e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ana Sayfa > Yazılar > Kabala Kütüphanesi > Derslerden Notlar > Derste İhtiyacı Hissetmek ve Mutluluk

Derste İhtiyacı Hissetmek ve Mutluluk

19 Kasım 2004

Ders sırasında ne hissetmeliyiz? Eksikliği hissetmeliyiz. Neyimiz eksik?

Yorum: Yaradan’a erişmek, ihsan niteliği.

İhsan Niteliği: Bir elimizde bir ihtiyaç gereklidir, diğer elimizde de, eğer bizler mutluluk olmadan hareket edersek bu bizim Tora (manevi çalışma esnasında kişinin ıslah için üzerine çektiği ışık Tora’nın kelime anlamı Tevrat olmasına rağmen, içsellikte Işık anlamındadır ve ıslahı sembolize eder ve manevi çalışma anlamında kullanılır) ile hiçbir bağlantımız olmadığını gösterir, formun eşitliği yoktur. Başka şekilde anlatmak gerekirse, ihtiyaç ve mutluluk el ele gitmelidir. Bizler üzülmemeliyiz. Ölümcül bir hastalığı olan biriyle konuştuğumuz zaman, muhtemelen ben o kişinin bulduğu sevindirici şifa yüzünden o kadar mutlu olmam. Bu eşi görülmemiş bir mutluluktur; bu bir ihtiyaçtır ve ihtiyacın desteğiyle memnuniyetin ifşasıdır: ihtiyaç sağlıklı olmaktır ve sağlık memnuniyettir.

Bu nedenle, neşeli olmalıyız. Sadece birini diğerine karşı ifşa ederek hareket etme ihtiyacındayız. Bizler araca, kendi idaremizde sahibiz ve ihtiyacı hisseder hissetmez bizlere istediklerimiz verilerek araç kullanılacaktır. Başka şekilde anlatmak gerekirse, çare arayan bir insanın aksine,  eğer iyi olmak istersek, iyi oluruz.

Bunun hakkında dostlarımızla toplandığımızda konuşmalıyız. Burada, bizler manevi coşturma aşamasında olmalıyız: Bakın, ne bizim sahip olduğumuz anlamına geliyor! Yaradan’a erişmek için araç; kimse bunun gibi bir şeye sahip değil. Bizlere sadece göstermek için, araçta en azından ufak da olsa bir ihtiyaca gereksinim duyarız ve araç bizi uçan halı gibi hızla döndürecektir. Ancak, bir kere ona adım attınız mı, size sorulur: istiyor musun istemiyor musun? Eğer gerçekten istiyorsanız gelin; ondan sonra havalanacağız.

Siz kurtulma görüyorsunuz, yükselme görüyorsunuz, çare ile ilgili bir sorun yok. Biz bunda kendi dikkatimize odaklanma ihtiyacındayız. Aksi takdirde üzülürüz: “Biz hastayız; bu ölümcül; kusurumuz var’’, vs. Bu da diğer bir yol bizler ihtiyaç hariç hiçbir şeyden yoksun değiliz. Önümde bir Kral’ın ziyafeti var, ama benim iştahım yok. Bu nokta aşılmalıdır, aksi halde bizim hareketimiz kusursuzluğun yanından gelmez ve Yaradan ile Tora ile bağlanmaz.

Ben bu faktörlerin duyguya bağlı olduğunu anlıyorum ve burada öyle bir duygu henüz yok; bu nedenle, bunun yeteri kadar üzerinde durmuyorsunuz. Onun için, size anlatıyorum: eğer aklınızda benimle aynı fikirdeyseniz, o zaman buna önem vermelisiniz ve kimin konuştuğu ve ne hakkında konuştuğu ile ilgili bir plan hazırlayın.

