e-posta ile Paylaş

GÖNDER

Kabala İlmi, dünyadaki tüm ilimleri kapsar.
Baal HaSulam “Özgürlük”
“Bu ilim, gizliliğin sonunda çocuklara bile ifşa olacaktır.”
Baal HaSulam “Kabala Öğretisi ve Özü”
Son neslin günleri yaklaştığında, çocuklar bile, kurtuluşu ve sonu bilip, bu ilmin sırlarını bulacaklardır.
Sulam’ın Önsözü ile Zohar Kitabı
“Ben’i arayanlar, Ben’i bulacaklar” ve yazdığı gibi , “Aradım ve bulamadım, buna inanmayın.”
Baal HaSulam “On Sefirot Çalışmasına Giriş”
MENÜ

KABALA KÜTÜPHANESİ

Yakup Ayrıldı

10. Makale

“Yakup ayrıldı.” RAŞİ der ki, “Oysa ‘Yakup Haran’a gitti,” yazmalıydı. Neden ayrılıştan bahseder? Erdemlinin bir yerden ayrılması geride iz bırakır. Erdemli şehirdeyken oranın ihtişamı, parlaklığı ve görkemi olur. Ayrıldığında ihtişam, parlaklık ve görkem de oradan ayrılır.”

Çalışmada erdemli nedir ve erdemli geride ne iz bırakır anlamalıyız.

Yaradan’a “erdemli” denir, şöyle yazdığı gibi “Tanrı erdemlidir, Ben ve benim halkım günahkârdır.” Bu demektir ki kişi Yaradan’a yakın olduğunda, Yaradan’ın iyiliğini hisseder. Tora ve duadan tat alır ve tüm eylemlerinde Yaradan’ın yakınlığını hisseder, yaptığı her şeyi sevinç ve mutlulukla yapar.

Sonrasında Tora çalışmasından ve iyi amellerden tat alamadığı düşüş aşamasına gelir. Ancak geride bıraktığı sevinç ve iyi tadın izlenimi vardır. Bu izlenim onda bir önceki aşamaya dönme özlemi yaratır. Bu nedenle içinde bulunduğu bayağılık aşamasından çıkıp, “yükseliş aşaması” denilen bir önceki aşamaya geri dönme tavsiyesi aramaya başlar.

Bu şu soruyu akla getirir, “Neden düşüş oldu? Bundan kim kazançlı çıkar?” Belki bu aşama ona günahını ıslah edebilmesi için ceza olarak geldi. Ancak, kişi yükseliş aşamasından onu düşüşe getiren günahın ne olduğunu bilmez. Bu nedenle nasıl ıslah edeceğini de bilmez. Aslında kendinde bu düşüşe sebep olacak bir eksiklik görmez ve bunun Yaradan’dan geldiğini söyleyerek şikâyet eder. Öyleyse “Yaradan onu derecesinden düşürerek ne elde eder?”

Atalarımız şöyle der, “Erdemlinin bir yerden ayrılması geride iz bırakır.” Yükseliş sırasında Yaradan’ın orada, yani bedende olduğu kabul edilir. Yaradan kişinin Tora ve Mitzvot’ta heyecan duymasına sebep olur. Ancak kişi Yaradan’ın onun içinde olduğunun önemine varamaz, şöyle yazdığı gibi, “Ben Yaradan, takdir etmeleri ve önem vermeleri için onlarla, onların kirliliğiyle beraber olanım.”

Dolayısıyla, yukarıdan yükseliş geldiğinde kişi bunun değerini bilmezse, şükretmeyi öğrenmesi için bir kez daha cennetten indirilir. “Neden kişi yükseliş aşamasına değer vermelidir ki?” diye sorabilirsiniz. Bu Baal HaSulam’dan öğrendiğim gibidir, ışığın dereceleri arasında fark yoktur. Daha ziyade Gadlut ve Katnut konusu, Kapların edinimine bağlıdır. Alınan ışığın ölçüsü, Kapların ışığı edinmesi ölçüsüne göredir. Bu sebeple Baal HaSulam der ki, kişi yukarıdan bir şey aldığında ve bunun değeri hissiyatı içinde olduğunda, aydınlanma içinde büyür ve daha büyük bir ışığa ihtiyacı olmaz. Daha doğrusu aydınlanmaya değer verdikçe ışık büyür ve her sefer daha yüksek bir derecede onun için parlar.

Öyle anlaşılıyor ki, onu derecesinden düşüren günah koşulundan memnun değildir. O derecede sonsuza kadar kalmak istemez. Dolayısıyla düşüş kendi iyiliği, ona kutsallığın derecelerinde yükselme becerisi vermek içindir.

