e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Maneviyatta Destek

Kişi manevi çalışmada ve tüm yaptıklarının ihsan etmek için olmasını istediğinde her zaman çalışmada destek bulmaya çalışmalıdır. Destek beslenme olarak kabul edilir ki bunlar sevgi, korku, coşku ve diriliktir. Ve kişi bunların tümünü yaptığı çalışmadan çıkarmalıdır. Bir başka deyişle, manevi çalışması kişiye bu sonuçları vermelidir.

Bununla beraber, kişi maneviyatı çalıştığında ve bu sonuçlara sahip olmadığında bu maneviyat kabul edilmez. Bunun nedeni manevi çalışmanın, Işığı şal gibi örttüğünü kastetmesidir, bilgelerimizin dediği gibi, “Kötü eğilimi yarattım, Işığı şifa olarak yarattım.” Bu manevi çalışma içindeki Işığı ima etmektedir, zira çalışmadaki Işık ıslah eder.

Ayrıca manevi ilmin iki ayrı idrake ayrıldığını bilmeliyiz: 1. Işık, 2. Islah (ihsan etme/ iyilik yapma). Aslında, “Yaradan’ın tavsiyesi O’ndan korkanlarla” vasıtasıyla kişi Yaradan’ın yolunda yürümekle ödüllendirilmediyse bu iki ayrımı anlamak mümkün değildir. Böyle olmasının nedeni kişi Yaradan’ın Sarayına girmek için hazırlık koşulundayken Gerçeğin Yolunu anlamanın mümkün olmamasıdır.

Yine de hazırlık dönemindeki bir kişinin bile anlayabileceği bir örnek vermek mümkün. Şöyle yazılmıştır: “Kabalist Yusuf dedi ki, ‘Bir ıslah uygulandığında korur ve kurtarır, vs. manevi prensipler uygulandığında da uygulanmadığında da her ikisini de hem korur hem kurtarır.’”

“Uygulandığında”, kişinin biraz Işığa sahip olması anlamına gelir. Kişi edindiği bu Işığı sadece Işık hâlâ içindeyken kullanabilir, şimdi olduğu gibi kişi mutluluk içindedir, zira Işık onun için parlar. Bu ıslah olarak ayrılır, yani kişi henüz Işık (edinim) ile ödüllendirilmemiştir, ancak sadece Işıktan bir kutsallık canlılığı edinmektedir.

Maneviyatta böyle değildir: kişi manevi çalışmada biraz yol aldığında edindiği yolu çalışmadığı zamanda da kullanabilir, yani onunla iştigal etmediğinde de, bu kişi Işığa sahip değilken de onu kullanabileceği anlamına gelir. Bunun nedeni sadece aydınlanmanın kişiden ayrılmasıdır, oysaki kişi çalışmada edindiği yolu aydınlık ondan ayrıldığı zaman da kullanabilir.

Yine de, kişi uygulanma esnasında ıslahın, uygulamadan daha yüce olduğunu bilmelidir. “Uygulanma esnasında” kişinin şimdi Işığı aldığı anlamına gelir, kişi onun içindeki Işığı aldığında buna “uygulanma” denir.

Dolayısıyla, kişi Işığa sahipken bir ıslah, kişinin Işığa sahip olmadığı zaman, manen canlılığı yokken, uygulamadan daha önemlidir. Diğer taraftan, Işık önemlidir çünkü kişi Işık’tan edindiği yolu kullanabilir. Ancak, “Işık” olarak adlandırılan canlılıktan yoksundur. Ve bir ıslahla iştigal ederken kişi “Işık” olarak adlandırılan yaşamsallığa sahiptir. Bu bağlamda bir ıslah Işık’tan daha önemlidir.

Bu yüzden, kişi desteksiz olduğunda “kötü” kabul edilir. Bunun nedeni, kişinin artık Yaradan’ın dünyayı “İyi, İyilik yapar” işleyişi ile yönettiğini söyleyememesidir. Kişinin kötü olduğu söylenir çünkü Yaradan’ını suçlu bulmaktadır, kişi şimdi olduğu gibi canlılığa sahip olmadığını hisseder ve mutlu olacak bir şeyi yoktur, böylece ona haz ve mutluluk verdiği için artık Yaradan’a müteşekkir olduğunu söyleyemez.

Kişi Yaradan’ın İlahi Takdirini iyiliksever bir şekilde idare ettiğine inandığını söyleyemez, zira maneviyatın yolunu organlarda bir his olarak anlıyoruz. Eğer kişi haz ve mutluluğu hissetmiyorsa bir başka kişinin haz ve mutluluk hissetmesi kişiye ne verir ki?

Eğer kişi gerçekten İlahi Takdirin dostuna iyilik olarak ifşa olduğuna inansaydı, o inancın kişiye Yaradan’ın dünyayı haz ve mutluluk rehberliğinde yönettiğine inanmasından dolayı haz ve mutluluk getirmesi gerekirdi. Ve eğer bu kişiye canlılık ve neşe getirmiyorsa, Yaradan’ın kişinin dostunu iyilik rehberliğinde gözettiğini söylemenin ne faydası var ki?

En önemli şey kişinin kendi bedeninde ne hissettiğidir – iyi ya da kötü? Kişi sadece dostunun iyiliğinden mutlu oluyorsa dostunun hazzından tat alır. Bir başka deyişle, bizler sadece bedenin hisleri ile öğreniriz, nedenler ne olursa olsun. Önemli olan sadece kişinin iyi hissetmesidir.

