e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

21. Yüzyılın Bilimi

Newton’un iddia ediyor ki gerçeklik benim dışımda mevcut durumda, ben var olsam da olmasam da.

Einstein’a göre, ben hızımla ilişkili olarak gerçeği algılıyorum. Gerçek benim dışımda mevcut, ama ben hızıma bağlı olarak onu algılıyorum.

Farklı bir yaklaşım iddia ediyor ki gerçeklik benim dışımda ve bende var olanların bir birleşimi. Bu kombinasyondan benim içimde ortaya çıkan ise bir resim ki bu resim dış özelliklerin ve benim kendi özelliklerimin ortalaması.

Kabala’nın Bilgeliği dördüncü bir yaklaşım öneriyor – benim dışımda hiçbir gerçeklik yok. Benim dışımda var olan şey ‘’Üst Işık’’. Onun içinde hiçbir şey yok ve her şey onun algılanması, ben kendi özelliklerime bağlı olarak algılıyorum. Eğer ben özelliklerimi değiştirirsem, farklı bir gerçeklik algılayacağım.

Bunun anlamı çarpıcı – gerçek aslında benim iç özelliklerimin sadece bir kopyası. Dünyadaki en büyük bilim adamları 21. yüzyılın biliminin Kabala’nın Bilgeliği olduğunu çoktan fark ettiler.

Ders 1

Kabalalistik Bilgelik, Bilimsel Araştırmaya Karşı

  • Evrenin gelişimi
  • Bilim kapasitesinin sonuna ulaşıyor
  • Bilimin gelişimi, insanın kendi varlığını kontrol etmesini olanaklı kılmadı
  • Çevre ile uyum içinde olma ihtiyacı
  • Beş duyunun sınırlarını koparmak nasıl mümkündür?

Benden Kabala’nın Bilgeliği ve bilim hakkında konuşmam istendi. Bakalım konu nasıl gelişecek.

Bize olan şey nedir? Zaten bildiğiniz gibi insanlık alma arzusunun seviyesine bağlı olarak gelişir. Bu seviyeler köktür, sonra da alma arzusunun Alef, Bet, Gimel ve Dalet’tidir. O kişinin alma arzusunu hissetme seviyesine, kişi çevresi ile bağlantı kurmaya onun tarafından itilir, içinde bulunduğu yer ile ilişki geliştirmeye, içinde var olduğu gerçeklik ile.

Kök seviyesinde alma arzusu çok küçüktür, öyle ki onun içindeki insan sadece hayvansal zevkler için gereksinim hisseder. Hayvansal, burada bir hayvanın sahip olabileceği gereksinimleri belirtir, bedensel diyelim. Bu arzular aileyi, yemeği ve kişinin etrafındaki küçük bir topluluğu kapsar.

İnsanlık binlerce, hatta belki de onbinlerce yıldır gelişiyor. Baal HaSulam’ın bize anlattığı kadarı ile ondan öncesinde bile dünya dönemlerden geçiyormuş, öyle ki bunlarda maddeler patlamış, soğumuş, sertleşmiş ve tekrar içinde püskürmüştür. Böyle birkaç dönem vardı, yaklaşık olarak 17 veya 18 tane, her biri otuz milyon yıldı, sonunda dünya biyolojik yaşam için uygun bir duruma erişti. Bu noktada insan onbinlerce yıl boyunca gelişmeye başladı, sonunda bedensel arzulardan daha fazlasını edinerek hayvanlardan ayrılmış ve farklılaşmış olana kadar. İnsan, para, onur ve bilgi için olan arzulara odaklandı, sonunda maneviyata varıncaya dek ki bu manevi dördüncü derecenin – Behina Dalet – alma arzusudur.

Belirlendiğine göre 1995’den itibaren, biz maneviyat için gerçek iç arzular deneyimlemeye başladık çünkü insan çoktan bütün önceki arzularını bitirdi. Bu arzular hala bizim içimize girmiş durumdalar, bedensel arzular, aynı para, onur ve bilgi için olan arzular gibi. Ama biz bütün bu dönemleri enkarnasyonlarımız sırasında deneyimlediğimiz için, bu arzular maneviyat için olan arzuya göre önemsiz hale geliyor. Biz diğer bütün türlerdeki ifalar ile tatmin olmadığımız bir duruma gelmeye başladık.

