e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Mektup 40

Manchester,

Öğrencilerime,

Kazandığımızla ilgili telgrafı … dan aldım. Umalım ki eğilimlerle ilgili savaşımızı da kazanalım, burada da başarılı olacak ve Yaradan’a memnuniyet verme hedefimizi gerçekleştireceğiz.

Güçlü ve tuttuğunu koparan insanlar gibi kutsal amacımıza yaklaşmaya başladık. Bilinir ki, amaca, Yaradan sevgisine giden asfaltlı yol dost sevgisidir. Sevgi “Kendine bir dost satın al” vasıtasıyla gerçekleşir. Diğer bir deyişle, eylemler vasıtasıyla kişi dostunun kalbini satın alır. Dostunun kalbinin bir taş gibi olduğunu görse bile, bu bir bahane değildir. Eğer çalışmanın onunla dost olmak için uygun olduğunu hissederse, o zaman onu iyi eylemlerle satın almalıdır.

Her hediye (hediye, ister kelimelerle, düşüncelerle ya da eylemle olsun, dostunun hoşlanacağını bildiği bir şey olmalıdır) açık olmalıdır ki böylece dostu onu bilsin çünkü sadece düşünce vasıtasıyla dostu onun kendisini düşündüğünü bilemez. Bu nedenle, kelimelere de ihtiyaç vardır, yani onu düşündüğünü ve ilgilendiğini söylemelidir. Ve bu şekilde dostunun sevdiği şeyi yapmış olur. Turşu değil de tatlı seven birine, tatlı yerine turşu veremezsiniz. Bununla şunu anlamalıyız ki, birisi için önemli olmayan bir şey bir diğeri için önemli olabilir, dosta verilen şey taşa delik açan kurşun gibidir. İlk kurşun taşı sadece çizse bile, ikinci kurşun yerine ulaşıp çentik atar ve bir üçüncüsü delik açar.

Ve kurşunlar vasıtasıyla, tekrar tekrar vurur ve bu dostunun tüm hediyelerin bir araya geldiği taştan kalbinde bir delik açar. Ve her bir hediye yani tüm sevgi kıvılcımları taştan kalbin deliğinde bir araya geldiğinde sevgi alev olur.

Kıvılcımla, alev arasındaki fark şudur ki sevginin olduğu yerde açık bir ifşa vardır yani içinde sevgi ateşinin yandığı her bir dost için bu bir ifşadır. Ve sevginin ateşi kişinin yolda karşılaştığı her arzuyu yakar.

Ve şunu sormalıyız, “Kişi dostuna karşı taştan bir kalbi olduğunu hissettiğinde ne yapmalıdır?” Bunu yazdığım için beni affedin fakat “Herkes taştan bir kalbi olduğunu hisseder,” yani burada dostunun onu seveceğinden ve hediyeler (sadece eylemle değil fakat en azından güzel sözler kullanarak onun dikkatini çekmek) vereceğinden hiç şüphesi olmayan ve bunu hissedenlerin haricinde, sadece dostlarını sevmekle ilgili çok soğuk kalbi olduğunu hissedenlerden ya da sıcak bir kalbi olup da dostların soğukluğu nedeniyle kalpleri zaten soğumuş olanlardan bahsediyorum.

Tavsiye çok basit. Ateşin doğası gereği taşları birbirine sürttüğünüz zaman, ateş olur. “Kişi Lo Lişma’dan (O’nun adı için değil), Lişma’ya (O’nun adı için) gelir” söz konusu olduğu için, bu önemli bir kuraldır. Ve bu özellikle eylem Lişma’da olduğunda böyledir yani dostuna hediye vermek ve amaç Lo Lişma’dır.

Bu böyledir çünkü kişi sadece tanıdığı ve sevdiği birine hediye verir. Öyle anlaşılıyor ki, hediyenin amacı dostunun ona verdiği sevginin minnettarlığıdır. Ancak, eğer kişi bir yabancıya, yani kalbine yakın olmayan birine hediye verirse, o zaman minnettarlık duyacağı bir şeyi yoktur. Öyle anlaşılıyor ki amaç, olması gereken niyet Lo Lişma’dır.