Başka şekilde anlatmak gerekirse, bizler aracımızı, amacımızı ve grubu değerlendirmeliyiz ki bunlar bizi doğru ihtiyaca götüreceklerdir. Bütün yol ki buna eksiği hissetmekte dâhil, içinden geçtiğimiz her şey, yücelmiş ruhlarla, sevinçle, şarkı söylemeyle, dans etmeyle beraber gidiyor. Bunun müzikal olmasına izin verin. Başka kelime bulamıyorum; müzikal olmasına izin verin, böylece ortaya çıkardığınız ihtiyaç aynı zamanda sevinç de getirecek: “Bir ilaç var ve şimdi onu kullanabileceğimi anlıyorum.” Müzikalin prodüksiyonu bunun üzerine inşa edilmeli ve böylece gösteri tamamen yeni bir form alacak; gücü, güveni ve sevinci meydana getirecek.

Aksi halde bizler “Çalışmamız için nasıl bir temel buluruz? Gereken güçlükleri nereden elde ederiz? Hadi bunu aramaya başlayalım” diye düşünüp taşınmaya başlarız. Tanrı korusun, bizler acıyı, güçlükleri aramaya ihtiyaç duymuyoruz. Bizler amacın, Yaradan’ın, Tora’nın ve sahip olduğumuz bütün araçların büyüklüğüne ihtiyaç duyuyoruz, böylece, sonuç olarak bizler içimizde bir istek ortaya çıkaracağız. İstek kusursuzluktan çıkmalı. Bunu hatırlayın: bu son derece önemli. Yoksa yıllarca burada depresyona dalmış halde ve kendinizi tüketerek oturursunuz, tıpkı söylendiği gibi “Bir budala kendini yer” (bakınız Koelet 4:5). Buna ilerleme denmiyor. Üstelik bu kişiyi kibirli yapar: “Bakın bana, ne kadar çok acı çekiyorum. Kendim için bütün insanlık için acı çekiyorum.” Bu çalışmadaki Klipa’dır – aynı söyledikleri gibi, “hızla dönüyor” – ve bu iyi değil.

Dışarıdaki guruplar hakkında konuşmuyorum bile, bu yöntem onları hiç etkilemez. Siz onlara ne öğretiyorsunuz?

Bu ilke farklı; sizler sürekli taşıyorsunuz, sürekli yanmaktasınız ve ihtiyaç kendini ortaya çıkardığı zaman daha da çok öyle olacaksınız, onun aracılığıyla daha da çok sevineceksiniz, bunu önceden tatlandırmak için hazırlandı. Bu nedenle şöyle diyoruz: “Kutsallığın bırakılmış çizgisi”, İshak. Aksi takdirde Klipot olurdu.

Soru: Diyelim ki gün içinde, ben ihtiyacı arıyorum ve ben şu anda onu bulamadığım için umutsuzluktayım. Nasıl böyle bir durumu sevince dönüştürebilirim?

Bunu sevince dönüştürmene gerek yok. Zaten başlamak için sürekli mutluluk durumundasın. Eğer mutluyken ihtiyacı ortaya çıkarırsan bu iyi, ama eğer çıkaramazsan bu da iyi. Yaradan ve Tora ile bağlantı halindeyken çok sevinçli isen, zaten çoktan bağlamışsındır ve ışık senin üzerine dökülür. Ancak, eğer umutsuzluk içine daldıysan, ışık senin üzerine dökülmez, çünkü sen Tora’ya ait değilsindir. Tora sevindirir, Tora hayattır. Ama eğer ürküp şöyle dersen: “Ne yapmaya geldim? Bana ne oluyor?” Tora seni etkilemez. Sadece bu, bu şekilde çalışmıyor. Nefret hisset ve umutsuzluk içinde burada otur. “Dünyadaki herkes mutlu, her şey harika ve ben hayal kırıklığına uğradım. Ben bunun içinde hiçbir keyif göremiyorum.” Ve şu anda bununla ilgi hiçbir şey yapmaya gücünüz olmadan oturuyorsunuz. Bu tıpkı, hapse gitmenize karar verilmesi gibidir.

Soru: Sonrasında mutlu olabilmek için hangi noktada sıkıntı hissetmeliyim?

