e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Form Eşitliği

Zohar Kitabı’na Giriş: “Zıtlıklar yasasının maneviyatta işlediğini görürüz. Bu yasaya göre, özellikleri Yaradan’ınkinden farklı olan ruhlar, fiziksel dünyada bir baltayla kesilen iki nesne gibi, O’ndan ayrılırlar. Ve aralarındaki mesafe form zıtlığıyla orantılıdır.”

Eğer tüm arzularımı karşılaştırabilseydim, kendi ruhumun tüm içsel özelliklerini ve niteliklerini başka bir ruhun özellikleri ve nitelikleri ile form farklılığından kaynaklanan ya da form eşitliğinden dolayı onları birleştiren kesin mesafeyi bilirdim. Öyleyse, Yaradan’ın Kendini ifşa edeceği bir yer, grup içinde bir büyük kolektif Kli inşa etmek istiyorsak, grubun tüm üyelerinin düşüncelerini, arzularını ve tek bir amaç için çalışma isteklerini birleştirmeliyiz: Yaradan’ın ifşası ve O’nunla tutunma. Sadece o zaman bir birlerinden form farklılığı yüzünden ayrı olan ruhlar eşit formda tek bir ruh olarak birleşmeyi başarırlar.

“Ve dolayısıyla Yaradan tarafından ruhların içine yavaş yavaş aşılanan alma arzusu, daha önce konuştuğumuz gibi, Yaradan’da kesinlikle yok, aksi takdirde kimden alacak? Ve ruhlar tarafından edinilmiş bu form farklılığı onları Yaradan’ın özünden ayırmaya çalışır (bir dağdan kaya parçasını baltayla ayırmak gibi), öyle ki Yaradan’ın bütünlüğünden farklı yaratılanlar olarak çıkarlar. Ancak, bu ruhların, sanki daha önce var olmuş bir şey gibi O’ndan yayılan, Yaradan’ın ışığından edindikleridir.”

Ve gerçekten de ruh sadece Yaradan’ın ışığıdır. Sadece Yaradan’dan edindiği yeni özellikler ölçüsünde farklılaşır: alma arzusu. Alma arzusu tarafından Yaradan’dan ayrılmadığı zaman ruh tekrar Yaradan ile mükemmellik ve ebediyette bütünleşir.

“Kaplarına (ki bu alma arzusudur) aldıkları ışığı ilgilendirdiği kadarıyla ruhlar ve O’nun özü arasında hiçbir fark yoktur sonucu doğar. Bunun sebebi ruhların var oluştan var oluşa, direk O’nun özünden almalarıdır ve ruhlar ve O’nun özü arasındaki fark Yaradan’ın ışığının girdiği bu Kli’dir – alma arzusu ki Yaradan’ı ruhtan form farklılığı vasıtasıyla ayıran budur, aynı “kısım”ın “bütün” den ayrıldığı gibi, taşın dağdan kesilmesine benzer şekilde. Ve bunu dikkatli inceleyin zira böyle yüce bir konuda daha ileri gitmek mümkün değildir.”

Yüce konulardan bahsediyoruz. Eğer kişi anlarsa, hissederse ve konuları içsel olarak duyumsarsa, bu his tüm yol boyunca manevi ilerleme için bir araç olarak hizmet edebilir. Basitçe, kendi için alma arzusunun (egoizm) insanı Yaradan’dan ayıran tek kötülük olduğunu anlayarak, kişi Son Düzeltmeye ulaşabilir. Alma arzusunu bozamayız (yok edemeyiz), ancak onu kullanmamak mümkün, daha ziyade mevcut değilmiş gibi onarmak. Bu, Malhut, Bina’ya yükseldiğinde olur. Malhut, Bina’ya benzemeye başlar, “Hafetz Hesed” oluyormuş gibi; Malhut’un arzuları yoktur. Ancak bu düzelmenin sadece bir kısmıdır. Alma arzusunu kullanarak daha fazlasını başarabiliriz: niyeti “alma”dan “verme” ye değiştirebiliriz. O zaman, Yaradan’dan ışığı alarak O’na haz veririz, O’nun gibi oluruz, Keter, çünkü eğer Bina seviyesinde kalmamızı isteseydi bizi yaratmazdı. Onun yaratılıştaki amacı bizim Yaradan’ın seviyesine ulaşmamızdı.