Dostuyla kimsenin konuşmadığını ve onu selamlamadığını gördüğünde ona acıdığı için hediye verdiğinde ilk anda buna “bağış” denilebilir. Aslında, bunun için dua vardır -Yaradan’ın dostunun sevgisini hissetmesine yardım etmesi ve dostunu kalbine yakınlaştırmasıyla ilgili. Bu şekilde iyi eylemler vasıtasıyla amaçla da ödüllendirilir.

Fakat, hediyeyi dostuna bir bağış gibi verme niyeti içinde olduğunda (bazıları için zaman dostunun parasından daha önemli olduğundan, zamanını dostuna veriyor olsa bile tıpkı şöyle söylendiği gibi, “Kişi zaman eksikliği içinde olmasına değil, para eksikliği içinde olmasına önem verir.” Ancak, bir saatte bir pound kazanan insanlar olduğundan, zamanla ilgili olarak herkesin farklı değerleri söz konusudur. Aynı şey maneviyat içinde geçerlidir -bir saatte ne kadar maneviyat içinde olacağı gibi) o zaman kendisiyle ilgili olarak dost sevgisini amaçladığını kanıtlamış olur, yani eylem vasıtasıyla aralarındaki sevgi artar.

Ancak her biri bağış olarak değil, hediye için niyet ederse, en güçlü olanların bile kalplerinin yıpranması pahasına, her ikisi de kalbinin duvarlarından sıcaklık yayar ve bu sıcaklık bir sevgi giysisi oluşturana kadar sevginin kıvılcımlarını ateşler. Sonra, her ikisi bir battaniye ile örtülmüş olur, yani tek sevgi her ikisini de örter ve sarar, tıpkı Dvekut’un (birleşme) ikiyi bir olarak birleştirmesi gibi.

Ve kişi dostunun sevgisini hissetmeye başladığında, yenilik hoşa gider kuralı gereği haz ve neşe içinde derhal uyanmaya başlar. Dostunun sevgisi onun için yeni bir şeydir çünkü o zamana kadar kendi iyiliğini düşünen tek kişi kendisiydi. Fakat dostunun onunla ilgilendiğini keşfettiği an, bu onun içinde ölçülemez bir neşe uyandırır, insan sadece haz hissettiği yerde olmak istediğinden artık kendisiyle ilgilenmez. Ve dostuyla ilgilenerek, haz hissetmeye başladığından doğal olarak kendisini düşünmez.

Görürüz ki doğada özlem dayanılmaz olduğunda orada sevgi vardır. Eğer şunu sormak isterseniz, “Nasıl olur da sevgi vasıtasıyla kişi kendi varlığını iptal edecek arzuyu geliştirebilir?” Bunun tek bir cevabı vardır: “Sevgi doğru yoldan sapar.” Diğer bir deyişle, akıldışıdır ve doğru olarak kabul edilmez.

Ancak bundan sonra, böyle bir sevgi oluştuğunda herkes tamamen iyi bir dünyada yürümeye ve Yaradan’ın onun payını kutsadığını hissetmeye başlar. Sonra “kutsanmış, kutsanana bağlanır” ve O’nla sonsuza kadar Dvekut’la ödüllendirilir.

Sevgi vasıtasıyla kişi isteyerek tüm realitesini iptal eder. Bilinir ki, bir bütün olarak, insan iki parçaya bölünür: realite ve realitenin varlığı. Realite demek, kişi kendini bir eksiklik içinde haz alma arzusu olarak hisseder demektir. Realitenin varlığı ise, bedenin ondan beslendiği ve almakta ısrar ettiği haz ve mutluluktur. Aksi takdirde, kendini yok eder, bu dünyada olmazdı. “Tanrı’nın yarattığı şey,” sözünün anlamı budur, yani realite, “yapmak,” realitenin varlığını işaret eder.