Bu amacın büyüklüğü ile yapılmalı, sizinle değil. Mutluluk için kendi içinizde ne gibi bir sebep buluyorsunuz? Kimsiniz? Sizi mutlu eden, kendi içinizde bulduğunuz hangi iyilik? Sizler Yücelik ile bağlandığınız için sevinçlisiniz.

Bu dünya bu konuda da bize yardım ediyor; dünyanın sorunlar yüzünden maneviyatı kırılmış ve  sorunlar aracılığıyla, Yaradan bizim için idrakin detaylarında yardım ediyor, aksi halde bizler kendi durumumuzdan daha fazla büyüyemezdik ve O’nun büyüklüğüne en ufak şekilde ulaşamazdık.

Bizler en büyük olana tutunuyoruz, en önemli olana ve Tora’nın en etkili kısmına; bunun etkili olan tek kısım olduğunu da söyleyebiliriz. Şimdi, sadece ona olan gereksinimimizden dolayı, onun bizi etkilemesine ihtiyacımız var. Bu ihtiyaç nasıl olacak? Bizlerin kusursuzluk durumunun da olduğumuz gerçeğini takip etmeli, ama biz bunu fark etmeyiz. Ben onun içinde olduğum için mutluyum, ama ben henüz onun içinde olduğumu fark etmiyorum; tıpkı bodrum katındaki Kral’ın oğlu gibi; tıpkı bir annenin rahmindeki cenin gibi; ve diğer benzer örnekler. Ben oradayım ve onu genişletip, keskinleştirebileceğime dair bir işaret var. Bu nedenle, arkadaşlar, hadi bunu yapalım, bu bizim çabamız.

Her şey bizim Yaradan ile bağlanmamız gerçeği ile başlıyor, bizler O’nun içindeyiz, bunu fark etmemiz gerekiyor. Bizler, her şeyin kendisi için gerçekleştiğinden kesinlikle emin olan bir insan gibiyiz. Kişinin kendisi için olan gerçek bir maceranın sürecinde olduğu gerçeği bile böyle bir uzunluktaki yolunda gitgide ilerledikçe, kişi son durumdan çok süreci tercih etmeye başlar. Kendisindeki ihsan, bunun için olan arayış, bunun algılanması, ödülü getirir. Daha sonra, kişinin hayatında sevinçli olamayacağı hiçbir yer kalmaz. En kötü hissettiği yerde bile, Yaradan ile bağlantının minicik bir parıltısı varsa, eğer ayrı düşmezse, o zaman kişi süreçtedir. Bizim duamız sadece bu farkındalığı devam ettirmeye yönelmeli, bilinçsizliğe düşmeye değil. Aynı söylendiği gibi: İnsan için Evrendeki en büyük ceza kişinin Yaradan’la bağlantısını kaybetmesidir, sadece bir saniyeliğine bile olsa.

Soru: Mutluluk (sevinç) nedir?

Mutluluk benden gelmez. O benim bağlandığım Tek olandan gelir: Sınırsızlık, Sonsuzluk, Kusursuzluk, Kutsallık ve Yücelik. Bizler, tabii ki, bunu fark etmeyiz ve bununla yol gösterilmez. Ama eğer ben gurup içindeysem, o zaman gurup benim algımı uyandırır ki bu önemlidir, işte mutluluk buradan gelir, biz fark etmesek bile. Ben bundan haberdar olmasam bile, ne zaman bana, dünyada var olan ve benim ilgili olduğum büyük bir şeyden bahsedilse mutlu olurum.

Şunu sorabilirsiniz: “Bunun dinden ne gibi bir farkı var? Bana yüce Biri’nin olduğu söylendi ve ben O’nunla ilişkiliyim.” Fark, bilinçli olarak hareket ve kontrol ile etmemde; benim gelişim sürecim boyunca, bahsedilen yüce biri benim amacım haline geliyor ve dünyanın geri kalanı da bu başarı için araçtır. Ben O’nun gibi olmak istiyorum.

