e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Bugünü Bil Ve Kalbine Kulak Ver

17.Makale

Zohar’da şöyle yazar, “Rabbi Elazar der ki, ‘Bugünü bil ve kalbine, Efendin Tanrı’ya kulak ver.’ Oysa şöyle demeliydi, ‘Efendi’nin Tanrı olduğunu bil’ ve sonra da ‘kalbine cevap ver,’ çünkü Efendi’sinin Tanrı olduğunu bilmek, kişinin kalbinin sesine kulak vermesine neden olur. ‘Fakat Musa dedi ki, ‘Eğer bunda ısrar eder ve Efendi’nin Tanrı olduğunu bilirsen, o zaman ‘kalbine kulak ver.’ Dolayısıyla kalbe kulak vermenin haricinde, ‘Efendi’n, Tanrı’dır,’ olduğunu bilemeyiz. Bu yüzden ‘Efendi’n Tanrı’dır,’ demek için metin önce ‘kalbine kulak ver,’ der.’”

Bunu çalışma açısından yorumlamalıyız. Çalışmada dünya uluslarının önce “duyacağız,” sonra “yapacağız,” düşüncesi yerine, İsrail’in önce “yapacağız” sonra “duyacağız” düşüncesi mantıklı görünmez. Atalarımız der ki, “İsrail duymadan önce yapacağız dediğinde, bir ses onlara şöyle der, ‘Yönetici meleklerin kullandığı bu sırrı kim oğullarıma söyledi?’” Öyle anlaşılıyor ki, “Yapacağız ve duyacağız,” diyerek onlar, insanlara değil, yönetici meleklere benzer hale gelirler.

Bunun sebebini anlamalıyız: Meleğe “elçi” denir. İki tür melek vardır:

  • Eylemin kendisine önem vermeyen ve gönderenin ne söylediğine dikkat etmeyen melekler. Örneğin, bir başkasına vermesi için kendisine paket verilen biri, paketin içeriği ile ya da gönderen ve alan arasındaki ilişkiyle ilgilenmez. Fakat gönderenin talimatlarını isteyerek yerine getirir. Şüphesiz elçi bu eylemi için ödül alır ve buna “ödül almak için hocasına hizmet xxx” denir.
  • Fakat eğer gönderen önemli bir insansa, kişinin ödülü hocasına hizmet etme ayrıcalığıdır, başka bir ödüle ihtiyaç duymaz. Bu durumda elçi gönderen ile alıcı arasındaki ilişkiyi bilme ihtiyacında değildir. Ayrıca gönderilen şeyin ne olduğuyla, paketin içeriğiyle de ilgilenmez.

Bu “yapacağız” sözünün anlamıdır, tıpkı hiçbir şeyle ilgilenmeyen bir elçi gibi, kişi, krala hizmet ederek, ona haz vermek ister ve edindiği tek haz, krala hizmet etme ayrıcalığıdır. Bu, melek, yani elçi olmanın anlamıdır.

“Duyacağız,” bilmek demektir. Böyle olduğunda kişi melek olarak kabul edilmez. Daha ziyade armağan alandır.

Yukarıdakine göre, “kalbine kulak ver” sözünü mantık ötesi “yapacağız” olarak anlayabiliriz. Sonrasında “O, Tanrı’dır” ile ödüllendiriliriz.

Eylem, kişinin bedenin sorusuna verecek cevabı olmadığındaki eylemi demektir. Kişi görür ki, bedenin sorduğu şey, cevabın olmadığı doğru bir sorudur. Düşünüp taşınma alanı yoktur, çünkü beden doğru soruyu sormaktadır. Bunun tek cevabı vardır: “mantık ötesi.” Yani beden Yaradan için yapmak istediği her şeye karşı çıksa da şöyle demelidir, “Bir Mitzva, bir Mitzva’ya sebep olur.”

Onun daima yerine getirdiği sünnet Mitzva’sı vardır. Eğer tek bir Mitzva ile mutlu olursa, çalışmayı uyandırabilir ve gayretle çalışabilir.