Realitenin varlığı üç parçaya bölünür:

1) İhtiyaç olmadığında realite iptal edilir. Diğer bir deyişle, günde en azından bir bardak su, bir parça ekmekle, üzerindeki giysilerle evde bile olmasına gerek olmadan dışarıda, sokakta birkaç saat uyuyabileceği bir sıraya sahip olmak ve yağmurlar sırasında ıslanmaktan ve üşümekten korunmak için bir mağaraya sığınmak. Giysileri yıpranmış olsa da tüm bunlar onun için yeterlidir çünkü sadece realitenin varlığından başka bir şey istemez.

2) Sıradan, önemli bir burjuva olmak -bir eve, mobilyalara, saygıdeğer giysilere sahip olmak gibi.

3) Birçok evi, hizmetkârı, güzel mobilyaları ve değerli kişisel eşyalara sahip olanlar gibi olma arzusu. İstediğini elde edemese bile, gözleri ve kalbi buna özlem duyar ve tek umudu lüks bir yaşam sürmektir ve sadece bu seviyeyi başarmak için çalışır ve çabalar.

Yukarıda bahsedilen üç anlayışın içinde dördüncü bir anlayış daha vardır: günlük ihtiyaçlarını yeteri kadar karşıladığında, artık yarınla ilgilenmez. Daha ziyade her gününü hayatının tüm yılları, yetmiş yılı gibi yaşar. İnsan doğası yetmiş yıllık yaşamı boyunca sadece gereksinimleriyle ilgilendiğinden, sadece geride bıraktığı geçen zamanı değil, her gününü tüm bir yaşam gibi algılar ve bundan daha fazla yaşamayacağını düşünür.

Ertesi gün canlandığında, tıpkı yeniden doğmuş gibi olur ve ilk yaşamında bozduğunu düzeltir, bu demektir ki, eğer birisinden borç para alırsa, borçlu olur. Böylece ertesi gün -gelecek yaşamda- ona ödeme yapar ve bu erdemlilik olarak kabul edilir. Gelecek yaşamda, tüm borçlarını, başkalarına olan borcunu ya da başkalarının ona borcunu öder. Yarından sonraki gün, üçüncü yeniden doğuş olarak kabul edilir ve bu böyle devam eder.

Şimdi yukarıda bahsedilen meseleyi açıklayacağız, sevgi vasıtasıyla kişi taviz vermeye hazırdır. Bazen, kişi Yaradan sevgisine sahip olmak istediğinde zamanını ve enerjisini Yaradan sevgisini satın almak ve O’na hediyeler vermek için (dost sevgisiyle ilgili olarak bahsettiğimiz gibi) harcamak istediğinden, üçüncü anlayıştan feragat eder, yani lüks bir yaşamı isteyerek reddeder. Diğer bir deyişle, halen Yaradan sevgisine sahip olmasa da, bu ona Yaradan sevgisini edinmede çok değerli olan saran ışık formunda parlar.

Bazen kişi Yaradan sevgisini satın almayı ister ve eğer gerekliyse, ikinci anlayışı da terk eder, yani önemli bir burjuva yaşamına sahip olmak yerine sadece ihtiyaçlar için yaşamak.

Bazen, gereklilik olması ölçüsünde Yaradan’ın sevgisinin yüceliğini hissetmek isteyerek, ilk anlayışı -yaşamın temel ihtiyaçlarını- bile terk etmeye razı olur ve eğer bedenin ihtiyaçlarını karşılamazsa bunun vasıtasıyla kendi varlığını da iptal olmuş olur.

Ve bazen kişi kendi varlığını, bedenini vermek ister, bu şekilde eğer bunu yerine getirecek şansı varsa Yaradan’ın adı kitleler içinde kutsanmış olur. Bu tıpkı Baal HaSulam’ın söylediği gibidir, “Kişi, ‘Tüm hayatım boyunca ‘Tüm ruhunla’ ayeti için hayıflandım, bunu ne zaman yerine getireceğim?’ diyen Kabalist Akiva’nın niteliklerini izlemelidir.”