Soru: Bu neden bir gösteriye veya müzikale benzemek zorunda?

O şekilde olmak zorunda, çünkü sizler de ilham göstermek zorundasınız.

Soru: Peki ya bu benim ilgimi kaybettirirse?

Yapar mı, yapmaz mı bunu bilemiyorum. Ben sadece size bir örnek veriyorum. Buradaki ruh, tıpkı bir müzikaldeki gibi olmalı. Ben sizden bale pabuçlarınızı giymenizi istemiyorum tabii ki. Ama bu ruh ile karşılamalısınız. Dışarıdan, bu dinamik ve çekici gözükür, bu nedenle kişi bunun içine çekilir aynı sizi esir alıp uzaklara taşıyan bir girdap gibi.

Soru: Ölümcül hasta olan bir insanın ihtiyacı ile kaynakla olan bağlantımdan alacağım mutluluğu nasıl birleştirebilirim? Bu ikisini nasıl bir araya getirebilirim? Sonuç olarak derse ne getirmeliyim?

Ölümcül hasta olan bir insan hastalığına bir ilaç bulamaz. Ve benim ilacım var. Kabul ediyorum, daha önce farklı bir açıdan anlattım ve olayı düzgün ışıkla tarif edemedim çünkü bu özel ihtiyacı açıklamak istedim, genel durumu değil.

İlaç var. Sorun ise teşhis eksikliği. Sorun sizin içinizde mevcut, Yaradan’ın içinde değil. Tora ve ilaç ; her şey kullanılabilir. Sizin buna ihtiyacınız var mı?

Soru: İhtiyaç, ölümcül hasta kişinin durumu mu?

Evet, maneviyatta, bu tip insanlara ölümcül hasta denir. Kişi öleceğini anlar ve hastalığı için bir çare vardır. Siz ölümcül hasta olduğunuzu hissetmiyorsunuz. Eğer ne kadar hasta olduğunuzu hissederseniz ve hiç bir tedavi olmadığını bilirseniz o zaman gerçekten ölümcül hasta olan birinin durumunda olursunuz. Bu da zorda olmanızdır, hiçbir ışık parıltısı olmadan karanlıkta olma durumu. Burada her şey biraz farklı. Sizler sadece sağ tarafınızın hazır olduğu koşuluyla ve sadece yapabilme yeteneğiniz olduğu için sol tarafınızda geliştiniz. Maneviyatı başka bir yolla açığa çıkarmak imkânsız. İşte bu nedenle, ilk başta, siz çabalarınızı katmalısınız; düşüş, ihtiyaç sizin çabalarınıza bağlı olarak açığa çıkacaktır.

İhtiyaç ortaya çıkmayacaktır, bu yüzden bunun üzerinde sonra çalışabilirsiniz. O zaman ne ile başlayacaksınız? Yukarı doğru olan seyahati başlatmak için hangi gücü kullanmaya başlayacaksınız? İlk olarak, güç toplamanız gerekecek.

İlhamınızı dışarı göndermek için açıkça ışık saçmalısınız. Varsayalım ki, biri Avustralya’da bir yerde oturuyor ve internet aracılığı ile size bakıyor; o da bunu hissetmeli. Birey sonsuzlukla birleşiyor, bolca ilham ve mutluluk alıyor çünkü sizinle bağlanmış durumda ve bu fikir ile ilişkili. Eğer şimdi hissetmezsem, o zaman bunun olması bana bağlı. Eğer kendi üzerimde çalışırsam, hissedeceğim.

Soru: Öyleyse bizim görevimiz ilaç ile sevinmek değil, ama ihtiyaç için aramak?

Tora’nın ne olduğunu ortaya çıkararak, kendimizde dikkat etmemiz gerek şeyleri eş zamanlı olarak ortaya çıkaracağız.

Soru: İhtiyacı aramak zorunda mıyım, yoksa o kendini ifşa eder mi?

