e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Cennet ve Cehennem

Gazeteci S. Atia ile Röportaj – Ekim 19, 2003

Soru: Cennet ve cehennemden bahsedelim. Kabala ilmi Cennet’in tüm dinler tarafından kullanılan bir nevi ağrı kesici ilaç olduğunu mu düşünüyor? Dinler Cennet Bahçesini ve Cehennem’i imajlarla anlatarak inanları kullanıp idare ediyorlar.

Böyle yerler gerçekten var mı, bu tür boyutlar mevcut mu? Öldükten sonra her ruh ya Cehennem ateşinde yanacak ya da Cennet’te sonsuz zevki mi yaşayacak? Eğer gerçekten böyle boyutlar var ise, nasıl oluyor da manevi bir bilim olan Kabala’da “ödül ve ceza” yok ve aslında insanoğlu yaptıklarından sorumlu değil?

Cevap: Size “Zohar Kitabına Sulam (Merdiven) Yorumu” adlı kitaptan bir örnek vereyim. Bazı kişiler Kabala’da bulanıklık yaratmak için bu tür cümleleri kullanıyorlar. “İnsan bu dünyadan ayrılır ayrılmaz, üzerinde yanan bir mum vardır ve haktan yana olanlar için Cennet ödül olarak gösterilir. Günahkârlar için ise Cehennem gösterilir yani bu dünyadaki günahları için yargılanıp cezalandırılacakları yer… ”

“Zohar” kitabında Cennet ve Cehennem’i anlatan buna benzer birçok yazı bulabiliriz; ruhun gittiği yer, nerede ve ne kadar zaman kalacağı…

Gerçekten Cennet ve Cehennem gibi boyutlar var mı, yoksa bunlar maneviyatı anlatmak için kullanılan ruhani betimlemeler mi?

Yaratılış zevk alma arzusudur. Işık onu öyle bir şekilde yarattı ki Işık’ın kendisi ve bütün nitelikleri, bu arzu tarafından zevk olarak hissedilir. Işık’ta var olmayan nitelikler ise bu arzu tarafından hoş olmayan şeyler yani tahammül edilemeyen şeyler, kişinin kaçmak istediği koşullar olarak algılanır. Bu demektir ki; sadece Üst Işık’ın yarattığı zevk ve haz alma arzusu var ve alma arzusu tatmin oldukça duyulan zevk/haz Üst Işık’tan zevk olarak algılanmakta ve hissedilmektedir.

Bizler bu Üst Işık’a “Yaradan” diyoruz. “Yaratılışın Düşüncesi”, yaratılanlara mutluluk vermektir. Aslında bizi Yaradan bu Üst Güç’ten bizlere asla kötülük gelemez. Yaradan herkese eşit davranır: İyiye de, kötüye de; özgür iradesi olanlara da, yaptıklarının sorumlusu olmayanlara ve doğal içgüdüleriyle hareket edenlere de… Yaradan tüm yaratılanlara karşı aynı tutumda davranır ve bu nitelik de yaratılanlarına mutluluk vermek prensibiyle işlemektedir.

Bu tutum kişiye hayatının son yıllarında ya da Son Islah’tan sonra sergilenmez ve ayrıca hiçbir şekilde yarım, eksik bir tutum da değildir. Yaradan tarafından hiçbir şey değişmez. Böyle bir nosyona maneviyatta Kanun, Yasa, denir. Şöyle ki Üst Işık daimi olarak her zaman mutlak sükûn, hareketsizlik konumundadır. Başka bir deyişle: Yaradan tüm insanlara, hem iyilere hem kötülere yönelik iyiliksever ve mükemmeldir.

“İyi olan iyilik yapar.” Tüm yaratılışa yönelik bundan başka hiç bir tutumu yoktur.

Ancak, “İyi olan iyilik yapar” tanımında; kendimize yönelik kullanımımızla, Yaradan’a yönelik kullanım arasında çok büyük bir fark vardır. Yaradan’ın amacı bizlere “İyi olan iyilik yapar” tutumuyla davranmaktır ve Yaradan bizleri bu özel ve mükemmel koşula getirmek istemektedir. İşte Yaradan bizlere bu noktadan ve bu düşünce ile davranır. Ancak bizler içler acısı bir halde en bozuk ve alçak seviyede olduğumuzdan ve bizlerin nitelikleri mutlak iyiliğe zıt olduğu sürece, bizler sanki bu yüce noktadan ve düşünceden bizlere kötülük geliyormuş gibi hissediyoruz.

Bu kategorileri; Yaradan’ın iyi ve kötüyü gördüğü şekilde anlamaya yaklaştıkça, Yaradan’dan gelen iyiliği daha net bir şekilde hissederiz.

