdan almaya başlar.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,119