İhtiyaç sadece Yaradan’da ve yöntemde gördüğünüz kusursuzluktan ortaya çıkar. Aksi halde, o düzelmiş bir ihtiyaç olmayacaktır. Umutsuzluğa gelmeyeceksiniz ve hareket edemeyeceksiniz.

Soru: Bunun anlamı, bizim ilk görevimizin ihtiyacı bulmamak olduğu, böylece bir şekilde ihtiyacı hissedecek olmamız?

Çalışma sağ çizgi yapıldı. İlk ve en önemli olarak, bu çalışma amacı ve yüceliği fark etmekte. Amaç ihsan etmek. İhsanın yüceliği her şeyden önce geliyor. Ondan sonra ben sol tarafımı (sol çizgi) kullanıyorum ve bunu inceliyorum, azar azar, mümkün oldukça. Mesela günde yarım saat diyelim: bununla ilgili olmam ya da olmamam fark etmez, eksikliğim tamamen içinde olmak.

O ana kadar, ihsanı inceliyorum ve onun bana bağlı olmadan olan önemini fark ediyorum; ben sadece açıklamanın kendisini inceliyorum. Açık mı?

Sol tarafı açığa çıkarmaya başladıktan sonra, sorun ile yüzleşiyorum: Ben sol tarafı sadece sağ taraf ile ilişkili olarak açığa çıkarmalıyım. Aksi halde, ben bunu ihsana çevirmek istiyorum diyemem. Eğer ihsan olan sağ tarafa yapışırsanız, o zaman açığa çıkaracağınız her şeyin Yaradan’a doğru yöneldiğini anlamalısınız. Her şey tek bir sürece, tek bir amaca akıyor. Eğer başlangıç noktanız kusursuzluk değilse, o zaman alma arzusudur. Orada başka hiçbir şey yok.

Soru: Eğer içinde değilsem, günün başından sonuna kadar nasıl ihsanı arayabilirim?

Ben eksikliği sadece günde yarım saat hissediyorum. Bu günün yirmi üç saat otuz dakikası boyunca kusursuzluğu hissettikten sonra kalan yarım saat. Hazırlanmak için durmuyorum ve bu yarım saat boyunca aynı süreçte kalıyorum. Baal HaSulam bize eksikliği hissetmeyle oranla mutluluğu hissetmenin ne kadar çok çalışmamız gerektiği örneğini verir. Biz kendimizi en derin boşluğa ve umutsuzluğa batırabiliriz, değil mi? Bir insan bunu derinlemesine araştırır çünkü kendisi için üzülür: “Benim hiçbir şeyim yok.” Bu çok basit, bu bizim doğamıza çok yakın, birinin yüceliği, örneğin Yaradan’ın yüceliği, üzerinde çalışmak yerine hiçbir şeyim yok diye şikâyet etmek çok kolay.

Bu Baal HaSulam tarafından, Mektuplar sayfa 80’de, tartışılmıştır.

Ve size ne söylediğimi hatırlayın: Uyandıktan sonraki ilk saatte kalbinizi kırın, düşüncelerinizde “gece yarısı düzelmelerini’’ gerçekleştirin ve sizin hareketlerinizin meyvesinden acı çeken Şehinaın şiddetli acısı için üzülün. Ama bir saatten daha uzun süre devam etmeyin ve daha sonra Yaradan’ın yolları ile inanç ve kesinlik ile kusursuz bir yolla kalbinizi neşelendirin.

“Şehina’nın şiddetli acısını” anlıyor musunuz, ne için üzülmek zorunda olduğunuzu? Onunla ortak hiçbir şeyiniz yok, ona hiçbir bağlılığınız yok, ama Yaradan’ın sizin dolduramayacağınız bir ihtiyacı olduğu için üzülüyorsunuz. İşte bu “Şehina’nın şiddetli acısı.” Aksi halde, bu sizin kendi acı çekmeniz olurdu.