Zohar’da yazar, tıpkı diğer kadim kitaplarında bu jenerasyonların sonundan bahsettiği gibi, gelişiminin sonucunda bütün insan ırkı nasıl insanoğlunun aslında gelişmesi şart olan alanın maneviyat olduğuna karar vereceği bir duruma ulaşacak.

Neden biz daha önce bu arzuyu alabilecek durumda değildik? Gerçek şu ki böyle bir olasılık vardı. Baal HaSulam “Kabala’nın Bilgeliği ve Felsefe” adlı makalesinde, böyle bir zamanın olduğunu yazar, M.Ö. beşinci veya altıncı yüzyıl civarında, Plato ve Aristo döneminde, Kabala bilgeleri ile felsefe bilgeleri arasında bir bağlantı olduğu zaman. Bu zaman periyodu sırasında, dünyanın uluslarına Kabalistik bilgeliği kabul etme olasılığı verildi. Maneviyatın içine doğru (dış gelişim) gelişmeye başlama fırsatı, öncelikli olarak felsefi entelektüel yönlere odaklanmak yerine müsait durumdaydı ki bizim konumuz ile uğraşmış bir kişi elde edebilirdi. Ama her nasılsa bir şeyler ters gitti ve filozoflar Kabala’nın Bilgeliğinden her ne aldılarsa, antik Yunan dönemi sırasında, bunlar ne yazık ki felsefenin sınırları içerisinde kaldı. Kabala bilgeliği, onların kendi çalışmaları ile filozofların dünyayı araştırmalarındaki kendi yöntemleri zamanı sırasında devam etti. Bu iki yol arasındaki fark nedir veya bu dünyayı bilim adamları ya da Kabalistler olarak incelemek arasındaki fark? Fark oldukça esaslıdır, çok köklü ve tamamen kutuplaşmıştır. Nasıl?

Sorun oldukça basit. Bizim ruhumuz zevk alma arzusudur ve bu zevk alma arzusu beş giriş ile beş çeşit zevki hissetmekte ki bunlar görme, duyma, koklama, tatma ve dokunma ile alınır. Ne oluyor? Ben dışarıdan, hakkında bir şey bilmediğim bilgiyi bedenimdeki beş açıklık aracılığı ile alıyorum. Benim bir beynim var ve hafızam, aldıklarımın hepsi her türlü sistemin içinde öyle ki onların aracılığı ile farkına varmaya ve tanımlamaya başlıyorum, ilk başta eğitimime bağlı olarak, karakterime ve sonra bizim hala bilmediğimiz insanın içinde olan her çeşit fonksiyon aracılığı ile bir şeyleri fark etmek, onlardan zevk almak, onları reddetmek ya da onları yakına getirmek.

Benim dışımda ne olduğu ile ilgili bütün bilgi alımları aslında benim kabımın içindeki bir noktada birleşiyor ve benim içimdeki, kendimdeki, asla dışarı çıkmıyor. Ben yeni yöntemler geliştirebilirim, görme için olan bir mikroskop veya bir teleskop gibi, ya da duymak için olan her tür radarlar gibi, vb. Bunun anlamı basitçe benim açıklıklarımı genişlettiğimdir, ben onların duyarlılığını büyütüyorum ve sonra farz edildiğine göre daha çok hissediyorum. Onlar daha hassas hale geliyor ve sonra ben içeride daha çok fazla bilgi alıyorum, ama onları hala içe alıyorum. Onlar orada işlem görüyor ve çoğalıyor, bana dünyanın resmini veriyor, bu yolla yapılan dünyanın resmi değişiyor. Birkaç bin yıl önce sahip olduğumuz dünya görüntüsü ile karşılaştırıldığında, bugün farklı – ben dünyayı daha iyi tanıyorum, bir şeylerin neden olduğunu biraz daha fazla biliyorum, bir şekilde onların arasındaki bağlantıyı biliyorum. Ancak hala, araştırdığım her şey, incelediğim şeyler beş duyum aracılığı ile geliyor. Gerçekte, hem felsefe hem de bilim farklı bir gelişme yolları olmadığı için bu yöntemi kullanıyor. Ne kadar çok aygıt veya alet yaparsak yapalım, bedenimiz hakkında bütün seviyelerinde ne kadar çok bilirsek bilelim, psikolojik, psikosomatik, biyolojik ve fizyolojik seviyelerde, onu sadece bu beş açıklığımız ile algıladığımız yol ile bileceğiz. Bizim dışımızda ne olduğunu bilmenin bundan daha fazla olasılığı yok.