TES, Bölüm 1, “İçsel Yansıma”: “İlk olarak, zaman, yer ve hareket ile ilgisi olmayan manevi konularla ilgilenirken ve dahası Tanrısallıkla ilgilenirken, ifade edeceğimiz ve düşüneceğimiz kelimelere sahip olmadığımızı bilmeliyiz. Tüm kelime hazinemiz hayali duyuların hislerinden alınmıştır. Öyleyse, his ve hayalin hüküm sürmediği bir yerde bize nasıl yardım edebilirler? Örneğin, en göze çarpmayan kelimelerden alırsak, yani Orot (Işıklar), yine de güneşin ışığından, ya da memnun olmanın duygusal ışığından geliyor. Öyleyse Tanrısal olayları ifade etmek için nasıl kullanılabilirler? Kesinlikle okuyucuya gerçek bir şey sağlamakta başarısız olurlar. Bu, kelimelerin bu ilimdeki görüşmeleri yazılı olarak ortaya çıkarması gerektiği yerde daha da doğru, her ilim araştırmasında olduğu gibi. Eğer bir yetersiz kelime ile başarısızlığa uğrarsak, okuyucu anında yolunu şaşırır ve tüm konunun içinde ellerini ayaklarını bulamaz. Bu sebepten Kabala bilgeleri özel bir dil seçmişlerdi ki biz buna “dalların dili” diyebiliriz. Bu dünyada hiçbir öz ya da davranış biçimi yoktur ki kendi Şoreş’inde, Üst Dünya’da başlamasın. Dahası, bu dünyadaki her oluşun (var oluş) başlangıcı Üst Dünya’da başlar ve sonra bu dünyaya sallanır. Dolayısıyla, bilgeler hiç sorunsuz uygun bir dil buldular ki bununla edinimlerini bir birlerine ağızdan kelimelerle ve yazıyla da nesilden nesle aktarabilsinler. Bu dünyada dalların isimlerini aldılar ki her isim kendini açıklıyor, sanki Üst Dünyaların sistemi içindeki kendi Üst Şoreş’ine işaret ediyor gibi.”

Hakkında düşündüğüm her şey, bana olan içimdeki ve dışımdaki her şey, istediğim her şey, bütün bunlar bana Yukarı’dan gelir. En küçüğü ile başlayıp en büyüğü ile biten hiçbir şey yok ki maneviyatla bağlantısı olmadan doğsun. Peki, insanın kendi nerede? O mevcut değil. Bilgeler dünyamızdaki dalların isimlerini aldılar ve bu isimleri kökleri dallara bağlayan zinciri takip ederek manevi köklere tayin ettiler. Tüm Kabalist kitaplar bu tarzda yazılmıştır. Görünüşte dünyamızda olan insanlar, hayvanlar, çöl, tahammül edilen şeyler, savaşlar vs. hakkında yazılıp anlatılmasına rağmen bu kitaplardaki tek bir kelime bile dünyamızla ilişkili değildir. Tamamı Üst Dünyalardaki manevi köklerinden ve orada bu köklerde neler olduğundan bahseder. Bu yüzden bunlara “kutsal kitaplar” deniliyor. Eğer bu kelimelerin manevi köklerinin anlamını bulursak, bu kitapları okurken şaşırırız, çünkü bizim dünyamızdan tamamen farklı düşüncelerden bahseder. Her satır bize düzeltmenin sonuna kadarki manevi dünyaların derecelerinde rehber olarak hizmet eder. Her manevi kök en az bir kere dünyamızda fiziksel bir form olarak ortaya çıkmak zorunda.

Yaradan’ın haz alma isteğini yarattığını ve bunu ruhlarımızın içine yavaş yavaş aşıladığını zaten konuşmuştuk. Bu, tüm bedenimizi, kalbimizi ve aklımızı doldurarak bizden var oluşun gerçek resmini gizleyen siyah bir sistir. Yaradan’ı hissetmiyoruz; hatta O’nun var olduğunu bile bilmiyoruz. Eğer bu karanlık sisi görüntüden ve tüm bedenimizden savurabilirsek Yaradan’ı tekrar hissetmeye başlarız; “kısım” olmaktan “bütün” olmaya geçeriz. Bunu nasıl başarabiliriz? Bilgelerimiz bize Or Makif’i (saran ışık) Kabala çalışarak çekebilmemiz ve dolayısıyla arzularımızı –Kelim– i düzeltmemiz için eşsiz bir fırsat verdiler. Onları düzelttikçe Yaradan’ı ediniriz, yani düzeltilmiş özellikler aracılığıyla O’nunla bağ kurarız.