…Ve daha sonra Yaradan’ın yolları ile inanç ve kesinlik ile kusursuz bir yolla kalbinizi neşelendirin. Ve bütün bir gün boyunca Tora çalışın ve mutluluk ile çalışın. Ve eğer isterseniz, uyumadan önce tekrar yarım saatliğine kalbinizi kırabilirsiniz. “Eğer isterseniz’’ ne anlama geliyor? Eğer mutlak sevinç ile boğulduysanız, diğer türlü çalışmada yarım saat eksik olduğunuzu fark ederseniz, o zaman yapın.

Bu sonuçlarla, mutlu hissetmeyi durdurmamalısınız. Yapmamanız gerek. Her zaman ruhunuz yüksek olmalı. Eğer biri hastaysa, eğer birinin ateşi varsa veya kırık bir bacağı, o başka bir mesele, o zaman neşeli olamazsınız. Biz bu şekilde oluşturulduk ve bu tip şeyler bizi etkiler. Ancak, prensipte, eğer neşeli değilseniz maneviyatla, Yaradan ile bağlanmamışsınızdır. “Bu büyük temel kural: Mutlu olun” – bu sadece şiirsellik değil, bu gerçek bir işaret.

Ama kötü eğilim için aramanızda dikkat edin bu tamamen şunu ister kişi ne zaman Tanrı’nın işi ile meşgul olsa, insanı üzmek. Böyle bir anda, bu kötü eğilime anlatıyoruz: ‘’Doğrunun ölçüsü senin tarafında olmasına rağmen (gerçekten hiçbir şeyim yok ve tamamen ağlamaya ihtiyacım var), biraz bekle, bunun için hazırlanmış bir saat var (bu tıpkı “Mesai saatinde gelin” demek gibi). Bunu o zaman düşünüp taşınacağım, Kral’ın önünde olmadığım zaman. Şimdi, Kral’ın önündeyim. Öyleyse burada ne arıyorsun?

Bu nedenle Kohen’in sunaktan külleri temizlemek için özel giysileri ve işi tamamlamak için de özel giysileri vardı.

Ve bu anlayan biri için yeterli. Size söylediğimle ilgili dikkatli olun ve ondan sonra Yaradan’a katılmak için yaklaşmaya layık olacaksınız, O’nun isteğini tamamlamaya.

Bu çok önemli. Bu benim size her zaman söylediğim şey: ilk, Amaç’ın büyüklüğü, ondan sonra – geri kalan her şey. Kişi sağ tarafa yakınlaşmalı, çünkü sol taraf Klipa. “Budala ellerini bağlamış oturuyor ve canlı canlı kendini yiyor.” Bu zamanı gereğinden fazla, yıllarca, uzatır. Size söylüyorum yıllarca. Eğer biri başarılı olamazsa, kural olarak, bu nedenle olamaz. Kişi umutsuzluğa düşer ve kendini kemirir, onun için bir çıkış yolu yoktur: alışkanlık üzerinden çalışıyor, zaman gittikçe uzuyor on, yirmi, otuz yıl geçiyor ve hiç bir şey değişmiyor. Bunun tek sebebi kişinin Kaynak’a, mutluluğa bağlanamaması. Mutluluk – işaret bu.

Soru: İhsan seviyesine ulaşmak için, acı ile yaşama noktası için insan bütün zevklerden kurtulmalı. Bunun mutluluk ile nasıl birleştireceğiz? Bir taraftan acı bir hayat, ihsana ulaşabilmek için; diğer bir taraftan sürekli mutluluk.

Ne demek istediğini anlıyorum. Konuyu doğru şekilde açıklayamadık. İnsanlar eskiden kendilerini acı içinde yaşama ihtiyacı ile ilgili yazılarla kuşatırlardı ki bu Müslümanlarda da benzerdir, eskiden kendilerini demetlerle kırbaçlarlardı. Bu geleneğe Rusya ve Bakü’de bile gözlemledim. Bazı insanlar kendilerini manastırlara kapatıyorlar; bazıları kendilerine oruç ve bunun gibi şeylerle işkence ediyorlar. Bu bizim bahsettiğimiz “ıstırap içindeki acı hayat’’ değil.