Bu koşulda, kişi Yaradan için “İyi ve İyilik yapar” diyebilir. Eğer kişi kötü hissediyorsa Yaradan’ın kendisine iyi iyilik yapar şeklinde davrandığını söyleyemez. Bu yüzden, kişi dostunun mutluluğundan açık bir şekilde haz alıyorsa ve bundan büyük canlılık ve mutluluk alıyorsa, o zaman Yaradan’ın iyi bir lider olduğunu söyleyebilir. Eğer kişide mutluluk yoksa kötü hisseder. Dolayısıyla, Yaradan’ın iyiliksever olduğunu nasıl söyleyebilir ki?

Bu nedenle, her şey kişinin koşulunu izler. Eğer kişide canlılık ve mutluluk yoksa Yaradan’ına karşı sevgisizlik, Yaradan’ına hak verememe ve yüce ve önemli bir krala hizmet eden kişiye yakışacağı gibi hoşnutluk hissedememe koşulundadır.

Ve Üst Işığın tamamen durağan bir koşulda olduğunu bilmemiz lazım. Ve kutsal İsimlerin her hangi bir uzantısı alttakiler nezdinde ortaya çıkar. Bir başka deyişle, Üst Işığın sahip olduğu tüm isimler alttakilerin edinimlerinden gelir. Bu, Üst Işığın onların edinimlerine göre adlandırıldığı anlamına gelir. Farklı bir şekilde anlatırsak, kişi Işığı edindiği yola, kişinin hissine göre adlandırır.

Eğer kişi Yaradan’ın kendisine her hangi bir şey vermediğini hissediyorsa, eğer O’ndan bir şey almıyorsa Yaradan’a ne isim verebilir ki? Tersine, kişi Yaradan’a inandığında hissettiği her bir koşulun kendisine Yaradan’dan geldiğini söyler. Ve kişi hissiyatına göre Yaradan’ı adlandırır.

Dolayısıyla, eğer kişi içinde bulunduğu koşulda iyi hissediyorsa Yaradan’ın “İyiliksever” olarak adlandırıldığını söyler, zira hissettiği şey budur – O’ndan iyilik aldığı. Bu koşulda kişiye Haktan Yana (erdemli) denir, zira Yaradan’ı haklı görür(hak verir).

Ve eğer kişi içinde bulunduğu koşulda kötü hissediyorsa Yaradan’ın kendisine iyilik gönderdiğini söyleyemez. Dolayısıyla, kişi bu koşulda Kötü olarak adlandırılır zira Yaradan’ı yargılamaktadır yapar.

Bununla beraber, kişi hem iyi hem de kötü hissediyorum dediğinde bunların ortasında bir şey yoktur. Tersine kişi ya mutludur ya da mutsuzdur.

Bilgelerimiz şöyle der: “Dünya, ya tamamen günahkârlar ya da tamamen erdemliler için yaratıldı.” Böyle olmasının nedeni, aynı anda iyi ve kötü hissetme gibi bir şeyin olmamasıdır.

Bilgelerimiz ortasında bir şey vardır dediklerinde, zamanı ayırt edebilen varlıklardan bahsederler, iki zaman için “ortasında-arasında” diyebilirsiniz, biri diğerinin ardından, zira öğrendiğimiz gibi yükselişler ve düşüşler konusu vardır. Bunlar iki zamandır: kişi birinde günahkârdır ve diğerinde erdemlidir. Ancak tek bir anda eşzamanlı olarak kişinin iyi ve kötü hissetmesi, böyle bir şey yoktur.

Bundan, Işık ıslahtan daha önemlidir dedikleri zaman kişinin kesinlikle bununla iştigal etmediği, canlılığının olmadığı bir zamandan bahsettikleri sonucu çıkar. O zaman Işık, canlılığı olmayan sevaptan daha önemlidir.

Bunun nedeni, kişinin canlılığı olmayan bir iyilikten bir şey alamamasıdır. Ancak, maneviyat ile, kişi iştigal ettiği sırada almış olduğu manevi çalışmanın yol yordamına hâlâ sahiptir. Canlılığın ayrılmış olmasına rağmen yol içindedir ve kişi onu kullanabilir. Ve iyiliğin (ıslah/ sevap) manevi çalışmadan daha önemli olduğu bir zaman vardır: Sevap’ta canlılık olup manevi çalışmada olmadığında.

Bu yüzden, çalışılmadığı zaman, kişi manevi çalışmada canlılık ve mutluluğa sahip olmadığında, duadan başka tavsiye edilecek bir şeyi yoktur. Bununla beraber, dua sırasında kişi kötü olduğunu bilmelidir, çünkü Yaradan’ın sadece iyilik verdiğine inanabileceğini hesaplamasına rağmen dünyada var olan haz ve mutluluğu hissetmemektedir.

Yine de, kişinin manevi çalışma yolundaki tüm düşünceleri gerçek değildir. Manevi çalışmada, eğer düşünce aksiyona götürüyorsa, organlar bundan canlılık ve mutluluk almalılar, yani organlarda Yaradan’ın iyiliksever olduğunun hissedildiği bir his olması lazım. Ve eğer kişide canlılık yoksa, eğer şimdi onlara bolluk verdiği için organlar Yaradan’ı sevmiyorsa, tüm hesaplamaların ne faydası var?

Bu nedenle, kişi manevi çalışmada canlılık ya da mutluluğa sahip değilse bu onun mutsuz olduğu için günahkâr olduğunun işaretidir. Eğer bir aksiyon sağlamıyorsa, kişi varlıklarına haz ve mutluluk verdiği için Yaradan’ı sevdiğini organlarında hissetmiyorsa tüm hesaplamalar gerçek dışıdır.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,287