Kişi yavaşça manevi dünyaya girer. Edindiği her derece iki tarafı kapsar: sağ çizgi (Yaradan’ın özellikleri) ve sol çizgi, onun karşısında (yaratılanın özellikleri). Ve kişi sol çizgiye, onu sağ çizgiye değiştirerek, ne kadar dayanabiliyorsa manevi bir derecenin üstesinden gelir ve bir sonrakine yükselir.

Bugün durumumuzun ne kadar düşük olduğunu ve özelliklerimizin Yaradan’a ne kadar zıt olduğunu görebilseydik öyle dehşet verici bir duruma girerdik ki parmağımızı bile oynatamazdık. Bazen depresyona gireriz, ancak bu böyle bir durumdaki deneyimle karşılaştırılamaz bile. Bu deneyime ikna etmeyi olanak dışı bırakmak için, Kabalistler kişiye tüm konuları tek bir seferde açığa çıkarmazlar, daha ziyade yavaş yavaş zaman içinde olur. Her zaman neşeli olmak mümkün değildir ve sık sık manevi olarak düşeriz. Yukarıdan merhamet alana dek devam etmeliyiz ya da gruptan ve çalışmadan yardım almalıyız. Buna rağmen tüm yol boyunca kişi Yaradan’a nasıl zıt olduğunu hisseder. Ve sadece son dereceyi edindiğinde tüm kötülükler iyiye dönüşür.

Tüm ruhlar tek bir ruhtan Âdem’den başladılar. Bazı ruhlar daha egoist bazıları daha az. Düzeltmenin sonunda bu önemsiz olacak çünkü herkes eşit şekilde alacak. Ancak ruhlar ayrılıp dünyamıza reenkarne olduklarında kendi aralarında farklılaşırlar. Daha saf ruhlar düzeltmenin sonuna diğer daha egoistlerden önce (daha erken) varırlar. Bu ruhlar aynı zamanda Kabala çalışmaya daha erken başlarlar ve diğerlerinden daha erken Kabalist olurlar. ARİ zamanına kadar tüm nesillerde bütün Kabalistlerle durum böyleydi. Kendi de yazdığı gibi, o bu dünyaya cinsiyet, yaş ve diğer özellikleri gözetmeksizin insanlara Kabala çalışmaya başlama fırsatını vermek için geldi. Düzeltmenin sonuna bireyler değil de büyük kitleler ile gelineceği, ARİ zamanıyla başlayarak insanlık yeni bir döneme girdi. Kabala’ya büyük ilgiyi çeken budur: insanlar içsel boşluk hissediyor ve manevi edinim için bir itici güç alıyorlar – Yaradan için bir haykırış – Yukarıdan Kabala çalışmak için.

TES’e Giriş’te Baal HaSulam 2000 yıldan da önce ortaya çıkan ve hayatımızı çekilmez yapan biz ve Kabala ilmi arasındaki duvarı yıkmak istediğini söyler. Eğer bu engel devam ederse Eretz İsrail’i tamamen unutsak iyi olur. Bununla birlikte, çalışmayla ilgili bir kişinin kalbine konuştuğunda aldığı cevap şu oldu: “Neden cennetsel melekler ve onların isimlerini bilmem gerekiyor?” Genelde insanlar Kabala çalışmaya başlamadan önce buna inanıyorlardı, kişi önce Gimara’yı tamamen öğrenmeli. Dahası, bazıları herkesin Kabala çalışmasına girmemesi gerektiğini ifade eder. Baal HaSulam, gerçeğin ilmini çalışmaya karşı nasihat eden tüm tartışmalara ve sebeplere aldırmamamızı tavsiye eder. Kabala çalışmaya arzusu olmayanlar hayvansal durumda kalabilirler. Geriye kalanlar kendilerine tek bir soru sormalılar: “Hayatımın anlamı nedir?” Birçok kişi hayatlarını bu soruya bir cevap almadan yaşıyorlar. Ve gerçekten bir cevap bulmak istiyorlarsa, eğer bu soru onları huzursuz ediyorsa, Kabala çalışmalılar.

Neden bundan bahsediyorum? Düzeltilmiş arzuları olmayan toy bir kişiye maneviyatın ne olduğunu açıklamak mümkün değildir. Ancak kişi kötü hisseder ve kendini hiçbir haz ile dolduramazsa, Kabala çalışmak için olgunlaşmıştır.