Şöyle diyor: Bırakın insan acı içinde yaşasın. Öyleyse siz ne yüzünden acı çekiyorsunuz?

Acı hayat hakkında: bol miktarda yiyecek ve içeceğiniz olduğu halde veya bir sarayınız varsa, hala, acı içinde yaşıyorsunuz. İnsanların fıçılarda yaşayarak veya oruç ile kendilerini yok etmek istedikleri zamanlar vardır, çünkü o zamanlar zevk için olan arzular çok küçüktü. İnsanlar bu yakınlaşmayı gerçekten yapabilecek yetenektelerdi o zamanlar, alma arzusu sadece fiziksel arzular seviyesindeydi: yemek, aile, cinsellik, biraz kıyafet. Sahip oldukları her şey bunlardı ve daha fazlasını istemiyorlardı.

Bundan dolayı, fiziksel hayal kırıklığı fiziksel düzelmelerin karşısında durur. Bedeninize işkence etmek, yağmur bunun üstünden uçar, bu prensibe göre “biri diğerine karşı” ve bu yeterli. Ancak, günümüzde, biz fiziksel olarak acı çekmiyoruz, manevi olarak acı çekiyoruz ve finansal sorunlardan dolayı bile değil ve ya şöhret ya da bilgi gibi sosyal düzeydeki karşılaşılan sorunlardan dolayı da değil. Biz manevi sorunlar nedeniyle acı çekmeye başladık. Öyleyse, ruhunuzu nasıl etkileyebilirsiniz? Sadece ışık ile. Başka hiç aracınız yok.

O zaman aklımızda olan nasıl bir “acı içinde hayat?” Tanrı’ya şükür, insanlar burada açlıktan ölmüyor; yabancı köleleştirmesi veya bir takım zorbalar yüzünden kimse sefalet içinde yaşamıyor. Her şey düzenli.  “Acı hayat” ne? Sizin acınız maneviyatınızdaki kusurdan gelmeli. Kişi bir şekilde maneviyat kusursuzluğu ile bağlantı oluşturmalı ve oradan da kendi hayatına bakarak: “Benim hayatım boş” demeli. Ben bunu maneviyatla ilgili olarak söylüyorum, yeteri kadar param olmadığı için, ya da şöhret ya da bilgi yüzünden değil.

Öyleyse, ilk olarak, sıkı sıkı tutunmalısınız, kendinizi manevi standartta bağlamalısınız. Ondan  sonra, ihtiyacınızı ortaya çıkararak hala mutlu kalacaksınız. Zaten çoktan kendi arzunuza dışardan bakıyorsunuz; önceden kendinizi Kusursuz Olan ile bağladınız. Bu tıpkı babasının elini tutan bir çocuk gibi, Yaradan’ın elini tutmanız gibi. Babası ile beraberken çocuk ileri adım atmaya korkmaz. Bunu hayvanat bahçesinde gözlemleyebilirsiniz: bir çocuk ebeveyninin omzunda oturmak istiyor ve ondan sonra kendisini daha önce korkutan bir şeye güvenle yaklaşıyor. İşte bu şekilde gelişmek zorundayız.

Soru: Nasıl guruba karşı geliştirmem gereken sorumluluk ve utanç ile bütün gün boyunca mutlu olmayı beraber yürüteceğim?

Grup içinde göstermem gereken tek şey mutluluk ve amacın büyüklüğünü fark etme. Bu size: “Hadi, gidelim” diye bağırıldığında oluşan sevinç gibi değil. Bize yönü daha iyi hissetmemize yardım edecek bir şeye ihtiyacımız var, ancak yine de hevesi hiç bir araç kullanmayarak öldürmek istemem. Her zaman grubu coşkulu bir seviyede tutmak zorundasınız, amaca yönelmiş bir şekilde. Coşkulu seviye, amaç için olan istek; başka hiçbir şeye daha fazla ihtiyacınız yok. İşte bu şekilde hızlanacaksınız, oku “ayarlanmış zaman”dan (Be-Ito) “hızlanacak” (Ahi şehina)’ya çevireceksiniz. Hepsi bu.