Şimdi atalarımızın şu sözlerini anlayabiliriz, “Eğilimlerinle beraber, ‘Sen tüm kalbinle seveceksin’ ve ‘Tüm ruhunla’ demek, ‘tüm sahip olduklarınla’ demektir.” Yukarıda söylediğimiz gibi, sevginin ilk derecesi realitenin varlığıdır, yani sahip olunanlarla bedenin beslenmesi, yukarıda bahsedilen üç anlayışın realitenin varlığı için terk edilmesidir. İkinci derece “Tüm ruhunla” sözünün anlamı, kişinin kendi varlığını iptal etmesidir.

Ve bunu iyi eğilimler vasıtasıyla gerçekleştiririz, yani kişi zorladığında ve Yaradan’a haz ve mutluluk vermenin kendine haz vermekten daha önemli olduğunu, bedeninin anlamasına izin verdiğinde. Ancak, haz ve mutluluk olmadan kişi hiçbir şey yapamaz. Kişi kendine üzüntü verdiğinde, karşılığında bazı hazlar aldığını ya da hissettiğini ya da eylem sırasında haz hissetmeyi umduğunu söyleyebilmelidir çünkü acı her şeyi temizlediğinden, sonrasında bu acının karşılığında muhteşem hazlarla ödüllendirilir.

Diğer bir deyişle, ister bu dünyada ister gelecek dünyada haz alacağına inanarak hareket etsin. Farklı bakacak olursak, ya içsel ışık formunda ya da saran ışık formunda (gelecek) hazza sahip olsun.

Ancak, kişi haz olmadan bir şeyler yapabileceğini düşünmemelidir. Aslında (kişi bunu bilmelidir) Lişma’da pek çok anlayış vardır, yani ihsan etmede: “ihsan etmek için ihsan etmek” demek Yaradan’a vermekten haz almak demektir. “Almak için ihsan etmek” demek Yaradan’a veriyor fakat bunun karşılığında ne olursa alıyor demektir -bu dünya, gelecek dünya, edinimler ve yüksek dereceler.

Ancak, kişi ihsan etmek için ihsan etmelidir, yani Yaradan’a vermekten dolayı muhteşem hazlar almalıdır, tıpkı bununla ödüllendirilmiş olanlar gibi. Kişi, Yaradan’a, O’nun Yüceliğinin sevgisinin hissini vermesi için kalbinin derinliklerinden dua etmelidir.

Ve halen daha ödüllendirilmezse, bunun muhteşem bir haz olduğuna ve Yaradan’ı sevmenin büyük önemine inanmalı ve kendini zorlamalıdır. Fakat kişi tek bir şeyi iyi bilmelidir: haz olmadan kişi tam anlamıyla hiçbir şey yapamaz.

Tekrar yukarıda söylenen, “’Eğilimlerinle beraber, ‘Tüm kalbinle’” sözüne geri dönelim, bunun anlamı şudur, kişi Yaradan sevgisinde bütün olmalıdır; yani kötü eğilim de Yaradan’a ihsan etmede hemfikir olmalıdır.

Yaklaşan Şabat’la ilgili olarak açık olacağım. Düşünüyorum da… ondan aldığım iki mektuba cevap vermek, ki bu çok hoşuma gider, isterim. Bana bu mektupları yazdığına şaşırdım çünkü bir süredir ondan mektup almamıştım. Lütfen sağlıklı ve iyi olup olmadığını bana bildirin.

Ayrıca zaman zaman ondan aldığım mektuplar… ve telgraf için de çok teşekkürler. Tahmin ediyorum … adresim onda yok.

Dostunuz,

Baal HaSulam’ın oğlu, Baruh Şalom.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,296