Hepimiz “çifte gizlilik” ya da “gizliliğin içindeki kısıtlama” denilen durumda var oluyoruz. Bu durumun özelliği, Yaradan’ı arkasından bile görmüyoruz; kötü hissetmemizi sağlayanın Yaradan olduğu bizden gizlenmiştir. Yaradan’ın bizi terk ettiğini, hiçbir şey yapmadığını ve katlandığımız tüm acının kaderimizden dolayı doğadan geldiğini söyleriz. Ve yaşadığımız şekilde yaşamamız gerektiğini söyleriz. Kişi ne kadar iyi işler yaparsa durumu daha da kötüdür. Kişi kötü bir şey yaptığında, iyiye doğru gelişir. Tüm kötüler sağlıklı ve mutlu görünürken, tüm iyi insanlar da hasta, saf ve tedirgin görünürler.

“Tek gizlilik” kişinin, ya işlediği bir günahtan, ya da geçmişteki bir acıdan dolayı iyi ile ödüllendirileceğinden, Yaradan’ı arkadan gördüğü ve tüm acının O’ndan geldiğini kavradığı zamandır. Yeterince para kazanmaz ve borçları vardır; tükenmeyen sorunlardan geçer ve hastalıktan acı çeker. Hiçbir planı gerçekleşmez. Hayattan aldığı zevk yoktur.

Yaradan’ın ışığının küçücük bir gizliliğinin bile tüm hayatımızı nasıl değiştirdiğini görürüz, hayatımızı nasıl kötüleştirdiğini. Dışsal durum aynı kalır, ama ya onu çok kötü olarak görürüz, ya da o kadar kötü değil. Gerçekte tüm bu duyular (hisler) sadece hayaldir, bir rüyada ki gibi. Aniden bu durum tamamen zıddına dönebilir. Bu arada, aslında hiçbir şey değişmemiştir; maaşta, işte, sağlıkta. Ancak içsel olarak her şey iyiye döner. Bu açıklanamaz, kişi sadece Yaradan’ın yaratılanı yönettiği inancını güçlendirir.

Bir sonraki durumda, “Yaradan’ın yüzünün açığa çıkması”, kişi Yaradan’dan aldığı şeylerin çoğunun iyi olduğunu görür. İçsel harmoni ve tatminde var olur, iyi kazanır, hastalığı yoktur ve başkaları tarafından saygı duyulur. Ve eğer bir eksikliği varsa, dua eder ve anında bir yanıt alır. Hiçbir duası ne boşa gider ne de cevapsız kalır. Kişinin hissettiği budur. Sadece içsel duyu (his) değişmiştir. Işığın miktarındaki en ufak bir değişime bile ne kadar bağlı olduğumuz işte budur, gerçeğimizi tamamen farklı bir duyu ile gösteriyor. Tüm tanıdıklar bize artık başarılı, neşeli ve kaygısız görünür; akıllılar ve durumu kontrol ederler. Ve bizler daha önce onların yakınlığına tahammül edemezken, onlarla dost ve yakın olmaktan mutluyuzdur.

Tora’nın (Işık) yolunu izlemeyen herkes kişiye hayatla sorunlu görünür, borçlarla, yetersiz kazançla ve hastalıkla. Tek bir dakika bile mutlulukla dolu değildir; serttirler ve çevrelerindeki her şeyden nefret ederler.

Bu örneklerle ilgili ne söylenebilir? Hislerimiz ve duyularımız %100 Yukarıdan küçük ya da büyük miktarda ışık aldığımıza bağlıdır. Eğer daha çok ışık alacak kadar şanslıysak etrafımızdaki her şey bize iyi görünür; şanslı değilsek etraftaki her şey karanlık görünür. Yaradan’ın yüzünün ifşasını arzulamak ve bunu hırsla istemek izler. En iyi duyularımız Yaradan’ın ifşası ile bağlantılıdır; tüm acılarımız ise ışığın eksikliği ile. Yaradan’ın yüzü ifşa olduğunda kişi acı çekemez. Yaradan’ın yüzü mutluluktur, mükemmelliktir ve zevktir. “Yaradan’la yüz yüze” durumunda kişi her istediğini anında alır. Aksi takdirde “yüz yüze” olamaz. Tersine, kişi Yaradan’la “sırt sırta” durumundaysa hiçbir arzu tatmin olmaz ve daha ziyade sadece istenmeyen durumlar ortaya çıkar, kasıtlı olarak olsa bile.

Yaradan bize karşı Kendi tavrını değiştirmez. Sadece biz kendimiz Onu ve O’nunla ilişkimizin pozisyonunu hissedebiliriz, farklılık durumumuza bağlıdır. Ancak Yaradan’ın tarafından biz hep bir ışık havuzunda yüzüyoruz. Yukarıdan bana verilen ne olursa olsun, bana açığa çıkartılan tüm kötülüğü düzeltmem gerekiyor.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,316