Bir babanın oğlunun bilim adamı, aktör, müzisyen, politikacı veya bir lider olmasını istemesi gibi… Önemli ve bilinen bir kişi, sanki bir Kral’ın oğluymuş gibi…

Gençken oğlun aklı ve anlayışı; henüz zorla bir şeyi edinme durumunda olduğu bilinciyle gelişmemiştir: “Neden bunların hepsi eğitimi için geçerli?”… O zaman baba; oğluna birçok farklı şekilde, en iyi ve doğru metotları kullanarak gerekli olan her şeyi öğretir. Ama oğlu babasını ve rehberliğini zorba ve baskıcı olarak görür. Oğul babasını bir türlü haklı görememektedir; bu yüzden ona “kötü olan” (günahkâr) denir. Babasına cani der; çünkü babası yaşının seviyesindeki şeylerle oynamasına izin vermez ve sürekli kendisini daha da iyileştirmesi için zorlar.

Ancak baba oğluna yaptığı her uygulamayı sevgiyle yapar ve yaptıklarından dolayı oğlunun çektiği sıkıntıları gördükçe kendisi bundan daha fazla acı ve hüzün duyar. Ancak babanın başka bir seçeneği yoktur; oğlunu yetiştirmeli, en yüce seviyeye ve en iyi koşula getirmelidir. Oğlunu gelişmemiş bir şekilde, sadece oyuncaklarla oynarken mutlu olduğu bir halde bırakamaz.

Dolayısıyla oğul, kendi hayatını cehennem gibi hissetmeye başlar ve top oynamak sanki onun için cennette olmaktır. Ama babası her şeyi farklı görür. Bu koşulda ne yapılacak?

Oğlun ulaşması gereken bir amaç var: Yaratılışın Düşüncesi’ni edinmek…

Bu yaratılanları mutlu etmek demektir ve o zaman Yaradan ile hemfikir olunabilir.

Oğul babasının bu yaptıklarına anlam veremese bile onun dediklerini yerine getirir ve kabul etmek için kendisini zorlarlarsa, görür ki başka çıkış yolu yoktur: Babası kendisinden daha yetişkin olduğu için onun dediklerine uymak zorundadır, zira babası hem erdemli hem de yücedir.

Bu demektir ki yaratılan şuan ki bildiğinin, Yaradan’dan ve onun tasarımından uzak halinin, üzerine çıkmaya çalışmalıdır; yoksa yaratılan Cehennem’e gider.

Kişi Yaradan’ın varlığını hissettiği zaman içsel dünyası ve hisleri; çok kuvvetli, canlı, yoğun ve berrak olur. Kişinin içerisinde yeni biçimlemeler yani imajlar ve resimler oluşturur. Aslında, Kabala kitapları bunlarla doludur. Kişi henüz manevi bir edinimi, manevi his ve algısı olmadan bazı dünyevi ve tümüyle yanlış imajlar hayal eder. Bu imajlar kişinin sadece aklını karıştırır.

İnsanoğlu; maneviyatın Yaradan ile insan arasındaki ilişki ve Yaradan’ın yaratılanın içerisinde algılanması olduğunu hâlâ anlamamakta ve kafasında bir sürü imaj ve hayal yaratmaktadır. Bizler Yaradan’ı algılamadan manevi bir dünya var olamaz. Üst Dünyalar dediğimiz şeyler realiteyi saran ve dolduran düşüncenin, Yaradan’ın, içimizde uyandırdığı ruhani hislerdir.

Bu tür hisleri içimizde keşfederek, Yaradan’ı bu dünyada, aramızda, ifşa ederiz; başka bir âlemde değil.

Kafamızda imajlar, resimler, mabut, ya da ruh tarzı imajlar oluşturmak yasaktır, çünkü bu tür şeyler yoktur ve kişi bunlara inanarak gerçeği algılamaktan daha da uzaklaşmaktadır.

Bu unsur Baal HaSulam’ın kitaplar yazmasına neden olmuştur. Ancak; tüm çabasına rağmen kitaplarının sadece bazı bölümlerinde kişinin kafasında imaj yaratamayacağı şekilde anlatımlar ve tarifler yazabildi. Özellikle “Zohar Kitabına Sulam Yorumu” kitabında Baal HaSulam, Kabalistik bir dil kullanarak; Sefirot, Partzufim, basamaklar, dünyalar ve perdeler gibi nosyonlar kullanmakta ki kişinin aklı imajlara kayıp karışmasın. O biliyor ki burada yazılanlar perde vasıtasıyla yaratılanın Yaradan ile olan ilişkileri, Yaradan’a ihsan etmek isteği ve Yaradan’ı sevmek arzusu…

Ancak Baal HaSulam’ın yorum getirmediği yerlerde sadece Aramikçe’den İbranice’ye tercüme yapması dolayısıyla kişinin aklı karışmakta. Kişinin aklına bir sürü hayal ve imaj, resim gelir ve bunların hiç birinin maneviyatla ilgisi yoktur. Her kim realiteyi beş duyusuyla algılıyorsa, manevi dünyayı da bu aynı beş duyusuyla algılar.

Soru: Herhangi bir kişi bu makaleyi okuduktan sonra “nasıl olsa Cennet ve Cehennem yok, gidip istediğim gibi eğlenmeme bakayım” diye bir sonuca varabilir.