“Erdemlinin bir yerden ayrılması geride iz bırakır. Erdemli şehirdeyken oranın ihtişamı, parlaklığı ve görkemi olur,” yani ihtişam ordadır, ama kişi bunun değerini bilmez. Bu nedenle “Oradan ayrıldığında ihtişam, parlaklık ve görkem de ayrılır.”

“Erdemlinin bir yerden ayrılması geride iz bırakır,” yani erdemli şehirdeyken değer bilmedi, tersine arkasını döndü ve gitti.

Buna “iz bıraktı” denir, yani bütün dereceler orda olmasına rağmen buna dikkat etmedi, oysa ışıkta bir değişiklik olmadığını, her şeyin Kaplara bağlı olduğunu bilmeliydi. Öyle anlaşılıyor ki, ayrılışı günahla ilgili değil, kutsallığın derecelerinde yükselmesini sağlamak içindir.

Sonra içinde bulunduğu aşamanın üstesinden geldiğinde şöyle der, “Hiç şüphe yok ki, iyi ve iyilik yapan Yaradan bana bereketle yaklaşıyor. O, benim O’nun gibi hissetmemi istiyor.” Yani kişi İlahi Bereketi meşrulaştırır. Akabinde ihsan ve mantık ötesi çalışmanın önemini görür. Buna “Erdemli şehirdeyken oranın ihtişamı, parlaklığı ve görkemi olur,” denir.

“Oradan ayrıldığında,” yani kişi İlahi Olan’a değer vermekten uzaklaşmış ve her şeyi mantık dâhilinde görmek istemiştir. İhsan çalışmasında tat hissetmez. Sonra, “Oradan ayrıldığında ihtişam, parlaklık ve görkem de oradan ayrılır.” Bir kez daha kendini-sevmeye düşer.

Bu “Erdemlinin bir yerden ayrılması geride iz bırakır,” olarak kabul edilir. Kişi şöyle düşünür, “Şimdi çalışmadan iyi tat aldığımdan artık daha fazla mantık ötesi çalışmaya ihtiyacım yok,” fakat bu şekilde erdemliğin bedenden ayrılmasına sebep olur. Sonrasında içindeki izlenim nedeniyle mantık ötesi çalışmadan çıkmamak için ne yapması gerektiğini öğrenmiş olur. Baal HaSulam der ki, kişi “artık desteğim var, cennet ve yeryüzü arasında değilim,” demeli, derecesinden düşmelidir, çünkü sonrasında mantık ötesi anlayışa gelir.

Bundan anlaşıldığı üzere derecenin ayrılığı kişide iz bırakır, böylece bir dahaki sefere dikkatli olması gerektiğini bilir ve daima İlahi Olan’ı takdir eder.

“Bakın, yeryüzüne ucu cennete uzanan bir merdiven kuruldu; Tanrı’nın melekleri onun üzerinde çıkıyor ve iniyor.” Yorumcular der ki, “Oysa önce ‘iniyor,’ sonra ‘çıkıyor,’ yazmalıydı.” Çalışmada bunu anlamak için merdivenin insanı ima ettiğini anlamalıyız: İnsan aşağıda durur, yeryüzünde, fakat başı cennete uzanır ve bu nedenle merdivenin yeryüzünde olmasından şikâyet etmemelidir.

Ancak, öncelikle “yeryüzü” ne demek anlamalıyız. Yeryüzü en aşağı şeydir. Ama yine de muhteşem meyveler, güzellikler yeryüzünden gelir.

Eretz (yeryüzü), alma arzusunu ima eder, tüm yaratılış ve yeryüzünde var olan tüm kötülük bu arzudan gelir, bilindiği gibi savaşlar, katliamların hepsi alma arzusundan kaynaklanır. Bu “yeryüzündeki merdiven” olarak adlandırılır, çünkü kişi dünyaya ilk geldiğinde yeryüzüne yerleştirilir, burası “almak istiyorum” yeridir. Bu bayağılık olarak kabul edilir, çünkü bundan daha aşağıda olan bir şey yoktur. Ancak, “ucu cennete yükselen,” söz konusudur, yani özellikle merdiven vasıtasıyla bu mümkündür.

Bilindiği gibi yaratılış özü sadece alma arzusudur. Sonrasında “form eşitliği” denilen ıslahlar gelir, bu demektir ki, “yeryüzü” denilen alıcı ile “veren” denilen cennetle form eşitliğini elde eder. İnsan dünyasal koşullarda olsa bile başı vasıtasıyla—“merdivenin sonu”—ihsan etme arzusuna, form eşitliğine ulaşabilir.

