e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Ve Yaradan’a Yalvardım

Makale No. 34, Tav-Şin-Mem-Hey, 1984-85

‘Ve Yaradan’a Yalvardım’. RASHİ, bunu her yerde yorumladı, ki Hanan, Hanun (merhametli) kökünden, kökü aynı olan, Matnat Hinam (bedava, hediye) anlamına gelen Ethanan’dan (yalvardı) gelir. Erdemliler bunu kendi iyi işleri olarak kabul etseler de, onlar sadece, Yaradan’dan bedava, bir hediye istemektedirler.

Midraş Rabbah’ta şöyle yazılmıştır: ‘Ve Yaradan’a yalvardım’. Hepsinden öte, Musa yalnızca yalvarma, yakarma dili ile dua etti. Rabbi Yohanan dedi ki: ‘Bundan, kişinin, onu Yapan söz konusu olduğunda, hiçbir şeye sahip olmadığını öğrendiniz, çünkü Musa, peygamberlerin en büyüğü, yalnızca yalvarmanın diliyle geldi’. Rabbi Levi şöyle dedi, ‘Musa neden yalnızca yakarma sözcükleriyle geldi?’ Alegori der ki, ‘Sözlerinin yerinin yakalanmamasına dikkat et’. Nasıl yani? Yaradan, Musa’ya dedi ki: ‘Merhametli olacağıma, merhametli olacağım’. Ona şöyle dedi: ‘Elimde olanla merhametli olacağım; onunla merhamet niteliğiyle çalışacağım. Ve elimde olmayanı affedeceğim; onunla bedava bir hediye vererek çalışacağım”’.

Yukarıda söylenenleri anlamalıyız: 1) Elimde olan biriyle ilgili olarak, nasıl ‘merhametli olacağım’ denebilir? ‘Elimde olan kişi’ sözcükleri, bilgelerimizin ‘elinde, beni hesaba kat’ sözcüklerinden gelir, yani kişi, bir borç ödemelidir. Öyleyse Yaradan’ın, Yaradan’ın borçlu olduğu kişi demesinin ve Yaradan’ın ona, ‘merhametli olacağım’ demesinin anlamı nedir? ‘Ödeyeceğim’ demiş olmalıydı, şöyle yazıldığı gibi, ‘Beni kim önde tutuyor, Ben ona ödeme yapacağım?’ Öyleyse, bir borç ödemesi için, nasıl merhametli olmalıdır denebilir ki? 2) Böyle iki çelişkili görüşün nasıl mümkün olabildiğini anlamalıyız: Bir görüş şöyledir; kişi Yaradan’dan borcunu almayı hak eder ve ‘Elimde olan kişi,’ der, diğer görüş ise elinde hiçbir şey olmadığını söyler. İddiaları, nasıl olur da birbirinden böylesine uzaktır? Onların, böylesine karşıt görüşlere gelmelerinin anlamı nedir?

Yukarıdakileri anlamak için, Tora ve Mitzvot’u (emirler) yerine getiren iki farklı türü anlamalıyız. Eylemde aralarında hiç fark olmamasına yani eylemler açısından fark anlaşılamamasına rağmen, yukarıdaki iki tür arasında, niyette muazzam bir fark vardır.

İlk türün Tora ve Mitzvot’u yerine getirmekle ulaşmak istedikleri amaç, emekleri için ödül almaktır, zira doğamızda ödül olmaksızın çalışmanın imkânsız olduğu yasası vardır. Bu sebeple, onları Tora ve Mitzvot’u tutmaya zorlayan, hissettikleri eksiklikleri için doyum alamama korkusudur. Bunun eksikliği içindedirler ve bunu karşılamak için güçlü bir arzu ve büyük bir özlemleri vardır.

Bundan dolayı, istediklerini elde etmek için, ellerinden gelen her şeyi yaparlar. Bu sebeple, bu korku, onları, Tora ve Mitzvot’u yerine getirmeleri için zorlar. Bu, Yaradan’ın emri yüzünden, korkuyu izlememek ama kendi menfaati için izlemek olarak kabul edilir, Sulam’da (‘Zohar Kitabı’na Giriş’ madde 191) sunulduğu gibi: ‘Dolayısıyla, insanın kendi menfaati köktür ve korku, onun kendi menfaatinden türemiş bir daldır’.