Bilim adamları otuz veya kırk yıl önce bu sorunu fark ettiklerini söylüyorlar. Onlar yöntemlerini tükettiler ve öyle ki bugün bizim keşfettiklerimiz sadece kendi içimizdeki ek bağlar ve dünya ile ilgilendiğimiz yollar. Bütün bu araştırma sadece iç soruşturmalar aracılığı ile yapılır öyle ki bunlar ile birlikte kanıtlanmıştır ki bizim ne gerçeklik üzerinde ne de kendi var oluşumuz üzerinde bir kontrol sağlamamız mümkün değildir. Biz içeriği sadece kendi içimizde algılayabiliriz. Bir şekilde kendimizi zararı azaltmak için çevreye göre yeniden düzenleriz. Bizim bilimden öğrendiğimiz esas şey her hücrenin, her bedenin, sadece çevresi ile denge içinde ise var olma hakkı olduğudur. Hücre üzerinde hareket eden güçlerin oluşumu ve onun reaksiyonuna ‘’Homeostatis’’ adı verilir. Bir denge olmak zorundadır. Bu olmadan beden acı çeker. Ve öyle ki en basit ve pratik şekilde bile, biz doğamızın veya evrenimizin dışında bir takım çalışmalardan bahsetmiyoruz. Bilim bize normal var oluşun olasılığını bile veremez. Biz sadece içimizde algılananları çalışabiliriz ve bizim dışımızda olan şeylerin her ise onların kurallarını bilmeyiz. Dışarıda genel bazı kurallar var veya bizim bilmediğimiz gerçekler. Eğer biz onu bilseydik, bir şekilde bu kural ile aramızda bir denge sağlamayı başarabilecektik ve sonrasında da farklı bir hayatı hak edecektik, “iyi” bir hayatı. Bu demektir ki, biz kendimizi bir varlık olarak sınırlanmış, birkaç on yıl yaşayıp ve sonra yok olan katı bir beden olarak hissetmezdik. Eğer bu genel kural ile eşitlenebilseydik, onun gibi yaşayabilseydik, onu kendi üzerimizde kabul etseydik o zaman sonrasında bedenimiz tamamen farklı bir şekilde işlerdi.

Benim size aktardığım, modern bilim adamlarının söylediği şey, hala Kabala’nın Bilgeliği değil. Bu bilim adamlarının vardıkları yer ve son zamanlarda bu konu ile ilgili oldukça fazla makale var. Bu onların son yirmi yıl boyunca vardıkları sonuç. Onlar bunu keşfettiler çünkü bilgi için olan arzu, maneviyat için olan arzudan önce gelir. O maneviyat için olan arzuyu getirir; insana aslında gerçekle ilgili bilgimizin ne kadar kısıtlı olduğunu kanıtlar. Biz dış gerçekliği bilmiyoruz, bizim dışımızda işleyen kanunları bilmiyoruz ve biz onları bilmediğimiz için onlar ile dengede olamayız. Ayrıca, biz geleceğimizi belirleyemeyiz ne de kaderimizi değiştirmek için bize ne olacağını bilemeyiz. Basitçe bizler kendi içimize kapandık ve her ne olacaksa – olacak. Felsefe değil veya bilim hiç değil, ne kadar gelişirsek gelişelim, bunların hiçbiri bize dış gerçekliği anlamada yardım etmeyecek. Ve şu anda olan şey bu, güncel bilimsel gelişmelerin son aşamasında. Bilim adamları Kabala’nın Bilgeliğini fark etmeye başladılar. Şu anda piyasada olan her türlü ve onların daha önceden her türlü yöntemlerle denedikleri Kabala’nın Bilgeliğini değil, ama bizim materyallerimizi, benim toplantılarımıza getirdiklerimi. Neredeyse anında ortak bir dil bulduk. Bilim aynı anlayışa oldukça çabuk ulaşıyorlar ki bu onların ihtiyaç duydukları şey ve bu gelişimin bir sonraki adımı çünkü bilim sadece kavranabilecek ve beş duyu ile çalışılabilecek şeyleri ele alır. Onlar beş duyunun dışına çıkmanın önemli olduğunu anladılar, ama bunu nasıl yapacaklarını bilmiyorlar.

 

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
17 - 0,284