Yaratılışta önce alıcı ortaya çıkar ve sonra ihsan etme ıslahına gelir. Başlangıç yeryüzündedir, sonra cennete ulaşılır. Bu demektir ki, insanın başlangıçta ihsan kıvılcımlarına sahip olmaması ve dünyasal konularla meşgul olması onu etkilememelidir. Tersine inanmalıdır ki, Yaradan’ın gitmemizi istediği çalışma yolu budur.

Bununla şu yazılanı anlayabiliriz, “Tanrı’nın melekleri yükseliyor ve iniyor.” Şöyle sorulur, “Melekler zaten gökyüzünde, öyleyse ‘çıkıyorlar’ değil ‘iniyorlar’ yazılmalıydı. Anlamalıyız ki meleklere “ulak” denilir, bu Yaradan’ın temsilcisi olan insanı ima eder. Yaradan’ın yolundaki insanlara “Tanrı’nın melekleri,” denir. Önce yeryüzüne yerleştirilmiş merdivenle yükselirler, bu “ucu cennette uzanan,” olarak kabul edilir. Sonrasında düşerler, yani merdivenin iki ucu olduğu için çıkış ve inişleri deneyimlerler; 1) “yeryüzüne yerleştirilmiş,” yani bayağılık yerine, 2) fakat “ucu cennete uzanan.”

Bu demektir ki, “ucu cennete uzanan,” yani cenneti takdir ettiği ölçüde var olmanın “yeryüzüne yerleştirilmiş,” bayağılığını hissedebilir. Fakat bununla ilgili hiçbir fikri yoksa düşüşte olmak onu ilgilendirmez.

Oysa yükselmesi ölçüsünde düşüşün bayağılığını anlayabilir. Bu nedenle kişi düşüş aşamasında olduğunu cennete ulaşmanın önemini hissettiği zaman idrak ettiğinden, önce “çıkıyorlar” sonra “iniyorlar,” yazılmıştır.

Ayrıca yükseliş ve düşüşü şu şekilde de yorumlayabiliriz. Diyelim ki biri ticaretle uğraşıyor ya da bir fabrikada çalışıyor ya da basitçe sokakta yürüyor. Birden uykusundan uyanır ve kendini düşüş aşamasında bulur, bu sırada bilmelidir ki, düşüşte olduğunu idrak etmesi ona yukarıdan gelmiştir. Buna önce “yükseliş” sonra “düşüş” denir, şayet derecede yükselme, yukarıdan uyanış olmasaydı bu hisse gelemeyecekti. Ona yukarıdan seslenilmiştir.

Yukarıda yazılana göre tüm çalışmamız “yeryüzüne ucu cennette uzanan bir merdiven yerleştirildi,” budur. İnsan için merdivenin iki anlayışı vardır ve bu iki anlayışla yaşam merdiveninden yükselir.

1) Kişinin perspektifinden, alma arzusu, yani bayağılık aşaması “yeryüzündeki merdiven,” dir. Yeryüzü almak, cennetten alan Nukva (dişi) demektir, cennet ise veren, “erkek” tir. “Ucu cennete ulaşan” ihsan etmek demektir. Kişi ihsanı başı olarak kabul ettiği ölçüde alma arzusunu, “yeryüzünü” bilir.

2) Eretz’i (istiyorum) baş olarak kabul ettiğinde ise cenneti bayağılık olarak bilir.

Ayrıca “Tanrı’nın melekleri” demek bu dünyaya Yaradan’ın arzusunu yerine getirmek, ıslah yapmak için geldiğini bilen insan demektir. Bu demektir ki, onlar yeryüzüne yerleştirilmiş yaşam merdivenini görürler.

“Ucu cennete uzanan,” ihsan etmek demektir. Onlar ihsanı bekler, çünkü çalışmalarının özü Yaradan’a memnuniyet vermektir ve bu “baş” olarak kabul edilir. İhsan edebilecekleri bir arzu edindiklerinde bunu sevinçle kabul ederler, bekledikleri şey budur.

Telif Hakkı © 1996 - 2015 Bnei Baruh. Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede sunulan tüm materyal, Bnei Baruh Kabala Eğitim ve Araştırma Enstitüsü tarafından dünyanın ıslahı ve hayatın iyileştirilmesi amacı ile sunulmaktadır.
Bu nedenle, içeriği değiştirilmediği ve kaynağına gönderme yapıldığı takdirde, tüm materyalin kullanımına ve dağıtımına izin verilmiştir.
18 - 0,107