Şu ortaya çıkar; bu tür, böylece Yaradan onlara ödeme yapsın diye Tora ve Mitzvot’a bağlanır. Böylece, Yaradan onlara borçludur, zira meyve vermesi için bu bağlanmaya büyük çaba harcarlar. Bu sebeple, Yaradan’a şu taleple gelirler: ‘Çabamız için bize ödeme yap’. Bununla, yukarıdaki nasihatin (Midraş) sözlerini yorumlayabiliriz, Rabbi Levi, Yaradan’ın şunları dediğini söyledi: ‘Elimdekine sahip olan ile’, bu, borcun ödenmesini hak eden kişi demektir, yani başından beri kişinin niyeti, Tora ve Mitzvot’taki emeği için, Yaradan’ın ona ödeme yapmasıydı.

Böylece, kişinin bir şikâyetle geldiği ortaya çıkar, bilgelerimizin söylediği gibi, ‘Elinde, beni hesaba kat’. Bu vesileyle yukarıdaki nasihatin sözlerini açıklayabiliriz. Ancak, yine de Yaradan’ın bu şikâyetle ilgili olarak, neden ‘Merhametli olacağım’ dediğini açıklığa kavuşturmalıyız. Kişi, borcun ödenmesini hak ediyorsa, oradaki merhamet nedir? Burada nasıl ‘Onunla merhamet niteliğiyle çalışacağım’ denebilir ki?

İkinci tür, niyeti tamamen farklı olanlardır, zira onlar Yaradan’a, hiçbir ödül olmadan, onları Yapan’a, memnuniyet ihsan etmek için hizmet etmek isterler. İnsanın kendisi için alma arzusuyla yaratıldığı kuralına göre, kişi ödül olmadan nasıl çalışabilir? Bir önceki makalede söylediğim gibi, sonradan alacakları bir ödül için çalışanlar ve çalışmanın kendisini bir ödül ve ödeme olarak kabul ettiği için çalışanlar vardır ve onlar için, çalışmalarına izin verilmesinden daha büyük ödül yoktur.

Bu durum, önemli bir kişiye hizmet etmeye benzer. Önemli birine hizmet etmekten daha büyük bir ödül olmaması, doğamızdan kaynaklanır. Bu demektir ki, kişi sahip olduğu her şeyi, Kral’a hizmet etme ayrıcalığına sahip olmak için verebilir. Dolayısıyla çalışmanın kendisi ödüldür ve kişi başka hiçbir ödeme beklemez. Tam tersine, Kral’a daima, durmaksızın hizmet etme ayrıcalığına sahip olmayı bekler ve bu, onun tüm hayatıdır, hayatının bütün amacı budur ve bu, doğasına damgalanmıştır.

Ancak, Yaradan’ın, neden böyle bir doğa yarattığını anlamalıyız, şöyle ki aşağıdaki, üsttekinin önemini bildiğinde O’na hizmet etmek ister. Baal HaSulam bununla ilgili, Yaradan, yarattıklarına haz vermek için dünyaları yarattığından, yarattıklarının içinde haz ve memnuniyeti almak için arzu ve özlem yarattı, demiştir. Aksi takdirde, haz alma arzusu olmazsa, bir eksiklik olmadan doyum olmayacağından, yaratılanlar haz ve memnuniyeti alamazlar.

Ancak, bununla birlikte, utanç ekmeği meselesi geldi – doğmuş olan form eşitsizliği nedeniyle Dvekut (yapışma) yoktur. Bu sebeple, Tzimtzum’un (kısıtlama) ıslahı yani Yaradan’a memnuniyet getirmeksizin almama vardı. Bu yüzden kişi, O’ndan alır, aksi takdirde hazdan feragat eder.

Ancak bu, şu soruyu getirir: ‘Eğer kişi, alma arzusuyla doğduysa ve bu onun doğasıysa, ihsan etme arzusunu nereden alabilir?’. Bu doğasına aykırıdır. Bu yüzden, Yaradan, ikinci bir doğa yaratmıştır; daha küçük olan, büyük olanın önünde kendini iptal eder ve büyük olana hizmet etmekten haz ve memnuniyet alır. O halde, büyük olana ihsan etmek için bir arzusu olduğu zaman, kişi şöyle düşünür: ‘Yaradan’a ne verebilirim ki böylece Yaradan keyif alsın?’, zira memnuniyetle O’na vermek ister ki O, keyif alsın. İşte o zaman, kişi görür ki, üsttekinin eksikliği olduğunu söyleyebileceği, üsttekine verebileceği, tek bir şey vardır; aşağıda olanın haz ve memnuniyet alması. Bu, Yaradan’a haz verir, çünkü bu, yarattıklarına iyilik yapmak olan yaratılışın amacıdır.