Cevap: Doğru, insan elbette eğlenebilir. Gitsin keyfine baksın… Eğlenebildiği kadar eğlensin… Daha önce Cennet ve Cehennem kendisine bir şey yapması için baskı mı yaptı?
Maneviyata yaklaşan bir kişi maneviyata Cehennem’e gideceğim korkusuyla gelmez. Kişi insanları öldürüp, Cehennem’den korkup, Cennet’e gitmeyi arzulayabilir. Ya da kişi dünyevi hayatında bir sürü iyi davranışlarda bulunabilir; örneğin hayır yardımları yapar, fakirlere yemek dağıtır, arkadaşına komşusuna yardım eder, hayvanları korur… Bu davranışlarının hiç birisi kişiyi maneviyata, Yaratılışın amacına yaklaştırmaz. Yaratılışın amacı Yaradan’a benzemektir, bu dünyada sadece insanlara şefkatli davranmak değil.

Bu tür iyilik yapma hevesiyle insanoğlu çok büyük hatalar yapmıştır. Bakın Ruslar neler yaptı; komünizm inşa etmek istediler, sonuç ne oldu? Ve kendileri için iyilik yapmak isteyen ve “Kibutzları (İsrail’de komün hayatı yaşamak amacıyla bir araya gelen bir grup insan – oluşturdukları köy, kasaba tarzı yerde komün hayatı yaşayan bir grup insan) oluşturan o hevesli insanlara bir bakın?

Eğer gerçekten iyiliğe gelmek istiyorsak, şunu anlamalıyız ki “iyilik” =Yaradan. Tıpkı bir çocuğun kendine göre iyi olanın ne olduğunu anladığı gibi, ama babasının iyi olarak tanımladığını öğrenmesi gerektiği gibi… Bu şekilde ilerlersek kafamız karışmaz ve yolun tersine gitmeyiz. Yoksa kişinin tüm hayatı kâbusa döner, zira karşı koydukça babası sürekli kendisine bağırıp çağırmak zorunda kalacaktır. Böyle bir hayat kişi için cehennemdir.

Şu anki modern Kabala ilmi anlayışımızla bu ilmi net, yoğunlaştırılmış bir formda şu soruya cevap verecek şekilde sunuyoruz: “Kişinin hayatının manası ve amacı nedir, kişi neden yaratıldı, insanlar neden ızdırap çekiyor, nasıl acı çekmekten kurtulabilir ve mutlak şefkate gelebilir? Sükûneti ve sonsuzluğu burada, bu hayatta ve şimdi nasıl edinebilir?” Her halükarda insan doğası, neredeyse herkesi hayatın anlamına bir cevap bulmaya itecektir. Sonuç olarak doğanın baskısı arttıkça, bu soru herkesin içinde sürekli tutuşacak.

Baal HaSulam’ın “Son nesil” dediği nesil bizim neslimiz – Mesih’in nesli. “Son nesil” ne demektir? Kimse mucize falan beklemesin demektir. Manevi hocalarımızın tavsiyelerini uygulamalıyız. Zira zaman da bir faktördür. Bugün olmazsa, bir ya da iki gün sonra, koşullar kötüleştiği zaman, yaratılışın düşüncesi ile aramızdaki mesafe arttığı zaman ve bu koşullarda çok daha fazla acıya ve ızdıraba tahammül etmek zorunda kalacağız. Bu nedenden dolayı kişinin acele etmesi iyi bir şeydir. Başımıza gelen tüm kötü olaylar sadece yaratılışın amacını yanlış anladığımızdan kaynaklanıyor.

Sanmayın ki bu dünyadan daha kötü bir yer var. Burada gerçek Cehennem var ve bundan daha korkunç bir şey yok.

Cehennem’i, bizi Yaradan’dan ayıran bir takım kötü güçler olarak tanımlayarak, sadece aklımızı daha da karıştırıyoruz ve kendimizi yoldan çıkarıyoruz ve Yaradan’a yönelik çalışmıyoruz. Bunlar bizi daha da sükûnetten ve sonsuzluğun yolundan uzak tutmakta ve bu hayatımızı ölümden beter yapmaktadır, Kabalistler önce bozuk olan arzuları ifşa ederler ve sonra ıslaha başlarlar. Bu bozuk, kirli arzulara, hayvansal heveslerimize Klipot (kirli güçler) denir ve maneviyattaki karşılığı Cehennem’dir.

Soru: O zaman hayatı boyunca yaratılışın amacına ulaşamamış bir kişi, buna önceki reenkarnasyonları da dâhil olmak üzere, bu dünyada daha büyük acılara mı maruz kalmaktadır?

Cevap: Kişi bu dünyada yaşarken, Babasının kendisinden talep ettiği her şeyi yaparak, onun seviyesine ulaşana kadar, yani Yaradan’ın seviyesine gelene kadar, başka bir deyişle, Yaradan’la bütünleşene kadar, bu dünyaya reenkarne olarak geri gelmek zorunda.

Cennet ve Cehennem koşulları hem Yaradan hem de insanın kendisi tarafından tayin edilir. Bu iki formu doğru şekilde bir araya getirerek bir bütünlük oluşturmak gerekmektedir.

Telif Hakkı © 1996 - 2014 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
15 - 0,112