Ancak, bilmelidir ki her yükseliş yeni bir şeydir. Bu demektir ki, kişi yükseldiğinde bir önceki aşamasına dönmez. Daha ziyade yükseliş daima yeni bir anlayıştır, ARİ’nin dediği gibi “Gün güne, bir an başka bir ana benzemez ve kişi dostunun ıslah ettiğini ıslah edemez.”

Bununla atalarımızın dediğini yorumlayabiliriz; “Davut hamama girip kendini çıplak gördüğünde dedi ki, ‘Mitzvot olmadan, ayakta çıplak duran bana, yazıklar olsun.’ Sonra etin sünneti Mitzva’sını hatırladığında aklı yatışır. Dışarı çıktığında sekizinci gün verilen sünnetle ilgili bir ilahi okur.”

Hamamı kişinin arınmaya gelmesi olarak yorumlamalıyız. Arınmışlık aşamasına “hamam” denir. Bu sırada kişi kendine, ne kadar Tora ve Mitzvot’u olduğuna, ne kadarını Yaradan için yerine getirdiğine baktığında kendini çıplak görür. Bu geçmişle ilgilidir. Sonrasında şimdiye bakar ve şimdi de ihsan etmek için hiçbir şey yapmak istemediğini görür. Bu “Mitzvot’u olmadan, ayakta çıplak duran bana, yazıklar olsun,” sözünün anlamıdır.

Sünnet emri nedeniyle yabancı düşüncesi olmadığından, “Etin sünneti Mitzva’sını hatırladığında aklı yatışır.” Şimdi sünnet vasıtasıyla çalışma düzenini inşa etmeye başlar.

“Dışarı çıktığında bununla ilgili bir ilahi okur.” Bu demektir ki, aşamasından çıktığı anda, yani hamamdan çıkmak olarak nitelendirilen yükseliş sırasında yerine getirdiği ilk Mitzva mantık ötesi olduğundan, bununla ilgili bir ilahi okur ve tüm çalışmasını mantık ötesi temeline oturtur.

“Kendini çıplak dururken gördü,” Mitzvot yerine getirme arzusu yok demektir. Beden Keduşa ile ilgili her şeye karşı çıktığından, Keduşa ile bağı yoktur. Fakat bedenin karşı çıkamadığı “Etin sünneti Mitzva’sını hatırlar.” Kendilerini sünnet edenler bile, sünnet sırasında seçim şansları olmasına rağmen bu sırada yükseliştedirler, çünkü düşüş sırasında sünnetle ilgili artık bir seçimleri olmaz.

Peki, bedenlerini sünnet etmek zorunda olmayan kadınlar, neyle bedenin üstesinden gelecek? Bu “İsrail birbirinden sorumludur,” denilen Arvut ile mümkündür. Bu Mitzva tam anlamıyla ete, yani bedene kazınmıştır. “Aklı yatışır,” düşüş aşamasında bile o, Yaradan’ın emirlerine bağlıdır demektir.

Bu kişiye Keduşa inşa etme imkânı ve bedenine şunu söylemeyi sağlar, “Tüm Tora ve Mitzvot’tan kopmana rağmen beni çaresizliğe getiremezsin, neden hala Yaradan’ın seni yakınlaştırmasının mümkün olacağını hayal ediyorsun? Herkesten daha kötü olduğunu görüyorsun, bedenin Tora ve Mitzvot’a bağlanmaya hemfikir değilken, O’na yaklaşma ve gerçeğin, ihsan etmenin yolunda yürüme cüretini nerden buluyorsun?”

Buna cevap şudur, kişinin Yaradan’a bağlanabileceği bir şey olduğunu görebilmesi için Yaradan kasten bedende bir Mitzva, yani iptal edemeyeceği sünnet Mitzva’sı bırakır. Bu, “Kovulmuş olan O’nun tarafından kovulmaz,” sözünün anlamıdır. Daha ziyade herkes Yaradan’a yaklaşır. Bu sebeple aklı yatışır, çünkü tüm mantığını etin sünneti üzerine inşa eder. Bu sekizinci gün verilen sünnettir, çünkü Hassadim, yani mantık ötesini anlatan Bina’ya “sekizinci” denir.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,282