Soru: Eğer gurupla bağlantılı olan bir şeyleri özlüyorsan, nasıl gün boyunca mutlu olabilirsin?

Neyi özlemek? Ben geçmiş zamanı hatırlamıyorum, ben geriye bakmıyorum. Bunu yapan her kimse tuzdan sütuna döner. Geriye bakmak yasaktır, bu sizi durdurur. Tuz, bozulmayan yenebilir bir üründür. Milyonlarca yıl boyunca bile bozulmaz. Üstelik her şeyi mühürleyip korur, bir koruyucudur. Bu sonuçtan dolayı, birinin arkasına bakması yasaktır. Ne yaparsanız yapın ‘’birini öldürün, birine gerçekten çok kötü davranın’’ sorun değil. O andan itibaren yolunuza devam etmelisiniz. Daha sonra, siz yükseldikten sonra, belki olanlara dikkatle bakabileceksiniz. Belki. Ancak, ilk olarak, o aşamaya ulaşmalısınız.

Bundan başka, eğer gerçekten insanlara zarar verdinizse (ve kendi halinizde değilseniz) daha sonra analiziniz burada olmanın önemini yitirten bir görüş olmamalı; aksine, geçmişi şimdi ki durumunuza katmanıza izin vermeli. Bunun anlamı Malhut Yesod ile birleşiyordur, başka bir şekilde değil, çünkü öyle bir durum sizin gelişim hızınızı düşürür.

Soru: Ders sırasında nasıl bir ihtiyaç uyandırmam gerektiğini nasıl bileceğim?

İhtiyaç, benim Üst Derece’nin ‘’Rahim’’in de kalmamı sağlayacak bir şey olmalı ve ayrıca, olabildiği kadar da güçlü olmalı, böylece benim O’nun içinde var olduğum tanımını kaybetmeden büyüme arzum olur.

Bu nedenle Baal HaSulam TES’i böyle bir formda yazdı. Size bir sistem açıklıyor ve siz sürekli onun düşüncelerinde kalıyorsunuz: “Ben bu sistemin içindeyim, bu benim üzerimde işliyor ve etki ediyor. Ben bu sürecin aktif bir elemanı olmak istiyorum; ben onunla birlikte hareket etmek istiyorum. Baal HaSulam yükselme, alçalma, bağlantılar ile ilgili her ne söylerse “Ben ona katılmak istiyorum.” Siz Üst aşamaya geçtiğiniz anda o sizin mekanizmanız haline gelir. Baal HaSulam Partsuf Aba Ve Ima hakkında konuşmaz, aynı o sizin dışınızda var olmuş ve belirli bir şekilde çalıyormuş gibi. Hayır. Siz bu mekanizmanın sizin içinizde var olduğunu bulacaksınız, çünkü en sonunda, bütün Sonsuzluğa ulaşacaksınız. Bunun yanı sıra, sadece yalın Işık var.

Bu nedenle ders sırasında Işık’ın içindeki kendi var oluşunuzun içinden ihtiyacı ortaya çıkarmanız gerekmektedir.

Soru: Kişi gelecek için analiz yapmalı mı, böylece Yaradan’ın büyüklüğünü fark etmek sonraki zamanda duruyor olur? Kişi bir sonraki zamanda bunu kaybetmekten korkmalı mı?

Gelecekle ilgili kendinizden emin olmalısınız; onun şuan ki zamanın sonunda gerçekleşeceğinden emin olmalısınız. Bir sonraki, aralıklarla ayrılan zamanlar için değil ve bir aralık uzun bir süre devam edebilir. Bu şuan ki zamanın sonunda olmalı.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
17 - 0,291