Dolayısıyla, ihsan etme arzusuna sahip olmak için insanın sahip olması gereken tek eksiklik, Yaradan’ın büyüklüğüdür, çünkü kişi, Yaradan’ın büyüklüğünü edinir edinmez, daha küçük olanın, aşağıda olanın büyük olanın önünde kendisini iptal etme doğası yüzünden, O’na derhal ihsan etmek ister.

Bu yüzden, bize Şehina’nın (Kutsallık) sürgünü üzerine, yas tutma meselesi verilmiştir. Bunun anlamı şudur, tüm maneviyat meseleleri aşağı düşürülmüştür ve buna ‘Şehina tozun içinde,’ denir, burada onun önemi üzerine basılan ve bir anlamı olmayan toz kadardır. Her Mitzva’da (emir) sunulanın anlamı şudur; Şehina’yı tozdan kaldırmaya niyet etmek zorundayız. Şöyle ki, her eylemle kişi, buna niyet etmelidir, bununla, Şehina’nın ihtişamı büyüyecektir. Bu, şöyle söylediğimiz gibidir (Roş Haşana’nın 18. ek duasında): ‘Babamız, Kralımız, Krallığının ihtişamını bize göster’, yani Cennet’in Krallığı bize toz olarak değil, tersine tüm ihtişamı ile ifşa olsun.

Akabinde, bu tür insanların Yaradan’dan talep ettiği şey, Krallığının ihtişamını onlara ifşa etmesidir ve Yaradan’dan hiçbir ödül istemedikleri için, Yaradan’da hiçbir şeyleri yoktur. Tam tersine, istedikleri tek şey, Kral’a hizmet etmek ve O’nu memnun etmektir. Yaradan’dan onlara Cennet Krallığı’nın ihtişamını göstermesini isterler.

Nitekim, Yaradan’ı elinde, Yaradan’a bir şey verdiklerini söyleyebilecekleri bir şeyleri yoktur, bu ihtiyaçlarını karşılamak için O’ndan talepte bulunurlar. Zira ihsan etmek için bir şey yapabilmeleri yalnız Yaradan’ın onlara önemini biraz olsun ifşa etmesi yüzündendir, biraz olsun Yaradan’ın yüceliği, önemini hissedebildikleri zaman Yaradan onlara ifşa olmuş olur. Bunu takiben, Yaradan’ın eline verdikleri hiçbir şeyleri olmayan bu insanlara Yaradan her ne verirse bu yalnız “O’nu affedeceğim” ve “Onunla bedava bir hediye ile çalışacağım,” demesi yüzündendir.

Ancak, ödül almak için çalışan der ki, Yaradan’ın elinde bir şeyleri vardır. Şöyle ki Yaradan’a emeklerini verdiler ve Yaradan’dan emeklerinin karşılığını talep ederler. Ve Yaradan, hiçbir varlığın ödülünü inkâr etmediğinden, çalışmalarına göre onlara ödeme yapar.

Ancak, ‘Merhamet edeceğim’, ‘Onunla merhamet niteliği (Rahamim) ile çalışacağım’ sözlerini anlamalıyız, zira Yaradan, bu yolda yürüyenlere karşı merhamet hissettiğini söyler. Ve yine, Yaradan hiçbir varlığın ödülünü inkâr etmez, bu yüzden taleplerine göre onlara ödeme yapar.

Bununla sorduğumuz şu soruyu anlayacağız: ‘Yukarıdaki iki görüş arasında, nasıl bu kadar büyük bir fark olabilir?’ Mesele şu ki, Yaradan’ın bakış açısından yaratılışın amacının, yarattıklarına iyilik yapmak olduğunu öğrendik. Ancak yaratılanlar kendileri bunu iki ayrı anlayışa dönüştürürler, zira Yaradan’ın önemini anlamayanlar için, ödül kazanmak için olmadıkça, çalışmaya başlamalarının bir yolu yoktur, bilgelerimizin dediği gibi: ‘Kişi, Tora ve Mitzvot’a her zaman, Lo Lişma’da olsa bile bağlanmalıdır (Pesahim 50)’. Onlar, Yaradan’a bir şeyler verdiklerini hissederler.

Ama ihsan etmek için çalışmak isteyenler, Yaradan’a hiçbir şey veremeyeceklerini görürler. Bu, hiçbir şeye sahip olmamak olarak kabul edilir. Buna göre; Yaradan’dan istedikleri, onlara biraz olsun büyüklüğünü göstermesidir. Bunu af dileme amacı için isterler ve o zaman Yaradan onlara, ‘Af edeceğim’, ‘Onunla bedava bir hediye ile çalışacağım’ der.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,286